• Sonuç bulunamadı

Ekonomik istikrarı sağlama aracı olarak harcama kuralları: AB ülkeleriyle karşılaştırmalı analiz

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Ekonomik istikrarı sağlama aracı olarak harcama kuralları: AB ülkeleriyle karşılaştırmalı analiz"

Copied!
141
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

EKONOMİK İSTİKRARI SAĞLAMA ARACI OLARAK HARCAMA KURALLARI:

AB ÜLKELERİYLE KARŞILAŞTIRMALI ANALİZ

(Yüksek Lisans Tezi)

Selim ŞAHİN

(2)

T.C.

DUMLUPINAR ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ

Maliye Anabilim Dalı

Yüksek Lisans Tezi

EKONOMİK İSTİKRARI SAĞLAMA ARACI OLARAK

HARCAMA KURALLARI:

AB ÜLKELERİYLE KARŞILAŞTIRMALI ANALİZ

Danışman:

Yrd. Doç. Dr. Abdullah Burhan BAHÇE

Hazırlayan: Selim ŞAHİN

(3)

Kabul ve Onay

Selim ŞAHİN’in hazırladığı “Ekonomik İstikrarı Sağlama Aracı Olarak Harcama Kuralları: AB Ülkeleriyle Karşılaştırmalı Analiz” başlıklı Yüksek Lisans tez çalışması, jüri tarafından lisansüstü yönetmeliğinin ilgili maddelerine göre değerlendirilip oybirliği / oyçokluğu ile kabul edilmiştir.

.../.../2018

Tez Jürisi İmza

Kabul Red

Yrd. Doç. Dr. Abdullah Burhan BAHÇE (Danışman) Yrd. Doç. Dr. Özer ÖZÇELİK

Yrd. Doç. Dr. Altan Fahri GÜLERCİ

Doç. Dr. Ayhan KAHRAMAN Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürü

(4)

Yemin Metni

Yüksek lisans tezi olarak sunduğum “Ekonomik İstikrarı Sağlama Aracı Olarak Harcama Kuralları: AB Ülkeleriyle Karşılaştırmalı Analiz” adlı çalışmamın, tarafımdan bilimsel ahlak ve geleneklere aykırı düşecek bir yardıma başvurmaksızın yazıldığını ve yararlandığım kaynakların kaynakçada gösterilenlerden oluştuğunu, bunlara atıf yapılarak yararlanılmış olduğunu belirtir ve bunu onurumla doğrularım.

.../.../2018

(5)

Özgeçmiş

3 Haziran 1982 tarihinde Kırşehir’de doğdu. İlköğretimi ve lise öğrenimi Kırşehir’de tamamladı. Lisans öğrenimini, 2010 yılında Erciyes Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesinin İktisat Bölümünden mezun olarak Kayseri’de tamamladı. 2011 yılında Dumlupınar Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye Bölümünde “Araştırma Görevlisi” olarak akademik hayatına başladı. Yine 2011 yılında Dumlupınar Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Maliye Anabilim Dalında “tezli yüksek lisans” öğrencisi olarak kabul edildi. 2014 yılı itibari ile Kırşehir Ahievran Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesinde Maliye Teorisi Anabilim dalında “Araştırma Görevlisi” olarak akademik hayatına devam etmektedir.

(6)

ÖZET

EKONOMİK İSTİKRARI SAĞLAMA ARACI OLARAK HARCAMA KURALLARI: AB ÜLKELERİYLE KARŞILAŞTIRMALI ANALİZ

ŞAHİN, Selim

Yüksek Lisans Tezi, Maliye Ana Bilim Dalı

Tez Danışmanı: Yrd. Doç. Dr. Abdullah Burhan BAHÇE Şubat, 2018, 128 sayfa

Devletlerin ekonomiye müdahaleleri uzun yıllardan beri iktisadın tartışma konularından birisi olmuştur. İlk olarak 1929 Ekonomik Bunalımdan sonra ortaya çıkan Keynesyen akım ile başlasa da 1970’li yıllarda dünya ekonomisinde meydana gelen politik gelişmeler neticesinde devletlerin müdahaleleri sonucu mali disiplinin sağlanması tekrar gündeme gelmiştir. 1980’lerden günümüze kadar uzanan dönemde özellikle gelişmekte olan ülkelerde sıklıkla uygulanan kurallı maliye politikaları dört ana temel üzerine kurulmuştur: Harcama Kuralları, Borçlanma Kuralları, Bütçe Kuralları ve Gelir Kuralları

Bu çalışmada; mali kuralların ekonomik istikrara etkisi, Avrupa Birliği’nde mali kuralların uygulanma gerekçeleri ve şekilleri; diğer ülkeler ile karşılaştırma yaparak incelenmiştir. Bu kapsamda çalışmanın ilk bölümünde maliye politikasının teorik esasları incelenmiştir. İkinci bölümde ise mali kuralların ekonomi üzerindeki etkileri incelenerek Avrupa Birliği ülkelerinde uygulanan harcama kurallarında bahsedilmiştir. Son olarak Türkiye’de uygulanan mali kurallar incelenerek bazı yapısal bozukluklar nedeniyle uygulanamadığı sonucuna varılmıştır.

Anahtar Kelimeler: Mali Kural, Harcama Kuralları, Ekonomik İstikrar, Maliye Politikası Araçları, Maastricht Kriterleri

(7)

ABSTRACT

SPENDING RULES AS A MEANS OF PROVIDING ECONOMIC STABILITY: COMPERATIVE ANALYSIS WİTH EU MEMBER STATE

ŞAHİN, Selim

M. Sc. Thesis, Deparment of Administration Supervisor : Yrd. Doç. Dr. Abdullah Burhan BAHÇE

February, 2018, 128 pages

Intervention of states to economy has been one of the important topics of economics for years. Ensuring fiscal discipline through interventions of states become an issue again in 1970s following political developments in world economy though it is firstly emerged after economic depression in 1929. In the period from 1980s to nowadays regular fiscal policies applied often especially in developing countries based on four main principles: Expenditure rules, debt rules, budget rules and revenue rules.

In this study, effects of fiscal rules to economic stability, reasons and forms of implementation of fiscal rules in EU; examined by comparison with other countries. In this context in the first chapter of this study theoretical principle of fiscal policies is examined. In the second chapter mentioned expenditure rules implemented in EU countries by examining effects of fiscal rules to economy. Lastly it is concluded that fiscal rules cannot be implemented because of some structural defects by examining fiscal rules implemented in Turkey

Keywords: Fiscal rule, Expenditure Rules, Economic Stability, Fiscal Policy Instruments, Maastricht Criteria

(8)

İÇİNDEKİLER Sayfa ÖZET ... v ABSTRACT ... vi İÇİNDEKİLER ... vii TABLOLAR LİSTESİ ... x KISALTMALAR ... xi GİRİŞ ... 1 BİRİNCİ BÖLÜM EKONOMİK İSTİKRARIN SAĞLANMASINDA MALİYE POLİTİKASININ TEORİK ESASLARI 1.1. MALİYE POLİTİKASI AMACI OLARAK EKONOMİK İSTİKRAR ... 5

1.1.1. Ekonomik İstikrarın Tanımı ve Temel Özellikleri ... 5

1.1.2. Ekonomik İstikrarın Türleri ... 9

1.1.2.1. İç İstikrar ... 10

1.1.2.2. Dış İstikrar ... 12

1.2. FARKLI İKTİSADİ YAKLAŞIMLARA GÖRE EKONOMİK İSTİKRAR ... 13

1.2.1. Klasik Yaklaşıma Göre Ekonomik İstikrar ... 14

1.2.2. Keynesçi Yaklaşıma Göre Ekonomik İstikrar ... 17

1.2.3. Parasalcı Yaklaşıma Göre Ekonomik İstikrar ... 21

1.2.4. Yapısalcı Yaklaşıma Göre Ekonomik İstikrar ... 22

1.2.5. Rasyonel Beklentiler Teorisi Yaklaşıma Göre Ekonomik İstikrar ... 24

1.2.6. Kamu Tercihi Teorisine Göre Ekonomik İstikrar ... 25

1.2.7. Arz Yönlü Yaklaşıma Göre Ekonomik İstikrar ... 26

1.3. EKONOMİK İSTİKRARI SAĞLAMAYA YÖNELİK MALİYE POLİTİKASI ARAÇLARI ... 28

1.3.1. Tarafsız Maliye Politikası Araçları ... 28

1.3.1.1. Denk Bütçe Politikası ... 28

1.3.1.2. Altın Kural Uygulaması ... 29

1.3.2. İsteğe Bağlı Maliye Politikası Araçları ... 30

1.3.2.1. Kamu Harcama Politikası ... 31

1.3.2.2. Vergi Politikası ... 33

1.3.2.3. Borçlanma Politikası ... 39

1.3.2.4. Bütçe Politikası ... 41

1.3.3. Kurallı Maliye Politikası Araçları ... 43

1.3.3.1. Kamu Harcamaları Sınırlamaları ... 45

1.3.3.2. Vergi Sınırlamaları ... 45

(9)

İKİNCİ BÖLÜM

TEORİ VE UYGULAMADA HARCAMA KURALLARI: AVRUPA BİRLİĞİ UYGULAMASININ KARŞILAŞTIRMALI ANALİZİ

2.1. MALİ KURALLARIN TEORİK ANALİZİ: TANIMI, NİTELİĞİ,

SINIFLANDIRILMASI VE EKONOMİK ETKİLERİ ... 47

2.1.1. Mali Kuralların Tanımı ve Niteliği ... 47

2.1.2. Mali Kuralların Sınıflandırılması ... 52

2.1.2.1. Vergi ve Harcama Sınırlamaları ... 56

2.1.2.2. Bütçe Sınırlamaları ... 58

2.1.2.3. Borçlanma Sınırlamaları ... 60

2.1.3. Mali Kuralların Ekonomik Etkileri ... 61

2.1.3.1. Mali Disiplin Üzerindeki Etkileri ... 61

2.1.3.2. Ekonomik İstikrar Üzerindeki Etkileri ... 62

2.1.3.3. Mali Sürdürülebilirlik Üzerindeki Etkileri ... 63

2.1.3.4. İktisadi Büyüme Üzerindeki Etkileri ... 63

2.2. AVRUPA BİRLİĞİ ÜLKELERDE MALİ VE HARCAMA KURALLARI ... 64

2.2.1. Avrupa Birliği Ülkelerinde Mali Kural Uygulamaları ... 64

2.2.1.1. Avrupa Birliği Ülkelerinde Mali Kuralların Uygulanma Gerekçeleri 65 2.2.1.2. Avrupa Birliği Ülkelerinde Mali Kuralların Türleri ve Sınıflandırılması ... 69

2.3. AVRUPA BİRLİĞİ ÜLKELERİNDE HARCAMA KURALLARI ... 74

2.3.1. Harcama Kurallarının Niteliği ... 74

2.3.2. Avrupa Birliği Ülkelerinde Harcama Kuralları Örneği ... 75

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM TÜRKİYE’DE MALİ KURAL UYGULAMALARI: EKONOMİK İSTİKRARI GÜÇLENDİRECEK BİR HARCAMA KURALI ÖNERİSİ 3.1. TÜRKİYE’DE MALİ KURAL UYGULAMALARININ TANIMI VE NİTELİĞİ ... 100

3.1.1. Yerel Yönetimler Düzeyinde Mali Kural veya Mali Kural Benzeri Uygulamalar ... 100

3.1.2. Merkezi Yönetim Düzeyinde Mali Kural veya Mali Kural Benzeri Uygulamalar ... 103

3.1.2.1. Hazinenin Merkez Bankasından Borçlanma Yasağı ... 103

3.1.2.2. Orta Vadeli Plan veya Programlar Çerçevesinde Uygulanan Sınırlamalar ... 104

3.1.2.3. AB (Maastricht) Ölçütlerine Uyum Gereği Ortaya Çıkan Sınırlamalar ... 108

(10)

3.2. EKONOMİK İSTİKRARI GÜÇLENDİRECEK BİR HARCAMA

KURALI ÖNERİSİ ... 113 3.3. MALİ KURAL KANUN TASLAĞI VE ORTA VADELİ PROGRAM .... 114 SONUÇ VE ÖNERİLER ... 119 KAYNAKÇA ... 123 DİZİN ... 128

(11)

TABLOLAR LİSTESİ

Sayfa

Tablo 2.1: Ülke ve Bölgelere Göre Maliye Politikası Kuralları ... 55

Tablo 2.2: 2010 Yılında AB Üyesi Devletlerde Mevcut Harcama Kuralları ... 80

Tablo 2.3: Euro Bölgesinde Borç Oranları ve Birincil Denge (GSYİH%) ... 89

Tablo 3.1: AB Tanımlı Borç Stoku (%GSYH) ... 110

(12)

KISALTMALAR

AB Avrupa Birliği

EPB Ekonomik ve Parasal Birlik

GSYİH Gayri Safi Yurt İçi Hâsıla

ILO Uluslararası Çalışma Örgütü

IMF Uluslararası Para Fonu

İBP WDR

İstikrar ve Büyüme Paktı Dünya Kalkınma Raporu

MSK Mali Sorumluluk Kanunları

TÜFE Tüketici Fiyat Endeksi

(13)
(14)

GİRİŞ

Ekonomik istikrar kavramı tarih boyunca devletlerin gelişmesi ve kalkınması için temel göstergelerden biri olmuştur. Ekonomik istikrarı sağlamak amacıyla özellikle de 1929 ekonomi buhranı sonrasında ortaya çıkan Keynesyen İktisat politikaları 1960’lı yılların sonlarına kadar etkin bir biçimde uygulama alanı bulmuştur. Bir çok ülkede kamu borçlarında aşırı bir artış getiren bu uygulamalar ile 1970’li yılların başlarında meydana gelen stagflasyon olgusu nedeniyle Keynesyen uygulamalardan genellikle vazgeçilmiştir. 1980’li yıllar da ise sadece ekonomik olarak değil siyasi açıdan da bakıldığında ekonomi yapıcılara geniş yetkiler tanınması ve istikrar kavramının halen tam olarak başarılamaması neticesinde kurallara dayalı ekonomi politikaları üreten ülkeler artamaya başlamıştır. 1980’lerden sonra kamu finansmanında meydana gelen dengesizlikleri gören gelişmekte olan ülkeler mali disiplini temin edebilmek için mali kurallara sıkı sıkıya bağlanmaya başlamışlardır.

Özellikle 2008 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nde ortaya çıkan ve kısa sürede küresel bir kriz haline gelmesi ile birlikte hemen hemen her ülkede istikrar kavramı bozulmaya başlamıştır. Ekonomik istikrarsızlığa doğru adım atan her ekonomi de büyüme önce yavaşlamış daha sonra da durma noktasına gelmiştir. Uluslararası ticaretin önceki dönemlere göre daha da azalması işsizliği ve yoksulluğu arttırmıştır. Tüm bunların neticesinde ise ülkelerde ki gelir dağılımları adaletsiz bir hal almıştır. Ekonomik istikrarın olmadığı dönemlerde yalnızca ekonomik olarak değil sosyal ve siyasal yönden birçok gelişme meydana gelmiş hükümetler değişmek ya da büyük oranda yapısal reformlar yapmak zorunda kalmışlardır. Bu amaçla ekonomik istikrara tekrar kavuşabilmek adına istikrarsızlığa neden olan problemlerin ve gereksiz yapılan maliyetlerin bitirilmesi amacıyla birçok ülke maliye politikası uygulamalarına ağırlık vermeye başlamıştır. Bu maliye politikası önlemlerinden belki de en önemlilerinden bir tanesi olarak harcama kuralları hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkeler de uygulanmaya konulmaya başlanmıştır.

Tüm bu süreç içerisinde ele aldığımız çalışmada ekonomik istikrarı sağlamak amacıyla ortaya konulan maliye politikalarından biri olan harcama kurallarının ülkelerin ekonomiler üzerine etkileri olup olmadığı ve Türkiye’de harcama kurallarının neler

(15)

olduğu ile Avrupa Birliği’nde uygulanan harcama kurallarının karşılaştırılması incelenmiştir. Bu amaçla çalışma üç ana bölümden oluşmaktadır.

İlk bölümde ekonomik istikrarın sağlanmasında maliye politikasının teorik esasları ele alınmıştır. Maliye politikası amacı olarak ekonomik istikrarın ne olduğu ve farklı iktisadi yaklaşımlara göre ekonomik istikrar kavramlarının neler olduğu tartışılmıştır.

İkinci bölümde teori ve uygulamada harcama kurallarının neler olduğundan bahsedilmiştir. Özellikle Avrupa Birliği’nde uygulama da olan mali kuralların neler olduğu ve bu mali kurallar içerisinde ki harcama kurallarının etkinliği incelenmiştir.

Üçüncü ve son bölümde ise Türkiye örneği üzerinde durulmuş ve mali kural uygulamalarının tanımı ve nitelikleri belirtilmiştir. Avrupa Birliği’nde uygulanmakta olan mali kurallar ile harcama kurallarının karşılaştırılması yapılmış ve mali kural kanun taslağı ile orta vadeli programın ekonomik istikrar üzerindeki etkileri incelenmiştir.

Çalışmanın Amacı

Bu çalışmanın amacı ekonomik istikrarı sağlamada mali kuralların ne gibi etkileri olduğu ekonomik istikrar için nelerin gerekli olduğu geniş bir şekilde açıklamaktır. Aynı zaman da Avrupa Birliği ve Türkiye’de uygulanmakta olan harcama kurallarının niteliklerinin bahsedilmesi ile söz konusu harcama kurallarının Türkiye ekonomisinde ne kadar etkin bir biçimde uygulanabileceği karşılaştırmalı olarak ele alınarak genel ekonomik görünümleri hakkında bilgi vermektir.

Çalışmanın Önemi

Büyümekte olan Türkiye ekonomisinin, dünya ekonomileri içinde sürekli olarak ilerleme kaydetmesi için reformlara ihtiyacı bitmeyecektir. Dünya ekonomilerinin son yıllarda gelişen siyasi olaylar ve bitmeyen terör olayları hükümetleri ve devletleri ekonomik olarak yıpratmakta başarılı olmuştur.

Bu çalışmamızda ise devlet ekonomilerinin özellikle siyasi belirsizliklerin ve sınır komşusu olduğumuz ülkelerde ki terörizm faaliyetlerinin ülkemiz ekonomisine diğer dünya devlerinden daha çok yıpratacağı kesindir. Gelişmekte olan ülke

(16)

ekonomisini ise hedeflerinden uzaklaştırma yolunda etki göstermiştir. Böyle dönemlerde ekonomik verilerin daha disiplinli ve az hata ile sonuç vermesi istenir.

Bu çalışmada ise mali disiplin adına dünya ekonomilerinde uygulanan ve sonuç alınabilen reform denilebilecek bir uygulamanın Türkiye ekonomisi içinde uygulanabileceği önerilmiştir. Bu sayede ekonomi üzerinde olumsuz baskıların arttığı dönemlerde ekonomik verilerin daha güvenilir hale gelmesi kaçınılmaz bir sonuç olacaktır.

Çalışmanın Yöntemi

Bu çalışma teori ağırlıklı bir çalışma olduğundan kaynak tarama ve bazı dünya ülkelerinde ki mali disiplin adına yapılan uygulamaları karşılaştırma yolu ile izlenmiştir. Uygulama yapılan ülkelerdeki şekil ve yöntemler incelenmiş Türkiye için en uygun araçlara vurgu yapılmıştır. Ayrıca çalışmanın sonucunda Türkiye ekonomisine de tavsiye niteliğinde öneriler sunulmuştur.

(17)

BİRİNCİ BÖLÜM

EKONOMİK İSTİKRARIN SAĞLANMASINDA MALİYE POLİTİKASININ TEORİK ESASLARI

(18)

1.1. MALİYE POLİTİKASI AMACI OLARAK EKONOMİK İSTİKRAR

Başarı beklenen her çalışmada uygulanan yöntemler ve araçlar, fayda odaklı neden sonuç ilişkisi bağlamında değerlendirme yapılmaktadır. Ülke ekonomileri arasındaki etkileşimin geçmiş yıllara nazaran daha dinamik olduğu varsayımıyla ekonomik kavramların temel anlamlarının üzerine birçok anlam yüklemesi olmuştur.

Ekonomik istikrar, mali disiplin uygulamalarının başarılı olabilmesi ve pozitif sonuçlar ortaya çıkması için en önemli etkenlerdendir. Ekonomik istikrar her ne kadar rakamlarla ölçülebiliyor olsa da işin esasında bir ülke içinde bulunan her türlü durum ve şartlarında çok iyi ölçülebilir (öngörülebilir) olması gerekmektedir.

1.1.1. Ekonomik İstikrarın Tanımı ve Temel Özellikleri

“İstikrar kavramı kelime olarak aynı karar ve biçimde devam etme, kararlılık, yerleşme, denge anlamlarına gelmektedir. Ekonomik istikrar ise, ekonominin var olan denge durumunun korunması, denge koşullarının sağlanması, devresel dalgalanmalardan doğan olumsuzlukların giderilmesi ve bu dalgalanmaların hafifletilmesi şeklinde açıklanmaktadır” (Duygulu, 1998: 10).

“Bu tanım doğrultusunda ekonomik istikrar temel ekonomik ve finansal göstergelerin (enflasyon oranı, faiz oran, döviz kuru, iç ve dış denge ekonomik büyüme oranı, vb.) toplumsal kaynak ve olanakların etkin ve verimli kullanılmasına olanak sağlayacak ortamı yansıtması ve aynı zamanda böyle bir ortamın oluşmasına katkıda bulunması anlamına gelmektedir” (Ekren, 2007).

Devletlerin en zorlandıkları konulardan birisi fiyatların istikrara kavuşturulması ve işsizliğin ortadan kaldırılmasıdır. Yıllık enflasyon oranı ile işsizlik oranı toplamından oluşan ekonomik memnuniyetsizlik endeksi ekonomik istikrar konusunda elde edilen verileri karşılaştırma yapabilmesi açısından oldukça önemlidir. Bir ekonomide tam istihdam ile fiyat istikrarı aynı anda gerçekleştiğinde iç istikrar sağlanmış olur fakat sadece iç istikrar demek ekonomik istikrar demek değildir. Ekonomik istikrar için iç ve dış istikrarın beraber sağlanabilmesi gerekmektedir.

İşsizlik ve Enflasyon; ekonominin en önemli olabilecek iki önemli finansal göstergesidir. Genel olarak ekonomik istikrarın sağlanabilmesi için asgari seviyede işsizlik ve enflasyonun bir arada olması gerekmektedir. Ekonomik istikrarın

(19)

tanımlanabilmesi için bu iki kavramın neler olduğunu ve hangi şartlar neticesinde meydana geldiğini bilmemiz gerekmektedir.

İlk olarak Enflasyon nedir sorusunun yanıtını bilmemiz gerekmektedir. Para ortaya çıktığı tarihten itibaren satılan her mal ve hizmetin fiyatlarının artışı sorun oluşturmuştur. En genel tanımı ile Enflasyon, bir ekonomide fiyatlar genel düzeyinin sürekli artması olarak söz edilir. Hiç şüphesiz ki, fiyatlardaki bu artış, sadece belirli mallarda değil, ekonomi içerisinde ki tüm mallarda ve ya en azından belirlenen malların büyük bir çoğunluğunda artış söz konusu olmalıdır (Dinler, 2002: 467). Fiyatların sürekli artması ile tek seferde artmasının enflasyona neden olup olmayacağı konusunda ise ekonomistler arasında tam bir fikir birliği sağlanabilmiş değildir.

Genel olarak bir ülkede enflasyon oranı, ülkedeki fiyatlar genel seviyesinin yıllık değişimini ifade eder. Bu oran yıllık %2 ve ya %5 gibi tek haneli rakamlar seviyesinde ise ‘sürünen enflasyon’ veya ‘ılımlı enflasyon’ olarak adlandırılırken, %10 - %15’e ulaşan ülkelerde paranın değer kaybı daha çok daha fazla olup hane halkı üzerinde daha fazla etkisini göstermektedir. Bu tarz enflasyona ise ‘Dörtnala enflasyon’ ya da ‘Aşırı Enflasyon’ denilmektedir. Son olarak üç haneli rakamlara ulaşan enflasyon oranı ‘hiperenflasyon’ olarak adlandırılır. ‘Bu dönemler de sürekli fiyat artışları çok büyük ve ani gerçekleşmektedir. Bu aşırı artışlar gün içerisinde hatta bazen saatlik olarak hesaplanmak zorunda kalınır. Kişiler daha önceden satın aldıkları bir malı aynı fiyattan satın alma şansına sahip olamazlar. Hiperenflasyon olarak adlandırılan bu dönemlerde yıllık enflasyon oranı binler ile ifade edildiğinden aylık hatta günlük oranlar hesaplanır ve kullanılır.

Oransal karşılaştırmanın yanında enflasyonun nedenlerine göre de karşılaştırma yapılabilme olanağı mevcuttur. Enflasyonu ortaya çıkaran etkenlere göre arz ve talep enflasyonu olarak iki bölüme ayırabiliriz. Belirlenen yıl içerisinde üretilen mal ve hizmetlerin toplam talebin altında kalması sonucu fiyatlar genel seviyesinin artması olarak talep enflasyonu olarak bahsedilmektedir. Arz enflasyonu ise ücret ve maliyet artışının fiyatlar genel düzeyini yükseltmesi ve deflasyonist açığın kapatılması için para arzını arttırma yönünde para politikası izlenmesi ve fiyat yükselişinin sürmesi, fiyatların artışının yeniden ücret artışını kamçılaması sonucu fiyatlar genel düzeyinin

(20)

tekrar yükselmesi (Dinler, 2012: 474) şeklinde oluşan enflasyon helezonunu oluşturan etkenlerden biridir.

Herhangi bir ekonomide malların ve hizmetlerin sayısının oldukça fazla olması nedeniyle fiyat hareketlerinin tamamının izlenmesi neredeyse olanaksızdır. Bu nedenle fiyat endeksi kullanılarak Enflasyon hesaplama yoluna gidilmektedir. Tüm mal ve hizmetlerin fiyatlarının tek tek tespit edilememesi nedeniyle belirli mal ve hizmet sepeti oluşturarak, belirlenmiş olan mal sepetinin cari yıldaki fiyatı ile temel alınan yıldaki fiyatı arasındaki oranı bularak enflasyonu ölçme yoluna gidilmiştir.

Bu ölçüm için TÜFE (Tüketici Fiyat Endeksi) ve GSYİH (Gayri Safi Yurt İçi Hâsıla) Zımni Deflatörü gibi birden fazla yöntem kullanılmaktadır. TÜFE tüketicilerin refah seviyesindeki değişmeyi ölçmeyi amaçlamaktadır. Genellikle tüketicilerin en fazla tercih ettiği tüketim malları ve hizmetler bir araya getirilerek bir sepet oluşturulur. GSYİH Deflatörü ise ülke sınırları içinde üretilen mal ve hizmetlerin fiyat değişimlerini de içermektedir.

Fiyat istikrarı için enflasyon oranının sürünen enflasyon seviyelerinde seyretmesi gerekmektedir. Fiyat istikrarının sağlanması için gerekli olan diğer bir ekonomik gösterge ise işsizliktir. Belirli bir ekonomik sistemde işsizliğin belli seviyelerin alına çekilmesi amacıyla yapılacak olan toplam talebi arttırıcı önlemler, enflasyon oranını yükseltmektedir. Tam tersine enflasyon oranının düşürülmesinin planlandığı ve bu yönde adımlar atıldığı dönemlerde ise işsizlik artmaktadır. Bu ikilem ekonomi çevreleri için her zaman sorun teşkil etmektedir. Peki, işsizlik nedir ve hangi nedenlerle karşımıza çıkmaktadır.

İşsizlik kavramını açıklamadan önce bilmemiz gereken diğer bir kavram ise istihdam kavramıdır. Tam istihdam üretim faktörlerinin tamamının üretime konulmuş olması durumudur. Tam istihdamdan sapma olması halinde üretim faktörlerinin bazılarının üretim sürecinde yer alamaması anlamına gelir. Bu olgulardan biriside işsizliktir. Birçok tanımı olmakla beraber, bir ülkeden işsizlik var diyebilmek için aktif olarak çalışma niyetinde olmasına rağmen iş bulamayan yetişkinlerin (16-65 yaş arası) bulunması gerekmektedir. Bu durumdan hareketle çalışmak niyetinde olup ta iş bulamayanların var olduğu ekonomik sistem olarak tanımı da yapılabilir.

(21)

Bu tanımda önemli bir nokta, çalışabilecek durumda olanların kendi istekleri ile çalışmamaları ve ya çalışmayı tercih etmemeleri yani iradi işsiz olmaları durumunun olmamasıdır. Tam aksine, dikkat edilmesi gereken asıl önemli konu özellikle çalışabilecek durumda olup ta iş bulamaması olmalıdır. O halde, cari ücret düzeyinde çalışmak istediği halde iş bulamayan yetişkinlere işsiz denir. Bir ekonomideki işsiz miktarı ise, söz konusu ekonomide işi olmayan ve cari ücret düzeyinde çalışmak istediği halde iş bulamayan yetişkinlerin miktarıdır (Dinler, 2012: 491).

İLO (Uluslararası Çalışma Örgütü) tarafından belirlenen kriterlere göre, bir üretim faktörünün işsiz sayılabilmesi için iş akdi sona erdiğinden, ya da iş yeri geçici olarak tatil edildiğinden dolayı istihdama elverişli konuma giren, herhangi bir işe sahip olmayan ve ücretli bir iş arayanlar, daha önce hiçbir zaman istihdam edilmemiş olan ya da emekli edilmiş ancak belirli dönem için çalışmaya elverişli olanlar, belirli bir döneme nazaran gelecek bir tarihte yeni bir işe başlama konusunda anlaşma yapmış olup da, halen bir işe sahip olamayan ve çalışmaya elverişli olan kişiler, geçici ve belirsiz bir süreyle ve kendilerine herhangi bir ödeme yapılmadan tensikata tabi olan kişilerdir. Ayrıca 15 yaş ve üzeri olarak referans döneminde bir işi olmaması, iş arayan ve iş aramak ile ilgili teşebbüslerde bulunması ve iş bulunması durumunda işbaşı yapabilecek durumda olması gerekmektedir.

Ülkemizde ise işsizliğin ulusal bazda tanımlanmasında ve resmi rakamların belirlenerek yayınlanmasında yetkili kurum Türkiye İstatistik Kurumudur (TÜİK). TÜİK’e göre işsizlik verilerinin kapsamı, Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde yaşayan hanelerde bulunan okul, yurt, otel, çocuk yuvası, huzurevi, hastane ve hapishane ile kışla ve ordu evlerinde ikamet edenler hariç tüm kişileri kapsamaktadır.

İşsizlik, bakış açısına bağlı olarak birkaç türe ayrılabilir. İlk olarak açık işsizlik – gizli işsizlik olarak ayrılmaktadır. Çalışma istek ve arzusunda olduğu halde iş bulunamaması durumu açık işsizlik iken bireylerin çalışıyor görünmekle birlikte yeni iş arayışında olma durumu gizli işsizliğe örnek olarak gösterilir. Cari ücret düzeyinde çalışmak istenilmesine rağmen iş bulunmaması durumu gayri iradi işsizlik olarak tanımlanmaktadır. Friksiyonel işsizlik emeğin normal biçimde yer değiştirmesine bağlı olarak ortaya çılan işsizlik türüdür. Friksiyonel işsizlik geçici işsizlik veya arızi işsizlik olarak da ifade edilmektedir.

(22)

Bunun yanı sıra işsizlik, yalnızca ekonomik bir sorun olarak karşımıza çıkmaz. İşsizlik ayrıca toplumsal ve kişiler için de çok yönlü bir sorundur. Çalışabilecek durumda olup ta iş bulamayan ve üretemeyen insanların işsiz kalması aslında kendilerinin değil ekonominin bir sorunu olarak karşımıza çıkmaktadır. Yoksulluk ise işsizliğin kronikleştiği toplumlarda artık kanıksanmış bir olgu olmakta ve ülkelerin gelişmişlik seviyelerini etkilemektedir. Özellikle gelişmekte olan ülkelerin işsizliğe bulduğu çözümler ile gelişmiş ülkelerin işsizlik karşısında ürettikleri çözümler birbirinden çok farklı biçimde ortaya çıkabilmektedir. Gelişmekte olan ülkelerde bu sorunlara yönelik çözüm önerileri çok daha zor olmakla beraber gelişmiş ülkeler daha sağlam politikalarla işsizliğe karşı önlem almaktadırlar. Bahsedilen nedenlerden dolayı işsizlik ile mücadele de ülkeler, kültürleri, ekonomileri, toplumsal ve politik yapıları değişiklik gösterdiği için farklı yollar ve stratejiler izlenmelidir (Solak, 2013: 4).

Her ne kadar bu iki ana kavram üzerine düşülse de ekonominin istikrara kavuşması için birçok aktörün düzenli bir biçimde işlemesi ve istikrara bozmaya yönelik etkenlerin en aza indirilmesi gerekmektedir.

Bu bilgiler ışığında dar anlamda ele alındığında tam istihdam ve fiyat istikrarının sağlanması olarak kabul edilen ekonomik istikrar konusu geniş anlamda da değerlendirilebilir. Geniş anlamda ekonomik istikrar, reel ve parasal istikrarla birlikte toplam arz toplam talep, döviz arzı ve döviz talebi, yatırım ve tasarruf, ithalat ve ihracat dengelerine bağlı olarak dengeli büyüme hızı ile ödemeler bilançosunda dengenin de (dış istikrar) sağlandığı durum olarak karşımıza çıkar.

1.1.2. Ekonomik İstikrarın Türleri

Ekonomik istikrarın sağlanabilmesinde iç istikrar, fiyat istikrarı ile beraber tam istihdamın sağlanmasını zorunlu kılar. Tam istihdam dinamik bir özellik arz ederken, fiyat istikrarı daha istikrarlı bir nitelik taşır. Bu nedenle iç istikrar değerlendirilirken, fiyatlar genel seviyesinde çok fazla değişiklik olmadan üretim ve istihdam seviyesinde artışların sağlanması yaklaşımı genel olarak benimsenmektedir (Karabıçak, 2000: 50).

İstikrar ve denge birbiri yerine kullanılabilecek kavramlar değildir. Aralarında belirgin bir fark vardır. Bu farkı dış ticaret dengesi üzerinden açıklamaya çalışacak

(23)

olursak; ithalat ve ihracat rakamlarındaki değişim dönem başı ve dönem sonu değerler itibariyle mutlak olarak eşitse ‘’istikrarlı dış ticaret dengesi’’, mutlak eşitlik yoksa ‘’istikrarsız dış ticaret dengesi’’ var demektir. İthalat ve ihracat rakamlarında eşitlik olup olmaması önemli değildir. Anlaşılacağı üzere ‘’denge’’ kavramından hareket edersek dış ticaret açığı veya fazlası durumunda da dış ticaret dengesi sağlanabilir. Oysa istikrar açısından konuya yaklaşırsak rakamsal olarak bir değişim eşitliğinden bahsetmemiz gerekir. Dış istikrar, ödemeler bilançosu dengesinin sağlanması halidir (Bonin, 2014: 73).

1.1.2.1. İç İstikrar

Bir ekonomide iç istikrardan bahsedebilmek için fiyat istikrarının ve tam istihdamın bir arada gerçekleşmesi ve sürdürülebilir olması gerekmektedir. Ekonomide ki tüm şartların uygun değer düzeyde sağlandığı ve fiyatlar genel seviyesinde oynamaların olmadığı tam istihdam seviyesine ulaşılan durumlar da iç istikrar sağlanmış olacaktır.

İç istikrar reel istikrar ve parasal istikrar şeklinde iki bölümden oluşur. Üretim seviyesindeki iniş çıkışlarla reel istikrar ilgilenirken, parasal istikrar paranın değerindeki dalgalanmalarla ilgilenmektedir. Reel istikrar daha bir göz önünde olsa da, parasal istikrar en az reel istikrar kadar önemlidir. Fiyat hareketlerindeki en ufak bir oynama; yatırım, tüketim ve tasarruf eğilimleri, servet ve gelir dağılımlarını direk etkilediğinden ekonomik istikrara da doğrudan etki eder (Altan, 2009: 6).

İç istikrar konusunda iktisat politikaları belirlenirken tam bir netlik yaşanamamakta, daha açık bir ifadeyle üretim artışı ile fiyat istikrarını sağlama konularına ilişkin öncelik çatışmaları yaşanmaktadır. Çünkü işsizliğin azaltılmasının maliyeti enflasyondur. İşsizliğin azaltılması talep arttırıcı bir unsur olduğundan akabinde fiyatlar genel seviyesindeki artış da kaçınılmaz olmaktadır. Buna bağlı olarak talep kısıcı politikalar gündeme gelmekte ve büyüme ve işsizlik bu politikalardan olumsuz etkilenmektedir. Doğrudan fiyat istikrarının amaçlanması durumunda da önceliğin işsizlikle mücadele olarak belirlendiği mali politikalar neticesinde dolaylı yoldan ulaştığımız sonuca (işsizlik artışı, talep azalması) ulaşmaktayız (Bonin, 2014: 75).

(24)

Fiyatlar genel seviyesinde makul bir artış arz seviyesini ve istihdamı teşvik etmeyi amaçladığı için ekonomistler tarafından kabul görünür. Gelişmekte olan bir ülke için enflasyon oranı % 2- % 5 aralığında seyretmekte ise makul kabul edilmektedir. Oranlar ülkelerin yapısal enflasyon oranlarına göre değişiklik göstermektedir.

Ekonomiyi iç istikrardan uzaklaştırabilecek nedenlerin oluşması halinde iste istikrarsızlık oluşmaya başlar. Üretimdeki yetersizlikler, para ve maliye politikalarındaki dalgalanmalar, sübvansiyonlar, para arzını artıran politik ücret artışları ve teşvikler başlıca nedenlerdir. Yurtiçi yatırım ve üretim miktarlarında olumsuzluk yaşanmasının bir nedeni de ülkelerin yurtdışı kredi ve sermaye çevrelerince yeterince desteklenmemesi olarak gösterilebilir. Gelişmekte olan ülkeler ile gelişmiş ülkeler arasında ekonomik istikrarsızlık açısından farklılıklar olabilir.

Özellikle gelişmekte olan ülkelere nazaran gelişmiş ülkelerde üretim ve istihdam düzeyinde istikrarsızlık görülmesinin temel nedeni olarak yurtiçinde ki yatırım miktarlarının değişiklikler göstermesidir. Gelişmiş ülkelerin aksine gelişmekte olan ülkelerde ise henüz yeterince üretim meydana gelmediği için üretimde meydana gelen dalgalanmalar ve uluslararası ticarette gerçekleşen değişiklikler, devleti yönetenlerin mali ve ekonomik sorunları yönetmedeki hataları, politik olarak bir türlü gerçekleşmeyen istikrar gibi nedenler sıralanabilir.

İç istikrarsızlığın bahsedilen nedenlerinden bir diğeri ise ekonomi içerisindeki bütün üretim faktörlerinin ekonominin temel dinamikleri içerisinde yer alamamasıdır. Bu örnekte bahsedilen en önemli üretim faktörü ise emektir. Fakat geniş kapsamda ele aldığımızda tüm üretim faktörlerinin durmaksızın üretim sürecinde yer alması olarak anlaşılması gerekmektedir. Üretim faktörlerinin genel olarak emek üzerinden tarif edilmesi nedeniyle tam istihdam kavramı, emeğin daha çok yer aldığı düşük işsizlik oranı olarak nitelendirilebilir. Günümüz ekonomi dinamiklerinde iç istikrarı sağlamak amacıyla yapılacak olan bazı politikalar ekonomide istikrar sağlamadan ziyade durumu daha da kötü hale getirebilir. Bunun nedenlerinin başında ise ekonomik birimlerin son yüzyılda daha önceden hiç olmadığı kadar birbiri içerisine girip bütünleşmiş bir yapı sergilemesi olarak gösterilebilir. Örneğin istihdamı arttırmaya yönelik yapılacak olan bir politikada üretim ve tüketimi aynı anda arttırarak ekonomik istikrara yaklaşma hedefinde ilerlerken ters bir etki yaratarak enflasyon olgusu da meydana getirilebilir. Bu

(25)

nedenledir ki politika uygulayıcılar açısından iç istikrarın sağlanabilmesi için uygulanacak tercihler ve izlenecek olan politikalar çok büyük önem taşımaktadırlar. 1.1.2.2. Dış İstikrar

Ekonomide dış istikrarın nasıl sağlanacağından bahsedebilmemiz için öncelikle dış istikrarsızlık kavramından bahsetmemiz gerekir. İstikrarsızlık durumu ödemeler bilançosu ile ilgilidir. Yıl içerisinde ülkelerin belirli nedenlerden dolayı yaptıkları ödemeler ile diğer ülkelere yaptıkları ticaret sonucunda elde ettikleri dövizlerin (döviz karşılığı olan ulusal para) gösterildiği bilançoya ödemeler bilançosu denmektedir. Ödemeler bilançosu bir ülkenin belirlenen yıl içerisindeki uluslararası ekonomik ilişkilerinin nitelik ve büyüklükleri hakkında bize bilgi veren en önemli argümanlardan biridir.

“Eğer bir ülkede, bir ülkenin döviz giderleri döviz gelirlerini aşıyorsa, ödemeler dengesi açığından, döviz gelirleri döviz giderlerinden fazla ise ödemeler bilançosu fazlasından söz edilir. Dış istikrar açısından en önemli sorun ödemeler bilançosunun açık veya fazla vermemesidir” (Altan, 2009: 6).

Özellikle ithalat, yabancı sermaye yatırımları gibi piyasa temelli olup bilançoyu şekillendiren işlemler ve bu işlemlere bağlı olarak bilançoda oluşabilecek açık ve ya fazlaları denkleştirmek amacıyla yapılan denkleştirici işlemler bulunmaktadır. Bilançonun var olması sebebiyle bu işlemler gerçekleşmektedir.

Ödemeler bilançosunda açık veya fazla olması ekonominin dengede olmadığının göstergesidir. Gelişmekte olan ülkelerde dış istikrar ile ilgili en önemli problemlerden biriside ödemeler dengesi bilançosunun denk olmamasıdır. Bir ekonomide tam olarak dengenin sağlanmasından bahsedebilmemiz için ödemeler dengesinin oluşmasının yanı sıra yurtiçi istikrarında sağlanması gerekmektedir. Bu durumda hem iç hem de dış istikrarın sağlanabilmesi için yalnızca maliye politikalarının değil diğer politikalarının da tam ve sağlıklı biçimde uygulanması gerekmektedir.

Dış istikrarsızlığın ortaya çıkmasına sebep olan faktörleri ise üç ana başlık altında inceleyebiliriz.

Yapısal Nedenler: Uygulanan kur sisteminin sabit olduğu varsayımı altında genişletici maliye politikaları sonucunda hem ihraç mallarına hem de yabancı yatırım ve

(26)

tüketim mallarına talep artacaktır. Dolayısıyla dış açık artacak ve kuru korumak adına ulusal para değer kazanacaktır. Kur nedeniyle ihracat maliyeti yüksek olacağından ithalat ihracata baskın olacak ve de yurt içi enflasyonun yüksek olması nedeniyle yabancı yatırımlar yurt içine çekilemeyecektir. Bununla beraber ülkede uygulanacak sanayileşme stratejisi ithal ikameci (içe dönük) bir strateji ise, üretim iç piyasaya dönük yapılacağından ihracat yeterli teşvik görmez ve ihracat gelirleri azalır. Ancak dışa yönelik sanayileşme stratejisi söz konusu olursa; ihracatın teşvikine önem verileceğinden ihracat gelirleri de artacaktır. Sanayileşme stratejisinin ülkenin teknolojik yeterlilik durumuna bağlı şekillenen rekabet gücü ile direkt ilişkisi vardır (Bonin, 2014: 75).

İktisadi Dalgalanmalar: Genişleme aşamasında spekülasyon ve karlar artar. İstihdam ve ulusal gelir yükselir; yatırımların, tüketimin ve hammadde fiyatlarının artmasından dolayı ödemeler bilançosu açık verir. Daralma aşamasında talepteki azalma sonucu fiyatlar genel düzeyi, üretim ve istihdam düşer. Arz miktarı iç piyasadaki talep yetersizliğinden dolayı dış pazarlarda eritilmeye çalışılır ve ödemeler bilançosunda fazlalık olur (Karakaya, 2010: 180).

Arızi Nedenler: Ekonomik aktörler dışında sel, deprem ve başkaca doğal afetler ile devletlerin kendi kontrolünde olamayan petrol fiyatlarındaki aşırı artışlar, mevsimsel değişiklikler gibi ani ekonomik değişmeler sonucunda bilançolarda öngörülemeyen açıklar oluşabilmektedir. Bu değişikliklere bağlı olarak ihracat azalmakta veya ithalat beklenmedik şekilde artmakta ve ekonomide dış istikrarsızlığa sebep olmaktadır.

1.2. FARKLI İKTİSADİ YAKLAŞIMLARA GÖRE EKONOMİK İSTİKRAR

İktisat okulları uzun yıllardan beri ekonomik istikrar konusu üzerine durmuştur. Özellikle ortaya çıkan her istikrarsız sonuç ve ekonominin içinde bulunduğu yapı bu konuya verilen önemin derecesini bir kat daha arttırmış ve yapılması planlanan uygulamaların değişiklik göstermesine neden olmuştur. Her hangi bir ekonomide ekonomik istikrarın kendiliğinden meydana geleceğini kabul eden, para veya maliye politikalarının gereksiz olduğunu savunan görüşler kadar, ekonomide istikrarın kendinden sağlanamayacağını ve istikrar politikalarının uygulanmasının zorunlu olduğunu savunan görüşlerde bulunmaktadır.

(27)

Bu başlıkta bazı ekonomik düşüncelerin temel varsayımları ile ekonomik istikrara bakışları ve önerdikleri politika araçlarına yer verilmiştir.

1.2.1. Klasik Yaklaşıma Göre Ekonomik İstikrar

Klasik iktisat, modern iktisadi düşüncenin başlangıcı olarak görülebilir. Başlıca klasik iktisatçılar Adam Smith, David Ricardo, Thomas Malthus, J. B. Say ve John Stuart Mill ve Karl Marx olarak gösterilebilir. Klasik İktisat sözcüğünü ilk olarak kullanan kişi de Karl Marx olmuştur.

Kısacası kişisel çıkarların ön planda olduğu bireyselciliğin ve rekabetin ortaya çıktığı bir ekonomik düşünce olan klasik yaklaşım; özellikle “görünmez el” kavramının yardımı ile kendiliğinden dengeye gelecek olan doğal bir düzenin var olduğunu savunmaktadır. Yapılacak olan müdahalenin doğal düzenini işleyişini değiştireceğini düşündüklerinden, özellikle politika yapıcıların var olan ekonomiye yönelik olarak yapacakları her türlü müdahaleyi reddederler ya da müdahalenin en düşük seviyede kalmasını düşünürler.

Devlet; klasik ekonomi içerisinde görevleri oldukça sınırlı olan bir yapıdadır. Klasiklere göre devletin yapması gereken birkaç görevi vardır. Bunlar adalet, savunma, güvenlik gibi piyasanın yapmakta zorlanacağı konulardır. Devletin piyasaya müdahale etmek yerine iktisadi rekabeti sağlamak amacıyla düzenlemeler yaparak rekabetin önlenmesine yönelik yapılacak her türlü hareketi engellemeye çalışmalıdır. Bununla birlikte bayındırlık, ulaşım, posta gibi özel girişimcilerin kar ummadıkları alanlarda iktisadi faaliyette bulunmak devletin görevlerine ilave edilebilir.

Klasik iktisat teorisinin temel varsayımlarını sayacak olursak;

 Tam rekabet şartları geçerlidir. Piyasada çok fazla sayıda alıcı ve satıcı bulunmalı, üretilen mallar arasında nitelik farkı olmamalı, piyasaya giriş ve çıkış serbest olmalı, üretici ve tüketici tam bilgiye sahip olmalıdır.

 Ekonomi daima tam istihdamdadır. Tam istihdamda geçici sapmalar olsa dahi uzun dönemde ekonomi tam istihdamdadır.

 Say yasası geçerlidir. Ekonomide ‘Her arz kendi talebini yaratır’ şeklinde bilinen say (Mahreçler Yasası) geçerlidir.

(28)

 Arz yanlı bir yaklaşımdır. Ekonomide talebin tamamen önemsiz olduğu anlamına gelmemekle birlikte, arzın talebi doğurduğu düşüncesi ağır basmaktadır.

 Uzun dönemli bir analizdir.

 Gelirin tamamının harcandığı varsayılır. Para yalnızca işlem amacıyla elde tutulduğu için rasyonel iktisadi karar birimleri ihtiyacından fazla parayı elinde tutmayı tercih etmeyeceklerdir.

 Yatırımların faiz esnekliği. Yatırımların faiz esnekliği yüksektir. Doğal olarak faiz oranlarında meydana gelen bir değişmede yatırımların tepkisi nispeten yüksek olacaktır.

 Para talebinin faiz esnekliği. Para politikasının etkinliği açısından para talebinin faiz esnekliği önemlidir. Para talebinin faiz esnekliği arttıkça para artışları karşısında faiz oranında meydana gelen düşmek azalmaktadır. Tersine para talebinin faiz esnekliği azaldıkça, para arzı artışları karşısında faiz oranında meydana gelen düşme artmaktadır.

 Tasarruf – Tüketim – Yatırım. Klasiklere göre tasarruf; faizin artan bir fonksiyonu, tüketim ve yatırım ise azalan bir fonksiyonudur. Faiz oranı artarsa tasarruf artarken tüketim ve yatırım miktarları azalır.

 Ücretler ve fiyatlar esnektir. Ücretler ve fiyatlar esnek kabul edilir. Esnek ücret ve fiyat mekanizmasından dolayı tam istihdam da bir sapma olması durumda, dışardan müdahale edilmeksizin ekonomi kendiliğinden tam istihdama yönelecektir.

 Gayri iradi işsizlik söz konusu değildir.

 Emek arz ve talebi reel ücretin fonksiyonudur.

 Emek değerin kaynağıdır. En önemli üretim faktörü emektir.

 Tasarruflar büyümenin lokomotifidir. Tasarruflar yatırımların kaynağıdır.

 Birey maksimizasyonu vardır. Kişisel faydalar maksimum olduğunda, toplumsal

(29)

 Uzmanlaşma verimi arttırır. Verimliliğin arttırılması isteniyorsa, işbölümü ve uzmanlaşmanın birlikte gerçekleştirilmesi gerekmektedir.

 Görünmez el. Piyasayı düzenlemekle görevli olan görünmez el, kişilerin

faydalarını ve karlarını maksimize edecek şekilde davranır. Bu da toplumun fayda maksimizasyonunu sağlar.

 Para yansızdır. Para yalnızca ekonomik işlemlere aracılık eder.

 Tarafsız maliye anlayışı hâkimdir. Klasiklere göre devlet piyasalara

olabildiğince az müdahale etmeli ve tüketici kararlarını etkilememelidir.  Bütçe denk olmalıdır. En iyi bütçe denk ve küçük bütçe düşüncesi geçerlidir.

 Borçlanma olmamalıdır. Borçlanma en az düzeyde ve sadece olağanüstü

dönemlerde olmalıdır (Bilgili, 2009: 21).

Söz konusu dönemde ekonomide “bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler” düşüncesi egemen olmuştur. Ekonomiye yapılacak olan her türlü müdahalenin sonuçlarının ekonomide büyük zararlara neden olacağı görüşü klasiklerin temel görüşlerinden biridir. Rekabeti savunan klasikler serbest rekabetin üzerinde durmuşlardır. Ekonominin düzgün biçimde ilerleyebilmesi için serbest rekabeti bozucu her türlü etkinin önüne geçişmesi düşüncesini benimsemişlerdir.

Klasikler ekonominin her zaman tam istihdamda olduğunu ve bu koşulların zaman zaman ufak boyutlarda olsa dahi bozulması halinde bir süre sonra tekrar dengeye geleceğini savunduklarından ekonomiye müdahaleye gerek görmemişlerdir.

Para politikaları konusunda kısıtlı da olsa yapılmasına izin veren klasikler konu maliye politikası olunca oldukça katı davranmışlar ve kesinlikle maliye politikalarına izin vermemişlerdir. Klasiklere göre istikrarsız bir ekonomide para politikası araçları (banka rezervlerinin azaltılması, açık piyasa işlemleri gibi) maliye politikası araçları yerine kullanılmalıdır. Hâlbuki para politikası araçlarından bir tanesi de mali politikalardır. Örnek vermek gerekirse kamu harcamalarının arttırılmasına karar verilmesi aynı zaman da para arzının da belli miktarda arttırılması anlamına gelmektedir.

(30)

Klasik iktisatçılara göre;

“Tam rekabet, ücret esnekliğine faiz esnekliği varsayımları gerçekleştiği takdirde ekonomi daima ve kendiliğinden tam istihdama ulaşacak, üretilen her mal satılacak, stok artısı ve üretim yetersizliği gibi dengesizliklerle karşılaşılmayacak ve dolayısıyla fiyatlar genel seviyesi hem enflasyonist hem de deflasyonist baskılara yol açmadan istikrarını koruyacaktır. Onların deyimiyle, piyasanın görünmeyen eli ekonomiyi istenen yönde geliştirmeye yeterlidir” (Savaş, 1998: 190).

Klasiklerin maliye politikası konusunda bu kadar katı davranmalarının iki önemli sebebi bulunmaktadır. İlk olarak devletin küçük bir yapıya sahip olması gerektiğini savunduklarından kamu harcamalarının arttırılması ve devletin büyümesine doğrudan katkı sağlayacak her türlü uygulama reddedilmektedir. İkinci olarak ise, aktif biçimde uygulanacak olan bir maliye politikası aracına izin verilse dahi bunun sonucunda ekonomide üretimin ve ya istihdamın artması gibi bir durum olmayacağıdır. Ekonominin genişlemesini sağlamak için yapılacak olan kamu harcamalarının arttırılması durumu sonrasında bu artan kamu harcamalarını karşılamak için ya mevcut vergilerin oranları arttırılacak ve ya devlet özel sektörden borçlanma yoluyla kaynak yaratacak. Klasik düşüncede bu yaklaşımlardan hiçbiri ekonomide sürekli bir genişleme oluşturmayacaktır. Vergilerin arttırılması ve ya borçlanma durumunda kamu harcamalarında ki artışın büyüklüğü kadar özel sektör tarafından yapılan harcamalarda azalış meydana gelecektir. Para stokunda meyana gelecek olan bir artış ise toplam talebi belli oranda arttırmakla birlikte reel değişkenler karşısında hiçbir etkisinin olmayacağını ve sadece fiyatlar genel seviyesinin yükselteceğini düşünmektedirler.

1.2.2. Keynesçi Yaklaşıma Göre Ekonomik İstikrar

Ekonominin daima tam istihdamda dengeye geleceğini ve dengesizlik olsa dahi bunların geçici olduğunu ve bir süre sonra ekonominin tekrar dengeye geleceğini varsayan klasik görüşe karşın ilerleyen yıllarda oluşan krizler ve ekonominin tam istihdama ulaşamaması klasik düşüncenin yeterli olmayacağı düşüncesini güçlendirmiştir.

1929’da meydana gelen Büyük Buhrandan sonra ‘İstihdam, Faiz ve Paranın Genel Teorisi’ adlı çalışmasıyla J.M.Keynes klasik görüşün birçok teorisine karşı çıkarak çağdaş iktisat politikasının temelini oluşturmuştur. Görünmez elin deflasyon ve

(31)

işsizlik sorununu çözememesi sonucunda devletin görünen elinin devreye girmesi görüşünü savunmuştur. Özellikle maliye ve para politikaları başta olmak üzere devletin ekonomiyi düzenlemek amacıyla kullandığı birçok araç Keynes teoriden faydalanmıştır.

Keynes iktisat teorisinin temel varsayımlarını sayacak olursak;

 İkame görüşü. 1929 Krizi sonrası devlet ekonomiye müdahale ederek özel kesimin harcama yetersizliğini, kamu harcamalarını arttırarak karşılamalıdır  Tasarruf paradoksu. Tasarruflar hane halkları için kendi faydalarını arttırmaya

yönelik bir olgu iken toplumun tamamı tasarrufa gittiğinde milli gelirde azalma meydana gelmektedir.

 Likidite tuzağı. Faiz oranlarının düşebileceği asgari bir düzey bulunmaktadır. Bu seviyeye gelindiğinde para arzı artışı faiz oranlarını düşürmeyecek ve para talebinin faiz esnekliği sonsuz olacaktır.

 Talep yanlı iktisattır. Ekonominin arz cephesini değil talep cephesi ile ilgilidir. Ekonomide enflasyonist bir durum varsa toplam talebi daraltıcı; deflasyonist bir durum varsa toplam talebi genişletici politikalar uygulanmalı. Arz problemi ile ilgilenilmemiştir.

 Toplam talep. Eksik istihdam olan bir ekonomide, toplam talep artışı, gelirin artmasına; azalması ise azalmasına yol açarken, toplam talepteki dalgalanmalar ise ekonomik istikrarsızlıklara neden olmaktadır.

 Kısa dönemli bir analizdir.

 Çarpan analizi. Eksik istihdamda olan bir ekonomide çarpan mekanizması etkin

olacağı için devlet ekonomiye müdahale etmelidir.

 Eksik istihdam dengededir. Tam istihdam özel bir durumdur ve sapma olması halinde denge eksik istihdamda oluşacaktır.

 Fiyat ve ücretler katıdır. Fiyat ve ücretler klasiklerin bahsettiği gibi esnek değil katıdır.

 Emek arzı ve talebi. Emek arzı nominal ücretin artan bir fonksiyonu iken emek

(32)

 Tasarruf - Tüketim – Yatırım: Tasarruflar ve tüketim harcanabilir gelirin artan fonksiyonudur. Yatırım ise beklentilerin bir fonksiyonudur.

 Faiz. Faiz tüketimden vazgeçmenin bedeli değil, likiditeden vazgeçmenin

bedelidir ve yatırımların faiz esnekliği düşüktür.

 Paranın dolanım hızı. Paranın dolanım hızı istikrarsızdır. Para arzında bir artış olursa faiz oranları düşecektir. Faiz oranlarında meydana gelen düşme, para talebinin artmasına neden olacaktır.

 Para talebi. Para işlem, ihtiyat ve spekülasyon amacıyla talep edilmektedir. Para talebinin faiz esnekliği yüksektir.

 Para yansız değildir.

 Say yasasının reddi. Keynesyen iktisatçılar say yasasını reddetmişlerdir. Ekonomi depresyon halinde iken, toplam arz eğrisi yatay eksene paraleldir. Bu durumda toplam talepte meydana gelen artışlar, doğrudan üretim artışına yönelecektir.

 Büyümenin motoru harcamalardır.

 Mübadele denklemi kabul edilmez harcama denklemi esas alınır.

 Maliye politikası etkindir.

 Bütçe açıkları. Bütçe politikası bir maliye politikası aracı olarak kullanılabilir.  Borçlanma. Devlet müdahalesine izin veren Keyneslere göre olağanüstü ve

geçici finansman amacıyla borçlanma politikası etkindir (Bilgili 2009: 88). Keyneslere göre enflasyon, ekonominin en önemli sorunlarından biri olan istikrarsızlığın kaynağı olarak görülmektedir. Bunun nedeni ise tam istihdam durumunda olan ekonomide enflasyon ile birlikte talebin artmasıdır. Toplam talepte meydana gelecek olan değişikler miktarların değişiklik gösterebildiği bir ekonomide değişik sonuçlar ortaya çıkarabilmektedir. Keyneslerin ilgilendiği ana konulardan biride toplam talepte meydana gelen bu değişimlerin sonuçlarıdır. Keyneslere göre toplam harcamalarda ki belirli bir artış, fiyatlar genel düzeyinin artmasından ziyade üretimde yani toplam arzda bir dalgalanmaya neden olacaktır. Keynesyen görüşe göre ekonomi illa tam istihdamda değil eksik istihdamda da dengeye gelebildiğinden ekonomide

(33)

meydana gelecek işsizlik gibi sorunlar maliye ve ya para politikası ya da her ikisinin de uygulanması sonucunda çözümlenebilmektir.

Ekonomi kendi haline bırakılırsa dengeye gelemeyeceğini savunan Keynesyen Teori; enflasyon, işsizlik, eksik istihdam gibi durumlarda devletlerin para politikalarından önce maliye politikalarını devreye sokmaları gerekliliğini işsizlik ve enflasyon sorunlarının bir arada olması durumunda ise önce işsizlik sorununun çözümüne yönelinmesini savunmaktadır (Parasız, 2000: 21).

Keynesyen iktisat, ekonomik istikrarsızlıkların kaynağı olarak talep yetersizliğini ve yatırımlardaki istikrarsızlıklar olarak kabul etmektedir. Çünkü yatırım talebi yatırımcıların geleceğe yönelik umut ve bekleyişlerine bağlı olarak değişiklik göstermektedir. Durgunlukla mücadele için toplam talep genişletilmeli ve yatırımlar arttırılmalıdır. Bu nedenle, ekonomide ortaya çıkabilecek dengesizliklerin toplam talep ayarlamaları ile giderilebileceğini savunmaktadır.

Söz konusu görüş öne sürülürken kısa dönemde arz koşullarının sabit olduğunu ve uzun dönemde meydana gelecek olan olaylar neticesinde uygulanacak olan politikalara karşı tarafsız olduğunu kabul etmektedirler. İstikrarın sağlanabilmesi için maliye politikasının önderliğinde para politikası ile beraber uygulamanın daha doğru olacağını savunmuşlardır. Kredi olanakları ve kredilerin meydana gelen maliyetlerinin doğrudan etkilediği para politikasına karşın uygulanan maliye politikası araçları reel sektörü para politikasından çok daha fazla etkileme özelliğine sahiptir. Bu nedenle etkin bir maliye politikasına destekleyici bir para politikasının uygulanması gerekmektedir.

Keynesyen düşüncede, marjinal tüketim eğiliminde ortaya çıkan değer milli geliri doğrudan etkilemekte ve belirleyebilmektedir. Kaynakların yeterince kullanılamaması durumunda, özelliklede bütçede meydana gelecek olan açıkların maliye politikası uygulamaları ile toplam talebin hacmini belirli oranda etkileyebilecek ve söz konusu ekonomide üretim ve istihdam düzeyi genişleme eğilimine girecektir. Durgunluk ile mücadele edilmesi durumunda ise maliye politikası araçları, vergilerin belli oranda kısılması veya devletin yapacağı harcamaların arttırılması gündeme gelmelidir. Fakat devletin yapacağı harcamalar açık finansman kullanılmadan yapılmamalıdır. Ekonomide enflasyon olması halinde ise devletin yapacağı kamu harcamaları belli oranda azaltılmalı ve vergilerde artış sağlanmalıdır. Fakat geçen yıllar

(34)

göstermiştir ki keynesyen düşünce enflasyon ile mücadelede resesyonu önlemedeki başarıyı gösterememektedir.

1.2.3. Parasalcı Yaklaşıma Göre Ekonomik İstikrar

Friedman’ın ‘Kapitalizm ve Özgürlük’ adlı kitabı sonrası 1960’lı yıllarda Keynesyen İktisada tepki ortaya çıkan iktisadi akımdır. Karl Brunner, Allan Meltzer ve Allan Walters, Friedman ile birlikte en tanınmış Parasalcı (Monetarist) iktisatçılardır.

“Parasalcı (Monetarist) iktisat teorisinin temel varsayımlarını sayacak olursak;

 Ekonomideki en önemli faktör dolaşımdaki para miktarıdır.

 Enflasyonun ana nedeni para arzında meydana gelen artışlardır. Bu da

Enflasyonun parasal bir olgu olduğunun göstergesidir.

 Kamu harcamalarının enflasyonist olup olmayacağı, bu harcamaların nasıl

finanse edildiği ile ilgilidir. Kamu harcamaları para arzı arttırılarak finanse edilirse enflasyon ortaya çıkarken, borçlanma ile yapılırsa dışlama etkisi ortaya çıkar.

 Para lüks bir maldır ve ekonomideki istikrarsızlığın temek kaynağı yanlış uygulanan para politikalarıdır.

 Para arzı dışsal bir değişkendir.

 Para arzı sabit bir orana göre arttırılmalıdır. Bu oran ise reel büyüme oranı kadar olmalıdır.

 Adaptif beklentiler mevcuttur. Geçmiş dönem verilerine dayanarak geleceğe yönelik beklentiler oluşturulmalıdır.

 Doğal işsizlik oranı. Friedman tarafından geliştirilmiş olan doğal işsizlik oranı Friksiyonel işsizlik ve yapısal işsizlik toplamından oluşmaktadır.

 Para politikası etkin, maliye politikası etkin değildir.

 Paranın dolanım hızı ise ne Klasiklerin ileri sürdüğü gibi kısa dönemde sabit, ne de Keynesyenlerin ileri sürdüğü gibi istikrarsızdır. Paranın dolanım hızı istikrarlı ve öngörülebilirdir. Sürekli gelir arttıkça paranın dolanım hızı azalmakta iken

(35)

azaldıkça artmaktadır. Para talebi arttığında ise paranın dolanım hızı azalmakta iken para talebi azaldığında paranın dolanım hızı artmaktadır.

 Emek arzı beklenen reel ücretin, emek talebi reel ücretin bir fonksiyonudur.  Para arzında meydana gelen bir artış kısa dönemde milli geliri, uzun dönemde

fiyatlar genel düzeyini arttırır.

 Vergi yapısı maliye politikasının gücünü belirler. En iyi vergi sistemi kaynaktan kesilen artan oranlı gelir vergisidir.

 Enflasyon – İşsizlik ilişkisi. Enflasyon ve işsizlik arasındaki değiş tokuş sadece kısa dönemde geçerlidir. Uzun dönemde işsizlik eski seviyesine dönerken enflasyon düşmemektedir.

 Devlet adalet, güvenlik, diplomasi gibi temek hizmetleri üstlenmelidir (Bilgili, 2009: 165).

Monetarist düşünce yapısına göre, uzun dönemde fiyat ile ücret esneklikleri ekonomideki dengeyi sağladığından özel sektör yapısı itibari ile istikrarlıdır. Buna göre devletin ekonomiye yapacağı her türlü müdahaleye ve de daha da önemlisi maliye politikası araçlarının kullanımına karşı her zaman uzak bir tavır takınmışlardır. Moneteristlere göre düzenleyici maliye politikaları ile para politikalarının ekonominin düzenlenmesi için uygulanmasının gerekliliği açık bir gerçektir. İstikrar politikası aracı olarak ta maliye politikası uygulamalarının gerekli olmadığını, maliye politikası araçları yerine ise para politikasına gerekli ağırlığın verilmesi gerektiğini savunmuşlardır. Moneterist yaklaşıma göre paranın dolaşım hızı istikrarlı bir yapıya sahiptir. Bu da para arzında meydana gelen her türlü değişmenin toplam harcamaları ve GSMH’yı oldukça yüksek bir miktarda etkileyecek ve tahmin edilebilir bir biçimde değiştirecektir.

1.2.4. Yapısalcı Yaklaşıma Göre Ekonomik İstikrar

Yapısalcı yaklaşım, monetarist yaklaşıma bir tepki olarak ortaya çıkmıştır. Enflasyonla mücadelede gelişmiş ülkelerin çözümleri ile gelişmekte olan ülkelerin çözümleri farklılık gösterecek ve çoğu zaman doğru bir program uygulanamayacaktır. Bunun temel sebebi ise gelişmekte olan ülkelerde gelişmiş ülkelerde sahip olunan bilgi ve birikim bulunmamakla beraber sorunlarında farklılık göstermesidir.

(36)

Yapısalcı yaklaşım kamunun büyüme ve kalkınma çabalarına öncülük etmesi ve ona yönelik programlar uygulaması gerektiğini savunmaktadır. Ekonomik başarılar ancak uzun dönemli fiyat istikrarı sağlanırsa mümkün olacaktır. Ekonomide istikrarsızlığa yol açan sorunları besleyen ve kronikleşen unsurlar olduğundan bahsederek bunları açıklamışlardır.

Yapısalcılar, klasik düşünceden ve klasiklerin arkasından gelen teorilerden ziyade az gelişmiş ülkelerin gelişmesi için kamunun yeterli seviyede büyümesi ve kalkınma çabalarının önderlik edilmesi için içe dönük sanayileşmenin önemini vurgulamışlardır.

Gelişmekte olan ülkelerde olan yapısalcı yaklaşım, enflasyonun olması dolayısıyla istikrarsızlığa yol açan sorunları daha da arttıran ve kronikleştiren belirli unsurların olduğuna dikkat çekerek bunları belirtmeye çalışmıştır.

Bu unsurlar şunlardır:

 Tarımda arz esneksizliği; Gelişmekte olan ülkelerde nüfusun devamlı artması, tarımın gelişmesinin sağlanamaması gibi sebeplerden dolayı tarım ürünleri her geçen gün daha da yetersiz hale gelmektedir. Bu durumda devlet tarım kesiminin de yönlendirilmesi ve belirli bir altyapısının belirli oranda hazırlaması yönünde yaptırımlar uygulaması gerekmektedir.

 Dış Ticaret Dengesizliği; Yapısalcılara göre dış ticaret dengesizliğinin giderilmesi için ithal ikamesine dayalı sanayileşme, ihracatın artırılması ve ithalatın kısılması hatta yasaklanmasından yanadırlar.

 Parasal ve Mali Dengenin Sağlanması; Yapısalcılar gelişmekte olan ülkelerde devamlı olarak var olan bütçe açıları sorunları üzerine kafa yormuşlardır. Bu sorunun giderilmesinde çözümün para arzını artırmak yerine kamu gelirlerinin artırılması (etkin vergi denetimi, üst gelir gruplarının vergilendirilmesi, vergi kayıp ve kaçaklarının en aza indirilmesi ve yeni vergi alanlarının oluşturulması

vb.) ile çözümlenebileceği ve enflasyonist baskının azaltılabileceği

düşüncesindedirler.

 Ekonomik Kurumların Yetersizliği; gelişmekte olan ülkelerin başlıca

(37)

siyasal istikrarsızlık, yetersiz sermaye ve bankacılık gibi esasen uzun vadede çözümlenebilecek sorunlardır (Eker, 2009: 62).

Yapısalcılara göre, özellikle az gelişmiş ülkelerde devlet ekonomiye müdahale etmeli ve istikrarsızlığa neden olacak sebeplerin ortadan kalkması içim mücadele etmelidir.

1.2.5. Rasyonel Beklentiler Teorisi Yaklaşıma Göre Ekonomik İstikrar

1970’li yıllarda ortaya çıkan Yeni Klasik İktisat olarak ta bilinen Rasyonel Beklentiler Yaklaşımı ‘En iyi politika, politikasızlıktır’ sözünü esas alan politika etkisizliği teoreminin yaratıcısı Robert Lucas, John F.Muth, Robert Barro, Thomas Sargent ve Neil Wallace gibi önemli iktisatçılar tarafından ortaya atılmıştır.

Rasyonel beklentiler teorisinin temel varsayımlarını sayacak olursak;  Emek arz ve talebi reel ücretin fonksiyonudur.

 İktisadi karar birimleri, ekonomik kararlarını verirken yatırım, tüketim gibi sadece reel faktörleri temel alırlar.

 İktisat politikası milli geliri arttırıcı bir etki meydana getiriyorsa, öngörülemeyen bir politika olarak kabul edilir.

 Yeni Klasikler, Klasiklerden iki temel noktada ayrılmaktadır. Hem mal ve hizmet, hem de faktör fiyatlarının esneklik sureci ile ücretlerle fiyatların esneklik sureci eşanlı ve hemen olur. Klasik iktisattaki tam istihdam düzeyindeki denge fikri yerini, doğal işsizlik oranındaki dengeye bırakmıştır.

 İktisadi karar birimlerinin kesinlikle hata yapmayacağını değil, gerekli bilgilere sahip olması durumunda benzer hataları uzun süre tekrarlamayacaklarını ifade etmektedir.

 Gayri iradi işsizlik söz konusu değildir. Zira ücretler ve fiyatlar tam esnektir. İşsizlik olması durumunda tüm işsizler iş bulana kadar reel ücretler düşer ve işsizlik ortadan kalkar (Tümoğlu, 2012).

(38)

 Öngörülen para politikaları çıktı düzeyinde herhangi bir değişiklik meydana getirmez. Çünkü beklenene para politikaları, işçiler ya da firmaların tahmin hatası yapmasını engelleyecektir (Bilgili, 2009: 197).

Bu görüşe göre ekonomideki dengesizlikler, verimlilik, arz ve devlet şokları olarak kabul edilir. Devlet mal ve hizmet üretmek için reel ücretleri arttırsa, bireyler normal çalışma sürelerinden daha fazlasını çalışacak ve reel faiz oranı yükselirse beklenen tasarruf düzeyinden daha fazla tasarruf edip daha az harcayacaklardır. Bu nedenle, devletin uyguladığı genişletici politikalar sonucu harcamalardaki artışlar reel ücret ve faiz oranını arttıracaktır.

Rasyonel beklentiler teorisi iktisatçıları beklentiler konusu üzerinde durmuşlardır. Rasyonel beklentiler ekolü, uyumcu beklentiler olarak isimlendirdiler bu beklentilere göre bireyler devletin uyguladığı ekonomi politikalarına karşı belli bir davranışta bulunurlar. Böylece uygulanan ekonomi politikalarının beklenen sonuçları yalnızca kısa dönemde ve geçici olarak ortaya çıkacaktır (Paya, 2000: 97). Çünkü hane halkları ve firmalar beklentiler üzerine uygulanacak politikalara karşı önlemlerini alarak geleceğe yönelik davranışlarını yeniden şekillendirirler.

Yeni klasik ekonomi yaklaşımına göre, istikrarlı bir ekonominin olabilmesi için ekonomi politikaları tek başına yeterli olmaz. Çünkü sadece kısa dönemde değil uzun dönemde de belli değişkenlerin değeri sistematik ekonomi politikası araçlarına karşı tarafsız kalmaktadır. Hane halkları politika yapıcılarının vermiş oldukları her türlü uyarıya karşın kendilerini hazırlamalıdırlar. Bunun yanında ulaşılmak istenen nihai amaca uygulanan ekonomi politikalarıyla ulaşılamayacağı bilinen bir gerçektir. Merkez Bankası daha önceden belirlenen parasal hedefleri güvenli bir biçimde izlemekte ve daha önceki politikaların ortaya çıkardığı istikrarsız ortamı ortadan kaldırmayı hedeflemektedir. Bunun nedeni sistematik bireylerin toplumsal tepkileri de sistematik olmaktadır. Buradan çıkartılacak ana fikir ise, büyük durgunluklarda bile uygulanacak en iyi politika “bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinlerdir”.

1.2.6. Kamu Tercihi Teorisine Göre Ekonomik İstikrar

Kamu tercihi teorisine en önemli katı bulunanların başında Buchanan gelmektedir. Kamu tercihi teorisi, ekonomi içerisinde ayrıntılı analizler geliştirmek

(39)

amacıyla ortaya atılmıştır. Yeni ortaya çıkan metotlar ve bu metotları analiz ederek karar verecek olan politika yapıcılar tarafından kamu sektörüne uygulanmaktadır. Kamu tercihi özellikle siyasi bir karar alma öncesinde karar verecek olan kimselerin -ki bunlar seçmenler, bürokratlar veya politikacılar olabilir- davranışlarının neler olduğunu gözlemleyerek belirli sonuçlara varmayı hedeflemektedir.

“Kamu Tercihi Teorisi, kamunun ekonomide üslendiği rol ve faaliyetlerin sınırlarına farklı bir bakış açısı getirmiştir. Kamu Tercihi yaklaşımı politikacılar seçmenler, siyasi partiler ve çıkar grupları arasındaki ilişkileri politik karar alma sürecindeki davranışlarıyla birlikte iktisat, politika, hukuk, sosyoloji bilimi çerçevesinde inceleyen teorik bir yaklaşımdır. Kamu Tercihi yaklaşımının temelinde bireylerin politik süreç içerisinde kendi kişisel çıkarlarını, refahlarını maksimize edecekleri varsayımı yatmaktadır. Bu gruplar kendi çıkarları peşindedirler” (Savaş, 1997: 1009).

Bu sebepten Kamu tercihi teorisi, politikayı bir mübadele olarak görür. Kamu tercihi teorisinin temel varsayımlarını sayacak olursak;

 Metodik bireysellik. Toplumda bütün ekonomik ve sosyal kararlar bireysel tercihlere göre belirlenir.

 Ekonomik insan veya bireysel rasyonellik. Bireyin kendi çıkarını arttırma dışında davranacağı düşünülmediği aksine kendisinin veya temsil ettiği kesimin net çıkarını artırma doğrultusunda faaliyette bulunacağından bahsedilir.

 Politikanın mübadele olduğu varsayımı. Politika; güç açısından değil, taraflar arasında bir gönüllü değişim olarak görülmektedir (Bilgili, 2009: 258).

1.2.7. Arz Yönlü Yaklaşıma Göre Ekonomik İstikrar

Teorik bir temele dayalı olan ve bazı ekonomistlerin özellikle katkılarıyla ortaya çıkmış olan arz yanlı iktisatçılar, monetaristler ile rasyonel beklentiler okullarının da yardımlarıyla düşüncelerini geliştirmişlerdir. ABD’de özellikle 1980’lerin başlarında ekonominin telemi arz yönlü iktisatçılar tarafından oluşturulmuştur. Vergi indirimleri gibi politikaların ağırlıklı olarak uygulandığı arz yönlü istikrar politikalarında, vergi politikaları arz yönlü maliye politikası olarak da adlandırılır.

Şekil

Tablo 2.1: Ülke ve Bölgelere Göre Maliye Politikası Kuralları
Tablo 2.2: (devam) 2010 Yılında AB Üyesi Devletlerde Mevcut Harcama Kuralları  Ülke  İsveç  Kanun Merkezi Yönetim, Sosyal  Güvenlik Nominal harcama limiti
Tablo 2.3: Euro Bölgesinde Borç Oranları ve Birincil Denge (GSYİH%)
Tablo 3.1: AB Tanımlı Borç Stoku (%GSYH)
+2

Referanslar

Benzer Belgeler

 Cumhuriyet Dönemi halk şiirinde geleneksel konuların dışında yeni ve güncel konulara da yer verilmiş; Aşık Veysel, Aşık Murat Çobanoğlu, Aşık Mahzuni Şerif

Amaç: Bilim insanlarımızın bilimsel çalışmaları için yurtdışında görevlendirilmesine destek sağlayan 2219- Yurt Dışı Doktora Sonrası Araştırma Burs Programı ve

Malezya Havayolları'na ait MH370 sefer sayılı yolcu uça ının Hint Okyanusu'na düştü ü Malezyalı yetkililer tarafından açıklanmıştı. Uzmanlar, uça ın

 Ulusal Programlar: AB’ye aday ülkelerin tam üyelik standartlarına ulaşabilmeleri adına ihtiyaç duydukları alanlardaki hazırlanmış olan programlar toplam

e) İç kontrol faaliyetlerinin nesnel risk yönetim analizlerine göre belirlenmiş en riskli alanlar üzerinde yoğunlaşmasını sağlamak olarak belirtilmektedir. Harcama

5018 sayılı Kanunun 17 nci maddesi uyarınca, genel bütçe kapsamındaki kamu idareleri ile özel bütçeli idareler 2008, 2009 ve 2010 yıllarına ilişkin bütçe tekliflerini

All dog bones at Alaybeyi Höyük were found from the Iron Age workshop complex in the east section and its courtyard, and the Early–Late Iron Age residence buildings in the west

Araştırma kapsamındaki üniversite öğrencilerinin dindarlık ve bu değişkenlerin alt boyutlarına ilişkin puanlarının sınıf düzeyi değişkenine göre