Halide Edib diyor ki:
“ B en şiirin sadece ne kalıp ne de kalıpsızhğa
bağlı olduğuna inanırım
.
Ş iir
,
teknik ve ahenk
kadar mana ve ruha bağlıdır
„ ^
v,
--- TTT--- — ---
p^Y*
«Dilimizin hür ve uzvî inkişafına mâni olan «Kurumca» Veya
halkın «Uydurca» adı verdikleri dili çocuklarımıza öğretmekte
devam ettiğimiz müddetçe, Türkçe bir edebiyatın yaratılmamı
şındaki diğer sebepler üstünde durmağa lüzum kalmıyacaktır»
Anketi yapan: Sadeddin GDKÇEPİNAR J
Edebiyat âlemimizin mümtaz siması Halide Edib Adıvar’ı e- vinde ziyaret ettim. İnce bir zevkin sadeliğiyle döşenmiş ka bul odasında onu beklerken ro manlarının yarattığı heyecan havasını ve onların unutulmaz kahranlarını düşünüyorum.
Otuzunu freçcn her münevve rin hatırasında bunlardan bir şeyler saklı olduğuna şüphe yoktur.
Halide Edib’le karşı karşıya- yız. Anketimizden bahsediyo rum. Beni dikkatle dinliyor. Su allerimin kendisini alâkalan dırdığını seziyorum.
Edebiyatımız’ roman
larımız ve şiirlerimiz
Evvelâ edebiyatımızın bu günkü vaziyeti hakkındaki dü şüncelerini sordum;' şu cevabı verdi:
— İçinde yağandan bir günün
her hangi vaziyeti hakkında kati ve doğru hükümler vermek hiçbir zaman mümkün olma mıştır.
— Edebi aeğerde yerli ro manlar yazanlar niçin yetişmi yor?
— Ben edebî kıymeti haiz, sa yası az olsa romancı yetişmi| olduğuna inanıyorum.
— Şiir sahasında vaziyetimiz nedir? Bazılarının söylediği gibi şiirde hakikaten ilerliyor mu yuz?
— Şiirde ilerlediğimiz ha ır kındaki kanaate temas edeyim: Bu kanaat sırf şiirin «kalıp» ta- rafiyle ilgilidir. Aruz, hece vez ni ve sair bütün kalıpları kır mış olduğumuz için, ilerliyoruz diyenler var. Ben şiirin sa dece ne kalıba, ne de kalıpsızlı- ğa bağlı olduğuna inanırım.
Muharrir neden yetişmiyor '
Halide Edib diyor k i:
•«JSen şiirin sadece ne kalıp ne de kalıp-•
sızltğa bağlı olduğuna inanırım. Şiir, tek
nik ve ahenk kadar mâna ve ruha bağlıdır»
«Dilimizin hür ve uzvî inkişafına m âni olan «K u ra m c a« veya halkın «U ydurca» adı verdikleri dili çocuklarımıza öğretmekte devam ettiğimiz müddetçe, Türkçe bir ede biyatın yaratılmamasındaki diğer sebepler üstünde dur
m ağa lüzum kalmıvacaktır»
(Baş tarafı 1 inci sahifede) Şiir, teknik ve ahenk kadar mâna ve ruha bağlıdır. Yeniler arasında en mühimmi şüphesiz Nâzım Hikmettir. Bunun hari cinde de bir hayli gencin çok gü zel küçük parçalan göze çarpı yor. Fakat bunlar bir hüküm ver ineğe kifayet etmez. Kendi he sabıma derim ki, ideolojilere dayananların, müfrit sağ kolu, tokmak döver gibi tan tan ka famıza vurup duruyor. Buna mukabil solculann çekiç sesleri kafamıza tak tak iniyor. Her nevi edebiyatta, bilhassa şiiirde, hattâ içtimai meselelerde, fikri tek yere bağlıyan zincirleri k ı ran, tek havayı derviş gibi zik retmekten kurtulan insan, za manın ölçüsüne dayanabilen bir sanatkârdır. Geçenlerde, bana anlatılan bir hikâyeyi bu rada tekrar edeyim:
İk i kişi söğütler arasında do laşırken bir çocuğun söğüt d a lından yaptığı bir düdüğü çal dığım işitmişler. Birisi, «Bak, demiş, ne güzel çalıyor? On beş yıl sonra bu çocuk flütte şahe serler çalan bir sanatkâr ola caktır». On beş yıl sonra aynı yerden geçmişler, aynı sesi işit mişler. Bakmışlar ki, aynı ço cuk, (bu defa pala bıyıklı bir delikanlı) aynı düdükle aynı havayı çalıyor.
— Bugünkü hale bakarak ge lecek yollarda edebiyatımızın vaziyeti hakkında ne düşünü yorsunuz? Edebiyat sahasındaki verimsizliğin sebeplen nedir?
— Korkarım ki, gelecekte de düdüğümüz, belki söğüt yerine meşeden olacak, havamız, yerli bir türkü yerine (belki o zaman dünyanın terketmiş olacağı) caz havalarını çalmakta devam edecektir.
— Gazeteler kitabın yerini de aldı diyenler var Kitap devri geçmiş olabilir mi?
— Başka memleketlerde, ga zetecilik o kadar tekâmül etmiş olmasına rağmen, kitap mevkii ni kaybetti denemez. Nasıl ki, sinema tiyatronun yerini tuta cak diyenler, bu iki şeyin bir birine muvazi yürüdüğünü gör- dülerse, kitapla gazetenin de muvazi yürüdüğünü görecekler dir. Tabiî, tercüme edilecek bir şey kalmazsa, yerliler de tâbi bulamadıkları için, eserlerini basamazlarsa, o zaman bizde gazete tek başına ikisinin de mevkiini eline alacaktır.
Tercüme romanlar
ve telif haklan
— Tercüme romanlar edebî zevki yükseltmiş midir? Bunları gösteriş olsun diye okuyanlar da var deniyor?
— Anlaşılır bir Türkçeye ter cüme edilenler hiç şüphesiz ha yat bilgilerimizi genişletmiştir. Tercüme romanların umumi yetle gösteriş olsun diye okun duğuna kani değilim Polis ro manları, yeni edebiyat cere yanlarını aksettirenler, bilhassa cins meseleleri üstünde teferru ata girişen, veyahut vücudun diğer kapı arkasında geçen va zifelerinden realizm maskesi arkasında bahsedenler zaman zaman hakikî bir alâka ile oku nuyor. Bunların tabiî zevkle hiç bir alâkası yoktur.
— Bizde fıkra mubariri yeti şiyor. Bunun sebebi, gazeteler
fıkra tercüme edip koymaların da mıdır?
— En kuvvetli tarafım ız fık racılarımız olduğunu çok za man evvel söylemiştim. M uvaf fakiyetleri _ bence — «bugün kü şartlar» dediğiniz zincirleri koparmış şahsiyetlerden olma larına, kulakları ve gözleri yu karıda ve havada değil, mem leketin topraklarında olmasına bağlıdır.
— Milletlerarası telif haklan anlaşmasına girmemize taraftar mısınız? Girmezsek vaziyetimiz
ne olur? Girersek ne olur? — T e lif haklan hakkında Akşam’a bir makale yazmıştım. Bunu destekliyen gazeteci ar kadaşlara çok minnettarım. Fakat orada zikrettiğim ve i- nandığım şeyleri tekrar etmek istemiyorum. Sadece burada ba zı esaslı mahzurlara (tabiî gir mediğimiz takdirde) temas ede ceğim. İşimize gelen yerde, A v rupa Birliğinin kıyısına bucağı na sokulmak için bar bar bağı m ken, esasen maddî vaziyetleri iyi olan bazı tabilerin ve bir sı n ıf mütercimin h atın için, telif hakları anlaşmasından kaçmak, fik ir dürüstlüğüne pek sığmaz. Bilhassa girmemekle istikbali miz için çok mühim olan genç muharrirlerin yetişmesine en gel olursak! Bazı ecnebi mu harrir dostlara göre, eşya, bil hassa zinet eşyasına avuç dolu su para vererek hak tanıyan bizler, fikir emeğinin mahsulü nü bedava alır, yani bir nevi ka çakçılık yaparsak, âdeta fikir emeğine hiçbir kıymet vermedi ğimiz kanaatini uyandırırız. Maalesef birçoğumuzda bu ka naat mevcuttur. Fakat hakikî mânada medenî bir millet için, istikbal ve dünya ile iş birliği bakımından ou kanaat kötüdür, muzırdır; bundan kurtulmağa mecburuz, işte bunun için, telif haklarını koruma kanununun, hem de çok yakında çıkmasını bizim için her bakımdan hayat! bir mesele telâkki ediyorum.
Dil değişikliğinin
edebiyatımıza tesiri
— Değişen dilik edebiyatımı za tesiri olmuş mudur?
— Buna da eski bir hikâye ile cevap vereceğim: Merasimde top atmıyan bir kumandana es ki bir vali sormuş:
— Niçin top atılmadı?
Kumandan — Esbabı adîdesi . var ,evvelâ barut yoktur...
Vali sözünü keserek:
— Artık öteki sebeîperi zik retmeğe lüzum kalmadı.
Ben de derim ki: Dilimizin i. hür ve uzvî inkişafına mâni o- lan «Kuram ca» veya halkın «uydurca» adı verdikleri dili çocuklarımıza öğretmekte de vam ettiğim iz müddetçe, Türk çe bir edebiyatın yaratamama sındaki diğer «esbabı adîde» üstünde durmağa lüzum kalmı- yacaktır.
Sadeddin GÖKÇEPINAR
Ta ha Toros Arşivi