*
A t
í
H A F T A K O N U Ş M A S I
Tanıdığını
stadları
V 'îstinyedeki yalımızın misafirleri — Hangi birini anlatayım? —
Hacı Arif Bey — İran Şahının nişanı — Recai Zade Ekrem'in
piyanosu — Devlet Efendi — Boğaziçi mehtapları — Tatyos’un
kemanı — M , Reşit Ef. — “ Habgâhı yare girdim...,, Rahmi Bey
laturka saz fasıllarını radyo programlarından kaldırmak tasavvuru varmış. Geçen gün ilk sayfadaki köşemde bu hususta neler düşündüğümü yazmış bulundu ğum için o bahsi artık tekrarlara rya- eağoM. Sevgili okuyucularımın birço ğundan, beni tasvip eder mahiyette aldığım mektuplar, muhatap olduğum telefon konuşmaları alaturka musi kinin bu yurtta daha pek çok hay ranları bulunduğunu isbat etti. Bu müşahedenin ben'ı ne türlü sevindir diğini tarif edemem. Şimdi, o gör düğüm alâka üzerine, bugünkü ko nuşmamı, yarım asırlık bir zaman- danberi tammış olduğum saz üstad- larına, meşhur bestekârlarımıza tah sis ediyorum.
Babam, Recaizade merhumun evi o zamanla şairleri, edipleri ve güzel sanat mensuplarının toplantı yeri gi bi idi. Hele ağabeyim Nijad’m ölümün den evvel, İstinyedeki yalımıza Tan rının günti ve gecesi onlardan biri veya birkaçı mutlaka gelir misafir olurdu.
Böylece, Hacı A r if beyden Rah mi beye kadar, musikîmizin en sar nafckâr ûstadlarıni tanımak, dinle mek, sevmek fırsatını buldum. K lâ sik repertuvarimizda ölümsüz bir mevki edinmiş pıeşbur bestelerden, şarkılardan bazılarım ilk defa hem de mübdilerinden^ dinlemek hazzını duydum.
Baba muhitinin dışında da ta aldık larım oldu. Ahmet Ra simle, Tambu ri Cemil ile, girıfzen Asım beyle, ve
C D U n pek genç ölen oğlu Musa Sü rt yya ile ahbaplık, dostluk ettim.
Şimdi her birini sizin için haya limde canlandırmağa, her biriıvn hu-j susiyetterini en ince teferruatına k# dt,r hatırlamağa çalışıyorum.
Hangisinden başhyayım ? Tarih ve sıra gözetmiyerek, gözümün önü ne en önce-hangisi gelirse ondan bah Setmek en doğrusu.
İşte Hacı A r if Boy! Adını işitmi- yen, biribirinden güyel eserlerini din leyip de gaşyoîmiyan var mı?
« T e l i f edebilsem Feleği, ah, «m e thale».» | Şarkısını hanginiz mırıldamadı nız, acaba?
Orta boylu, narin yapılı bir adam. Etekleri diz kapaklarına varır baba yani ¿raketinin önü daima iliklidir. Gayet bol paçalı pantolonu, kaloş - kunduralı ayaklarım kâm ilen örte cek kadar iner. \
Uzun yüzü, elâ gözlerinin alev a- lev yanan bakışlarından nur alır. K ı rı ziyade top sakalı da o yüze halâ- vet verir.
Son derece terbiyeli ve mütevazı- âir. Yine o derecede saftır. Çocukça duyguları, basit şeyler için sevinme leri vardır.
Günün birinde, İranın, ihtişam ve azameti kadar güzel sanatlara sevgi ve saygısde de meşhur sefiri Muhsin han, üstadın, Şirazlı Hafızın bir manzumesini bestelediğini haber alıyor.
Beste cidden nefistir. Muhsin ona hayran oluyor v® notasını yazdı rıp Şehinşaha takdim ediyor, şahın da makbulüne geçen o best nin karşılığı bir nişandır. Hacı bey o nişanı göğsüne takıp bir re
sim çektiriyor.
Rec&izadeye bir suretini verdiği, o resmin altında, bestekârın kendi zadei tab’ı olan şu beyit yazılıdır:
ŞShı İran etti ihsan şîr-n
ten nişan Beste! « Y â eyyübessakîyi H a fız dan» iç in
Yazan:
E R C Ü M E N D
EKREM TALU
O
tarihte, alaturka musikiye hevesli olanların arasında pi yano çalanlar da bulunurdu. Bunlar dan biri babamdı. Piyanosunun önü ne oturur peşrevi, sazsemaîsi, bestesi ile beraber mükemmel bir fasıl ya par ve beğendirirdi. Belki herkesin malûmu değildir. Fakat rahmetlinin bizzat bestelediği şarkılar da vardır. Bu meranda:İstanbul Şehir Üniversitesi Kütüphanesi Taha Toros Arşivi