~
rr-Varlığımızı, istiklâlimizi
kurtaran bütün ef’al ve ha
rekât,
milletin
müşterek
fikrinin, arzusunun, azminin
yüksek tecelliyatından başka
bir şey değildir.
r
K. ATATÜRK
Cumhuri
Onbesinci vıl cavı
•
roio i s t a n b u b —• c a g a l o g l us ] Telgraf ve mektub adresi: Cumhuriyet. İstanbul - Posta kutusu: İstanbul No 248 Telefon: Başmuharrir ve evi: 22366. Tahrir heyeti; 24298, İdare ve matbaa kısmı 24299
Gençliğin Muazza
Dün Taksim meydanında, A tatürk abidesinin etrafında toplanan on binlerce
' _ ~s.— — . ... • - ' ~— ■
%,,,
ı/ ıın e n egencin
Un binlerce gen e, Atatürk abidesi
önünde ebedî Şefin hatırasını
Söylenen heyecanlı hitabeler, hıçkırık ve göz
yaşları arasında dinlendi, gençler rejim e sadık
kalacaklarına bir kere daha and içtiler
Muazzam toplantıda meydanın bir başka görünüşü
Üniversitenin çelengi Türk gençliği, dün, bir kere daha, U lu Atasının muazzez hatırasını yadet- inek için Taksimdeki Atatürk abidesi ö- nünde muazzam ve hazin bir toplantı yapmıştır.
Merasim, saat tam on birde başlıya - çaktı. Bunu bilen gençlik kütleleri, sa - bahın daha çok erken saatlerinden itiba ren akın akın Taksime çıkmağa başla - mıştı. H er yer mahşerî bir kalabalık
ar-abideye götürülüyor
zediyordu. Bütün vesaiti nakliye, onbin- lerce Türk gencini Taksime ulaştırmak için seferber edildiği halde gene ihtiyacı karşılıyamıyordu. Taksimdeki abide Ü- niversite, Yüksek Ticaret ve İktısad mektebi namına getirilen büyük ve güzel çelenklerle süslenmişti. Çelenklerden ma ada, üzerinde şu ibare bulunan bir lev ha abidenin önüne kondu$
İstanbul Atatürk üniversitesi
Dünya ağlasın...
Yarattığı tarihe adımız böyle
yazılsın.
Merasim tam saat 1 1 de, meydan dolduran onbinlerce kişinin hep bir ağız' dan söylediği İstiklâl marşile başlandı Müteakiben, Atatürkün manevî huzurun da bir dakika sükût edildi. Bundan son ra hazırlanan kürsüye, Üniversite Ede • biyat Fakültesi talebesinden Abdülkadiı
CUMHURİYET 14 İkincitcşrin 1038
{
Şehir ve Memleket Haberleri
İzmir limanından bu
sene yapılan ihracat
Ege mahsullerinin yabancı memleketlere yapılan
ihracatı büyük memnuniyet uyandırmaktadır
İzmir limanında ihracat faaliyeti
Yeni kurulacak
istimlâk bürosu
Şehirde başlamış olan
imar hareketleri
genişletilecek
Eminönü meydanının açılması için
istimlâk edilen binalardan Balıkpazarı
tarafmdakiler kamilen yıkılmış ve dün
pazar olmasına rağmen amele çalışarak
bu parçanın molozlarını kaldırmıştır.
Bu suretle Yenicamiin bu kısmı bir a-
sırdanberi ilk defa açılmış ve bir bakış
ta görünür bir hale gelmiştir.
İstimlâk bürosu kurulacak
İstanbul Belediyesi, başlamış olan
imar hareketleri dolayısile bundan son
ra bilhassa genişletilmesi kararlaştırı
lan istimlâk işinin daha ziyade sürat
veintizamla yapılabilmesi için bir imar
bürosu kurulmasını Dahiliye Vekâleti
ne teklif etmişti. Dahiliye Vekâleti bu
büronun kurulmasını tasvib etmiştir.
Yeni istimlâk bürosunun ilk meşgul
olacağı iş, Atatürk köprüsünün iki ba
şında, Unkapanı ve Azabkapı meydan
larının açılması ve bunun temadisi olan
Atatürk bülvarının yapılması için lâ -
zım gelen istimlâkler olacaktır.
Gayrisafî irad
üzerinden vergi
Mükelleflerin iştigal
ettikleri işler tesbit
olunacak
Gayrisafi irad üzerinden kazanç ver * gisine tâbi mükelleflerin, muhtelif vilâ - yet ve kazalarda m ahallî ticaret odaları ve belediyelerce tayin olunan vergi nis - betlerinin İktısad ve M aliye Vekâletleri tarafından birleştirilmesi ve bu suretle birleştirilen nisbetlerin resmî gazete ile ilânını takib eden malî yıldan itibaren memleketin her tarafında tatbiki icab et mektedir. M aliye Vekâleti, İktısad Ve- kâletile müştereken tesbit edeceği nisbet- ler için ilk hazırlıklara başlamıştır.
Gayrisafi irad üzerinden vergi veren mükelleflerden iştigal nevileri kazanç ver gisi karununda gösterilmemiş olanların iş- :igai nevileri ve vergi nisbetleri ticaret adalarının ve ticaret odası bulunmıyan yerlerde belediyelerin mütaleası alınarak ¡imdiye kadar olduğu gibi vergilerinin arhına devam olunmamakla beraber bun- arm iştigal nevileri ve tatbik edilen nis - jetleri bir cetvel halinde M aliye Vekâle- ine gönderilecektir.
Ticaret odalarının veya belediyeleri - lin mütalealan istişarî mahiyette olacak - ır. V aridat idarelerince bu mütalealar ılındıktan sonra muvafık görülmezse re sen nisbet tayin ve tatbik olunacak ve bu ahvalde ticaret odasının mütaleasmda gösterilen nisbet yollanılacak cetvelin ayrı bir sütununda işaret olunacaktır ve bu nisbetin yanında resen tayin ve tatbik olu- nan nisbetler de gösterilecektir.
M ahallî tabirlerle ifade edilen iştigal nevileri cetvelin ayrı bir sütununda iştigal sahihlerinin ne gibi işler yaptığı sarih şe - kilde gösterilecektir. M aliye Vekâleti bu cetvellerin iki ay içinde muhakkak ha zırlanarak gönderilmesini varidat idarele rinden istemiştir.
m ü t e f e r r ik
Fethi Okyar şehrimizde
Bir müddettenberi Ankarada bulu -
nan Londra büyük elçimiz Fethi Okyar
dün Ankaradan şehrimize gelmiş ve
dün akşamki ekspresle Londraya mü -
teveccihen hareket etmiştir.
DENİZ t$LERt
İstanbul - Mudanya vapur se
ferlerinde kış tarifesi
İstanbul - Mudanya arası vapur se -
ferlerinde kış tarifesinin tatbikma dün
den itibaren başlanmıştır. Dün sabah
Mudanyaya limanımızdan vapur saat
dokuzda kalkmıştır. Bundan sonra da
her sabah saat dokuzda hareket ede -
çektir.
İzmir, (H ususî) — İzmir limanının mevsim faaliyeti hararetini kaybetmemiştir. Bu yıl Ege mahsullerinin yabancı ülkele re yapılan ihracatı büyük bir memnuniyet uyandırmaktadır. Üzüm, incir mahsulünün satış ve ihracatı geçen yıllara nazaran da ha büyük ve sevindirici rakamlar vermek tedir. Alm anya piyasasının müsaid oluşu bu neticeyi doğurmuştur, denilebilir. Çün kü Alm anyaya yaptığımız ihracat diğer memleketlere yapılan ihracatın çok fevkin- dedir.
B elli başlı mahsullerin satış ve ihracına aid elde ettiğim son rakamları veriyorum:
Mevsim başlangıcı 25 Ağustosdan 31 ilkteşrin akşamına kadar Borsada satılan üzüm miktarı 526212 çuval ve 655 torba dır. Halbuki geçen sene 19 ağustostan 31 ilkteşrin akşamına kadar 123938 çuval ve 192 torba satılmıştı. A radaki fark yarıdan çok fazladır.
Mevsim başlangıcından ayni tarihe ka dar yapılan ihracat ise 43,799/3 tondur. Geçen sene ayni tarihteki ihracat 10,283.6 tondu.
Gerçi geçen sene mahsul azdı, fakat bu azlığa rağmen satış ve ihracat ağır gitmiş- ti.
Bu yılın rekoltesi malûm olduğu üzere, 73 bin tondur. Yukarıda verdiğim satış ve ihracat rakamlarına bakarsak, mahsulün büyük bir kısmının elden çıktığı anlaşılmış olur.
A lm anyayı en çok çeken ülke olarak i- şaret etmiştim. Bu müddet zarfında aldığı üzüm miktarı 30,534/8 tondur. Demek ki, yapılan ihracatın yandan çok fazlası A l- manyaya aiddir. Bir yıl evvel ayni tarih te 1,449/6 ton üzüm almıştı.
Borsa fiatlarında geçen yıla nazaran bu yıl bir düşüklük olduğunu evvelce bildir miştim. Son yapılan satışlardan elde edilen rakamlara göre, Borsa fiatlarında bir haf ta evvelki fiatlara göre her numarada bir kuruş bir yükseklik görülmektedir.
Bu da gösteriyor ki, taleb fazladır, ha reketini kaybetmemiştir, rekolte kolaylıkla elden çıkmaktadır.
İncir
İncir için de pek az bir farkla ayni mü- talea ileri sürülebilir:
Üzüm satışlarında gösterilen tarih için de Borsada 125,761 çuval incir ve 6705 çuval da hurda satılmıştır. Geçen sene ayni taihte 100,803 çuval incir 1746 çuval da hurda satılmıştı.
İhracat 22,911/4 tondur. Geçen yılın
ihracatı 16.348/6 tondur.
İncir ihracatımızda da Alm anya başta gelen alıcıdır.
İncir rekoltesi 34 bin tondur. Görülü yor ki incir mahsulünün de yarıdan fazla sı elden çıkmıştır.
Pamuk
ihracat maddelerimiz arasında bu yıl pamuk mahsulünü de bilhassa zikretmek icab eder. 1938 rekoltesi 16 bin tondur. Geçen seneki rekolte 10bin tondu. Bu sene ki rekoltenin yüzde seksenini akala nevi teşkil etmektedir, ki bu cins çok makbul ol duğundan o nispette rağbet görmektedir. Birinciteşrin ayında İzmir limanından muh telif yabancı ülkelere yapılan pamuk ih racatı 1,353/9 ton tutmuştur.
Geçen yıl bu ay içinde yapılan ihracat 284/6 ton idi. Bu sene bilhassa Roman ya fazla pamuk almıştır. Pamuk Hatların da geçen aya nazaran bariz bir yükselme görülmektedir. 1 - 2 kuruş bir tereffü kay dedilmiştir.
Palamud
Geçen ay palamut ihracatı da fazla ol muştur. A yın ihracatı 2,053/1 tondur. G çen sene ayni ay içindeki ihracat 1,438 bi tondu.
Zaytinyağ t
Zeytinyağı ihracatımızda da fazlalı vardır. Geçen ayın ihracatı 317/3 ton tu muştur. Geçen yılın ihracatı 74 bin toı dur. Zeytinyağı rekoltesi 18 - 19 bin tor dur. Bu yıl mahsul yılı değildir. Geçen se ne mahsul yılı olduğundan rekolte 30 bi tondur.
Tütün mahsulünün bu seneki istihsal dı rumunu ve satış tahminlerini daha evvel bil dirmiştim.
Tütün piyasasının açılma tarihi 14 ikin citeşrin olarak resmen tespit ve kabul edil miştir. Bu tarihe kadar bütün müstahsi mahsulünü denk haline getirerek satışa ha zır bir vaziyette bulunduracaktır. Bu su retle, müstahsille alıcı kumpanyalar ara smdaki ihtilâf da kalkmıştır.
Evvelce de bildirdiğim gibi bu seneki re kolte az olduğundan ve mahsul de nefîs ye tiştiğinden kolaylıkla ve iyi fiatlarla elden çıkması ümidi büyüktür.
Fazla taleb karşısında geçen seneki mah sulün elde kalanının da satılacağı anlaşıl maktadır.
Diğer mahsullerimizin geçen ay içindeki ihracatı geçen yılların çok üstündedir. U- mumî ihraç vaziyeti sevindiricidir.
^ Manisa Kız Enstitüsünün faydalı çalışm aları^
Manisa (Hususî) — Geçen yıl açılan
ve bölgemize verimli bir varlık yara -
tan şehrimiz Kız Enstitüsü bu yıl ilk
okuldan çıkan kız talebelerin birçoğu -
nu yuvası içine toplamağa muvaffak ol
muştur.
Şehrin en mutena yeri, Atatürk as -
falt bulvarı üzerinde modern bir bina
ya sahib olan bu kültür yuvasında ay -
ni zamanda Akşam San’at okulu da hali
faaliyettedir. Bu kısımda da birçok kız
larımız ve aile kadınları san’at öğren
-mekte ve bilgilerini artırmaktadırlar.
Biçki, dikiş, nakış, şapka, eldiven, çan
ta ve çiçekçilik ve sair san’atlar, müte
hassıs öğretmenler tarafından gösteril
mektedir.
938 İzmir enternasyonal fuarının Ma
nisa paviyonunda kız enstitüsünün teş
hir ettiği ince işler bir yıllık muvaffa -
kiyetli çalışmaların meydana getirdiği
eserler ziyaretçiler tarafından takdirle
karşılanmıştır.
Siyasî icmal
Füistin parçalanmıyacak
B ngiliz siyasetinin kudreti, zor kar
şısında kaldığı zaman akıntıya kü-
U rek çekmeyip İmparatorluğunun
menafiini başka bir yolda korumak su-
retile ahvalin icabatma uymasmdadır.
Irakı cebir ve kuvvetle elde tutamıya-
cağını anladığı zaman Hindistanm dış
kapısı olan bu memleketi, mutlak su -
rette istiklâl vererek tatmin etmiş ve
ayni zamanda kendisine müttefik yapa
rak Hindistam korumak gayesini temin
etmişti.
İngilterenin Iraka mutlak surette is
tiklâli verdiğini kaydetmekten maksad,
Irakta hatırı sayılır derecede ve hat -
ta her biri yarım milyon ve çeyrek mil
yon tutan Irkî ve mezhebi ekalliyetlere
dair tek bir şart koymamış olduğunu
anlatmaktır. Bu suretle Hakârideki yer
lerinden oynatılan ve Umumî Harbin so
nuna kadar İngiliz ordusuna muavinlik
yapan ve Iraka istiklâl verilinciye ka -
dar buradaki İngiliz askerî hâkimiye -
tinin daima piştarı bulunan ve bugün
bile Iraktaki İngiliz hava üslerinin yer
deki başlıca bekçiliğini yapan Asurileri
feda etmekten çekinmemiştir.
Şimdi de İngiltere, Filistinde ayni si
yaseti kullanmaktadır. Umumî Harbde
cihanşümul sermaye ve servetile, silâ -
hile ve adamile kendisine en büyük yar
dımlarda bulunan dünya Yahudilerine
ahden yapmış olduğu vaidi yerine ge
tirmek üzere Filistinde Yahud'lere bîr
millî yurd tesisine çalışmıştı. Bu yurd-
dan maksad, Yahudilerin nazarında
kendilerine mintarafillâh mev’ud Arzı
Mukaddes olan Filistini dünya Yahudi
lerine ve cihanı elinde tutan büyük Ya
hudi sermayesine vatan ve istismar sa
hası yapmaktı.
İngiltere, Filistini Yahudi muhacir -
leri ve sermayesi dolduğu zaman bun
dan yerli Arablarm da zenginleşeceğini
ve refah bulacağını ve binaenaleyh ses
çıkarmıyacaklarını tahmin etmişti. Lâ
kin bütün Arab âlemi uyandığı gibi Fi
listin Arabları da Yahudi muhacereti
devam ettiği takdirde sermayedar ol -
malarından dolayı Arablarm elinde yer
ve Yurd kalmadıktan başka kendileri
(parya) ve fakir bir ekalliyet unsuru
kalacaklarını görmüşlerdir.
Filistin Arabları evvelâ Yahudilere
yer satmamak ve daha sonra bunların
Filistin iktisadiyatına hâkim olmaları
-14 fkincKeşrîn 1938
CUMHURİYETOn binlerce gene Atatürk abidesi
önünde ebedî Şefin hatırasını vadetti
<Baştaraft 1 inci sahifede)
Bir hatıra
Ş e f A tatü rk - K ral
Aleksandr mülakatı
İki Devlet Reisi, saraya girerken İsmet İnönü,
temelini attığı dostluk binasının yükselen
çatısını
görerek
seviniyordu
Y a z a n :
SALÂHADDİN GÜNGÖR
Rektör Cemil Bilsel gençler arasında ice M ustafa Kemaller vardır.) demiştin.
Bize düşen vazife, senin sözünü ispat et mektir.
A rkadaşlar,
Biz, bugünkü Mustafa Kemaller, bir gün otuzuna da, kırkına da gireceklerini ispat edeceğiz. (Edeceğiz sesleri).
Çanakkale şehidleri, Sakarya kahra - m anian! Dikkat ediniz! A ranıza dün yanın en büyük adamı geliyor. Bu adam, Conkbayırının kahraman adamıdır. Bu adam, kırık kaburgalarile atına binerek Dumlupmarda sizi idare eden adamdır. A h kara toprak, dikkat et, sana kim geli yor! Sana, senin altın saçını, dünyanın hasretini çektiği A tatürk geliyor. Onu hürmetle taşı. Türk gençleri; Atatürkün size bıraktığı T ürk inkılâbını, Türk re jimini kanınız pahasına da olsa muhafa za edeceksiniz. Atanın en büyük isteği budur. Bunu yapacak mısınız? (Y a p a cağız sesleri).»
Karahanm gözyaşları arasında dinle nen bu sözlerinden sonra kürsüye, H u kuk Fakültesinden Meserret gelerek şun ları söylemiştir:
« — Atatürk kızları, Atatürk oğulla rı;
Yüreğimiz yanarak, hıçkırıktan tıka narak ağlıyoruz. Onun irade kaynağın dan kudret alarak onu duyan bir nesil olmasaydık, bu acıya dayanmamıza şa - şardık. ©na şanlı bir mezar kazacağız. H ayır! Tek mezar değil, koca T ürk ta rihine sığamayıp dünya tarihlerine taşan o Büyük adama bir mezar yeter m i? Ona milyonlarca Türkün gönlü mezar olacak.
O, herşeye olduğu gibi ölüme de hük metti. Ölüm, onun büyük varlığı karşı sında küçüldü, aramızdan ancak cismini alabildi. Hepimizin kafasında, gönlünde onun bronz başının heybeti, hepimizin gözlerinde onun sönmiyen ışıklı bakışla rının aksi var. «Benim naçiz vücudüm elbette bir gün toprak olacaktır. Fakat Türk Cumhuriyeti, ilelebed yaşıyacak - tır.) A tam ! Hâdiselere sen istikamet verdin. M ukadderata sen kumanda et - tin. Dünya kadar ihtiyar tarih, bir «A ta » yaratamamıştır. Fakat sen onu da yarat tın. Sana kuvvet boyun eğmiş, ölüm elin de oyuncak olmuştur.
Fanilerin kalıbına
sığamıyan ulu varlığın yere göke değil, milyonlarca gencin kalbine taştı. Sen, her büyük davanda bize güvendin. Sen, Türklüğe bir meş’ale yaktın, bıraktın. Bu meş’aleyi ilelebed tutamıyan eller taş olsun. (T a ş olsun sesleri).İşte gençliğin damarlarında, senin asil kanın, kalbinde mezarın, hedefinde iste ğin: Bugün buraya and içmeğe geldik.» Meserretten sonra Yüksek Mühendis mektebinden Berki Tunçağ, söz alarak ezcümle dedi ki:
« — Uç gün evvel, gözlerini ebedî uy kuya dalmak için kaparken muhakkak burada toplanan yüzbinlerin, onun arka sında gelen milyonların, bütün Türk gençliğinin hayali karşında belirmiştir. Onlar, dün, senin dizinde, bugün göz - yaşlarımızla ıslattığımız anıdmın başında, yarn da mezarının ucunda eserlerin için and içenlerdir.
Türk gençliği hiçbir zaman A taşız kalamaz. (K alam az sesleri). H aykırı - yorum, hep beraber haykıralım: Atamız ölmemiştir. (Ölmemiştir sesleri). Ebedi yete kadar yaşıyacaktır. ( Yaşıyacaktır sesleri).»
Bundan sonra Yüksek Ticaret ve îk- tısad mektebinden Jale Güven kürsüye gelerek şu heyecanlı sözleri söylemiştir:
« — Bugün, yalçın granitlerin adını tarihe yazdığı Atamızı kaybettiğimizin dördüncü günüdür. Evet, bugün 18 mil yon gene, ihtiyar, kadın, erkek, ayni acı nın ve ıstırabın tesiri altında kıvranmak tayız.
A şırları durduran tarihlere bakın. Ga yesine ulaşan, girdiği her savaşta temiz alınla çıkan asil Türkün mütevazı ismini gene küçiik A syanın içinde görüyoruz. Ne mutlu bize, Türküz. V e gene ne mutlu bize ki, Onun eserine sahibiz. Gökten bir parça olan hür ve baştanbaşa müstakil bir bayrağa tapıyoruz. Şimdi hep birden bu en büyük Türkün bize verdiği son parulayı haykıralım : Yüksel T ürk! Senin için yüksekliğin hududu yoktur.»
Jaleden sonra Tıb Fakültesi talebe - lerinden Tarık söz aldı. Müessir bir hi tabede bulundu:
« — Duyduk, ağlıyoruz, toplandık, ağlıyoruz. Duymıyan ve ağlamıyan kal madı k i... Babamız öldü: Öksüz kal - d ik ...
Milletin saadeti ve istiklâli için, Onun sevgisile çarpan kalbini ve çelik göğsünü her tehlikeye kale gibi siper etti.
Büyük adam ! Kocaçimen tepenin,
Anafartalarm «kızıl saçlı k artalı!..» Dumlupmarın, Sakaryamn, 30 ağusto - sun kahraman Başkumandanı!
En çetin harb sahnelerinde sana yak - laşmaktan korkan ölüm bile seni yeneme di. O ölüm ki, senin çelik vücudünün zer relerini ancak hile ile yavaş yavaş alabil di.
«A tatürk öldü» diyorlar. Gece olurken güneşin de kaybolduğu zannedilir. F a kat ondan ışıklarını alan milyonlarca y ıl dız parladığı zaman o parlak varlığın kay bolduğunu sananlar aldandıklarını anlar lar.
Evet, belki fani Atatürk öldü, fakat onun unutulmaz hatırası ve büyük Türk milleti ebediyyen yaşıyacaktır. (Y aşıya- caktır, sesleri)
T arık, nutkunu şöyle bitirdi: « — A ziz arkadaş;
Onun mukaddes emanetini bağrına bas! O, sana en büyük emaneti bıraktı. Bütün gendik gibi bu uğurda benim de kanım feda olsun.»
Müteakiben îktısad fakültesinden If - fet Halim Oruz, kürsüye geldi ve şu söz leri söyledi:
« — Türk gençliği, Atatürkü, biricik hâmimizi tabiat elimizden aldı. Fakat ey zalim tabiat! onun yalnız maddesini ala bildin.
Ey 19 mayıs 1919 un gene adamı! Sakaryamn, Dumlupmarın gene askeri! Maneviyatın, yüksek şahsiyetin yalnız 1938 gençliğinin değil, asırların Türk gençliği içinde ummanların dalgası gibi yüzüp gidecektir.
Türk genci, bu yolda can versen gönül kalmaz. Bu öyle bir gönül ki canlar da - yanm az.»
iffet Halim, bundan sonra kendi yaz dığı bir şiiri okudu, sözünü Tıb fakülte - sinden Fahriye bıraktı. Fahri, Gazinin büyük nutkunda emsalsiz bir kudretle ib da ettiği (Gençliğe hitabesini) okudu.
Sonra talebeden Cengiz, mikrofon ö- nüne gelerek Vedianın bu and suretini okuyacağını, herkesin dikkatle dinlemesi ni, sonra hep birlikte tekrar edileceğini bildirdi. Bunun üzerine V edia, kürsüye
gelerek şu andı okudu:
« — Biz, Türk gençliği, Atasının bı - raktığı eşsiz mirasa, onun Cumhuriyetine, onun inkılâblarına, onun kudretli ve kuv vetli rejimine daima sadık; toprağına ka nımızı, istiklâline canımızı vermeğe şere - fimiz, gençliğimiz, namusumuz ve T ürk lüğümüz namına, yüce abidenin önünde söz verip and içiyoruz.»
Bu beliğ and, meydanı dolduran on binlerce gencin imanlı hançeresinden çı - karak dalga dalga meydanı, şehri, T ü r kiyeyi ve bütün Türklük âlemini kaplıyor du. Herkes, derin bir huşu içindeydi. A ğlıyanlar, göz yaşlarını zaptedemiyor- lar, hıçkırıyorlardı.
Taksim meydanını çevreliyen binalar - dan ağlama sesleri yükseliyor, bu hazin manzaraya bir kat daha müessir şekil veriyordu.
Merasime, gene hep bir ağızdan söy lenen ve hürmetle dinlenen İstiklâl mar- şile nihayet verildi. Bundan sonra, abide nin hatıra defterine, gençlik namına, Tıb fakültesinden Cengiz şu satırları yazmış tır:
«Büyük Atasının ölümü karşısında yaslı heyecanına yaş kalan Türk genç liği unulmaz hasretini bir kere daha
13 ikinciteşrin 1938 pazar günü saat
11 de büyük abidesinin altında and
içerek tekrarladı.»
İstanbul üniversitesi Yüksek
tahsil gençliği
Cenevredcki Türk talebelerinin
beyannamesi
Bern 13 (a .a .) — Cenevredeki Türk talebeleri tarafından neşredilen bir beyan namede şöyle denilmektedir:
«B iz Türk gençliği, Atatürkün şah - sında Cumhuriyetin yaratıcısını ve mille tin sadık bir hâdimini kaybetmekteyiz. Bu tamir kabul etmez ziyam heyecanı ile mü tehassis olarak, hatırası ilelebed kalbimizde yaşıyacak olan kurtarıcımızın bize ema - net ettiği eseri muhafaza etmeği taahhiıd ederiz.»
Ölümünün; meş’ale olmuş ateşile, ci hanın bağnnı bîr yanardağ gibi tutuşturan mukaddes adam, kafamın, siyah çizgile re bürünen hatıraları arasında, bugün bir başka cephesile göründü: Devlet Reisi Atatürk...
«O » nun dost hükümdarları karşılayı şına aid sahnelerin unutulmaz izlerini, bü tün canlılığile taşıyan gözlerimi, beş sene evveline çeviriyorum.
Sonbaharın başlangıcında güzel bir gün!.. Dolmabahçe sarayının rıhtımında Yugoslavyanın muhterem Hükümdarı M ajeste Aleksandr’ı bekliyoruz.
K ralı îstanbula getiren Dubrovnik kru vazöründe hummalı hareketler var. S a ray önünde yatan bu gene harb gemisinin, Türk topraklarına ulaştırdığı büyük şah siyet, biraz sonra, aramızdan geçecek ve asıl derin heyecanımız şu: Atatürkü onun la yan yana göreceğiz!
Nihayet, motor, kruvazörden ayrıldı. Rıhtımdaki seçkin kalabalık arasında, da ha iyi görmek için uzanan başlar ve:
— Geliyor... G eliyor!., sesleri.
Evet... Gelen o id i: Atatürkün müm taz misafiri Kral Aleksandr...
Cumhuriyet Türkiyesinin Büyük M illi Şefi, bundan evvel de bir hükümdarın ziyaretini kabul etmişti. Fakat bu hüküm dar, aramızda müşterek bir mazi bulun- mıyan ezelden dost olduğumuz bir müs- Iüman devletinin, hükümdarı idi: (A fgan Kralı A m anullah).
Yeni misafirimiz ise, Balkanların öteki ucundan geliyordu. 1912 senesindenberi, o bizi, biz onu unutmuş ve mütekabilen yekdiğerimizin hafızasında unutulmuş gi biydik. Yeni Yugoslav devletile yeni Türk devleti, o zamana kadar, ancak protokolların dilinden konuşuyorlardı.
Atatürk ise, gönülleri bu kadar bir yaratılan iki Balkan devletinin, -Balkan ların biri ucunda, öteki bitiminde- arala rında hiçbir manevî hudud iştiraki olma dan yaşamalarını hiç de tabiî görmüyor du.
Öte tarafta, Yugoslavyanın bedbaht K ralı Aleksandr’da da, bu uzaklığı y a kınlığa kalbetmck arzusu belirmişti. K ar şılıklı dilekler, nihayet bu seyahati hazır ladı. V e işte, şu dakikada, «O », bize ge liyordu, «Bizim ki» ni görmeğe geliyordu. Motor, torpitodan ayrıldıktan biraz sonra, Atatürk, sarayın mermer merdi - yenlerinde belirdi. Belirdi deyişimin se - bebi, onun her göründüğü noktada, adeta irtisam ettiğini anlatmak içindir.
Atatürk bugünkü gibi sembol haline gelmezden çok evvel de, kendisini sembo lize etmesini bilirdi.
Arkasından koşturulan siyah silindir şapkası elinde olduğu halde, ağır ağır ilerliverek rıhtımın önüne geldiği zaman, misafir ve dost Kralın motörü de, y a naşmak üzere idi.
iki Büyük Şef, uzaktan en sıcak te bessümlerle birbirlerini selâmladılar. Sa - bırsız, hem de çok sabırsız görünüyorlar dı.
Bir müddet sonra M arsilyadan gelen
iki satırlık bir ajans haberi içinde, bize, ze hir dolu bir kâse gibi ölüm haberi sunulan K ral Aleksandr’da bu sabırsızlık, daha açıktı.
Atatürkün deniz rengi gözleri, o gün biraz hırçın görünen denizin ortasında, o- nu, mevhum bir tehlikeden çekip kurtar mak istiyen halâskâr bir ışık gibi parlı yordu.
Nihayet telâki vukua geldi. K ral A - leksandr, gözünde gözlüğü, başında be yaz kasketi, göğsünde kordonlarının sır ması parlıyan deniz elbisesile yaşından çok gene gösteriyordu.
Bizim Atatürkümüz de, o gün her za mankinden daha dine ve sıhhatli idi. B al kanların iki sevimli ve kudretli başı, rıh tımın üzerinde, uzun zaman birbirlerine hasret kalmış iki eski aşina, hayır, iki öz kardeş gibi el sıkıştılar.
Aleksandr’m uzattığı el, Atatürkün, avuçları .içinde birkaç defa, sarsıldı.
Yugoslavlarm Kralı, hakikî ve candan bir dost karşısında bulunduğunu, «O » nunla göz göze geldiği dakikada anla - mıştı.
A dına «Balkan İttifakı» denilen siya sî mucizenin en açık sebebini, bu bakış ların manasında aramalıdır.
Atatürk, sevimli muhatabile, fransızca konuşuyordu. Kendisi, misafirile en önde idiler. Başvekil ismet İnönü, bir iki adım lık mesafeden, onları takib ediyordu.
Atatürk, bir aralık Kral Aleksandr’a, seyahatinin nasıl geçtiğini sordu. Majeste, bu sualin cevabını verirken, bir yandan da Atatürke, adeta dimağı içine portresini hakketmek ister gibi bakıyordu.
İki Balkanh' Devlet Reisi, böyle kısa, fakat samimî muhavereler yaparak, ağır ağır saraya girdiler. Siyasî bir halvet ol duğuna kimsenin şüphe etmediği bu mülâ- kat, sanıyorum ki, saatlerce devam etti.
Ecnebi gazeteciler bile, bütün teces - süslerine rağmen, milletlerini en geniş sa lâhiyetle temsil eden bu kudretli başların, ağyardan halî bir salonda; tek başlarına konuştukları meseleler üzerinde sarih bir haber edinemediler.
Atatürk - Aleksandr görüşmeleri, o gün için, bir sır olarak kaldı. Sırası gelip de ifşa edildiği zaman, bütün dünya hay retler içinde idi: Türk ve Yugoslav mil letleri, geçmişe aid, aralarında ne varsa unutarak, fırtınalı deniz üzerinde, sulh malzemesile, en mükemmel köprüyü kur m uşlardı!..
M illî Şefimiz ve Cumhur Reisimiz İs met înönünün o gun, Şefinin yanındaki manalı nikbinliğini hiç unutamam.
Bütün bu olup biten işlerin, daima bi rinci plânda gelen başarıcısı kendi oldu ğunu hiç hisseltirmiyen o gıpta edilecek ve hayran kalınacak tevazuile, iki şefi, yalnız bırakmıştı. Fakat, orada konuşulan işleri, daha önceden tasarlayıp, bir tabye meselesi gibi; riyazî ve kat’î bir vuzuhla onun tespit ettiğine şüphe yoktu.
Atatürkün; bu en eski icra Vekilleri Heyeti Reisi, Türkiyeyi vücude getiren bütün icraatın başında değil m iydi? Kral
5
Kurultaylar tarihi
T
ürk tarihi, en eski devlet teşki lâtını tarif ve tahlil ederken ku rultayı da şöyle izah ediyor: «T ürk ilinde halkın devlet idaresile sıkı ve çok sıkı alâkası vardı. H er devirde Türk cam ialarında muhtelif mahiyette halk içtimaları yapıldığı sabittir. Mühim meseleler bu içtimalarda konuşulur ve hallolunurdu. Silâh taşımağa muktedir, yani gücü kuvveti ve aklı, iradesi yerin de olan herkes umumî içtimalara iştirak edebilirdi. Bu halk toplantılarına kurul tay ismi verilirdi.»Şu tarif, cumhurî idarenin Türk mille ti arasında asırlar ve asırlarca evvel be ğenilmiş, tatbik edilmiş ve millet mecli si dediğimiz yüksek müessesenin de gene Türk ilinde bin, bin beş yüz yıl önce ku rulmuş olduğunu ifade ve tasrih ediyor. H akikat de budur. Çünkü tarih sahifele- rini karıştırırken Hiyong-no’ların, Hun- lar’m, U ygur’ların ve daha müteakıb devirlerde İlhan’lılarm kurultay usulüne daima sadık kaldıklarını, milleti ilgilen diren büyük işlerde ilk ve son sözü ku rultayların söylediğini, millet reislerinin de birçok asırlar imtidadınca daima ku rultaylar tarafından seçildiğini görüyo
«
ruz.T ürk seciyesine tamamile uygun olart ve doğruyu, iyiyi, faydalıyı tayin etmek te, tesbit etmekte mutlaka isabet gösteren kurultay usulünün terki Türk tarihi için çok zararlı bir ihmal ve çok acıklı b ii gaflet olmuştu.
1876 kanunu esasisi bu gafleti tamir için bir hamle olacaktı, istibdadın tazyiki altında,, o hamle sönük bir şule oldu ve çarçabuk silinip gitti. 1908 inkılâbı ise özünü tamamile milletten alam adığı ve fikrî, ruhi, harsî tecanüse dayanam adığı cihetle saadet yerine felâket getirdi. A n cak Atatürkün 23 nisan 1920 de açtığı Büyük M illet M eclisidir ki tam bir ku rultay nümunesi idi, milletin iradesini bütün kudretile temsil ediyordu.
O kurultay - tereddüdsüz iddia oluna bilir ki - Türk tarihinin kaydettiği bütün kurultaylara nasib olmıyan büyük karar lar vermiş, büyük işler başarmış ve - bir kelime ile söyliyelim - Türk milletini yepyeni bir hayata kavuşturmuş bulunu yordu. İkinci kurultayımız ebediyete ka dar yaşaması mukadder olan Cumhuri yeti kurdu, o millî eserin mimarını da re isliğe seçti.
Şimdi dördüncü kurultayımız da tari hî rol oynamakta kendinden evvelkilerle hem ayar oldu, yeni Cumhur Reisini tek bir kalb ve tek bir dimağ imiş gibi samimî bir ittihad ve ittifakla seçerek bütün cihana Türk milletinin sarsılmaz vahdetini gös terdi.
Bu, kurultaylar tarihini de süsliyen bir vakıadır ve kıvanç duyula duyula kayda lâyıktır._____
M. TURHAN TAN
Aleksandr la .Atatürk yan yana saraya girerken, İsmet İnönü, en az, temelini attı ğı binanın çatısı sivrildiğini gören bir mi mar kadar seviniyordu. Fakat bu sevin cin, gururu andıran tarafı yoktu. Vekil - [ere birer birer baktım: Onlar da, İsmet înönünün sevincinden, kendilerine pay a- yırmışlardı. Daha o gün, kendi kendime: — İşte, demiştim, İnkılâb Türkiyesi budur! Herkes, hakkı, kıdemi kadar!..
Ve bu müteselsil feragatin, İsmet İnö- nünün şahsında tekâsüf eden yüksek var- hğını, derin saygı ile selâmlamıştım.
Kral Aleksandr’m Büyük Önderimize vapt’ğı ziyaretin bende kalan intibaı bı>
i'
Fransada mali vaziyet
Fransız maliye nazırı
vaziyeti vahim görüyor
Reynaud, « İstihsalâtımız azalıyor, kimse bore
para vermiyor, devlet, Fransız Bankasına müracaat
ettikçe paranın kıymeti düşüyor» diyor
Paris 13 (a.a.) — Maliye Nazırı Rey
naud, dün akşam söylediği nutukta va
ziyetin bilançosunu yaparak demiştir ki:
<— Vaziyet pek vahimdir. Fakat ce
saret gösterecek olursanız işin içinden
çıkacağımıza eminim.»
Hatib, derin fenalığın memleketin ik
tisadi bünyesinde olduğunu söylemiş
ve bunun sebeblerini saymıştır.
Sınaî istihsalâtta zâf, ecnebi memle -
ketlerine yapılan Fransız fabrikaları
mamulatı ihracatının yarıya inmesi,
bir senedenberi işsizliğin artması, şir -
ket hissedarları dokuz senedenberi ser
mayelerinin yüzde altmışını kaybetmiş
lerdir. İnşaat azalmıştır. Fransız donan
ması sekizinci dereceye inmiştir.
Reynaud, bundan sonra gelecek sene
Fransaya 25 milyara mal olacak olan
silâhlanma hastalığından bahsetmiştir.
Hatib demiştir ki:
«— İstihsalâtımız azalıyor. Devlet hu-
dudsuz istikrazlarda bulunamaz. Kimse
ödünç para vermek istemiyor. Devlet,
Fransız bankasına müracaat ettikçe pa
ranın kıymeti düşüyor.»
Reynaud, felâketi önlemek için faa -
liyete geçmek lâzım geldiğini kaydet -
tikten sonra iktisadi hürriyetin siyasî
hürriyete bağlı olduğunu hatırlatmış ve
Fransanm kapitalist bir rejim takib et
tiğini ve kanunlarına riayet edlidiğini
söylemiştir.
Mumaileyh kambiyo murakabesini
tenkid ederek şöyle demiştir:
«— Biz bir hürriyet çerçevesi içinde
çalışarak çok miktarda millî varidat te
min edeceğiz. Bu varidat mükelleflerin
yükünü tahammül edilebilir bir hale ge
tirecektir. Fakat bu neticeyi elde etmek
için ayni zamanda üç cephede birden
hareket edilmelidir. Fiat hususunda,
kredi hususunda, iş hususunda en libe
ral rejim takib edilecektir. Bundan son
ra toptan fiatlar için ilk kontrol kaldı
rılacak ve yerine muahhar kontrol usu
lü ikame edilecektir. Perakende fiat -
ların kontrolüne de devam edilecektir.
Kredi meselesine gelince, bu işe hâzine
nin istikraz ihtiyaçlarını azaltmakla baş
lamalıdır. Bu ise, umumî masrafları
kısmak ve varidatı çoğaltmakla kabil -
dir. İstihsal ve fazla kredi siyasetine,
bütçe tasarrufları ve malî işlerin tanzi
mi yolu ile bu veçheyi vermek lâzım
-salâh hasıl olmasını temin edecek mik
tarda para mevcuddur.
Netice olarak Paul Reynaud, ilk ka
rarnamelerin kalkınma yolunda atılan
ilk adımlar olduğunu kaydetmiştir.
Kalkınma plânı ise üç seneye taksim
edilmiştir.
Hatib, Fransız milletinin fedakârlık
hislerine ve büyüklük duygularına hi-
tab ederek hükümetin davetine icabet
edilmesini istemiştir.
Demokratlar birliğinin kongresinde
söylenen sözler
Paris 13 (a.a.) — Bu sabah demokrat
lar birliğinin kongresinde Portmann,
haricî siyasete dair tevdi ettiği rapor
hakkında izahat vermiştir. Hatib, Flan-
din’in İngiliz - Fransız ittifakını vüc’t
de getirdiğini söylediği zaman alkı=l?~
mıştır. Portmann bundan sonra Münih
itilâfile sulhu kurtardıkları için Çem -
berlayn, Daladier ve Bonnet’yi tebrik et
miş, sulh yolunda sonuna kadar müca
dele ederek Mussolini’nin iştirakile Mü- ’
nih’te bir konferans akdedilmesini te -
min edenlerden sitayişle bahsetmiş ve
tekrar alkışlanmıştır.
Portmann, yeni bir zillete katlanma
mak için Münih itilâflarından azamî de
recede istifade edilmesi lâzım geldiğini
ve milletlerin sulh istediğini söylediği
zaman da şiddetle alkışlanmıştır.
Hatib demiştir ki:
«— Demokratlar birliği milletlerin
barışmasını istemektedir. Fakat Fran-
sanın bizzat kendi emniyetini kendi te
min etmesini arzu ediyor. Fransa en -
ternasyonalizmi ve vatan aleyhinde o-
lan antimilitarizmi tamim edenlerin
şimdi kendi vatanperverliğinden şüphe
etmelerini kabul edemez.»
Kongre azası ayağa kalkarak Port -
mann ve Flahdin’i şiddetle alkışlamıştır.
Gironde ayanından Cailler, Almanya-
ya takarrübün aleyhinde bulunmadığı
nı, fakat bunun sadece güzel sözler te -
atisinden ibaret bir fantezi olmaması lâ
zım geldiğini söylemiştir. Mumaileyhe
göre Fransa, bundan sonra müstemleke
lerini muhafaza edebilmek için bir garb
imparatorluğu siyaseti takib etmelidir.
Partinin Fransız imparatorluğunun ta-
mamiyetini teyid etmesi lâzımdır.
Cailler netice olarak demiştir ki:
«— Kamerun’u terketmek, Fransanm
Mayence’i terketmek suretile işlediği
hataya yeniden düşmektir.»
Malî projejler tasvib edildi
Paris 13 (a.a.) — Kabinenin dün saat
15 te Başvekil Daladier’nin riyasetinde
akdettiği içtima saat 17,50 de nihayet
bulmuştur.
Kabine saat 18 de, bu sefer Reisicum
hur Löbrün’ün başkanlığında ikinci bir
toplantı daha yapmış ve Paul Rey -
naud’un teklif ettiği kararname proje
lerinin hepsini tasvib etmiştir.
Kararnamelerin izahnameleri
Paris 13 (a.a.) — Maliye Nezareti öğ
leye doğru kararnamelerle tesbit edil
miş olan kalkınma plânını tahlil eden
bir izahname neşredecektir.
Kararanamelerin metni resmî gazete
ile intişar edecektir.
Eden yeni bir
fırka mı kuruyor ?
Ingilterede yeni intihab-
dan da bahsolunuyor
Londra 13 (a .a .) — Gazeteler, mü temadiyen Eden’e atfedilen niyet ve ta savvurlardan bahsetmektedirler.
D aily Telegraph, şu suali soruyor: Eden, acaba yeni bir parti mi kuracak?
Diğer bazı gazeteler, yeni partinin - te şekkül ettiği takdirde - sosyalistlerin sağ cenahile muhafazakârların ve liberallerin sol cenahını ihtiva edeceğini yazmakta - diri ar.
D aily Exprès, eski Hariciye Nazırının kendi intihab dairesinde bugün irad ede ceği nutukta bu babdaki fikrini izah ede ceğini tahmin »etmektedir.
D aily Telegraph, diyor ki:
Eden’in siyasî dostları mumaileyhin yeni bir parti kurmasına muterizdirler.
News Chronicle gazetesine göre, yeni intihabat yapılması derpiş edilmekte ve hatta bazıları bu intihabatın pek yakında yapılacağını söylemektedir.
İspanyada vaziyet
V alans 13 (a .a .) — Kartajen ve merkez mıntakası filosunun kumandanı, cumhuriyetçi İspanyaya Niyork’tan y i - yecek getiren Amerikan bandıralı Erica R eed ismindeki yük vapurunun torpil - lendiğine dair malûmatı olmadığını bil - dirmiştir.
Franko, muhariblik hakkında ısrar
ediyor
Londra 13 (a .a .) — Sunday Times gazetesinin diplomatik muharririnin bil - dirdiğine göre Franko, kendisine muha - riblik hakkının verilmesini tekrar ısrarla istemiştir.
M uharrir şunları ilâve etmektedir: «B u talebler is’af edilmedikçe Franko ecnebi gönüllülerin tahliyesine dair olan ademi müdahale komitesinin plânım mü zakere etmekten imtina edecektir.
Gönüllüler meselesi
Londra 13 (a .a .) — Gönüllülerin ge ri çekilmesi meselesi hakkında Frankist İspanya hükümeti erkânile görüşmeler yapmış
ol
an ademi müdahale komitesi sekreteri Hemming, Londraya dönmüş - tür. Kendisi, görüşmelerine devam etmek üzere yarın İspanyaya avdet edecektir.İspanyadan çekilen Fransız
gönüllüleri
Paris 13 (a .a .) — İspanyada eskiden «L a M arseillaise» ismi verilen livada çarpışmış olan ilk Fransız gönüllülerini Parise getiren tren saat 9,30 da Auster litz istasyonuna vâsıl olmuştur.
Hatay heyeti Antakyaya
vardı
A ntakya 13 (a .a .) — Cumhuriyetin 15 inci yıldönümü şenliklerinde bulunmak üzere A nkaraya ve müteakiben İstanbu- la gitmiş olan M illet Meclisi Reisi Ab- dülgani Türkmenin başkanlığındaki meb uslar heyeti H ataya dönmüştür. İsken - derun garında merasimle karşılanan heyet azalan şerefine Halkevinde bir çay ziya feti verilmiştir. Heyet azalan gece şehri mize gelmişlerdir.
İzmir borsasında
İzmir 13 (a .a .) — Bu hafta borsada dokuz kuruştan on sekiz kuruşa kadar yirmi bin dokuz yüz yirmi iki çuval üzüm ve yedi kuruş on paradan on sekiz kuru şa kadar beş bin altı yüz seksen beş çu val incir satılmıştır.
Paris Süikasdinden sonra
Alman Yahudileri için
verilen yeni kararlar
Yahudiler, ticaret,
komisyonculuk,
esnaflık
yapamıyacaklar, tiyatro, sinema, kazino ve
diğer eğlence yerlerine giremiyecekler
Berlin 12 (a .a .) — Yahudi mesele - sinin halli için bugün Göring’in riyaseti altında bir toplantı yapılmıştır.
Neşrolunan emirnameler mucibince, Yahudiler toptan, perakende ticaret, ko misyonculuk ve müstakil olarak esnaflık yapamıyacaklardır.
Keza, Yahudiler bir müesseseye sahib olamıyacakları gibi müesseselerin başında da bulunamıyacaklardır.
Halkın galeyanı neticesinde yapılan tahribatı gene Yahudiler tamir edecek - lerdir.
Yahudilere aid sigorta bedelleri hazi ne lehine müsadere olunacaktır.
Göbbels Yahudilere tiyatro, sinema, kazino ve sair eğlence yerlerine girmeyi yasak etmiştir.
Yahudilerin emvalinin yüzde otuzu
alınıyor
Berlin 12 (a .a .) — Havas bildiriyor: Alman Yahudilerinin heyeti umumi - yesinden kesilen cizye, bunların umumî servetlerinin yüzde on beşini teşkil etmek tedir.
Diğer taraftan, halkın infiali neticesin de vukua gelen zarar ve ziyanın Yahudi mal sahihlerine tazmini için dahi gene Yahudiler bir m ilyar mark vereceklerdir.
Bu suretle, Alman Yahudilerinin umu mî servetlerinin yüzde 15 ilâ 30 u hükû - met tarafından alınacaktır.
1-1-939 tarihinden itibaren Yahudiler ti caret yapmaktan menedilmektedir.
Amerikada hassasiyet
Vaşington 13 (a .a .) — Havas ajan sının muhabiri bildiriyor:Hull, Alm anya sefirini H ariciye Ne zaretine davet ederek kendisile 15 dakika kadar görüşmüştür, iy i haber alan mah fillere göre H ull, Yahudiler aleyhinde alınan tedbirlerin Amerikada doğurduğu endişeden bahsetmiştir.
Bununla beraber ayni mahfiller, bu meselenin münhasıran dahilî mahiyette olması dolayısile Amerika tarafından bir protestoda bulunulmasına imkân olmadı ğını ilâve eylemektedirler.
İşten çıkarılan Yahudiler
Roma 13 (a .a .) — Triyeste’de iki si gorta şirketinin 77 Yahudiyi işten çıkar dığı haber verilmektedir.Amerikanın Almanya ile diploma
tik münasebetini kesmesi istendi
Vaşington 13 (a .a .) — Alm anyada Yahudiler aleyhinde bazı tedbirler alın ması üzerine demokrat âyan azasından King, Amerikanın Alm anya ile diploma tik münasebetlerinin kesilmesini teklif et miştir.
Suikasd kurbanının ceaze merasimi
Paris 12 (a .a .) — Von Rath’ın ce naze merasimi bugün burada Alman kili sesinde yapılmıştır. Merasimde Fransa namına H ariciye Nazırı Bonnet hazır bulunmuştur.Fransız gazetelerinin neşriyatı
Paris 13 (a .a .) — «Ju rn al» gazete sinde Saint-Briee yazıyor:«Y ahudilik aleyhindeki hareketler ip- tilâ derecesini bulan tipik kaporalizm
vak’ası maiyetini almıştır.
Bu «gazepli töyton buhranı» ile Hit- ler tarafından çizilen şairane tablo ara sında ne büyük bir fark v a r... Kirpi bü zülüp top haline gelmekle iktifa etmiyor, hücum ediyor. Onun dikenleri altına dü şecek olanların vay haline... Silâhlanma hususunda kaybedilen zamanı telâfi et meğe çalıştıklarından dolayı tenkid edi - lenler için bu ne büyük bir derstir. M ane vî silâhsızlanmanın maddî silâhsızlan - mağa takaddüm etmesi lâzım geleceğini hatırlatmakla, Hitler esasen onlara en iyi delili göstermiş oluyor. Mütemadiyen yeni taleblerde bulunmak suretile mane vî silâhsızlanma kolaylaştırılamaz.»
«P etit Parisien» gazetesi, H itler’in nutuklarında müstemleke istemesine rağ men Alman hükümetinin bu mesele hak kında resmen Fransız hükümetine müra caat etmemiş olduğunu kaydettikten son ra diyor ki:
«Müstemleke meselesini müzakere et meği teklif etmek Almanyanm müstem - leke ihtiraslarını uyandırmaktan başka bir işe yaram az.»
Oeuvre gazetesinde M adam Tabouis, şöyle diyor:
«Londraya son günlerde Amerikadan gelen haberlerden istihraç edildiğine gö re Ruzvelt yarın H itler’e Yahudiler a - leyhindeki kararnameleri tatbik ettiği takdirde Amerikanın mükabelei bilmisil tedbirleri alacağını bildirecektir. R uz - velt, söylendiğine göre âmme işlerinde kullanılan birçok Am erikalı Almanı iş lerinden çıkararak bunların yerlerini A l- manyadan gelen Yahudilere verecektir.»
Yugoslavya Ana Kraliçesi
bir ameliyat geçirdi
Belgrad 13 (a.a.) — Yugoslavya Kra
liçesi Marie’nin 12 sonteşrin tarihli sıh
hat bülteninde Kraliçenin geceyi iyi
geçirdiği kaydedilmektedir. Ameliyat
yapılan kısımlardaki ağrılar hafifle -
miştir.
Ameliyat dolayısile Kraliçe daha bü
yük bir yorgunluk hissetmektedir. U-
mumî vaziyet memnuniyeti mucibdir.
Bosna Sarayda açılan sergi
Belgrad 13 (a.a.) — Saray Bosnada a-
çılan ve Stoyadinoviç hükümetinin üç
senelik faaliyeti ismi verilen sergiyi
son günler zarfında birçok ziyaretçiler
ve bilhassa müslümanlar ziyaret et
miştir.
Bosna ve Hersekten gelen birçok he
yetler sergiye karşı büyük bir alâka
göstermektedirler.
Htaya gönderilen buğdaylar
A ntakya 13 (a .a .) — H atay Beledi yeleri namına ana vatandan ilk parti o- larak bir vagon buğday gelmiştir. İhtiyaç nispetinde daha gelecektir. Bu buğdayı halka satacaklardır.Hatay - Suriye hududunun
tahdidi
A ntakya 13 (a .a .) — H atay - Suriye hududlarını tahdid edecek olan Türk - Fransız muhtelit askerî heyeti Kırıkhan- da çalışmalarına başlamıştır.
Romanya Kralının
Londra seyahati
Londrada mühim siyasî
görüşmeler olacak
Londra 13 (a .a .) — Sunday Dis - pateh gazetesi, Romanya Kralının Lon dra’yı ziyaretinin bilhassa îngilterenin, A lm anya ve İtalya ile bir sükûnet politi kası takib etmekle beraber Balkanlardaki nüfuzunu idame etmek hususundaki kara- rile izah edilebileceğini yazmaktadır.
Bu gazete şunları ilâve etmektedir: «K ral Karol bir yarım Alman olmakla beraber Almanyanm Balkanlara savleti karşısında memleketinin siyasî istiklâlini muhafaza etmeğe ve Romanyanın tabiî servetini inkişaf ettirmeğe azmetmiş bu lunmaktadır. Bunun için de îngilterenin dostluğuna ve parasına ihtiyacı vardır. Romanyanın inkişafına tahsis edilecek o- lan 15 milyon liralık krediye aid son te - ferruat Londra’da tespit edilecektir. Bu para ile Romanya, İngiliz alât ve edevatı ve sınaî mamulâtı satın alacaktır. İngiliz ve Rumen petrol firmaları arasındaki ihti lâfın halledilmesi için de bazı tedbirler a- lmacaktır.
K ral Karol’un İngiliz dostluğunu tar- sin etmek hususundaki arzusu malûm ol - duğundan geçende Kral ile Yugoslavya Naibi Prens Pol arasında yapılan gö - rüşmeler hususî bir mana iktisab etmekte dir. Filhakika Prens Pol, zahiren hususî bir ziyarette bulunmak üzere sonteşrin ayı içinde Londra’y a gidecektir,
ölen meb’uslarımız hskkın-
daki tezkereler
A nkara 13 (T elefonla) — Büyük M illet Meclisinin yarınki toplantısında A ntalya meb’usu C elâl, Burdur meb’usu M ustafa Şeref ve İzmir meb’usu General Kâzımın ölümlerine dair Başvekâlet tez' kereleri okunacaktır.
Balkan Antantı ihracat
enstitüsü
Belgrad 13 (a.a.) — Balkan Antantı
ihracat enstitügerinin konferansı hak
kında Privred Pregled gazetesi şöyle
yazmaktadır:
«Geçen ayın sonunda Balkan Antan
tı devletlerinin ihracat enstitülerinin
mümessilleri Atinada toplanmışlardı.
Toplantıda Yugoslavya, Romanya,
Türkiye ve Yunanistan mümessilleri
hazır bulunuyordu. Bu konferans bu
enstitülere siyasî ve ticarî sahada iş bir
liği yapmak imkânını vermiştir.»
Kıbrıs Rumları hakkında
bir karar
Atina 13 (a .a .) — İngiltere hüküme ti, Kıbrıs adasındaki Rum ahalinin bilâ hare yapılacak iş’ara kadar nahiye inti - habatı yapmalarını menetmiştir.
Almanya - Mançuri
münasebatı
Hsinking 12 (a.a.) — Yeni Alman
sefiri, İmparatora itimadnamesini tak
dim ettiği sırada bir hitabe irad ederek
hususî vazifesinin Almanya ile Man -
çukoyu yekdiğerine bağlıyan dostane
münasebetleri takviye ve bilhassa iki
memleket arasındaki İktisadî münase -
betleri tarsin etmek olduğunu söyle -
miştir.
İmparator, bu hitabeye cevaben, Man
çuri hükümetinin Almanyanm bu kal
kınma tasavvurlarını teshil etmek için
yapacağı her şeye amade olduğunu be
yan etmiştir.
İsvıçrede yeni kanunlar
neşredilecek
Bern 13 (a .a .) — Bazı fesadcı un surların tahrikâtı ve matbuat hürriyetinin suiistimali hakkmdaki bir istizaha millî mecliste cevab veren İsviçre federasyonu reisi Baumann, yakında devletin hima - yesini temine matuf bir takım kanunlar neşredileceğim bildirmiştir.
çını, dolambaçlı yolları benim ka dar, belki benden daha iyi biliyormuş gibi ustalıkla kaçıyordu. O önde, ben arkada bütün o basık tavanlı yerlerden geçtik, merdivenleri tırmandık. En sonunda, bir banyo odasına girerken yakaladım. Kim olsa beğenirsiniz?.. Bulunuz bakayım ?.. Bulamazsınız, hiç aklınıza gelmiyecek birisi... — Kim?., — N uri?.. — Kamarot mu?.. — Evet. — Demek, o imiş?.. — Kim?.. — Adnan... ■ Nakleden: V
KEMAL RAGIB
Fehmi, gülmeğe başladı:
— Yok, a canım!.. Z avallı adam y a kalandığı zaman bayılacak gibiydi. Kor - kudan dili dolaşıyor, ne olup ne bittiğini bir türlü anlatamıyordu. Ellerime kapan dı. Bir kötülük düşünmediğini, belki bi ze yardımı olur, diye arkamız sıra geldi ğini söylüyordu. İlkönce inanmak iste medim. Bizim buraya geleceğimizi nen den bilecek, dedim. Siz söylemiş olmıy: smız, diye düşündüm. Önüme kattım. B de sizin önünüzde sorguya çekmek isti yordum.
— Ben hiçbir şey söylemedim. Her - keşten saklı kalsın, diye size bile rica eden benim!..
— Sonra oraya, ölünün bulunduğu
bölmenin önüne gelir gelmez, neye uğra dığımı gözönüne getiriniz!.. H aniya, siz karanlıkta yalnız kalınca nekadar kork - muşsunuz, sonra elinize bir yabancı elin yapıştığını duyunca nasıl baygınlık geçir mişsiniz, ben de bölmenin kapısını kapalı, hem de içeriden kilidli bulunca deli gibi oldum. Bağırdım. Hiç ses vermiyordu - nuz. O dakikada aklıma neler geldi, gö zümün önünden neler geçti, düşününüz bir kere... Kulağımı kapıya dayadım. İl könce, hiçbir gürültü duyulmuyordu. Sonra bir tıkırdı oldu. Bir daha seslen - dim. Gene cevab vermediğinizi görünce kapıyı tekmelemeğe başladım. Açmazsan kırarım, diye bağırdım. Deli gibi, oldu ğum yerde çırpınıyordum. V akit geçi - vor!.. Siz neredesiniz, içeride misiniz, Yanınızda başka kim var, kapıyı kim ürmeledi, hiçbirini bilmiyorum. Saniyeler eçtikçe, sizi kurtarmak ümidi de büsbü- in ortadan kalkacak, sandım. N uriye: ;y ü k le n !!..» diye bağırdım. İkimiz bir den bölmenin kapısına dayandık. Belki i- kimiz, yalnız başımıza gene kıramıyacak- tık. Fakat içeriden bir ses geldi; boğuk, yabancı bir ses... Kimin sesi, ilkönce ta nıyamadım. Y avaş yavaş kapı açıldı. İçe risi karanlık, görünmüyor... Elektrik fe
nerini çevirdim, bir elimde de rüvelver... Karşımda bir adam, kucağında bir kadın.. Saçlarınız darmadağın, başınız düşük, kollarınız, bacaklarınız sarkıyor; ölü mü sünüz, baygın mısınız, belli değil!..
— Y a o adam k im ?...
— İşte onu sormayınız!.. Hiç aklı nıza gelmiyecek b irisi!... Şükrü P a ş a !...
— Adnan o m uym uş?...
— Arkasında, göğsü bağrı açık bir g e c e lik !!... Sizi yere düşürmemek için iki büklüm olmuş, güçlükle ayakta dura biliyor. Sizin ağırlığınızdan mı, yoksa kor kudan mı, dizleri titriyor... Onu öylece görseydiniz, birbiri arkasından iki cana birden kıyan bir canavar olmadığını siz de an lard ın ız!...
— Benim elimi tutan o muymuş?..
— O ...
— Orada ne işi varmış, ne diye o böl meye girm iş?... Vapurun en alt katın daki bölmenin içinde, bir yanımda ölü, bir yanımda da yüzünü görmediğim bir adam... Kapı kilidli, ortalık karanlık!.. Benim yerimde başkası da olsa bayılamk değil, belki yüreğine in erd i!...
Fehmi, kamarotla beraber beni nasıl oradan çıkarıp kamarama getirdiklerini de anlattı. Sıra Şükrü Paşanın nasıl olup
da orada bulunduğuna geldi. Tam o ara lık kapı vuruldu. İçeriye Şükrü P aşa gir di. Rengi sapsarı, omuzları düşük, göz leri sönük... Dün gecedenberi on sene daha ih tiyarlam ış!...
Fehmi, onu görünce:
— İyi ki geldiniz, dedi. Biz de sizi k uşuyorduk. Muhteşem Hanım, sizin nasıl olup da oraya geldiğinizi merak et miş, bana soruyordu. Siz, kendiniz anla tınız, daha iy i...
Paşanın yüzü hiç gülmüyor... Üzün - tülü bir bakışla beni süzdü:
— Nasıl oldunuz?.. Diye sordu.
— Çok iyiyim, dedim. Yalnız dün ge ce olup bitenlerin sonunu merak ediyo - rum. Nasıl oldu da ölünün bulunduğu bölmenin içine saklandınız?.. İlkönce e- Icktrik fenerile baktım, kimseyi göreme dim. Demek ki bir yere saklanmışsınız. Neden?.. Ne isiniz vardı, ne arıyordu - nuz?.. Karanlıkta elime sizin sarıldığını zı ne bileyim?.. Ben de ölü hortladı, san dım.
Şükrü Paşanın kaşları çatılmış, hiç durmadan ellerini uğuşturuyor:
— Komisere anlattım, dedi. Mademki merak ediyorsunuz, size de söyliyeyim.
Dündenberi bana çok soğuk davranıyor-! sunuz!.. Bunu size de söyledim ya, çok üzülüyordum. Bir yandan, acaba sizi in-! çittim mi, diye... Bir yandan da bugün <« lerde gizliden gizliye, kendi başınıza ne-! ler yapıyorsunuz, onu merak ediyordum. Siz yaşta bir gene kız, tek başına bir yol-! culuk yaparken biraz ayağını denk al * m a lı!;.. Hem, bizimki öyle bir yolculuk ki... İlk günündenberi zehirlenenler, deni ze atılanlar, imzasız mektublar, hiçbiri * nin ardı, arası kesilmiyor. Bu gürültünün ortasında, sizin de başınıza bir kaza gel mesin, diye korkuyorum. Şimdiye kadar söylememiştim amma, kamarot Nuriyi ben eskidenberi tanırım. Askerliğini benim y a nımda yaptı. Ona tenbih ettim, size göz kul k olmasını söyledim. Bugünlerde pek tuhaf bir telâş içinde olduğunuzu o da anlamış. Onu çağırtmışsınız, kamaramın önünde dolaşan birini gördün mü, diye sormuşsunuz. Bir adam, kamaranızın ka pısını karıştırmış, içeriye bir mektub mu atmış, pek iyi anlıyamamış amma böyle birşey olmuş işte... Sonra, sık sık kaptanın yanma çıktığınızı, uzun uzun konuştuğu nuzu geldi, bana söyledi. Artık ne görsfl. ne duysa hepsini anlatıyordu.