JK IzIvJ.
İki heykel vesilesile...
Gençliğimizdeki hülyalara, en büyük sadakatsizliği günün birinde gene kendi miz göstermez miyiz? Bu çok defa böy- ledir. Düşünüyorum da bugün beni en çok güldürecek şeyler, vaktile ağlıyarak okuduğum kitablar oldu.
«Hani eski İngiliz aynaları?» diye yanıp yakılan ihtiyar kadının buruşuk zihniyetini artık ne iyi anlıyorum.
Abdülhamid devrinin karanlığı içinde Parisin hayali gözüme bir ideal serabı gibi görünürdü. Şimdi ayni şeıırin uçuk benizli güneşi altındayım; ve geçmiş gün ler, gözümde tazeliğini bir daha bulmak kabil olmıyan bir nisan manzarası alı - y o r...
(Viktor Hügo) nun heykeli karşısın dayım. Bu adamın şamatalı dehası ö- nünde vaktile kendim heykel gibi durur dum. Onun da şimdi tunç timsali fanile rin önünde öylece düşünüyor. E li şaka ğında bir duruş, gayet romantik!
B ir saat evvel (B alzak ) m karşısında gene böyle durdumdu. Yalnız Balzak, yalnız bu isim, müfekkereme ne sonsuz bir didinme ve düşünüp yaratma savaşı hatırlatıyor.. O nekadar şey görmüş, an lamış ve anlatmış adamdır. Hem de gör düğü ve anlattığı şeylerin, bir güıı rüya olacağı hakikati hiç unutmıyarak!.. Bu türlü adamlara hayatın tek mükâfatı ga liba ölümden ibaret. Çünkü isimleri ve eserleri yaşamak için kendilerinin yıllarca kahrolup bitmeleri lâzım geliyor. Zavallı (B alzak ) da öyleydi.
O adın bildirdiği et, kemik ve ıstırab yığını şimdi tamamile çürüdü. A ncak za vallıyı hatırlatmak için kunt bir kaide üstünde oturan mermer hayal, önünden j akan hayata hâlâ bakıp duruyor. O ha
yata ki büyük romancı her köşesinden san’ata çivilemek istemişti. Fakat tabiatin umurunda mı? O da kendi işile meşgul: Nice garibeler yaratmak ve nice B al - zak’lar yoketmek! Fakat niçin ve ne vakte kadar? Cevab yok! Dedelerimiz ne iyi söylemişler: Orasına (rufaîler) karışır!.
Edebiyatın, felsefenin her devirde ta zelenen bazı kavgaları vardır y a; şimdi hatırıma onlar geliyor. (Reyalizm ) ve
(idealizm) savaşları...
Ancak yaşım ilerledikçe görüyorum ki
Yazan:
FAZIL AH MED AY KAÇ
bunlar birbirini tamamlıyan görüşlerden başka birşey değildir. Eğer realizm ol masa beşer irfanı, gözü önünde en sık geçen hâdiselerden bile habersiz kala - çaktı. İdealizmin eksikliği ise bizi hep küçük, adi ve mütemadi vak’alarm zin cirine bağlı bırakarak ruhumuzu, haya limizi kanatlanmaktan mahrum edecek ti! Demek ki ikisine de ayrı ayrı ihtiya cımız varmış. Birisinin yardımile hangi çukurda olduğumuzu azçok öğreniyoruz. Ötekinin rüzgârı ise nerelere doğru uç mamız lâzım geleceğini bize sezdiriyor. Bazı tenkidcilerimiz bu alanda çok göz kapalılığı gösteriyor... B ir gün ken dilerini kültür genişliği lüzumundan bah seder görüyoruz. Bir gün sonra da irfan darlığına şüphe bırakmıyan kısır kızgın lıklarla öteye beriye çattıkları göze çar pıyor. Bilgisinde biraz çeşid bulunanlara hemn (Eklektik) diyorlar ve sanıyorlar ki pek mühim birşey söylemişlerdir... Bir kere bilelim ki kültür genişliği demek, bil gi ve irfan zenginliği demektir. V e buna hiçbir kere malûmat yoksulları arasında Taşlanılmaz. Dünyanın, siyasî, İçtimaî, fennî ve felsefî bütün endişelerinden ha bersiz zavallı bir edebiyat züğürtünün bugünkü fikir piyasasında eski zaman dervişlerinden pek fazla bir farkı yoktur. Hele bir de münekkid olmak davasında ise!.. Çok kullandığımız (ihtisas) keli mesinin dar kafalılıkla münasebeti bu - lunmadığını da hiç unutmamalıyız!Balzak’ın heykeli önünde otobüs bek lerken bunları düşünüyordum. V e bu a- damm bizim mülga Babıali yokuşu ede biyatçıları için nekadar (Eklektik) gö rünmek lâzım gelen çok çeşidli bir dehası bulunduğu zihnime geliyordu.
Tekrarlıyacağım: (Reyalizm asız) bir kafa pusulasız bir kaptandır ve ideyaiiz- masız bir ruh, rüzgârsız bir yelken!
Gene tekrarlıyacağım:
Tam irfanlı bir zihinde ihtisas, insanı her ışıktan uzak tutan yeraltına gömülü bir zindan değil, bilâkis kültürün şahika sına kurulu ve her tarafı görür bir (ci - hannümâ) olmalı! V e bize lâzım olan da bu!
__________
Fazıl Ahmed Aykaç
[*] Evvelki yazılar 6, 17 ağustos ve 1 ey-lûl tarihli nüshalarımızda çıkmıştır.