• Sonuç bulunamadı

Atatürk ve dünya matbuatı:Bütün dünya gazeteleri ebedî şefimizin büyük dehasını hayranlıkla anıyor, eserlerinin beşeriyete şamil olduğunda ittifak ediyorlar

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Atatürk ve dünya matbuatı:Bütün dünya gazeteleri ebedî şefimizin büyük dehasını hayranlıkla anıyor, eserlerinin beşeriyete şamil olduğunda ittifak ediyorlar"

Copied!
6
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

~

rr-Varlığımızı, istiklâlimizi

kurtaran bütün ef’al ve ha­

rekât,

milletin

müşterek

fikrinin, arzusunun, azminin

yüksek tecelliyatından başka

bir şey değildir.

r

K. ATATÜRK

Cumhuri

Onbesinci vıl cavı

roio i s t a n b u b —• c a g a l o g l u

s ] Telgraf ve mektub adresi: Cumhuriyet. İstanbul - Posta kutusu: İstanbul No 248 Telefon: Başmuharrir ve evi: 22366. Tahrir heyeti; 24298, İdare ve matbaa kısmı 24299

Gençliğin Muazza

Dün Taksim meydanında, A tatürk abidesinin etrafında toplanan on binlerce

' _ ~s.— — . ... • - ' ~— ■

%,,,

ı/ ıın e n e

gencin

Un binlerce gen e, Atatürk abidesi

önünde ebedî Şefin hatırasını

Söylenen heyecanlı hitabeler, hıçkırık ve göz

yaşları arasında dinlendi, gençler rejim e sadık

kalacaklarına bir kere daha and içtiler

Muazzam toplantıda meydanın bir başka görünüşü

Üniversitenin çelengi Türk gençliği, dün, bir kere daha, U lu Atasının muazzez hatırasını yadet- inek için Taksimdeki Atatürk abidesi ö- nünde muazzam ve hazin bir toplantı yapmıştır.

Merasim, saat tam on birde başlıya - çaktı. Bunu bilen gençlik kütleleri, sa - bahın daha çok erken saatlerinden itiba­ ren akın akın Taksime çıkmağa başla - mıştı. H er yer mahşerî bir kalabalık

ar-abideye götürülüyor

zediyordu. Bütün vesaiti nakliye, onbin- lerce Türk gencini Taksime ulaştırmak için seferber edildiği halde gene ihtiyacı karşılıyamıyordu. Taksimdeki abide Ü- niversite, Yüksek Ticaret ve İktısad mektebi namına getirilen büyük ve güzel çelenklerle süslenmişti. Çelenklerden ma­ ada, üzerinde şu ibare bulunan bir lev­ ha abidenin önüne kondu$

İstanbul Atatürk üniversitesi

Dünya ağlasın...

Yarattığı tarihe adımız böyle

yazılsın.

Merasim tam saat 1 1 de, meydan dolduran onbinlerce kişinin hep bir ağız' dan söylediği İstiklâl marşile başlandı Müteakiben, Atatürkün manevî huzurun da bir dakika sükût edildi. Bundan son ra hazırlanan kürsüye, Üniversite Ede • biyat Fakültesi talebesinden Abdülkadiı

(2)

CUMHURİYET 14 İkincitcşrin 1038

{

Şehir ve Memleket Haberleri

İzmir limanından bu

sene yapılan ihracat

Ege mahsullerinin yabancı memleketlere yapılan

ihracatı büyük memnuniyet uyandırmaktadır

İzmir limanında ihracat faaliyeti

Yeni kurulacak

istimlâk bürosu

Şehirde başlamış olan

imar hareketleri

genişletilecek

Eminönü meydanının açılması için

istimlâk edilen binalardan Balıkpazarı

tarafmdakiler kamilen yıkılmış ve dün

pazar olmasına rağmen amele çalışarak

bu parçanın molozlarını kaldırmıştır.

Bu suretle Yenicamiin bu kısmı bir a-

sırdanberi ilk defa açılmış ve bir bakış­

ta görünür bir hale gelmiştir.

İstimlâk bürosu kurulacak

İstanbul Belediyesi, başlamış olan

imar hareketleri dolayısile bundan son­

ra bilhassa genişletilmesi kararlaştırı­

lan istimlâk işinin daha ziyade sürat

ve

intizamla yapılabilmesi için bir imar

bürosu kurulmasını Dahiliye Vekâleti­

ne teklif etmişti. Dahiliye Vekâleti bu

büronun kurulmasını tasvib etmiştir.

Yeni istimlâk bürosunun ilk meşgul

olacağı iş, Atatürk köprüsünün iki ba­

şında, Unkapanı ve Azabkapı meydan­

larının açılması ve bunun temadisi olan

Atatürk bülvarının yapılması için lâ -

zım gelen istimlâkler olacaktır.

Gayrisafî irad

üzerinden vergi

Mükelleflerin iştigal

ettikleri işler tesbit

olunacak

Gayrisafi irad üzerinden kazanç ver * gisine tâbi mükelleflerin, muhtelif vilâ - yet ve kazalarda m ahallî ticaret odaları ve belediyelerce tayin olunan vergi nis - betlerinin İktısad ve M aliye Vekâletleri tarafından birleştirilmesi ve bu suretle birleştirilen nisbetlerin resmî gazete ile ilânını takib eden malî yıldan itibaren memleketin her tarafında tatbiki icab et­ mektedir. M aliye Vekâleti, İktısad Ve- kâletile müştereken tesbit edeceği nisbet- ler için ilk hazırlıklara başlamıştır.

Gayrisafi irad üzerinden vergi veren mükelleflerden iştigal nevileri kazanç ver­ gisi karununda gösterilmemiş olanların iş- :igai nevileri ve vergi nisbetleri ticaret adalarının ve ticaret odası bulunmıyan yerlerde belediyelerin mütaleası alınarak ¡imdiye kadar olduğu gibi vergilerinin arhına devam olunmamakla beraber bun- arm iştigal nevileri ve tatbik edilen nis - jetleri bir cetvel halinde M aliye Vekâle- ine gönderilecektir.

Ticaret odalarının veya belediyeleri - lin mütalealan istişarî mahiyette olacak - ır. V aridat idarelerince bu mütalealar ılındıktan sonra muvafık görülmezse re­ sen nisbet tayin ve tatbik olunacak ve bu ahvalde ticaret odasının mütaleasmda gösterilen nisbet yollanılacak cetvelin ayrı bir sütununda işaret olunacaktır ve bu nisbetin yanında resen tayin ve tatbik olu- nan nisbetler de gösterilecektir.

M ahallî tabirlerle ifade edilen iştigal nevileri cetvelin ayrı bir sütununda iştigal sahihlerinin ne gibi işler yaptığı sarih şe - kilde gösterilecektir. M aliye Vekâleti bu cetvellerin iki ay içinde muhakkak ha­ zırlanarak gönderilmesini varidat idarele­ rinden istemiştir.

m ü t e f e r r ik

Fethi Okyar şehrimizde

Bir müddettenberi Ankarada bulu -

nan Londra büyük elçimiz Fethi Okyar

dün Ankaradan şehrimize gelmiş ve

dün akşamki ekspresle Londraya mü -

teveccihen hareket etmiştir.

DENİZ t$LERt

İstanbul - Mudanya vapur se­

ferlerinde kış tarifesi

İstanbul - Mudanya arası vapur se -

ferlerinde kış tarifesinin tatbikma dün­

den itibaren başlanmıştır. Dün sabah

Mudanyaya limanımızdan vapur saat

dokuzda kalkmıştır. Bundan sonra da

her sabah saat dokuzda hareket ede -

çektir.

İzmir, (H ususî) — İzmir limanının mevsim faaliyeti hararetini kaybetmemiştir. Bu yıl Ege mahsullerinin yabancı ülkele­ re yapılan ihracatı büyük bir memnuniyet uyandırmaktadır. Üzüm, incir mahsulünün satış ve ihracatı geçen yıllara nazaran da­ ha büyük ve sevindirici rakamlar vermek­ tedir. Alm anya piyasasının müsaid oluşu bu neticeyi doğurmuştur, denilebilir. Çün­ kü Alm anyaya yaptığımız ihracat diğer memleketlere yapılan ihracatın çok fevkin- dedir.

B elli başlı mahsullerin satış ve ihracına aid elde ettiğim son rakamları veriyorum:

Mevsim başlangıcı 25 Ağustosdan 31 ilkteşrin akşamına kadar Borsada satılan üzüm miktarı 526212 çuval ve 655 torba­ dır. Halbuki geçen sene 19 ağustostan 31 ilkteşrin akşamına kadar 123938 çuval ve 192 torba satılmıştı. A radaki fark yarıdan çok fazladır.

Mevsim başlangıcından ayni tarihe ka­ dar yapılan ihracat ise 43,799/3 tondur. Geçen sene ayni tarihteki ihracat 10,283.6 tondu.

Gerçi geçen sene mahsul azdı, fakat bu azlığa rağmen satış ve ihracat ağır gitmiş- ti.

Bu yılın rekoltesi malûm olduğu üzere, 73 bin tondur. Yukarıda verdiğim satış ve ihracat rakamlarına bakarsak, mahsulün büyük bir kısmının elden çıktığı anlaşılmış olur.

A lm anyayı en çok çeken ülke olarak i- şaret etmiştim. Bu müddet zarfında aldığı üzüm miktarı 30,534/8 tondur. Demek ki, yapılan ihracatın yandan çok fazlası A l- manyaya aiddir. Bir yıl evvel ayni tarih­ te 1,449/6 ton üzüm almıştı.

Borsa fiatlarında geçen yıla nazaran bu yıl bir düşüklük olduğunu evvelce bildir­ miştim. Son yapılan satışlardan elde edilen rakamlara göre, Borsa fiatlarında bir haf­ ta evvelki fiatlara göre her numarada bir kuruş bir yükseklik görülmektedir.

Bu da gösteriyor ki, taleb fazladır, ha­ reketini kaybetmemiştir, rekolte kolaylıkla elden çıkmaktadır.

İncir

İncir için de pek az bir farkla ayni mü- talea ileri sürülebilir:

Üzüm satışlarında gösterilen tarih için­ de Borsada 125,761 çuval incir ve 6705 çuval da hurda satılmıştır. Geçen sene ayni taihte 100,803 çuval incir 1746 çuval da hurda satılmıştı.

İhracat 22,911/4 tondur. Geçen yılın

ihracatı 16.348/6 tondur.

İncir ihracatımızda da Alm anya başta gelen alıcıdır.

İncir rekoltesi 34 bin tondur. Görülü­ yor ki incir mahsulünün de yarıdan fazla­ sı elden çıkmıştır.

Pamuk

ihracat maddelerimiz arasında bu yıl pamuk mahsulünü de bilhassa zikretmek icab eder. 1938 rekoltesi 16 bin tondur. Geçen seneki rekolte 10bin tondu. Bu sene ki rekoltenin yüzde seksenini akala nevi teşkil etmektedir, ki bu cins çok makbul ol­ duğundan o nispette rağbet görmektedir. Birinciteşrin ayında İzmir limanından muh­ telif yabancı ülkelere yapılan pamuk ih­ racatı 1,353/9 ton tutmuştur.

Geçen yıl bu ay içinde yapılan ihracat 284/6 ton idi. Bu sene bilhassa Roman­ ya fazla pamuk almıştır. Pamuk Hatların­ da geçen aya nazaran bariz bir yükselme görülmektedir. 1 - 2 kuruş bir tereffü kay­ dedilmiştir.

Palamud

Geçen ay palamut ihracatı da fazla ol muştur. A yın ihracatı 2,053/1 tondur. G çen sene ayni ay içindeki ihracat 1,438 bi tondu.

Zaytinyağ t

Zeytinyağı ihracatımızda da fazlalı vardır. Geçen ayın ihracatı 317/3 ton tu muştur. Geçen yılın ihracatı 74 bin toı dur. Zeytinyağı rekoltesi 18 - 19 bin tor dur. Bu yıl mahsul yılı değildir. Geçen se ne mahsul yılı olduğundan rekolte 30 bi tondur.

Tütün mahsulünün bu seneki istihsal dı rumunu ve satış tahminlerini daha evvel bil dirmiştim.

Tütün piyasasının açılma tarihi 14 ikin citeşrin olarak resmen tespit ve kabul edil miştir. Bu tarihe kadar bütün müstahsi mahsulünü denk haline getirerek satışa ha zır bir vaziyette bulunduracaktır. Bu su retle, müstahsille alıcı kumpanyalar ara smdaki ihtilâf da kalkmıştır.

Evvelce de bildirdiğim gibi bu seneki re­ kolte az olduğundan ve mahsul de nefîs ye­ tiştiğinden kolaylıkla ve iyi fiatlarla elden çıkması ümidi büyüktür.

Fazla taleb karşısında geçen seneki mah­ sulün elde kalanının da satılacağı anlaşıl­ maktadır.

Diğer mahsullerimizin geçen ay içindeki ihracatı geçen yılların çok üstündedir. U- mumî ihraç vaziyeti sevindiricidir.

^ Manisa Kız Enstitüsünün faydalı çalışm aları^

Manisa (Hususî) — Geçen yıl açılan

ve bölgemize verimli bir varlık yara -

tan şehrimiz Kız Enstitüsü bu yıl ilk

okuldan çıkan kız talebelerin birçoğu -

nu yuvası içine toplamağa muvaffak ol­

muştur.

Şehrin en mutena yeri, Atatürk as -

falt bulvarı üzerinde modern bir bina­

ya sahib olan bu kültür yuvasında ay -

ni zamanda Akşam San’at okulu da hali

faaliyettedir. Bu kısımda da birçok kız­

larımız ve aile kadınları san’at öğren

-mekte ve bilgilerini artırmaktadırlar.

Biçki, dikiş, nakış, şapka, eldiven, çan­

ta ve çiçekçilik ve sair san’atlar, müte­

hassıs öğretmenler tarafından gösteril­

mektedir.

938 İzmir enternasyonal fuarının Ma­

nisa paviyonunda kız enstitüsünün teş­

hir ettiği ince işler bir yıllık muvaffa -

kiyetli çalışmaların meydana getirdiği

eserler ziyaretçiler tarafından takdirle

karşılanmıştır.

Siyasî icmal

Füistin parçalanmıyacak

B ngiliz siyasetinin kudreti, zor kar­

şısında kaldığı zaman akıntıya kü-

U rek çekmeyip İmparatorluğunun

menafiini başka bir yolda korumak su-

retile ahvalin icabatma uymasmdadır.

Irakı cebir ve kuvvetle elde tutamıya-

cağını anladığı zaman Hindistanm dış

kapısı olan bu memleketi, mutlak su -

rette istiklâl vererek tatmin etmiş ve

ayni zamanda kendisine müttefik yapa­

rak Hindistam korumak gayesini temin

etmişti.

İngilterenin Iraka mutlak surette is­

tiklâli verdiğini kaydetmekten maksad,

Irakta hatırı sayılır derecede ve hat -

ta her biri yarım milyon ve çeyrek mil­

yon tutan Irkî ve mezhebi ekalliyetlere

dair tek bir şart koymamış olduğunu

anlatmaktır. Bu suretle Hakârideki yer­

lerinden oynatılan ve Umumî Harbin so­

nuna kadar İngiliz ordusuna muavinlik

yapan ve Iraka istiklâl verilinciye ka -

dar buradaki İngiliz askerî hâkimiye -

tinin daima piştarı bulunan ve bugün

bile Iraktaki İngiliz hava üslerinin yer­

deki başlıca bekçiliğini yapan Asurileri

feda etmekten çekinmemiştir.

Şimdi de İngiltere, Filistinde ayni si­

yaseti kullanmaktadır. Umumî Harbde

cihanşümul sermaye ve servetile, silâ -

hile ve adamile kendisine en büyük yar­

dımlarda bulunan dünya Yahudilerine

ahden yapmış olduğu vaidi yerine ge­

tirmek üzere Filistinde Yahud'lere bîr

millî yurd tesisine çalışmıştı. Bu yurd-

dan maksad, Yahudilerin nazarında

kendilerine mintarafillâh mev’ud Arzı

Mukaddes olan Filistini dünya Yahudi­

lerine ve cihanı elinde tutan büyük Ya­

hudi sermayesine vatan ve istismar sa­

hası yapmaktı.

İngiltere, Filistini Yahudi muhacir -

leri ve sermayesi dolduğu zaman bun­

dan yerli Arablarm da zenginleşeceğini

ve refah bulacağını ve binaenaleyh ses

çıkarmıyacaklarını tahmin etmişti. Lâ­

kin bütün Arab âlemi uyandığı gibi Fi­

listin Arabları da Yahudi muhacereti

devam ettiği takdirde sermayedar ol -

malarından dolayı Arablarm elinde yer

ve Yurd kalmadıktan başka kendileri

(parya) ve fakir bir ekalliyet unsuru

kalacaklarını görmüşlerdir.

Filistin Arabları evvelâ Yahudilere

yer satmamak ve daha sonra bunların

Filistin iktisadiyatına hâkim olmaları

(3)

-14 fkincKeşrîn 1938

CUMHURİYET

On binlerce gene Atatürk abidesi

önünde ebedî Şefin hatırasını vadetti

<Baştaraft 1 inci sahifede)

Bir hatıra

Ş e f A tatü rk - K ral

Aleksandr mülakatı

İki Devlet Reisi, saraya girerken İsmet İnönü,

temelini attığı dostluk binasının yükselen

çatısını

görerek

seviniyordu

Y a z a n :

SALÂHADDİN GÜNGÖR

Rektör Cemil Bilsel gençler arasında ice M ustafa Kemaller vardır.) demiştin.

Bize düşen vazife, senin sözünü ispat et­ mektir.

A rkadaşlar,

Biz, bugünkü Mustafa Kemaller, bir gün otuzuna da, kırkına da gireceklerini ispat edeceğiz. (Edeceğiz sesleri).

Çanakkale şehidleri, Sakarya kahra - m anian! Dikkat ediniz! A ranıza dün­ yanın en büyük adamı geliyor. Bu adam, Conkbayırının kahraman adamıdır. Bu adam, kırık kaburgalarile atına binerek Dumlupmarda sizi idare eden adamdır. A h kara toprak, dikkat et, sana kim geli­ yor! Sana, senin altın saçını, dünyanın hasretini çektiği A tatürk geliyor. Onu hürmetle taşı. Türk gençleri; Atatürkün size bıraktığı T ürk inkılâbını, Türk re­ jimini kanınız pahasına da olsa muhafa­ za edeceksiniz. Atanın en büyük isteği budur. Bunu yapacak mısınız? (Y a p a ­ cağız sesleri).»

Karahanm gözyaşları arasında dinle­ nen bu sözlerinden sonra kürsüye, H u­ kuk Fakültesinden Meserret gelerek şun­ ları söylemiştir:

« — Atatürk kızları, Atatürk oğulla­ rı;

Yüreğimiz yanarak, hıçkırıktan tıka­ narak ağlıyoruz. Onun irade kaynağın­ dan kudret alarak onu duyan bir nesil olmasaydık, bu acıya dayanmamıza şa - şardık. ©na şanlı bir mezar kazacağız. H ayır! Tek mezar değil, koca T ürk ta­ rihine sığamayıp dünya tarihlerine taşan o Büyük adama bir mezar yeter m i? Ona milyonlarca Türkün gönlü mezar olacak.

O, herşeye olduğu gibi ölüme de hük­ metti. Ölüm, onun büyük varlığı karşı­ sında küçüldü, aramızdan ancak cismini alabildi. Hepimizin kafasında, gönlünde onun bronz başının heybeti, hepimizin gözlerinde onun sönmiyen ışıklı bakışla­ rının aksi var. «Benim naçiz vücudüm elbette bir gün toprak olacaktır. Fakat Türk Cumhuriyeti, ilelebed yaşıyacak - tır.) A tam ! Hâdiselere sen istikamet verdin. M ukadderata sen kumanda et - tin. Dünya kadar ihtiyar tarih, bir «A ta » yaratamamıştır. Fakat sen onu da yarat­ tın. Sana kuvvet boyun eğmiş, ölüm elin­ de oyuncak olmuştur.

Fanilerin kalıbına

sığamıyan ulu varlığın yere göke değil, milyonlarca gencin kalbine taştı. Sen, her büyük davanda bize güvendin. Sen, Türklüğe bir meş’ale yaktın, bıraktın. Bu meş’aleyi ilelebed tutamıyan eller taş olsun. (T a ş olsun sesleri).

İşte gençliğin damarlarında, senin asil kanın, kalbinde mezarın, hedefinde iste­ ğin: Bugün buraya and içmeğe geldik.» Meserretten sonra Yüksek Mühendis mektebinden Berki Tunçağ, söz alarak ezcümle dedi ki:

« — Uç gün evvel, gözlerini ebedî uy­ kuya dalmak için kaparken muhakkak burada toplanan yüzbinlerin, onun arka­ sında gelen milyonların, bütün Türk gençliğinin hayali karşında belirmiştir. Onlar, dün, senin dizinde, bugün göz - yaşlarımızla ıslattığımız anıdmın başında, yarn da mezarının ucunda eserlerin için and içenlerdir.

Türk gençliği hiçbir zaman A taşız kalamaz. (K alam az sesleri). H aykırı - yorum, hep beraber haykıralım: Atamız ölmemiştir. (Ölmemiştir sesleri). Ebedi­ yete kadar yaşıyacaktır. ( Yaşıyacaktır sesleri).»

Bundan sonra Yüksek Ticaret ve îk- tısad mektebinden Jale Güven kürsüye gelerek şu heyecanlı sözleri söylemiştir:

« — Bugün, yalçın granitlerin adını tarihe yazdığı Atamızı kaybettiğimizin dördüncü günüdür. Evet, bugün 18 mil­ yon gene, ihtiyar, kadın, erkek, ayni acı­ nın ve ıstırabın tesiri altında kıvranmak­ tayız.

A şırları durduran tarihlere bakın. Ga­ yesine ulaşan, girdiği her savaşta temiz alınla çıkan asil Türkün mütevazı ismini gene küçiik A syanın içinde görüyoruz. Ne mutlu bize, Türküz. V e gene ne mutlu bize ki, Onun eserine sahibiz. Gökten bir parça olan hür ve baştanbaşa müstakil bir bayrağa tapıyoruz. Şimdi hep birden bu en büyük Türkün bize verdiği son parulayı haykıralım : Yüksel T ürk! Senin için yüksekliğin hududu yoktur.»

Jaleden sonra Tıb Fakültesi talebe - lerinden Tarık söz aldı. Müessir bir hi­ tabede bulundu:

« — Duyduk, ağlıyoruz, toplandık, ağlıyoruz. Duymıyan ve ağlamıyan kal­ madı k i... Babamız öldü: Öksüz kal - d ik ...

Milletin saadeti ve istiklâli için, Onun sevgisile çarpan kalbini ve çelik göğsünü her tehlikeye kale gibi siper etti.

Büyük adam ! Kocaçimen tepenin,

Anafartalarm «kızıl saçlı k artalı!..» Dumlupmarın, Sakaryamn, 30 ağusto - sun kahraman Başkumandanı!

En çetin harb sahnelerinde sana yak - laşmaktan korkan ölüm bile seni yeneme­ di. O ölüm ki, senin çelik vücudünün zer­ relerini ancak hile ile yavaş yavaş alabil­ di.

«A tatürk öldü» diyorlar. Gece olurken güneşin de kaybolduğu zannedilir. F a ­ kat ondan ışıklarını alan milyonlarca y ıl­ dız parladığı zaman o parlak varlığın kay­ bolduğunu sananlar aldandıklarını anlar­ lar.

Evet, belki fani Atatürk öldü, fakat onun unutulmaz hatırası ve büyük Türk milleti ebediyyen yaşıyacaktır. (Y aşıya- caktır, sesleri)

T arık, nutkunu şöyle bitirdi: « — A ziz arkadaş;

Onun mukaddes emanetini bağrına bas! O, sana en büyük emaneti bıraktı. Bütün gendik gibi bu uğurda benim de kanım feda olsun.»

Müteakiben îktısad fakültesinden If - fet Halim Oruz, kürsüye geldi ve şu söz­ leri söyledi:

« — Türk gençliği, Atatürkü, biricik hâmimizi tabiat elimizden aldı. Fakat ey zalim tabiat! onun yalnız maddesini ala­ bildin.

Ey 19 mayıs 1919 un gene adamı! Sakaryamn, Dumlupmarın gene askeri! Maneviyatın, yüksek şahsiyetin yalnız 1938 gençliğinin değil, asırların Türk gençliği içinde ummanların dalgası gibi yüzüp gidecektir.

Türk genci, bu yolda can versen gönül kalmaz. Bu öyle bir gönül ki canlar da - yanm az.»

iffet Halim, bundan sonra kendi yaz­ dığı bir şiiri okudu, sözünü Tıb fakülte - sinden Fahriye bıraktı. Fahri, Gazinin büyük nutkunda emsalsiz bir kudretle ib­ da ettiği (Gençliğe hitabesini) okudu.

Sonra talebeden Cengiz, mikrofon ö- nüne gelerek Vedianın bu and suretini okuyacağını, herkesin dikkatle dinlemesi­ ni, sonra hep birlikte tekrar edileceğini bildirdi. Bunun üzerine V edia, kürsüye

gelerek şu andı okudu:

« — Biz, Türk gençliği, Atasının bı - raktığı eşsiz mirasa, onun Cumhuriyetine, onun inkılâblarına, onun kudretli ve kuv­ vetli rejimine daima sadık; toprağına ka­ nımızı, istiklâline canımızı vermeğe şere - fimiz, gençliğimiz, namusumuz ve T ürk­ lüğümüz namına, yüce abidenin önünde söz verip and içiyoruz.»

Bu beliğ and, meydanı dolduran on binlerce gencin imanlı hançeresinden çı - karak dalga dalga meydanı, şehri, T ü r kiyeyi ve bütün Türklük âlemini kaplıyor­ du. Herkes, derin bir huşu içindeydi. A ğlıyanlar, göz yaşlarını zaptedemiyor- lar, hıçkırıyorlardı.

Taksim meydanını çevreliyen binalar - dan ağlama sesleri yükseliyor, bu hazin manzaraya bir kat daha müessir şekil veriyordu.

Merasime, gene hep bir ağızdan söy­ lenen ve hürmetle dinlenen İstiklâl mar- şile nihayet verildi. Bundan sonra, abide­ nin hatıra defterine, gençlik namına, Tıb fakültesinden Cengiz şu satırları yazmış­ tır:

«Büyük Atasının ölümü karşısında yaslı heyecanına yaş kalan Türk genç­ liği unulmaz hasretini bir kere daha

13 ikinciteşrin 1938 pazar günü saat

11 de büyük abidesinin altında and

içerek tekrarladı.»

İstanbul üniversitesi Yüksek

tahsil gençliği

Cenevredcki Türk talebelerinin

beyannamesi

Bern 13 (a .a .) — Cenevredeki Türk talebeleri tarafından neşredilen bir beyan­ namede şöyle denilmektedir:

«B iz Türk gençliği, Atatürkün şah - sında Cumhuriyetin yaratıcısını ve mille­ tin sadık bir hâdimini kaybetmekteyiz. Bu tamir kabul etmez ziyam heyecanı ile mü­ tehassis olarak, hatırası ilelebed kalbimizde yaşıyacak olan kurtarıcımızın bize ema - net ettiği eseri muhafaza etmeği taahhiıd ederiz.»

Ölümünün; meş’ale olmuş ateşile, ci­ hanın bağnnı bîr yanardağ gibi tutuşturan mukaddes adam, kafamın, siyah çizgile­ re bürünen hatıraları arasında, bugün bir başka cephesile göründü: Devlet Reisi Atatürk...

«O » nun dost hükümdarları karşılayı­ şına aid sahnelerin unutulmaz izlerini, bü­ tün canlılığile taşıyan gözlerimi, beş sene evveline çeviriyorum.

Sonbaharın başlangıcında güzel bir gün!.. Dolmabahçe sarayının rıhtımında Yugoslavyanın muhterem Hükümdarı M ajeste Aleksandr’ı bekliyoruz.

K ralı îstanbula getiren Dubrovnik kru­ vazöründe hummalı hareketler var. S a ­ ray önünde yatan bu gene harb gemisinin, Türk topraklarına ulaştırdığı büyük şah­ siyet, biraz sonra, aramızdan geçecek ve asıl derin heyecanımız şu: Atatürkü onun­ la yan yana göreceğiz!

Nihayet, motor, kruvazörden ayrıldı. Rıhtımdaki seçkin kalabalık arasında, da­ ha iyi görmek için uzanan başlar ve:

— Geliyor... G eliyor!., sesleri.

Evet... Gelen o id i: Atatürkün müm­ taz misafiri Kral Aleksandr...

Cumhuriyet Türkiyesinin Büyük M illi Şefi, bundan evvel de bir hükümdarın ziyaretini kabul etmişti. Fakat bu hüküm­ dar, aramızda müşterek bir mazi bulun- mıyan ezelden dost olduğumuz bir müs- Iüman devletinin, hükümdarı idi: (A fgan Kralı A m anullah).

Yeni misafirimiz ise, Balkanların öteki ucundan geliyordu. 1912 senesindenberi, o bizi, biz onu unutmuş ve mütekabilen yekdiğerimizin hafızasında unutulmuş gi­ biydik. Yeni Yugoslav devletile yeni Türk devleti, o zamana kadar, ancak protokolların dilinden konuşuyorlardı.

Atatürk ise, gönülleri bu kadar bir yaratılan iki Balkan devletinin, -Balkan­ ların biri ucunda, öteki bitiminde- arala­ rında hiçbir manevî hudud iştiraki olma­ dan yaşamalarını hiç de tabiî görmüyor­ du.

Öte tarafta, Yugoslavyanın bedbaht K ralı Aleksandr’da da, bu uzaklığı y a­ kınlığa kalbetmck arzusu belirmişti. K ar­ şılıklı dilekler, nihayet bu seyahati hazır­ ladı. V e işte, şu dakikada, «O », bize ge­ liyordu, «Bizim ki» ni görmeğe geliyordu. Motor, torpitodan ayrıldıktan biraz sonra, Atatürk, sarayın mermer merdi - yenlerinde belirdi. Belirdi deyişimin se - bebi, onun her göründüğü noktada, adeta irtisam ettiğini anlatmak içindir.

Atatürk bugünkü gibi sembol haline gelmezden çok evvel de, kendisini sembo­ lize etmesini bilirdi.

Arkasından koşturulan siyah silindir şapkası elinde olduğu halde, ağır ağır ilerliverek rıhtımın önüne geldiği zaman, misafir ve dost Kralın motörü de, y a ­ naşmak üzere idi.

iki Büyük Şef, uzaktan en sıcak te­ bessümlerle birbirlerini selâmladılar. Sa - bırsız, hem de çok sabırsız görünüyorlar­ dı.

Bir müddet sonra M arsilyadan gelen

iki satırlık bir ajans haberi içinde, bize, ze­ hir dolu bir kâse gibi ölüm haberi sunulan K ral Aleksandr’da bu sabırsızlık, daha açıktı.

Atatürkün deniz rengi gözleri, o gün biraz hırçın görünen denizin ortasında, o- nu, mevhum bir tehlikeden çekip kurtar­ mak istiyen halâskâr bir ışık gibi parlı­ yordu.

Nihayet telâki vukua geldi. K ral A - leksandr, gözünde gözlüğü, başında be­ yaz kasketi, göğsünde kordonlarının sır­ ması parlıyan deniz elbisesile yaşından çok gene gösteriyordu.

Bizim Atatürkümüz de, o gün her za­ mankinden daha dine ve sıhhatli idi. B al­ kanların iki sevimli ve kudretli başı, rıh­ tımın üzerinde, uzun zaman birbirlerine hasret kalmış iki eski aşina, hayır, iki öz kardeş gibi el sıkıştılar.

Aleksandr’m uzattığı el, Atatürkün, avuçları .içinde birkaç defa, sarsıldı.

Yugoslavlarm Kralı, hakikî ve candan bir dost karşısında bulunduğunu, «O » nunla göz göze geldiği dakikada anla - mıştı.

A dına «Balkan İttifakı» denilen siya­ sî mucizenin en açık sebebini, bu bakış­ ların manasında aramalıdır.

Atatürk, sevimli muhatabile, fransızca konuşuyordu. Kendisi, misafirile en önde idiler. Başvekil ismet İnönü, bir iki adım­ lık mesafeden, onları takib ediyordu.

Atatürk, bir aralık Kral Aleksandr’a, seyahatinin nasıl geçtiğini sordu. Majeste, bu sualin cevabını verirken, bir yandan da Atatürke, adeta dimağı içine portresini hakketmek ister gibi bakıyordu.

İki Balkanh' Devlet Reisi, böyle kısa, fakat samimî muhavereler yaparak, ağır ağır saraya girdiler. Siyasî bir halvet ol­ duğuna kimsenin şüphe etmediği bu mülâ- kat, sanıyorum ki, saatlerce devam etti.

Ecnebi gazeteciler bile, bütün teces - süslerine rağmen, milletlerini en geniş sa­ lâhiyetle temsil eden bu kudretli başların, ağyardan halî bir salonda; tek başlarına konuştukları meseleler üzerinde sarih bir haber edinemediler.

Atatürk - Aleksandr görüşmeleri, o gün için, bir sır olarak kaldı. Sırası gelip de ifşa edildiği zaman, bütün dünya hay­ retler içinde idi: Türk ve Yugoslav mil­ letleri, geçmişe aid, aralarında ne varsa unutarak, fırtınalı deniz üzerinde, sulh malzemesile, en mükemmel köprüyü kur­ m uşlardı!..

M illî Şefimiz ve Cumhur Reisimiz İs­ met înönünün o gun, Şefinin yanındaki manalı nikbinliğini hiç unutamam.

Bütün bu olup biten işlerin, daima bi­ rinci plânda gelen başarıcısı kendi oldu­ ğunu hiç hisseltirmiyen o gıpta edilecek ve hayran kalınacak tevazuile, iki şefi, yalnız bırakmıştı. Fakat, orada konuşulan işleri, daha önceden tasarlayıp, bir tabye meselesi gibi; riyazî ve kat’î bir vuzuhla onun tespit ettiğine şüphe yoktu.

Atatürkün; bu en eski icra Vekilleri Heyeti Reisi, Türkiyeyi vücude getiren bütün icraatın başında değil m iydi? Kral

5

Kurultaylar tarihi

T

ürk tarihi, en eski devlet teşki­ lâtını tarif ve tahlil ederken ku­ rultayı da şöyle izah ediyor: «T ürk ilinde halkın devlet idaresile sıkı ve çok sıkı alâkası vardı. H er devirde Türk cam ialarında muhtelif mahiyette halk içtimaları yapıldığı sabittir. Mühim meseleler bu içtimalarda konuşulur ve hallolunurdu. Silâh taşımağa muktedir, yani gücü kuvveti ve aklı, iradesi yerin­ de olan herkes umumî içtimalara iştirak edebilirdi. Bu halk toplantılarına kurul­ tay ismi verilirdi.»

Şu tarif, cumhurî idarenin Türk mille­ ti arasında asırlar ve asırlarca evvel be­ ğenilmiş, tatbik edilmiş ve millet mecli­ si dediğimiz yüksek müessesenin de gene Türk ilinde bin, bin beş yüz yıl önce ku­ rulmuş olduğunu ifade ve tasrih ediyor. H akikat de budur. Çünkü tarih sahifele- rini karıştırırken Hiyong-no’ların, Hun- lar’m, U ygur’ların ve daha müteakıb devirlerde İlhan’lılarm kurultay usulüne daima sadık kaldıklarını, milleti ilgilen­ diren büyük işlerde ilk ve son sözü ku­ rultayların söylediğini, millet reislerinin de birçok asırlar imtidadınca daima ku­ rultaylar tarafından seçildiğini görüyo

«

ruz.

T ürk seciyesine tamamile uygun olart ve doğruyu, iyiyi, faydalıyı tayin etmek­ te, tesbit etmekte mutlaka isabet gösteren kurultay usulünün terki Türk tarihi için çok zararlı bir ihmal ve çok acıklı b ii gaflet olmuştu.

1876 kanunu esasisi bu gafleti tamir için bir hamle olacaktı, istibdadın tazyiki altında,, o hamle sönük bir şule oldu ve çarçabuk silinip gitti. 1908 inkılâbı ise özünü tamamile milletten alam adığı ve fikrî, ruhi, harsî tecanüse dayanam adığı cihetle saadet yerine felâket getirdi. A n ­ cak Atatürkün 23 nisan 1920 de açtığı Büyük M illet M eclisidir ki tam bir ku­ rultay nümunesi idi, milletin iradesini bütün kudretile temsil ediyordu.

O kurultay - tereddüdsüz iddia oluna­ bilir ki - Türk tarihinin kaydettiği bütün kurultaylara nasib olmıyan büyük karar­ lar vermiş, büyük işler başarmış ve - bir kelime ile söyliyelim - Türk milletini yepyeni bir hayata kavuşturmuş bulunu­ yordu. İkinci kurultayımız ebediyete ka­ dar yaşaması mukadder olan Cumhuri­ yeti kurdu, o millî eserin mimarını da re­ isliğe seçti.

Şimdi dördüncü kurultayımız da tari­ hî rol oynamakta kendinden evvelkilerle hem ayar oldu, yeni Cumhur Reisini tek bir kalb ve tek bir dimağ imiş gibi samimî bir ittihad ve ittifakla seçerek bütün cihana Türk milletinin sarsılmaz vahdetini gös­ terdi.

Bu, kurultaylar tarihini de süsliyen bir vakıadır ve kıvanç duyula duyula kayda lâyıktır._____

M. TURHAN TAN

Aleksandr la .Atatürk yan yana saraya girerken, İsmet İnönü, en az, temelini attı­ ğı binanın çatısı sivrildiğini gören bir mi­ mar kadar seviniyordu. Fakat bu sevin­ cin, gururu andıran tarafı yoktu. Vekil - [ere birer birer baktım: Onlar da, İsmet înönünün sevincinden, kendilerine pay a- yırmışlardı. Daha o gün, kendi kendime: — İşte, demiştim, İnkılâb Türkiyesi budur! Herkes, hakkı, kıdemi kadar!..

Ve bu müteselsil feragatin, İsmet İnö- nünün şahsında tekâsüf eden yüksek var- hğını, derin saygı ile selâmlamıştım.

Kral Aleksandr’m Büyük Önderimize vapt’ğı ziyaretin bende kalan intibaı bı>

(4)

i'

Fransada mali vaziyet

Fransız maliye nazırı

vaziyeti vahim görüyor

Reynaud, « İstihsalâtımız azalıyor, kimse bore

para vermiyor, devlet, Fransız Bankasına müracaat

ettikçe paranın kıymeti düşüyor» diyor

Paris 13 (a.a.) — Maliye Nazırı Rey­

naud, dün akşam söylediği nutukta va­

ziyetin bilançosunu yaparak demiştir ki:

<— Vaziyet pek vahimdir. Fakat ce­

saret gösterecek olursanız işin içinden

çıkacağımıza eminim.»

Hatib, derin fenalığın memleketin ik­

tisadi bünyesinde olduğunu söylemiş

ve bunun sebeblerini saymıştır.

Sınaî istihsalâtta zâf, ecnebi memle -

ketlerine yapılan Fransız fabrikaları

mamulatı ihracatının yarıya inmesi,

bir senedenberi işsizliğin artması, şir -

ket hissedarları dokuz senedenberi ser­

mayelerinin yüzde altmışını kaybetmiş­

lerdir. İnşaat azalmıştır. Fransız donan­

ması sekizinci dereceye inmiştir.

Reynaud, bundan sonra gelecek sene

Fransaya 25 milyara mal olacak olan

silâhlanma hastalığından bahsetmiştir.

Hatib demiştir ki:

«— İstihsalâtımız azalıyor. Devlet hu-

dudsuz istikrazlarda bulunamaz. Kimse

ödünç para vermek istemiyor. Devlet,

Fransız bankasına müracaat ettikçe pa­

ranın kıymeti düşüyor.»

Reynaud, felâketi önlemek için faa -

liyete geçmek lâzım geldiğini kaydet -

tikten sonra iktisadi hürriyetin siyasî

hürriyete bağlı olduğunu hatırlatmış ve

Fransanm kapitalist bir rejim takib et­

tiğini ve kanunlarına riayet edlidiğini

söylemiştir.

Mumaileyh kambiyo murakabesini

tenkid ederek şöyle demiştir:

«— Biz bir hürriyet çerçevesi içinde

çalışarak çok miktarda millî varidat te­

min edeceğiz. Bu varidat mükelleflerin

yükünü tahammül edilebilir bir hale ge­

tirecektir. Fakat bu neticeyi elde etmek

için ayni zamanda üç cephede birden

hareket edilmelidir. Fiat hususunda,

kredi hususunda, iş hususunda en libe­

ral rejim takib edilecektir. Bundan son­

ra toptan fiatlar için ilk kontrol kaldı­

rılacak ve yerine muahhar kontrol usu­

lü ikame edilecektir. Perakende fiat -

ların kontrolüne de devam edilecektir.

Kredi meselesine gelince, bu işe hâzine­

nin istikraz ihtiyaçlarını azaltmakla baş­

lamalıdır. Bu ise, umumî masrafları

kısmak ve varidatı çoğaltmakla kabil -

dir. İstihsal ve fazla kredi siyasetine,

bütçe tasarrufları ve malî işlerin tanzi­

mi yolu ile bu veçheyi vermek lâzım

-salâh hasıl olmasını temin edecek mik­

tarda para mevcuddur.

Netice olarak Paul Reynaud, ilk ka­

rarnamelerin kalkınma yolunda atılan

ilk adımlar olduğunu kaydetmiştir.

Kalkınma plânı ise üç seneye taksim

edilmiştir.

Hatib, Fransız milletinin fedakârlık

hislerine ve büyüklük duygularına hi-

tab ederek hükümetin davetine icabet

edilmesini istemiştir.

Demokratlar birliğinin kongresinde

söylenen sözler

Paris 13 (a.a.) — Bu sabah demokrat­

lar birliğinin kongresinde Portmann,

haricî siyasete dair tevdi ettiği rapor

hakkında izahat vermiştir. Hatib, Flan-

din’in İngiliz - Fransız ittifakını vüc’t

de getirdiğini söylediği zaman alkı=l?~

mıştır. Portmann bundan sonra Münih

itilâfile sulhu kurtardıkları için Çem -

berlayn, Daladier ve Bonnet’yi tebrik et

miş, sulh yolunda sonuna kadar müca­

dele ederek Mussolini’nin iştirakile Mü- ’

nih’te bir konferans akdedilmesini te -

min edenlerden sitayişle bahsetmiş ve

tekrar alkışlanmıştır.

Portmann, yeni bir zillete katlanma­

mak için Münih itilâflarından azamî de­

recede istifade edilmesi lâzım geldiğini

ve milletlerin sulh istediğini söylediği

zaman da şiddetle alkışlanmıştır.

Hatib demiştir ki:

«— Demokratlar birliği milletlerin

barışmasını istemektedir. Fakat Fran-

sanın bizzat kendi emniyetini kendi te­

min etmesini arzu ediyor. Fransa en -

ternasyonalizmi ve vatan aleyhinde o-

lan antimilitarizmi tamim edenlerin

şimdi kendi vatanperverliğinden şüphe

etmelerini kabul edemez.»

Kongre azası ayağa kalkarak Port -

mann ve Flahdin’i şiddetle alkışlamıştır.

Gironde ayanından Cailler, Almanya-

ya takarrübün aleyhinde bulunmadığı­

nı, fakat bunun sadece güzel sözler te -

atisinden ibaret bir fantezi olmaması lâ­

zım geldiğini söylemiştir. Mumaileyhe

göre Fransa, bundan sonra müstemleke­

lerini muhafaza edebilmek için bir garb

imparatorluğu siyaseti takib etmelidir.

Partinin Fransız imparatorluğunun ta-

mamiyetini teyid etmesi lâzımdır.

Cailler netice olarak demiştir ki:

«— Kamerun’u terketmek, Fransanm

Mayence’i terketmek suretile işlediği

hataya yeniden düşmektir.»

Malî projejler tasvib edildi

Paris 13 (a.a.) — Kabinenin dün saat

15 te Başvekil Daladier’nin riyasetinde

akdettiği içtima saat 17,50 de nihayet

bulmuştur.

Kabine saat 18 de, bu sefer Reisicum­

hur Löbrün’ün başkanlığında ikinci bir

toplantı daha yapmış ve Paul Rey -

naud’un teklif ettiği kararname proje­

lerinin hepsini tasvib etmiştir.

Kararnamelerin izahnameleri

Paris 13 (a.a.) — Maliye Nezareti öğ­

leye doğru kararnamelerle tesbit edil­

miş olan kalkınma plânını tahlil eden

bir izahname neşredecektir.

Kararanamelerin metni resmî gazete

ile intişar edecektir.

Eden yeni bir

fırka mı kuruyor ?

Ingilterede yeni intihab-

dan da bahsolunuyor

Londra 13 (a .a .) — Gazeteler, mü­ temadiyen Eden’e atfedilen niyet ve ta­ savvurlardan bahsetmektedirler.

D aily Telegraph, şu suali soruyor: Eden, acaba yeni bir parti mi kuracak?

Diğer bazı gazeteler, yeni partinin - te­ şekkül ettiği takdirde - sosyalistlerin sağ cenahile muhafazakârların ve liberallerin sol cenahını ihtiva edeceğini yazmakta - diri ar.

D aily Exprès, eski Hariciye Nazırının kendi intihab dairesinde bugün irad ede­ ceği nutukta bu babdaki fikrini izah ede­ ceğini tahmin »etmektedir.

D aily Telegraph, diyor ki:

Eden’in siyasî dostları mumaileyhin yeni bir parti kurmasına muterizdirler.

News Chronicle gazetesine göre, yeni intihabat yapılması derpiş edilmekte ve hatta bazıları bu intihabatın pek yakında yapılacağını söylemektedir.

İspanyada vaziyet

V alans 13 (a .a .) — Kartajen ve merkez mıntakası filosunun kumandanı, cumhuriyetçi İspanyaya Niyork’tan y i - yecek getiren Amerikan bandıralı Erica R eed ismindeki yük vapurunun torpil - lendiğine dair malûmatı olmadığını bil - dirmiştir.

Franko, muhariblik hakkında ısrar

ediyor

Londra 13 (a .a .) — Sunday Times gazetesinin diplomatik muharririnin bil - dirdiğine göre Franko, kendisine muha - riblik hakkının verilmesini tekrar ısrarla istemiştir.

M uharrir şunları ilâve etmektedir: «B u talebler is’af edilmedikçe Franko ecnebi gönüllülerin tahliyesine dair olan ademi müdahale komitesinin plânım mü­ zakere etmekten imtina edecektir.

Gönüllüler meselesi

Londra 13 (a .a .) — Gönüllülerin ge­ ri çekilmesi meselesi hakkında Frankist İspanya hükümeti erkânile görüşmeler yapmış

ol

an ademi müdahale komitesi sekreteri Hemming, Londraya dönmüş - tür. Kendisi, görüşmelerine devam etmek üzere yarın İspanyaya avdet edecektir.

İspanyadan çekilen Fransız

gönüllüleri

Paris 13 (a .a .) — İspanyada eskiden «L a M arseillaise» ismi verilen livada çarpışmış olan ilk Fransız gönüllülerini Parise getiren tren saat 9,30 da Auster­ litz istasyonuna vâsıl olmuştur.

Hatay heyeti Antakyaya

vardı

A ntakya 13 (a .a .) — Cumhuriyetin 15 inci yıldönümü şenliklerinde bulunmak üzere A nkaraya ve müteakiben İstanbu- la gitmiş olan M illet Meclisi Reisi Ab- dülgani Türkmenin başkanlığındaki meb­ uslar heyeti H ataya dönmüştür. İsken - derun garında merasimle karşılanan heyet azalan şerefine Halkevinde bir çay ziya­ feti verilmiştir. Heyet azalan gece şehri­ mize gelmişlerdir.

İzmir borsasında

İzmir 13 (a .a .) — Bu hafta borsada dokuz kuruştan on sekiz kuruşa kadar yirmi bin dokuz yüz yirmi iki çuval üzüm ve yedi kuruş on paradan on sekiz kuru­ şa kadar beş bin altı yüz seksen beş çu­ val incir satılmıştır.

Paris Süikasdinden sonra

Alman Yahudileri için

verilen yeni kararlar

Yahudiler, ticaret,

komisyonculuk,

esnaflık

yapamıyacaklar, tiyatro, sinema, kazino ve

diğer eğlence yerlerine giremiyecekler

Berlin 12 (a .a .) — Yahudi mesele - sinin halli için bugün Göring’in riyaseti altında bir toplantı yapılmıştır.

Neşrolunan emirnameler mucibince, Yahudiler toptan, perakende ticaret, ko­ misyonculuk ve müstakil olarak esnaflık yapamıyacaklardır.

Keza, Yahudiler bir müesseseye sahib olamıyacakları gibi müesseselerin başında da bulunamıyacaklardır.

Halkın galeyanı neticesinde yapılan tahribatı gene Yahudiler tamir edecek - lerdir.

Yahudilere aid sigorta bedelleri hazi­ ne lehine müsadere olunacaktır.

Göbbels Yahudilere tiyatro, sinema, kazino ve sair eğlence yerlerine girmeyi yasak etmiştir.

Yahudilerin emvalinin yüzde otuzu

alınıyor

Berlin 12 (a .a .) — Havas bildiriyor: Alman Yahudilerinin heyeti umumi - yesinden kesilen cizye, bunların umumî servetlerinin yüzde on beşini teşkil etmek­ tedir.

Diğer taraftan, halkın infiali neticesin­ de vukua gelen zarar ve ziyanın Yahudi mal sahihlerine tazmini için dahi gene Yahudiler bir m ilyar mark vereceklerdir.

Bu suretle, Alman Yahudilerinin umu­ mî servetlerinin yüzde 15 ilâ 30 u hükû - met tarafından alınacaktır.

1-1-939 tarihinden itibaren Yahudiler ti­ caret yapmaktan menedilmektedir.

Amerikada hassasiyet

Vaşington 13 (a .a .) — Havas ajan­ sının muhabiri bildiriyor:

Hull, Alm anya sefirini H ariciye Ne­ zaretine davet ederek kendisile 15 dakika kadar görüşmüştür, iy i haber alan mah­ fillere göre H ull, Yahudiler aleyhinde alınan tedbirlerin Amerikada doğurduğu endişeden bahsetmiştir.

Bununla beraber ayni mahfiller, bu meselenin münhasıran dahilî mahiyette olması dolayısile Amerika tarafından bir protestoda bulunulmasına imkân olmadı­ ğını ilâve eylemektedirler.

İşten çıkarılan Yahudiler

Roma 13 (a .a .) — Triyeste’de iki si­ gorta şirketinin 77 Yahudiyi işten çıkar­ dığı haber verilmektedir.

Amerikanın Almanya ile diploma­

tik münasebetini kesmesi istendi

Vaşington 13 (a .a .) — Alm anyada Yahudiler aleyhinde bazı tedbirler alın­ ması üzerine demokrat âyan azasından King, Amerikanın Alm anya ile diploma­ tik münasebetlerinin kesilmesini teklif et­ miştir.

Suikasd kurbanının ceaze merasimi

Paris 12 (a .a .) — Von Rath’ın ce­ naze merasimi bugün burada Alman kili­ sesinde yapılmıştır. Merasimde Fransa namına H ariciye Nazırı Bonnet hazır bulunmuştur.

Fransız gazetelerinin neşriyatı

Paris 13 (a .a .) — «Ju rn al» gazete­ sinde Saint-Briee yazıyor:

«Y ahudilik aleyhindeki hareketler ip- tilâ derecesini bulan tipik kaporalizm

vak’ası maiyetini almıştır.

Bu «gazepli töyton buhranı» ile Hit- ler tarafından çizilen şairane tablo ara­ sında ne büyük bir fark v a r... Kirpi bü­ zülüp top haline gelmekle iktifa etmiyor, hücum ediyor. Onun dikenleri altına dü­ şecek olanların vay haline... Silâhlanma hususunda kaybedilen zamanı telâfi et­ meğe çalıştıklarından dolayı tenkid edi - lenler için bu ne büyük bir derstir. M ane­ vî silâhsızlanmanın maddî silâhsızlan - mağa takaddüm etmesi lâzım geleceğini hatırlatmakla, Hitler esasen onlara en iyi delili göstermiş oluyor. Mütemadiyen yeni taleblerde bulunmak suretile mane­ vî silâhsızlanma kolaylaştırılamaz.»

«P etit Parisien» gazetesi, H itler’in nutuklarında müstemleke istemesine rağ­ men Alman hükümetinin bu mesele hak­ kında resmen Fransız hükümetine müra­ caat etmemiş olduğunu kaydettikten son­ ra diyor ki:

«Müstemleke meselesini müzakere et­ meği teklif etmek Almanyanm müstem - leke ihtiraslarını uyandırmaktan başka bir işe yaram az.»

Oeuvre gazetesinde M adam Tabouis, şöyle diyor:

«Londraya son günlerde Amerikadan gelen haberlerden istihraç edildiğine gö­ re Ruzvelt yarın H itler’e Yahudiler a - leyhindeki kararnameleri tatbik ettiği takdirde Amerikanın mükabelei bilmisil tedbirleri alacağını bildirecektir. R uz - velt, söylendiğine göre âmme işlerinde kullanılan birçok Am erikalı Almanı iş­ lerinden çıkararak bunların yerlerini A l- manyadan gelen Yahudilere verecektir.»

Yugoslavya Ana Kraliçesi

bir ameliyat geçirdi

Belgrad 13 (a.a.) — Yugoslavya Kra­

liçesi Marie’nin 12 sonteşrin tarihli sıh­

hat bülteninde Kraliçenin geceyi iyi

geçirdiği kaydedilmektedir. Ameliyat

yapılan kısımlardaki ağrılar hafifle -

miştir.

Ameliyat dolayısile Kraliçe daha bü­

yük bir yorgunluk hissetmektedir. U-

mumî vaziyet memnuniyeti mucibdir.

Bosna Sarayda açılan sergi

Belgrad 13 (a.a.) — Saray Bosnada a-

çılan ve Stoyadinoviç hükümetinin üç

senelik faaliyeti ismi verilen sergiyi

son günler zarfında birçok ziyaretçiler

ve bilhassa müslümanlar ziyaret et­

miştir.

Bosna ve Hersekten gelen birçok he­

yetler sergiye karşı büyük bir alâka

göstermektedirler.

Htaya gönderilen buğdaylar

A ntakya 13 (a .a .) — H atay Beledi­ yeleri namına ana vatandan ilk parti o- larak bir vagon buğday gelmiştir. İhtiyaç nispetinde daha gelecektir. Bu buğdayı halka satacaklardır.

Hatay - Suriye hududunun

tahdidi

A ntakya 13 (a .a .) — H atay - Suriye hududlarını tahdid edecek olan Türk - Fransız muhtelit askerî heyeti Kırıkhan- da çalışmalarına başlamıştır.

Romanya Kralının

Londra seyahati

Londrada mühim siyasî

görüşmeler olacak

Londra 13 (a .a .) — Sunday Dis - pateh gazetesi, Romanya Kralının Lon­ dra’yı ziyaretinin bilhassa îngilterenin, A lm anya ve İtalya ile bir sükûnet politi­ kası takib etmekle beraber Balkanlardaki nüfuzunu idame etmek hususundaki kara- rile izah edilebileceğini yazmaktadır.

Bu gazete şunları ilâve etmektedir: «K ral Karol bir yarım Alman olmakla beraber Almanyanm Balkanlara savleti karşısında memleketinin siyasî istiklâlini muhafaza etmeğe ve Romanyanın tabiî servetini inkişaf ettirmeğe azmetmiş bu­ lunmaktadır. Bunun için de îngilterenin dostluğuna ve parasına ihtiyacı vardır. Romanyanın inkişafına tahsis edilecek o- lan 15 milyon liralık krediye aid son te - ferruat Londra’da tespit edilecektir. Bu para ile Romanya, İngiliz alât ve edevatı ve sınaî mamulâtı satın alacaktır. İngiliz ve Rumen petrol firmaları arasındaki ihti­ lâfın halledilmesi için de bazı tedbirler a- lmacaktır.

K ral Karol’un İngiliz dostluğunu tar- sin etmek hususundaki arzusu malûm ol - duğundan geçende Kral ile Yugoslavya Naibi Prens Pol arasında yapılan gö - rüşmeler hususî bir mana iktisab etmekte­ dir. Filhakika Prens Pol, zahiren hususî bir ziyarette bulunmak üzere sonteşrin ayı içinde Londra’y a gidecektir,

ölen meb’uslarımız hskkın-

daki tezkereler

A nkara 13 (T elefonla) — Büyük M illet Meclisinin yarınki toplantısında A ntalya meb’usu C elâl, Burdur meb’usu M ustafa Şeref ve İzmir meb’usu General Kâzımın ölümlerine dair Başvekâlet tez' kereleri okunacaktır.

Balkan Antantı ihracat

enstitüsü

Belgrad 13 (a.a.) — Balkan Antantı

ihracat enstitügerinin konferansı hak­

kında Privred Pregled gazetesi şöyle

yazmaktadır:

«Geçen ayın sonunda Balkan Antan­

tı devletlerinin ihracat enstitülerinin

mümessilleri Atinada toplanmışlardı.

Toplantıda Yugoslavya, Romanya,

Türkiye ve Yunanistan mümessilleri

hazır bulunuyordu. Bu konferans bu

enstitülere siyasî ve ticarî sahada iş bir­

liği yapmak imkânını vermiştir.»

Kıbrıs Rumları hakkında

bir karar

Atina 13 (a .a .) — İngiltere hüküme­ ti, Kıbrıs adasındaki Rum ahalinin bilâ­ hare yapılacak iş’ara kadar nahiye inti - habatı yapmalarını menetmiştir.

Almanya - Mançuri

münasebatı

Hsinking 12 (a.a.) — Yeni Alman

sefiri, İmparatora itimadnamesini tak­

dim ettiği sırada bir hitabe irad ederek

hususî vazifesinin Almanya ile Man -

çukoyu yekdiğerine bağlıyan dostane

münasebetleri takviye ve bilhassa iki

memleket arasındaki İktisadî münase -

betleri tarsin etmek olduğunu söyle -

miştir.

İmparator, bu hitabeye cevaben, Man­

çuri hükümetinin Almanyanm bu kal­

kınma tasavvurlarını teshil etmek için

yapacağı her şeye amade olduğunu be­

yan etmiştir.

İsvıçrede yeni kanunlar

neşredilecek

Bern 13 (a .a .) — Bazı fesadcı un­ surların tahrikâtı ve matbuat hürriyetinin suiistimali hakkmdaki bir istizaha millî mecliste cevab veren İsviçre federasyonu reisi Baumann, yakında devletin hima - yesini temine matuf bir takım kanunlar neşredileceğim bildirmiştir.

çını, dolambaçlı yolları benim ka­ dar, belki benden daha iyi biliyormuş gibi ustalıkla kaçıyordu. O önde, ben arkada bütün o basık tavanlı yerlerden geçtik, merdivenleri tırmandık. En sonunda, bir banyo odasına girerken yakaladım. Kim olsa beğenirsiniz?.. Bulunuz bakayım ?.. Bulamazsınız, hiç aklınıza gelmiyecek birisi... — Kim?., — N uri?.. — Kamarot mu?.. — Evet. — Demek, o imiş?.. — Kim?.. — Adnan... ■ Nakleden: V

KEMAL RAGIB

Fehmi, gülmeğe başladı:

— Yok, a canım!.. Z avallı adam y a ­ kalandığı zaman bayılacak gibiydi. Kor - kudan dili dolaşıyor, ne olup ne bittiğini bir türlü anlatamıyordu. Ellerime kapan­ dı. Bir kötülük düşünmediğini, belki bi­ ze yardımı olur, diye arkamız sıra geldi ğini söylüyordu. İlkönce inanmak iste medim. Bizim buraya geleceğimizi nen den bilecek, dedim. Siz söylemiş olmıy: smız, diye düşündüm. Önüme kattım. B de sizin önünüzde sorguya çekmek isti yordum.

— Ben hiçbir şey söylemedim. Her - keşten saklı kalsın, diye size bile rica eden benim!..

— Sonra oraya, ölünün bulunduğu

bölmenin önüne gelir gelmez, neye uğra­ dığımı gözönüne getiriniz!.. H aniya, siz karanlıkta yalnız kalınca nekadar kork - muşsunuz, sonra elinize bir yabancı elin yapıştığını duyunca nasıl baygınlık geçir­ mişsiniz, ben de bölmenin kapısını kapalı, hem de içeriden kilidli bulunca deli gibi oldum. Bağırdım. Hiç ses vermiyordu - nuz. O dakikada aklıma neler geldi, gö­ zümün önünden neler geçti, düşününüz bir kere... Kulağımı kapıya dayadım. İl­ könce, hiçbir gürültü duyulmuyordu. Sonra bir tıkırdı oldu. Bir daha seslen - dim. Gene cevab vermediğinizi görünce kapıyı tekmelemeğe başladım. Açmazsan kırarım, diye bağırdım. Deli gibi, oldu­ ğum yerde çırpınıyordum. V akit geçi - vor!.. Siz neredesiniz, içeride misiniz, Yanınızda başka kim var, kapıyı kim ürmeledi, hiçbirini bilmiyorum. Saniyeler eçtikçe, sizi kurtarmak ümidi de büsbü- in ortadan kalkacak, sandım. N uriye: ;y ü k le n !!..» diye bağırdım. İkimiz bir­ den bölmenin kapısına dayandık. Belki i- kimiz, yalnız başımıza gene kıramıyacak- tık. Fakat içeriden bir ses geldi; boğuk, yabancı bir ses... Kimin sesi, ilkönce ta­ nıyamadım. Y avaş yavaş kapı açıldı. İçe­ risi karanlık, görünmüyor... Elektrik fe­

nerini çevirdim, bir elimde de rüvelver... Karşımda bir adam, kucağında bir kadın.. Saçlarınız darmadağın, başınız düşük, kollarınız, bacaklarınız sarkıyor; ölü mü­ sünüz, baygın mısınız, belli değil!..

— Y a o adam k im ?...

— İşte onu sormayınız!.. Hiç aklı­ nıza gelmiyecek b irisi!... Şükrü P a ş a !...

— Adnan o m uym uş?...

— Arkasında, göğsü bağrı açık bir g e c e lik !!... Sizi yere düşürmemek için iki büklüm olmuş, güçlükle ayakta dura­ biliyor. Sizin ağırlığınızdan mı, yoksa kor­ kudan mı, dizleri titriyor... Onu öylece görseydiniz, birbiri arkasından iki cana birden kıyan bir canavar olmadığını siz de an lard ın ız!...

— Benim elimi tutan o muymuş?..

— O ...

— Orada ne işi varmış, ne diye o böl­ meye girm iş?... Vapurun en alt katın­ daki bölmenin içinde, bir yanımda ölü, bir yanımda da yüzünü görmediğim bir adam... Kapı kilidli, ortalık karanlık!.. Benim yerimde başkası da olsa bayılamk değil, belki yüreğine in erd i!...

Fehmi, kamarotla beraber beni nasıl oradan çıkarıp kamarama getirdiklerini de anlattı. Sıra Şükrü Paşanın nasıl olup

da orada bulunduğuna geldi. Tam o ara­ lık kapı vuruldu. İçeriye Şükrü P aşa gir­ di. Rengi sapsarı, omuzları düşük, göz­ leri sönük... Dün gecedenberi on sene daha ih tiyarlam ış!...

Fehmi, onu görünce:

— İyi ki geldiniz, dedi. Biz de sizi k uşuyorduk. Muhteşem Hanım, sizin nasıl olup da oraya geldiğinizi merak et­ miş, bana soruyordu. Siz, kendiniz anla­ tınız, daha iy i...

Paşanın yüzü hiç gülmüyor... Üzün - tülü bir bakışla beni süzdü:

— Nasıl oldunuz?.. Diye sordu.

— Çok iyiyim, dedim. Yalnız dün ge­ ce olup bitenlerin sonunu merak ediyo - rum. Nasıl oldu da ölünün bulunduğu bölmenin içine saklandınız?.. İlkönce e- Icktrik fenerile baktım, kimseyi göreme­ dim. Demek ki bir yere saklanmışsınız. Neden?.. Ne isiniz vardı, ne arıyordu - nuz?.. Karanlıkta elime sizin sarıldığını­ zı ne bileyim?.. Ben de ölü hortladı, san­ dım.

Şükrü Paşanın kaşları çatılmış, hiç durmadan ellerini uğuşturuyor:

— Komisere anlattım, dedi. Mademki merak ediyorsunuz, size de söyliyeyim.

Dündenberi bana çok soğuk davranıyor-! sunuz!.. Bunu size de söyledim ya, çok üzülüyordum. Bir yandan, acaba sizi in-! çittim mi, diye... Bir yandan da bugün <« lerde gizliden gizliye, kendi başınıza ne-! ler yapıyorsunuz, onu merak ediyordum. Siz yaşta bir gene kız, tek başına bir yol-! culuk yaparken biraz ayağını denk al * m a lı!;.. Hem, bizimki öyle bir yolculuk ki... İlk günündenberi zehirlenenler, deni­ ze atılanlar, imzasız mektublar, hiçbiri * nin ardı, arası kesilmiyor. Bu gürültünün ortasında, sizin de başınıza bir kaza gel­ mesin, diye korkuyorum. Şimdiye kadar söylememiştim amma, kamarot Nuriyi ben eskidenberi tanırım. Askerliğini benim y a­ nımda yaptı. Ona tenbih ettim, size göz kul k olmasını söyledim. Bugünlerde pek tuhaf bir telâş içinde olduğunuzu o da anlamış. Onu çağırtmışsınız, kamaramın önünde dolaşan birini gördün mü, diye sormuşsunuz. Bir adam, kamaranızın ka­ pısını karıştırmış, içeriye bir mektub mu atmış, pek iyi anlıyamamış amma böyle birşey olmuş işte... Sonra, sık sık kaptanın yanma çıktığınızı, uzun uzun konuştuğu­ nuzu geldi, bana söyledi. Artık ne görsfl. ne duysa hepsini anlatıyordu.

Referanslar

Benzer Belgeler

Nano teknoloji alan›ndaki geliflme- ler, içinde bulundu¤umuz ça¤›n yeni hedefini belirledi: Araflt›rmac›lar art›k daha küçük olan üzerinde, daha çok

oyuncusu Mehmet Karaca’mn eşi, müzisyen Cem Karaca’nın annesi olan Toto Karaca 80 ya­ şındaydı.. Hastane yetkililerinin yaptığı açıklamaya göre, 21 temmuz

Hekim tarafından antiembolik çorap giydirilme istemi verildiğinde hemşirelerin hastalarını çorapların giydirilmesi için uygun hasta olup olmadığı konusunda değerlendirme,

anlaşamayacağımızı, daha doğrusu beni -ve daha pek çok kişiyi- anlayamayacağım düşündüğüm, ama zamanla onu yaşlı ve dalgın görenlerin tavır ve sözlerini,

Er­ tuğrul bu mektupla birlikte, Fransız Devlet Başkanına, daha önce kendisine verilmiş olan Fransız nişanını iade etmektedir.. Neden

Bu çalışmamızda çevresel şartlardan olan hidrotermal ortamın, farklı fiber dizilimlerine sahip tek tesirli bindirme bağlantılı kompozit numunelerin hasar

‘Tombul’ çeşidinde farklı rakımların ve yöneylerin verim ve kalite özelliklerine etkisinin araştırıldığı bir çalışmada sağlam meyve oranı, her ne