K İ T A P L A R
r
u
Sİ
Tarık
. mzasım ilk defa onaltı yıl
J
önce «Havuçlu Pilâv Meşesi» isimli bir hikâye üstün de görmüş ve derhal benimse mistik. Oysa o, daha önce - ama kısa bir süre önce - yetküi jüri üyelerine kendisini kabul ettir miş, «Oğlumuz» başlıklı hikâye siyle önemli bir hikâye yarışma sında derece - ikincilik - almış imiş.. O gün bu gün okııyageldi- ğinıiz hikâyeleri, ilk yargımızı değiştirmedi, tersine, daha da kuvvetlendirdi. Onbeş - onaltı yıl önce okuduğumuz ve beğendi ğimiz hikâyelerini yeniden okur ken aynı lezzeti duymuş olmamız, o ilk beğenişlerimizin çocuksu beğenişler olmadığım gösteriyor. Oysa nice şiirler, hikâyeler, ro manlar var ki, ilk gençlik günle rinde etkisi altında kaldığımız halde bu gün beğenemiyoruz.Karşılaştırma zorunluğnnu du yan ve değerlendirme yeteceği ne sahip olan sanat severler, son yirmi yılın hikâyecileri arasında Tarık Buğra’mn küçümsenme yecek bir imza olduğunda oybir liğine varırlar. Böyle bir seçime, sanat politikacılarının gürültülü, nümayişli yargılarının etkisi al tında papağanlaşanları katmamak gerek. Tarafsız bir gözle araştır ma çabası göstermeyen, ideolojik ve politik görüş ayrılıklarını ön plâna alan bu kişiler, oldum ola sı esere değil, imzaya bakarak ka rar verirler. Bu zorla hiçe sayış tan yalnız hikâyemiz, yalnız hi kayecilerimiz değil, bütün bir ede biyatımız ve edebiyatçılarımız çok çekti. Bu gidişle daha da çekecek. Ne var ki her alanda görülen derine iniş ve araştırma çabası, edebiyatımızı da kendi çemberi içine almağa başladı.
i
—
1
9 (i
Tanın «Hikâyeler»i
Gültekin SÂM ANOĞLU
Toplumun, bu gerçeğe varış adı mı, her çeşit özentiyi, önce ede biyat alanından kovacağa benzi yor...
arık Buğra otuz hikâyesini | oniki formalık bir kitapta -L toplamış. «Günaydın Yayın ları» arasında çıkan ve «Hikâye ler» adını alan bu kitapta yayın evinin şu notunu görüyoruz: «H İK A Y E LE R , Tarık Buğra’mn yayınlanmış ve yayınlanmamış hi kâyelerini biraraya getirecek cild- lerin birincisidir.» Böylece ileride bütün hikâyelerini birarada gör mek ve toplamak, onun değerinin
ortaya çıkması bakımından da yararlı olcaktır. Sanatçının, çoğu nu daha önce okuduğumuz hikâ yelerini yeniden incelerken, hem sanat dünyamızın değişmeyen ka deri üzerine eğilmekten; hem de yargılarımızı belirtmekten geri duramadık. Bundan üç - dört yıl önce ilk hikâye kitabını yayınla yan Mehdi Halıcı hakkında yazdı ğımız bir yazıda, hikayecilerimi zin susuşundan yakınmıştık. Ede biyat dünyamıza on - onbeş yıl önce hikâyecilerimiz hâkimdi. Bi- ribiri ardından pekçok hikâye ki tapları yayınlanıyor, hepsi de ka pışılıyordu. Bu arada genç
hikâ-U ZA K O LA N A
Gözlerimin akma yağdı yağmurlar Bulut renginde yerlerin ıslaklığı Sar’a nöbetleri içinde tedirgin Dalıa bir çiğlikli sesi rüzgârların.
Arzuların en hasından hlr d«met ellerimde Gel gör işte yağmur kokulu
Bir nisan akşamından çalınmış gizlice Tutsak sevilerin yitik soluğu.
Doğan günlerin çaresizliğinde insanca Kıskanırsam bir seni kıskanırdım Duâlann aklığına açardım ellerimi Adına yağmur yağdırırdı Allahım.
Gidişinle bir ben yalmz kaldım En güzel şarkılar kesildi birden Y anda kaldı umutlanıl tadı
Sonra da yıldızlar söndü kendiliğinden.
Mustafa ŞA R K IL A R
f
KEREMİN ARPA TARLASI
Gökyüzünden bulutları kovdular Boşuna yağmur duası
Ateş düştü canevine dünyanın Yandı dostlar, yandı Keremin arpa tarlası... Körleşti duygular ağlamak niye? Tanrı bile düşünmüyor kulları. Kızgın bir çöldeyiz, ellerde asa Şeytanın elinde kaldı su tası Yüreği titriyor toprağın, taşın Tedirgin gökte yıldızlar Çatlıyacak gibi her kafatası Kapandı sımsıkı pencere, kapı Sızmıyor ne hava ne ışık, ne ses Artık birbirinden korkuyor herkes Bütün işlerimiz oldum olası
Başlar kurşun gibi, bakışlar ürkek Yenilen, içilen zehir, zemberek B ir çaba ki ölüm dirim çabası Kısaldı bir uçtan bir uca dünya Artık olmaz olmaz, herşey olurya Hani nerde kaldı Mesih hülyası?
Yandı dostlar, yandı Keremin arpa tarlası.
yecilerimiz zincirine yeni imzalar eklenirken, edebiyat yarışmaları nın ağırlık noktası da hikâyeye yönelmişti. Sonra ne oldu? Güzel hikâyelerine alıştığımız sanatçılar ağız birliği etmiş gibi sustular. Romanda bir kıpırdanış sezilir- ken mizah 'hikâyeciliği modası ağır bastı. Anlaşılan okuyucunun nab zına göre serbest verilir olmuş tu. Fıkra yazarlığını daha
mak-Ahmet Tufan ŞE N T Ü R K
bul sayan hikayecilerimizi edebi yatımız için kayıp kabul ediyor, romanı ve tiyatroyu deneyenleri de alkışlıyoruz, demiştik. Açıkça belirtelim ki, kendisini fıkra ya zarlığına verdiği için Tarık Buğ rayı da kayıp sanmıştık. Ne var ki memleketimizde hikâyecilik de güzel sanat dalları gibi ikinci bir iş olma zorundaydı. Bugün de öyle..
arık Buğra olaylara derin-
I
den bakan bir hikâyeci. Ha- -L yat görüşü yönünden ka ramsar değil. Yaşadığımız hayatı, gördüğümüz şeküleri, bildiğimiz gerçekleri, duyduğumuz iç ürpe rişlerini yansıtırken bayağı de yimlerden kolayca sıynlabiliyor. Olağan gerçekleri tesbit eder ken, insanoğlunun sığ yanı nı değil, yüce ve duygulu yönünü ele alıyor. İnsan, o hikâyeleri oku dukça hayatı biraz daha seviyor ve hayatın yalnız birbirinin aynı can sıkıntılarıyla dolu olmadı ğını öğreniyor.Sanatçının arı - ve duru bir dili var. Hergün konuştuğumuz dil, herkesin anladığı dil. Bu arı - duru dile bir de deyiş güzelliği eklenmiş. Olay, eşya, tip, jest ve konuşma tasvirleri, insan sevgisiy le birleşerek hikâyecinin sanatçı
kişiliğini kabul etmemizi sağ lıyor. Yücelikle güzelliğin karışı mından meydana gelen sanata, Tarık Buğra’nm şairce duygusu eklenince bu hikâyeleri beğendik diyoruz.
Yazımızı Tarık Buğra’mn bu kitabı kimlere ithaf ettiğini - kendi diliyle - belirterek bitire lim:
«Bu kitabı asıl sahiblerine ithaf ediyorum. Bu kitabı gülüm seyişlere ve öfkelere ithaf ediyo rum. Bu kitabı umutlara ve umut kırgınlıklarına, bekleyişle re ve kavuşmalara, bu kitabı ayrı lıklara ve özleyişlere ithaf ediyo rum. Bu kitabı tanışmalara ve kırgınlıklara, bu kitabı seslere, bakışlara ithaf ediyor, inanışlara ve vazgeçişlere, yitirip buluşlara düşüncenin, duygunun hürlüğü ne ve yaşamanın ayakbağlanna ithaf ediyorum. Bu kitabı unut tuklarıma ve beni unutanlara, unutmadıklarıma, unutamayacak larıma ve beni unutmayanlara, asıl sahiblerine ithaf ediyorum. Bu kitapta bulamayacağınız, kim senin bulamayacağı şey kindir, hınçtır, insan’ı yerme hırsıdır. Bende bununla övünüyorum.»
Taha Toros Arşivi