• Sonuç bulunamadı

İşletmelerde çevresel bilinç ve duyarlılığın geliştirilmesi ve ekogirişimcilik üzerine etkisi: Konya Organize Sanayi örneği

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "İşletmelerde çevresel bilinç ve duyarlılığın geliştirilmesi ve ekogirişimcilik üzerine etkisi: Konya Organize Sanayi örneği"

Copied!
125
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ

İŞLETME ANABİLİM DALI

YÖNETİM ORGANİZASYON BİLİM DALI

İŞLETMELERDE ÇEVRESEL BİLİNÇ VE

DUYARLILIĞIN GELİŞTİRİLMESİ VE

EKOGİRİŞİMCİLİK ÜZERİNE ETKİSİ: KONYA

ORGANİZE SANAYİ ÖRNEĞİ

Hatice OĞUZ

YÜKSEK LİSANS TEZİ

Danışman

Prof. Dr. Aykut BEDÜK

(2)

T. C.

SELÇUK ÜNİVERSİTESİ Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürlüğü

BİLİMSEL ETİK SAYFASI

Ö ğre nc in in

Adı Soyadı Hatice OĞUZ

Numarası 154227011002

Ana Bilim / Bilim Dalı İşletme / Yönetim Organizayon

Programı Tezli Yüksek Lisans Doktora

Tez Danışmanı Prof. Dr. Aykut BEDÜK

Tezin Adı

İşletmelerde Çevresel Bilinç Ve Duyarlılığın Geliştirilmesi Ve Ekogirişimcilik Üzerine Etkisi: Konya Organize Sanayi Örneği

Bu tezin proje safhasından sonuçlanmasına kadarki bütün süreçlerde bilimsel etiğe ve akademik kurallara özenle riayet edildiğini, tez içindeki bütün bilgilerin etik davranış ve akademik kurallar çerçevesinde elde edilerek sunulduğunu, ayrıca tez yazım kurallarına uygun olarak hazırlanan bu çalışmada başkalarının eserlerinden yararlanılması durumunda bilimsel kurallara uygun olarak atıf yapıldığını bildiririm.

Hatice OĞUZ X

(3)
(4)

ÖNSÖZ

Bu çalışmayı ortaya koyabilmek için yüksek lisans ders dönemimde ve tez aşamamda yardımlarını esirgemeyen tez danışmanım Sayın Prof. Dr. Aykut BEDÜK başta olmak üzere, Selçuk Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi Sayın Dr. Mehtap ÖZTÜRK’e, Şırnak Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi Sayın Dr. Kemalettin ERYEŞİL’e, istatistiksel analizlerin yapılmasında yardımlarını esirgemeyen Sayın Fatih ŞAHİN’e en içten dileklerimle teşekkür ederim.

Ayrıca bu süreçte yanımda olarak desteklerini esirgemeyen eşime ve aileme şükranlarımı sunarım.

Hatice OĞUZ 2019, KONYA

(5)

T. C.

SELÇUK ÜNİVERSİTESİ Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürlüğü

Ö ğre nc in in

Adı Soyadı Hatice OĞUZ

Numarası 154227011002

Ana Bilim / Bilim Dalı İşletme / Yönetim Organizayon

Programı Tezli Yüksek Lisans Doktora

Tez Danışmanı Prof. Dr. Aykut BEDÜK

Tezin Adı

İşletmelerde Çevresel Bilinç Ve Duyarlılığın Geliştirilmesi Ve Ekogirişimcilik Üzerine Etkisi: Konya Organize Sanayi Örneği

ÖZET

Bu çalışma, işletme çalışanlarının sahip oldukları çevresel bilinç ve çevresel duyarlılıklarının ekogirişimcilik üzerindeki etkisini ölçmek amacıyla, Konya Organize Sanayi bölgesinde faaliyetlerini sürdüren imalat işletmelerindeki 366 çalışan üzerinde anket uygulanarak gerçekleştirilmiştir. Anket yöntemi ile elde edilen veriler analiz edilmiştir. Yapılan korelasyon analizi sonuçlarına göre çevresel bilinç ile çevresel duyarlılık arasında pozitif yönlü orta düzeyde, çevresel bilinç ile ekogirişimcilik arasında pozitif yönlü orta düzeyde ve çevresel duyarlılık ile ekogirişimcilik arasında pozitif yönlü güçlü bir ilişki olduğu ortaya koyulmuştur. Regresyon analizi neticesinde ise, çevresel bilinç ile ekogirişimcilik arasında çevresel duyarlılığın aracı etkisinin olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

Ayrıca çalışmada, demografik değişkenler ile mevcut değişkenler arasındaki ilişkide incelenmiştir. Bu hususta çalışanların cinsiyetleri, medeni durumları ve

(6)

kurumda çalışma süreleri ile değişkenler arasında anlamlı bir farklılık olmadığı görülmüştür. Bunun yanı sıra bazı yaş grubunda bulunan çalışanların diğerlerine göre ekogirişimciliği daha fazla önemsedikleri, lisans mezunu çalışanların çevre bilinci ve duyarlılığı konusunda daha hassas oldukları ve ekogirişimciliğe yöneldikleri, sürekli gündüz çalışan katılımcıların ise çevresel bilinçlerinin daha yüksek olduğu sonuçlarına varılmıştır.

Anahtar Kelimeler: Çevresel Bilinç, Çevresel Duyarlılık, Ekogirişimcilik, İmalat Sanayi

(7)

T. C.

SELÇUK ÜNİVERSİTESİ Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürlüğü

Ö ğre nc in in

Adı Soyadı Hatice OĞUZ

Numarası 154227011002

Ana Bilim / Bilim Dalı İşletme / Yönetim Organizayon

Programı Tezli Yüksek Lisans Doktora

Tez Danışmanı Prof. Dr. Aykut BEDÜK

Tezin İngilizce Adı

Developing Environmental Awareness and Sensitivity in Businesses and Their Impact on Ecoconformism: The Case of Konya Organized Industry

SUMMARY

In this study, 366 employees in manufacturing enterprises operating in Konya Organized Industrial Zone were surveyed in order to measure the impact of environmental awareness and environmental awareness of eco-entrepreneurship. The data obtained by the survey method were analyzed. According to the results of the correlation analysis, there is a positive relationship between environmental awareness and environmental sensitivity, a positive relationship between environmental awareness and eco-entrepreneurship, and a positive relationship between environmental sensitivity and eco-entrepreneurship. As a result of the regression analysis, it was concluded that environmental sensitivity has a mediating effect between environmental awareness and eco-entrepreneurship.

In addition, the relationship between demographic variables and existing variables was examined. There was no significant difference between the variables,

(8)

gender, marital status and working time of the employees. In addition, it was concluded that employees in some age groups paid more attention to eco-entrepreneurship than others, that graduate employees were more sensitive to environmental awareness and sensitivity, and that they were directed towards eco-entrepreneurship.

KeyWords: Environmental awareness, Environmental sensitivity, Ecoentrepreneurship, Manufacturing Industry

(9)

İÇİNDEKİLER TABLOSU

Bilimsel Etik Sayfası ... I Tez Kabul Formu ... II Önsöz ... III Özet ... IV Summary ... VI İçindekiler Tablosu ... VIII Kısaltmalar ... XII Tablolar Listesi ... XIII Şekiller Listesi ... XIV

Giriş ... 1

BİRİNCİ BÖLÜM - ÇEVRESEL BİLİNÇ ve DUYARLILIĞIN GELİŞTİRİLMESİ ... 2

1.1. Çevre Kavramı ... 2

1.1.1. Çevre Tanımı ve Kapsamı ... 2

1.1.2. Çevre Etiği ... 4 1.1.3. İnsan-Çevre İlişkisi ... 5 1.1.4. Çevre Kirliliği ... 6 1.1.4.1 Hava Kirliliği ... 7 1.1.4.2. Su Kirliliği ... 7 1.1.4.3. Toprak Kirliliği ... 8 1.1.4.4. Gürültü Kirliliği ... 8

1.1.4.5. Diğer Çevre Kirlilikleri ... 9

1.1.5. Çevre Sorunları ... 9 1.1.5.1. Nüfus Artışı ... 12 1.1.5.2. Sanayileşme ... 13 1.1.5.3. Kentleşme ... 13 1.1.5.4. Turizm ... 13 1.1.6. Çevre Eğitimi ... 14 1.2. Çevresel Bilinç ... 17

(10)

1.2.2. Çevre Bilincinin Faydaları ... 22

1.2.3. Çevresel Bilincin Oluşturulmasında Ailenin Rolü ... 23

1.3. Çevresel Duyarlılık ve Türkiye’de Çevre Duyarlılığı Konusunda Gerçekleştirilen Çalışmalar ... 24

1.3.1. CROP–MAL” Marjinal Kurak Alanların Koruması için Rasyonel Fırsatlar Yaratılması Projesi ... 29

1.3.2. Sıfır Atık Projesi ... 29

1.3.3. BP Hatıra Ormanı ... 30

1.4. Çevre Bilincine Sahip, Duyarlı İşletmelerde Ekogirişimcilik ve Çevre Yönetimi İle İlgili Çalışmalar ... 30

İKİNCİ BÖLÜM - GİRİŞİMCİLİK ... 33

2.1. Girişimciliğin Tanımı ve Kapsamı ... 33

2.2. Girişimciliğin Önemi ... 36

2.3. Girişimcilerin Sahip Olması Gereken Özellikler ... 37

2.4. Girişimcilik Türleri ... 39

2.4.1. Yaratıcı Girişimcilik ve Orijinal Girişimcilik ... 39

2.4.2. Kadın Girişimcilik ... 40

2.4.3. İç Girişimcilik ... 41

2.4.4. Sosyal Girişimcilik ... 41

2.4.5. Yatırımcı Girişimcilik ... 42

2.4.6. Fırsat Girişimciliği ... 43

2.5. Girişimciliği Etkileyen Faktörler ... 43

2.5.1. Genel Ülke Altyapısı ... 44

2.5.1.1. Ekonomik Alt Yapı ... 44

2.5.1.2. Teknolojik Altyapı ... 44

2.5.1.3. Girişimci Alt Yapısı ... 45

2.6. Girişimcilikte Başarı Faktörleri ve Başarısızlık Nedenleri ... 47

2.6.1. Girişimcilikte Başarı Faktörleri ... 47

2.6.1.1. Öz Sermaye ve Kredi Sağlama İmkanları ... 47

2.6.1.2. İş Olanağının Bulunması ... 47

2.6.1.3. İşe Başlamak İçin Uygun Zamanın Seçilmesi ... 48

2.6.1.4. Yönetim Yeteneği ve Tecrübesi ... 48

2.6.1.5. Riske Karşı Sigorta ... 48

(11)

2.6.2.1. Kuruluş Yerinin İyi Seçilmemiş Olması ... 49

2.6.2.2. Rekabet Faktörlerinin Dikkate Alınmaması ... 49

2.6.2.3. Sermaye Yetersizliği ... 50

2.6.2.4. Kişisel Unsurlar ... 50

2.6.2.5. Yetersiz Zaman ... 50

2.7. Girişimcilik Teşvikleri ve Destek Mekanizmaları ... 51

2.7.1. KOSGEB ... 51

2.7.2. AIESEC ... 52

2.7.3. KAGİDER ... 52

2.7.4. TÜGİAD ... 52

2.8. Girişimcilik ve Ekogirişimcilik İlişkisi ... 53

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM - EKOGİRİŞİMCİLİK KAVRAMI ... 54

3.1. Ekogirişimciliğin Tanımı ve Kapsamı ... 54

3.2. Ekogirişimciliğin Önemi ve Ekogirişimciliğe Yönelme Nedenleri ... 57

3.3. Ekogirişimciliği Etkileyen Faktörler ... 60

3.3.1. Ekogirişimciliği Etkileyen İç Faktörler ... 60

3.3.2. Ekogirişimciliği Etkileyen Dış Faktörler ... 61

3.4. Ekogirişimcilik Türleri ... 64

3.5. Yeşil ve Sürdürülebilir Ekonomilerin Avantaj ve Dezavantajları ... 67

3.6. Türkiye’de Ekogirişimcilik Uygulamasında Karşılaşılan Fırsat ve Engeller.. 69

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM - İŞLETMELERDE ÇEVRESEL BİLİNÇ VE DUYARLILIĞIN GELİŞTİRİLMESİ ve EKOGİRİŞİMCİLİK ÜZERİNE ETKİSİ: KONYA ORGANİZE SANAYİ ÖRNEĞİ ... 71

4.1 Araştırmanın Konusu ... 71

4.2. Araştırmanın Amacı ve Önemi ... 71

4.3. Araştırmanın Sınırlılıkları ... 71

4.4. Araştırmanın Yöntemi ... 72

4.5. Araştırmanın Örneklemi ... 73

4.6 Araştırmanın Güvenilirliği ... 73

4.7. Araştırmanın Teorik Modeli ve Hipotezler ... 74

4.8 Araştırmanın Analizi ve Bulguların Değerlendirilmesi ... 75

4.8.1. Faktör Analizi ... 75

(12)

4.8.3. Kolmogorov-Smirnov (Z Testi) Testi Analizi ... 84

4.8.4. Hipotez Testlerinin Analizleri ... 85

4.8.4.1. Mann-Whitney Testi Analizi ... 85

4.8.4.2. Kruskal-Wallis Testi Analizi ... 86

4.8.4.3. Korelasyon Analizi Sonuçları ... 91

4.8.4.4. Regresyon Analizi Sonuçları ... 91

Sonuç Ve Öneriler ... 94

Kaynakça ... 97

Özgeçmiş ... 110

(13)

KISALTMALAR TUSİAD: Türk Sanayici Ve İşinsanları Derneği OKA: Orta Karadeniz Kalkınma Ajansı

KAGİDER: Kadın Girişimciler Derneği

TÜGİAD: Türkiye Girişimci İş Adamları Derneği

AIESEC: Uluslararası Ticari Bilimler Ekonomi Öğrenciler Birliği

KOSGEB: Küçük Ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme Ve Destekleme İdaresi Başkanlığı

AR-GE: Araştırma Ve Geliştirme

TÜBİTAK: Türkiye Bilimsel Ve Teknolojik Araştırma Kurumu İŞKUR: Türkiye İş Kurumu

AB: Avrupa Birliği VD: Ve Diğerleri VB: Ve Benzeri

(14)

TABLOLAR LİSTESİ

Tablo 1.1: İnsanların Çevre Bilincini İçselleştirme Düzeyleri ... 21

Tablo 2.1: Girişimcilik Kavramının Tarihsel Gelişimi ... 34

Tablo 2.2: Girişimcilerin Sahip Olması Gereken Temel Beceriler... 38

Tablo 2.3: Girişimci İle Sosyal Girişimci Arasındaki Farklılıklar ... 42

Tablo 3.1: Sosyal Girişimcilik, Sürdürülebilir Girişimcilik ve Ekogirişimcilik Karşılaştırması ... 56

Tablo 3.2: Ekogirişimcilerin Özellikleri ve Türleri ... 65

Tablo 3.3: Yeşil ve Sürdürülebilir Ekonomilere Geçiş Sonrası Yaşanabilecek Avantaj ve Dezavantajlar ... 68

Tablo 3.4: Ekogirişimcilik Uygulamasında Karşılaşılan Fırsat ve Engeller ... 69

Tablo 4.1: Ölçeklere Ait Güvenilirlik Analizi Sonuçları ... 73

Tablo 4.2: KMO Aralığı ... 75

Tablo 4.3: Ölçeklere Ait KMO ve Barlett’s Testi Sonuçları ... 75

Tablo 4.4: Çevresel Bilinç İfadelerine İlişkin Aritmetik Ortalama ve Standart Sapma Değerleri ... 76

Tablo 4.5: Çevresel Duyarlılık İfadelerine İlişkin Aritmetik Ortalama ve Standart Sapma Değerleri ... 76

Tablo 4.6: Ekogirişimciliğin Güçlü Yapısı İfadelerine İlişkin Aritmetik Ortalama ve Standart Sapma Değerleri ... 77

Tablo 4.7: Ekogirişimcilik Yönelimi İfadelerine İlişkin Aritmetik Ortalama ve Standart Sapma Değerleri ... 78

Tablo 4.8: Ekogirişimcilik İfadelerine İlişkin Aritmetik Ortalama ve Standart Sapma Değerleri ... 79

Tablo 4.9: Katılımcıların Cinsiyet Gruplarına Göre Dağılımı ... 80

Tablo 4.10: Katılımcıların Medeni Durum Gruplarına Göre Dağılımı... 80

Tablo 4.11: Katılımcıların Yaş Gruplarına Göre Dağılımı ... 81

Tablo 4.12: Katılımcıların Kurumda Çalışma Sürelerine Göre Dağılımı ... 82

Tablo 4.13: Katılımcıların Öğrenim Durumlarına Göre Dağılımı ... 82

Tablo 4.14: Katılımcıların Çalışma Şekillerine Göre Dağılımı ... 83

Tablo 4.15: Ölçeklere Ait K-S Değerleri ... 84

Tablo 4.16: Katılımcıların Cinsiyetlerine Göre Ölçeklerin Karşılaştırılması ... 85

Tablo 4.17: Katılımcıların Medeni Durumlarına Göre Ölçeklerin Karşılaştırılması . 86 Tablo 4.18: Katılımcıların Yaş Gruplarına Göre Ölçeklerin Karşılaştırılması ... 87

Tablo 4.19: Katılımcıların Kurumda Çalışma Sürelerine Göre Ölçeklerin Karşılaştırılması ... 88

Tablo 4.20: Katılımcıların Eğitim Durumlarına Göre Ölçeklerin Karşılaştırılması .. 89

Tablo 4.21: Katılımcıların Çalışma Şekillerine Göre Ölçeklerin Karşılaştırılması ... 90

Tablo 4.22: Korelasyon Analizi Sonuçları ... 91

(15)

ŞEKİLLER LİSTESİ

Şekil 1.1: Günümüzde Var Olan Temel Çevre Sorunları ... 10

Şekil 2.1: Girişimciliği Etkileyen Faktörler ... 43

Şekil 2.2: Ailenin Girişimcilik Üzerine Etkisi ... 46

Şekil 3.1: Çevre Politikalarına Kaynak Olan Güçlerin Tarafları ... 58

Şekil 3.2: Kurumsal Çevre Yönetim Yaklaşımı ... 59

Şekil 3.3: Ekogirişimciliği Etkileyen Faktörler ... 63

Şekil 3.4: Ekogirişimcileri Etkileyen Faktörler ... 64

Şekil 4.1: Araştırmanın Teorik Modeli ... 74

Şekil 4.2: Katılımcıların Cinsiyet Gruplarına Göre Dağılımı ... 80

Şekil 4.3: Katılımcıların Medeni Durum Gruplarına Göre Dağılımı ... 81

Şekil 4.4: Katılımcıların Yaş Gruplarına Göre Dağılımı ... 81

Şekil 4.5: Katılımcıların Kurumda Çalışma Sürelerine Göre Dağılımı ... 82

Şekil 4.6: Katılımcıların Öğrenim Durumlarına Göre Dağılımı ... 83

Şekil 4.7: Katılımcıların Çalışma Şekillerine Göre Dağılımı ... 84

(16)

GİRİŞ

Teknolojinin hızla geliştiği ve rekabetin arttığı günümüz ekonomik şartlarında işletmelerin hayatlarını devam ettirebilmeleri girişimci faaliyetlere verdikleri önemi arttırmaları ile mümkün olabilecektir. Küreselleşmenin de getirdiği yeniliklerle birlikte işletmeler daha fazla fayda ve kar elde edecekleri alanlara yönelmişlerdir. Bu aşamada gerçekleştirdikleri çeşitli faaliyetlerin bir kısmı doğa üzerinde telafisi mümkün olmayan olumsuz sonuçlara sebep olmaya başlamıştır. Bireylerin bu gidişatın farkında olması toplumda çevre bilincinin oluşmasına ve dolayısıyla işletmelerin faaliyetlerinde bu durumu dikkate almaları gerekliliğini ortaya çıkarmıştır.

Çeşitli sivil toplum kuruluşlarının işletme yöneticileri üzerinde baskılar oluşturması, devlet tarafından koyulan yasa ve yönetmelikler, tüketicilerin çevre dostu ürünlere yönelmesi, bunun neticesinde ekolojik ürünlerin piyasa ömrünün uzaması gibi nedenlerden dolayı işletmeler çevre dostu ürünler olarak adlandırılan çeşitli ekolojik ürünler üretmeye başlamışlardır. Bütün bu faaliyetler sonucunda girişimcilik ve ekolojik kavramlarının birleşmesiyle oluşan ekogirişimcilik kavramı önem kazanmıştır. Bu zamana kadar çevrenin korunması ve kirliliğin önlenmesi için gerçekleştirilecek olan faaliyetler işletmeler tarafından ek bir maliyet olarak görülürken, günümüzde ekogirişimcilik düşüncesi ile gerçekleştirilen yatırımlar işletmelere kazanç olarak geri dönmektedir.

Bu çalışma tedarik, üretim ve üretim sonrası pazarlama aşamalarında çevreye olan bağımlılıklarının fazla olduğu düşüncesi ile imalat işletmeleri üzerinde gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın amacı, çalışanların sahip oldukları çevresel bilinç ve çevresel duyarlılığın ekogirişimci faaliyetler üzerindeki etkisini ortaya koymaktır. Bu amaç doğrultusunda gerçekleştirilen araştırma kapsamında, öncelikle literatür taraması yapılarak çalışmanın birinci bölümünde çevresel bilinç ve duyarlılığının geliştirilmesi, ikinci bölümünde girişimcilik kavramı, üçüncü bölümünde ekogirişimcilik kavramı ayrıntılı şekilde açıklanmıştır. Dördüncü bölümde ise kavramlar arasındaki ilişkinin ortaya koyulabilmesi amacıyla gerçekleştirilen uygulama ve sonuçlarına yer verilmiştir.

(17)

BİRİNCİ BÖLÜM

ÇEVRESEL BİLİNÇ VE DUYARLILIĞIN GELİŞTİRİLMESİ 1.1. Çevre Kavramı

1.1.1. Çevre Tanımı ve Kapsamı

Çevre, ekosistem de yer alan canlı ve cansız varlıklarla bunların karşılıklı etkileşimlerinin var olduğu dünya-dünya dışı fiziksel ve yapay ortam ile bu varlıkların oluşturdukları soyut bir algılama ve etkileşimi ifade eder(Başaran, 2009: 3).

Başka bir tanımla, çevre insanlar tarafından gerçekleştirilen etkinlikler ve canlılar üzerinde bulunabilecek fiziksel, kimyasal, biyolojik ve toplumsal etkilerin belirli bir zaman dilimindeki toplanmış hâli olarak tanımlanabilir (Özpınar, 2010: 11). Canlıların hayati fonksiyonlarını devam ettirdikleri, çeşitli şekillerde etkisi altında kaldıkları ve etki bıraktıkları bir ortamdır (Bilge, 2015: 6).

Ekoloji kavramı ilk kez 1866 yılında Alman biyolog Haeckel tarafından organizmaların çevreyle olan ilişkilerini inceleyen bir bilim dalı olarak karşımıza çıkmıştır (Özpınar, 2010: 11). Ekolojik anlamda çevre ise, bireyi ilgilendiren canlı ya da cansız her şeyi kapsayan bir terimdir (Çabuk ve Karacaoğlu, 2003: 190). Tüm canlı türleri yaşamlarını sürdürebilmek için içinde bulundukları çevre şartlarına uyum sağlamak, değişimlere ayak uydurmak durumundadırlar. Bu şekilde davranmadıkları takdirde yok olmaya mahkûmdurlar (Karataş, 2013: 7).

Çevre niteliğine göre iki şekilde incelenebilir. Fiziksel Çevre, insanın içinde yaşadığı, özelliğini ve niteliğini fiziksel olarak algıladığı ortam olarak adlandırılır. Fiziksel çevre de oluşumu bakımından doğal ve yapay olmak üzere iki kısımda incelenebilir (Karataş, 2013: 8). Doğal çevre, içinde doğa etkinliklerinin ve doğa güçlerinin var olduğu, insan etkisinin yaşanmadığı veya önemli ölçüde değiştirilemeyen çevredir (Çabuk ve Karacaoğlu, 2003: 190). Hava, su, toprak, yer altı kaynakları cansız kısmını; insan, bitki ve hayvan toplulukları gibi varlıklar doğal çevrenin canlı kısmını oluşturmaktadırlar (Erol, 2005: 3). İnsanlar toplumsal yaşamlarında doğal çevrede bulunan kaynakları kullanarak, teknolojiyi geliştirip

(18)

ilerleterek, ekonomik faaliyetlerde bulunarak doğal çevreden farklı olan yapay çevreyi meydana getirirler. Oluşturulan bu yapay çevre içindeki yaşam koşullarını geliştirmeye çalışırken aynı zamanda doğa ile sürekli bir etkileşim halindedir (Çabuk ve Karacaoğlu, 2003: 190). Bu yaklaşıma göre çevrede üç farklı düzey ayırt edicidir (Erol, 2005: 3);

 Mikro-Çevre: Şahsi mekân ya da bir topluluğa özgü mekân  Mezo-Çevre: Evler, komşuluk birimi, mahalle

 Makro Çevre: Şehir, şehir toplulukları ve bölgeyi ifade etmektedir.

Sosyal Çevre, sosyal ilişkiler, birden fazla kişi veya grupların birbirleriyle bağlantıları sonucu oluşmaktadır. İnsanların aile, akraba, okul, iş gibi üyesi olduğu pek çok alan mevcuttur. Nitelik, amaç ve genişlik bakımından birbirinden farklı olan bu topluluklara “sosyal çevre” denilmektedir. İnsanların, toplumsal, ekonomik ve siyasal etkenler çerçevesinde yarattıkları ilişkilerin tümü sosyal çevreyi oluşturmaktadır (Karataş, 2013: 9).

Sanayi öncesi toplumlarda ancak fiziksel güçle ulaşılabilen kişilerle iletişim kurulabilmekteydi Yürüme mesafesinde oturan mahalledeki kişiler, komşular, aynı köyde kasabada oturan yakınlar, akrabalar, en yoğun iletişim kurulan kimselerdi. Günümüzde ise teknolojik gelişmelerin yaşanmasıyla birlikte sosyal çevrenin sınırları genişlemiştir. İnsanlar kasaba, kent hatta ülke sınırlarını geçen dostluklar kurmuşlardır (Milli Eğitim Bakanlığı, 2009: 15). Ancak sosyal çevrenin boyutları arttıkça insanların yaşadıkları çevrelerine ve doğaya karşı duyarsızlıkları da bir o kadar artmaktadır. İnsanların çevre değerlerine karşı göstermiş oldukları olumsuz ve umursamaz davranışlar maalesef yine sosyal çevre içinde gerçekleşmektedir. Çevreye karşı uyumlu ve saygılı davranışların geliştirilmesinde, aile ve okul kurumlarına büyük sorumluluklar düşmektedir. Çocuğun ilk sosyal çevresi ailesidir, ailede öğrenilen olumlu davranışların çocuğu hayatı boyunca etkileyeceği söylenebilecektir. Bu davranışlar okul ile birlikte pekiştirildiğinde ise daha güvenli ve sağlıklı bir çevrede yaşamanın sağlam temelleri atılmış olacaktır (Karataş, 2013: 10-11).

(19)

1.1.2. Çevre Etiği

Etik, bireyi ve bireyin çevresi ile olan ilişkilerinde gösterdiği davranış kalıplarını felsefi açıdan inceleyen bir alandır. Etik yaklaşım kavramı ise, hangi davranışın doğru ya da yanlış olduğunu belirleyen ilkeler ya da değerler bütünüdür. Bu durumda, etik kuralların tümü aslında bir normdur, ancak tüm normlar birer etik kural değildir demek mümkündür (Ertan, 2004: 3).

Etik alanında gerçekleştirilen çalışmalar üç şekilde sınıflandırılmaktadır (Turan, 2009: 12);

 Normatif etik; ‘nasıl eylemlerde bulunulmalı, nasıl bir yaşam sürdürülmeli ve nasıl bir insan olunmalı’ gibi sorulara yanıtlar aramaktadır. Ahlaki ve temel normların gerçekleştirilerek, temellendirilmesini ifade etmektedir. Bu işlev yerine getirilirken en üst düzeydeki ahlak ilkesine dayanılır.

 Meta etik- Analitik yaklaşım; insanın düşüncesindeki, dilindeki ve ortaya koyduğu eylemindeki ahlaki ögelerin doğasını ve anlamını çözümleme ve ahlaki yargıları temellendirme ve desteklemede kullanılan yöntemlerin mantıksal analizinden oluşmaktadır.

 Donaltson (1989), uygulamalı etik konusunun pratik ahlak sorunlarıyla ilgilendiğini ifade etmiştir. Diğer bir ifadeyle uygulamalı etiğin, soyut kavramlar ışığında, bunlara bağlı kalarak soyut kavramlardan somut bilgiler ortaya koymaya çalıştığını göstermektedir.

Çevre etiği, bireyler ile çevreleri arasındaki ahlaki ilişkilerin bir bütün şeklinde incelenmesidir. İnsan-doğa ilişkilerinin ahlaki yönünü vurgularken, bireyin doğal çevreye ve diğer varlıklara karşı sorumluluk geliştirmesi gerektiğine de önemle vurgu yapmaktadır. İnsanların çevreye karşı ne tür bir sorumluluğu olduğunu göstermektedir (Dolmacı ve Bulgan, 2013: 4856). Çevre etiği yaklaşımı, ekosistem içerisinde mevcut olan denge ve bütünlük içindeki işleyişi korumayı amaçlar (Akkoyunlu Ertan, 1998: 126). İnsanın sürekli olarak tüketmesi ve çevrenin sürekli tükenmesi etik ilkeler açısından bazı zorluklara sebep olmuştur. Bu aşamada çevre etiği insanın çevreye karşı

(20)

olan bakış açısında köklü değişiklikler gerçekleştirmeyi amaçlamaktadır. Uzun vadeli planlar aracılığıyla çevre-kalkınma dengesinin sağlanmasını, sürdürülebilir çevre anlayışını benimseyen, her türlü çevre koruma politikalarını oluşturmaya yardımcı nitelikler barındırmaktadır (Kayaer, 2013: 69).

Ekoloji felsefesi ve çevre etiği konusu esas olarak 1960-19070’ler de Birleşmiş Milletlerde gelişim göstermiştir. Amerikan literatüründe böyle bir akımın var oluşu Ralph Waldo Emerson, Henry David Thoreau, Theodore Parker ve Margeret Fuller gibi pek çok düşünür tarafından desteklenmiştir. Rachel Carson’un tarım ilaçlarının doğaya verdiği zararları anlattığı “Silent Spring (Sessiz İlkbahar)” adlı kitabı Amerika Birleşik Devletleri’nde çevreci hareketin başlamasını sağlamıştır. Bu bu kitabın uyandırdığı yankılar neticesinde ve 1964’te “Doğa Kanunu (Wilderness Act)” çıkarılmıştır. Ayrıca Emerson ve Thoreau’nun eserleri de insanlarda doğaya karşı saygı ve bilinçlenme fikrinin oluşmasında öncü olmuştur (Turan, 2009: 15-16).

1.1.3. İnsan-Çevre İlişkisi

İnsanoğlunun doğa ile ilişkisi evrendeki varoluşu ile yaşıttır ve aralarındaki etkileşim vazgeçilmez niteliktedir. Bu etkileşim insanın çevreden yararlanma çabaları ile başlayıp, daha sonra bilimin gelişmesine paralel olarak onun üzerinde üstünlük kurma çabalarına dönüşmüştür. Bunun neticesinde çevre kirlilikleri geniş boyutlara yayılmış ve insan sağlığına zarar verir hale gelmiştir (Demirbaş ve Pektaş, 2009: 196). Gelişen teknolojiyle birlikte insan, doğayı tamamen kontrolü altında tutmaya çalışmıştır. Hızlı nüfus artışı, bilinçsiz kaynak kullanımı gibi birçok ekolojik sorun önemli boyutlara ulaştırmıştır (Çetingöz Akbay, 2012: 2). Bu sebepten dolayı, çevre kavramının günümüzde kazandığı boyutlar, çevrenin ulusal düzeyde olduğu kadar uluslararası düzeyde de yeni yaklaşımlarla ele alınması gereğini ortaya çıkarmıştır (Aydın ve Kaya, 2010: 231). Çevrenin insanlık için önemi anlatılabilirse ve insanlardaki çevresel duyarlılık oluşturulabilirse, çevre sorunlarının azalması yolunda önemli adımlar atılacak ve yaşanabilir, dengeli ve sağlıklı bir çevre sağlanmış olacaktır. Tehlikenin farkına ne kadar çabuk varılırsa ve çözüme de o kadar çabuk ulaşılır (Güney, 2011: 12).

(21)

Çevrenin korunması ve geliştirilmesi konusunda gerçekleştirilen çalışmalar, bireylerin daha sağlıklı ve güvenilir bir çevrede yaşamasını hedeflemektedir. Çünkü insan çevreyi koruyup geliştirirken aynı zamand(Aydın ve Kaya, 2010: 231). İnsanlar dışındaki varlıkların yaşadıkları çevrenin koşullarına uyum sağladıkları ancak insanların doğal çevreye uyum sağlamak yerine onu sömürdükleri ve çevreyi değiştirmeye çalıştıkları görülmektedir. Bu durum doğal dengenin bozulmasına sebep olmuştur (Özdemir, 2013: 11). Doğadaki hiçbir canlı çevresine zarar vermezken, insanın bunu yapması, onun doymak bilmez tüketim hırsından ve kendini yetkinleştirme özgürlüğünden kaynaklanmaktadır. Oysa tutsaklık ile özgürlük arasında çok ince ve duyarlı bir sınır bulunmaktadır. Kendi çıkarından başka bir şey düşünemeyen insan sonunda kendisini de düşünemeyecek bir duruma düşebilir (Güney, 2011: 11-12).

Çevre sorunları insan varlığını tehdit etmenin yanında dünyayı da yaşanmaz hâle getirmektedir. Bu sorunların yol açtığı tehditleri durdurmak için insanların var olan ve alışıla gelmiş düşünce ve davranışlarından vazgeçmesi gerekmektedir. Bu yüzden, insanlar bir an önce çevre sorunlarına çözüm bulmak için üzerlerine düşen sorumlulukları yerine getirmelidirler. Çevre problemlerinin çözümü sadece teknoloji veya kanunlarla değil aynı zamanda bireysel davranışlarında değiştirilmesi ile mümkündür. Davranışların değişmesi ise tutum, bilgi ve değer yargılarının değişmesini zorunlu kılar. Çevreye karşı pozitif tutum ve değer yargılarının oluşabilmesi için de çevre eğitimi ve çevre bilincine sahip olmak gerekmektedir (Çetingöz Akbay, 2012: 2).

1.1.4. Çevre Kirliliği

Çevre kirliliği; hava, su, topraktaki doğal dengenin insan faaliyetleri sonucunda olumsuz yönde bozulması olarak tanımlanır (Karaman, 2005: 57). Başka bir tanımla; insanların yaşadığı ortamdaki bazı yabancı maddelerin çoğalması ve bunun sonucunda bireyin yaşam kalitesinin standartların altına düşmesidir (Gül, 2014: 27).

Sanayi Devrimi ile birlikte yaşan yenilikler sonucunda gelişmiş ülkelerin küresel çevre kirliliğindeki payı artmıştır. Bunun neticesinde çevre koruma unsurlarının önemi

(22)

ortaya koyulmuştur. Gelişmiş ülkeler kirli endüstrilerini gelişmekte olan ülkelere taşıma eğilimine girmişlerdir. Dolayısıyla; günümüzde hızla sanayileşen gelişmekte olan ülkelerin kirlilikteki payı da gittikçe artmaktadır. Ekonomik kalkınma politikalarının başarılı olması için ekonomik büyümedeki artış ön koşuldur. Ancak ekonomik büyüme tek başına başarıya götürmemektedir. Aynı zamanda gerekli önlemler alınarak çevreye vereceği zararlar giderilmelidir. Sanayi üretimi hava, su ve toprağı kirleten tehlikeli atıklara ve sera gazı emisyonlarıyla da küresel ısınmaya neden olmakta, böylece dünyanın sona gidişini hızlandırmaktadır. Bu durum bir anlamda içine düştüğümüz “kalkınma tuzağı”dır (Çınar vd., 2012: 213).

Genel olarak çevre kirliliği çeşitleri şunlardır (Gül, 2014: 27):

 Hava kirliliği  Su kirliliği

 Toprak kirliliği  Gürültü kirliliği  Diğer kirlilikler

1.1.4.1 Hava Kirliliği

Hava kirliliği; havanın beşeri ve doğal faaliyetler sonucunda, atmosferdeki bir takım kirleticiler sebebiyle, canlı ve cansız varlıkları negatif yönde etkilemesidir (Kalburan ve Haşıloğlu, 2013: 977). Hükümetler arası İklim Değişikliği Paneli (IPCC)’ne göre küresel ısınmaya neden olan sera gazı emisyonu enerji, endüstriyel ve tarımsal işlemler sonucu ortaya çıkan karbon dioksit (CO2), nitröz oksit (N2O), metan (CH4), hidrofluorokarbonlar (HFCs), kükürt heksaflorür (SF6), perfluorokarbonlar (PFCs) gazlarını kapsamaktadır. Bu gazlar çoğunlukla sanayi sektöründe oluşmaktadır. Hatta sanayi sektörünün yarattığı çevre kirliliği, yalnızca bununla kalmayıp hava, toprak ve su kalitesini de bozmaktadır (Çınar vd., 2012: 214). Artan enerji tüketimi, ihracat ve büyüme bu gibi gazların salınımını arttırarak çevre kirliliklerine neden olmaktadır (Kesgingöz ve Karamelikli, 2015: 14).

1.1.4.2. Su Kirliliği

Su kirliliği, su ortamına çeşitli sebeplerle karışan atıkların suyun özelliğini ve kalitesini değiştirerek insan ve canlıların hayatını olumsuz yönde etkilemesi olarak tanımlanabilir (Gül, 2014: 27). Özellikle, evrensel ve sanayi atkılarının doğrudan ve

(23)

dolaylı yollarla akarsu ve denizlere boşaltılması, tarımda aşırı gübre kullanılması, kıyılardaki çarpık kentleşme, deniz yoluyla taşımacılık ve deniz kazaları su kirliliğinin başlıca nedenlerdir (Kalburan ve Haşıloğlu, 2013: 977)

Su kirliliğine neden olan faktörleri genel itibariyle tarımsal faaliyetler, endüstriyel faaliyetler ve yerleşim alanlarından kaynaklanan atıklar olarak üç temel başlıkta toplamak mümkündür. Tarımsal faaliyetlerden kaynaklanan kirliliğin içerisinde toprağın işlenmesinden kaynaklanan sorunlar, erozyon, hayvan atıkları neticesinde oluşan kirlilikler, ve doğal gübreler, tarımsal mücadele ilaçlarından (pestisitler) kaynaklanan kirlilik yer almaktadır. Sanayi atıkları ise kimyasal, fiziksel, fizyolojik, biyolojik ve radyoaktif kirliliklere neden olmaktadır. Bunun yanı sıra insanların sebep olduğu kentsel ve evsel atıklarda su kirliliklerine neden olmaktadır (Çondur ve Cömertler, 20101: 70).

1.1.4.3. Toprak Kirliliği

Toprak kirliliği; toprağın verimini düşürecek, toprağın özelliklerini bozacak her türlü teknik ve ekolojik baskılar olarak tanımlanabilir. Toprak kirliliğine hava ve suları kirleten maddeler neden olmaktadır. Örneğin, Kükürt dioksit oranı yüksek olan bir atmosfer tabakasından geçen yağmur damlacıkları asit yağışları halinde toprağa düşer ve böylece toprak içine giren bu asitli sular ağaç köklerini, bitkisel ve hayvansal toprak canlılarına zarar verir. Bunun dışında çöplerden sızan kirli sular, gübre çözeltileri, uçucu küller ve radyoaktif maddeler toprağın kirlenmesine neden olan madde ve kaynaklardır (Başaran, 2009: 26).

1.1.4.4. Gürültü Kirliliği

Toplum içerisinde gelişigüzel bir şekilde ortaya çıkan ve hoşa gitmeyen seslere gürültü, bu seslerin yaşanılan çevrede yer almasına da gürültü kirliliği denir. Ayrıca, ortamdaki belirli bir frekansın üzerinde sesin bulunması da gürültü kirliliği olarak adlandırılmaktadır (Kalburan ve Haşıloğlu, 2013: 978). Gürültü kirliliği yaratan başlıca kaynaklar; ulaşım araçları, sanayi kuruluşları, sosyal donatım ve eğlence araçlarıdır (Gül, 2014: 28). Gürültü, kişilerin vücut sağlığını ve kişisel başarılarını da

(24)

olumsuz yönde etkilemekte ve yaşam kalitelerini düşürmektedir (Kalburan ve Haşıloğlu, 2013: 978).

1.1.4.5. Diğer Çevre Kirlilikleri

Bu başlıklar dışında radyoaktif kirlilik, manyetik kirlilik, kıyı kirliliği, kültür kirliliği, ışık kirliliği, görüntü kirliliği gibi kirliliklerde çevre kirlilikleri arasında sayılabilir (Gül, 2014: 28).

1.1.5. Çevre Sorunları

Erozyon, yanlış yapılaşma, nüfustaki aşırı artış, doğal kaynakların tahrip edilmesi, çevre kirliliği (hava-su-toprak-gürültü vb.), biyolojik çeşitliliğinin azaltılması vb. gibi insanların çevrelerinde oluşturdukları etkilerin tümünü niteleyen terime “Çevre Sorunları” denir (Erman, 2013: 16). Diğer bir deyişle çevre sorunları; çevreyi oluşturan canlı ve cansız unsurlar üzerinde, insanın çeşitli faaliyetlerine bağlı olarak ortaya çıkan ve yaşamı olumsuz yönde etkileyen, bozulmaların ve sorunların tümü olarak tanımlanabilir (Albaş, 2011: 6).

(25)

Günümüzde var olan temel çevre sorunları Şekil 1.1’de gösterilmektedir;

Şekil 1.1: Günümüzde Var Olan Temel Çevre Sorunları

Kaynak: Erman, 2013: 17.

Bilim insanları çevre sorunlarına sebep olarak farklı görüşler ileri sürmektedirler. Theodore Roszak’a göre çevre sorunları modern doğa bilimi sonucunda ortaya çıkmaktadır. Schumaher ‘e göre II. Dünya Savaşı’ndan sonra meydana gelen sanayileşmeyle birlikte çevre sorunları ortaya çıkamaya başlamıştır. Brown’a göre asıl sebep, insanın aşırı bir şekilde doğadan yararlanmasıdır. Skolimovkski’ye göre ise göre çevre sorunlarının temel nedeni, dünya görüşümüzün temelleri ve bu görüşün yarattığı algılardır (Kahyaoğlu ve Özgen, 2011: 173).

Hızlı Nüfus Artışı Sera Etkisi İklim Değişikliği Denetimsiz Kentleşme Endüstrileşme Hava Kirliliği Akarsulardaki Kirlenme Tatlı Su Kaynaklarını n Tükenişi Küresel Isınma Nükleer Kirlenmeler CO2 Gazının Artışı TEMEL ÇEVRE SORUNLARI

(26)

Çevre sorunlarına karşı ilgi çok öncelere dayansa bile bu sorunların olumsuz etkileri 20. yüzyılın ilk çeyreğinden itibaren daha belirgin olarak görülmeye başlanmıştır. 1930’lu yıllarda Belçika’nın Meuse Vadisinde yaşanan çevre kirlenmesi sonucu artan ölüm, kalp ve solunum rahatsızlıkları, hava kirlenmesi olgusunu tamamen ön plana çıkarmıştır. 1952 yılında Londra’da ve 1948 yılında Pensilvanya’nın Donara kentinde ortaya çıkan çevre kirliliği olayları da, insan ölümlerine yol açtığı için kısa sürede duyularak, kirliliğe karşı önlem alınması zorunluluğunu doğurmuştur. Nükleer güç karşıtı grupların ortaya çıkışı da yine bu yıllara rastlamaktadır. (Başaran, 2009: 5). Çevre sorunlarının bu denli insanlığı tehdit eden bir seviyeye gelmesinin nedeni bir yandan teknolojik, bilimsel ve ekonomik gelişme sağlanırken diğer yandan insanların çevrenin doğal döngüsünü görmezlikten gelmesi ve öncelikli hedefin her zaman, ihtiyaçların karşılanması, ekonomik kalkınma ve üretime verilmesidir (Ekinci, 2015: 39).

Sanayi devrimi ile birlikte bilim ve teknoloji alanlarında yaşanan gelişmeler insan-doğa dengesini insanın lehine olacak şekilde bozarak, insana doğaya müdahale imkânı vermiş ve bunun neticesinde da çevre dengesi zarar görerek bozulmuştur. Ekolojik dengedeki bu bozulmalar zaman içerisinde çeşitli çevre sorunlarının ortaya çıkmasına neden olmuş ve günümüzde bu sorunlar üst seviyelere tırmanmıştır (Erman, 2013: 16). Teknolojinin gelişmesi, insanların istek, arzu ve ihtiyaçlarının artması, bu ihtiyaçların karşılanması amacıyla çevreye müdahaleler de bulunulması çevre sorunlarını küresel boyutlara ulaştırmıştır (Ekinci, 2015: 38). Tüm bu çevre sorunları hem insan varlığını tehdit etmekte hem de dünyamızı yaşanmaz hale getirmektedir. Bu felaketin engellenmesinin yolu ise insanların şimdi ve gelecekte alışıla gelmiş düşünce ve davranışlardan vazgeçmesi olacaktır (Demirbaş ve Pektaş, 2009: 197-198).

Bilim ve teknolojide yaşanan gelişmeler, insanın doğaya her anlamda hükmedebileceği düzenlemeleri de beraberinde getirmiştir. Üstelik artan üretim faaliyetleri, bu bilgiyi kullanabilen toplumların refah kalitesini arttırmış; daha iyi eğitim, daha dengeli beslenme, dolayısıyla daha nitelikli iş gücü yaratılmasını sağlamıştır. Bu durum toplumların gelişmesi açısından önemli kazanımlar

(27)

sağlamaktadır. Ancak, bu değişim ve gelişim çevrenin aleyhine yönde kullanılmaya başlandıkça, çevrede birçok sorun ortaya çıkmıştır (Albaş, 2011: 5-6).

Endüstrileşme ve sanayileşmenin artması ile birlikte enerjiye olan ihtiyaçta da büyük bir artış yaşanmıştır. Artan enerji ihtiyacının giderilmesinde doğrudan doğal kaynaklara yönelmek olumsuz sonuçlara yol açmıştır. Üstelik bu kaynaklar sanki hiç tükenmeyecekmiş gibi, gelecek nesiller hiç düşünülmeden bilinçsiz bir şekilde kullanılmaktadır (Çetingöz Akbay, 2012: 4-5). Özellikle gelişmiş ülkeler yaşanan çevre sorunlarını sahip oldukları üstün teknolojiler ile çözeceklerini düşünerek atık depoları, filtre gibi yöntemleri uygulamışlardır. Gelişmemiş veya gelişmekte olan ülkeler ise bu konularda yeterince aktif olamamışlardır (Ekinci, 2015: 40). En fazla karşılaşılan çevre sorunları nüfus artışı, sanayileşme, kentleşme, turizm, çevre eğitimi vb. şeklindedir.

1.1.5.1. Nüfus Artışı

Gelişmekte olan ve az gelişmiş ülkelerin nüfuslarının hızla artması büyük çevre sorunlarına da neden olmaktadır. Dünya nüfusunda yaşanan artış göz önünde bulundurulduğunda 2030’lu yıllarda nüfusun sekiz milyar civarında olacağı tahmin edilmektedir. Bu artış karşısında var olan kaynakların sınırlı oluşu hatta giderek azalışı çevre sorunlarının ne denli boyutlara ulaşacağı konusunda fikir vermektedir. Yaşanan bu nüfus artışı hızlı ve çarpık kentleşmeye de yol açtığı için, yeni sorunların baş göstermesine de sebep olmaktadır (Türküm, 1998: 170).

Artan nüfus ile birlikte taleplerin artması, hızla ilerleyen sanayileşme, giderek azalan doğal kaynaklar da çevresel endişeleri doğurmaktadır. Çünkü gün geçtikçe doğa ve insan arasındaki ilişkide, dengeler doğanın aleyhine olacak şekilde bozulmaktadır. İnsanın elinde bulundurduğu üretim ve yönetim imkânları karşısında doğanın kendini koruması ve yenilemesi oldukça güçleşmiştir. Hatta bazı yerlerde geri dönüşü mümkün olmayan boyutlara ulaşmıştır. Yaşanan mevsimsel değişiklikler, küresel ısınma, ormanların tahrip edilmesi, denizlerdeki kirlilikler, havadaki zehirli gazlar gün geçtikçe artmakta ve önüne geçilemeyecek seviyelerdedir (Baykal ve Baykal, 2008: 3- 4)

(28)

1.1.5.2. Sanayileşme

İnsanoğlunun kendisinin de doğanın bir parçası olduğunu unutarak doğaya hâkim olma, hatta kullanımını abartarak sömürmeye odaklanması ile birlikte sanayileşmede önemli bir çevre sorunu haline gelmiştir (Gül, 2014: 29). Yaşanan teknolojik gelişmeler neticesinde hızla gelişmekte olan sanayileşme olgusu, çeşitli imkânlar sunmasının yanı sıra çevrenin kirletilmesi, doğal kaynakların tüketilmesi gibi sonuçlarda doğurmaktadır. Bu durum insanların sanayileşme karşısında olumsuz tutum sergilemelerine neden olmuştur. Örneğin 1986 yılında Sovyetler Birliğinde Çernobil santralinde oluşan kazanın yarattığı etkiler neticesinde insanlar doğayı kirletme ve insan sağlığı açısından radyoaktif tehlikeler yaratma olasılığı gibi nedenleri öne sürerek nükleer santrallere karşı tavır almışlardır. Ancak bu gibi durum kesinlikle sanayileşmenin istenmeyen bir durum olduğu anlamına gelmemektedir (Türküm, 1998: 170-171).

1.1.5.3. Kentleşme

Kent sayılarının ve kentte yaşayan insan sayısının artması kentleşme olarak tanımlanmaktadır (Gül, 2014: 29). Kentleşme kavramı sanayileşme, ekonomik-teknolojik politikalar ve gelişmeler neticesinde ortaya çıkmışken aynı zamanda çevre sorunlarının da kaynağı olmuştur. Özellikle azgelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde kentlere doğru fazlaca yaşanan göçlere karşılık hizmetlerin yeterince geliştirilemeyişi, taleplere hızlı ve zamanında cevap verilememesi, tarım alanlarının etkin kullanılamaması, doğal kaynakların yer aldığı bölgelerin ve bu etkin kullanılamayan tarım alanlarının yerleşim alanlarına dönüştürülmesi çarpık ve sağlıksız kentleşmeye neden olmuştur (Türküm, 1998: 171).

1.1.5.4. Turizm

Turizm; pek çok ülke için çok büyük bir gelir kaynağı olmasına rağmen, bilinçli kullanılmaması; doğal, tarihi ve kültürel varlıkların yok olmasına sebep olmaktadır. Turizm faaliyetleri neticesinde ortaya çıkan çevre sorunları doğal mekanların, tarım ve ormanlık arazilerin tahrip edilmesi, su kaynaklarının kirletilmesi yani ekolojik varlıkların yok olmasıdır (Türküm, 1998: 171).

(29)

Bu gibi çevre sorunları karşısında ülkelerin uyguladıkları çevre antlaşmaları ve işbirlikleri büyük farklılıklar göstermiştir. Ancak bir çoğu söz konusu sorunları ortadan kaldırmada etkili olamamışlardır. Bu nedenle küresel çevre korumalarına tüm ülkelerin aktif olarak katılımlarını sağlamak, gerek duyulan finansmanı oluşturmak, bilimsel ve teknolojik bilgilere kolayca ulaşılabilmesini sağlamak gerçekleştirilmesi gereken en önemli hususlardır (Baykal ve Baykal, 2008: 4).

1.1.6. Çevre Eğitimi

Çevre kirliliğinin fazlasıyla yaşandığı günümüzde gelişebilir ve sürdürülebilir kalkınma için çevre bilincine sahip bireyler yetiştirilmesi gerekmektedir. Bunu gerçekleştirebilmek amacıyla çevre eğitimine katılım isteğini kazandırmak gerekmektedir (Abdullah, 2015: 18).

Çevre eğitimi; çevreye ve çevrede var olan problemlere bireysel ve toplumsal olarak duyarlı davranılması, günümüz problemlerinin çözümüne ve gelecektekilerin önlenmesine yönelik çalışmaları yapabilecek bilgi, tutum, davranış, güdü ve becerilere sahip bir dünya toplumu yaratılması süreci olarak tanımlanabilir (Atasoy ve Ertürk, 2008: 106).

Yaşanan çevre sorunları öyle büyük boyutlara ulaşmıştır ki artık insanların çözüm üretmede çaresiz kalmaktadırlar. İklim değişiklikleri, asit yağışları, ozon tabakasındaki incelme tüm dünya çapında canlıların geleceğini tehdit etmektedir. Böyle olumsuz bir tablonun oluşmasındaki en büyük pay insan kaynaklı etkenlerdir. Bu nedenle, çevre sorunlarının arkasında yatan gerçek nedenleri öğrenebilmek içim öncelikli olarak insanların kendilerini sorgulamaları ve bir an önce etkili çözüm önerileri üreterek faaliyete geçmeleri gerekmektedir. İşte bu çözüm noktasında da sağlıklı insan-doğa ilişkilerinin yapılandırılabilmesinde, insanlara çevre eğitimi yol gösterecektir (Karataş, 2013: 11).

Çevre eğitimi, çevre hususundaki bilgiler verilirken aynı zamanda bu bilgilerin kişiler üzerinde davranış biçimine dönüşmesini sağlar. (Özpınar, 2010: 15). Bu eğitim, ailede başlar ve örgün eğitimin yanı sıra çeşitli basım yayın araçlarıyla (broşür, dergi, gazete, kitap, radyo, TV vb.), panel, konferans, sempozyumlar ve internet ile bilgi

(30)

edinme, müze gezileri, doğa yürüyüşleri gibi etkinliklerdeki gözlem ve değerlendirmeler ile hayat boyu devam etmektedir (Demirbaş ve Pektaş, 2009: 196).

Çevre eğitiminin amaçları şu şekildedir (Abdullah, 2015: 18-19);

 Bireylerin çevrelerindeki doğa olaylarına karşı daha hassas yaklaşmalarını ve olayları algılayabilmelerin sağlamak,

 Çevre konusunda araştırma yapabilmek için gerekli olan yöntemleri öğretmek,  Çevre bilimi ile diğer bilim dalları arasındaki ilişkinin kavranabilmesini sağlamak,

 Karar verme yeteneğini geliştirerek, çevre sorunlarına karşı çözüme götürecek beceriler kazandırmak,

 Çevre olayları ile bütünleşmeyi sağlamak,  Doğayı koruma felsefesi geliştirmek,

 Özgüven, sorumluluk, bilinç, yaratıcılık, kendini ifade edebilme yetilerini kazandırmak,

 Sahip olunan değer yargılarının farkına varılarak, olmaması durumunda nasıl çözüm yolu bulunabileceğini öğretmek,

 Doğal çevreyi bozmadan sosyal faaliyetler yürütebilecek bireyler yetiştirmek. Ayrıca çevre eğitimiyle, insanların ekolojik dengeyi kavramaları ve bu denge içindeki yerlerini bilmelerini, çevreleriyle nasıl uyum içinde yaşayabileceklerinin bilincinde olmalarını, etkin bir katılım için gerekli becerileri kazanmalarını amaçlanmaktadır (Aktepe ve Girgin, 2009: 402). 1972 Stockholm Konferansı ile başlayan çalışmalar çevre konusunda hukuksal, ekonomik, yönetsel ve teknolojik önlemlerin alınmasını sağlamıştır. Aynı zamanda çevre eğitimini de öne çıkaracak olan eylem planlarına kaynak olmuştur. Çevre eğitiminin ve öğretim uygulamalarının belirlenmesini sağlayan toplantılardan bir diğeri ise Tiflis Bildirgesi’dir (Şama, 2003:

100). Tiflis bildirgesi maddeleri aşağıdaki gibi sıralanabilir (Çetingöz Akbay, 2012: 14):

 Kişilerin ve içerisinde bulundukları toplumların, çevreye dair problemler hakkında bilinç ve duyarlılık sahibi olmalarını,

(31)

 Kişilerin ve içerisinde bulundukları toplumların çevreye dair problemler hakkında bilgi ve tecrübe sahibi olmalarını,

 Kişilerin ve içerisinde bulundukları toplumların çevreye ait değer yargılarını ve duyarlılığını, çevrenin korunması, iyileştirilmesi, güzelleştirme hususunda istekli olmalarını,

 Kişilerin ve içerisinde bulundukları toplumların çevre sorunlarına hâkim olmaları, bu sorunları kavrayarak çözümler üretmeleri için gerekli olan yetenekleri elde etmelerini,

 Kişilerin ve içerisinde bulundukları toplumların, çevre sorunlarıyla karşı karşıya kaldıkları zaman, bu sorunlar için çözüm üretme faaliyetlerine aktif olarak katılma isteği kazanmalarını sağlamak.

Unesco’nun Ekim 1975’te düzenlediği çevre eğitimi sorunları toplantısının sonuç bildirisinde ise şu somut amaçlar belirtilmiştir (Aydemir, 2010: 51):

 Bilinç kazandırma: Bireylere ve gruplara genel çevreye ve bu çevreye bağlı problemlere ilişkin bilinç ve duyarlılık kazandırmak.

 Bilgi verme: Bireylere ve gruplara, insanın çevrenin tümüne ve konuyla ilgili problemlere ilişkin önemli sorumluluklarının olduğu anlayışını kazandırmak.

 Davranış kazandırma: Bireylerin ve grupların sosyal değerlerin özünü kavrayarak, onları çevre için donanımlı bir bilgi sahibi olmaya ve çevrenin korunması ve iyileştirilmesi için kendi eylemleri ile katkıda bulunmaya yönlendirmek.

 Yetenek kazandırma: Bireyleri ve grupları çevre sorunlarının çözümü için gerekli becerileri kazanmaya yönlendirmek, değerlendirme yeteneği sağlamak. Çevre ile ilgili önlemler ve programlar, ekolojik, politik, ekonomik, sosyal, estetik ve eğitsel türden faktörlerle ilişkili değerlendirme yapabilme yetisi kazandırmak.

Katılmayı sağlama: Bireylerin ve grupların kendi sorumluluklarını bilmeleri ve ortaya çıkan problemleri çözmek için gerekli önlemlerin alınması durumunda çevre konusunda gecikmeden eyleme geçme zorunluluğunun bilincinde olmalarını sağlamak.

(32)

Çevre eğitiminin insanlara sunulması ülkeden ülkeye farklılık göstermektedir. Almanya’da çevre eğitimi, devletin eğitim kurumlarında ve aynı zamanda koruma ve faaliyet merkezlerinde de aktif olarak verilmektedir. Her eyaletin kendi belirlediği eğitim müfredatında çevre içerikli seçmeli dersler verilmektedir. Fakat her eyaletin kendi müfredatını kendisinin belirlemesi çevre konusunda alınacak tavır ve kararlarda birliğin olmamasına neden olmaktadır. Yunanistan’da çevre sorunlarıyla ilgilenen bir bakanlığın bulunmasına rağmen genel olarak çevreyle ilgili projeleri gönüllü kuruluşlar yönetmektedir ve devlet bu projelere destek sağlamaktadır. Bu eğitim genellikle gönüllü öğretmenler aracılığıyla verilmektedir. Portekiz’de çevre ile ilgili aylık düzenli olarak bir bülten yayınlanmaktadır. Bu bülten ile kaynakların doğru kullanımı, bilinçlenme ve atıkların yönetimi konusunda mesajlar verilmektedir. Fransa da eğitim bakanlığı tarafından yapılan yasal düzenlemeler neticesinde öğrencilere, zorunlu eğitim süreleri boyunca çevre eğitimi verilmektedir. Türkiye’nin bu konuda resmi düzenlemeleri bulunmasına rağmen, özellikle Avrupa ülkeleri ile kıyaslandığında gereken verimin sağlanamadığı görülmektedir. Belirli sınırlamalar içerisinde işlenen çevre dersleri, bu derslerin işleyişinin yöneticilerin ve öğretmenlerin inisiyatiflerine bırakılmış olması ülkede çevre eğitimi konusunda bir standardın oluşmasını engeller niteliktedir (Ekinci, 2015: 68-69).

1.2. Çevresel Bilinç

Bilinç şuur, algı elde edilen bilgilerin beyinde net bir biçimde izlenmesi, kendini ve çevresinde olup bitenleri algılama yeteneği, temel bilgi ve görüşlerin, ruhi durumların bütünü olarak tanımlanmaktadır (Çetingöz Akbay, 2012: 6).

Çevre bilinci ise (Erkal vd., 2011: 150);

 Bireyin tarihsel, toplumsal ve doğal çevresini kavraması,

 Bireyin çevre sorunları ile ilgili kararlara katılması, haklarını savunması,  Çevredeki kaynakları yok etmeden, sömürmeden kullanması gerektiğini bilmesi,

 Bu doğal kaynakların insan hayatı için önemini kavraması,

(33)

 Tüketirken tasarrufu ön planda tutmasıdır.

Çevre bilinci kişilik gelişimine bağlı olarak gelişmektedir. Bu çerçevede çevre bilincinin bilgi, beceri ve tutum boyutlarının sürekli aynı şekilde geliştiğinden söz edilemez. Çevre ile ilgili bilgisi olup bunu davranışlarına yansıtamayan insanlar olduğu gibi, çevrenin kirlenmesinden endişe duyduğu hâlde onu koruma yönünde davranış sergilemeyenler de olabilmektedir (Albaş, 2011: 17). Bu kişiler çevre konusunda endişelenseler bile çevre sorunlarıyla mücadele etmede etkili olamayacaklarını düşünmektedirler (Tanrıkulu, 2015: 124). Ayrıca şunu da söylemek gerekir ki, bu bilinç, tek başına oluşmaz. Bireyin sahip olduğu bilgi, tutum ve davranışları çevre bilincinin derecesi hakkında karar verilebilmesini sağlar. Sahip olunan bu bilgi, tutum ve davranışlar da birbirleri ile etkileşim içerisindedirler. Kişinin sahip olduğu çevre bilgisi, tutumunu da değiştirebilir. Örneğin küçük yaşlarda, okullarda yürütülen programlar ile çocukların fidan dikmeye götürülmesi çevreye karşı olan tutumu olumlu etkileyecektir. Çevreye karşı bu yönde tutumların oluşması için mutlaka çevre eğitimine gereken önem verilmelidir (Albaş, 2011: 30). Verilen çevre eğitimi, kadercilik olgusunun bulunduğu tutucu çevrecilikten, bilim ve aklığın yönlendirdiği çağdaş çevreciliğe geçişi sağlamıştır. Harvey’e göre çevre eğitiminin asıl amacı, eğitim ve öğretim sürecinden geçen kişilerin, çevre konularında sorumlu davranışlar sergileyebilmelerine yardımcı olacak bilgi, beceri ve değer yargılarını kişilere aşılayabilmektir (Atasoy ve Ertürk, 2008: 107).

İlk ve ortaöğretimin sınıflarında çeşitli uygulamalarla gerçekleştirilen program Almanya'daki çeşitli Ulusal Park ve Bahçelerde yapılmaktadır. “Yeşil Sınıf” adı verilen uygulamalarda Nisan -Ekim ayları arasında gönüllü öğrencilerin katılımı ile gerçekleşmektedir. Öğrencilere doğada çalışma olanağı sağlanmakta, yeşile ilgi gösterme ve yeşile yönlendirmeler ile çevreyi tanıtma, çevrenin ekolojisini ve kimyasını anlama, çevrede deney yaparak öğrenme imkânı verilmektedir (Yılmaz vd., 2002: 157).

Almanya’da 1970’li yıllardan beri tüm okul çağlarında çevre eğitimi verilmeye başlanarak Aile Tüketici Bilimleri (Ev Ekonomisi) vurgulanmaktadır. Ülkemizde ise bu konu 1980’lerde önem kazanmaya başlamıştır (Erkal vd., 2011: 148).

(34)

Bireylerin ya da toplumların kentsel ve çevresel haklara bağlı kalarak ve bu hakları koruyarak, var olan ve gelecekte var olacak olan kuşakların sağlıklı, temiz ve güvenilir bir çevrede yaşayabilmelerini sağlama yönünde bir sorumluluktur. Hızlı, çarpık ve sağlıksız kentleşmeler hatta kentleşememenin yarattığı sorunlar tarihi, kültürel ve doğal değerlerin kaybolmasına dolayısıyla bu değerlerin sürdürülebilirliğinin sağlanamamasına neden olmaktadır (Meydan Yıldız, 2016: 49). Tarihsel, doğal ve kültürel çevrelerin korunması, geçmişte bugün ve gelecekte kavramlarının bir bütün olarak değerlendirilmesidir. Geleceğin güvence altına alınması da çevre bilincinin kazanılmasıyla mümkündür. Canlıların yaşamı ve yaşamın sürdürülebilirliği açısından büyük tehdit unsuru olan, çevre değerlerine karşı sorumsuz davranışların önüne geçilerek, bu konuda insanların bilinçlendirilmeleri gerekmektedir. Aksi takdir de bilinçsiz nesillerin neden olduğu çevre sorunları gelecekte çok daha büyük boyutlara ulaşarak, yaşadığımız dünyayı kaosa sürükleyebilecektir (Karataş, 2013: 129).

Çevre bilinci "evrensel düşün, yerel hareket et" sloganı ile ifade edilmektedir. Var olan ekosistemler birbirleriyle bağımlı haldedirler. Belli bir bölgede veya herhangi bir canlı türünde yaşanacak olan değişmeler doğrudan ya da dolaylı olarak diğerlerini etkileyecektir. Bu nedenle yerel gibi düşünülen sorunlar aslında küresel boyuttadır ve kitlesel bir çaba gerektirirler. Bu nedenle yerel olarak gerçekleştirilmiş gibi görünen bir çevresel gelişme bir şekilde diğer bölgeleri de olumlu olarak etkileyecektir. İnsanların gerçekleştirecekleri faaliyetlerin çevre üzerinde nasıl bir etkide bulunacağını düşünmeleri ve buna göre hareket etmeleri de çevresel bilinç ile gerçekleşecektir (Özpınar, 2010: 17).

Çevrenin korunması ve geliştirilmesinde hükümetlerin uyguladıkları koruma politikaları caydırıcı olsalar bile insanlar bu konuda bilinç sahibi değillerse çokta yararları olmayacaktır. Ancak oluşturulan toplumsal bir bilinç, insanları yenilenebilir enerji kaynaklarını kullanmaya, çevreyi korumaya ve çevreyle uyum içinde yaşamaya yönlendirebilecektir (Karataş, 2014: 130-131). Bu bilince sahip olan tüketiciler çevre sorunlarına duyarlılık göstermektedirler. İşletmelerden sorumluluklarını bilmelerini ve doğa bütünlüğünü bozmayacak faaliyetler gerçekleştirmelerini beklemektedirler.

(35)

Bu beklentilerden dolayı tüketicilerin büyük bir çoğunluğu kendilerini gün geçtikçe daha fazla çevreci olarak adlandırmışlardır. Gerçekleştirilen çalışmalar ışığında tüketicilerin çevresel bilinç düzeylerinde önemli bir artış olduğu görülmektedir. Bunun neticesinde, tüketiciler çevreye olan ilgilerini ve çevre dostu tüketici davranışlarını harekete geçirmektedirler. Tüketiciler için çevrecilik 1960’larda bir “uyanma zamanı”, 1970’lerde “harekete geçme dönemi”, 1980’lerde “hesaplı olma zamanı” ve 1990’larda “pazardaki güç” olarak nitelendirilmiştir. Gerçekleştirilen bir araştırmada çevreye olan ilgi ve duyarlılıklarını dile getiren tüketicilerin artması ve satın alınan çevre dostu ürünlere olan rağbet bu durumu desteklemektedir (Ay ve Ecevit, 2005: 241).

1.2.1. Çevresel Bilincin Derinleşme Düzeyleri

Çevre bilincine sahip bir toplumsal yapının oluşması için tüm bireylerde çevre bilincinin oluşturulması gerekmektedir. Eğitici programların uygulanması ile çevre bilinci içselleştirilebilir. İçselleştirme düzeylerine ait bilgiler Tablo 1.1’de gösterilmektedir.

(36)

Tablo 1.1: İnsanların Çevre Bilincini İçselleştirme Düzeyleri

En Sığ Düzey Çevre-insan ilişkilerinin, çevre sorunlarına neden olduğu bilgisine sahip olmak; ama bunun yanında kendi davranışlarını değiştirmemek ve başkalarının da davranışlarını değiştirmesini talep etmemektir.

İkinci Düzey Kendi davranışlarını değiştirmemek, ancak başkalarının davranışlarını değiştirmesini talep etmektir. Kuşkusuz ki bu, fırsatçı ve ahlaki olmayan bir farkında olmadır.

Üçüncü Düzey Kişinin çevresiyle ilişkisini “sorumlu” olarak kurmasıdır. Dördüncü Düzey Kişinin sorumlu davranmasının yanı sıra, başkalarının da

sorumlu davranmasını sağlamaya çalışmak, bunun için sorumlu devlet organlarını uyarmak, sivil toplum kuruluşları içinde örgütlenmektir.

Beşinci Düzey Çevre sorunlarının çözümü için maddi fedakârlıklarda bulunmaktır.

Kaynak: Karataş, 2013: 133.

Tabloda insanların çevre bilincini içselleştirme düzeylerinin farklı olduğu görülmektedir. Daha güvenilir yarınlara ulaşmak için, yüksek çevre bilincine sahip insanlardan oluşan bir toplum yapısının varlığına ihtiyaç duyulmaktadır. Çünkü insanların varoluştan beri doğa ile mücadele hâlinde olup gereksinimlerini karşılama arayışları, Sanayi Devrimi ile birlikte inanılmaz bir hız kazanmıştır. Bu durum tüm canlıları gelecekte yaşama elverişli olmayan bir yeryüzü gerçeğine doğru götürmektedir. Bu şekildeki olumsuz ve karamsar durum karşısında insanların çevreleri konusunda bilinçlenerek uyumlu bir birliktelik oluşturmaları gerekmektedir

Çevre bilincinin düşünsel, duygusal ve davranışsal boyutları vardır. Yani çevre bilinci; çevreyle ilgili ilkeleri, alınan kararları, yapılan yorumları içeren düşüncelerden, bu düşüncelerin yaşama aktarılması olan davranışlardan ve bunlarla ilgili duygulardan oluşmaktadır. Bu kapsamlı kavramın gelişimi zorlu bir süreç almaktadır. İnsanın çevresiyle etkileşime girmesiyle güç kazanan bu süreç ömür boyu devam eder (Başaran, 2009: 19). Çevre bilinci kişilik gelişimine paralel olarak çeşitli

(37)

etkenlerin karşılıklı etkileşimi ile gelişmektedir. Ancak bu üç boyut her zaman aynı oranda gelişmez. Örneğin çevre ile ilgili bilgisi olduğu hâlde bunu davranışlarına dönüştüremeyen insanlar olduğu gibi, çevrenin kirliliğinden endişe duyup ancak onu

koruma yönünde hiçbir davranış sergilemeyenler de olabilmektedir (Özpınar, 2010: 16-17).

1.2.2. Çevre Bilincinin Faydaları

Çevre bilinciyle çevreye yönelik davranış, çevre bilgisi ve çevre lehine davranışlar amaçlanmaktadır. Bunlar şu şekilde açıklanabilir (Erten, 2005: 4-5):

 Çevre Bilgisi: Çevrede var olan problemler, bu problemlerin çözümleri, çevre hususundaki yenilikler çevre üzerine bilgiler,

 Çevreye Yönelik Davranışlar: Çevrede yaşanan sorunların sebep olduğu kargaşalar, değer yargıları, korkular, kızgınlıklar ve çevrede ortaya çıkan problemlerin çözümüne yönelik olarak gösterilen pozitif veya negatif yönlü tutumların hepsini kapsamaktadır.

 Çevreye Lehine Davranışlar: Çevrenin korunmasına yönelik gerçekleştirilen faaliyetlerdir. Bu tür faaliyetler çevreci nitelikler göstermektedirler.

Çevre bilinci bireyin (Karataş, 2014: 132);

 Çevresini kavrayarak bilinçli bir duyarlılık edinmesini,

 Çevreyle ilgili karşılaşılan sorunların çözümünde aktif olmasını, kararlara katılmasını, haklarını bilmesini ve savunmasını, tepkisini göstermek için girişimlerde bulunmasını,

 Çevreyi yok etmeden, zarar vermeden kaynakların kullanılması gereğini kavramasını,

 Doğal yaşamın ve doğal kaynakların insan yaşamı için ne kadar önemli ve vazgeçilmez olduğunu kavramasını,

 Çevresinde gerçekleşen olaylarla ilgilenmesi ve bu olayları izlemesini,  Tüketirken, tasarrufu ön planda tutmasını gerektirmektedir.

(38)

Çevre bilincinin geliştirilmesi ile kaynakların optimum düzeyde kullanılması toplumsal düzeye indirilmiş olabilecektir (Yücel vd., 2006: 218).

1.2.3. Çevresel Bilincin Oluşturulmasında Ailenin Rolü

Teknolojide ki gelişmeler, sanayileşme, nüfusun artması, çevre sorunları gibi durumlar toplum yapısında değişiklikler meydana getirir, bu değişiklikler de aileyi etkilemektedir. Bu değişim süreci içerisinde mutlaka ki aile de bireylerin tüketim alışkanlıklarında etkili olacaktır. Toplumsal süreç aile ile başladığı için, sorumluluk bilinci de aile de başlayacaktır (Erkal vd., 151). Bu nedenle ailenin çevre konusunda önem vermesi gereken bazı noktalar şu şekildedir (Şafak ve Erkal, 1999: 65);

 Kâğıt, plastik, pet, cam, pil ayrı toplanmalı, bu konuda bilgilendirilmelidir,  Bu tür malzemeler kullanılarak elde edilen ambalajlar daha az tercih edilmeli, geri dönüşebilir ve doğa dostu malzemeler seçilmelidir,

 Aşırı deterjan kullanımından kaçınılmalı, fazla kullanıldığında ekonomik açıdan zararın yanı sıra çevrenin kirleneceği unutulmamalıdır.

 Gereksiz su tüketimi yapılmamalı, daha az kullanma imkânı varsa bu şekilde değerlendirilmelidir,

 Elektrik enerjisi kullanımında aşırıya kaçmamalı,

 Kullanılmış piller ayrı toplanmalı, çocuklara verilmemelidir. Doldurulabilir piller tercih edilmelidir,

 Tercih edilen yakıt ve yakma tipine dikkat edilmelidir. Hava kirliliği yaratmamasına özen gösterilmelidir,

 Çevre dostu kampanyalara karşı duyarlı olunmalı, katılım sağlanmalı ve çevreye karşı uyarıcı olunmalıdır,

 Gürültü kirliliğini önlemek için yüksek sesle konuşulmamalı, ev eşyalarını sürüklememeli ve gürültülü araç kullanılmamalıdır. Bu konuda çocuklara da gerekli bilgiler verilmelidir.

 Markası ve etiketi olmayan plastik malzemeler kullanılmamalıdır,

 Kullanılacak olan araç ve gereçler seçilirken yalnızca estetik kriter değil çevreye olacak etki de göz önünde bulundurulmalıdır.

(39)

1.3. Çevresel Duyarlılık ve Türkiye’de Çevre Duyarlılığı Konusunda Gerçekleştirilen Çalışmalar

Çevresel duyarlılık, bireyin içinde bulunduğu çevrenin farkında olması ve bu farkındalık sayesinde çevre ile ilgili olumlu tutum ve davranışlar sergilemeyi amaçlaması şeklinde tanımlanmaktadır. Bireyin “çevre sorunlarına karşı olumlu girişimlerde bulunmaya istekli olma biçimidir (Şan, 2014: 19).

Çevreye duyarlı yönetim anlayışının ortaya çıkış noktası sürdürülebilir kalkınma anlayışına dayanmaktadır. Çevreci hareket 1985’ten itibaren toplumsal, ahlaki ve politik olarak güç kazanarak, ekonomiyi ve işletmeleri önemli ölçüde etkilemiştir. Son zamanlarda işletmelerin sürdürülebilir kalkınma arzuları ve çevreye sahip çıkma duygularının artması nihayetinde, çevreye karşı tutumlarında önemli değişiklikler yaşanmıştır. Yöneticiler de yaşanan bu değişimin gerisinde kalmamak amacıyla çevre bu doğrultudaki talepleri dikkate almak ve çevreye karşı daha duyarlı bir yönetim anlayışı geliştirmek durumundadırlar (Ceyhan ve Ada, 2015: 118). Hızla artan çevreci hassasiyetle birlikte, işletmeleri çevreye karşı duyarlı üretim faaliyetleri gerçekleştirmeye yönelten temel unsurun tüketiciler olduğu düşünülmektedir. Çevreci hassasiyet tüketicilerin satın alma davranışlarına yansımaktadır. Bu durum işletmelere tüketicilerin tutumları hakkında mesajlar vermektedir. Yapılan yasal düzenlemeler doğal kaynakların korunması yönünde faydalar yaratsa da, çevresel problemlere yönelik çözümlerin sadece teknolojik gelişme ile olamayacağı düşünülmektedir. Çevresel problemlerin çözülebilmesi için insanların atıkların geri dönüştürülmesi konusunda dikkat etmeleri, çevreci yaşam tarzı benimsemeleri gerekmektedir (Nakıboğlu, 2007: 425).

Bireylerin ve grupların çevreye olan duyarlılıklarının saptanması ve bunun sonucunda var olan duyarlılığı geliştirici önlemlerin alınması çeşitli faydalar sağlayacaktır. Bu faydalar şu şekildedir (Yücel vd., 2006: 218):

 Bireylerin çevre konusunda gösterecekleri duyarlılık düzeyleri çevre sorunlarını ile ilgili alınabilecek politik kararlara zemin hazırlar. Duyarlılık düzeyinin yükselmesi çevre sorunlarına karşı kalıcı önlemler geliştirilebilecektir,

(40)

 Çevreye duyarlı bir tüketici geri dönüşüm olanağı olan ürünlerin talebinin artmasını sağlayacaktır. Bu durum zaten kısıtlın olan kaynakların kullanım sürelerini uzatacaktır. Dolayısıyla dışarıdan hammadde talebini azaltacak ve ekonomik gelir sağlayacaktır,

 Çevre duyarlılığının yükselmesi ile birlikte bireysel ve toplumsal olarak yapılan yanlış davranışlara karşı tepki gösterilmesi sağlanacaktır. Bunun sonucunda çevrenin bilinçli kullanımı konusunda oto kontrol mekanizması oluşturulacaktır,

 Çevre duyarlılığı düzeyine göre gelecek yıllarda yaşanacak gelişmeler saptanabilecek ve bu konuda gerekli olan eğitsel çalışmaların kapsamı, içeriği buna göre belirlenebilecektir.

İşletmelerin çeşitli pazarlarda yer edinmeleri çevreci davranışlar göstermeleriyle ve çevreci teknolojilere yönelmeleri ile doğrudan ilişkilidir. Artık işletmeler sadece kâr elde etmeyi değil aynı zamanda sosyal olaylara ve çevreye duyarlı şekilde hareket etmeyi de hedeflemektedirler. Varlıklarını devam ettirebilmek, kâr paylarını ve verimliliklerini artırabilmek için gerçekleştirdikleri çeşitli faaliyetleriyle hem çevrelerini etkilemekte hem de içerisinde bulundukları çevreden etkilenmektedirler. Bunun neticesinde de çevreyi koruyacak teknolojilere yönelmişlerdir ve bu yönde yatırımlar gerçekleştirmeye başlamışlardır (Akatay ve Aslan, 2008: 314-315). Müşterilerin, çevre konularına ilişkin duyarlılıkları ürünlerin çevreye verdikleri zarar ve faydalar hakkında bilgileri arttıkça, satın alma kararları da değişiklik göstermiştir. Bu duyarlılığa sahip tüketicilerin ürünleri tercih ederken çevreyi bir ölçüt olarak görme oranları da artmıştır. Bu duyarlılığın sonucunda katılaşan çevre politikaları işletmelerin uluslararası pazarda yer alabilmeleri için çevre yönetimi sistem standartlarına sahip olması gerekliliğini ortaya çıkarmıştır. Çevresel duyarlılık sahibi olan; ürün ve hizmetlerini çevre düzenini bozmayacak şekilde üreten, ürün tedarikçilerini bu yönde seçen, yeşil yaşam kalitesini arttıracak faaliyetlerde bulunan hatta çevreye olan bu zararı tamamen yok edecek faaliyetler yürüten işletmeler, bu konuya önem veren tüketicileri de etkilemektedirler. Bu yaklaşıma “yeşil pazarlama” da denmektedir (Aydın ve Bedük, 2010: 404 - 406). Satın alma güçleri ile kendilerini ve çevrelerini korumayı hedefleyen bireylere ise literatürde “yeşil tüketici” adı verilmektedir (Ayyıldız ve Genç, 2008:506).

Şekil

Şekil 1.1: Günümüzde Var Olan Temel Çevre Sorunları
Tablo 2.2: Girişimcilerin Sahip Olması Gereken Temel Beceriler
Tablo 2.3: Girişimci İle Sosyal Girişimci Arasındaki Farklılıklar
Şekil 2.1: Girişimciliği Etkileyen Faktörler
+7

Referanslar

Benzer Belgeler

Transition risk mappings allow for convenient formulation of risk-averse pref- erences for controlled Markov processes, where the cost is evaluated by formula (3.1).

Aşama I olarak; polietilen malzemenin iki ayrı tabaka halinde iken takvi- yesiz ve elyaf lif takviyeli halde olmak üzere ısıl işlem uygulamasıyla birleştirilebilirliği (Şekil

Bütün bu zorlukları idrak eden Tanzimat reformcularının, ilk başta sistem içinde bu sahada en yetenekli olması düşünülen ilmiye sınıfı mensuplarına belirli

Bilindiği gibi, mükellefl er birlikte tüketilen, bölünemeyen ve tüketiminden dışlanılamayan kamusal mal ve hizmetlerin finansmanına ödeme güçleriyle orantılı olarak

Hotunluoğlu (2007), tezinde çevresel vergilerin karbondioksit emisyonu azaltımına etkide bulunup bulunmadığını görmek için karbon vergisini uygula- yan öncü

-Genç nüfus da dâhil olmak üzere yüksek işsizlik oranı, -Kırsal istihdam ve gelir kaynaklarının büyük ölçüde tarımsal faaliyetlere dayanması, -Karar almada

Bu çalışmada piston arızalarına bir örnek olan ve dizel motorlarında standart dışı yakıt (10 numara madeni yağ) kullanımından kaynaklanan, iki farklı arızalı motordan

Buna rağmen, mevzu hakkında birçoğu hadisenin çağdaşı Doğu (Bizans-Süryani- Ermeni) ve Batı kaynakları sayesinde elimizde hayli malumat vardır.