142
TÜRKLERİN İSLAM İNANCI İLE ŞEKİLLENEN DİNÎ MÜZİK KÜLTÜRÜ VE TÜRLERİ Shaped By The Islamıc Relıgıous Belıef Of The Turks Musıc Cultureand Types
İrfan KARADUMAN69 ÖZET
Türkler, müziği kültürün bir öğesi olarak yüzyıllarca muhafaza etmişlerdir. Bu durum Türklerin İslâmiyet’i kabûl etmeleri ile değişmiştir. Müslümanlaşan Türkler arasında, müziğin din açısından yeri bazı dönemlerde tartışılmış olup, tartışmalar içindeharam-helal konusu ile ilgili çeşitli görüşler ileri sürülmüş fakat hiçbir dönem net bir karar verilememiştir. Buna rağmen, kabul edilmiş olan yeni din ile birlikte, bazı dinî müzik türleri de ortaya çıkmıştır. Câmi Müziği adı verilen bu türün özelliklerinin doğru olarak belirlenmesi, mevcut tartışmaların çözümünde önemli yer tutmaktadır. Müzik ve din, sosyal yaşamın bir parçası olarak değerlendirildiği zaman, müziğin sadece ses boyutu ile algılanmasının önüne geçilebilir ve topluma kazandırdığı değerler itibariyle yerini bulabilir. Bu çalışmada, Türklerin ve Arapların İslamiyet’i kabûlü öncesi ve sonrası müzik anlayışları hakkında kısaca bilgi verilmiştir. Türklerin İslâmiyet’i kabûlünden sonra dinin müzik üzerindekietkisinden bahsedilmiştir. Ayet ve hadislerden örneklerle müziğin yasaklanıp yasaklanmadığı hakkında bilgiler verilmiş ve Câmi müziğinin türleri maddeler halinde açıklanmıştır.
Anahtar Kelimeler: Türk Müziği, Câmi Müziği, İslamiyet ve Müzik ABSTRACT
Turks, music as an element of culture have maintained for centuries. This situation has changed with theTurks to accept Islam. Among which Islamized Turks, the place of music in terms of religion has been discussed in some quarters, halal-haram in discussions with various opinions on the subject have been proposed, but a decision has not been any net. Despite this situation, togethe rwitht headoptednew religion, some religious music genres have also emerged. Mosque Musiccalled as accurate determination of the properties of this kind, has an important role in the solution of the current debate. Music and religion, when assessed as a part of social life, just thesound of music perception with the size of values that can be preventedand to society as find the location. In thisstudy, theTurksand ArabsembracedI slam shortly before and after thein for mation is given about the understanding of music. AftertheTurksembracedIslamundertheinfluence of religion on music have been mentioned. With examples from the hadiths prohibited given about the prohibition of Mosque Music typesare described as articles.
Keywords: Turkish Music, Mosque Music, Islamand Music GİRİŞ
Müzik, insanoğlunun ince duygularını anlatan yollardan birisi olmuştur. İnsanlık kadar köklü bir tarihe sahip olan müzik eserlerinde işlenen konular, doğal olarak insanoğlunun yaşamında var olan ve onu etkileyen olayların yansımasıdır. Bunun sonucu olarak müzik tarihi, insanlığın geçirdiği olaylardan ve ortaya çıkan durumlardan faydalanılarak yazılmaktadır. Bu duyguların başında yer alan konulardan birisi inançtır.
Dinî müzik insanları neden derinden etkiler? Bu soruya somut bir cevap bulmak güçtür. Hangi dinde olursa olsun, o dinin müziği, cemaati üzerinde belirli bir ritmik etki yaratarak bireylerin, içlerinde var olan ama belki kendilerinin bile bilmedikleri, duygularını harekete geçirir. Bu hareketlilik tanrıya ulaşma yolunda başlayan en samimi olgudur. Türklerin, savaşırken bile “Allah Allah” nidalarını kullanmaları, bu olguya örnek olarak verilebilir. Yani, şehit olma arzusu esas amaçtır ve içtendir.
İnsanların böyle duygularını harekete geçiren bir olgu acaba haram sayılabilir mi? Bu sorunun yüzyıllardır tartışılması ilgi çekicidir.
Günümüzde, uluslararası sanat müziği olarak kabul edilen Avrupa müziğinin de kökeni inanca bağlıdır. Ortaçağda gündelik yaşamın popüler olarak kullanımınasunulmuş olan GregorEzgileri, kilise kaynaklı müziklerdir. Hatta bugün kullanılan nota isimleri de XI. yüzyılda ezberlenen dualardan birinin
143
ilk heceleridir (İlyasoğlu 2003: 11). Aynı tür müziğin, ezgi ve armoni temelinin öncüsü sayılan ve müzikte barok döneme imzasını atan Johann Sebastian Bach (1685–1750) rahiptir. İnsanoğlunun, inancı sade ve güçlü duyguları üzerine kurulu olduğuna göre bu duygularla yapılan müzik de o kadar etkileyici ve anlaşılır olmalıdır.
Her dinde olduğu gibi İslâmiyet’te de müzik, dinî duyguları harekete geçirecek bir niteliğe sahiptir. Bu durumda, basit ve anlaşılır ezgilere ihtiyaç vardır. Nitekim bestelenen müziklerin ortak özelliği, kolay anlaşılır olmasıdır. Bir ilâhînin ezberlenmesi her birey tarafından rahatça yapılabilmelidir. İslâmiyet’in geldiği dönemde toplumsal sorunlar yaşamakta olan Araplarda, müziğin fonksiyonu önem kazanmıştır. Ancak bu fonksiyonu belirleyen güç yeni dinin kitabı olmalıdır.
İslâm'a göre müziğin varlığından ve nerelerde kullanılacağından bahsedebilmek için İslâmiyet’in ilk yazılıkaynağı olan Kur’an'da müziğin nerede olduğundan bahsedebilmek gereklidir. Çünkü İslâmiyet’i getiren ve anlatan kitap Kur’an'dır. Müzik, sanat olarak fikirleri ve duyguları seslerle düzenli biçimde anlatmak olduğuna göre, bir yaşam biçimi ve felsefe bütünü olan Kur’an'ın ezgi ile okunması, etki gücünün de artması anlamına gelmektedir. Merriam’a göre; müziğin oluşumu için insanın düşünmesi, hareket etmesi ve üretmesi gerekmektedir (Merriam 1964: VIII). İslamiyet’in geldiği dönemde ilk Müslümanların bu konu üzerine düşündükleri ve bu düşüncelerini eyleme dönüştürdükleri söylenebilir. Kur’an'ın ezgi ile okunması, inanç kavramının artık problem olmadığı düşünülerek, günümüzde önemsenmeyebilir fakat İslâmiyet’in yayılmaya başladığı dönemler düşünülecek olursa, inanmayanları etkilemek için ezgilerden faydalanılmış olması çok olağandır. Nitekim Ezan dahi ezgi ile sadece insan sesi olması şartıyla okunmuştur. Bu noktada insan sesinin kullanılması, üzerine bir değerlendirme yapıldığını düşündürebilir. Ayrıca, Peygamber zamanında Kur’an'ın ezgilendirilmesi ile ilgili herhangi bir sorunun var olmadığı bilinmektedir. “Hz. Peygamberin; Kur’an'ı güzel sesle okumaları için ümmetini teşvik etmesi, Müslümanların Kur’an'ı güzel sesle ve hoş nağmeyle okumalarına ve böyle okunan kıraatlere ilgi göstermelerine sebep oldu.”(Uludağ 2005: 157)
İslâm’a göre; müziğin sosyal yaşam içindeki yeri ile ilgili söylenebilecek en önemli olay, Peygamber zamanında müzik uygulamalarının yapılıyor olması ve Peygamberin de bu uygulamalarla ilgili olarak hiçbir şekilde yasaklayıcı tutum içerisine girmemiş olmasıdır (Uludağ 2005). Burada önemli olan konu, müziğin ne için kullanılıyor olduğudur. Müzik, toplumsal huzuru bozacak şekilde yapılıyorsa yasaklanmaktadır. Bu konuda İnançer şöyle demektedir; “İslâm, müzik hakkında kesin bir yasaklama koymamış; böylece bu husus din bilgini fakihlerin ve müctehid imamların ictihadi fikirleri ve hükümleri ile açıklanmıştır. Müzik cins ve icra itibariyle dinleyende eğer insani değerleri alçaltıcı nefsani duygular uyandırıyor ise “lehv” (vakti boşuna harcamak ziyan ve israf etmek) ve hatta “haram” sayılmış; yok eğer manevi ve yüce duyguları uyandırıyor ise “mubah” (yapılmasında mahzur bulunmayan) ve hatta “helal” sayılmıştır. Bu hüküm müziği icra eden ve dinleyenin durum ve seviyesine göredir.”(İnançer: 36)
İslâm’da müzik konusunun yasak olmamasını, Türklerin İslâmiyet’i kabulünden sonra en uzun dönem hâkimiyetini sürdüren imparatorluk olarak, bir anlamda İslâm’ın koruyucusu olmuş Osmanlı İmparatorluğu’na bakarak da anlayabiliriz. Osmanlı İmparatorluğu’nda Türk olmaktan ziyadeMüslüman olmak daha önemlidir70. Osmanlı sultanlarının aynı zamanda halife olduğu göz önüne alınırsa,
padişahlarında müzisyenlik görülmesi, aslında müzik unsurunun İslâm dini içerisinde geçmiş yüzyıllarda kabul gördüğünü göstermektedir. Tabii ki Osmanlı toplumu içerisinde müzik yaşamı, farklı şekillerde devam etmekteydi. Osmanlı ordusu savaşa giderken, mehter takımı adı verilen askerî müzik unsurunu da mutlaka yanında götürüyordu. Aslında bu takım o dönemin müzik kültürü içerisinde geniş bir yer almaktaydı (Judetz 1998: 57). Makamlara ve usûllere bağlı seslendirilen mehter ezgileri, takım içerisinde bulunan büyük kösler (davullar) sayesindepsikolojik savaş amacıyla da kullanılmıştır.
Sarayda yapılan müzik ise sadece dünyasal konularla ilgili değil, içerisinde tasavvuf düşüncesini barındıran ilâhî aşkla da ilgilidir. Bu aşkta sevgili olarak işlenen konu, bazen Peygamber mazmunundan başka bir şey değildir. Divân edebiyatı bu kadar gelişmiş bir toplumun, varlıklara ve kavramlara farklı anlamlar yükleyebilmesi normal karşılanmalıdır. Divân şairlerinin en göze çarpan uygulamalarından birisi de mazmun konusudur. Mazmun, kavramlara anlam verme sanatı olarak
70 Hatta etnik olarak Türk terimi köylü halk için kullanılmaktaydı. Şehirli bir beyefendiye Türk denmesi hakaret sayılmaktadır. (Lewis 2007).
144
tanımlanmıştır. (Pala 1993: 35) “Eski cemiyet hayatında çok nüfuzlu bir mevkii olan musikiden divan şairlerinin de istifade edecekleri çok tabiidir.” (Levend 1984: 243)Bu bağlamda, İslâm’a göre müziğin sadece yapılış amacına göre yasaklanmış olması, aksi halde yasak olmasının kabul edilemeyeceğidüşünülebilir.
Sonuç olarak, Türklerin İslâmiyet’i kabulü, müzik uygulamalarının azalması anlamına gelmemektedir. İslâmiyet’ten önce ise Türklerin yaşamında müzik her dönemde kullanılmıştır. Dünya müzik tarihinde olduğu gibi, Türklerin müzik tarihi içerisinde de dinî hususlar etkili olmuştur. Şamanizm’e kadar uzanan Türk tarihinde, şamanların, müziği inançsal amaç doğrultusunda kullandıkları bilinmektedir.
Bu bakış açısıyla, müzik türleri içerisinde bir Türk din müziği adı verilebilecek alt türün ortaya çıkmış olması çok olağandır. Tür özellikleri keskin sınırlarla belirlenmiş bu alt türün, besteci ve icracıları yetişmiş, türleri ve biçimleri oluşmuştur. Toplumda genel anlamda ilâhî olarak bilinmesine rağmen, dinî müzik eserlerinin farklı özellikleri, tür sınıflandırmalarını meydana getirmiştir.Bu konu ile ilgili olarak Suphi Ezgi şöyle demektedir; “Dini müzik betahsiscâmi ve tekkelerde ibadet esnasında Hatib’müezin ve zakirler ve ba’zan halk tarafından okunmuş olan muhtelif ilâhî eserlerini havidir: İlahi dini müzik eserlerine am(1) bir isimdir ki onlar zahidane veya mütesavvihane havi şiirlerle Cenab Haktan tazarru ve niyaz etmek ve onun kemallerini zikretmek, Peygamber efendimiz hazretlerinin güzel vasıflarını söylemek ve ondan şafaat dilemeğe hadim eserlerdir. İlahi umu ismi tahtında bulunan eserlerimiz, nat’i şerifler, Duraklar, Salatlar, Bayram tekbirleri, Tesbihler, Tevşihler, Şuuller, Cumhurlar, İlahiler, Mevlîd Şerifler, Miraciyyeler ve mersiyeler dir.” (Ezgi 1933: 54)
Suphi Ezgi’nin de dediği gibi Türk din müziği din adamlarının yanı sıra halk tarafından da okunmuştur. “İslâmda dini müzik ile ilgili çalışmalar ilk olarak kıraat ve ilâhîler gibi konular etrafında yapıldı.” (Uludağ: 156) diyen Uludağ’ın bu görüşüne göre;aslında Câmi Müziği ve Tasavvuf Müziği olarak iki ana başlığın altında toplanan bu alt türler, geleneksel müziklerin hepsinde olduğu gibi belirli bir isim kaygısı olmaksızın halk tarafından üretilmiş ve sonradan müzik alanında bilimsel çalışma yapan kişilerce sınıflandırılmış ve ortaya çıkmıştır.
Sınırlılıklar ve Metodoloji
Bu çalışmada, Türklerin İslamiyet ile birlikte değişen/gelişen müzik kültürü ve bu kültür içinde gelişen Câmi müziği türü incelenmiştir. Başka dinler ve müzik türleri ile karşılaştırma yapılmamıştır. İslamiyet’in geldiği toplum olması sebebiyle sadece Arap toplumunun müzik yaşamından bahsedilmiş ve diğer Müslüman toplumların müzikleri konu dışında tutulmuştur. İslam kültüründe, yasaklanan hareketler genellikle keskin olarak belirlenmesine rağmen,kendi sınırlarını oluşturamamış olan müzik uygulamasının yeri belirlenmeye çalışılmıştır.
Oluşturulan bakış açısı, kaynak taraması ile elde edilmiştir. Kaynak taraması esnasında karşılaşılan çelişkilere yer verilmiş ve türler bahsinde karşılaşılan yanlış adlandırmalar hakkında değerlendirmeler yapılmıştır. Bu değerlendirmeler yapılırken mümkün olduğunca aynı konulara yer vermiş kaynaklar incelenmiştir.
1. İSLÂMİYET’İN GELİŞİ İLE DEĞİŞEN MÜZİK
Müzik konusunu İslâm açısından değerlendirebilmek için öncelikle İslâmiyet’in doğduğu topraklarda yaşayan Arap toplumunun müzik yaşamını bilmek gereklidir. Yani, Arapların müziği hangi amaçlarla kullandıklarının bilinmesi önemlidir. İnsan ilişkilerini ve toplumsal kuralların tamamını düzenleyen İslâm dini, bu kuralların bir parçası olan müzik yaşamını da düzenlemiş olmalıdır.
1.1. Araplarda Müzik
Arap toplumunun sanat alandaki önemli eserlerini, İslâm dini ile tanıştıktan sonra verdikleri bilinmektedir. “Araplarda en eski müzik yazarı Halil’dir. (Milattan sonra 786’da ölmüştür.)” (Yektâ 1986: 26) cümlesinden de anlaşılacağı gibi ilk ciddi çalışmalar İslâmiyet’ten sonra başlamıştır. Arap toplumu, mevcut şiirlerini küçük ezgilerle beraber, işlerini hafifletmek için günlük yaşamlarına almışlardır. Halk ezgileri niteliğinde olan bu müziğe de “Hıda” adını vermişlerdir (Kalender 1999. 253). O dönemde Araplar din dışı müziklerini çocuk şarkıları, ninniler ve düğün şarkıları bağlamında
145
geliştirmişlerdir. İslâmiyet öncesi dinî müziklerini de büyü ile ilişkilendiren Arap toplumu, müzik sayesinde ruh çağırdıklarına inanmaktadırlar (Racy 2007: 26).
Kalender’e göre; Emevilerde (661–750) müzik, ilk başta topluma zarar vereceği düşüncesiyle yasaklanmış, daha sonraları yine de yayılmaya başlamıştır. Hatta hilafete getirilen kişilerin bile son derece dindar olmalarına karşın müzikten uzak kalmadıkları anlaşılmaktadır. Araplarda en eski müzik yazarı bile Emeviler döneminde ortaya çıkmıştır. Emeviler’de tartışması süren müzik konusunun Abbasiler’de (750–1258) çok fazla tartışılmadığı ve daha üst seviyelere çıkarıldığı görülmektedir (Kalender 1982).
Abbasiler döneminde yaşayan, Kindî, Fârâbî ve İbn-i Sînâ bugün Türk müziğinin temel isimleri olarak geliştirdikleri sistem ve okul sayesinde birçok öğrenci yetiştirmiş ve yazılı eserler bırakmışlardır.
Türklerin İslamiyet ile tanışmaları sonucunda Türk toplumuna ait müzik kültürünün İslâmiyet’e etkisi de olmuştur. İslâmiyet’i kabul etmeleri yaklaşık 300 yıl gibi bir süre alan Türk toplumu, beraberlerinde getirdikleri kültürlerle İslâm dinine ait özellikleri birbirine uyarlamışlardır (Turan 1990: 110). Bunun sonucu olarak dinî hükümlerin müzik üzerindeki etkilerini de değerlendirmiş olmaları muhtemeldir.
1.2. Türklerde Müzik
Türklerin İslâmiyet’ten önce kabul ettikleri dinler arasında; Totemcilik, Ruhçuluk (Animizm), Şamanizm, Budizm, Maniheizm, Yahudilik ve Hristiyanlık sayılabilir (Turan 1990: 98–109). Bu dinlerden Türklerle ilgisi en çok bilineni Şamanizm’dir. Hun Türkleri’nde Şaman olarak bilinen ve bir tür din adamı rolü üstlenen kişi, hastalıkları iyileştirmek ve kötü ruhları kovmakla yetkilidir. Bu uygulamalar esnasında şaman davul kullanmaktadır. Şamanların müzik ile ilgisi Göktürk toplumunda da devam etmiştir. Bazı kokulu maddeler yakarak kelimeler eşliğinde müzik yapmışlardır (Akdoğu 1999: 4).
Selçuklu toplumunda müzik yaşamını anlamak için Selçukluların bıraktıkları mimarî eserlere de bakmak fikir verebilir. O dönemde yapılan mimarî eserlerde müzik yardımı ile tedavi amacı güden şifâhânelerle, câmilerin bitişik mekânlar olduğunu görmek mümkündür. Tıp alanı için müzikten, hem Selçuklular hem de Osmanlılar yararlanmışlardır (Kaplan 1991: 13).
Osmanlı İmparatorluğu’nun din anlayışı, hüküm sürdüğü yıllar boyunca her zaman ön planda olmuştur. Telif edilen el yazmalarının giriş kısımlarında bu durum açıkça görülmektedir. Bu eserlerin giriş bölümlerinde Allah’a hamd cümleleri bulunmaktadır. Dinine bu kadar bağlı olan bir imparatorluğun müzikten vazgeçmemiş olması, o dönemde bu tartışmaların çok fazla yaşanmadığı şeklinde yorumlanabilir. Fakat gerçek böyle değildir. Osmanlı döneminde de Müzik ve Sema konusu çok fazla tartışılmıştır. Osmanlı İmparatorluğu döneminde, müzik üzerine 223 müellif, 713 adet yazılı eser meydana getirmiştir. Bu eserlerden 75 tanesi de müzik ve semanın caiz olup olmadığı ile ilgilidir (İhsanoğlu ve diğerleri 2003: LII). Bu yazma eserlerin bazıları Arapça ve Farsça, bazıları da Türkçe yazılmıştır. Eserlerin bir kısmı Türkçeye çevrilmiştir.
Hem Arap toplumunda, hem de Türk toplumunda müziğin bu kadar yaygın olmasının karşısında duran fikirler de olmuştur. Bu durum, müzikte haram-helal tartışmasını her zaman güncel halde tutmuştur. Hâlbuki insanlar müziği kendi kültürleri ve değerleri ile şekillendirip kullanmayı her dönemde bilmişlerdir (Tura 1988: 25).
1.3. Müzikte Haram-Helal Tartışması
İslâmiyet’in gelişiyle birlikte müzik uygulamalarında görüş ayrılıkları başlamıştır. Peygamber’in bu konudaki görüşleri önemlidir. Düşüncesini ve hareketlerini tamamen Kur’an’a göre düzenlediğine inanılan Peygamber’in müzik ile ilgili sözleri ve hareketleri birçok yazıya kaynaklık etmiştir. Buna rağmen, müziğin haram-helal tartışması halen sürmektedir. Aslen, herhangi bir hareketin haram olması, açıkça belirtilmesini gerektirmektedir. Müzik ile ilgili böyle bir durum yoktur. “Gerçi Kur’an-ı Kerim, diğer bazı konularda olduğu gibi müzik ve bu sanatı icra eden sanatçılar için herhangi bir yasaklama getirmemiştir. Haram kelimesi, teknik ve hukuki anlamda, Kur’an ve hadis ile tamamen yasaklanmış, yapıldığında ceza-had gerektiren hareketler ve davranışlar için kullanılır.” (Aycan 1998: 155)
Müzik ile ilgili doğrudan bir emir bildirilmemiştir. Buna rağmen müziğin ne için kullanılacağı önem kazanmaktadır. İnsanoğlu en olumlu durumu bile bazen olumsuz hale getirebilmektedir. Tüm
146
insanlığa huzur veren bir müzik türünü, huzursuzluk kaynağına dönüştürmek mümkündür. Doğal olarak sonuç olumsuz olacağı için yasaklama veya haram kılma gündeme gelecektir. Racy’e göre; “İslâm tarihi boyunca, aslında “müzik” addedilmeyen tilavet, dinsel cemaat üyeleri üzerinde derin ruhani duygular uyandırmıştır. Benzer şekilde, seküler müziğin de kuşkuya yer bırakmayan dönüştürücü güçlere sahip olduğu düşüncesi kabul görmüş ve tensel çağrışımlara neden olduğu ve duygusal taşkınlığa ve hoşa gitmeyen davranışlara yol açabildiği için zaman zaman korku vermiş ve yasaklanmıştır.” (Racy 2007: 26)
Kur’an’da doğrudan müzik ile ilgili ayet bulunmamaktadır. Müzik konusunu lehte ve aleyhte açıklamaya çalışan birçok hadis bulunmaktadır (Akdoğan 1999: 385).Ayrıca Kur’an’da bulunan ve yorumlandığı zaman müzik konusunu hem helal olarak, hem de haram olarak işleyen ayetler de vardır.
Uludağ’a göre; müziğin haram kılındığına delil olabilecek ayetlerden bahsedilmiş, altı adet ayet ve açıklaması yapılmıştır. Sonrasında müziğin helal olduğuna delil sayılabilecek ayetlerden bahsedilmiş, sekiz adet de bu bölümde açıklamaları ile beraber verilmiştir. Aynı konuda hadislerden ve fakihlerin görüşlerinden yararlanan yazar, sonuç olarak beş ayrı madde ile müziğin amacına dönük olmak üzere, haram veya helal sayılabileceğinde karar kılmıştır.
Sonuç olarak, müziğin haram veya helal olması ile ilgili olarak besteci veya icracının iç dünyasının bilinmesi önem kazanmaktadır. Buna karşın, niyet sorunu olmadığına inanılan Türk müziği türü de dinî müzikler olarak kabul edilmektedir. Bu türlerin içerisinde yer alan Câmi müziği türlerinin, üretiliş amacı ise mekânı içinde sadece dinî duyguları en üst seviyeye çıkarmaktır. Câmi müziğinin inancın merkezinde yer alması bu türü dînen meşru kılmaktadır.
2. CÂMİ MÜZİĞİ TÜRLERİ
Toplum içinde meşruluk sorunu yaşamayan türler, dinî müzik türleridir. Sözel öğeleri, önemli bazı dinî ifadelerden oluşmakta ve kolay ezberlenebilmektedir. Toplumun dinî ve tasavvufî değerlerini adeta belgeleme özelliği ile beraber, çok fazla yok olma tehlikesi de yaşamamıştır.
Türk din müziği, bazıkaynaklardaCâmi Müziği ve Tekke Müziği olarak iki türe ayrılır. Bu ayrım, bazen özellikleri itibariyle birbirine karıştırılmıştır. Bir yazarın Câmi Müziği adı altında topladığı türü, diğer bir yazar Tekke müziği adı altına almıştır. Bunun nedenini, bu türlerin içeriklerinin geniş olmasına bağlıyoruz. Burada, icra alanı ve sözleri itibariyle zenginlik gösteren bu türlerden Câmi Müziği başlığı altında toplanabilecek olanları açıklanmıştır.
2.1. Ezan
Ezan, müslümanların ilk dinî müziği sayılabilir. Anlamı “bildirme” olan ezan, Peygamber’in Medine’ye girişinden sonraki zamanlarda namaz vakitlerini bildirmek için eshâbı ile müzakeresi sonucu insan sesi ile okunmasını emrettiği bir türdür. Günde beş vakit okunan ezan, usûlsüz ve doğaçlamadır (Akdoğu 2003: 346). Okunuşu sade ve geçkisiz olan ezanın okunduğu makamlar genellikle Sabâ, Hicâz, Rast, Hüzzâm, Nihâvend ve Segâh’tır (Kaplan 1991: 53). Ezan makamlarının vakitlere göre ayrı okunduğu da ifade edilmiştir (Yavaşça 2002: 622). Buna rağmen herhangi bir kesinlik yoktur. Hatta ezanın müzik ile okunmasını yasaklayan mezhepler de vardır (Öztuna 2000: 116). Ezanın sözleri şu şekildedir:
Allâhü Ekber (4 defa)
Eşhedü en-lâ ilâhe illâllah (2 defa)
EşhedüenneMuhammeder-rasûlullah (2 defa) Hayye’ala’s salâh (2 defa)
Hayye’ale’l felâh (2 defa) Allâhü Ekber (2 defa) Lâ ilâhe illâllah (1 defa)
Bu sözlere ek olarak sabah ezanlarında namazın uykudan daha hayırlı olduğunu bildiren “Essalâtuhayrunmine’nnevm” cümlesi 5. ve 6. cümleler arasına 2 defa eklenir.
Şehirleşmenin artması ve şehirlerin coğrafi olarak büyümesi ile birlikte, ezanın ses sistemi ile okunması ihtiyacı ortaya çıkmıştır. Bununla birlikte ortaya çıkan başka bir sorun ise aynı anda birden fazla Câminin minaresinden gelen ezan seslerinin birbirlerine karışmasıdır. Özellikle aynı makamda
147
okunmayan ezanlarda seslerin karışması ciddi bir işitsel sorunu ortaya çıkarmıştır. Ezan seslerinin çevreden aynı dakikalarda başlayıp, karışarak duyulması her ne kadar alışılmış ise de, herkes tarafından aynı keyifle dinlenmemesi olağan bir durumdur. Bu soruna, yakın zamanlarda tek merkezden okunan ezan sayesinde çözüm bulunmuştur.
2.2. Kamet
Kamet, namazın başlayacağını bildiren bir türdür. Sözleri, “Kâdkamet’is-salâtü” olup “Hayye’ale’l felâh” dan hemen sonra okunur (Kaplan 1991: 54).
2.3. Tardiye
Bu türün günümüzde uygulaması yapılmamaktadır. Tardiye, Cuma ve Bayram namazı hutbelerinde, hatibin Hz. Hasan ve Hüseyin’in isimlerini söyledikten sonra müezzinlerden bir kişinin (Allah onlardan razı olsun) anlamında söylediği “Radiyallâhüanhüm” sözlerini içerir (Akdoğu 2003: 349).
2.4. Tekbir
Allah’ın büyüklüğünü ve ona hamd edilmesi gerektiğini içeren sözlerden oluşan tekbir türü, bestelenmiş olması itibariyle fikir ayrılıklarının en çok yaşandığı türlerden birisidir. Bayram tekbiri olarak günümüze kadar gelen eserin makamı hakkında, segâh makamı ile ırâk makamı olduğu arasında tartışma sürmektedir. Makam konusunun dışında, tekbirin Itri’ye ya da Hatip Zakiri Hasan Efendi’ye ait olduğu da tartışılmaktadır. Ezgi’ye göre; Irak Bayram Tekbiri, Hatip Zakiri Hasan Efendi’ye aittir. Eser 21/4 lük usûlle yazılmıştır (Ezgi 1933).
Tekbirin sözleri şu şekildedir;
“Allâhüekber, Allâhüekber, lâ ilâhe ill’Allâhüv’Allâhüekber, Allâhüekber ve li’l-lâhi’lhamd”. 2.5. Salât
Salât, Peygamber için Allah’a selam ve dua içeren sözleri konu olarak işleyen bir türdür. Farklı özelliklerine göre alt türleri oluşmuştur. Na’t ve durak türlerine benzemesine karşın, işledikleri konuları itibariyle farklılık gösterir. Sabah Salâtı, Cuma Salâtı, Bayram Salâtı, Cenaze Salâtı ve Salât-ı Ümmiye gibi alt başlıklarda bestelenmişlerdir (Kaplan 1991; Akdoğu 2003; Yavaşça 2002; Ezgi 1933).
2.6. Mahfel Sürmesi
Bayram tekbiri gibi tek örneği bulunan bu tür, namazlardan sonra okunur ve birkaç bölümü vardır. Bir ya da birkaç müezzin tarafından seslendirilir. Şeyh AbdülgâniGülşenî’ye ait olan tek eser, dua bölümünden sonra Ayet-el Kürsî ile devam eder. Daha sonra tesbih ve ilâhî bölümü, en sonda ise dua okunur(Kaplan 1991; Akdoğu 2003; Yavaşça 2002; Ezgi 1933). Yavaşça, bu türün tesbiholarak da tanımlandığını ifade etmektedir (Yavaşça 2002: 623).
2.7. Mevlîd
Anlamı “doğmak, doğum” olan ve Arapça velâdet (Devellioğlu 2002: 636) kelimesinden türeyen mevlîd, Peygamber’in doğumunu ve yaşamını konu alan eserlere verilen isimdir. Her bir bölümüne bahir adı verilir. Bahirlerin sayısı yedidir.Bahir açıklaması şu şekildedir:
Allah Adın Bahri
Hak Teâlâ Bahri (Nur Bahri) Velâdet Bahri (Doğum Bahri) Merhaba Bahri
Mi’rac Bahri
Yâ İlâhî Bahri (Münâcât Bahri) Vefât Bahri
Vefat bahri üzüntülü olduğu gerekçesiyle genellikle Mevlîd’de yer almaz. Bahirlerin okunuşuyla ilgili olarak makam kuralı olmamasına karşın gelenek haline gelmiş bazı makam sıralaması da vardır.
148
Buna göre; Münâcât bahri Sabâ, Velâdet bahri Rast-Uşşâk, Mi’rac bahri Hüzzâm, Dua bölümü Hicâz-Hüseynî makamında okunur (Kaplan 1991: 70).
2.8. Temcid-Münâcât
Temcid ve Münâcât ardı ardına seslendirilen iki tür olduğu için eserlerde iki isim beraber yazılmıştır. Allah’a yalvarma ve yakarma anlamlarını taşıyan sözlerin bestelenmesiyle oluşan bu tür, usûlsüz olarak bilinse de (Yavaşça 2002: 624) durak evferiusûlünün kullanıldığı da görülmektedir (Kaplan 1991; Akdoğu 2003). Seslendirme koro ve solo olarak yapılmaktadır.
2.9. Mi’râciye
Bu tür, Peygamber’in Allah katına yükselişini konu alan sözlerin bestelenmesiyle oluşur. Altı bahirden meydana gelmektedir. Usûlsüz olarak bestelenmiş olmasına karşın Ezgi’ye göre;usûllüdür. Türk din müziğinin büyük türlerinden birisi olarak kabul edilen mi’râciyenin her bölümü (bahir) farklı makamlarda icra edilir ve her bölüm kendi içerisinde geçki yapar. Bu durum dinleyiciyi yorabileceği için bahirler arasına koro için tevşih konulur (Akdoğu 2003: 384). Bestelenmiş tek örnek olan ve Kutb’in-nâyi Osman Dede’ye ait olan mi’râciye’nin eser yapısını en açık şekilde aktaranlardan birisi olan Yavaşça’ya göre;
“I. Bahir (Segâh Hâne) “Bestenigâr geçkisi vardır.” II. Bahir (Müstear Hâne) “Bayâti ve Mâyegeçkisi vardır.”
III. Bahir (Dügâh Hâne) “Sabâ, Çârgâh, Kûçek, Hüseynî, Arazbar ve Acem geçkileri vardır.”
IV. Bahir (Nevâ Hâne) “Nişâburgeçkisi vardır.” V. Bahir (SabâHâne) “Hüseynî, Hisâr, Bûselik, Şehnâz
geçkileri vardır.”
VI. Bahir (Hüseynî Hâne) “Gerdâniye, Bûselik, Acem, Uzzâl
Geçkileri vardır.”” şeklindedir (Yavaşça 2002: 701).
2.10. Tevşih
Türk din müziğinin Câmi Müziği ile Tekke Müziği arasında kalan türlerinden birisi olan tevşih, Câmi müziği içerisinde yer almalıdır. Kelime anlamı “süsleme” olan bu tür, büyük formlarda Câmi müziği türlerinin arasında okunan ve eserlerin ağırlığından dinleyiciyi biraz olsun uzaklaştırmayı amaç edinen eserleri içerir. Doğal olarak seslendirildiği ortam Câmi müziği türleriyle aynı ortamdır. Zaten sözleri de Allah’a yakarışı içermektedir. Buna rağmen bazı yazarlar tevşih türünü tekke müziğinin alt türü olarak değerlendirmektedirler. Bunun nedeni ise sözlerinin ünlü mutasavvıflardan seçilmesi ve ezgi yapısının dindışı türlere benzemesidir (Yavaşça 2002: 676).
2.11. Na’t
Na’t türü, hem Câmi müziği hem de tekke müziği içerisinde incelenebilecek türlerdendir. Kelime anlamı itibariyle “överek anlatma” olarak tanımlanabilen na’tlar, genellikle Peygamber’i öven sözlerden bestelenir. Bu açıdan bakıldığı zaman Câmi müziği içerisine girer. Mevlânâ’yı öven na’tlarise tekke müziği içerisine girmektedir. Na’tları ilâhîlerden ayıran en önemli özellik ise doğaçlanması ve durak şeklinde okunmasıdır (Karadeniz 1965: 163).
Yukarıda açıkladığımız Câmi Müziği türlerinin dışında, Tekke Müziği’nin alt türleri de vardır. Bu türlerin isimleri şu şekildedir:
1.İlâhî 2.Tehlil 3.Telbiye 4.Kasîde 5.Temcid 6.Mersiye 7.Durak 8.Şugl 9.Savt
149
10.Nefes11.Semâh 12.Ayin-i Şerîf
BULGULAR VE SONUÇ
İslamiyet birçok alanda kuralları keskin olarak belirlenmiş bir dindir. Müzik ise bu sınırların kişilere ve toplumlara göre değişebildiği bir kültür ve sanat alanıdır. Bu çalışmada, haram olduğu kesinlikle belirtilmemiş bir sanat dalından toplum üyelerinin kendilerine göre çıkarımlar yaparak karar verdikleri ortaya çıkmaktadır. Zaten İslam inancında, Müslümanlar kalplerindeki niyete göre her hareketlerinde sorumludurlar. Dolayısıyla müzik alanında da sorumludurlar.
Câmi müziğinin tür sınıflandırmaları çoğu kaynakta birbirinden farklı yapılmaktadır. Halen birçokCâmi müziği türü hakkında toplum yeterince bilgi sahibi değildir. Kısaca “İlahi” deyip geçilmektedir. Halk müziğinde “Türkü”, Geleneksel Sanat Müziği’nde “Şarkı” dendiği gibi…
Günümüzde müziği haram olarak tanımlayan bireylerin kendi eğlence kültürleri içine dinî müzik türlerini koymaları dinî müziklere olan helal inancın bir göstergesidir. Bu tercih ise günümüzde çeşitli öğeleri bünyesinde toplayan yeni müzik türlerinin ortaya çıkması sonucunu doğurmaktadır. Bu sonuç ise ayrıca incelenmesi gereken önemli bir konudur.
Türklerde kültürün çok önemli bir parçası olan müzik, İslamiyet inancı ile farklı bir boyut kazanmıştır. Kabul edilen dinin topluma getirdiği yeni kurallar, tüm yaşamı etkilediği gibi doğal olarak müzik yaşamını da etkilemiştir. Her şeyden önce inanç merkezli bir müzik türü ortaya çıkmıştır. Bu yeni müzik türlerinin sınıflandırılmasında sıkıntılar yaşanmıştır. Câmi müziği olarak adlandırılan ve dinî müziğin temelini oluşturan bu tür, bazen Tekke müziği bazen de Tasavvuf müziği adıyla tanımlanmış veya birbirine karıştırılmıştır. Aslında sınıflandırmanın doğru yapılması şu bakımdan önemlidir: doğru sınıflandırma sayesinde türlerin tam olarak neyi ifade ettiği belirlenecektir. Bu sayede dinî yaşamı yoğun olarak benimseyen birey Câmi içerisinde birbirinden farklı türlerde müzik ile karşılaşacaktır. Dolayısıyla müzikten uzak kalmayacaktır. Bu bağlamda, haram-helal tartışması da anlamsız hale gelmiş olur.
KAYNAKLAR
Akdoğan, B. (1999). Bazı Ayet ve Hadisler Doğrultusunda, İslâm Açısından Musiki Sanatının Değerlendirilmesi, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Ankara.
Akdoğu, O. (2003). Türk Müziği’nde Türler ve Biçimler, İzmir. Akdoğu, O. (1999). Türk Müziği Tarihi, Ulusal Müzikoloji, İzmir.
Aycan, İ. (1998). İslâm Toplumunda Eğlence Sektörünün Ortaya Çıkışı,Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Ankara.
Devellioğlu, F. (2002).Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lugat, Ankara. Ezgi, S. (1933).Nazari ve Ameli Türk Musikisi, İstanbul.
İhsanoğlu, E. (2003).Osmanlı Musiki Literatürü Tarihi, IRCICA Yay.,İstanbul. İlyasoğlu, E. (2003).Zaman İçinde Müzik, Yapı Kredi Yay.,İstanbul.
İnançer, Ö. T. (?). Tarikatlar Müziği, Müzikalite.
Judetz, E. P. (1998), Türk Musikisi Kültürünün Anlamları, İstanbul.
Kalender, R. (1999)XV. Yüzyıla Kadar Arap İran ve Türk Musikisi’nin Kısa Tarihçesi, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Ankara.
Kalender, R. (1982). XV. Yüzyılda Türk-İslâm Musiki Kuramı (Nazariyatı) ve Zeynü’l-Elhan Fi’ilmi’t-Te’lifVe’l-Evzan, (Basılmamış Doktora Tezi), Ankara.
Kaplan, Z. (1991). Dini Musiki Dersleri, İstanbul.
Karadeniz, E. (1965).Türk Musikisinin Nazariye ve Esasları, Ankara. Levend, A. S. Divan Edebiyatı, İstanbul.
Lewis, B. (2007).Modern Türkiye’nin Doğuşu, Türk Tarih Kurumu Yay., Ankara. Merriam, A. P. (1964), TheAntropology of Music.
Öztuna, Y. (2000)Türk Musikisi Kavram ve Terimleri Ansiklopedisi, Ankara. Pala, İ. (1993).Mazmunun Mazmunu, Dergah Edebiyat Sanat ve Kültür Dergisi. Racy, A.J. (2007). Arap Dünyasında Müzik, Bağlam Yay.,İstanbul.
150
Turan, Ş (1990). Türk Kültür Tarihi, Ankara.Uludağ, S. (2005).İslam Açısından Musiki ve Sema, Kabalcı Yay., İstanbul. Yavaşça, A. (2002).Türk Musikisi’nde Kompozisyon Beste Biçimleri, İstanbul. Yekta, R. (1986).Türk Musikisi, İstanbul.