• Sonuç bulunamadı

Boşanan kadının durumu (Elazığ ili örneği) / The status of divorced women: Example of Elazığ

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Boşanan kadının durumu (Elazığ ili örneği) / The status of divorced women: Example of Elazığ"

Copied!
163
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

FIRAT ÜNĠVERSĠTESĠ SOSYAL BĠLĠMLER ENSTĠTÜSÜ

SOSYOLOJĠ ANA BĠLĠM DALI

BOġANAN KADININ DURUMU: ELAZIĞ ĠLĠ ÖRNEĞĠ

YÜKSEK LĠSANS TEZĠ

DANIġMAN HAZIRLAYAN Yrd. Doç. Dr. Dilek ER Ümran CĠHAN

(2)

FIRAT ÜNĠVERSĠTESĠ SOSYAL BĠLĠMLER ENSTĠTÜSÜ

SOSYOLOJĠ ANA BĠLĠM DALI

BOġANAN KADININ DURUMU: ELAZIĞ ĠLĠ ÖRNEĞĠ

YÜKSEK LĠSANS TEZĠ

DANIġMAN HAZIRLAYAN Yrd. Doç. Dr. Dilek ER Ümran CĠHAN

Jürimiz, ……… tarihinde yapılan tez savunma sınavı sonunda bu yüksek lisans tezini oy birliği /oy çokluğu ile baĢarılı saymıĢtır.

Jüri Üyeleri: 1. Prof. Dr. 2. 3. 4. 5.

F. Ü. Sosyal Bilimler Enstitüsü Yönetim Kurulunun …... tarih ve ……. sayılı kararıyla bu tezin kabulü onaylanmıĢtır.

Prof. Dr. Zahir KIZMAZ

(3)

ÖZET

Yüksek Lisans Tezi

BoĢanan Kadının Durumu: Elazığ Ġli Örneği

Ümran Cihan

Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü

Sosyoloji Anabilim Dalı

Genel Sosyoloji ve Metodoloji Bilim Dalı Elazığ-2015, Sayfa:X1II +149

Aile resmi olarak evlilik bağıyla oluĢturulurken; evliliğin son bulması da boĢanma ile gerçekleĢmektedir. Toplumsal açıdan ailenin devam ettirilmesi neslin devamlılığı ve çocukların toplumsallaĢtırılması bakımından önemlidir. BoĢanmanın sonuçları çiftler, çocuklar ve çiftlerin aileleri açısından çeĢitli sorunlara neden olabilmektedir. Yapılan pek çok araĢtırma, sosyo-kültürel konumu açısından kadının boĢanma sonrasında daha çok sorunla karĢı karĢıya kaldığını ortaya koymuĢtur. Kadının boĢanma sonrasındaki deneyiminin önemli olması ve literatürde bu konuya dair kapsamlı çalıĢmaların azlığı kadının boĢanma sonrasındaki durumunun araĢtırılmasını gerekli kılmıĢtır.

Bu çalıĢmanın amacı, kadının boĢanma sonrasındaki durumunu ortaya koymaktır. Bu amaçla, boĢanan kadının karĢılaĢtığı sorunları yine kadının gözüyle görebilmek ve bu bakıĢ açısıyla çözümler öngörebilmek için kadının demografik özellikleri, evlenme süreci, evlilik hayatı, aile desteği, ailede boĢanma tecrübesi ve boĢanma sürecinde yaĢanan geliĢmeler incelenmiĢtir.

ÇalıĢmanın evrenini Elazığ‟ın Ģehir merkezinde yaĢayan 2003-2014 yılları arasında resmi olarak boĢanmıĢ (tekrar evlenmemiĢ) 2175 kadın oluĢturmaktadır. Örneklemimiz ise 114 boĢanmıĢ kadındır.

ÇalıĢmanın bulguları amaçlar, alt amaçlar ve hedefler doğrultusunda oluĢturulmuĢ ve altı aĢamada değerlendirilmiĢtir. Bu aĢamalar, boĢanan kadının sosyo-demografik özellikleri, aile kökenine iliĢkin bulgular, evliliğe iliĢkin bulgular, evlilik

(4)

sürecinde aileler arası iliĢkiler ve etkileĢime dair bulgular, boĢanmaya iliĢkin bulgular ve boĢanma sonrasına iliĢkin bulguları içermektedir. Ayrıca kadının eğitim düzeyi, yaĢ, evlilik biçimi ve süresi, çocuk sayısı, gelir düzeyi, ailenin evlilik sırasında ve boĢanma sürecinde desteği, aile içi Ģiddet durumu, boĢanma nedenleri, boĢanma sırasında yaĢanan olaylar, sorunlarla baĢ etme stratejileri, boĢanmayı engelleyen etmenler, yeniden evlilik düĢüncesi ve boĢanma sonrasında yaĢanan geliĢmeler araĢtırmanın bulguları bölümünde yer almaktadır.

ÇalıĢmamızda boĢanan kadınların eğitim seviyesinin düĢük olduğu, evlilik öncesinde ve evlilik sırasında çalıĢtıkları fakat boĢanma sonrasında çalıĢma hayatına daha fazla katıldıkları ortaya çıkmıĢtır. Diğer taraftan boĢanan kadınların çoğunluğunun “çocuk yaĢta” evlendiği, ailesinin evlilik kararında önemli derecede etkili olduğu ve çoğunluğunun ise görücü usulüyle evlendiği sonucuna ulaĢılmıĢtır. Ayrıca boĢanmaya iliĢkin bulgularda, boĢanan kadınların evliliğine iliĢkin geçimsizlik belirtilerinin evliliklerinin ilk zamanlarında baĢladığı, boĢanma kararını veren ve mahkemeye baĢvuran tarafın kendisi olduğu bulunmuĢtur. Diğer taraftan önemli bir bulguda, kadınların gerçek boĢanma nedenleri ve resmiyetteki boĢanma nedenleri arasındaki farklılıktır. Zira resmiyette boĢanma nedeni “Ģiddetli geçimsizlik” olan kadınların gerçek boĢanma nedeninin aldatma olduğu ortaya çıkmıĢtır. BoĢanma sonrasında kadının durumuna iliĢkin bulgularda, kadınların yaĢadığı en önemli sorunun ekonomik problem olduğu, “bir kadın olarak” yaĢadığı sorunun ise çevrenin dedikodusu olduğu ortaya çıkmıĢtır. Diğer taraftan boĢanan kadının kendi boĢanmasına iliĢkin çevresinin tutumunun çoğunlukla “toplumsal baskı ve dedikodu” aracı olarak algıladığı ortaya çıkmıĢtır.

(5)

ABSTRACT

Master Thesis

The Status of Divorced Women: Example of Elazığ

Ümran Cihan

The University of Fırat The Institute of Social Science

The Department of Sociology Elazığ-2015, Page: X1II+149

Family is officially created with the bond of marriage and it ends with divorce. Socially, the continuity of family is important in terms of the continuity of generations and socialization of children. Divorce may cause various problems for couples, their children and families. Numerous studies have shown that women faced more problems after divorce in terms of their socio-cultural position. The importance of the experiences of women after divorce and the lack of comprehensive studies in the literature regarding this subject makes it necessary to investigate women‟s situation after divorce.

The purpose of this study is to reveal women‟s situation after divorce. To this end, in order to see the problems experienced by women through women‟s eyes and to provide solutions with this perspective, women‟s demographic characteristics, the marriage process, marriage life, family support, divorce experience in family and events occurred during the divorce process were examined.

114 women were selected from 2175 women living in Elazig city center who officially divorced (did not remarry ) between 2003-2014 years.

Findings of the study were formed according to purposes, sub-purposes and goals, and evaluated in six stages. These phases contained divorced women‟s socio-demographic characteristics, findings related to family origins, findings related to marriage, findings related to marriage process and relations and interaction between families, findings related to divorce and findings related to period after divorce. In addition, women‟s educational level, age, type and duration of marriage, income level,

(6)

support of family during and after the divorce process, domestic violence situation, divorce causes, events occurred during divorce, coping strategies, factors preventing divorce, idea of re-marrying and events occurred after divorce were included in the findings section of the study.

As a result of our study, it has been observed that divorced women have a lower educational level and even though they work before and during marriage, they have a greater participation in working life after the divorce. On the other hand, it has been concluded that majority of divorced women go through “child marriages”, their families are significantly dominant over their decision of marriage and most of them have arranged marriages. Besides, according to the findings regarding divorce, it has been determined that the conflict symptoms regarding the marriage of divorced women start at the very beginning and women decide to divorce and go to law themselves. On the other hand, another important finding is the difference between the actual and official reasons for women to divorce. Because women whose official reason to divorce is “irreconcilable differences” actually divorce due to infidelity. According to the findings regarding the condition of women after the divorce, the most important problem being experienced by women is the economic problem, whereas the problem they experience “as a woman” is the gossip of the environment. On the other hand, the divorced women generally perceive the environmental attitude regarding their divorce as a means of “social pressure and gossip”.

(7)

ĠÇĠNDEKĠLER ÖZET ... II ABSTRACT ... IV ĠÇĠNDEKĠLER ... VI TABLOLAR LĠSTESĠ ... IX ÖNSÖZ ... XII KISALTMALAR... XIII GĠRĠġ ... 1 BĠRĠNCĠ BÖLÜM 1. ARAġTIRMANIN METODOLOJĠSĠ ... 4

1.1. AraĢtırmanın Konusu ve Amacı ... 4

1.2. AraĢtırmanın Yöntemi ve Kullanılan Teknikler ... 5

1.3. AraĢtırmanın Evren ve Örneklemi ... 5

1.4. AraĢtırmanın Sınırlılıkları ... 6

1.5. AraĢtırmanın Sayıltıları ... 7

1.6. AraĢtırmanın Verilerinin Uygulanması ve Analizi ... 7

ĠKĠNCĠ BÖLÜM 2. KAVRAMSAL ÇERÇEVE VE LĠTERATÜR ARAġTIRMASI ... 8

2.1. Tarihsel Süreçte Aile, Toplumsal Cinsiyet ve Evlilik: Kısa Bir BakıĢ ... 8

2.1.1. Aile ve Aile Türleri... 8

2.1.1.1. Birey Sayısı Bakımından Aile Türleri ... 9

2.1.1.2. Otorite Sahibi Bakımından Aile Türleri ... 10

2.1.1.3. Toplumsal Konumu Bakımından Aile Türleri ... 10

2.1.1.4. Ailenin ĠĢlevleri Bakımından Aile Türleri... 10

2.1.2. Toplumsal Cinsiyet ... 11

2.1.3. Evlilik... 15

2.2.BoĢanma Olgusu ... 18

2.2.1.BoĢanmanın Dayandığı Ġlkeler ... 23

2.2.1.1. Kusur Ġlkesi ... 23

2.2.1.2. Ġrade Ġlkesi ... 24

2.2.1.3. Temelden Sarsılma Ġlkesi ... 24

(8)

2.2.1.5. Eylemli Ayrılık Ġlkesi ... 25

2.2.2. Hukuki Açıdan BoĢanma Nedenleri ... 26

2.2.2.1. Mutlak ve Nisbi BoĢanma Nedenleri ... 26

2.2.2.2. Genel ve Özel BoĢanma Nedenleri ... 27

2.2.2.2.1. Genel BoĢanma Sebepleri ... 27

2.2.2.2.2. Özel BoĢanma Nedenleri ... 30

2.2.3. Yapılan ÇalıĢmalarda BoĢanma Nedenleri ... 34

2.2.4. Dünya‟da ve Türkiye‟de BoĢanma Olgusuna Kısa Bir BakıĢ ... 37

2.2.5. BoĢanma Sonrasında Kadının Durumu... 40

2.2.6. Ailesi BoĢanmıĢ Çocukların Durumu ... 42

2.3. BoĢanma Ġle Ġlgili YaklaĢımlar ... 44

2.3.1. Bağlanma Teorisi ... 44

2.3.2. Sembolik EtkileĢimcilik ... 45

2.3.3. YaĢam-GidiĢi yaklaĢımı ... 45

2.3.4. Sosyal DeğiĢ-TokuĢ Kuramı ... 46

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM 3. BULGULAR VE DEĞERLENDĠRME ... 54 3.1. Sosyo-Demografik Özellikler ... 54 3.1.1. YaĢ Durumu ... 54 3.1.2. Eğitim Durumu ... 56 3.1.3. YaĢanılan Mekan ... 58 3.1.4. ÇalıĢma Durumu ... 59

3.1.5. Meslek ve Gelir Düzeyi ... 61

3.2. BoĢanan Kadınların Aile Kökeni ... 67

3.2.1. Anne ve Babanın Eğitim Durumu ... 67

3.2.2. Anne ve Babanın YerleĢim Yeri ... 69

3.3. BoĢanan Kadınının Evliliğine ĠliĢkin Elde edilen Bulgular ... 70

3.3.1. Ġlk Evlenme YaĢı ... 70

3.3.2. Evlenme Biçimi ... 73

3.3.3. Evlilik Süresi ... 75

3.3.4. Evliliğe Karar Verme Durumu ... 77

3.3.4.1. Evliliğe Karar Verme Süresi ... 77

(9)

3.3.5. Evlenme Nedeni ... 82

3.3.6. Evlilik Sayısı ... 85

3.3.7. Evlilik Hayatı Boyunca Kadının ve EĢinin Sorun Çözme Stratejileri ... 85

3.3.8. Evlilik Süresince ġiddete Maruz Kalma Durumu ... 87

3.3.9. Çocuk Sayısı ve Velayet Durumu ... 90

3.4. Evlilik Sürecinde Aileler Arası ĠliĢkiler ve EtkileĢim ... 93

3.4.1. Evlilik Süresince EĢin Ailesine Mekansal Yakınlık ... 93

3.4.2. EĢin Ailesinin Evlilik ĠliĢkisine Müdahale Durumu ... 94

3.5. BoĢanmaya ĠliĢkin Bulgular ... 96

3.5.1. Aile Kökeninde BoĢanma Tecrübesi ... 96

3.5.2. Geçimsizliğe ĠliĢkin Ġlk Belirtilerin BaĢlama Süresi ... 98

3.5.3. BoĢanmayı Geciktiren Etmenler ... 99

3.5.4. BoĢanma Nedenleri... 100

3.5.5. BoĢanma Kararını Veren ve Mahkemeye Müracaat Eden Taraf ... 104

3.5.6. BoĢanma Kararına EĢin Verdiği Tepki ... 106

3.5.7. BoĢanma Kararına Ailelerin Verdiği Tepki ... 107

3.5.8. BoĢanma Davası Açıldıktan Sonra EĢlerin Birbirinden Ayrı Kalma Durumu ... 108

3.6. BoĢanma Sonrasına ĠliĢkin Bulgular ... 109

3.6.1. BoĢanma Sonrasında Kadınların YaĢadığı Sorunlar ... 109

3.6.2. BoĢanma Sonrasında Kadınların Çocuklarına ĠliĢkin YaĢadığı Sorunlar .... 111

3.6.3. BoĢanan Kadınların BoĢanma Sonrasında Psikolojik Durumu ... 113

3.6.4. BoĢanan Kadına Aile ve Yakın Çevre Desteği ... 114

3.6.5. BoĢanma Kararına ĠliĢkin Kadının Tutumu ... 115

3.6.6. BoĢanan Kadının Yeniden Evlilik DüĢüncesi ... 117

3.6.7. BoĢanma Sonrasında Kadına KarĢı Tutum ... 120

SONUÇ VE ÖNERĠLER ... 123

KAYNAKLAR ... 132

EKLER ... 140

(10)

TABLOLAR LĠSTESĠ

Tablo 1. Dünya‟da Yıllara Göre BoĢanma Oranlarının Dağılımı ... 38

Tablo 2. Türkiye‟de Evlenme ve BoĢanma Ġstatistikleri Dağılımı ... 40

Tablo 3. Kadınların YaĢlarına Göre Dağılımı ... 55

Tablo 4. BoĢanan Kadının ve BoĢandığı EĢinin Eğitim Durumu... 56

Tablo 5. BoĢanan Kadının ve BoĢandığı EĢinin YerleĢim Yerine Göre Dağılımı ... 58

Tablo 6. BoĢanan Kadının ÇalıĢma Durumunun Dağılımı ... 60

Tablo 7. BoĢanan Kadının Gelir Düzeyinin Dağılımı ... 61

Tablo 8. BoĢanan Kadının Gelir Düzeyi ve Nafaka Durumu Arasındaki ĠliĢkinin Dağılımı ... 62

Tablo 9. BoĢanan Kadının Gelir Düzeyi ve Eğitimi Arasındaki ĠliĢkinin Dağılımı ... 64

Tablo 10. BoĢanan Kadının Gelir Durumu ve Mesleği Arasındaki ĠliĢkinin Dağılımı .. 66

Tablo 11. BoĢanan Kadının Anne ve Babasının Eğitim Durumunun Dağılımı ... 68

Tablo 12. BoĢanan Kadının Anne ve Babasının YerleĢim Yerinin Dağılımı ... 69

Tablo 13. BoĢanan Kadının ve BoĢandığı EĢinin Ġlk Evlilik YaĢının Dağılımı ... 71

Tablo 14. Eğitim Durumuna Göre BoĢanan Kadının Evlenme YaĢı ... 72

Tablo 15. BoĢanan Kadının Evlenme Biçiminin Dağılımı ... 74

Tablo 16. BoĢanan Kadının Eğitim Durumuna Göre Evlenme Biçiminin Dağılımı ... 75

Tablo 17. BoĢanan Kadının Evlilik Süresinin Dağılımı ... 76

Tablo 18. BoĢanan Kadının Evliliklerine Karar Verme Sürelerinin Dağılımı ... 77

Tablo 19. BoĢanan Kadının Ailesinin Evliliğini Onaylamasının Dağılımı ... 78

Tablo 20. BoĢanan Kadının Ailesinin Evliliğini Onaylamasının Nedenleri Dağılımı ... 79

Tablo 21. BoĢanan Kadının Ailesinin Evliliğini Onaylamamasının Nedenleri Dağılımı ... 80

Tablo 22. Evlenme Biçimi ve Aile Onayı Arasındaki ĠliĢkinin Dağılımı... 81

Tablo 23. Evlenme Nedenlerinin Dağılımı ... 82

Tablo 24. BoĢanan Kadınların Evlenme Nedeni Ve Aile Onayı Arasındaki ĠliĢkinin Dağılımı ... 84

Tablo 25. BoĢanan Kadının ve BoĢandığı EĢinin Evlilik Sayısının Dağılımı... 85

Tablo 26. BoĢanan Kadının Evlilik Hayatı Boyunca Çaba Gösterme Durumunun Dağılımı ... 86

(11)

Tablo 28. Aile Ġçi ġiddete Maruz Kalma Durumunun Dağılımı Tablo ... 89

Tablo 29. Aile Ġçi ġiddet Türlerinin Dağılımı ... 90

Tablo 30. Çocuk Sayısının Dağılımı ... 91

Tablo 31. Çocuğun Velayetinin Kime Verildiğinin Dağılımı ... 92

Tablo 32. Evlilik Süresince Oturulan Yerin Dağılımı ... 93

Tablo 33. Kadına BoĢandığı EĢinin Ailesinin Evlilik ĠliĢkisine Müdahalesi Durumunun Dağılımı ... 94

Tablo 34. Evlilik Süresince Oturulan Yer ve Ailenin Müdahalesi Arasındaki ĠliĢkinin Dağılımı ... 95

Tablo 35. Kadınlara EĢin Ailesinin Evlilik ĠliĢkisine Müdahale Ettiği Konuların Dağılımı ... 96

Tablo 36. Ailede BoĢanma Tecrübesi Durumunun Dağılımı ... 97

Tablo 37. Ailede BoĢanan KiĢilerin Dağılımı ... 98

Tablo 38. Geçimsizliğe ĠliĢkin Ġlk Belirtilerin BaĢlama Süresinin Dağılımı ... 98

Tablo 39. BoĢanmayı Geciktiren Etmenlerin Dağılımı ... 99

Tablo 40. BoĢanma Nedenlerinin Dağılımı ... 101

Tablo 41. Gerçek BoĢanma Nedeni Ġle Resmiyetteki BoĢanma Nedeni Arasındaki ĠliĢkinin Dağılımı ... 103

Tablo 42. BoĢanmak Amacıyla Mahkemeye Müracaat Eden Tarafın Dağılımı ... 104

Tablo 43. BoĢanma Kararı ve Tekrar BoĢanmayı DüĢünme Durumu Arasındaki ĠliĢkinin Dağılımı ... 106

Tablo 44. BoĢanma Kararına BoĢandığı EĢinin Verdiği Tepkinin Dağılımı ... 107

Tablo 45. BoĢanma Kararına Kadının Ailesinin Verdiği Tepkinin Dağılımı ... 108

Tablo 46. BoĢanmadan Önce EĢlerin Ayrı Kalma Durumunun Dağılımı ... 109

Tablo 47. BoĢanma Sonrasında Kadınların YaĢadığı Sorunların Dağılımı ... 110

Tablo 48. BoĢanma Sonrasında Kadının „Bir Kadın Olarak‟ YaĢadığı Sorunların Dağılımı ... 111

Tablo 49. BoĢanma Sonrasında Kadınların Çocuklarına ĠliĢkin YaĢadığı Sorunların Dağılımı ... 112

Tablo 50. BoĢanma Sonrasında Kadının Psikolojik Durumunun Dağılımı ... 113

Tablo 51. BoĢanan Kadına Aile ve Yakın Çevre Desteğinin Dağılımı ... 114

Tablo 52. Tekrar BoĢanmayı DüĢünme Tutumunun Dağılımı ... 115

(12)

Tablo 54. Tekrar BoĢanmayı Ġstememesinin Nedenleri Dağılımı ... 116

Tablo 55. Yeniden Evlilik DüĢüncesi Ve Aile Desteği Arasındaki ĠliĢkinin Dağılımı 118 Tablo 56. Yeniden Evliliği DüĢünenlerin Nedenleri Dağılımı ... 119

Tablo 57. Yeniden Evliliği DüĢünmeyenlerin Nedenleri Dağılımı ... 119

Tablo 58. BoĢanan Kadına KarĢı Tutumun Dağılımı ... 120

(13)

ÖNSÖZ

BoĢanma oranlarının artıĢı, sosyal bilimler açısından toplumun patolojik yansıması olarak düĢünülmekte ve ailenin varlığını tehdit eden bir unsur olarak algılanmaktadır. Toplumsal yaĢantıda ve teknolojik alanda yaĢanan olumlu yöndeki geliĢmeler bir taraftan hayatımızı kolaylaĢtırırken diğer taraftan da boĢanma oranlarının artıĢına sebep olarak olumsuz etkileyebilmektedir. BoĢanma sürecinin ve sonrasındaki sorunların belki de en fazla etkilenen tarafı kadınlar ve çocuklar olabilmektedir. Diğer taraftan mutsuz bir evliliğin de hem çocuklar hem de çiftler için olumsuz sonuçlar doğuracağını savunanlar da bulunmaktadır.

Bu çalıĢmada boĢanmanın yaĢanılan bölge kapsamında kadın açısından ne ifade ettiği, yaĢadığı sorunlar, sorunlarla nasıl baĢ ettiği, evlenme süreci ve boĢanma aĢaması, kadının sosyo- ekonomik ve demografik özellikleriyle bağlantılı olup olmadığı araĢtırılmaya çalıĢılmıĢtır.

AraĢtırmayı yapmamın en büyük destekçisi olan umudumu kaybettiğimde bile bana sürekli cesaret ve çalıĢma azmi veren çok kıymetli ve değerli danıĢman hocam Sayın Yrd. Doç. Dr. Dilek Er‟e sonsuz teĢekkürlerimi sunuyorum.

ÇalıĢmanın uygulama kısmında bütün zorluklarla mücadele etmemde yanımda olan ve arkamda duran sevgili aileme, her fırsatta anlattığım sorunları dinleyen kıymetli meslektaĢlarıma, Sayın Yrd. Doç. Dr. Rıfat Bilgin‟e, boĢanmıĢ kadınlara ulaĢabilmem için yardımlarını esirgemeyen yakın çevreme ve dostlarıma teĢekkürü bir borç bilirim.

AraĢtırma kapsamında yer alan verilerin toplanmasına katkı sağlayan katılımcılara da samimi, içten ve gerçek bilgi verdikleri için teĢekkür ederim.

(14)

KISALTMALAR

A.B.D. : Amerika BirleĢik Devletleri

Akt : Aktaran

ASAGEM : Aile ve Sosyal AraĢtırmalar Genel Müdürlüğü Çev : Çeviren

Diğ. : Diğerleri

DPT : Devlet Planlama TeĢkilatı

S : Sayfa

TMK : Türk Medeni Kanunu TÜĠK : Türkiye Ġstatistik Kurumu Vb. : Ve benzeri

Vd. : Ve diğerleri Yay. : Yayıncılık Y.y. : Yüzyıl

(15)

Aile, aralarında akrabalık iliĢkisi bulunan, evlilik akdi ile bir araya gelmiĢ bireylerden oluĢan biyolojik, kültürel, sosyal ve ekonomik fonksiyonu olan toplumun mikro düzeyde bir temsilidir. Aile, dıĢ dünyaya karĢı amansız bir savaĢ veren bireyin, sürekli değiĢen çevrede tek sahip olduğu, kalıcı ve yerleĢik yapıdır. Aile, toplumun en küçük yapı taĢını oluĢtur ve bireylere hayatlarında vazgeçemeyecekleri korunaklı bir alan sunar. Dr. Irwin M. Greenbag‟a göre, “Ġnsanlar yerleĢik bir yapıya sahip olmak için evlenirler.” Bu görüĢe göre, dıĢ dünya ne kadar çok değiĢirse ve çevrede ne kadar çok yenilik ve geçicilik dolu olursa, ailede o denli güçlenecektir. Çünkü aile bu değiĢen dünyaya karĢı bireyleri korumaktadır (Toffler, 1974:202-203).

Feodal dönemden modern topluma geçilmesiyle birlikte kadın, toplumsal yapı içerisinde edilgen bir yapıdan etkin bir konuma geçmiĢtir. Bununla birlikte aile, evlilik ve boĢanma gibi sosyal olguların modern yaĢamı kucaklayan yeni durumları ortaya çıkmıĢtır. Ailenin yapısı küçülmüĢ, aile içi iliĢkilerde cinsiyet eĢitliği ön plana çıkmıĢ, boĢanmanın geleneksel ve dini tabuların etkisinden kurtulması beraberinde boĢanma oranlarını arttırmıĢ, artan oranlar sebebiyle de boĢanma evrensel bir sorun olarak kabul edilmeye baĢlanmıĢtır (Abadan, 1982; Akt Aydın, 2009:2).

BoĢanmanın sosyal ve ekonomik durumla iliĢkili olduğuna pek çok araĢtırmada değinilmiĢtir. Eğitim seviyesinin yükselmesi, Ģehir hayatına geçilerek bireyselleĢmenin artması, geniĢ aileden çekirdek aileye geçiĢ, eĢlerden her ikisinin çalıĢıyor olması ve bu sebeple ekonomik bağımsızlıklarının olması, aile içi rollerin değiĢmesi, bireyselciliğin ve konforculuğun yüceltilmesi, çekirdek aileye geçiĢ, ahlaki değerlerin aĢınması ve bireylerin özgür yaĢama istekleri ailenin çözülmesi demek olan boĢanmayı kolaylaĢtırıcı ve arttırıcı rol üstlenmiĢtir. Bu geliĢmeler ile sosyal yapı dönüĢüme uğramıĢ; evlenme ve boĢanma gibi sosyal olguların modern yaĢama özgü yeni algılayıĢ biçimleri ortaya çıkmıĢtır.

Günümüzde boĢanmaların artması beraberinde tek ebeveynli aileleri yaygınlaĢtırmıĢtır, bu durum çocukların bakımının eksik kalmasına, toplumsal çözülmeye ve değerlerin kaybedilmesine neden olmuĢtur. BoĢanmayı engelleyici sosyal ve kültürel faktörlerin etkisinin azalması ve ayrıca eğitim, ırk, din, yaĢ ve gelir düzeyi gibi toplumsal farklılıkların olması boĢanmayı kolaylaĢtırıcı rol üstlenmiĢtir.

(16)

BoĢanmayı modern çağın getirdiği olumsuz bir durum olarak görmek; her çağda ve dönemde boĢanmaya rastlanıldığı gerçeğini inkar etmek demektir. Çünkü boĢanma bireysel bir sorun ya da algı değil toplumsal yapıdaki bir kurumun yapısal sorunlarına iĢaret eden bir durumdur ve insanoğlunun var olmasından bu yana evlilik ya da aile biçimlerine rastladığımızdan dolayı boĢanmayı tek bir dönemin sonucu olarak görmek yanlıĢ olacaktır. BoĢanmaların artması toplumsal yapıyı inceleyenler için eĢlerin birbirleriyle iletiĢiminde ve karĢılaĢılan sorunları çözmede bilgi beceri eksikliğinin göstergesi olarak algılanılabilir. Bu nedenle evlilik hayatı boyunca birbirleriyle geçinmeyi bilmeyen çiftler, boĢanma sonrasında da çatıĢmaları, sürtüĢmeleri ve kavgaları sürdürebilmektedirler.

Batı ülkeleriyle karĢılaĢtırdığımızda her ne kadar ülkemizde boĢanma toplumsal yapıyı tehdit edecek kadar yüksek olmasa da son yıllarda boĢanma oranlarındaki yükselmeler, sosyal bilimcileri boĢanma konusunda düĢünmeye yöneltmektedir. BoĢanma olgusuna yönelik vurgu, boĢanmanın sosyo-kültürel ve ekonomik nedenlerinin ötesinde toplumsal bakıĢ açısının ve zihniyetinin ne olduğunun incelenmesini daha önemli bir konu haline getirmiĢtir.

BoĢanma, ailenin devamlılığını tehdit eden önemli bir soruna iĢaret edebilir, her ne kadar çiftleri mutsuz ve sorunlu bir evlilikten kurtarır gibi görülse de boĢanmadan sonra da sorunlar artarak devam edebilmektedir. BoĢanma korkulacak bir süreç olmasa bile zor ve sancılı bir duruma neden olabilmektedir.

Bu araĢtırmanın amacı, Türkiye‟de son yıllarda artıĢ eğiliminde olan boĢanma olgusunun nedenlerini belirlemek ve boĢanmıĢ kadınların boĢanma sonrasındaki durumunu ortaya koymaktır. BoĢanma ortaya çıkan sorunlar ve yüklenilen sorumluluklar bakımından erkeklerle kıyaslandığında kadınlar için daha zor ve yıpratıcı bir süreci ifade edebilmektedir. ĠĢte bu nedenle kadınların bakıĢ açısıyla boĢanma deneyimlerinin araĢtırılması daha önemli hale gelmiĢtir. Yapılan çalıĢmada kadının boĢanma sonrası deneyimi, sosyo-demografik özellikleri, aile yapısı, evlenme nedeni, evlilik biçimi ve ailede boĢanma tecrübesi gibi kadınların hem evlilik iliĢkisini hem de boĢanma sonrasındaki durumunu ortaya koyabilecek değiĢkenler araĢtırılmıĢtır. AraĢtırma, üç aĢamadan oluĢmaktadır. Birinci aĢamada boĢanan kadının durumunu araĢtırmak ve görüĢme sorularını hazırlamak için boĢanma kavramı üzerine literatür taraması yapılmıĢtır. Ġkinci aĢamada görüĢme formları boĢanma davası en

(17)

fazla on yıl önce tamamlanmıĢ, yeniden evlenmemiĢ, Elazığ il merkezinde yaĢayan 114 kadına uygulanmıĢtır. Üçüncü aĢamada ise bulgular amaçlar doğrultusunda tanımlanmıĢ ve yorumlanmıĢtır.

Diğer taraftan çalıĢmanın üç bölümü bulunmaktadır.

Birinci bölümde yapılan çalıĢmanın metodolojisi yer almaktadır. Metodoloji kısmında ise araĢtırmanın konusu ve amacı, çalıĢmanın sınırlılıkları, sayıltıları, örneklem grubunun nasıl seçildiği, verilerin analizi ve yorumlanmasında hangi yöntemin ve programın kullanıldığı anlatılmaktadır.

Ġkinci bölümde, araĢtırmanın kavramsal çerçevesi ve literatür taraması yapılmıĢtır. Tarihsel bir bakıĢ açısıyla boĢanma ve kadın, aile ve evlilik tanımları yapılmıĢtır. Literatürdeki boĢanma çalıĢmaları ıĢığında kadınlar, aileler ve çocuklar açısından boĢanmanın sonuçları tartıĢılmıĢtır.

Üçüncü bölümde ise, araĢtırma sonunda elde edilen veriler, amaçlar çerçevesinde oluĢturulmuĢ, araĢtırmanın bulguları altı aĢamada değerlendirilmiĢ, tablolaĢtırılmıĢ ve yorumlanmıĢtır.

(18)

1. ARAġTIRMANIN METODOLOJĠSĠ

1.1. AraĢtırmanın Konusu ve Amacı

Birden fazla nedeni olan boĢanma, sonuçları ve engelleyicileri bakımından hem tarafları hem de bütün toplumu etkileyen zor ve sancılı bir dönemi ifade etmektedir. Evliliğin patolojik olarak bitmesi olarak da nitelenen boĢanma, ailenin parçalanmıĢlığına delalet edebilir, buna karĢın evlilik süreci sorunlu olan tarafları evliliklerine iliĢkin sorunlarını sürekli yaĢamaktan kurtaran bir karar aĢaması ya da kurtuluĢ süreci olarak da nitelenebilir.

Salt hukuki göstergeleriyle nedenleri açısından boĢanma, genel ve açıklanmaya ihtiyaç duyulan bir durum olarak değerlendirilebilir. Zira boĢanmanın hukuki göstergeleri, boĢanmanın Ģümullü öncüllerini ve geçimsizliğe neden olan psiko-sosyal, ekonomik, kültürel ve toplumsal gerçekleri tam olarak bize ifade etmez. Bu bakımdan boĢanmanın ne olduğunu, nedenlerini ve nedenleri öncülleyen psiĢik, psiko-sosyal ve sosyo-ekonomik koĢulların ne olduğunu ortaya koyabilmenin ancak çok disiplinli ve disiplinler arası çalıĢmayı gerektirdiği söylenebilir. Sonuçları bakımından da boĢanma hakkında aynı Ģeyi söylemek mümkündür.

BoĢanma üzerine yapılan çalıĢmalara ve ortaya konulan istatistikî göstergelere bakılarak boĢanmanın dünyada olduğu gibi Türkiye‟de de artıĢ gösterdiği ifade edilebilir. Söz gelimi Tüik (2013) verilerine bakıldığında; 2006 da kaba boĢanma hızı 1,35 (93,489 çift); 2009‟da 1,40 (114,162 çift); 2011 yılında 1,62 (120,117 çift); 2012 yı1ında 1,64 (123,325 çift), 2013 yılında ise 1,65 (125,305 çift)‟e yükselmiĢtir. BoĢanma oranlarındaki artıĢ, boĢanmanın toplumda spesifik bir durum olmadığını aksine önemsenmesi gerekli bir durum ya da vakıa olarak değerlendirilmesi gerektiğini gösterir. Diğer taraftan toplumda parçalanmıĢ aile çocuklarının sorunlarındaki artıĢ ve boĢanan kadınların mağduriyetleri ya da boĢanma sonrası yaĢadığı sorunlar da boĢanmayı incelenmeye değer bir konu olarak karĢımıza çıkarmaktadır.

Yukarıda sıraladığımız tüm gerekçeler bizi “boĢanan kadın“ özelinde, boĢanmayı özellikle sonuçları özelinde incelemeye yöneltmiĢtir. Bu bağlamda çalıĢmanın problematiği, boĢanma sonrasına iliĢkin boĢanan kadının durumu hakkındaki algısını ortaya koymak ve yine boĢanma sonrası kadının yaĢadığı sorunları ortaya

(19)

koyabilmektir. Bu amaçla bu çalıĢmada boĢanan kadının psiko-sosyal ve sosyo-ekonomik değiĢkenler açısından durumu, boĢanma sürecinde yaĢadığı sorunlar ve bu sorunlarla baĢ etme yolları, evliliğine iliĢkin tutumu ve algısı irdelenmiĢtir.

1.2. AraĢtırmanın Yöntemi ve Kullanılan Teknikler

AraĢtırma yöntemi, araĢtırmanın amacına uygun bir Ģekilde gerçekleĢtirmek için kullanılan genel yaklaĢımı ifade etmektedir. AraĢtırmanın tekniği ise, araĢtırma yönteminin uygulanması için kullanılan bilgi toplama aracına verilen addır. Bir yöntem çerçevesinde bir ya da birden fazla veri toplama tekniği kullanılabilir (Armağan, 1973:12). Yöntem, araĢtırma kapsamında zihinsel bir süreci ifade ederken; teknik bu araĢtırma içinde kullanılan pratik elemanları içerir.

Bu araĢtırmada, “nicel araĢtırma deseni” kullanılmıĢtır. Bu çerçevede çalıĢmada hem belgesel tarama tekniğinden hem de anket tekniğinden yararlanılmıĢtır. Çoklu yöntemlerin kullanılması, araĢtırmanın güvenirliğinin arttırılmasına katkı sağlayacağı düĢünülerek kullanılmıĢtır.

AraĢtırmanın bulgularına temel oluĢturmak için kullanılan belgesel kaynak tarama tekniği, araĢtırılan konu, olgu ya da olay hakkında diğer kiĢi veya kurumlar tarafından yazılmıĢ, hazırlanmıĢ veya yaratılmıĢ olan çeĢitli yazı, belge, yapım veya kalıntının uygun Ģekilde toplanması ve incelenmesi olarak tanımlanabilir (Seyidoğlu, 1995:36).

1.3. AraĢtırmanın Evren ve Örneklemi

Ġncelenmek istenen nesnelerin, olayların veya olguların tümü evren olarak adlandırılır. AraĢtırmacının belli bir evrenden sınırlı sayıda seçip aldığı birey, nesne, olay veya olgu ise örneklem olarak adlandırılır (Topsever, 1991:61 akt. AktaĢ, 2011:47).

Bu çalıĢmanın evrenini, 2003-2014 Elazığ Nüfus Müdürlüğüne ikamet kayıtlı gözüken boĢanan kadın nüfusu oluĢturmaktadır. 2003 yılı Aile Mahkemelerinin kurulmuĢ olmasını; 2014 yılı ise çalıĢmamızın baĢlangıç zamanını göstermektedir.

2003- 2014 Mayıs tarihleri itibariyle Elazığ Nüfus Müdürlüğüne kayıtlı ve burada ikamet eden boĢanarak dul durumundaki (yeniden evlenmemiĢ) kadın sayısı 2175‟dir. Elazığ Nüfus Müdürlüğünden alınan yıllara göre boĢanan kadınların dağılımı ise Ģöyledir:

(20)

2003 yılı 235 kiĢi; 2004 yılı 190 kiĢi; 2005 yılı 165 kiĢi; 2006 yılı 200 kiĢi; 2007 yılı 192 kiĢi; 2008 174 kiĢi; 2009 yılı 189 kiĢi; 2010 yılı 160 kiĢi; 2011 yılı 170 kiĢi; 2012 yılı 100 kiĢi; 2013 yılı 150 kiĢi; 2014 Mayıs ayına kadar 250 kiĢi boĢanmıĢtır.

Bu dağılıma bakılarak araĢtırmanın örneklemi, kotalı örneklemeye uygun bir Ģekilde oluĢturulmuĢtur. Kotalı örnekleme türünün seçilmemesi rassallığın sağlanamamasından kaynaklanmıĢtır. Her bir zaman dilimine ait boĢanan kadın sayısının ağırlıkları alınarak örneklem seçilmiĢtir.

1.4. AraĢtırmanın Sınırlılıkları

BoĢanma sonrasında kadının durumunu incelerken öncelikle insanın doğasından ve deneyimlerin özelliği ve öznelliğinden kaynaklanan engeller (psikolojik savunma mekanizmaları, utanma, toplumsal baskılara bağlı ya da kusura bağlı gizleme ve mahremiyetin korunması) bulunmaktadır. ĠĢte çalıĢmamız bu engeller ile sınırlandırılmıĢtır.

ÇalıĢmamızı gerçekleĢtirebilmemiz ve anket forumlarını uygulayabilmemiz için boĢanmıĢ kadınlara ulaĢabilmemiz gerekliydi. Bilgilerin gizliliğinden dolayı çalıĢmamız bürokratik engellerle sınırlandırılmıĢtır.

Sosyal bilimlerin kendi doğasından kaynaklanan bilginin objektif olma sorunu ve yaptığımız çalıĢmanın sadece uygulandığı bölgeye dair açıklamalarda bulunması ve genelleme sorunu ile sınırlandırılmıĢtır.

Bu çalıĢma, Elazığ il merkezinde yaĢayan 2003‟de Aile Mahkemeleri kurulduktan sonra 2014 yılının Mayıs ayına kadar aile mahkemelerinde boĢanma davası boĢanma ile sonuçlanmıĢ ve boĢanma kararı kesinleĢmiĢ ve yeniden evlenmemiĢ 2175 kadının %5‟i alınarak oluĢturulan 114 boĢanmıĢ kadını kapsamaktadır. EĢi ölmüĢ, herhangi bir nedenle ayrı yaĢar durumda olan ve 10 yıl öncesinde boĢanmıĢ kadınları kapsamamaktadır.

Bu çalıĢma, sadece boĢanan kadınlara uygulandığı için cinsiyet açısından bir sınırlılık bulunmaktadır.

Aynı zamanda çalıĢmamız, 2003 yılından 2014 yılı Mayıs ayına kadar olan zamanda ki boĢanmıĢ kadını kapsadığı için zaman bakımından da sınırlanmıĢtır.

Veri toplama sürecinde Elazığ il merkezinden farklı bölge, Ģehir ve ilçelerden yararlanılmamıĢtır. Bu nedenle araĢtırma bulguları ancak Elazığ il merkezindeki

(21)

boĢanmıĢ bireylere benzer özelliklere sahip boĢanmıĢ bireylere uygun olabilir ve genellenebilir.

1.5. AraĢtırmanın Sayıltıları

 BoĢanan kadınların eğitim seviyesi yüksektir.

 BoĢanan kadının boĢanma kararından dolayı herhangi bir piĢmanlık duyacağı düĢünülmemiĢtir.

 BoĢanan kadının boĢanma sonrasında ekonomik problemler yaĢayacağı öngörülmektedir.

 BoĢanan kadının dulluğuna iliĢkin sosyal çevresiyle sorunları bulunmaktadır.

 BoĢanmıĢ kadınlar, varsa çocuklarına iliĢkin çok çeĢitli problemler yaĢamaktadır.

 BoĢanmıĢ kadın, sosyal çevresinden destek almıĢtır.

 Çocuk yaĢta yapılan evlilikler genellikle boĢanmayla sonuçlanabilir.

 BoĢanmıĢ kadınların ailesinde ve yakın çevresinde boĢanma tecrübesi bulunmaktadır.

 Ailede çocuğun varlığı, hem eĢlerin aile olma bilincini ve sorumluluğunu arttıran hem de eĢler arası sorunları öteleyen önemli bir faktördür.

1.6. AraĢtırmanın Verilerinin Uygulanması ve Analizi

AraĢtırmada veri toplamak amacıyla belgesel tarama tekniği ve anket tekniği kullanılmıĢtır. AraĢtırma için önceden hazırlanmıĢ hem açık uçlu hem de kapalı uçlu sorulardan oluĢan 77 maddelik görüĢme formu bulunmaktadır. GörüĢme soruları, araĢtırmacı tarafından örneklem grubunun, soruları kolaylıkla anlayabilecekleri ve cevap verebilecekleri Ģekilde hazırlanmıĢtır.

Veriler, araĢtırmacı tarafından hazırlanan 77 soruluk görüĢme sorularına boĢanmıĢ kadınların gönüllü olarak verdikleri cevaplardan oluĢmaktadır. Verilerin toplanması araĢtırmacı tarafından Haziran-Kasım\2014 tarihleri arasında gerçekleĢtirilmiĢtir.

AraĢtırma ile elde edilen istatiksel verilerin analizi için SPSS 16.0 paket veri programı ile khi-kare yöntemi kullanılarak frekans ve yüzdelik dağılımları bulunmuĢ ve istatistik uzmanları öncülüğünde uygun istatistiksel iĢlemler yapılarak tablolaĢtırılmıĢ ve yorumlanmıĢtır.

(22)

2. KAVRAMSAL ÇERÇEVE VE LĠTERATÜR ARAġTIRMASI

2.1. Tarihsel Süreçte Aile, Toplumsal Cinsiyet ve Evlilik: Kısa Bir BakıĢ 2.1.1. Aile ve Aile Türleri

Aile, içinde insan türünün belli bir Ģekilde devam ettirildiği, topluma hazırlanma ve sosyalleĢme sürecinin belli bir ölçüde ilk ve etkili Ģekilde gerçekleĢtirildiği, cinsel iliĢkilerin düzenlendiği, eĢler, çocuklar diğer yakınlar arasında belli bir ölçüde içten, sıcak ve güven verici iliĢkilerin kurulduğu, yine içinde bulunulan toplumsal düzene göre ekonomik etkinliklerin de yapılabildiği temel bir birim olarak tanımlanmaktadır (Ozankaya, 1991:173 akt. Sucu, 2007:10).

DPT Türk Aile Yapısı Özel Ġhtisas Komisyonu tarafından hazırlanmıĢ olan rapora göre aile, kan bağı ile oluĢmuĢ, evlilik ve diğer yasal yollarla gerçekleĢtirilen, aralarında akrabalık iliĢkisi bulunan ve çoğunlukla aynı evde yaĢayan bireylerden oluĢmuĢ, bireylerin cinsel, psikolojik, sosyal ve ekonomik ihtiyaçlarının karĢılandığı, bireylerin bir Ģekilde topluma uyum ve katılımlarının sağlandığı ve düzenlendiği temel bir toplumsal kurum olarak tanımlanmıĢtır (Bulut, 1993:2).

Yukarıda sıraladığımız bu tanımların ıĢığında ailenin evlilik ve kan bağı ile oluĢan, karı-koca, çocuklar ve kardeĢler arasında içten, samimi ve güvenilir iliĢkilerin var olduğu toplum içindeki en küçük birlik olduğu söylenebilir. Aile bir toplumun temel toplumsal kurumlarından biri ve toplumun devamlılığını sağlayan onu ayakta tutan temel öğelerdendir. Ailenin oluĢum noktası her ne kadar insan türünü üretmek ve sürdürmek olsa da günümüzde aile daha karmaĢık hale gelmiĢ ve içerisinde sadece neslin devamlılığının sağlanmadığı diğer pek çok iĢlevin de gerçekleĢtirildiği görülmüĢtür.

Ailenin önemli iĢlevlerinden biri olan eğitici fonksiyonu, özellikle aile bireylerinin toplumsal kurallara uyumlarında öne çıkmaktadır. Ailedeki yetiĢkin bireyler, toplumun çeĢitli kurumlarından, yapılarından ve kaynaklarından aldıkları bilgi ve kültür birikimini, kendi yapısından olabildiğince geçirerek aile içinde yetiĢmekte olan bireye aktarmaktadır. YetiĢen birey ise aldığı eğitimi, bilgi ve davranıĢ olarak yeniden topluma aktarma rolünü üstlenir. Bu döngü, ailenin toplum üzerindeki dolaylı etkisinin gerçekleĢmesine yardım eder (Battal, 2008:4-5).

(23)

Endüstri devriminin yaĢanması ile birlikte toplumsal değiĢim zorunlu hale gelmiĢ ve bu durum aileyi temelden etkileyen bir geliĢmelere neden olmuĢtur. Bu süreçteki belki de en önemli değiĢim, ailenin üretim fonksiyonunun elinden alınmasıdır. Böylece ailenin mahrem alan haline gelmesi kaçınılmaz olmuĢtur. Diğer taraftan kadının hem aile içindeki rol ve statüsünde değiĢiklikler yaĢanmıĢ hem de ailenin anlam ve iĢlevi değiĢmiĢtir. Bu değiĢimlerin belki de en önemlisi evliliğin eĢler arasındaki kiĢisel mutluluğun ve duygusal doyumun aracı olarak kabul edilmeye baĢlamasıdır. Bununla birlikte aile yapısal olarak küçülme yaĢamıĢ, aile içi iliĢkilerde cinsiyet eĢitliğinin ön plana çıkması evlenmede eĢ seçimi aile büyüklerinin etkisinden kurtularak kiĢisel tercih olarak değerlendirilmesine sağlamıĢ, geleneksel ve dini kuralların etkisinin azalmasıyla birlikte boĢanma oranları da artmaya baĢlamıĢtır (Abadan, 1982:28-29).

Postmodern yaĢam düzeni yeni yaĢam tarzları ortay çıkarmıĢ ve artan bir oranda hareketliliğe yol açmıĢtır. Eskiden olduğu gibi kadın ikinci plana atılmamıĢ, sevgi saygının yaĢandığı bir yapıya dönüĢtürülmüĢtür. Bu yapı kadının bireyselleĢmesi ve özgürleĢmesiyle meydana gelmiĢtir (Aydın&Boran, 2010:122). Bu geliĢmeler, aileyi yapısal olarak dönüĢtürmüĢ, eĢlerin birbirlerine koĢulsuz bağlılıkları yerine karĢılıklı hoĢgörü ve bağlılığı ortaya çıkarmıĢtır.

Bu geliĢmelere rağmen ailenin toplumsal olarak onaylanması ancak evlilikle mümkün olabilmektedir. Aile faktörü Türkiye‟de özellikle evlilik sürecinde çok etkilidir. Çiftlerin evlilik kararlarında özgür karar verme davranıĢları artsa bile bireyler hala ailelerinin destek ve rızasını istemektedir (Demir, 2013:84).

2.1.1.1. Birey Sayısı Bakımından Aile Türleri

Birey sayısı bakımından aile türleri hukuki olarak çekirdek aile, geniĢ aile ve en geniĢ aile olarak tanımlanır: Birinci grupta anne-baba ve varsa çiftin çocuklardan oluĢan çekirdek aile yer almaktadır. Ġkinci olarak çekirdek aileye birlikte yaĢayan yakın akrabaların da dahil olduğu geniĢ aile tipi gelmektedir. Üçüncü olarak ise akrabalık bağı dıĢında herhangi bir sebeple aileyle birlikte yaĢayan hizmetçi, bahçıvan ve benzeri kiĢilerin içinde olduğu en geniĢ aile tipi gelmektedir. Bu tür aileye ülkemizde pek rastlanmamaktadır. Ayrıca ülkemizde son zamanlarda geniĢ aileden çekirdek aileye doğru bir geçiĢ süreci yaĢandığı görülmektedir (KurtulmuĢ, 1998:11; Akt. Battal, 2008:6).

(24)

Sosyolojik açıdan yaklaĢıldığında toplumun kabul ettiği fakat hukuki olarak herhangi bir geçerliliği olmayan aile türleriyle de karĢılaĢabiliriz. Bunlara örnek olarak parçalanmıĢ aile ya da nikah akdi olmayan çiftlerin oluĢturduğu aile türünü söyleyebiliriz.

2.1.1.2. Otorite Sahibi Bakımından Aile Türleri

Otorite sahibi yönünden aile türleri, anaerkil ve ataerkil aile türü olarak adlandırılırlar. Erkeğin egemen olduğu aile tipi ataerkil aile olarak adlandırılırken, kadının baskın olduğu aile tipine ise anaerkil aile denilmektedir. Ataerkil yapının esnek olmadığı ve güçlü olduğu ailelerin çoğunluk tarafından benimsendiği bir toplumda, sayıca azınlıkta kalmakta olan anaerkil aile yapısı, bu güçlü ataerkil aile yapısından ve dıĢ baskılardan dolayı anaerkil aile bireylerinin davranıĢları olumsuz etkilenmektedir (Battal, 2008:5).

2.1.1.3. Toplumsal Konumu Bakımından Aile Türleri

Ġçinde bulunduğu toplumsal (ve dolayısıyla kültürel) konumu bakımından aile; köy ailesi, Ģehir ailesi ve geçiĢ (gecekondu) ailesi olarak üç gruba ayrılmıĢtır (Gökçe, 1995, 138; AktaĢ, 1998, 285; Akt. Özkan, 1989:26). Köy ailesinin kültürel değiĢmelere ve geliĢmelere olabildiğince kapalı bir aile tipi olarak görülürdü, diğer taraftan geçiĢ ailesi ve kent ailesi, kültürel değiĢimlere -istemese de- daha fazla açık olan bir aile tipi niteliğinde olmaktadır (Battal, 2008:6).

2.1.1.4. Ailenin ĠĢlevleri Bakımından Aile Türleri

Ailenin iĢlevi yönünden aile türleri ise sağlıklı ve sağlıksız aile olarak ayrılmaktadır. Ailenin sağlıklı ya da sağlıksız olarak adlandırılması ailelerin sosyo-ekonomik özelliklerine, toplum tarafından onlara sunulan hizmetler ve imkanlardan yararlanmasına, aile üyelerinin genetik özelliklerine ve kiĢilik yapılarına ve aile içi iliĢkilerin dinamik yapısına bağlıdır (AktaĢ, 1998, 286). ĠĢte bu ayrım ailenin bu iĢlevleri yerine getirip getirmemesiyle alakalı olarak oluĢturulmuĢtur. Sağlıklı aile, aileden beklenilen bireysel ve toplumsal faydaların- asgari düzeyde olsa dahi- karĢılanmakta olduğu aile tipini tanımlamak için kullanılır (Tor, 1993; Akt. Uzunboylu, 2011:4)

(25)

Üyelerinin isteklerinin karĢılandığı ve problemlerin çözümüne yönelik çeĢitli yöntemlerin geliĢtirildiği aileler sağlıklı ailedir. Sağlıklı ailelerde üyeler arasında ortak amaçlara göre hareket etmenin sonucu olarak karĢılıklı anlayıĢ ve doyum mevcuttur. Sağlıklı ailenin temel göstergesi, güç ve statü açısından bireyler arasında önceden sınırlandırılmıĢ kalıpların bulunması, diğer bir ifadeyle rollerin belirginliği bu nedenle öne çıkarılmaktadır (Battal, 2008:7). Sağlıklı ailede sorun yaĢandığında ya da çatıĢma çıkması halinde bireyler, uygun çözüm için iĢbirliği içine girerler. Diğer taraftan aile bireyleri ortak amaç ve değerleri benimsemektedirler (Bulut, 1990:1-4; Akt. Alacahan, 2011:291). Bu ailede kararlar tüm aile bireylerinin ortak kararıyla alınır, dayanıĢma içinde yaĢar, birbirlerini cesaretlendirir ve desteklerler. Sağlıksız aile ise kendisinden beklenen bireysel ve toplumsal fonksiyonları yerine getiremeyen aile tipidir. Aynı zamanda sağlıksız ailede üyeleri arasında iletiĢim bozuk, iliĢkiler kopuk ve katı kurallara bağlıdır. Bu tip ailelerde bireyler birbirlerine gerçek bir yakınlık duymak yerine birbirlerine karĢı olumsuz duygu besler ve olumsuz davranıĢ sergilerler. Bu yapıdaki ailede bireysel doyumsuzlukların patolojik bir duruma dönüĢme olasılığı yüksek olabilmektedir (Bulut, 1990:1-4; Akt. Alacahan, 2011:291).

2.1.2. Toplumsal Cinsiyet

“Kadın doğulmaz, kadın olunur.” Simone De Beawoir Türkiye‟de boĢanmıĢ kadın sorununu inceliyorsak onu toplumsal cinsiyet eĢitsizliğinden ayrı düĢünemeyiz. Çünkü boĢanma süreci incelenirken; onun kadınların kimliklerini, yaĢam biçimlerini ve hayat tarzlarını değiĢtirdiği göz önüne alınmalı ve kadınlara atfedilen dezavantajlı konum da incelenmelidir (Sarpkaya, 2013:34). Cinsiyetçilik sadece bireysel tutumlar sorunu değildir, o aynı zamanda toplumun kurumları arasında inĢa edilen bir sorundur (Macionis, 2013:330). Baskın toplumsal yapı, kadını ev içi özel alana, erkeği ise kamusal alana ait bireyler olarak kabul eder ve bu bilinci bebeklikten baĢlayarak kadın ve erkeğe var olabilmenin önkoĢulu olarak öğretmektedir (Sarpkaya, 2013:34). Kadın ve erkek arasındaki eĢitsizlik hemen hemen her toplumda ve kültürel yapıda karĢımıza çıkmaktadır. Ayrıca kadınla ilgili kendisiyle çeliĢen pek çok açıklama, dini öğreti, atasözü ve deyiĢ bulunmaktadır. “Avradın sırtından sopayı, karnından sıpayı eksik etmeyeceksin” atasözü ile “Cennet anaların ayağının altındadır.” hadisi arasındaki çeliĢki buna örnek verilebilir.

(26)

Toplumsal cinsiyet kavramının anlamını Simone De Beawoir sözlerinde daha iyi görebiliriz: “Kadın doğulmaz, kadın olunur.” Böylece cinsiyetin bu dünyada baĢımıza gelenlerle iliĢkili bir Ģey olduğunu söylemiĢ oluruz (Bora, 2012:176).

Toplumsal alanda kadın ve erkeğe yüklenen rollerin paylaĢımı çoğunlukla cinsiyet rol kalıpları çerçevesinde gerçekleĢmektedir. Toplumsal alanda kadın anlamsal rolleri yerine getiren, bakan, besleyen, büyüten, ev iĢlerini yapan, para kazanma ve karar verme sorumluluğu olmayan, ekonomik ve duygusal yönden erkeğe bağımlı ve yardımcı olan taraf olarak tanımlanırken; erkek ise araçsal rolleri olan; otorite figürü olarak ailenin güvenini ve korunmasını sağlayan taraf olarak tanımlanır (Arslan, 2000; Akt. Ekmekçi, 2010:22). Tichenor‟un (1999), “Toplumsal Cinsiyet Kaynakları olarak Statü ve Gelir” adlı çalıĢmasında erkeğin ev içindeki gücünü onun eve daha fazla para getirmesiyle alakalı bulurken aksine kadın statüsü yükseldikçe ve kocasından daha fazla gelire sahip olmasına rağmen ev iĢlerinin 2\3‟sini yüklendikleri sonucuna ulaĢmıĢtır (Uzunboylu, 2011:52).

Toplumun kadın ve erkeğe yüklediği rol kalıplar ev içindeki güç iliĢkisiyle de bağlantılıdır. Erkeğin ev içindeki gücü onun eve daha fazla para getirmesiyle alakalıyken, kadının statüsünün artması onun güç talebinde bulunmasına neden olmamaktadır. Aksine evdeki rolleri azalmamıĢ ve kocalarının statülerini korumuĢlardır (Uzunboylu, 2011:52). Toplumsal cinsiyetin algılanıĢ biçimi hem kadının hem erkeğin mesleğine, eğitimine, yetiĢtikleri aile kültürüne ve sosyal sınıfına bağlı olarak değiĢmektedir. Örneğin, eğitim seviyesi yüksek olan bireylerde cinsiyet ayrımı daha az görüldüğü varsayılmaktadır. Ancak cinsiyete yönelik ayrımcılık kalıpları aile içinde baĢlamaktadır. Kültürel değerler ile de kız ve erkek çocukları farklı yönlendirilmiĢ ve sonuç olaraktan toplumsal cinsiyet eĢitsizliğine onay veren kadınlar ve erkekler yetiĢtirilmektedir. Toplumun kadına biçtiği rol ve beklentiler, eğitim, evlilik ve çalıĢma gibi hayatını etkileyen konularda karar verme ve kararlarını uygulamalarını büyük ölçüde engellemektedir (Arslan, 2003; Demirbilek, 2007; Eren, 2005; Hablemitoğlu, 2005; Markham, 1999; Sever, 2005; Akt. Kahraman, 2010:30).

Farklı dini kurallar kadını anne ve eĢ olarak „saflık‟ ve „vefa‟ gibi kavramlarla yücelterek anlatması bakımından birleĢirler. Ayrıca pek çok farklı kültür kadını anne, eĢ, kız çocuğu ve kız kardeĢ olarak cinselliğini korumaya ihtiyacı olan bir varlık olarak tanımlar ve pek çok kültürde kadının cinsiyet kimliği, onur, itibar, iffet, erdem ve

(27)

utangaçlık, alçakgönüllü olma gibi özelliklerle anlatılır. Aynı zamanda bu özelliklerin erkek tarafından korunma zorunluluğundan bahsederler (Guru, 2009:286).

Tarihsel açıdan kadın ve erkeğin toplumsal konumu araĢtırıldığında; ilkel zamanlardan beri kadının toprağın üretiminin öteki sorumlusu olarak görüldüğü anlaĢılmıĢtır. Çünkü toprak ve kadın ikisi de üretken olarak nitelendiriliyordu. Yani toprak ile kadın, simgesel anlamda bir tutulmaktaydı. Kadın o zamanlarda her ne kadar bedensel anlamda yorgun olsa da üretim araçlarının yaygınlaĢması ile kadın üretimden geri çekilmiĢ ve kadın edilgen hale gelmiĢtir. Kadın açısından olumlu düĢünülen bu süreç diğer taraftan toplumsal yargılar; doğuĢtan gelen biyolojik farklılığa dayandırılarak kadının pasif ve erkeğe bağımlı hale gelmesine neden olmuĢtur (Bulut, 2008:112).

Türk kültürel değerlerinde kadının toplumsal anlamına baktığımız da ise emek, itaat ve hizmetin bir kadının kimliğinin parçası olarak yer aldığı görülmektedir. Kadınların bunlardan birini yerine getirmemesi ve bu yüzden fiziksel Ģiddet görmesi, onun toplum tarafından iyi bir kadın olmaması nedeniyle cezalandırılması olarak görülür (White, 2000:98-99 akt. Bulut, 2008:114). ĠĢte bu görüĢten dolayı kadının Ģiddet görmesi toplumsal normlar açısından kabul edilir ve hoĢ görülür hale gelmiĢtir.

Tazminat‟ın ilanıyla birlikte yaĢanan batılılaĢma hareketi 1847‟de köleliğin ve cariyeliğin kaldırılmasını ve 1857‟de ise kız ve erkek çocukların eĢit statüye getirilmesini sağlamıĢtır. ġemsettin Sami, bir toplumun durumunun kadınların durumuyla orantılı olduğunu savunur. Ona göre kadınların eğitilmesiyle tüm insanlık eğitilmiĢ olur (Göle, 2011:52). Böylece eğitim durumundaki gerilemenin nedeni kızların okutulmaması olarak görülmüĢ ve bu nedenle 1842‟de ilk ebelik kursları, 1858‟de kız rüĢtiyeleri ve 1870‟de ilk kız öğretmen okulları açılmıĢtır. 2. MeĢruiyetin ilanından sonra ise Kız Üniversitesi 1910‟da ilk kez kurulmuĢtur. Dolayısıyla bu faaliyetler gazetelerde kadın sayfalarının yer almasına zemin oluĢturmuĢtur (Tekeli, 1983:1192; Akt. Sucu, 2007:35).

On sekizinci yüzyıl boyunca kadının statüsünün değiĢmesi, karĢılıklı sevgi ve saygıya dayalı evliliklerin yaygınlaĢmasına ve sorumlu erkeklerin, kadınların aile içinde ve özellikle çocuk üzerinde daha önemli rol almalarına böylece kadının, anne ve eĢ konumunun ön plana çıkmasına sebep olmuĢtur (Demircioğlu, 2000:7; Akt. Sucu, 2007:8). Takip eden yüzyılda ise kadının ev içinde ki ve çocuklarına karĢı sorumluluğunun azalması ve hayatının kolaylaĢmasından dolayı kadının ev içinde

(28)

kalma zorunluluğu da azalmıĢtır. Böylece sanayileĢmenin de gelmesiyle kadınların zamanlarını ev kadını olarak geçirme gerekliliği de ortadan kalkmıĢ olmaktadır.

On dokuzuncu yüzyılın sonlarına doğru ise BatılılaĢma hareketi beraberinde birçok kültürel kimlik tartıĢmalarına neden olmuĢtur. Osmanlı batıcıları, medenileĢme sürecinin yalnızca kadının dini kurallar ve geleneksel bağlardan bağımsızlaĢtırılmasıyla sağlanabileceğini savunuyorlardı (Göle, 2004:26-27). Tanzimat‟ın ilan edilmesiyle birlikte ise batılılaĢma süreci hızlanmıĢ ve Osmanlı bürokrasisi, devletin ve toplumun hemen hemen tüm alanlarında geleneksel yapının dönüĢtürülmesini sağlamıĢtır. 1847 yılında köleliğin ve cariyeliğin kaldırılması için çıkan PadiĢah Fermanı ve 1857‟de aynı amaçlı kanunla veraset haklarından kız ve erkek çocukların eĢit statüye girilmesi buna örnek verilebilir. Ayrıca kadınların eğitimsizliğinin toplumsal gerilime neden olan bir unsur olarak görülmesi ise bu dönemde kız çocuklarının eğitimine önem verilmesini sağlamıĢtır. 1842‟de ilk ebelik kursları, 1858‟de ilk kız rüĢtüyeleri ve 1870‟de ilk kız öğretmen okulları açılmıĢtır. 2. MeĢruiyet‟in ilanından sonra da 1910‟da ilk Ġnas Darülfünun‟un (Kızlar Üniversitesi) kurulmuĢtur. Bu eğitim faaliyetleri çok sınırlı olmakla birlikte 19. Yüzyılın sonlarında gazetelerde kadın sayfasının yer almasına ve yazarları kadınlar olan dergilerin çıkmasına zemin hazırlamıĢtır. Bu geliĢmelerden sonra kadın dernekleri kurulmuĢ, kadınlara boĢama hakkı verilmiĢ ve çok eĢlilik kadının rızasıyla sınırlandırılmıĢtır (Tekeli, 1983:1192; Akt. Sucu, 2007:35-36).

Kadının durumundaki en radikal hukuksal değiĢimler Cumhuriyet‟in kabulünden sonra olmuĢtur. 1924 Tevhid-i Tedrisat ve 1925‟de ki Kıyafet Kanunu ile kadınlar hem eğitim bakımından hem de sosyal hayatta erkekle eĢit duruma gelmiĢtir (Sucu, 2007:36). Türk Medeni Kanunu ile erkeğe tek eĢlilik ve erkeğe tanına boĢanma hakkı, hem kadının hem de erkeğin yasada yer alan sebeplerle boĢanma davası açabilme hakkı tanınmıĢtır. 1926‟da Ġsviçre Medeni Kanunu‟nun kabul edilmesiyle birlikte çok eĢlilik yasaklanmıĢtır. Böylece kadınlara evlilik, boĢanma ve miras konularında eĢit haklar verilmiĢtir.

YaĢanan bu geliĢmelerden sonra kadının statüsü ve ev içindeki konumu tekrar tartıĢılmaya baĢlanmıĢtır. Son zamanlarda yaĢanan sosyo-ekonomik ve kültürel geliĢmeler de hem kadının statüsünü yükselmesine hem de evliliklerin eskisine göre daha kolay vazgeçilecek bir ortaklık olarak görülmesine neden olmuĢtur.

Kadın ve erkeğin boĢanma öncesinde ve sonrasında algılayıĢ ve sorunla baĢ etme biçimleri de birbirinden farklı olabilmektedir. Kadın boĢanma öncesinde yoğun stres

(29)

yaĢarken; erkekler ise sonrasında yaĢarlar. BoĢandıktan sonra kadın, sosyal desteği erkekten daha fazla almasından dolayı boĢanma sonrasındaki sürece daha kolay alıĢır. Özellikle çocuklu kadınlar, çocuklarına hem anne hem baba oldukları için çift rolle baĢ ederken özgüven kazanır ve süreci daha kolay atlatırlar (Zara, 2013:55).

2.1.3. Evlilik

Evlilik olgusunun değerlendirilmesi, tarihsel süreçte kadının ve ailenin konumunu daha iyi görebilmek açısından önemlidir. Türk Medeni Kanunu‟na göre evlilik, evlenmeye herhangi bir engeli olmayan erkek ve kadının, yetkili kanuni kurum önünde yapmıĢ oldukları çift taraflı akit olarak adlandırılır. BaĢka bir ifadeyle evlilik, tam ve sürekli bir hayat ortaklığı kurulması üzerine, cinsiyetleri ayrı iki kiĢinin hukuki olarak kabul ve geçerli bir Ģekilde birleĢmesi (Akıntürk, 1996:53) olarak tanımlanmıĢtır. Aynı zamanda evlilik, cinsiyetleri ayrı iki kiĢinin ömür boyu beraber yaĢamasını hedefleyen, biyolojik, psikolojik ve kültürel boyutları bulunan güç ve çetin bir kurumdur (Velidedeoğlu, 1976:8). Bu tanımlardan da anlaĢılacağı gibi evlilik kavramı ömür boyu sürecek bir birlikteliği nitelemektedir. Evlilik birliğinin bozulması istenilmeyen bir durum olup; doğal Ģartlarla ölüm ile son bulurken, patalojik olarak ise boĢanma ile sona erer.

AnarĢist feminizmin güçlü temsilcisi olan Goldman‟a göre evlilik, salt bir ekonomik düzenlemedir; bu kurum kadına ömür boyu sürecek bir sigorta poliçesi sunarken, erkeğe ise kendi türünün devamını sağlayacak tatlı bir oyuncak verir (Goldman, 2006:16). Onun tanımlamasına göre evlilik kurumu kadını bağımlı bir hizmetkâr yaparken, erkeğe ise bir insanın hayatını tapulu mülkü gibi kullanma hakkı verir. Ona göre kadın evlenerek toplumsal bilincini kaybeder, hayal gücü yok olur, baĢka birinin himayesine girerek karakterini kaybeder ve aciz bir insan haline dönüĢür (Goldman, 2006:16-17).

Evliliğin olabilmesi için üç unsurun gerçekleĢmesi gerekmektedir. Ġlk olarak evlendirme memuru tarafından gerçekleĢtirilen akit unsurudur. Ġkinci olarak her iki tarafında evlenme ehliyetine sahip olması gerekir. Son olarak ise, evlenme amacının kendi kiĢisel amaçlarından hareketle oluĢturulması Ģarttır. Evlilik aĢamaları günümüzde genellikle tanıĢma, söz, niĢan, nikâh ve düğün ritüelleri aracılığıyla gerçekleĢmektedir. Her toplum bu aĢamaları kendi kültürel ritüellerine göre gerçekleĢtirir. Evlilik kararını veren bireyler, bir aile kurarak daha huzurlu ve mutlu bir hayat sürme beklentisi içinde

(30)

hareket eder. Fakat bu beklentiler, bazı durumlarda uyumlu ve sağlıklı bir yapı oluĢturmayabilir (Arıkan, 1992; Akt. ASAGEM, 2009:1). Her evlilik akdi, ömür boyu sürmesi beklenen mutlu bir yuva amacıyla gerçekleĢtirilir.

Evlilik belgelerine tarihsel olarak ilk kez M.Ö. 2000 yılında Mısır‟da rastlanılmıĢtır. Yine bu yıllarda Hammurabi, Babil‟de çıkardığı 252 maddelik yasanın 64 maddesini aile ve evlilik iliĢkilerine ayırmıĢtır. 15. Yüzyıla kadar evlilik, herkesin Tanrının kendisini yerleĢtirdiği tabakanın içinde yapabileceği, ancak eĢlerden birinin ölümü halinde çözülebilen kutsal ve ebedi bir birlik olarak görülmüĢtür (Karahan, 2012:2).

Tarihsel süreçte, ilk evlilik biçimine bakıldığında ise ilk olarak erkeğin kadını kaçırması ile gerçekleĢen kaçırma evliliğinin olduğu görülmektedir. BaĢka bir evlilik türü ise “satıĢ evlenmesi” olarak bilinmektedir. Bu evlilik türünde erkek, evlenmek istediği kadını ailesinden satın alırdı. Erkeklerin, evlenmek istediği kadının ailesine geçici olarak hizmet ettiği ve bu Ģekilde evlenmeye hak kazandığı evliliğe ise, “hizmet evlenmesi” denilirdi. Kimi toplumlarda ise, kadın ve erkek belli bir süre birlikte yaĢar ve kadının hamile kalması sonucunda evlilik gerçekleĢtirilirdi. Bu duruma ise “deneme evlenmesi” denilmektedir. Erkeklerin, eĢlerini belli zaman dilimlerinde veya sürekli olarak değiĢtirmeleri ile gerçekleĢtirilen evlilik biçimine ise “değiĢ-tokuĢ evliliği” denilmektedir (AktaĢ, 2011:17).

GeniĢ aile yapısının egemen olduğu feodal dönemde ise evlilik esnek olmayan kurallara bağlı olarak oluĢturulurken; boĢanma genel olarak dini ve örfi kuralların baskısıyla tabu olarak görülmüĢtür. Ancak sanayi devrimi sonrası yaĢanan modernleĢme ile birlikte evlilik katı kurallara bağlı olmaktan kurtulmuĢ, evlenilecek kiĢinin seçiminde bireysel tercih ön plana çıkmıĢ ve böylece evlilikten beklentiler de yükselmiĢtir (Aydın&Boran, 2010:118).

Evlilik giderek eskisine oranla daha az gerekli bir ekonomik ortaklık olarak görülmektedir. Genel refahtaki artıĢ, evlilikle ilgili bir sorun olduğunda ayrı bir evde yaĢamanın eskisine oranla daha fazla kolaylaĢmasına neden olmuĢtur (Lyngstad, 2004:133; Akt. Boran&Aydın, 2010:121). Evliliğe verilen anlamlar değiĢmiĢ, daha fazla dayanıĢma, dostluk, sevgi paylaĢımı ve duygusal yakınlık beklenilmeye baĢlanmıĢtır, beklentilerin karĢılanmadığı zaman ise boĢanma gerçekleĢebilmektedir (Aydın&Boran, 2010:122). Fakat bu beklentiler sadece tek tarafın çabalarıyla gerçekleĢmez. Çünkü evlilikte tek taraflı bir hayat senaryosu mümkün değildir. Hem

(31)

kadın hem erkek isteklerinden feragat ederek ortak bir noktada buluĢmak zorundadır. Evlilikte uyum ise ancak, çiftlerin birbirlerinin biyolojik, sosyal ve psikolojik olarak ihtiyaçlarını karĢılamasıyla mümkün olabilmektedir. Evlilikte mutsuzluğa sebep olan sosyo-psikolojik etmenlerin baĢında kiĢilerin kendilerinin ötesine geçerek “bize” dönüĢtürülememe sürecinden kaynaklanmaktadır. Evlilikte “bize” dönüĢtürülme süreci, çoğunlukla kadın ve erkeğin aile yapısı içerisinde bulundukları duruma uygun olarak benimsemeleri gerekli role ve sağlıklı iletiĢimde bulunmalarına bağlı olarak gerçekleĢmektedir (ASAGEM, 2009:2).

Özkan (1989), sağlıklı bir evliliğin kurulabilmesinin 4 temel unsurun önemli olduğunu savunur:

- Evlenmek isteyen çiftlerin benzer çevreden gelmesi - Eğitim düzeylerinin birbirine yakın olması

- Maddi olanaklar bakımından yakın olmaları

- Aralarında bir kuĢaktan fazla yaĢ farkının olmaması (ASAGEM, 2009:2-3). Diğer taraftan sağlıklı bir evlilik için denkteĢ evlilik, yani eĢlerin birbirlerine yaĢ, kültürel ve etnik sınıf, toplumsal kabuller bakımından eĢit olması, toplumsal olarak kültürel alt yapıyı oluĢturması ve boĢanmaları aĢağıya çekmesi açısından önemlidir. AraĢtırmalar birbirine daha çok benzeyen eĢlerin daha az boĢandıklarını göstermektedir (Collange, 1997:50-51). Bu bulguların ıĢığında ortak değer ve paylaĢımları fazla olan çiftlerin evlilik süresinin de uzun olacağı düĢünülebilir.

Ġnsanların neden evlendikleri konusunda ise pek çok cevap bulunmaktadır. Yapılan araĢtırmalarda, toplumsal beklentiler, sosyal idealler, aĢk ve sevgi, çocuk isteği, düzenli cinsel yaĢam, evlenme isteğinin birkaçı olarak sıralanmıĢtır. Ancak insanların evlenmelerini sağlayan önemli bir neden de toplumun bireylerden beklentisidir. Birçok kültürde, evlenecek insanlarla ilgili düzenlenmiĢ kurallar ve genellikle insanların evlenmesi yönünde yoğun bir toplumsal baskı bulunmaktadır (AktaĢ, 2011:13).

Darwin ise evliliğe farklı bir bakıĢ açısıyla yaklaĢarak insanların en baĢta çocuk yapmak için evlendiklerini varsaymıĢtır. Ona göre çoğu kiĢi ekonomik açıdan değerli bir eĢ elde etmek ya da yaĢlandıkları zaman kendilerine destek olacak çocuklara sahip olmak için evlenmektedir. Bazıları da akrabalar, dostlar ya da düĢmanlarla politik bağlarını pekiĢtirmek için evlenirler. (Fisher, 2004:92). Suzanne Frayser‟in evlilik tanısı da Darwin‟in tanımlamasına uygundur. Ona göre evlilik, bir grubun cinsel iliĢkiyi ve çocuk doğurmayı onayladığı ve teĢvik ettiği bir bağa verilen addır (Frayser, 1985:248

(32)

akt Fisher, 2004:300). Bu durum aynı zamanda boĢanan çiftlerin yeniden evlenmelerinin bir açıklaması niteliğindedir. Yeniden çocuk sahibi olma ihtimali olan bireyler, hayallerin yıkılmasına korkunç kavgaların bellekten silinmemesine rağmen yeniden evlenirler (Fisher, 2004:92).

Diğer taraftan çiftlerin evlenme nedenlerini üç ana grupta toplamak mümkündür. Bunlar; biyolojik nedenler, sosyal nedenler ve psikolojik nedenlerdir:

1. Evliliğin en önemli nedenlerinden biri olan biyolojik nedenlerde cinsel güdüyü doyurmak asıl amaçlardan biridir. Evliliğin temel iĢlevleri arasında cinsel doyum yer alır. Bireylerin cinsel istek ve beklentilerini karĢılarken, bunu toplumsal kabul boyutunda yapması, evliliği hem kabul edilebilir hem de elde edilmek istenilen bir olgu haline getirmektedir.

2. Sosyal nedenlerde ise bireylerin kabul görme, uyum içinde olduğunu hissetme, güven duyma ve korunma ihtiyaçlarının ön planda olduğu görülmektedir. Bireyin yalnız olmadığı bilmesi, hayatı bir baĢkası ile birlikte paylaĢması ve ortak bir amaca yönelmesi evliliğin sosyal nedenleri arasında yer almaktadır.

3. Psikolojik nedenlerin kapsamında ise bireylerin sevilme ve beğenilme arzusu değerlendirilmektedir. EĢler birbirleriyle olmak istediklerinde, acı - tatlı olaylarda yan yana ilerlediklerinde ve her iki taraf birbirini kendini iliĢkiye adadığında psikolojik olarak doyuma ulaĢılmakta ve kendilerini evlilik kurumu içinde daha iyi bir yerde görmektedirler (Özgüven, 2000; Akt. Polat, 2012:9).

Fisher diğer taraftan aĢk uğruna ve özel benliğin bazı bölümlerini zenginleĢtirmek, dengelemek, geliĢtirmek veya geliĢtirmek için de evlenildiğini savunur. Ġçine kapanık bir muhasebecinin göz kamaĢtırıcı bir sarıĢınla evlenmesini ya da bilim adamının Ģairle evlenmesini buna örnek vermektedir (Fisher, 2004:100-101).

2.2.BoĢanma Olgusu

Aile kurumu tüm dünyada ve ülkemizde önemli bir konumu temsil etmektedir. Evlilik bağı ile oluĢturulan ailenin bitimi tıpkı evlilik gibi kültürel bir fenomen olan boĢanma ile gerçekleĢmektedir. Evlilik iliĢkisi anne-baba ve kardeĢlerle kurulan bağlar kadar anlamlı bir iliĢkidir. KiĢi, sevgi, onay, güven gibi temel bazı ihtiyaçlarını evlendiği kiĢiden sağlar. Fakat evlilik iliĢkisinin sonlanması demek sadece kocayı kaybetmek değil; aynı zamanda dostu, evin düzenini, sosyal çevrenizi, hatta sosyal statünüzü ve gelecek planlarınızı kaybetmeniz anlamına gelmektedir (Zara,

(33)

2013:20-21). Tanıdığımız ve bildiğimiz bir yaĢam biçiminden bilmediğimiz bir yaĢama geçiĢ ve yalnız kalınacağı endiĢesi boĢanmayı korkutucu bir yaĢam olayı haline getirmektedir. Bireylerin boĢanmanın sonuçlarıyla baĢ edebilmeleri için öncelikle sorunlarla ve yitirdikleriyle yüzleĢmeleri gereklidir.

Toplumsal yaĢantımızda her an karĢılaĢabileceğimiz boĢanma ve boĢanma deneyimini yaĢayan bireyler ve bu bireylerin yaĢadığı problemler ve bireylerin bu problemlerle nasıl baĢa çıktıkları içinde yaĢadıkları kültür ve toplumdan etkilenmektedir.

BoĢanma, evlilik yaĢamında karĢılaĢılan aksaklıkların giderilememesi, eĢler arasındaki geçimsizliğin ve bunun nedenlerinin, çatıĢmanın sağlıklı ve iĢlevsel olarak aĢılamaması sonucu gerçekleĢmektedir. BoĢanma sürecinde eĢler, evlilik öncesindeki beklentileri ile evlilik sonrasında karĢılaĢtıkları gerçek durumları arasındaki farkın ne ölçüde üstesinden gelindiğiyle ilgili olarak sorunları değiĢebilmektedir (Asagem, 2009:2). ĠĢte evlilik öncesinde gerçekleĢmesi istenilen bu beklentiler, evlilik içinde gerçekleĢmeyince, oluĢan çatıĢma ve kavgalar yerini boĢanmadan ede edilecek huzura ve kazanca bırakmaktadır. Sosyolog Nelson Foote, karı-koca arasındaki iliĢkinin niteliğinin, ayrıldıkları noktaları belirli bir geliĢme çerçevesinde birleĢtirebilmelerine bağlı olduğunu savunur. (Toffler,1974:211). Ne yazık ki günümüzde değiĢen toplumsal yapı, değerler, karı-kocanın değiĢen sosyo-ekonomik statüleri bu birleĢimi etkisiz hale getirebilmektedir.

Hayatımızda aldığımız en zor kararlardan biri bir eĢten ayrılmaktır. Ġnsanoğlu geçmiĢten bugüne bir evliliğe son vermenin birçok resmi usulünü geliĢtirmiĢtir. Bazı toplumlarda boĢanmalar özel mahkemeler ve meclislerce düzenlenirdi. Çoğu zaman bir boĢanma, taraflar ve aileleri tarafından ele alınacak özel bir sorun olarak kabul edilir. Bazı toplumlar ve kültürler nispeten boĢanmayı kolaylaĢtırır, Ġslamiyet gibi, fakat Hristiyan toplumlar ise boĢanmayı zorlaĢtırmıĢ ve toplumu allak bullak eden bir niteliğe büründürmüĢtür (Fisher, 2004:90).

Ġlkel toplumlarda evlilik, eĢlerin birbirinin evliliğin cinsel gereksinimleri ve yaĢam sürecinde çeĢitli ihtiyaçları için yanında bulunacak bir yardımcıdan baĢka anlam ifade etmediği düĢünülmektedir. Bu nedenle, oldukça faydacı nedenlere dayanan birliktelik, eĢin iĢlevlerini yerine getirmemesi durumunda son bulması kaçınılmaz olmaktadır. Bu durumlarda, eĢin kendisine kötü davranması, toplumsal konumunu kaybetmesi, iliĢkide baĢka birisinin varlığı ya da eĢin ailesi ile anlaĢılamaması gibi

Referanslar

Benzer Belgeler

(Nar) bitkisi meyve kabuklarından elde edilen ekstraktların (etanol, aseton, metanol, etil asetat), Streptococcus mitis CNCTC 4/77, Streptococcus salivarius CNCTC 64/59,

Gelen makalelerin yazarlarının çalıştığı kurum ve kuruluşlara bakıldığında, yüzde 57’lik payı üniversite- ler, yüzde 6’lık payı kamu kurum ve kuruluşlar,

Elektrikli araç termal yönetim sisteminde yüksek verimliliğe sahip hava soğutmalı sistem kullanılabilir hatta ısı emicisi, ısı borusu veya zorlamalı hava akışı ile

Bütün bu incelemelerden sonra, insanlýðýn bilinçli bir þekilde yenilenebilir enerji kaynaklarýnýn kullanýmýna büyük önem verdiði, ülkelerin ve þirketlerin pastadan

Sonuçlar düşük ve orta devir sayılarında kütlesel hava debisinin, yakıt tüketiminin ve hacimsel verimin artan motor yüksekliği ile azaldığını göstermiştir. Bununla

Bunlardan birincisi, 1929'dan sonra A.B.D.'den bütün dünya devletlerine yayılan Büyük Bunalım, ikincisi ise, Birinci Dünya Savaşı'nı kaybeden Almanya ve Japonya gibi

Their eruptions are 20-30 centimeters high and some of them turn into ordinary wells during summer (Pl. However, there are places in the Fethiye region where the under- ground

Paşa çayının sevkettiği su miktarı birim olarak kabul edilmek üzere hesaplanmış aynı nehirlerden bazılarının yıllık tortu mikdarlarını ve bu mikdarların adı geçen