• Sonuç bulunamadı

İstanbul Topkapı Sarayı ve Türk İslam eserleri müzesinde bulunan Siyer-i Nebi yazmalarına ait minyatürlerdeki melek tasvirleri

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "İstanbul Topkapı Sarayı ve Türk İslam eserleri müzesinde bulunan Siyer-i Nebi yazmalarına ait minyatürlerdeki melek tasvirleri"

Copied!
186
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

SELÇUK ÜNİVERSİTESİ

SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ

SANAT TARİHİ ANABİLİM DALI

TÜRK VE İSLAM SANATLARI TARİHİ BİLİM DALI

İSTANBUL TOPKAPI SARAYI VE TÜRK İSLAM

ESERLERİ MÜZESİ’NDE BULUNAN SİYER-İ NEBİ

YAZMALARINA AİT MİNYATÜRLERDEKİ MELEK

TASVİRLERİ

Ezgi TEMEKOĞLU

YÜKSEK LİSANS TEZİ

DANIŞMAN

Prof. Dr. Ali BAŞ

(2)
(3)
(4)

İçindekiler

ÖNSÖZ ... İ ÖZET ... İİİ ABSTRACT ... İV

1.GİRİŞ ... 1

1.1. Konunun Tanımı, Sınırları ve Önemi ... 1

1.2. Metot ve Düzen ... 2

1.3. Konu ile İlgili Yayın ve Araştırmalar ... 4

2. SİYER-İ NEBİ ... 5

2.1. Eserin Yazılışı ... 5

2.2. Eserin Konusu ... 6

2.3. Eserin Nüshaları ... 8

2.4. Eserin Türk Kültüründeki Değeri... 8

3.İSTANBUL TOPKAPI SARAYI VE TÜRK İSLAM ESERLERİ MÜZESİ’NDE BULUNAN SİYER-İ NEBİ YAZMALARINA AİT MİNYATÜRLERDEKİ MELEK TASVİRLERİ ... 10

3.1. Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi H. 1221... 10

3.2. Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi H. 1222... 36

3.3. Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi H. 1223... 52

3.4. Türk ve İslam Eserleri Müzesi 1974 ... 77

4. KARŞILAŞTIRMA ... 98

5. DEĞERLENDİRME ... 101

5.1 Konumlarına Göre Melek Tasvirleri ... 101

5.1.1. Uçar Vaziyette Melek Tasvirleri ... 101

5.1.2. Ayakta Durur Vaziyette Melek Tasvirleri ... 104

5.1.3. Oturur Vaziyette Melek Tasvirleri ... 106

5.1.4. At Üzerinde Yer Alan Melek Tasvirleri ... 108

5.1.5. Grup Halinde Yer Alan Melek Tasvirleri ... 108

5.2. Kanatlarına Göre Melek Tasvirleri ... 109

(5)

5.2.1.1. Bir Kanadı Aşağı Bir Kanadı Yukarı Bakan Melek Tasvirleri... 110

5.2.1.2. Çapraz Kanatlı Melek Tasvirleri ... 110

5.2.2. Dört Kanatlı Melek Tasvirleri ... 110

5.2.3. Kanatsız Melek Tasvirleri ... 111

5.3. Minyatürlerdeki Meleklerin Figür Tipleri ... 111

5.4. Minyatürlerdeki Meleklerin Kıyafetleri ... 112

5.5. Minyatürlerde Renk Kullanımı ... 113

5.6. Minyatürlerdeki Meleklerin Pozisyonları ... 113

5.7. Melekler ile Diğer Figürlerin Karşılaştırılması ... 113

6. SONUÇ ... 115 KAYNAKÇA

(6)

ÖNSÖZ

Köklerini insanlığın geçmişiyle bağlantılı olarak izlemenin mümkün olduğu melek tasvirleri hemen her kültürde karşımıza çıkmaktadır. İlk insandan günümüze kadar melek tasvirleri bazen dini inancın içinde ve onların bir parçası olarak görülürken, bazen de inanç dışında insanların hayal ürünleriyle yaratılmış gerçek dışı varlıklar olarak görülmektedir. Bu araştırma bu varlıkların kültürel bağlamda Osmanlı toplumundaki yerlerinin ortaya çıkarılmasını da hedeflemektedir. İlk ortaya çıkan bir melek tasvirinin kültürler arasındaki ilişkiyle sıçramalar yapıp değişiklik gösterdiği ve değişen algıya bağlı olarak bazen iyi ile kötünün birbiri içine girdiği de görülür.

Araştırma konusu içinde bu değişimin melek tasvirleri açısından incelenmesine de dikkat edilmiştir. Ayrıca Osmanlı kültür çevresine başka coğrafyalardan örneğin İran’dan da minyatürlü eserler girmiştir. Bunların bir kısmı sipariş üzerine yazılmış eserlerdir. Bu eserlerin tez kapsamında incelenmesinin sebebi Osmanlı dönemi kültür ortamında melek tasvirlerinin eserin sanatçısındaki algısı ve toplumun bakışını anlatmaktır. Bu zamana kadar bu konuyla ilgili yapılan araştırmalarda sanat tarihçisi gözüyle bakılmamasının fark edilmesi ve yapılan araştırmalarda konunun anlaşılabilir açıklıkla ele alınmadığının görülmesi üzerine bu eksikliği bir nevi tamamlamaya çalıştık.

Yapmış olduğumuz bu çalışmanın amacına ulaşmasını dileyerek, tezin konusunun belirlenmesinden tamamlanmasına kadar geçen süreçte benden yardımlarını ve fikirlerini esirgemeyen, danışman hocam Prof. Dr. Ali Baş’a, konunun belirlenmesi ve çalışma süresince yardımlarını esirgemeyen Prof. Dr. Remzi Duran’a,

(7)

her zaman desteğini gördüğüm Arş. Gör. Dr. Şükrü Dursun’a ve başta hiçbir zaman benden duasını ve sevgisini eksik etmeyen Temekoğlu ailesine, tezime katkılarından dolayı Alzahra Behzad Ismaeel’e, Selman Şahin’e, bana manevi desteği ve konu ile ilgili yardımlarından dolayı Mevlüt Anıl Fidan’a teşekkür ederim.

Bu yüksek lisans tezi Selçuk Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri (BAP) Koordinatörlüğü tarafından desteklenmiştir. Desteklerinden dolayı BAP koordinatörlüğüne teşekkür ederim.

(8)

ÖZET

“İstanbul Topkapı Sarayı ve Türk İslam Eserleri Müzesinde Bulunan Siyer-i Nebi Yazmalarına Ait Minyatürlerdeki Melek Tasvirleri” başlıklı bu tez çalışmasında söz konusu yazmalarda yer alan melek tasvirleri tüm yönleriyle ele alınmıştır.

Siyer-i Nebi, Darir tarafından 14. yüzyıl sonunda Mısır’da Memlük Sultanı Berkuk için, Türkçe yazılmış bir eserdir. Yazılışından hemen hemen 200 yıl sonra Osmanlı Sultanı III. Murat, eserin resimli nüshasını istemiştir. Saray nakkaşhanesinde 1595 yılında altı cilt olarak hazırlanmıştır. Günümüze beş cildi gelen bu eser; Hz. Muhammed’in (s.a.v.) hayatını ayrıntılarıyla anlatır ve içerisinde 700’e yakın tasvir yer alır. İslam sanatında tek örnek olan Siyer-i Nebi hakkında ayrıntılı ve toplu bir çalışma ilk kez Zeren Tanındı tarafından yapılmıştır.

Topkapı Sarayı müzesinde TSMK H.1221, TSMK H.1222, TSMK H.1223 nolu orijinal nüshalar yer alırken, Türk ve İslam Eserleri Müzesinde ise Dublin Chester Beatty Library’de bulunan nüshanın kopyası TİEM 1974 nolu nüsha yer almaktadır. Tezimizde kısaca söz konusu yazmalara ve nakkaşlara ilişkin bilgiler verilmiş, esas olarak da bu eserlerde yer alan melek tasvirleri ele alınmış ve melekler her yönüyle değerlendirilmiştir.

(9)

ABSTRACT

In this thesis titled "The Angel Depictions of the miniaturets belonging to the inscriptions of the Siyer-I Nebi in Istanbul Topkapi Palace and the Turkish Islamic Art Museum", the descriptions of the Angels contained in the writings were discussed in all aspects.

14. by Siyer-i Nebi, Darir at the end of the century, Mamluk Sultan in Egypt is a work written in Turkish for Berkuk. Almost 200 years after the spelling of the Ottoman Sultan III. Murat asked for a picture copy of the work. It was prepared as six volumes in the palace Nakkaşhane in 1595. This work from five volumes to the present day; Hazrat Muhammad's life is described in detail, and there are around 700 depictions. The only example in the art of Islam was a detailed and collective study of the Siyer-I Nebi was first performed by Zeren.

The Topkapı Palace Museum contains the original copies of TSMK H. 1221, TSMK H. 1222, TSMK H. 1223, and the copy of the Turkish Islamic Art Museum, which is located in the Dublin Chester Beatty Library, is located in the copies of Tiem 1974. In our thesis, we were briefly given information about the manuscripts and the Nakkas, and the angels depicted in these works were discussed and the Angels were evaluated in every aspect

(10)

1.GİRİŞ

1.1. Konunun Tanımı, Sınırları ve Önemi

Çalışmanın konusu “İstanbul Topkapı Sarayı ve Türk İslam Eserleri Müzesinde Bulunan Siyer-i Nebi Yazmalarına Ait Minyatürlerdeki Melek Tasvirleri”dir. Bu bağlamda çalışmada incelediğimiz dört yazmada yer alan melek tasvirleri tüm yönleriyle değerlendirilmiştir.

Siyer-i Nebi, Darir tarafından 14. yüzyıl sonunda Mısır’da Memlük Sultanı Berkuk’ün isteği üzerine Türkçe yazılmış bir eserdir. Yazılışından yaklaşık 200 yıl sonra Osmanlı Sultanı III. Murat bu eserin resimli nüshasının hazırlanmasını istemiş ve saray nakkaş hanesinde 1595 yılında altı cilt olarak hazırlanmıştır. Günümüze beş cildi gelen bu eser Hz. Muhammed’in (s.a.v.) hayatını ayrıntılarıyla anlatır ve içerisinde 700’e yakın tasvir yer alır. İslam sanatında tek örnek olan Siyer-i Nebi, yerli ve yabancı araştırmacıların son derece ilgisini çekmiş, ancak üzerinde ayrıntılı ve toplu bir çalışma ilk kez Zeren Tanındı tarafından yapılmıştır (Tanındı, 1984).

Topkapı Sarayı müzesinde TSMK H.1221, TSMK H.1222, TSMK H.1223 nolu orijinal nüshalar yer alırken, Türk ve İslam Eserleri Müzesinde ise Dublin Chester Beatty Library’deki nüshanın kopyası olan TİEM 1974 nolu nüsha yer almaktadır.

Erzurumlu Darir’in eseri olan Siyer-i Nebi, Türk dili ve edebiyat tarihi için de oldukça önemlidir. Manzum ve mensur olan ve 14. yüzyıla ait bu eser, hem Türk edebiyatında nazım ve nesir yönünden; hem de Türk dilinin zenginliği ve sadeliği bakımından önemlidir (Kaplan, 2006: 76-77). Bu bağlamda Siyer-i Nebi, dili bakımından 14. yüzyıl Anadolu Türkçesi için önemli bir kaynaktır. Darîr, aklında tuttuğu Arapça cümle ve bölümlerin Türkçe'deki karşılıklarını ararken bütünüyle telif yeni bir eser meydana getirmiştir. Eserin nesir kısmını oluşturan kelimeler halk dilinin sözleridir. Dinî terimler ise halk arasında yayılmış, öğrenilmiş ve benimsenmiş terimlerdir. Kur'ân-ı Kerîm'den alınan ayetler de o zamanki halkın her gün duyup öğrendikleri, söyledikleri ve zamanla manasını anlamış bulundukları tabirlerdir.

(11)

Böylelikle bu eser, baştan sona her Türk'ün anlayarak okuyup dinleyebileceği ifade sadeliği içermektedir (Kaplan, 2006: 76-77). Eserin metin kısmı sade bir Türkçe ile nesir ve nazım karışık olarak yazılmıştır. Ayetler Arapça verilmiştir. Manzum kısımlar, bazen dönemin şairlerinin Hz. Muhammed’in (s.a.v.) yazdıkları övgüler, bazen de kahramanlar için veya onların ağzından söylenen sözlerdir. Mensur kısımlarda doğrudan Hz. Muhammed’in (s.a.v.) hayatı anlatılmaz. Bu hikâyelerin bir kısmı İran edebiyatından veya Anadolu halkı arasında ağızdan ağza dolaşan hikâyelerden esinlenerek Darîr tarafından yazılmıştır. Bu yüzden yazmalar erken dönem Türk edebiyatı için değerli malzemelerdir (Kaplan, 2006: 76-77).

1.2. Metot ve Düzen

Konunun belirlenmesinin ardından gerekli kaynakların toplanması ile ilgili olarak literatür taraması yapılmıştır. Daha sonra alınan izinlerle birlikte ilk olarak Türk ve İslam Eserleri Müzesi ile iletişime geçilmiştir. Gerekli belgeler Türk ve İslam Eserleri Müzesinden temin edildikten sonra Topkapı Sarayı Müzesi ile iletişime geçilmiş, oradan da gerekli belgeler temin edilmiştir.

Metinde, minyatürler hakkında bilgi verilip verilmediğinin anlaşılması için özellikle konuya ilişkin minyatürlerin bulunduğu kısımlardaki Osmanlıca ve Arapça yazılar okunmuş ve oralardan gerekli bilgiler alınmıştır. Sonrasında ise Osmanlı dönemi minyatür sanatı araştırılıp dönem hakkında bilgi sahibi olunarak yorumlara yer verilmiştir.

Bütün bilgi ve belgelerin toplanmasının ardından yazma işlemine geçilerek tasvirlerin karşılaştırmaları, değerlendirmeleri yapılmıştır.

Yazma işlemine başlanıldığında konunun tanımı ve sınırları belirlenerek tezimiz altı bölüme ayrılmıştır.

Birinci bölümde konunun tanımı sınırları ve önemi, metod ve düzen, konu ile ilgili kaynaklar verilmiştir.

(12)

İkinci bölümde Siyer-i Nebi hakkında eserin yazılışı, konusu, nüshaları ve eserin Türk kültüründeki değeri hakkında bilgiler verilmiştir.

Kataloğu oluşturan üçüncü bölümde Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi’ndeki H.1221, H 1222, H. 1223 nolu nüshaları ile Türk ve İslam Eserleri Müzesi’ndeki 1974 nolu nüshada yer alan melek tasvirleri her yönüyle tanımlanmıştır. Yine bu bölümde meleklerle karşılaştırma yapmak amacıyla, kompozisyonda yer alan melek dışındaki figürler de değerlendirme kapsamına alınmıştır.

Karşılaştırma olan dördüncü bölümde Siyer-i Nebi yazmasının nüshaları kendi aralarında üslup farklılıkları, tip farklılıkları veya benzerlikleri açısından karşılaştırılmıştır.

Değerlendirmeyi içeren beşinci bölümde Siyer-i Nebi yazmasının nüshalarındaki melek tasvirleri konumlarına ve kanatlarına göre ikiye ayrılarak değerlendirilmiştir. Konumlarına göre melek tasvirleri kendi arasında uçar vaziyette, ayakta durur vaziyette, oturur vaziyette, at üzerinde ve grup halinde olanlar diye beşe ayrılmaktadır. Kanatlarına göre melek tasvirleri ise, iki kanatlı melek tasvirleri, dört kanatlı melek tasvirleri, kanatsız melek tasvirleri olarak üçe ayrılır. İki kanatlı melek tasvirleri kendi içinde bir kanadı aşağı bir kanadı yukarı bakanlar ve çapraz kanatlı olanlar diye ikiye ayrılmıştır. Ayrıca meleklerin figür tipleri, kıyafetleri, renk kullanımı ve pozisyonları ile minyatürlerdeki diğer figürlerle karşılaştırılması da değerlendirme içerisinde ele alınan konular arasındadır.

Altıncı bölüm sonuç kısmıdır. Bu kısımda melek tasvirlerinin ne zaman ortaya çıktığı, tarihsel süreçte hangi anlamları taşıdığı, melek tasvirlerinin ne zaman, ne sıklıkla, genellikle kimlerin yanlarında yer aldığı gibi hususlar belirtilmiştir.

Bu konu kapsamında ele aldığımız melek tasvirleri içerisinde şeytan tasvirine yer verilmemiştir. Yalnız kanatlı bir cin tasviri melek tasvirleri ile benzerlik göstermesinden dolayı cin tasviri bağlamında değerlendirilmiştir.

(13)

1.3. Konu İle İlgili Yayın ve Araştırmalar

Çalışmamızda tezimizle ilgili olarak doğrudan faydalandığımız kaynaklardan Zeren Tanındı’nın “Siyer-i Nebi İslam Tasvir Sanatında Hz. Muhammed’in (s.a.v.) Hayatı” isimli çalışmasında Siyer-i Nebi’nin edebi özellikleri, üslup özellikleri ve hazırlayan sanatçılar gibi konular yer almaktadır (Tanındı, 1984).

Yıldıray Kaplan’ın “Erzurumlu Kadı Mustafa Darîr’in Kitâb-ı Siyer-i Nebî’si”adlı yüksek lisans tezinde Erzurumlu Darir’in hayatı ve Siyer ilminin doğuşu ve gelişiminden bahsedilmektedir (Kaplan, 2006).

Melek Dikmen’in “Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi H.1221 nolu Siyer-i Nebi’de Metin Minyatür İlişkisi” adlı doktora tezinde, Darir ve Siyer-i Nebi hakkında bilgi verilmekte ve 1221 nolu nüshanın resimlenmesi ve resim-minyatür ilişkisi anlatılmaktadır (Dikmen, 2009).

Minyatür alanında değerlendirdiğimiz ve yararlandığımız diğer kaynaklar ise Serpil Bağcı, Filiz Çağman, Günsel Renda ve Zeren Tanındı’nın birlikte hazırladığı “Osmanlı Resim Sanatı” (Bağcı, Çağman, Renda, Tanındı, 2006), Metin And’ın “Osmanlı Tasvir Sanatları” (And, 2004) ve “Osmanlı-İslam Mitologyası” (And, 2008), Filiz Çağman ve Zeren Tanındı’nın birlikte hazırladığı “Topkapı Sarayı Müzesi İslam Minyatürleri” (Çağman, Tanındı, 1979), Zeren Tanındı’nın “Türk Minyatür Sanatı” (Tanındı, 1996), Banu Mahir’in “Osmanlı İmparatorluğu Döneminde Minyatür” (Mahir, 2002) ve “Osmanlı Minyatür Sanatı” (Mahir, 2005) ile Günsel Renda’nın “Minyatür” (Renda, 1997) adlı kitaplarıdır.

Aynı şekilde Gülhan Başkan’ın “Manisa İl Halk Kütüphanesi’nde 45 hk. 5355 no’da Kayıtlı Sürûr Çevirisi Acaibü’l Mahlûkat Adlı Eserin Minyatürleri” (Başkan, 2007), Işıl Özalan’ın “Bizans Sanatında Melek Tasvirleri” (Özalan, 2010), Tuğba Kutlu’nun “Osmanlı Minyatüründe Fantastik Yaratıklar” (Kutlu, 2014), Saeideh Shahmari’nin “Osmanlı Ve İran Minyatürlerinde Figür Anlayışın Etnografik Açıdan İncelemesi” (Shahmari, 2014) adlı tezlerinden de yine minyatür bağlamında yararlanılmıştır.

(14)

2. SİYER-İ NEBİ

2.1. Eserin Yazılışı

Darîr, 1377 yılında Mısır'a gitmiş ve orada Memlük Sultanı Mansur Ali’nin1

maiyetinde2 bulunmuştur. Sultanın sohbetlerine katılan Darîr, bu sohbetlerde çeşitli tarihî hadiseleri anlatmış ve bu durum tam beş yıl sürmüştür. Darîr, bu konuyu şu şekilde ifade etmektedir:

“Biş yıl ol padişahun hazretinde Darîr her gice meclis eyledi, siyer-i mülûk ve gazâ ve ashâb ve fütûh-ı Şâm ve Mısr ve Irak söyledi, tevârih-i mülûk ol âlî hazrette çok şerh kıldı” (Alıntılayan, Kaplan, 2006: 65).

Sultan Mansur Ali, günün birinde Darîr'den Türkçe bir siyer söylemesini veya yazmasını istemiştir (Alıntılayan, Kaplan, 2006: 65). Sîretü’n-Nebî’de bu durum şu şekilde anlatılmaktadır: “Bir gün ol sıdkı bütün itikâdı dürüst, ebu’l-fukarâ-i ve’l-mesâkîn, melceu’z-zuafâü ve’l-mukallîn, kâtilü’l-keferati ve’l-müşrikîn atabeg-i asâkir-i mansûre Darîr’e işâret kıldı, eyitdi.” (Alıntılayan, Kaplan, 2006: 65).

“Gel iy Gözsüz bana bir sîre söyle Kim anda sûret u hem sîret olsun, Hem anda ilm anılsun adl anılsun İçinde ma’ni vü marifet olsun, Bize eğlenci olsun dinlemekde Yüregümize dahi kuvvet olsun, Hem anda enbiyânın evliyânın Sözi söylensin ü hoş rahmet olsun, Ne sözler kim sen anda söyleyesin Hadîs u mucizât u âyet olsun, Şecâat sözleri anda anılsın Dilîr olmaklığa bir himmet olsun, Anılsun anda tedbîr u müdârâ Ki akl endişesine âlet olsun, Hem andan sabr u şükr ögrenelüm biz Hem anı dinlemeklik tâat olsun” (Alıntılayan, Kaplan, 2006: 65).

Eserde adalet ve bilgi, söylenecek sözlerde mucizeler ve hikmetler, Kur'ân-ı Kerîm'den ayetler, evliyanın ve kahraman kimselerin sözleri bulunacak, anlatılanlar dinleyenlere şükür ve sabretmeyi öğretecek ve bütün bunlar ibadet yerine geçecektir. Bu hikâyeler dinleyenlere zevk olduğu gibi yüreklere de kuvvet verecektir.

Bunun üzerine Darîr, nasıl bir eser yazması gerektiği hakkında istişare etmek için, Mısır'da yüksek dinî mevkide bulunan Şeyh Ekmelettin el-Bâbertî'ye gitmiştir (Alıntılayan, Kaplan, 2006: 65). Darîr, bir siyer kitabı tercüme etmek istediğini, fakat

1 Sultan Mansur Ali, 1376-1380 yılları arasında hükümdarlık yapmıştır.

(15)

Ebu'l-Hasen el-Bekrî ve İbn Hişam'ın siyerleri arasında tereddütte kaldığını söylemiştir. Şeyh Ekmelettin el-Bâbertî, İbn Hişam'ın eserinin siyer usûlüyle yazılmış bir tefsir olduğunu, bu sebeple halk tarafından anlaşılmasının zor olacağını söylemiştir. Bekrî'nin siyerinin ise halkın anlayabileceği bir seviyede olduğunu belirtmiştir. Bekrî rivayetini tercih etmesini söylemiş ve Darîr'i bu konuda teşvik etmiştir (Alıntılayan, Kaplan, 2006: 65).

2.2. Eserin Konusu

Eserin birinci cildi, Cenâb-ı Hak’tan övgülerle bahsedilmesi, Hz. Muhammed’in (s.a.v.) övgü, dört halifenin övülmesi, Hz. Hasan ve Hüseyin’in, Hz. Hamza ve Abbas’ın zikredilmesi ile başlamaktadır. Hz. Muhammed’in (s.a.v.) nûrunun bütün mahlûkattan önce yaratılışından ve peygamberden peygambere nasıl intikal ettiğinden, Hz. Muhammed’in (s.a.v.) soyu, zemzem kuyusunun kazılması, dedesi Abdülmuttalib’in Abdullah’ı kurban etmek istemesi ve akabinde gelişen hadiseler, Fil Olayı ve Ebrehe’nin hezimeti, Hz. Muhammed’in (s.a.v.) doğumu ve bu esnada meydana gelen mucizeler, sütanneye verilmesi, çocukluk döneminde gösterdiği mucizevî olaylar, okuma yazma öğrenmek üzere öğretmene gönderilmesi, annesi Âmine’nin vefatı, dedesi Abdülmuttalib’in vefatı, amcası Ebu Talib’e emanet edilmesi, küçük yaşta amcaları ile ticaret kervanlarına katılması, azılı düşmanlarından olan Ebu Cehil ile mücadelesi ve güreşi, mucizelerinin halk arasında yayılmasından bahsedilmiştir (Dikmen, 2009: 39).

İkinci cilt, Hz. Muhammed’in (s.a.v.) ilk hanımı Hz. Hatice ile tanışması, ticaretle uğraşan aynı zamanda zengin bir hanım olan Hz. Hatice’nin Hz. Muhammed’in (s.a.v.) evlenme teklifinde bulunması, düğün hazırlıkları ve evlenmeleri ile başlamaktadır. Devamında ise oğlu Kasım’ın doğumu, amcasının oğlu Ali’yi yetiştirmek üzere yanına alması, ilk vahyin gelmesi ve peygamberlik görevinin başlaması, ilk Müslüman olanlar, Cebrail’in Hz. Muhammed’in (s.a.v.) abdest almayı ve namaz kılmayı öğretmesi, sonrasında Hz. Hatice ve Ali’nin bunları öğrenmesi, Hz. Muhammed’in (s.a.v.) peygamberliğine inanmayanların eziyette bulunmaları, inanmayanlara karşı Hz. Muhammed’in (s.a.v.) mucize göstermesi şeklinde sonlandırılmaktadır (Dikmen, 2009: 39).

(16)

Üçüncü ciltte, ilk olarak Hz. Muhammed’in (s.a.v.) en büyük mucizesi olan Mirâc olayı anlatılır. Ardından Hz. Muhammed’in (s.a.v.) eşi Hz. Hatice’nin ve amcası Ebû Tâlib’in ölümü, Tâif seferi, Hz. Ebubekir’in kızı Hz. Aişe ile nişanlanması, Müslümanlığın yayılmaya başlaması, Akabe biatları3, Mekke’den Medine’ye hicret,

Selmân-ı Fârisî’nin başından geçen olaylar, Kubâ Mescidi’nin yapılması, Muhacir ve Ensar’ın kardeşliği, oruç tutma ve zekât verme, Cebrail’in namaz vaktinin halka nasıl bildirileceğini söylemesi, Hıristiyanların Müslümanlık konusunda Hz. Muhammed (s.a.v.)le tartışmaları konu edinilmiştir (Dikmen, 2009: 39).

Dördüncü cilt, Hz. Muhammed (s.a.v.)in kızı Fatımâ’nın doğumunun anlatılması ile başlar. Hz. Muhammed’in (s.a.v.) yeğeni Hz. Ali ile kızı Fatımâ’nın evlenmesi, Talha ile Gamze’nin aşkları, kahraman kadınların öyküleri, Bedir savaşı için yapılan hazırlıklar, savaşın safhaları, Ebû Cehil’in savaşta ölmesi, Uhud savaşı hazırlıkları, savaş esnasında Hz. Muhammed’in (s.a.v.) yaralanması, Hz. Muhammed’in (s.a.v.) amcası Hamza’nın savaşta öldürülmesi, savaş ganimetlerinin paylaşılması, İslâm düşmanı Süfyan b. Hâlid’in öldürülmesiyle devam etmektedir (Dikmen, 2009: 40).

Minyatürlü Siyer-i Nebî’nin beşinci cildi kayıptır. Ancak, metnin sadeleştirilerek yayınlanmış baskılarından Huzeyl, Kurayza, Lihyân kabileleriyle yapılan savaşlar, Dümetü.l-Cendel Gazası, Hendek Savaşı, Hâlid b. Velid ve Amr b. El-Âs’ın Müslüman olmaları, Hz. Muhammed’in (s.a.v.) Hârise kızı Cüveyriye ile evlenmesi, İfk Hâdisesi, Hz. Ali’nin savaşlarda gösterdiği yiğitlikler bu ciltte anlatılmaktadır (Dikmen, 2009: 40)

Altıncı ciltte, Hz. Muhammed (s.a.v.) ve ordusunun çeşitli kabilelerle savaşı, gösterdiği mucizeler, Nâima ve Tavk’ın öyküsü, Hudeybiye barışı, Hayber kalesinin fethi, Mekke’nin fethi, Kâbe duvarındaki tasvirlerin silinip putların kırılması, Huneyn savaşı, haccın farz kılınması, Veda haccı, Hz. Muhammed’in (s.a.v.) hastalanması, Azrâil ve Cebrâil ile konuşması, yakınları ile vedalaşması ve ölümü takip etmektedir. İlk halife olarak Hz. Ebubekir’in görevlendirilmesi ve Müslümanların biat etmesi ile sonaermektedir (Tanındı, 2006: 32-35). Hz. Ali’nin serüvenleriyle ilgili tasvirlere de yer verilmiştir.

(17)

2.3. Eserin Nüshaları

Mensur olarak yazılmış olmakla birlikte içinde manzum parçalar bulunan

Siyer-i Nebî adlı eserin farklı kütüphanelerde pek çok nüshası yer alır. Eser üzerinde

hazırlanan doktora tezinde altmış dokuz nüsha tanıtılmaktadır (Alıntılayan, Dikmen, 2009: 40).

Minyatürlü nüshalardan, TSMK. H. 1221 numaraya kayıtlı eser Siyer-i

Nebî’nin birinci cildidir. İkinci cilt de yine aynı kütüphanede olup H. 1222 numaralı

demirbaşa kayıtlıdır. Üçüncü cilt, New York Public Library’de Spencer Koleksiyonu’nda yer almaktadır. Dördüncü cilt, Dublin Chester Beatty Library, T. 419’da bulunmakla birlikte bu cildin bir kopyası İstanbul Türk ve İslâm Eserleri Müzesi, T. 1974’tedir. Beşinci cilt kayıp olduğu için bu cilde ait minyatürlere ulaşılamamıştır. Uzun süre bu cildin Doğu Almanya’da Dresden’de olduğu düşünülmekteydi. Fakat yapılan araştırmalarda, eserin burada olmadığı anlaşılmıştır (Yetkin, 1978: 19).

Altıncı cilt, TSMK. H. 1223 nolu kayıtta bulunmaktadır. New York ve Dublin’de bulunan ciltlerin yurt dışına nasıl götürüldüğü hakkında bir bilgi yoktur. 19. yüzyıl sonu ile 20. yüzyıl başlarında İslâm sanatları ile ilgilenen Batılı araştırmacılar tarafından götürülmüş olabileceği (Alıntılayan, Dikmen, 2009, 40) ya da I. Dünya Savaşı’ndan sonraki zamanlarda müzeden kaçırılmış olabileceği (Yetkin, 1978: 19) tahmin edilmektedir.

2.4. Eserin Türk Kültüründeki Değeri

14. yüzyıl sonlarında, Mısır’da, Memlûklüler zamanında meydana getirilen ve Oğuzca (Türkmence) eserler grubuna giren Siyer-i Nebî, Arapça kaynaklardan da yararlanılarak Türkçe yazılmıştır. 14. yüzyıl Anadolu Türkçesi için önemli bir kaynak ve önemli bir dil mirası olmuştur. Manzum-mensur karışık yazılmış olup bu yönüyle Eski Anadolu Türkçesi’nin cümle bilgisi ve kelime gruplarına ışık tutabilecek derecede önemlidir (Dikmen, 2009: 41).

Eserin bütününe bakıldığında göze çarpan önemli hususlardan birinin de, Hz. Muhammed’den (s.a.v.) sonra ikinci kahramanın Hz. Ali olmasıdır. Hz.

(18)

Muhammed’in (s.a.v.) yeğeni ve aynı zamanda damadı olan Hz. Ali, metinde Allah’ın ve insanların aslanı olarak bahsedilmekte, mucizeyi andıran kahramanlık hikâyeleri anlatılmakta, onu öven pek çok manzume yer almaktadır. Metinde genellikle Hz. Ali’nin Hz. Muhammed’in (s.a.v.) yardımcısı, kumandanı, ilminin vârisi olduğu ve Hz. Muhammed’den (s.a.v.) sonraki vekili olacağı belirtilmiştir. Hz. Ali için kullanılan bu övgüler daha çok Şii çevrelerde yaygındır. Bu tarz ifadeleri içine alan bir eserin Sünnî Osmanlı sarayında sevilmesi ve olağanın sınırlarını aşan masraflar edilerek resimlenmesi din ve mezhep konusunda saray çevresinin hoş görüsüne işaret etmektedir (Tanındı, 2006: 28).

(19)

3.İSTANBUL TOPKAPI SARAYI VE TÜRK İSLAM ESERLERİ MÜZESİ’NDE BULUNAN SİYER-İ NEBİ YAZMALARINA AİT MİNYATÜRLERDEKİ MELEK TASVİRLERİ

3.1. Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi H. 1221

KATALOG (RESİM) NO: 1

RESMİN KONUSU: Hz. Âdem’in Şît ile birlikte dua etmeleri sahnesi,

TSMK H. 1221, 26b

Sahne üstte ve altta iki sıra nesih yazı arasına yerleştirilmiş ve konu doğada

verilmiştir. Üstte:

Hareketten kaldılar ve salınmak sazın sakin kaldılar. Ve uçmak eşikleri avâzın sakin kaldılar varmaklar çağlamak avâzın sakin

Altta ise:

Kaldılar yıllar emir oldu kim epsem esdiler uçmak kuşları fereşteler birle kanat kanada bağlayıp durdular ondan sonra yazmaktadır.

Bir önceki sayfada; Aliyyü’l-alâdan ve arş-ı mu ʹallâdan nidâ yetişti ve avâz

geldi kim “kul mâ ente kâ’ilün yâ Adem fekâle Allahumme yâzâ’l-kudret kıble’l-kıdem ve ezelü’l-ezel hâlıkü’l-arş ve şedidü’l-bataş ve müsahharü’l-şems ve’l-kamer halkıyetini limâ sebk fi ilmek min beşeri halkın ve va ʹdetini bi’n-nurân torunu minhü’l-ikrâmü’t-teşrif ve’ihtirâmü’l-latif ve ahzet aliyyü fihi’l-ahd ve’l-mişâk feennâ fa ʹilet ve kıblet ve kadsârâ’n-nûrâli ve ledi şit ve inni ahizu aleyhi mâ ehazat aliyyü mine’l-ahud Allahumme fekenne li şâhidâ fe’izni nidâ’ mine’l-aliyyi’l-alâ yâ Adem huzi’l-ahd vesiki’l-ahd bikitâbi ve şehûdi (…)” (Senin olmadığını Adem söyleyerek

dedi ki: kıdemden önce kudret sahibi ve hala ki arş sahibi, ay ve güneşi yaratan beni ilminle, halk beşerinden yarattın ve beni nurunla söz verdin bundan dolayı şuan latif saygı ve ikramlı şeref kazandırdı. Yaptım ve kabul ettim ondan aldığım ve alacağım

(20)

sözleri yani Ahdini vermiş oldu. Ey Allah’ım sen bana şahitlik yap ki nidamı yükseğin, en yükseğe çıkmasını sağla. Ey Adem sen sözü al. Ve)(…)yazmaktadır.

Bunun maʹnası demek olur kim yâ Adem dileğin nedir söyle hazret-i Adem dahi etti ey benim Allahım kıbeli’l-kıdem ve ezeli’l-ezel kudret ve kuvvet sahibi sen beni teslim hulâsası ve zürriyetim güzidesi Muhammed Mustafa’nın nuru birle şâdımân kaldın teşrife ve ta ʹzime ve tekrime er gördük hürmet ululuğun ve izzet az tokluğun va ʹde dir.

Hz. Adem’in, oğlu Şit ile birlikte dua etmeleri ve meleklerin onların ettiği duayı dinleme sahnesidir. Bej renkli gökyüzünde beyaz renk bulutlar görülmektedir. Bulutların arasında ise melek tasvirlerine yer verilmiştir. Kompozisyonun sol tarafında kurumuş kahverengi bir ağaca yer verilirken, sağ tarafında pembe renk tonlarında verilmiş yükselen dağlarda adeta üç boyutluluk etkisi yaratılmaya çalışılmıştır. Yeşil renk bir zeminin kullanıldığı sahnede, nehir kenarlarına irili ufaklı yeşil ve pembe renklerde taşların yerleştirildiği de görülmektedir. Önlerinden bir nehrin geçtiği Hz. Adem ve oğlu Şit, kompozisyonun sağ tarafında dağların önünde yer almaktadır.

Hz. Adem ve oğlu Şit uzun siyah saçlı, kemerli burunlu, kalın kaşlı, küçük ağız ve gözlü, yuvarlak yüz hatlı olarak tasvir edilmiştir. Başlarının üstünde alev şeklindeki haleleri görülmektedir. Üzerlerindeki elbise göğüs kısmından yeşil bir bağcık ile bağlı olup, bel kısımlarında da aynı renk kuşağa yer verilmiştir. Tek parça, kırmızı renkte diz altında sonlanan elbiselerinin bel kısımlarında mavi renk keseleri vardır. Elleri dua vaziyetinde yukarıya doğru açılmış bir şekilde, ayakları ise çıplak verilmiştir.

Üç çeyrek konumda verilen 19 adet meleğin hepsi siyah saçlıdır. Saçları da başlarının üstünde tek topuz halinde verilmiştir. Kalın kaşlı, küçük göz ve ağızlı, yuvarlak yüz hatlarına sahiptirler. Sadece baş ve omuz kısımları gözüken meleklerin kırmızı, yeşil, mavi, turuncu renklerde kanatlara sahip olduğu görülmektedir. Kanatlar serbest fırça darbeleriyle bazılarında yana, bazılarında ise aşağıya doğru koyu çizgilerle hareketlendirilmiştir. Yüzleri pembe ve bej renkte olup, çoğunlukla olayın gerçekleştiği yöne bakar şekilde verilmişler, bazı melekler ise ters yöne bakar şekilde gösterilmiştir.

(21)

Minyatürde esas konunun Hz. Adem ve oğlu Şit olması ve meleklerin edilen duayı dinleyenler olması sebebiyle melekler bu sahnede arka planda kalmışlardır.

(22)

KATALOG (RESİM) NO: 2

RESMİN KONUSU: Cebrail’in elinde ferman getirmesi; Hz. Âdem’e ve Şît’e

cennet elbiselerinin giydirilmesi sahnesi, TSMK H. 1221, 27a.

Sahnenin alt ve üst kısımlarında ikişer sıra nesih yazıya yer verilmiş ve konu doğada geçmektedir.

Üstte:

Fermânı ile Cebrâ’il hulil cennetten iki halʹat fâhire götürüp Şit ve Adem aleyhuma’s-selâma giderdi her birinin rengi kızıl

Altta ise:

Güneşten nurlar ve sudan âri ve hem yine ol dem Hak te ʹala Celle celâluhu Şit Peygamberi Mihâ’il beyzâ ile çift attırıp evlendirdi yazmaktadır.

Bir sonraki sayfada;”(...) benümle ahd ve misâk kaldın biz dahi veledim Şit ile

ahd ve misâk kalırım Allah te ʹala hazretine melâ’ikeleri tanık tutarım dedi pes Hak Te ʹala hazretinden nidâ geldi ve eyitti yâ Adem izin ve düstûr verdim ahd et gel ve akd(...) vasiyet kalgal dedi ondan Cebrâ’il aleyhi’s-selâm yetmiş bin mülk birle nazil oldu biz ak harir ve bir meşiyyet-i kudret ile haberlenmiş habersüz yazı ve yazar Cebrâ’il etti yâ Adem Rabbin (...) es-selâm ve yekulelek ekteb alâ veledik Şit kitâbü’l-ahd ve’l-emânet ve veleduhu kemâ veledik fih ve eşhidni ve min hazırâni min melâ’iketi liyekûnuvâ ve ekün aleyhi şuhûdâ (ey Adem rabbinin sana selamı var der ki yaz söz

kitabı yaz ve oğlunsa bunu şahitlendir.) Ondan Hak Te ʹala kudretinden Adem

aleyhi’s-selâm el sunumdan kalem yazu yazdı Allah te ʹâlâ’nın tanıklığın yazdı ve onda olan yetmiş bin fereştenin bürbür adlu adıyla tanıklığın yazdı tamam kıldı ondan Cebrâ’il hatme kıldı mühürledi ve dahi Hak te ʹala(…)”yazmaktadır.

Bej renkli gökyüzüne beyaz renkli bulutlar serpiştirilmiş ve bulutların arasında da renk renk kanatlarıyla melekler yer almıştır. Solda üstte bulutların gerisinde tek melek, ortada yine bulutların gerisinde dört melek, altta ise dört sırada 23 melek bulunur. En önde ise farklı özellikte Cebrail yer alır. Kompozisyonda gri renkteki

(23)

dağlar sağa doğru yükselmekte, koyu yeşil renk zemin üzerinde turuncu taşlar bulunmaktadır.

Dağın önünde duran Hz. Adem ve oğlu Şit başlarında alev şeklindeki haleleri ile verilmiştir. İki figürün de siyah uzun saçları kalın kaşları iri burunları, küçük ağızları ile yuvarlak formda verilmiş suratları vardır. Sakalları olmayan Hz. Adem ve oğlu Şit’in sadece seyrek olacak şekilde verilmiş bıyıkları görülmektedir. Hz. Adem’in turuncu renkteki elbisesi tek parçadır. Önden birleşen kıyafeti ayak bileklerine kadar inmektedir. Kıyafetini ön kısmında bulunan açıklıktan iç kısımlarının yeşil renkte olduğu gözükmektedir. Üst kıyafetinin içine giydiği elbisesi ise tek parça sarı renkte verilmiş diz hizasında sonlanmaktadır ve ön kısımdan yırtmaçlıdır. Bel kısmından beyaz bir kuşak yardımıyla bağlanmıştır. Kolları dirseklerden öne doğru kırık bir şekilde, elleri ise işaret parmakları yukarıya bakacak şekilde verilmiştir. Ayakları çıplaktır. Oğlu Şit’in ise turuncu ve yeşil renklerden oluşan üst kıyafetinin kolları omuz hizasında sonlanmakta ve ayak bileklerine kadar inmektedir. Üst kıyafeti ön ve yan kısımlardan yırtmaçlıdır. Üst kıyafetinin içine giydiği elbisesi pembe renkli olup, uzun kollara sahiptir. İç kıyafeti önden yırtmaçlıdır ve diz hizasında sonlanmaktadır. Kollarının bilek kısımlarında ve etek ucu yırtmaç kısımlarında beyaz renge yer verilmiştir. İki elini ön kısımda kavuşturan Şit’in de ayakları çıplak verilmiştir.

Hz. Adem ve oğlu Şit’in önünde elindeki ferman ile tasvir edilen Cebrail; başında altın sarısı üç dilimli tacı ve tacın altından siyah renkte uzanan saçları ile görülmektedir. Saçlarının arasından beyaz inci dizileri, boynunda altın sarısı boncuk kolyesi vardır. Yuvarlak yakalı, göğüs kısmı V şeklinde açık olan açık yeşil renkteki elbisesi kollarda pazu kısmına kadar uzanmakta, onun altında daha açık tonlardaki yeşil renk bir iç elbisenin kollarının bir kısmı izlenmektedir. Dirsekten bileklere kadar uzanan mor zemin üzerine altın sarısı süslemelerin yer verildiği ikinci bir iç elbisesinin kolları görülmektedir. Kollarda, pazubant şeklinde yeşil tonlarında düğümlü bir kuşak bulunmaktadır. Omuz hizasında yer alan yeşil bir kuşak boynun ön kısmından sarkarak omuzlardan arkaya doğru atılmıştır. Aynı renk başka bir kuşak da bel kısmının arkasından dolanarak ön kısımda düğüm oluşturulmuş, düğümün iki ucu uzun bırakılarak kollardan sarkıtılmıştır. Cebrail’in, yukarıda bahsedilen yeşil, açık yeşil ve mor elbiseleri alt kısımda kademeli bir şekilde görülmektedir. Yeşil ve açık yeşil

(24)

elbiseler ön kısımdan yırtmaçlıdır ve elbiselerin iç renkleri dıştan farklı olarak verilmiştir.

Cebrail bir eli ile belinden dolanmış olan kuşağın düğümünden sarkan ucunu diğer elinde ise getirdiği fermanı tutmaktadır. Ayaklarında Hz. Adem ile Şit’in aksine turuncu renkli bir ayakkabısı vardır. Sırtının omuz hizasından çıkmakta olan kanatları iç bükey olarak başlamakta, dış bükey olarak aşağıya doğru inmektedir. Kanatlarda aşağıya doğru inildikçe tüy sayıları belirginleştirilmiştir. Siyah konturlu, altın sarısı ile başlayan renklendirme kırmızı, mor, sarı olarak devam etmekte ve aşağıya doğru incelmektedir. Diğer meleklerden farklı olarak dört adet kanadının olduğu görülür.

Cebrail’in arkasına dizilmiş yirmi sekiz adet melek, genel olarak kalın kaşları badem gözleri, burunları, küçük ağızları ve yuvarlak yüz hatlarına sahiptirler. Başlarının üzerinden yarım topuz yapılmış, diğer yarısı omuzlarından iki yanlarına sarkan siyah saçları vardır. Saçlarının arasında beyaz inci dizileri yer alır.

Mor, yeşil, kırmızı, mavi, turuncu kanatlar sol alttaki melek dışında sadece omuz hizalarından görülür. Ön sırada duran dört meleğin kıyafetleri diğerlerinden farklı şekilde tam olarak, ikinci sıradaki meleklerin kıyafetleri ise omuz hizasında gözükmekte, üçüncü ve dördüncü sıradaki melekler ile bulutların gerisindeki dörtlü gruptaki meleklerin kıyafetleri ise görülmemektedir. Üstteki tek meleğin ise göğüs hizasından üst kısmı izlenebilmektedir.

Soldan birinci melek diğer melek tasvirleri ile aynı yüz hatlarına sahiptir. Yuvarlak yaka, göğüs kısmında V şeklinde düzenlenerek diğer meleklerden farklı bir görünüm kazanmıştır. Kırmızı zemin üzerine altın sarısı desenlerin görüldüğü elbise, kollarda dirseklere, ayaklarda ise bileklere kadar uzanmaktadır. Pazu kısmındaki siyah çizgili altın sarısı düğümlü kuşak ile adeta pazubant görünümü verilmeye çalışılmıştır. Kollarda, dirseklerden bileklere kadar sarı renk iç elbisesi uzanmaktadır.

Beldeki siyah çizgili altın sarısı kuşak ön kısımda düğümlenmiş, düğümün iki ucu kolların üzerine atılmıştır. Ayak bilek kısımlarında sonlanan kırmızı elbiseye ön kısımdan yırtmaç verilmiş, kıvrılan kısım ise beyaz renk ile gösterilmiştir. Bilek kısmından ayaklara kadar uzanan iç elbisesi ise sarı renkte verilmiştir ve ayakları

(25)

tamamen kapatmıştır. Meleğin bir eli belindeki kuşağın düğümünün bir ucunu tutarken diğer eli ağzına götürülmüş ve işaret parmağı ile ağzını işaret etmiş şekilde verilmiştir. Soldan ikinci melekte de diğer meleklerle aynı yüz hatları görülür. Yuvarlak yaka yeşil elbisesi kollarda dirseklere kadar gelmekte, devamında ise turuncu renkteki iç elbisesi gözükmektedir. Kollarda kuşaklara yer verilmemiştir. Bel kısmından siyah çizgili altın sarısı kuşak ön kısımdan düğümlenmiş, düğümün iki ucu iki kollardan sarkıtılmıştır. Meleğin ayak kısımlarının önünde dağ tasviri bulunduğundan ayakları ve elbisenin bitiş kısımları gözükmemektedir. Meleğin bir eli öne doğru açılırken, diğer eli belindeki düğümü tutar vaziyettedir.

Soldan üçüncü melek de diğer melekler ile aynı yüz ifadelerine sahiptir. Yuvarlak yakalı elbisede mavi zemin üzerine altın sarısı desenler görülür. Kollarda dirseklere kadar inen kısım mor renkte verilirken, dirseklerden bileklere kadar kırmızı zemin üzerine altın sarısı desenlerin görüldüğü iç elbisesine yer verilmiştir. Bel kısmından siyah çizgili altın sarısı kuşak ile ön taraftan düğümlenen kuşağın iki ucu kollardan sarkıtılmıştır. Meleğin kolları dirsekten yukarıya doğru kırılarak ellerini yukarıya doğru açmış dua eder şekilde tasvir edilmiştir.

Soldan dördüncü melek diğer melekler ile aynı yüz hatlarına ve ifadelerine sahiptir. Yuvarlak yakalı, turuncu renk zemin üzerine altın sarısı desenlemelere yer verilen elbisesi ile aynı renk kuşağı ön tarafta düğümlenmiştir. Kolları dirseklerden yukarı doğru kırılmış, elleri göğe açılmış şekilde dua eder pozisyonunda görülen meleğin bileklerinde ise sarı renk iç elbisesi gözükmektedir. Dağın arkasında yer almasından dolayı alt kısımları gözükmeyen meleğin elbisesinin nasıl sonlandığı veya ayaklarının çıplak olup olmadığı görülmemektedir

(26)

KATALOG (RESİM) NO: 3

RESMİN KONUSU: Cebrail’in ve meleklerin şahitliğinde Şit ile Mehvail’in

nikahlarının kıyılması, Cebrail’in hutbe okuması sahnesi, TSMK H.1221, 28b. Sayfanın tamamını kaplayan sahnenin alt ve üst kısımlarında ikişer sıra nesih hatla yazıya yer verilmiş ve konu doğada geçmektedir.

Üstte:

Cebrâ’ile emir kıldı orâda hutbe ve okudu ferişteler tanık oldular ve uçmaktan yeşil zebrecden bir kubte’i âli götürüp Mihâ’il ile Şit

Altta ise:

Peygamberin üstüne değildir ve Mihâil Şit peygâmberin kız karındaşıdır illâ kendisiyle doğmamıştır ahar az karındaş ile doğmuştur yazmaktadır.

Bir önceki sayfada; “(…)Ve ol zamanda şeri ʹat böyle idiğim ahar batnın kızını ahar batnın gallâmına tezvic (...) ve mahveyleyin boyu havva boyunca idi kaçan hâmile oldu Resûlün nuri Şit Peygâmberden nakil edip mahveyleyin cemâlinde cilve kaldı mahv ile dört yakadan avâz işitirdi ki yâ mihâ’il Resûl nuru sanâ erzâni olsun ve enûş vücuda gelmek mübârek olsun deyu hataftan avâz işitirdi ve ferişteler mahvile hâcâb içinde saklarlardı şeytan yeryüzüne gelmedi çün enûş vücuda geldi Resûlün nuru altında bile geldi enûş dünyaya geldikte Şit peygamber iki yüz beş yaşında idi adamın habutundan bir ve üç yüz otuz yıl olmuştu Şit peygamberin dokuz yüz on iki yıl ömrü oldu enuş dahi yüz yetmiş yaşına girdi Resûl Nuru altında tecelli kalırdı enûş…” yazmaktadır.

Bej renkli gökyüzünde beyaz renkli bulutlara yer verilirken bulutların arasına da melekler yerleştirilmiştir. Sahnenin sağ tarafında yeşil zemin üzerine geometrik motiflerin işlendiği mescit görülmektedir. Mescidin hemen önünde nikahları kıyılan Şit ve Mehvail ile Hz Adem diz çöküp oturur vaziyette gösterilmiştir. Hz. Adem ile Şit’in başlarının üzerinde alev topu şeklinde haleleri yer almaktadır. Turuncu tonlarında, yuvarlak yaka tek parça kıyafetleri göğüs kısmından kuşak yardımıyla bağlanırken, bir de bel kısmının ön tarafından altın sarısı kuşak yardımıyla

(27)

düğümlenmiş, düğümün iki ucu iki yana sarkıtılmıştır. Hz. Adem’in kıyafetinde dirsekten sonra yeşil gömlek devam ederken buna karşılık Şit’in kollarında sarı renkli gömlek görülür. Yanlarında diz çökmüş vaziyette oturan Mehvail’in de turuncu renkteki tek parça yuvarlak yaka kıyafeti dirseklerde sonlanmakta ve dirseklerden sonra pembe renkteki gömlek bileklere kadar uzanmaktadır. Bütün karakterlerin elleri önden birbirine kavuşturulmuştur.

Minberin Bursa kemerli girişin üzerinde ince kıvrım dallar ve rumi yapraklı süslemelere sahip üç dilimli tacı bulunur. Aynalık üçgen bordürlerle çevrelenmiş korkuluklar ise zigzag motifiyle süslenmiştir. Geçit kısmı üzerinde yarım daire kemerli geçit üstü panosu bulunmaktadır. Yarım daire kemerli açıklıkları bulunan köşkün üzerine konik külah yerleştirilmiştir. Külahın bir bölümü yazı ile kesilmiş olmakla birlikte, köşkün alemi kompozisyon çerçevesinin dışına taşmaktadır. Cebrail geçit bölümündeki renk tonuyla benzer şekilde verilmiş merdivende ayakta durmaktadır.

Cebrail’in yüz tipi ve hatları melek tasvirleri ve diğer karakterlerle benzer özellikte verilmiştir. Önde V şeklinde açıklık oluşan yuvarlak yakalı, turuncu zemin üzerine altın sarısı desenlerin yer aldığı, kollarda dirseklere kadar bacaklarda diz kapağına kadar inen kıyafetine kollardan ve ön kısımdan birer yırtmaç verilmiştir. Kollarda pazubant şeklinde düğümlü birer kuşak bulunur. Bir de bel kısmından dolanan siyah çizgili altın sarısı kuşak önden düğümlenmiş, düğümün her iki ucu kolların üzerinden yanlara doğru sarkıtılmıştır. Dirseklerden bileklere, diz kapağından ayakuçlarına kadar inen ikinci kıyafeti mor zemin üzerinde altın sarısı renklerde süslemeler yer almaktadır. Eller göbek altında birbirine bağlanmış vaziyette kıyam duruşunu sergilemektedir.

Sırtında omuz hizasından yukarıya doğru uzanan kanatlar altın sarısı, turuncu ve yeşil renklerle süslenmiş yukarıya doğru incelen kanatlar, yukarıda çapraz bir görünüm verecek şekilde sonlanmıştır.

Hz. Adem’in oğlu Şit ile Mehvail’in nikahlarının kıyıldığı sahnede melekler mescidin arkasına sıra sıra dizilmişlerdir. Ellerini önde bel hizasında kavuşturmuş, diz çöküp oturur vaziyette 20 adet melek yer almaktadır. Bu meleklerin yüz tipleri diğer karakterlerle benzer özelliktedir. Meleklerin saçları ikiye ayrılmış ve bir kısmı tepeden

(28)

topuz yapılmış diğer kısmı ise serbest bırakılarak omuz hizasında tutulmuştur. Saçları arasında inci dizileri yer almaktadır.

Sağdan birinci meleğin mavi elbisesi yuvarlak yakalıdır. Elbisesi kollarda pazu kısmına kadar uzanmakta onun altında daha koyu mavi renkteki iç elbisesi görülmektedir. Kollarda, pazubant şeklinde yeşil tonlarında düğümlü bir kuşak bulunmaktadır. Omuz hizasında yer alan yeşil bir kuşak boynun ön kısmından sarkarak omuzlardan arkaya doğru atılmıştır. Aynı renk başka bir kuşakta bel kısmının arkasından dolanarak ön kısımda düğüm oluşturulmuş, düğümün iki ucu uzun bırakılarak kollardan sarkıtılmıştır.

Sağdan ikinci meleğin yeşil elbisesi yuvarlak yaka göğüs kısmında V şeklinde düzenlenmiştir. Yeşil elbisesi kollarda pazu kısmına kadar uzanmakta onun altında mor renkteki iç elbisesi görülmektedir. Kollarda, pazubant şeklinde yeşil tonlarında düğümlü bir kuşak bulunmaktadır. Omuz hizasında yer alan yeşil bir kuşak boynun ön kısmından sarkarak omuzlardan arkaya doğru atılmıştır. Aynı renk başka bir kuşakta bel kısmının arkasından dolanarak ön kısımda düğüm oluşturulmuş, düğümün iki ucu uzun bırakılarak kollardan sarkıtılmıştır.

Sağdan üçüncü meleğin kırmızı elbisesi yuvarlak yaka göğüs kısmında V şeklinde düzenlenmiştir. Kırmızı elbisesi kollarda pazu kısmına kadar uzanmakta onun altında turuncu elbisesi, onun altında ise yeşil renkteki iç elbisesi görülmektedir. Kollarda, pazubant şeklinde yeşil tonlarında düğümlü bir kuşak bulunmaktadır. Omuz hizasında yer alan yeşil bir kuşak boynun ön kısmından sarkarak omuzlardan arkaya doğru atılmıştır. Aynı renk başka bir kuşakta bel kısmının arkasından dolanarak ön kısımda düğüm oluşturulmuş, düğümün iki ucu uzun bırakılarak kollardan sarkıtılmıştır.

Arka arkaya dizilmiş diğer meleklerin sadece baş kısımları ve kanatları gözükmektedir. Sayfanın solunda yer alan bulutun arkasında beş adet meleğin de sadece baş kısımları ve kanatları gözükmektedir.

Meleklerin bazılarının kanatları açık bir şekilde aşağı doğru uzanırken, kimisinin ise açık bir şekilde arkaya doğru uzanmaktadır. Bazı meleklerin ise kanatları

(29)

biri sağa biri sola bakacak şekilde açılmıştır. Ense köklerinden iç bükey başlayıp dış bükey olarak devam eden kanatlar uç kısımlara doğru incelmektedir. Kanatlarda mavi, sarı, turuncu, kırmızı, yeşil renkler kullanılmıştır.

(30)

KATALOG (RESİM) NO: 4

RESMİN KONUSU: Hz. Muhammed’in (s.a.v.) doğacağı gece annesi

Âmine’ye görünen olayların gösterildiği sahne. Melekler yerle gök arasına ipek döşek serer, atlı ve kanatlı melekler doğuya, batıya ve Kâbe’nin damına birer sancak dikerek, Âmine’nin babasının evini tavaf ederler, TSMK H. 1221, 214a.

Bir sonraki sayfada; Hava yüzünden çağırdı itti kim yâ ehl-i semâvât ve arzın

bu gece seyyidü’l-evvelin ve’l-ahirin vücuda gelir deyu münâdi kaldı ol avâzı işitecek ben yukarı bakdım sanasız nur içinde gark oldum gördüm kim yerle gök arasında bir döşek döşediler haririn ândan bir ulu fereşte azim heybetlü geldi ol meleğin önünde üç ilim var bilesince çok fereşteler cem ʹi yalın yüzlü yeşil kanatlü hob suretlü küllisi atlı atları dahi kendileri gibi kanatlu gökyüzünde uçarlar ol üç ilmin birisini meşrikte diktiler ve birisini mağribde diktiler ve birisini ka ʹbe damı üzerinde diktiler ândan cihân galgala birle doldu ol karanu gece gündüz gibi aydın oldu ândan görürüm ki ol atlı ferişteler gökden yere indiler Abdulmuttalibin evini yedi kez tavaf kıldılar (...) birbirine beşâret(…) yazmaktadır.

Hz. Muhammed’in (s.a.v.) doğacağı gece annesi Âmine’ye görünen olaylar, Melekler yerle gök arasına ipek döşek serer, atlı ve kanatlı melekler doğuya, batıya ve Kâbe’nin damına birer sancak dikerek, Âmine’nin babasının evini tavaf ederler.

Koyu lacivert gökyüzü geceyi temsil etmektedir. Üstte iki elleri ile çetr tutan iki adet melek, onun altında iki eliyle döşek tutan iki adet melek, Abdulmuttalib’in evinin etrafında kanatlı atlarla dolaşan dört adet melek tasviri ile sahnenin tam ortasında Kâbe tasviri vardır. Melekler konu itibariyle sahnenin büyük bir kısmında yer almaktadır. Farklı pozisyonları ve sayıca fazla olmaları sebebiyle ilk bakışta göz meleklere odaklanmaktadır.

Sol üst köşede yer alan melek sürmeli badem gözleri, uzun burnu, kalın kaşları, küçük ağzı ile yuvarlak yüzlü olarak verilmiştir. Siyah saçları arkaya doğru uzanmaktadır. Başında altın sarısı renkte tacı, ince bir bilezik üzerine dilimli bir kaide ile devam etmekte ve yuvarlak formda düğme şeklinde ufak bir detay ile sonlanmaktadır. Yuvarlak yaka kırmızı elbisesi, tek parça önden bir kuşak yardımıyla

(31)

birleşmektedir. Bel kısmının göbek altından bir düğümle fiyonk yapılan kuşağın iki ucu beli çevreleyen kısımların içine sıkıştırılmıştır. Kollarda dirseklere kadar gelen kısımlarda ise tekrar pazubant şeklinde bağlanmış altın sarısı kuşaklar dikkat çekmektedir. Dirseklerden bileklere kadar devam eden siyah konturlu sarı renkte gömleği yer almaktadır. İki dizini kırıp üzerine oturan meleğin sol kolu doksan derecelik açıyla dirsekten yukarıya doğru uzanmakta, eliyle çetrin bir ucunu tutmaktadır. Sağ kolu ise karşıya doğru uzanır bir şekilde verilmiş ve eliyle de çetrin diğer ucunu tutmaktadır. Ense kökünden başlayan mavi, kırmızı ve altın sarısı renklere sahip kanatları vardır. İç bükey olarak başlayıp dış bükeyle devam ederek uçlara doğru daralan tüylere sahip kanatlarının sol taraftaki yukarıya doğru açılırken, sağ taraftaki kanadı ise aşağıya doğru uzanmaktadır.

Çetrin diğer ucunu tutan melek de karşısındaki meleğin aynalanmış şekli gibidir. Melek tasvirinde elbise ve yüz detayları diğer melek ile benzerlik göstermektedir. Burada, kollarda dirsekten sonra başlayan ve bileklere kadar devam eden gömleğin rengi, diğer melek tasvirinde kirli sarı gibi verilen siyah konturlu renge karşılık açık sarı olarak verilmiştir. Bel kısmında gördüğümüz kuşağın uçlarının diğer melek tasvirinde ayakuçlarına doğru uzandığı ve elbiseyi geçmediği görülürken, bu melek tasvirinde ise kuşağın uçları yanlardan elbiseyi geçerek, dışarı doğru uzandığı görülmektedir. Kanatlar da görülen fark ise, kanat kısımlarında kullanılan renklerin yer değiştirmiş olmasıdır. Diğer melek tasvirinde altın sarısından sonra kırmızı, ardından maviyi görmekteyiz. Bu melek tasvirinde ise altın sarısından sonra mavi, ardından kırmızı renk ile devam edilmektedir.

Karşılıklı ipek döşek tutan melek tasvirlerinden sol tarafta yer alan meleğin elbise, taç ve yüz detayları diğer melek tasvirleri ile benzerlik göstermektedir. Kollarda diğer melek tasvirlerinde görülen pazubant şeklinde bağlanmış kuşağa yer verilmemiş ve kanat renklerinde de farklılık göstermektedir. Burada ense kökünden başlayan kanatlarda diğer melek tasvirlerinden farklı olarak yeşil renk kullanılmıştır. Altın sarısı ile başlayan yeşilin ardından kırmızı renk ile devam eden kanatların ikisi de açık bir şekilde aşağıya doğru uzanmaktadır.

(32)

Sağ tarafta yer alan melek tasviri solda yer alan meleğin pozisyon olarak aynalanmış şekli gibidir. Yüz tipi ve elbise özellikleri de bazı yerlerde benzerlik göstermektedir. Kollarda dirseklere kadar inen kırmızı renk kıyafette dirsek üstünden pazubant şeklinde bağlanmış kuşağa yer verilmiştir. Diğer meleğin elbisesinden farklı olarak bir de belden bağlanan kuşağın düğümünün iki ucu diğerlerinde bel kısmına sıkıştırılırken burada bacakların üst kısımlarından aşağıya doğru sarkıtılmış ve daha uzun tutulmuştur.

Abdulmuttalib’in evi etrafında kanatlı atlarla dolaşan melek tasvirleri;

Sol üst köşede yer alan melek tasviri, başında taylasanlı sarığı ile verilmiştir. Kalın kaşlı, badem gözlü, uzun burunlu, küçük ağızlı ve yuvarlak yüzlüdür. Saçları gözükmemektedir. Yuvarlak yaka, önden düğmeli tek parça yeşil renk kıyafeti kollarda dirseklere kadar, alt kısımda ise ayakları örtecek kadar uzun tutulmuştur. Kollarda dirseklerden başlayarak bileklere kadar örten altın sarısı renkte gömleğe yer verilmiştir. Belden bağlanan siyah çizgili altın sarısı kuşak önden düğümlenmiştir. Düğümün iki ucu meleğin kollarından sarkıtılmıştır. Elbisesinin bel altında kalan ön kısmından ikinci bir mavi renkte parça görülmektedir. Kolları dirseklerden kırılarak yukarı doğru uzatılmış eller dua eder pozisyonunda gösterilmiştir. Ense kökünden yukarı doğru açılan, iç bükey olarak başlayıp dış bükey devam eden ve aşağıya doğru incelen kanatlar iki yana doğru açılmıştır. Kanatlarda altın sarısı renk ile başlayıp turuncu, ardından kırmızı renk görülmektedir.

Meleğin üzerinde oturduğu altın sarısı ve beyaz renklerde olan atın kuyruğu tavus kuşunu anımsatır şekilde yeşil zemin üzerine renkli tüy detayları ile verilmiştir. Atın, melek tasvirlerinin bacakları altından gözüken kanatları ise yeşil renkte verilmiştir. Arkada olmakla birlikte melek ve at öndeki melek ve attan daha büyük gösterilmiştir.

Sol alt köşede yer alan melek yüz tipi ve elbisesi ile diğer meleklerle benzerlik göstermektedir. Meleğin kolları öne doğru elleri açık bir şekilde uzanmaktadır. Yeşil kanatlı, arka ayakları ile kuyruk ve baş kısmı gözükmeyen beyaz bir at üzerinde yer alan meleğin bel kısmında bağlanan kuşağının uçları önden sarkmaktadır. Kanatları ise açık bir şekilde arkasından yukarıya doğru çıkmaktadır.

(33)

Sağ üst köşede tavus kuşunu hatırlatan kuyruğu ve yeşil kanatlı beyaz bir at üzerinde yer alan melek diğer melekler ile yüz tipi ve elbise özellikleri olarak benzerlik göstermektedir. Burada yer alan melekte dirseklerden bileklere kadar gelen gömleğinin rengi kırmızı verilmiştir. Kolları öne doğru uzanmakta, elleri ise açık şekilde görülmektedir. Kanatları altın sarısı, turuncu ve kırmızı renklerde aşağıya doğru yönlenmiş şekilde verilmiştir. Arkada olmakla birlikte melek ve at öndeki melek ve attan daha büyük gösterilmiştir. Sağ alt köşedeki melek, kuyruğu ve başının bir kısmı görülmeyen altın sarısı renkte, yeşil kanatlara sahip atın üzerinde yer almaktadır. Başındaki sarığı, yüz tipi, elbise detayları ile diğer meleklerle benzerlik göstermektedir. Burada yer alan meleğin kolları dirseklerden yukarı doğru kırık, eller dua eder pozisyonda verilmiştir. Belinden bağlanan kuşağın düğümünün uçları ise dirsek kısımlarında aşağıya doğru sarkmaktadır. Ense kökünden altın sarısı renk ile başlayan iç bükeyden dış bükeye devam eden, ardında uçlara doğru daralan kanat kısımlarında ise turuncu rengin ardından uçlara doğru lacivert kullanılmıştır. Kanatlar aşağıya doğru yönelmiş şekilde yanlarda tutulmuştur.

(34)

KATALOG (RESİM) NO: 5

RESMİN KONUSU: Hz. Muhammed’in (s.a.v.) doğacağı an meleklerin Âmine’ye cennet saçları saçması sahnesi, TSMK H. 1221, 217b.

Sayfanın tamamını kaplayan sahnenin alt ve üst kısımlarında ikişer sıra nesih hatla yazıya yer verilmiş ve konu mimari mekân içerisinde geçmektedir.

Üstte:

Zinetler ile müzeyyen olup gelip Emine Hatunun üzerine cennet saçlarından saçular saçtılar ve nuruyla karanlık geceyi

Altta ise:

Münevver kıldılar ândan sonra gelip Emine Hatun’un yanında cem ʹ oldular ve ol üç evvel gelen huriler evvel sonra gelen hurilerden

Bir önceki sayfada; “Sordular kim size uçmaktan çıkmağa düstur ki verdi

dediler ânlar ittiler Allah te ʹala hazretinden Cebrâ’ile emir oldu kim gönüllerde nidâ kıldı cemi ʹ mukarreb ferişteler ve ruhâni melekler ve hamletü’l-arş haber verdiler Cebrâ’il itti yâ melâ’iketü’r-rahman Allah te ʹala hazretinden size beşâret getirdim ki ol eşref-i mahlukât ve hulâsa’i mevcûdât habib-i rahman peygâmber-i ahar zaman bu gece vücuda gelir ta ʹatiniz artırın teşbih ve tehlil ve temcid ve gözü katı ilk ol Resûle salavât getirmek birle gönlü gözü açın ânın ümmetine istiğfar kılın deyu Cebrâ’il gönüllerde nidâ kıldı ândan tâmu mâlikine buyurdum ki yedi tamu kapuların bağla ve rıdvâna emir eyledi itti habib-i zikri birle sekiz cennet kapıların aç bize gel galman ve veledân huriler birle canan içinde(…)”yazmaktadır.

Hz. Muhammed’in (s.a.v.) doğacağı an meleklerin Âmine’ye cennet saçıları saçmasının tasvir edildiği sahnesidir.

Sahne bir mimari içerisinde kurgulanmıştır. Mimarinin cephe duvarları düşeyde dört bölüme ayrılmıştır. Duvarlar sırasıyla şu şekildedir;

Soldan birinci sırada mavi zemin üzerine altın yaldızlı, nesih yazılı bir alınlık ve altında sivri kemerli, pembe zeminli bölüm, ikinci sırada turkuaz renkte zemini olan

(35)

bitkisel süslemeli Bursa kemeri alınlık ve alınlığın altında geometrik motiflerle süslü üstte eflatun altta ise turuncu bölüm yer alır.

Üçüncü sırada sivri kemerli mihrap ve üst kısımda mavi zemin üzerine altın yaldız renkli nesih yazı uygulaması bulunan alınlığı vardır. Dördüncü sırada ise ikinci sıradaki kompozisyonun daraltılmış görünümü vardır.

Kompozisyonda, mihrap önünde yer alan figürler yere serilmiş sarı zemin üzerine kırmızı renkli bitkisel süslemelerin yer aldığı halıda oturmaktadır.

Hz. Âmine diz çökmüş şekilde ve başında alev şeklindeki halesiyle verilmiştir. Başı ve yüzü beyaz bir örtü ile kapatılmıştır. Üzerinde tek parça önden açık, yeşil renk kıyafeti ayaklarına kadar uzanmaktadır. İçinde ise turuncu renkli önden tek sıra dikişli kıyafeti görülür. Hz. Âmine sağ elini göğsüne kaldırmış, sol eli ise karın bölgesinde yeşil kıyafetini ortadan birleştirir şekilde mihrabın önüne oturmaktadır.

Hz. Âmine’nin sağında ve solunda ayakta duran ikişer melek, kendisine cennet saçıları dökmektedir. Bu melekler dışında Hz. Âmine’nin sağında yan yana oturan dört adet melek görülür. Oturan meleklerin arkasında ikisi ayakta ikisi uçar vaziyette ellerinde nesnel objeler tutan melekler bulunmaktadır. Kompozisyonda toplamda 12 melek tasvir edilmiştir.

Melekler sırasıyla şu şekildedir;

Cennet saçı döken melek tasvirlerinden Hz. Âmine’nin solunda yer alan meleğin, başında altın sarısı renkte tacı ince bir bilezik üzerine dilimli bir kaide ile devam etmekte ve yuvarlak formda düğme şeklinde ufak bir detay ile sonlanmaktadır. Kalın kaşlı, sürmeli ve badem gözlü, uzun kemerli burunlu, küçük ağızlı ve yuvarlak yüzlü olarak tasvir edilmiştir.

Boydan ayaklara kadar uzanan, kollarda ise dirseklere kadar inen altın yaldızlı buğday başağı süslemeli mavi bir elbise giymektedir. Belinde altın sarısı renkte önden düğümlü kuşağı bulunur. Kuşağın uçları bel kısmında kuşağa sıkıştırılmıştır. Sıfır yaka kıyafetin kollarında pazubant şeklinde bağlanmış düğümlü kuşaklar yer almaktadır. Gri renkteki iç elbisesi dirsekten itibaren mavi elbisenin altından bileklere kadar

(36)

uzanır. Meleğin ense kökünden yukarı doğru açılan ve iç bükey olarak başlayıp dış bükey devam eden kanatlarından biri aşağıya biri yukarıya yönlendirilmiştir. Dilimli kanatlar altın sarısı renkle başlayıp, geniş kısmında yeşil uç kısmına doğru kırmızı renkte devam etmektedir. Ayakta sabit duran meleğin ayakları çıplak verilmiştir.

Cennet saçı döken melek tasvirlerinden Hz. Âmine’nin solunda yer alan iki melekten arkadaki başında altın sarısı renkte tacı ince bir bilezik üzerine dilimli bir kaide ile devam etmekte ve yuvarlak formda düğme şeklinde ufak bir detay ile sonlanmaktadır. Kalın kaşlı, sürmeli ve badem gözlü, uzun kemerli burunlu, küçük ağızlı ve yuvarlak yüzlü olarak tasvir edilmiştir.

Boydan ayaklara kadar uzanan, kollarda ise dirseklere kadar inen altın yaldızlı süslemeli kırmızı bir elbise giymektedir. Belinde altın sarısı renkte önden düğümlü kuşağı bulunur. Kuşağın uçları bel kısmında kuşağa sıkıştırılmıştır. Sıfır yaka kıyafetin kollarında pazubant şeklinde bağlanmış düğümlü kuşaklar yer almaktadır. Beyaz renkteki iç elbisesi dirsekten itibaren mavi elbisenin altından bileklere kadar uzanır. Meleğin ense kökünden yukarı doğru açılan ve iç bükey olarak başlayıp dış bükey ile devam eden kanatlarının ikisi de yukarıya bakmaktadır. Dilimli kanatlar altın sarısı renkle başlayıp, geniş kısmında sarı uç kısmına doğru pembe renkte devam eder. Ayakta sabit duran meleğin ayakları çıplak verilmiştir.

Cennet saçı döken melek tasvirlerinden Hz. Âmine’nin sağında yer alan iki melekten öndeki, başında altın sarısı renkte tacı ince bir bilezik üzerine dilimli bir kaide ile devam etmekte ve yuvarlak formda düğme şeklinde ufak bir detay ile sonlanmaktadır. Kalın kaşlı, sürmeli ve badem gözlü, uzun kemerli burunlu, küçük ağızlı ve yuvarlak yüzlü olarak tasvir edilmiştir.

Boydan ayaklara kadar uzanan, kollarda ise dirseklere kadar inen altın yaldızlı buğday başağı süslemeli mavi bir elbise giymektedir. Belinde altın sarısı renkte önden düğümlü kuşağı bulunur. Kuşağın uçları bel kısmında kuşağa sıkıştırılmıştır. Sıfır yaka kıyafetin kollarında pazubant şeklinde bağlanmış düğümlü kuşaklar yer almaktadır. Gri renkteki iç elbisesi dirsekten itibaren mavi elbisenin altından bileklere kadar uzanır. Meleğin ense kökünden yukarı doğru açılan ve iç bükey olarak başlayıp dış bükey devam eden kanatlarının ikisi de aşağıya doğru bakmaktadır. Dilimli kanatlar

(37)

altın sarısı renkle başlayıp, geniş kısmında yeşil uç kısmına doğru pembe renkte devam etmektedir.

Cennet saçı döken melek tasvirlerinden Hz. Âmine’nin solunda yer alan iki melekten arkadaki, başında altın sarısı renkte tacı; ince bir bilezik üzerine dilimli bir kaide ile devam etmekte ve yuvarlak formda düğme şeklinde ufak bir detay ile sonlanmaktadır. Kalın kaşlı, sürmeli ve badem gözlü, uzun kemerli burunlu, küçük ağızlı ve yuvarlak yüzlü olarak tasvir edilmiştir.

Boydan ayaklara kadar uzanan, kollarda ise dirseklere kadar inen altın yaldızlı süslemeli kırmızı bir elbise giymektedir. Belinde altın sarısı renkte önden düğümlü kuşağı bulunur. Kuşağın uçları bel kısmında kuşağa sıkıştırılmıştır. Sıfır yaka kıyafetin kollarında pazubant şeklinde bağlanmış düğümlü kuşaklar yer almaktadır. Beyaz renkteki iç elbisesi dirsekten itibaren mavi elbisenin altından bileklere kadar uzanır. Meleğin ense kökünden yukarı doğru açılan ve iç bükey olarak başlayıp dış bükey devam eden bir kanatlarının ikisi de yukarıya bakmaktadır. Dilimli kanatlar altın sarısı renkle başlayıp, geniş kısmında sarı uç kısmına doğru pembe renkte devam etmektedir.

Hz. Âmine’nin karşısında oturan dört adet melek ise sırasıyla şu şekildedir. Sağdan birinci meleğin başındaki altın sarısı renkte tacı ince bir bilezik üzerine dilimli bir kaide ile devam etmekte ve yuvarlak formda düğme şeklinde ufak bir detay ile sonlanmaktadır. Kalın kaşlı, sürmeli ve badem gözlü, uzun kemerli burunlu, küçük ağızlı ve yuvarlak yüzlü olarak tasvir edilmiştir. Boydan ayaklara kadar uzanan, kollarda ise dirseklere kadar inen altın yaldızlı buğday başağı süslemeli mavi bir elbise giymektedir. Belinde altın sarısı renkte önden düğümlü kuşağı bulunur. Kuşağın uçları göbek hizasında kavuşturulmuş kollar üzerinden sarkıtılmıştır. Sıfır yaka kıyafetin kollarında pazubant şeklinde bağlanmış düğümlü kuşaklar yer almaktadır. Kırmızı renkte ve üzeri desenli iç elbisesi dirsekten itibaren mavi elbisenin altından bileklere kadar uzanır. Meleğin ense kökünden yukarı doğru açılan ve iç bükey olarak başlayıp dış bükey devam eden kanatlarının ikisi de aşağıya doğru bakmaktadır. Dilimli kanatlar altın sarısı renkte başlayıp, geniş kısmında turuncu, uç kısmına doğru beyaz renkte devam etmektedir. Melek diz çökmüş oturur vaziyette verilmiştir. Bu sebeple ayakları gözükmemektedir.

(38)

İkinci meleğin başındaki altın sarısı renkte tacı ince bir bilezik üzerine dilimli bir kaide ile devam etmekte ve yuvarlak formda düğme şeklinde ufak bir detay ile sonlanmaktadır. Kalın kaşlı, sürmeli ve badem gözlü, uzun kemerli burunlu, küçük ağızlı ve yuvarlak yüzlü olarak tasvir edilmiştir. Boydan ayaklara kadar uzanan, kollarda ise dirseklere kadar inen altın yaldızlı süslemeli kırmızı bir elbise giymektedir. Belinde altın sarısı renkte önden düğümlü kuşağı bulunur. Kuşağın uçları, öne doğru uzatılmış kollar üzerinden sarkıtılmıştır. Sıfır yaka kıyafetin kollarında pazubant şeklinde bağlanmış düğümlü kuşaklar yer almaktadır. Açık mavi renkteki iç elbisesi dirsekten itibaren kırmızı elbisenin altından bileklere kadar uzanır. Meleğin ense kökünden yukarı doğru açılan ve iç bükey olarak başlayıp dış bükey devam eden kanatlarının ikisi de aşağıya bakmaktadır. Dilimli kanatlar altın sarısı renkle başlayıp, geniş kısmında açık mavi devam etmektedir. Uç kısımlar gözükmemektedir. Melek diz çöküp oturur vaziyette verilmiştir. Bu sebeple ayakları gözükmemektedir.

Üçüncü meleğin başındaki altın sarısı renkte tacı ince bir bilezik üzerine dilimli bir kaide ile devam etmekte ve yuvarlak formda düğme şeklinde ufak bir detay ile sonlanmaktadır. Kalın kaşlı, sürmeli ve badem gözlü, uzun kemerli burunlu, küçük ağızlı ve yuvarlak yüzlü olarak tasvir edilmiştir. Boydan ayaklara kadar uzanan kollarda ise dirseklere kadar inen altın yaldızlı süslemeli gri bir elbise giymektedir. Belinde altın sarısı renkte önden düğümlü kuşağı bulunur. Kuşağın uçları, öne doğru uzatılmış kollar üzerinden sarkıtılmıştır. Sıfır yaka kıyafetin kollarında pazubant şeklinde bağlanmış düğümlü kuşaklar yer almaktadır. Meleğin ense kökünden yukarı doğru açılan ve iç bükey olarak başlayıp dış bükey ile devam eden bir kanatlarının ikisi de aşağıya bakmaktadır. Dilimli kanatlar altın sarısı renkle başlamış, geniş kısmında açık mavi renkle devam etmiştir. Uç kısımlar gözükmemektedir. Melek diz çöküp oturur vaziyette verilmiştir. Bu sebeple ayakları gözükmemektedir.

Dördüncü meleğin başındaki altın sarısı renkte tacı ince bir bilezik üzerine dilimli bir kaide ile devam etmekte ve yuvarlak formda düğme şeklinde ufak bir detay ile sonlanmaktadır. Kalın kaşlı, sürmeli ve badem gözlü, uzun kemerli burunlu, küçük ağızlı ve yuvarlak yüzlü olarak tasvir edilmiştir. Boydan ayaklara kadar uzanan, kollarda ise dirseklere kadar inen sarı bir elbise giymiştir. Belinde altın sarısı renkte

Referanslar

Benzer Belgeler

Systemic CS medication in ISSHL and BP pa- tients with HT did not alter the antihypertensive doses, however, diabetic patients needed antidiabetic drug alteration.. Therefore,

kan ‘Sürekli Bir ilkbahar’ birkaç şairi içermektedir; bunlar Ara- gon, N azım Hikm et, Mayakovski, N eruda, Yahya Kemal, Kara- caoğlan ve Fuzuli’dir?. Zaten

10.30 — Dernek Başkanı Perihan Balcı’nın açış

Dolgu taneciklerinin nm boyutunda olması sebebiyle nano kompozitler yüksek alan/hacim oranlarına sahiptir. Polimer matrisler içine eklenen çok düşük yoğunluktaki nano

uzak durulması, , her türlü toplumsal ve siyasal mühendisliğe karsı durulması, “aile” kurumunu sarsacak uygulamalar konusunda hassasiyet gösterilmesi gerektiğine

Kaydedilen TL ışıma eğrisi kullanılarak düşük sıcaklık (157 oC) ve yüksek sıcaklık (278 oC) pikleri için pik şiddetlerinin ilk yükselmeye başladığı bölgede

Görev yaptığı yerleşim yerine göre duygusal tükenmişlik ve kişisel başarı duygusunda azalma puan ortalamaları arasındaki fark incelendiğinde; duygusal tükenmişlik ve

Belirtmek istediğim şu: Batı- lılar çoğu zaman cahillikle ce­ surluğu eş anlamda benimsedik­ leri için, değer yargılarında ve ileriye dönük tahminlerinde