• Sonuç bulunamadı

Babadan oğullara Ostrorog'lar

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Babadan oğullara Ostrorog'lar"

Copied!
5
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

tVc

k~t

f 9 9 /

OSTROROGNÂME

TT- 5 3 3 $ 5 1

Babadan Oğullara

Ostrorog'lar

M. Ş. GÜZEL

T

ü rk iy e 'd e g e n e l o la ra k

"Adliye nezaretinde müşa­ virlik eden Alman Kontu " veya "İktisat nâzırının Alman asıllı müşaviri" diye yanlış olarak anılan K o n t L eo n O s tro ro g P o lo n y a kökenlidir ve Fransız vatandaşıdır. A ile s iy le b ir lik te 19. y ü z y ılın başındaki Polonya-Rusya savaşı sonrasında Polonya'yı terkettikleri- ni sanıyorum. Rus çarlarının baskı ve zulmüne dayanamayıp asilleri öncülüğünde başkaldıran Polonya­ lIlar yenilince, yoksullar faturayı öderken asiller ülkeden ayrılmak zorunda kaldılar. Fransa yanında doğrudan doğruya Osmanlı İmpa­ ratorluğuna sığınanlar da oldu.

17 Mayıs 1985'te Paris'te iki saate yakın söyleşi yaptığım Kontes İşka Ostrorog, "Kırım savaşından sonra birçok asilzadeyle birlikte Ostro­ rog'lar da Polonezköy'e yerleşiyor­ lar. Bunların birçoğu daha sonra Osmanlı topraklarını terkediyor, yurtdışına gidiyor, oralarda kalı­ yorlar. Ama Ostrorog'lar İstanbul'a yerleşmeyi tercih ediyorlar." dedi. B elk i de önce P a ris'te bir süre y aşad ılar, İstan bu l'a gelm eden önce. Böyle düşünmemin nedeni Kont Leon Ostrorog'la ilgili araştır­ malarımı sürdürürken bulduğum ve Kont'un 1890'larda yazdığını sandığım bir öyküsüdür.

Adı "La Dernière Partie" (Revue

Littéraire et Artistique, s.301-311,

tarihi yazılmamış. BN, 8 Y2 45498). Ö y k ü M. Le D uc (M . de C h a- bau-Crance) ile iki kız kardeşinin

(Mlle. Victurnienne ve Mlle.

Adélaide) bir "partie de whist"ni anlatıyor. Ayrıca Mme. de Polig- nac, yaşlı hizmetçi Jean gibi kahra­ m anlar var. Ö yküden çok tanık olunmuş olaylar anlatısı izlenimi veren gençlik ürününde temalar, yaşlı insanların yalnızlığı, toplum­ dan kopukluğu, ölüm korkusu ve sürgün yıllarının ağırlığı. Ölüm evde heryerde. Önce Dük ölüyor. Onu Mile. V icturnienne izliyor. İkin ci kız kardeş artık daha da y aln ız, ölüm k ork u su y la daha içiçedir. Mlle. Adélaide de bir süre sonra ölüyor: "Yaşlı hizmetçi Jean gürültüyü duyunca uyandı, onu

kaldırmak için koştu. Yaşlı kadın beyin kanamasından ölmüştü."

Kont Leon Ostrorog’un öğrenimi­ ni P a ris H u ku k F a k ü lte s in d e yaptığını biliyoruz. Doktora tezini de ay n ı fa k ü lte d e sav u n u y o r. Başlığı çok uzun: Droit Romain de la

C om ptabilité des B anquires/D roit Français et la Législation Comparée de la Constitution des Sociétés Anonymes en France, dans l'Empire allemed, et en Grande-Bretagne. Tez jürisi başkanı

Profesör Lyon-Caen'dir. Bu aile günümüze dek Fransa'nın en ünlü hukuk öğretim üyelerini çıkarmak­ la tanınıyor. Jüri üyeleri şu profe­ sörler: Boistel, Cauwes ve Faure. Tezi 1892'de L. Larose et Forcel yayınevi tarafından Paris'te yayın­ lanıyor. Tezini babasının anısına

f

(2)

adıyor "A la mémoire de m ai pète" Ön­ sözden sonra giriş (Introduction Historique) ve iki büyük bölüm var.

Kontun İstanbul'a gelişi konu­ sunda rivayet muhtelif. Kimine göre, 1890'lı yıllarda Osmanlılarca davet edildi. Başkaları onun Fran­ s ız h ü k ü m e t i n c e O s m a n l ı hükümetine malî konularda danış­ manlık yapması için görevlendiril­ diğini belirtiyor. Mystère ? Kanımca Kont 1890'larm başında İstan­ bul'dadır. 1894 veya 1895'te İtalyan kökenli, levanten ve çok varlıklı bir aile olan L o ra n d o 'la rın Jean n e isimli kızıyla evleniyor. Güzel kız 1870 doğumlu. Bu evlilik sayesinde aristokrat bir ailenin çocuğu Leon zengin bir aileye dam at oluyor. İs ta n b u l'd a k i z e n g in liğ in b ir bölümünün bu evlilikten kaynak­ landığını söylemek abartma olmaz. İlk çocukları Jean 1896'da, İkincisi Stanislas veya kısaca Stas 1897'de doğdu. Kont'un çok iyi bir Katolik olduğunu gösterm esi açısından çocuklarına verilen isimlerin iki Aziz ismi olduğunun altını çize­ lim.

Kont 1905'te Société Littéraire’in başkamdir. 30 Mart 1905'te İstan­ b u l'd a n g e m iy le M a rs ily a 'y a hareket etmek üzere olan Pierre Loti’yi yolcu eden Fransalı zevat arasındadır. Loti'yi 1904’te Cladue Farrère Kontes Ostrorog'a takdim etmişti. Loti, Farrère'in komutanıy­ dı ve onun ilk edebî çalışmalarını övüp destekleyendir.

Bu y ılla rd a K on t'u n İstan b u l Ü niversitesinde ders verdiği de söylenir.14 Eylül 1908'de kurulan A hrar F ırk ası'n ın program ının hazırlanmasına yardım ediyor. O yıllarda İstanbul'da yayınlanan Fransızca gazetelerde m akaleler yazıyor. 11 Ağustos 1908 tarihli Stamboul'daki "Les points sur les 1" isimli uzun makalesi gibi. Bu arada polem iklere karışıyor. Y anıtları yine aynı gazetelerde yayınlanıyor. 11 Aralık 1908 tarihli Stamboul v eló A ralık 1908 tarih li La P atrie'ye bakılabilir. Yani uzun sözün kısası o yıllarda Kont tanınan, görüşlerine önem verilen, yazıp söyledikleri tartışma konusu yapılan biridir.

Adalet Bakanlığı Adlî

Müşaviri

T ü rk iy e'd e işçi h a rek eti ta rih i üzerine çalışanların birçoğunun belirttiğine göre, Kont Leon Ostro- rog, 8 Ekim 1908 tarihli ve 35 sayılı Tatil-i Eşgal Cemiyetleri Hakkında Kanun-u Muvakkat (TECHKM) ile bu nu n d evam ı n ite liğ in d e k i 9 Ağustos 1909 tarihli ve 116 sayılı T atil-i Eşgal Kanunu'nun (TEK) hazırlayıcısıdır. Bu tüzel düzenle­ meler, bilindiği gibi, 23 Temmuz 1908'den sonra birb iri peşi sıra örgütlenen ve sayıları yüze yakla­ şan g re v le re y asal b ir çerçev e getirmek ve sendikaları yasakla­ mak amacıyla çıkarıldılar. Örneğin Hüseyin Avni Şanda (Türkiye'de 54

Yıl Önceki İşçi Hareketleri, İstanbul,

1962, s.26 ve 27) şunları yazıyor: "Zaten, sendika kurulması, Alman kapitalistlerinin teşviki ve Adliye n e z a re tin d e m ü ş a v ir lik ed en A lm an K o n tu O s tro ro g u n 'u n (aynen böyle yazılı) aracılığıyla, k a n u n la rla y a p ıla n d e ğ iş ik le önlenmiştir. " Kontun tâbiyetini ve ismini yanlış yazan sadece Şanda değil. Şimdi sadece onun günahını alm ayalım . İsm ini O strog diye yazanlar bile var. Alman olduğu varsayılıp Ostrogotlarla karıştırıldı herhalde.

Türk siyasal hayatı dalında uğraş veren bilim adamları bu konuda gerçeğe yakınlar. Örneğin rahmetli Tarık Z afer Tunaya (T ürkiye'de

Siyasi Partiler, 1859-1952, İstanbul,

1952, s.240) şöyle diyor: "Comte Leon Ostrorog, adli ıslâhat dolayı- sıyle müşavir olarak celbedilmiş bir Fransız hukukçusudur." Tunaya, yapıtının genişletilmiş yeni baskı­ sında (Türkiye'de Siyasal Partiler,

Cilt: I, İkin ci M eşrutiyet Dönemi,

İstanbul, 1984, s.143) "Kont Leon O stro ro g Leh a s ıllı b ir a iley e mensup olmakla birlikte Fransız- dır." diyor. Feroz Ahmad (İttihat ve

Terakki, Ankara 1984, s. 326) Kont

için "Babiâli'nin hukuk danışmanı, 1898-1914." bilgisini veriyor.

Kont'un Adalet Bakanlığı danış­ m a n lığ ın a a ta n m a s ın d a 1909 b aşın d ak i bakan M any asizad e Refik Bey'in rolü belirleyici. Bu atanma tartışmalara konu olduktan sonra 9 A ğu stos 1909'd a, yani

TEK'in kabul edildiği gün, Meclis tarafından onaylanıyor. Manyasi- zade'nin mason olduğu bilindiğin­ den, acaba Kont ta moson muydu sorusu akla geliyor. Şu kesin Kont, onu takdir ediyor. Nitekim Pour la

Réforme de la Justice Ottomane (Paris,

1912) isimli kitabını ona adamıştır. Aynen şöyle: "A la m ém oire de Maniassi-Zadé Refîq Bey". O sırada rah m etli o lan M a n y a siz a d e'y i anmanın inceliğidir bu.

Adalet Bakanlığı danışmanlığına iki yıllığına atanan Kont, bu süresi dolmadan 31 Mart 1911'de istifa edip ay rılıyor. İstifasın d a yeni bakan ve/veya bakanlık bürokrat­ larıyla anlaşamamasının rolü var mutlaka. Ayrıca 9 Ağustos 1909'da atanm ası M eclis'te tartışılırk en birçok Müslüman milletvekilinin m u h a le fe ti de u n u tu lm a m a lı. Ç ü n kü K on t "B a tı H u ku ku n u tem sil ediyordu" ve M üslüm an memleketinde salyangoz satmak o yıllarda oldukça zordu. Hükümet Kontu danışmanlığa getirerek ticari ve adli usul yönünden geri kalmış O sm a n lı m e v z u a tın ı y en id en düzenlemek ve giderek Kapitülas­ y o n la r ı k a ld ırm a k a m a cın d a old u ğu nu b e lirtti. K astam onu m ille tv e k ili ve H u ku k O ku lu profesörü Yusuf Kemal Bey hükü­ m etin ö n e risin i d e s te k le d i ve K ontu n B atı H ukuku y anınd a İslam Hukukunu da çok iyi tanıdı­ ğını belirtti. G erçekten Kont ilk cildi 1900'de İkincisi 1901'de üçün- cü sü 1 9 0 6 'd a y a y ın la n a n çok önemli bir çeviriye imzasını atmış­ tı: El-Mâverdi'nin (974-1058) İslam kamu hukuku konusundaki dev eseri El-Ahkâm Es-Soulthâniyya'nm Fransızca çevirisine. Kont 29 dil biliyordu. Ösmanlıcayı da çok kısa zam anda ö ğ ren m iştir. Ama ne gam! İslam'ın savunucusu oldukla­ rını iddia eden milletvekilleri ikna olmadılar. Buna karşın danışmanlı­ ğa atanması 64 oya karşı 99 oyla b e n im s e n d i. A m a m u h a le fe t d in m e d i ve bu n e d e n le K on t istediği gibi çalışamadı. Bu yüzden istifasını sadrazam Hakkı Paşaya sundu. K ontu n bu süre için d e y ap tık ları, A dalet Bakanına ve hükümete sunduğu raporlarla yasa önerileri, yukarıda adını verdiğim 7 4 - 1 0

(3)

OSTROROGNÂME

ve 1912'd e P a ris 'te A. Ped one yayinevince yayınlanan kitabin- da.Önsözünü İstanbul'daki Rusya Büyükelçiliğinde tercüman olarak çalışan, İstanbul'a 1898'de varan ve 1914'e kadar kalan "liberal rus" ve Kont gibi hukukçu olan André Mandelstam yazdı. Önsöz 15 Şubat 1912'de İstanbul'da yazılmış.

Kontun danışman olarak yaptık­ ları Adalet örgütlenm esini, usul hukukunu, avukatlık mesleğinin düzenlenmesini, ticaret hukukunu, Kapitülasyonların gözden geçiril­ mesini vb. konuları ilgilendiriyor. Grev ve sendika konusunda çalış­ masından söz edilmiyor. Bu doğal. Çünkü Osmanlıda bu işler "zabıta­ nın ilgi alanı" içine girdiğinden İç iş le r i, Z ap tiy e ile T ica re t ve Bayındırlık bakanlıklarının sorum­ luluğunda. TEK'in yürütülm esi konusunda Adalet Bakmlığına da yükümlülük verilmiştir. Ama TEK ve ön cek i tü zel d ü zen lem en in hazırlanmasında diğer bakanlıkla­ rın söz ve karar sahibi olduğu açık. Dolayısıyla işçi hareketi üzerine yazdıklarımızda Kontun günahını boşuna almışız.

Kontun ilk raporu 6 Şubat 1909 tarihli ve Manyasizade'ye sunul­ m uş. A d alet m ek a n iz m a sın ın reform uyla ilgili bu rapor onun, daha danışmanlığı onaylamadan Bakanlık için çalıştığını gösteriyor. 15 Temmuz 1909 tarihli yasa önerisi ve daha sonrakiler Manyasiza- de'nin (Mart 1909?) ölümü üzerine y e r in i a la n N e cm e d d in B ey e sunulmuştur.

Kontun 1909'da İstanbul'da, F. Loeffler m atbaasında (1-5 Tünel Meydanı, Pera ) yayınladığı Pour la

Réforme de la Justice isimli kitabı,

1909 yılında Adalet bakanlarına su n d u k ların ı içeriy or. 1912'de y a y ın la n a n k ita p ta b u n la r ve sonrakiler var. 1909 Tarihli kitabı Paris'te Hukuk Fakültesinin (Sor-

bonne'un) Kütüphanesinde. Üstün­

de "Don de M. Lyon-Caen" yazılı. Öğrenci Leon, tez yöneticisi profe­ sörüne kitabından bir adet gönder­ m iş d em ek . O da d ah a son ra kütüphaneye bağışlamış.

Bu ik i k itap K ontu n O sm anlı Adalet sistemi üzerine kafa yordu­ ğunun delilleri. Hukuk tarihçileri­

mizi yakından ilgilendirece­ ğine kuşku yok. 1909-1911 arasında başarısızlıkla sonuç- lan an d en ey im in e k a rşın Ostrorog adalet sistemimizin düzenlenmesinde etkili ol­ muşa benziyor. Ama nasıl, hangi ölçüde ve ne düzeyde? Araştırılması gereken konu­ lar. Şu söylenebilir: Danış­ m anlık tan istifa etm esine karşın Kont sesini duyurma­

nın yollarını aramıştır.

1912'de bu kitabı yayınlaması bu anlam a g elm iy or mu? Dahası Batı ve Doğu kültür ve dillerini çok mükemmel düzeyde tanıyan Kont bu iki m erkez (ku tu p dem em ek için ) arasında aranan bir köprü oluştur­ muştur.

Çok Yönlü Bir İnsan

Kont çok boyutlu bir varlık. Bu kesin. Dönemin gazete ve dergile­ rine yansıyan yazılarından ve ona ilişkin gazete haberlerinden edin­ diğim izlenim Kontun sosyal yönlü bir liberal olduğu. Bu arada İstan­ bul hayranı olmakla birlikte Ba- tı'nın ve özellikle Fransa'nın çıkar­ larının "akıllı savunucusu". Yani aşırıya kaçmadan Batı çıkarlarını savunan biri. Bu tavrında Doğulu insanı, onun alınganlığını bilmesi­ nin etkisi kesin.

Kontun kimi işçi örgütüne karşı­ lık s ız hukuk d a n ışm a n lığ ı ve yardımı yaptığı yazıldı.

Bu durumda Kontun kimi diplo­ matik haberleşmede adının geçme­ m esi şaşırtıcı olurdu. İki örnek seçiyorum. İlki 16 Haziran 1909'da İstanbul’daki Fransa Büyükelçili­ ğinden Fransa Dışişleri Bakanlığına g ö n d erilm iş. Şöy le ki: " İzm ir musevi milletvekili Nassim Mazli- ah (ay n en ) K ont O stro ro g ile ilişkiye girdi. İttihat'm kurucusu­ nun amacı Ostrorog’un katkısı ve işbirliği ile L'Union isimli bir gazete çıkarm ak . Bu g azete İttih a t ve Terakki'nin çıkarlarını savunacak. Ancak îttihat'm ilk sayıları Mazliah ile Tanin'in tanınmış yazarlarından Cavid ve Hüseyin Cahit arasında oldukça önemli ayrılıklar bulundu­ ğunu gözler önüne serince, Kont

O s tro ro g y ö n e tim i k e n d isin e önerilen gazetenin programını ve g elir k ay n ak ların ı öğrenm enin yolların ı aradı. D eutsche Bank, Deutsche Orient Bank ile Krupp'un gazete yazı kuruluna 150.000 Frank ödemiş olduğunu, şaşırarak öğren­ di. Bu koşullarda L'Union'la işbirli­ ği yapamayacağı sonucuna ulaştı ve kararından beni derhal haberdar etti." Diplomatik dilin kemiği hiç farkedilm ez. Fransız diplom at, "Konta bu bilgileri ben verdim ve o da hemen işbirliğinden vazgeçti" diyemeyeceği için böyle dolaylı bir dil k u llan ıy o r. H er n eyse, biz, Kontun kendisine yapılan tekliften Büyükelçiliği hemen bilgilendirdi­ ğini öğreniyoruz. Bu arada Kontun makalelerini yayınladığı Stambo-

ul'un başlığı altında "yakındoğuda

fransız çıkarlarının organı" (orğane

des intérêts français dans le Levant)

ibaresi yazılı olduğunu da anımsa­ talım.

İkinci diplomatik belge Washing­ ton kaynaklı. G önderen Fransa büyükelçisi. Alan Fransa Dışişleri B akanlığı. T arihi: 3 Ocak 1910. Okuyoruz: "Yürürken, Osm anlı işgüderi Rüstem Bey'e rastladım. "Sizinle yürüyebilir miyim?" deyip izin aldıktan sonra benimle biraz yürüdü. Bana hemen Kont Ostro- rog’u tanıyıp tanımadığımı sordu. Hani 11 Aralıkta M. Bompard'ın mesajında adı geçen kişi. Polonya- lı-fransız kont yani. Rüstem Bey bu yabancının Türkiye'de çok iyi bir izlen im b ıra k tığ ın ı, İstan b u l'a yerleştiğini ve Osmanlıcayı çok iyi ö ğ re n d iğ in i ve k o n u ştu ğ u n u

(4)

b e lir tti. B ilg is i ve T ü rk iy e 'y e gösterdiği dostluktan etkilenen Hükümetinin onu Adalet Bakanlı­ ğının örgütlenmesiyle görevlendir­ diğini anlattı."

Bu a r a d a F e r o z A h m a d (s. 153-156), Kont Ostrorog'un, "Situa­ tion en Turquie" başlıklı bir metnini İngiltere Dışişleri Bakanlığı Arşi­ vinde bulmuştur. "Osmanlı Adliye N e z a re ti A d li M ü şa v iri K ont O stro ro g 'u n g örev in d en istifa ettikten hemen sonra yazdığı ve ö z el o la ra k S ir E y re C ro w e 'a gönderdiği muhtıra"da İmparator­ luğun siyasi durumu ile iktidar ve m uhalefet ilişk ileri ayrın tılı ve yetkin bir biçimde anlatılıyor.

Kontun Türkiye'ye ve sorunlarına ilgisi daha sonraki yıllarda sürüyor. B u nu y a y ın la d ığ ı k ita p la rd a g ö reb iliriz. 1919’da Londra'da, y ay ın lan an k ita b ı: The T urkish

P roblem , Things Seen and a Few Déductions. Kitap Fransızca yazıl­

dıktan sonra İngilizceye W. Step­ hens tarafından çevrilmiş. Kont'un İngililizce ikinci kitabı: The Angora

Reform adını taşıyor. (Londra, 1927)

Bu kitap o sırada Londra Üniversi­ tesin d e öğretim g ö rev lisi olan K ont'un, Ü niversitenin 100. yıl kutlamaları vesilesiyle 27, 28 ve 29 Haziran 1927’de verdiği üç konfe­ ran sın ı iç e riy o r. K itab ın P aris Hukuk Fakültesi Kütüphanesinde bulduğum örneği Kont tarafından Kütüphane müdürüne gönderil­ miştir. İlk sayfasında "saygılarla" d e d ik te n son ra im z a la m ış tır. Kitabın başlığı altındaki açıklama­ dan Kont'un Londra Üniversitesin­ de İslam Kamu Hukuku ve Türk Toprak Hukuku derslerini verdiği­ ni ö ğ re n iy o ru z . 1 9 3 0 'd a k i bir çalışması ise "Les droits de l'Hom­ me et des minorités dans le droit m usulman" başlığını taşıyor (in

Séances et Travaux de l'A cadém ie Diplomatique Internationale, Ocak-Mart

1930). Basile N ikitine, La Nation

Iran ien n e (K rakov, 1949) isim li

y ap ıtın d a K on t'u n bu y a z ısın ı zikrediyor ve şunları belirtiyor: "Hukukçu ve İslam Hukukunu iyi ta n ıy a n K on t Leon O s tro ro g , İslam'ın İnsan Hakları (özgürlük, mal ve kişi dokunulm azlığı) ve toplu m sal sözleşm e teo rilerin i

tanıdığını, itaati yadsıma hakkını ve hatta Halifenin yanlış yapması veya yasadışı eylem ler için emir vermesi halinde isyan, başkaldırı haklarını benimsediğine inanıyor." Nikitine ekliyor: " Yetkin uzmanın görüşüne itiraz etmeksizin bunun daha çok teorik bir değeri olduğu­ nu düşünüyorum." (s.197)

Kontun 29 dil bildiğini daha önce belirttim. Arapçayı çok iyi bildiğini ispatlayan olgu, El-M averdi'nin dev eserini Traité de Droit Public

M u su lm an ad ıy la F ra n sız ça y a

çev irm esid ir. E d ebi e se rle r de çevirdi. Don Juan M anuel'in Le

Comte Lucanor’um ı (Paris, 1925) ve

Cervantes'in Rinconet et Cortadil-

l é sini (Paris, 1927).

Ostrorog Yalısı

Kont, İstanbul'un Anadolu yaka­ sında, Kandilli'de bir yalı satın aldı. Ya 1900'lü yılların başında ya da 1911'de müşavirlikten istifa ettikten sonra. Aslında Anadolu yakasında A v ru p a lı çok azd ı o y ılla rd a . AvrupalIlar genellikle karşı tarafı yeğliyorlard ı. Kont, K andilli'yi seçerek halkla daha yakın mı olmak istedi? Yoksa Kandilli yalıları daha mı hesaplıydı? Yalı o zaman da günümüzde de hayranlık kaynağı. Eylül 1984'te The World of Interiors dergisi görkemli fotoğrafla sundu yalıyı okuyucularına (s. 154-165).

O sm a n lı İm p a ra to rlu ğ u 'n u n sallandığı ve daha sonra Türkiye C u m h u riy e tin in te m e lle rin in atıldığı yıllarda, nadide çiçeklerle sü slü y a lı b a h ç e s in d e ak şam yem eği başlı başına bir olaydı. Yalının iki büyük görkemli dönemi var. îlki Kontun dönemidir. Yalının ünlü ve d evam lı m ü d av im leri arasınd a P ierre Loti ve C laude Farrere başta gelir. Egzotizmin çok para k a z a n d ırd ığ ı y ılla r y an i. Kontes O strorog, Pierre Loti'ye İstanbul'da rehberlik yapmaktan zevk almaktadır. Hatta bir kitap bile yazıyor: Pierre Loti d Constanti­

nople. Kitabı 1927'de yayınlandı.

Claude Farröre'in hakkını yemeye­ lim. O da komutanı ve üstadı için yazdı: Loti par Claude Farrere (Paris, 1930).

İstanbul'da kalınır da kitap yazıl­ maz mı? Mümkünü yok, mutlaka Boğaziçi ve Haliç kaleme döküle­ cektir. Claude Farrère L 'Homme Qui

Assassina ile Pierre Loti Les Desenc­ hantées ve diğerleri ile. Abidin Dino

bütün bunları ve daha birçok başka şeyi Autrement dergisinin İstanbul özel sayısındaki (Mart 1988) güze­ lim y a z ısın d a a n la tıy o r. "L es O strorogs, côte d'A sie”. Bana lâf düşmez.

Kont Leon Ostrorog, Kontes İşka Ostrorog'un dediğine göre 1930'da L on d ra'd a R itz O telin d e öldü. Cenazesinin İstanbul'a getirildiği ve Feriköy K atolik M ezarlığına defnedildiği biliniyor. Oğlu ve artık Kont sıfatını alan Jean Ostrorog, b a b a sın ın k ita p la rın ı İstan b u l Üniversitesi Hukuk Fakültesi İdare Hukuku Enstitüsü'ne armağan etti daha sonra. Bir de yağlıboya bir p o rtresi vardı E n stitü 'd e. Ama zaman geçti ve yersizlikten (den­ sizlikten değil) bu kitaplar Fakülte­ nin mahzenindeki depoya kaldırıl­ dı. Yağlıboya tablo tek başına ve gücenik kaldı, bir duvara asılı.

Yalı, Jean döneminde de Fransız­ ların ve İstanbul sanatçılarının bir tür karşılaşm a ve buluşm a yeri n iteliğ in i sürd ü rd ü. İstan b u l'a gelen veya İstan b u l'd an geçen birçok F ransızın ve yabancının u ğrak y e riy d i Y alı. A b id in ve Cheng Tcheng belki Paris, belki sanat başkentinde karşılaşabilirler­ di. Ama bu olay Ostrorog yalısında gerçekleşti. 1930'da. Hadi bileme­ din 1931'de.

Jean Ostrorog öğrenimini İngilte­ re'de yaptı. Genç yaşta çok zengin b ir A m erik alıy la evlend i. Adı: Angel. Abidin anımsıyor: "Benim tahminim Kont Leon Ostrorog'dan gelme zenginlik fazlasıyla yeterliy- di. Bu benim tahminim, ama kesin birşey söyleyemem. Yalnız bildi­ ğim ik in ci b ir şey var. B u n lar kendisinden duyduğum hikâyeler değil. Ama herkesin bildiği, bir sır olmayan konular. Sanıyorum çok genç yaşta dünyanın en zengin kadınlarından biriyle evlenmişti. Bir milyarder hanım. O hanımdan nasıl ayrıldığını bilmiyorum. Bu o lay d an so n rad ır ki A frik a'd a "Sipahi" olarak subaylık ettiğini

(5)

OSTROROGNÂME

sanıyorum.

Abidin, Jean ile "D Grubunun" ilk resim serg isin d e k a rşıla ştı: "D Grubu'nun ilk sergisi de biraz olay yaratmış bir sergidir. Çünkü bir çeşit, Türkiye ölçüsünde, öncü bir sanatın habercisiydi. Arkadaşları­ m ızın çoğu F ran sa'd a okum uş kişilerdi. Fransa'da öğrendikleri ve uyguladıkları ilkeler post-kubist yöntemlerdi daha çok. Başta yoğun teorik bilgisiy le N urullah Berk. Fransızcayı çok iyi okuyan, yazan, konuşan bir kişi. "D Grubu" sergi­ sinin açılışın d a y aln ız T ü rk ler d e ğ il, y a b a n c ıla r da b ir h ay li kalabalık gelm işlerdi. Belki can sıkıntısı belki bir merak; "Bakalım neler yapıyor bu d elik an lılar?" merakı. (...) Jean Ostrorog sergimi­ ze g e ld iğ i v a k it d o ğ al o la ra k benimle tanıştı, ve doğal olarak da, belki Fransızcayı iyi bildiğim için y ahu tta biraz daha o rijin a l bir n ite lik taşıd ığ ım için d iy elim , derhal gayet samimi davrandı ve evine davet etti. (...) Ostrorog veya tanıdığım bu tür insanlar o yıllar­ daki çok derbeder, daha sonraki ve şimdiki deyimiyle hippimsi tavrı­ ma rağmen kolaylıkla benimsiyor­ lardı. Ve bu çevrelere böylece girip çıkıyordum. Yaşım oldukça küçük­ tü o sıralarda. (Abidin 1913 do­ ğumludur). (...) O yıllarda girip çıktığım çevreler pek çoktu. Aynı g ü n d e b ir e s ra rk e ş te k k e s in e gittiğim gibi Babıâli'ye de gidiyor­ dum. Nâzım'ın bir şiirinde bahset­ tiği Kemal Ahmet ile mesela öğle yemeğinde peynir ekmek yedikten sonra, akşam yemeğinde Prenses Murat'nın evinde veya Ostro- rog'ların yalısında bulunabiliyor­ dum. Benim için İstanbul kat kat acaip bir kent, hem gökdelen hem de yeraltı şehri, yani çok çapraşık bir şehir. Bütün bu katlarda, bütün bu yerlerde birden yaşamak ve her tarafını birden görmek istiyordum. Bir roman yaşar gibi bir şeydi bu benim için. Böylece, Ostrorog'ların Y a lısın a zam an zam an , canım istedikçe uğrayan kişilerden biri oldum. Tabi O strorog Y alısının benim için çok hoş yönleri vardı. Çünkü bir kere yapı olarak, Os­ m an lI y a p ıs ı o la ra k O sm a n lı m im arisinin birçok özelliklerini

taşıyan, bozulmamış seyrek yapı­ lardan biriydi. Biraz fener gibi bir yapı. Yani her tarafı açık, bahçeye açık, deniz feneri gibi bir şey. Hattâ deniz fenerinden öte, çünkü deniz fenerinin ancak kule tepesi camlı­ dır. Oysa yalının her tarfı cam, yani açık, açıklık ve ferahlık getiren bir yer. Ve mimari bakımından denizle ilişkisi inceden inceye düşünülmüş. A ynı zam anda bahçenin bütün şiirini veren kapılar, pencereler de buna eklenmeli. Ve uyumlu merdi­ venlerle çıkılan üst kattan da bu görüntüler değişik biçimde çoğa­ lınca h akikaten bir peri m asalı köşkü, bir sırça köşk haline geli­ yordu yalı, gözümde hiç değilse öyle. Ü stelik içi de son derece zevkle döşenmiş bir yalı. İhtimal ana babanın zevkinden başka ve bilhassa iki oğulun da zevki karışı­ yordu. İk isi de eski eşyaya çok meraklı kişilerdi."

O y ıllard a K a n d illi'd e herkes monokllu ve elinden bastonu eksik olmayan Jean Ostrorog'u çok iyi tanıyordu. Jean: "hiç bir işle meş­ g u l" d e ğ il. D ah a d o ğ ru su şu: Çalışma yaşamını bırakmış kendini tümüyle İstanbul yaşamına ada­ mıştır. Yazları (Mayıstan Kasıma) Kandilli'de yalıdadır. Kışları ise, Çelik Gülersoy'un belirttiğine göre, "Beyoğlu Tünel başında, Galata M evlevihanesi karşısın d ak i bir Frenk apartmanında"dır.

Jean annesi gibi, İstanbul'a gelen d o stların ı g ezd irm eyi seviyor. Annesi babanın ölümünden bir yıl sonra hayata gözlerini kapadı.

Yalıda Yeni Bir Kontes

2Y Eylül 1960'da Stanislas Ostrorog,

Paris'te Dışişleri Bakanlığında genç bir meslektaşını ziyareti sırasında an id en kalp k rizin d en ölü yor. B ek âr olarak h ayata g ö z lerin i kapayan Stas, Jean 'ı tek başına bıraktı.

İşka Çekoslovakya'yı 1940'ların sonunda terkeden varlıklı aristok­ rat bir ailenin kızı. 1910 Doğumlu İşka öğrenimini İsveç ve Ingilte­ re'de yapıyor. Birçok dil biliyor. 1965'te Paris'te Jean Ostrorog ile karşılaşıyor. İkisinin de eşi yok.

Aşk evlilikle sonuçlanıyor. Jean e şin i "R u h su z, ölü b ir ev, her odasında bir ölü, sanki ölüleriyle iletişim halindeyim" diye nitelediği Yalıya getiriyor. Jean 69 yaşında. Yalının geçmiş heyecanı yeniden yaşam ası ve yaşatm ası olası mı? Kontes "Yalı gece ve gündüz bütün İstanbul'a açıktı.Pazar günleri Yalı o kadar kalabalık olurdu ki Jean alır başını giderdi. Yalıyı terkederdi." dedi. Ama nerede Belkıs? Nerede L ey la, P ierre, L ola, L u cien n e? Ortanca çiçekleri ne alemde? Kim ikinci kata çıkıp geçen gem ileri izliyor? 1930'ların delikanlılarından haber alan var mı?

Jean elinde bastonu Kandilli'de d o laşa d u rsu n , y en i y etm eler u z a k ta n , "B ak , k on t g eçiy o r" diyecekler birbirlerine, işte hepsi bu kadar.

Kontes, daha sonra başbakan ve cumhurbaşkanlığı görevleri yapan G eorges Pom pidou'nun 1964'te İstanbul'a geldiğini ve onuruna Yalıda bir "grand diner" verildiğini anlattı. Geçmiş anılar sökün etmiş­ lerdir mutlaka: Pierre Loti kayık­ h a n en in ü stü n d e k i o d a sın d a , Yahya gelecek kadınları "gözetle­ mek" için teyakkuzda. Hayali aşk m aceralarını daha sonra kaleme alacak. Hele bir peçe kaldırılsın, gerisi kolay... "Yalancı Loti". Clau­ de Farrère çıkagelecek sonra, Les

Q uatre Dames d'A ngora'yi ya da L ’Homme Qui Assassinat'yı anlat­

mak için. Artık duruma ve misafir­ lerin niteliğine bağlı... Sonra 1930'lu yıllar. Umut ve sanat dolu yıllar. A tatürk'ün ölüm ünden öncesi, sonrası, II. Dünya Savaşı, İnönü, ölenler, kalanlar, nice olaylar... Zaman geçiyor, artık kalkmalı...

Jean Ostrorog 19 Aralık 1975'te vefat etti. İlk evliliğinden iki kızı var. Biri İspanya’ya prenses gitti. Orada hayata veda etti. İkinci kızı Anne Blaton, Brüksel'de yaşıyor, yazları Kandilli'ye geliyor. Kon- tes'in ilk evliliğinden bir kızı var. Paris'te oturuyor. Kontes kızını arada bir ziyaret ediyor. 1985'te kızının evinde yaptığımız söyleşi­ mizde "Fransız vatandaşıyım. Ama g ön ü ld en yüzd e yüz Türküm . Türkiye'ye ve Türklere hayranım." demişti... ☆

1 3 - 7 7

Kişisel Arşivlerde İstanbul Belleği Taha Toros Arşivi

Referanslar

Benzer Belgeler

Çoban yastıkları rakıma göre, deniz seviyesinden150 metre rakıma kadar olan yerlerde yaşayanlar (Acantholimon koycegizicum vb.), Orta Anadolu’da 1000 metre rakıma kadar

Genelde bira içiliyor ama ra­ kı bardağım göğsünün üzerinde kutsal emanet gibi taşıyanların sayısı da az değü.. Damsız (şu lafı da değiştirelim artık!)

1997’de üye ol­ duğu Emeğin Partisi’nin “Sürekli Ay­ dınlık İçin Bir Dakika Karanlık” eyle­ mine karşı çıkması nedeniyle bu parti­ den ayrılan Yücel, 10

Geçenlerde 96 yaşında ölen Alman piyanist ve şef Wilhelm Kempff, Biret’in hem hocası hem de çok yakınıydı.. Biret anlatıyor: “Ben Beethoven’in torunuyum,

Gölge oyununa boşuna ibret perdesi dememişler, ibret alına­ cak çok şey vardır. Cevdet Kudret Hoca’nın kitabı çok

Aliyev (Azerbaycan Bilimler Akademisi Yak~n ve Orta Do~u Halklar~~ Enstitüsü), "Mustafa Kemal ve 1921 tarihli Sovyet-Türk Antla~mas~" raporunda, Kemal'in hayat

Daha sonra ona şehrin her yerinde rastladık, ilk şubesini henüz on yıl önce, ünlü Kızıl Meydan’ın hemen y am başında törenle açan McDonalds’m bu­ gün

1911 yılı başında ücra bir sı­ nır karakolundan yakın arkada şı Ali Canip (Yöntem) e yazdı ğı bir mektupla osmanlıcanm sun’i bir dil olduğunu