• Sonuç bulunamadı

Türkiye konuşuyor:Yassız, yasaksız 10 Kasımlar

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Türkiye konuşuyor:Yassız, yasaksız 10 Kasımlar"

Copied!
7
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

A

YASSIZ

10 KASIMLAR

Türkiye konuluyor i

ve hemen herkes Atatürk'ün]

yasla anılmasını anlamsız

buluyor. Çevirin sayfaları,]

okuyun bu konudaki

görüşleri

\ V Sayı: $£

MAKYAJ

i '

" J t I; ¡savıau-a)

(2)

M illiy et tıhtiiıılitv

.#■

5

* Yassız.

■/ yasaksız

10 Kasımlar

Atatürk'ün ölümünün 49. yıldönüm ünde, Türk top*

lumunun çeşitli kesimlerinden insanlar, büyük bir ço­

ğunlukla şu görüşte birleşiyorlar: "Yas tutarak

anılmak, Atatürk'e yakışmaz, çağdışı yasaklamalarla

Atatürk'e saygı olmaz. Atatürk, coşkuyla anılmalıdır."

V

ERİLEN “ ti” sesiyle tüm başlar

öne eğildi. Öğretmenler sıkı sıkı tembih etmişlerdi: “ Sakın gülme­ yin!.. Bugün gülmek yok, matemde­ yiz!..”

Saygı duruşunun ortalarında, ilkoku­ la başlayalı henüz bir-iki ay olan Ceren kendini tutamadı, gülüverdi. Bunu, baş­ ka kıkırdamalar izledi. Ceren çok kork­ tu, çok utandı. Törenin bitiminde öğret­ menin yüzüne bakamadı. Baksaydı, kaş­ larının nasıl çatık olduğunu görecekti.

Eve döndüğünde, babasına “ Babacı­ ğım 10 Kasım’da niye ağlamamız gere­ kiyor? Nedir 10 Kasım?” diye sordu.

Ceren’in babası, birden yanıt vereme­ di. Sahi, neden herkesten çok üzgün ol­ ması bekleniyordu? Neden eğlence yer­ leri kapatılıyordu o gün? Neden televiz­ yonda ve radyoda salt matem müziği ça­ lmıyordu? Sinemalar, tiyatrolar neden kapalıydı? Eğlence yerleri de kapatılıyor­ du o gün ve içki satışı da yasaktı. Neden? Eve gelirken videocuya uğramış ve birkaç film almıştı. Ne kadar da kalaba­ lıktı dükkânın içi!.. Filmlerden birini vi­ deoya koyarken kızına vereceği yanıtı dü­ şünüyordu... Sahi, neydi 10 Kasım?..

değil mi?

“ 10 Kasımların A tatürk için yas gü­ nü olarak kutlanması, artık kısır ve ya-

2

pay bir gelenektir. Bu kadar yıl sonra yas tutulamaz. Yas tutarmış gibi yapanlar, il­ kel bir müsamerede iğreti rol oynuyor­ lar.”

Gazeteci Teoman Erel’in, 10 Kasım­ lardaki “ resmi uygulama” ya ilişkin gö­ rüşleri böyleydi. Acaba toplumun çeşitli kesimlerindeki insanlar da aynı görüşü paylaşıyorlar mıydı?

Bir başka gazeteci, Tercüman Gaze­ tesi Genel Yayın Koordinatörü Taha Ak-

yol da uygulamayı “ Kötü bir Şarklılık

örneği” olarak tanımlıyordu. Prof. Er­

doğan Alkin, “ Niye yas tutulduğunu

anlayamıyorum” derken, Prof. Tokta-

mış Ateş, bu konudaki görüşünü “ 10 Ka­

sımları yas günü olarak ele almak, A ta­ türk’e ciddi bir saygısızlıktır” şeklinde di­ le getiriyordu.

TÜRSAB yöneticilerinden Bahattin

Yiicel, 10 Kasımlarda yas tutulmasını

“ yapmacılık” olarak nitelendirirken, ya­ zar Attilâ İlhan, “ aslında yapısı ve ya­ radılışı itibarıyla Mustafa Kemal P aşa’- nın bu tür bir anılmadan hoşlanacak bir kişi olmadığım” hatırlatıyordu.

Beşiktaş Kulübü Genel Sekreteri Fer-

han Dinçer, “ Atatürk için ne yasa, ne de

yasağa ihtiyaç var” diyordu. Gazeteci- yazar Çetin Altan “ Yapay olan şeylerin hiçbir zaman insanlığı etkileyemeyeceği- ni” belirtiyor, Zaman başyazarı Fehmi

Koru da “ Hiçbir devlette elli yıl sonra an­

ma görülmemiştir. Bu durumun daha

fazla devam etmesi, benim görüşüme gö­ re yanlıştır” diyordu.

Ferit Mavituna adlı esnaf yurttaşımız,

“ A tatürk’e saygı matem havasına bürü­ nerek olmaz derken, Neslihan Engi adlı öğrenci de, “ Yasta hiç olmazsa aşırıya kaçılmamasını istiyordu.” Ünlü politika­ cı Kasım Gölek, konuyla ilgili görüşleri­ ni “ Atatürk ve yas birbirleriyle uyuşma­ yan şeylerdir” cümlesiyle dile getirirken, Dışişleri eski Bakanı Hayrettin Erkmen, “ Normal hayatın akışını değiştirecek bir anma biçimine lüzum görmediğini” söy­ lüyordu. Mehmet Ali Aybar’ın görüşü ise şöyleydi: “ Ben yalnız Atatürkçülüğün değil, çağdaşlığın bütünüyle kalıplaştırıl- masma ve biçimsel törenler niteliğine in­ dirgenmesine karşıyım.”

Resmi uygulamaya ilişkin en ağır eleş­ tirilerden biri, Doğu Perinçek’ten geliyor­ du. “ Atatürk’e yas, aslında bugün Cum­ huriyet Devrimi’nin ve A tatürk’ün dev­ rimci mirasının üzerinin örtülmesi ve ate­ şinin küllendirilmesi için kullanılıyor” di­ yen Perinçek, sözlerini, “ Atatürk’le ilgili belgelerin gizlendiği, imha edildiği koşul­ larda 10 Kasım bir resmi ikiyüzlülüktür” şeklinde sürdürüyordu.

Şarkıcı Barış Manço, “ Atatürk’ü çok sevdiğim için onu anma gününde dövün­ menin bence hiç âlemi yok” derken, ya­ zar Duygu Asena, “ Saygının şekilci dav­ ranışlar ve zorla vurgulanan kurallarla oluşamayacağını” hatırlatıyordu. Müj­

dat Gezen, A tatürk’ün kendisinin yasa

(3)

WiHigct

ahtiiaiit&

Yaptığımız soruşturmada, azınlıkta da kalsalar, “ matemin sürmesini” iste­ yenler de çıkıyordu. GalatasaraylI futbol­ cu Cüneyt Tanman’a göre “ 10 Kasım bir yas günüydü ve öyle kalmalıydı. Çünkü gelenek ve göreneklerimizin iyice eksildiği şu dönemde 10 Khsım’ın matem günü olarak kalması, saygının bir ifadesiydi.” ANAP milletvekili adayı Hülya Koçyiğit de aynı görüşü paylaşıyor ve “ Ben bu ter­ biye içinde büyüdüğüm için daha deği­ şik bir türünü tasavvur edemiyorum” di­ yordu.

Hayatını büfecilik yaparak kazanan

İbrahim Günay’a göre de “ Cumhuriyet’-

in kurucusu A tatürk’e karşı saygı ve sev­ gimizi belirtmenin yas tutm aktan başka yolu yoktu.”

Emekli Orgeneral Haydar Sükan’a göre halen yapılan uygulamanın kaldırıl­ masını isteyenler, “ art düşünceli” insan­ lardı. Bir başka emekli asker, emekli Amiral Cezmi Birel de “ 10 Kasım özel bir gündür ve her zaman yas günü ola­ rak kalmalıdır” diyenlerdendi.

öST^f^eîîdecîeoğiu^

"Atatürk'e hesap verm e günü" olma­ sını önerirken, emekli Orgeneral Ad­ nan Ersöz şunları söylüyor: "Bu konu­ da Genelkurmay Başkanı'ndan başka hiç kimse demeç veremez."

Soruşturmamız sırasında, hayli ilginç görüşlerle de karşılaşıyorduk, örneğin, İş Bankası Yönetim Kurulu üyesi emekli Orgeneral Adnan Ersöz, “ Bu konuda Genelkurmay Başkanı’ndan başka hiç kimsenin demeç veremeyeceğini” ileri sü­ rerken emekli Orgeneral Necdet Öztorun, “ 10 Kasım’ın bir yas günü olup olmama­ sı konusuna girmek istemediğini” belir­ tiyor, Beşiktaş Kulübü Başkanı Süleyman

Seba ise, “ Konunun ehemniyetinden do­

layı 10 günlük bir düşünme süresinden sonra cevap verebileceğini” söylüyordu.

“Yasaklar

kalksın”

Peki, 10 Kasımlarda uygulanan ya­ saklar sürmeli miydi? İçki satışı yasak­ lanmalı, sanatsal ve sportif etkinlikler durdurulmalı mıydı? Televizyon ve rad­

• 8 KASIM • 1987

yolarda matem yayınının sürmesinde ya­ rar var mıydı?

AP eski milletvekillerinden Celal Ba- yar’ın kızı Nilüfer Gürsoy’a göre, “ Bir gün içki içilmezse bir şey olmazdı ve ya­ saklar aynen sürmeliydi” . Prof. Erdoğan

Alkin ise tam karşı görüşteydi ve “ Eğ­

lence yerlerinin kapatılması, içkinin ve sporun yasaklanması anlamsız. Saygı, böyle sağlanamaz” diyordu. Emekli Amiral Yılmaz Usluer “ Bu kısıtlamalar olmasa da olur” görüşünü taşırken, “ 10 Kasım’da uygulanan yasakların tam bir saygısızlık olduğuna” inanan Bahattin

Yücel, yasakların kaldırılmasını is­

tiyordu.

Emekli Tümgeneral Fehmi Kuzoğlu, “ sanatsal ve sportif faaliyetler sürmeli”

derken, içki yasağı konusuda görüş be­ lirtmiyordu. Prof. Şener Akyol, “ Birta­ kım yasaklar koyarak Atatürk’e saygının yerine getirildiğine inanmıyorum. Bun­ lar, Doğulu yasaklardır” diyor, gazeteci

Metin Toker ise, konuyla ilgili düşünce­

lerini, “ Bugün uygulanan yasaklar, dün­ yanın en saçma yasaklarıdır. Kıvanç na­ sıl içki içerek belirlenmezse, yasın gereği de içki içmemek değildir” sözcükleriyle dile getiriyordu.

A tatürk’ün hayatı, neşeyi, coşkuyu yaratıcı bir insan olduğunu anımsatan

Attilâ İlhan, yasaklardaki anlamsızlığı şu

çarpıcı örnekle sergiliyordu: “ TRT, 10 Kasım’da Beethoven’in 9. Senfonisi gi­ bi, Klasik Batı müziğinden örnekler su- nuyor. 9. Senfoni, neşeli bir ezgidir. Ya- V

Millivet-Aktüalite’nin kapağında ve bu sayfalarda yer alan üç fotoğraf Atatürk ün şimdiye kadar yayınlanmamış fotoğrafları arasından seçildi. Atatürk ün daha önce hiçbir yerde yayınlanmamış olan ve Hanri Benazus’un öze'arçıvındmtaeçilen da a pekçok fotoğraftan oluşan büyük boy 4 sayfalık bir eki, 10 Kasım Salı günü Miili-

yet’le birlikte özel ek olarak alacaksınız. Gazeteniz Milliyette

K.’nın hazırladığı "Yabancı Gözüyle Atatikk” adlı yem yazı dizisini izleyeceksiniz.

V M

FOTOĞRAFLARLA ATATÜRK EKİ SALI GÜNÜ MİLLİYETLE BİRLİKTE 3

(4)

ni TRT, Batı’nın neşelendiği müzikle Do- ğu’da yas tutuyor.”

Gazeteci Teoman Erel’in yaklaşımı ise şöyleydi:

“ 10 Kasımlarda eğlence yerlerini ka­ patıp içki yasağı uygulamakla A tatürk’e saygı mı olurmuş?.. Hareketi, neşeyi se­ ven, olağanüstü dinamik bir tarihi şah­ siyete bu yasaklarla hakaret ediliyor.”

Ünlü sunucu Halit Kıvanç, “ insan­ ların ağlayarak anılması, acizlik ve ilkel­ liktir. Yasaklan anlamsız ve gülünç buluyorum” derken, Fenerbahçeli fut­ bolcu Önder Cafer, sportif ve sanatsal et­ kinliklerin yasaklanmamasını istiyordu.

Oktay Yımaz adlı öğrenci ise “ içkili yer­

lerin kapanabileceğini, ama diğer eğlen­ ce yerlerinin açık kalabileceğini” belirti- yordu.Tiyatrosanatçısı Gülriz Surun,ya­ saklarla ilgili görüşlerini “ Eğer Atatürk’ü yılda bir kez anıyorsak, bu ışıklarımızı söndürerek, perdelerimizi kapatarak TV ekranlarını karartarak olmamalı” şeklin­ de özetliyor, Müjdat Gezen ise, “ Atatürk sanat yuvalarım kapatmaz, o gün için bile olsa içkiyi yasaklamazdı” diyordu. Bes­ teci Melih Kibar, “ Eğlence yasağı kalkar­ sa bunun Atatürk’e karşı yeni türeyen in­ sanlar tarafından yanlış anlaşabileceği” endişesini taşıyor, ama spor ve sanat et­ kinliklerinin kısıtlanmamasını istiyordu.

Peki, bundan sonra ne yapmalı, tu Kasımları nasıl değerlendirmeliydik? Ne

4

yaparsak 10 Kasımları daha anlamlı bir hale getirebilirdik?

Özel bir şirkette yöneticilik yapan

Hayri Yılgın, her 10 Kasım’da Atatürk

devrimlerinden birinin en geniş biçimde tanıtıldığı coşkulu bir haftanın başlatıl­ masını isterken, Nilüfer Gürsoy, 10 Ka­ sım günü okulların Dolmabahçe’yi ve Anıtkabir’i ziyaret etmesini öneriyordu.

Prof. Toktamış Ateş’e göre, 10 Ka­ sımlarda Atatürk düşünceleri tekrar ele alınmalı, Atatürk konulu seminerler dü­ zenlenmeli, bu toplantılar “ sevinç göste- rileri” ne dönüştürülmeliydi.

10 Kasımlarla ilgili en ilginç öneriler­ den biri, Ord. Prof. Hıfzı Veldet Velide-

deoğlu’ndan geliyordu, “ 10 Kasım ma­

tem günü olarak değil, Atatürk devrim- lerini anma ve pekiştirme günü olarak ele alınmalı” diyen Velidedeoğlu’na göre, “ 10 Kasım ‘Atatürk’e hesap verme günü’ olarak kutlanmalıydı.”

Emekli Amiral Cezmi Birel, A ta­ tü rk ’ün yaşamının “ tüm ayrıntılarıyla” TRT tarafından filme alınmasını önerir­ ken, TÜRSAB yöneticisi Bahattin Yücel, A tatürk’ün yaşamının geçtiği yerlerin TV’de tanıtılmasını, güzel sanatlara iliş­ kin yarışmalar düzenlenmesini, ödüller verilmesini istiyordu.

Azınlıkta da kalsalar, yasın ve yasağın sürmesini isteyenler var. Ama büyük çoğunluk, zorlama bir yas ve yasakla­ ma yerine coşkulu bir anmayı yeğliyor, hatta 10 Kasım yerine, Atatürk'ün do­ ğum gününün görkemli ve ona yara­ şır bir biçimde kutlanması İsteniyor.

Emekli orgenaral Necdet Öztorun, ‘‘Ne yapılmalı” sorusunun yanıtının, Atatürk’ün şu sözlerinden çıkarılabilece­ ğini söylüyordu: “ Benim varislerim, be­ nim yaptıklarımı, yapmak istediklerimi bir mihver olarak alıp, bilim ve fennin ışı­ ğında uygularlarsa benim varislerim olur­ lar.”

Gazeteci Teoman Erel’in önerisi ise şuydu: “ 10 Kasımlarda eğlence yerlerin­ de sanatçılar, komikler, Atatürk’ten esp­ rili ama sevgi dolu bir dille söz edebilme­ li. İçki sevenler, onun şerefine kadeh kal- dırabilmeli. Onunla ilgili yeni eserler, ye­ ni araştırmalar, esaslı filmler, o gün su­ nulmalı. Her 10 Kasım’da bir taze nefes, bir yeni soluk yaratılmalı”

iktisatçı Arslan Başer Kafaoğlu, 10 Kasım’ın Atatürk Şenliği olmasını öne­ riyordu. Bir yıl öncesinden ödüller kon­ malı, Atatürk’ü tanıtma programları dü­ zenlenmeli, her meslekten bir insan A ta­ türk’ü incelemeliydi.

(5)

M illiye t a h tik a U ie,

8 KASIM • 1987

DÜNYA MATEMİ DEĞİL, COŞKUYU YEĞLİYOR

Yasla aıulan tek

lider Atatürk

' NUR BATUR

Gazeteci Taha Akyol, “ 10 Kasım’da A tatürk’ün yeniden değerlendirilmesini” isterken, Didem Andaç adlı grafiker de ‘Üzülmek yerine onun bize verdiklerini coşkuyla anmalıyız” diyordu. Nuran Öz- çelik adlı ev kadınının arzusu ise, “ Tele­ vizyonun daha neşeli olarak yayınını sür­ dürmesi, hiçbir faaliyetin kısıtlanmama- sıydı.”

Yılların politikacısı Kasım Gülek’in önerisi de hayli ilginçti:

—“ Büyük A tatürk’ün öldüğü gün değil, doğduğu gün kutlanmalıdır. Dün­ yanın her tarafında gelenek budur. A ta­ türk’ün doğduğu gün tam olarak belli mi­ dir, bilmiyorum. Araştırılmalı, bulunma­ lı ve o gün kutlanmalıdır. Aramızdan ay­ rıldığı gün ise, sadece hatırlanacak bir gündür. Ben, A tatürk’e sevinç yakıştırı­ rım .”

—“ Bugün Atatürk kasalarda kilitli­ dir. özellikle onun laiklik, din, İslami­ yet, Kürt meselesi gibi konulardaki gö­ rüşlerini açıklayan dergiler toplatılmak­ ta, insanlar yargılanmaktadır. Bir yandan bunlar yapılırken, diğer yandan da A ta­ türk heykelleri diktirilmekte, Atatürkçü­ lük bir beton yığını haline getirilmek­ tedir” diyen Doğu Perinçek ise, şu öne­ riyi getiriyordu:

—“ Artık yası ve ağlamayı bir kena­ ra bırakıp Türk devrimi gerçeğinin ve Atatürk’ün özgürce incelenmesi, eleştiril­ mesi ve her türlü bağnazlıktan uzak ola­ rak değerlendirilmesi dönemine girilme­ lidir.”

Sanatçı Gülriz Sururi’nin önerisi de, bir ölçüde Kasım Gülek’e yaklaşıyordu:

—“ A tatürk’ü andığımız günü, hü­ zünle değil coşkuyla kutlamalıyız. Belki de bu ölüm gününe değil de doğum gü­ nüne denk getirilebilir.”

Barış Manço, “ Kasım zaten karanlık,

gri bir ay. Bence bugünü aydınlık bir gün olarak, coşkuyla kutlamalıyız” derken, Duygu Asena ise şunları söylüyordu:

—“ 10 Kasımlarda küçücük çocukla­ ra anlayamayacakları şiirleri ezberletip insanları ağlatmaya çalışmak yerine, sev­ gi dolu yüreklerle kutlayabiliriz. Onun ne büyük bir kişi olduğu, klasik ve acılı nu­ tuklar yerine, güzel öyküler, nefis film­ ler, neşeli ses tonları ile anlatılmalı. Ata­ türkçülük, genç beyinlere gülerek, neşe ile sevgi, ile sunulmalı.” »

A

BD’nin başkentinin yaşadığı en canlı gecelerden biriydi. Çok katlı büyük mağazalar, olanca görke­ miyle ışıl ışıidı. Bu mağazalardan birinin ön cephesinde dev bir afiş asılıydı:

“Washington Günü ucuzluğu... S bin dolarlık bir kürk, sadece 1 dolara!”

Gecenin ilerleyen saatleriyle birlikte, bu afişin bulunduğu mağazanın önü, bir şenlik yerine dönüşüyordu. Bu büyük fır­ satı kaçırmak istemeyen hanımlar, en ka­ lın kazaklarım ve paltolarını giyerek ma­ ğazanın önünde kümeleniyorlardı. Nefis bir mavi tilki kürk paltoyu sadece 1 do­ lara alabilmek, doğrusu her kula nasip olmazdı.

Sabaha karşı mağazanın önü tıklım tıklım dolmuştu. Mağazaya ilk giren ha­ nıma kürk manto 1 dolar karşılığında ve­ rilecekti. Kürkü kaçıran hanımlar için

“ teselli indirimleri” de vardı, öyle ya, Washington Günü’ydü o gün. 50

dolar-George Washington

—Coşkuyla anılıyor—

ABD'de her yıl Şubat'ın üçüncü pazar­ tesisi, "Washington Günü" olarak kutla­ nır. Ama yasla, yasaklarla değil, eğle­ nerek, çeşitli etkinlikler düzenleyerek

lık kazaklar, sadece 1 dolar, 100 dolar­ lık göz kamaştıran İtalyan ayakkabılar birkaç dolardı.

Mağazanın önündeki heyecan günün ilk ışıklarıyla birlikte doruğa oluşayordu. Sonunda kapılar açılıyor ve hanımlardan biri, ötekilerden önce içeri girmeyi başa­ rıyordu. Koşarak kürk reyonuna yöneli­ yor ve orada büyük bir düş kırıklığına uğ­ ruyordu. Beş bin dolarlık kürk, bir baş­ ka hanımın kolları arasındaydı. Nasıl olurdu bu, mağazaya ilk giren kendisi de­ ğil miydi? Çıkan tartışma alevlenince ma­ ğaza yöneticileri durum a el koydular ve olay aydınlanıyordu. Kürkü elinde tutan hanım, gece mağaza kapanmadan önce kürklerin arasına saklanıyor ve orada sa­ bahlıyordu. Mağaza yetkilileri, bu hile­ yi kabul etmiyor ve kürkü gerçek sahibi­ ne veriyorlardı.

Bu olay her yıl ABD’de kutlanan Washington G ünü’nde yaşanan ilginç ve coşkulu görüntülerden sadece bir tane­ siydi.

Amerikalılar, ilk Cumhurbaşkanları

George Washington’ 1 her yıl Şubat ayı­

nın üçüncü pazartesi günü anıyorlardı. ABD’nin bağımsızlığına imzasını atmış olan Washington’in başkentte görkemli bir anıtı vardı ve kentin her tarafından görülen bu anıt, tüm dünya ülkelerinden gelen taşlarla yapılmıştı.

Amerikalılar bu ulusal günlerinde yas tutmuyorlar, şenlik yapıyorlardı. Ame­ rikalılar kadar görkemli olmasa bile, ulu­ sal liderlerini anan birçok ulus var dün­ yada. Kendi gelenekleri içerisinde Vene- zuellalılar Bolivar’ı, Kübalılar Jose Mar- tin’i, PakistanlIlar Cinnah’ı, Yugoslav- lar Tito’yu, ülkelerinin bağımsızlığında ya da kuruluşunda yaptıkları katkıları unutmadıklarım belirtiyorlar. Ama ölüm yıldönümlerinde yas tutarak değil, do­ ğum yıldönümlerinde şenliklerle anmayı yeğliyorlar.

İlkeleriyle, düşünceleriyle, belirledik­ leri hedefleriyle liderlerinden nasıl yarar­ lanacaklarını düşünerek, onlardan ışık al­ maya çalışarak •

(6)

MiMiyet

aktüaUte,

BÜYÜK KURTARICIDAN PEK BİLİNMEYEN İKİ ANI

A tatürk, çağdaş

bir liderdi

Bir gece Pembe Köşk'ün kapısı çaldı. Çankaya'dan gelen görevli İnönü'ye şu mesajı iletti: "Atatürk, bu gece film iz­ leyecekler. Paşa hazretleri de Çankaya'­ yı teşrif buyururlarsa çok sevinecekler"

ERMAN ŞENER

B

İRAZDAN, 50 yıllık bir geziye çı­ kacağız. Kılavuzumuz “ sinema” olacak. Bu yolculuk bizi önce Çankaya’ya götürecek, oradan Ameri­ ka’ya uzanıp Beyaz Saray’a gireceğiz ve ne görsek iyi: Cumhurbaşkanı olduktan sonra Türkiye’den hiç çıkmayan Atatürk orada, Beyaz Saray’da.

Ve sinemayla ilgili (biri pek az bili­ nen, öteki neredeyse hiç bilinmeyen) bu iki anı, yıllardır tartışılan “Atatürk-İsmet

Paşa” dargınlığına da bir ışık tutacak.

Şehir

Işıklan

Kısa bir süre önce yitirdiğimiz Baha

Gelenbevi (d: 1907) gün görmüş, umur

görmüş bir adamdı. Kendine has bir cümle yapısıyla konuşur, araya mutlaka espriler katardı. Sinemaya Fransa’da baş­ layan, dönemin en büyük yönetmenlerin­ den A bel Gance’a asistanlık yapan, Fran­ sa’ya “ ziraat eğitimi” görmesi için gön­ derilip oradan “ film yönetmeni” olarak dönen Gelenbevi, 27 Ekim 1981’de, bir sempozyumda (kendi ifadesiyle 90-100 kişilik bir topluluğa) ilginç bir anıyı ak­ tarmıştı. Sonra bu sempozyumda sundu­ ğu bildiriden bir kopyayı bize verdi. Şim­ di anlatacağımız anıyı, oradan aldık.

Charlie Chaplin, malum, sinemanın

gelmiş geçmiş en büyük sanatçılarından biridir. “Şehir Işıkları” (City Lights) ise, sinema klasikleri arasında sayılan, en ba­ şarılı Filmlerden biri. 1937 yılında A ta­ türk bu filmi görmek istemiş. Hemen he- zırlıklar yapılmış ve bir gece Atatürk Türk Ocağı'na gitmiş. Gelenbevi, bun­ dan sonrasını şöyle anlatıyor:

—“ Ben olayı, o sırada yaver olan ak­ rabam Atıf EsenbeFden duymuştum. Bü­ yük Atatürk yola çıkmadan, ismet Pa- şa’ya da haber gönderiyor. (O sırada is­

met Paşa başvekil değil, bu makamda

Yaşamıyla saygı uyandırdı

—Roosevelt’i de büyüledi—

Celal Bayar var) Eski silah arkadaşını

unutmadığını belirtmek için olsa gerek, şöyle diyor:

—İyi bir film izleyeceğiz. Eğer Paşa hazretleri teşrif buyururlarsa, çok mem­ nun olurum.

“Davet ani olduğu için İsmet Paşa iti­ zar beyan ediyor, kendisi gelemiyor ama refikaları Mevhibe Hanımefendi, çocuk­ ları, yaver ve daha birkaç kişi Türkoca- ğı’na gidip bu filmi izleme fırsatı bulu­ yorlar.”

Devir, sesli sinema devri ama Chap­ lin sesli sinemaya karşı. O bir yana, “ Şe­

hir Işıldan” zaten sessiz film. Ama “ sesli sinema” başladıktan sonra efekt ve mü­

zik eklenip yeniden gösterime girmiş. İs­ tense, dublaj yapılır, konuşmalar de ek­ lenir ama Şarlo bunu istememiş. Nevse. film devam ederken Atatürk bir ara ar­ kaya doğru dönüp konuşuyor:

—“ Bu derece beşeri bir mevzuu, bu nisbette sebil (kolayca anlaşılır tarzda) anlatan bu büyük sanatkâr, filmlerde ko­ nuşmamakta ısrar ediyormuş. Belki de, hakkı var. Kimbilir, mükâleme (konuş­ ma) ilave edilirse eserin sihri bozulabi­ lir.”

Derken, “filmin birinci yarısı” biti­ yor, makinist, alışkanlıkla filmi kesme­ ye, yani “ 10 dakika ara” vermeye kal­ kışıyor ve işte o sırada A tatürk’ün sesi duyuluyor:

—“ Kesmeyin, devam edin. Filmi bo­ zacaksınız.”

Ve film bitip salondan çıkarlarken duygulu bir tavırla şunlan söylüyor:

—“ Bunlar, dünyanın büyük adamla­ rı. Beşeriyetin terakkisine medhaldar (in­

sanlığın ilerlemesine yardımcı) ölüyor­

lar.” . ,

Şimdi, konuyla yakından ilgili olma­ yanlar, haklı olarak şöyle düşünebilirler: “ Atatürk, bir sinema klasiğini seyretmiş ve beğenmiş. E, ne olmuş yani?”

Bize sorarsanız sadece o kadar değil. Bu anıdan üç önemli sonuç çıkıyor. Bun­ ların ilki yaklaşık 40 yıllık bir tartışma­ ya kuvvetli bir ışık tutuyor olması.

(7)

Tar-M i l l i y e t a J ıt ü a lit e__________________________ ___________________ * 8 KASIM » 1987

tışma, Atatürk-İnönü dostluğu. Bu dost­ luğun, İnönü başbakanlıktan ayrıldıktan sonra bozulduğunu, zedelendiğini iddia edenler de var, tam tersini savunanlar da. Bu anı da açıkça gösteriyor ki, (Cumhur­ başkanı - Başbakan) ilişkisi bittikten son­ ra, dostluk devam ediyor.

İkinci sonuç, A tatürk’ün gerçekten olağanüstü önsezisi ile sinemanın “ kûf-

funa erdiğini” göstermesi. Çok basit gi­

bi görünen bir müdahaleyi (filmi yarıda kestirip devam ettirmesini) ele alalım. As­ lında, bu sinema yazarlarının elli yıldan beri uğraştıkları bir konudur.

Üçüncü sonuç ise şudur: Sesli sinema ortaya çıkınca birçok sanatçı, bu yenili­ ği benimsememişierdir. Bir bölümü uzun süre.yeni film yapmamış, bir bölümü ise daha o gün, “ Bu iş bitti, mesleği

bıraktım” demeye başlamıştır. Göster­

dikleri gerekçe, A tatürk’ün tahminini yüzde yüz doğrulamaktadır, sesin sine­ maya girişiyle filmlerin “ sihrinin” bozul­ duğuna inanm aktadırlar.”

Bu gerçekten ilginç anıyı naklettikten sonra şimdi yine 1937 yılının Nisan ayw m yaşamaya başlayabiliriz. Gregoriyen takvimler 1937 yılı, Nisan ayının dördün­ cü gününü gösteriyor. Artık Çankaya’ da değiliz, yolumuz W ashington’a düş­ tü. Ünlü Beyaz Saray’da “ sinema

salonu” hazırlanıyor. Her şey hazır, “ Roosevelt gelip koltuğa oturuyor, ışık­

lar kararıyor ve.

Evet, ışıklar kararıyor ve Beyaz Sa­ ray’ın ‘beyazperdesinde’ Atatürk beliri­ yor, Çankaya Köşkü’nün bahçesinde do­ laşıyor. Sonra bir başka sahne: Atatürk, yanında Ülkü. Atatürk karatahtaya ge­ liyor. Ülkü’ye yazı yazmasını öğretiyor. Yine ikisi, bu kez Florya’da kumsalda yürüyorlar. Ülkü yaramazlıklar yapıyor, Atatürk gülüyor. Sonra başka bir sahne: . Yeni Türk Cumhuriyetinden görüntüler:

Parklar, fabrikalar, yenilikler.

Bu olaydan iki gün sonra (6 Nisan 1937’de) Roosevelt, A tatürk’e bir mek­ tup yazıyor:

“ Ekselans Kemal Atatürk T.C. Başkanı

Ankara

Azizim Bay’Cumhurbaşkanı, Son günlerde, Türkiye’de Mr. Julian Brian tarafından alınmış olan filmi, bir­ kaç gün önce Beyaz Saray’da izledim. Nisbeten, pek kısa zamanda meydana ge­ tirdiğiniz pek çok şayan-ı hayret şeyi gö­

rünce hissettiğim şevk ve heyecanı size ar- zetmek istedim.

Kıymetli şahsiyetinizin, evinizde ve plajınızda küçük kızınızla oynarken ya­ pılan çekimleri seyretmekle, bilhassa bah­ tiyar oldum.”

Böylece devam eden mektup Roose-

velt’in, Atatürk’e bir gün “ karşı karşıya görüşme” isteğini belirtmesi ve iyi dilek­

leriyle bitiyor. Kısa bir süre sonra A ta­ türk, bu mektubu yanıtlıyor:

“ Ekselans Franklin D. Roosevelt, ABD Başkanı

Washington

Son günlerde, Mr. Julien Brian tara­ fından alınmış olan filmi seyretmekten duyduğunuz memnuniyeti bildiren 6 Ni­ san 1937 tarihli lütufkâr mektubunuzu, hakiki bir sevinçle aldım.”

Mektup, Roosevelt’in “ görüşme” is­ teğine katıldığını belirtme­

si, “ Sizi, Türkiye’de se

lam Uyabileceğim gijnü bekliyorum” demesi ve iyi

dilekleriyle bitiyordu.

Atatürk, yaşadığı süre­ ce en etkili önderlerden bi­ ri oldu. Bunu sadece, yeni bir dünya savaşına hazırla­ nan dünyanın özel koşulları veya siyasal coğrafya, “je­

opolitik konum” vesaire ile

izah edemeyiz. Bu sonuçta Atatürk’ün “şahsiyetinin” de büyük bir rolü vardır.

Roosevelt’in özel bir

kameraman gönderip Ata­

türk’ün filmini çektirmesi

ise, sadece siyasal bir jest veya bir yakınlaşma çaba­ sından ibaret görülemez. Çünkü Roosevelt, savaş meydanlarından zaferlerle gelen ve büyük devrimler yapan bir özel kişiliği çok takdir ediyordu. Çeşitli za­ manlarda, çeşitli kimselere bunu açıklamıştı. Atatürk’ ün ölümünden sonra söyle­ diği şu söz de (yukarıdaki mektupla birleştirildiğinde) bir protokol mesajı olmayı aşıp bir gerçeğin ifadesi oluyor:

—“ Benim üzüntüm, iki türlüdür. Birincisi, böyle bir önderin kaybından bü­ tün dünya gibi üzgünüm. İkinci üzüntüm ise, bu bü­ yük adamla tanışmak husu­ sundaki şiddetli arzumun yerine gelmesine artık im­ kân kalmamış olmasıdır.”

Biz yine mektuplara dönelim. Anla­ şılıyor ki, Julien Brian’m götürdüğü film­ ler, sadece kendi çektiklerinden ibaret değildir. Brian Türkiye’de bazı çekimler yapmış, mevsim koşulları yüzünden çe­ kilmesine olanak bulunmayan bazı bö­ lümler ise, burada kendisine verilmiş ve böylece ortaya bir kurgu film çıkmıştır.

Ortaya çıkan bir başka sonuç da Ata­ türk’ün her gerektiği zaman, “ sinema

kamerası” karşısına geçmekte tereddüt

etmemiş olduğunu bir kez daha göster­ mesidir. “ Bir kez daha” diyoruz, çünkü A tatürk’ün o yıllarda bile sinemanın müthiş gücünün farkında olduğunu, Kur­ tuluş Savaşı belgeseli “ Îstiklal/İzmir

Yollarında” filmi için teklif aldığında: —“Bu milli bir vazifedir. Gelecek ne­ sillere bırakılacak bir vesikadır. Gerek­ tiği zaman, o zamanki kıyafetimi giyip kamera karşısına geçmekte tereddüt etmem” dememiş miydi?

Ve yine o değil miydi, “ Sinemaya la­

zım gelen ehemmiyeti vermeliyiz” diyen. •

Charlie C haplin, "Ş e h ir Iş ık la rın d a —Atatürk’ün hayran olduğu film —

7

Taha Toros Arşivi

m

Referanslar

Benzer Belgeler

sitokinler olarak tanımlanan (Kimura ve ark 2013) TNF, IL-1 ve IL-6 gibi sitokinlerin sentezini uyarabileceği bildirilme- sine (Yılmaz ve Kaşıkçı 2013) rağmen,

aureus isolated from veterinarians (13 isolates), personnel (1 isolate) and students (10 isolates) were determined to be positive for mecA gene encoded resistance to

Duru kitap okumayı ve defterine bir şeyler yazmayı çok seviyor.. Bu konuda oldukça

Yapıştırma simgesi olan etkinliklerde öğretmen çocuklara yapıştırma konusunda model olur.. Tüm çocukların modeli tekrarlamalarına

Histopathologic examination revealed lymphoid cells containing large vesicular nuclei with evident nucleoli which showed a few mitotic figures (Figure 2).. Regarding to

LPS administration caused increase in damage indicator levels of heart (Ck-MB), liver (GGT), kidney (BUN) besides choles- terol and triglyceride (p<0.05) while

Present study has been undertaken in Bajitpur and Austagram Upazilla of Kishoregonj district in Bangla- desh to find out the prevalence of fascioliasis in rumi- nants with

In a sample of 400 university students, participants completed the Mindful Attention and Awareness Scale (MAAS), Rathus Assertiveness Schedule (RAS), Brief