Kuvvet antrenmanının 12-14 yaş grubu erkek tenisçilerin motorik özelliklerine etkisi

Tam metin

(1)

T.C.

SELÇUK ÜNİVERSİTESİ SAĞLIK BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ

KUVVET ANTRENMANININ 12-14 YAŞ GRUBU ERKEK

TENİSÇİLERİN MOTORİK ÖZELLİKLERİNE ETKİSİ

Ferhat AKTAŞ

YÜKSEK LİSANS TEZİ

ANTRENÖRLÜK EĞİTİMİ ANABİLİM DALI

Danışman

Yrd. Doç. Dr. Hasan AKKUŞ

KONYA- 2010

(2)

ONAY SAYFASI ... i ÖNSÖZ ... ii ĠÇĠNDEKĠLER ... iii SĠMGELER VE KISALTMALAR ... iv ĠÇĠNDEKĠLER 1. GĠRĠġ ... 2 1.1. Motorik Özellikler ... 4 1.1.1. Kuvvet ... 4 1.1.2. Dayanıklılık ... 9 1.1.3. Sürat ... 13 1.1.4. Esneklik ... 15 1.1.5. Beceri (Koordinasyon) ... 19

1.2. Çocuklarda GeliĢim AĢamaları ... 20

1.2.1. Çocuklarda Motorik GeliĢim Dönemleri ... 21

1.2.2. Cinsiyete Göre GeliĢim Dönemleri ... 22

1.2.3. 11- 14 YaĢ Çağı Çocukların GeliĢim Özellikleri ... 23

1.2.4. Çocuklarda Kuvvet GeliĢimini Etkileyen Fizyolojik Özellikler ... 25

1.2.5. 11–14 YaĢ Grubu Çocuklarda Antrenman ... 25

2. GEREÇ ve YÖNTEM ... 27

2.1. Uygulanan Antrenman Programı... 27

2.2. Yapılan Ölçümler ... 27 3. BULGULAR ... 31 4. TARTIġMA ... 35 5. SONUÇ ve ÖNERĠLER ... 41 6. ÖZET ... 43 7. SUMMARY ... 45 8. KAYNAKLAR ... 47 9. ÖZGEÇMĠġ ... 51 Sayfa

(3)

1. GĠRĠġ

Ġnsanın teknik, taktik, fizyolojik ve psikolojik yeteneklerini zorlayan bir spor dalı olan tenis, planlı ve programlı yapıldığında fiziksel, zihinsel, duygusal ve sosyal geliĢim özelliklerini geliĢtiren en iyi spor dallarından biridir (HaĢıl ve Ataç 1998). Gerçekte tenis diğer spor dallarından daha fazla uğraĢı, çalıĢmayı ve eğitimi gerektiren bir spor dalıdır. Tenis sporunu yakından tanıyanlar eĢit kuvvetler arasında yapılan beĢ setlik bir tenis müsabakasının, beĢ bin metrelik bir koĢudan, bir buçuk saatlik bir futbol maçından ve diğer birçok spor dalından daha çetin, beden ve dimağı daha çok yoran bir spor dalı olduğu belirtilmektedir (Öztop 2006). Dolayısıyla tenis yüksek fiziksel güç gerektiren bir spordur. BranĢın gerektirdiklerine ve bireysel sporcunun kas-iskelet yapısına göre, özellikle genç ve profesyonel yaĢ gruplarında, özel ve bütün bir kondisyon programı hazırlanmalıdır. Rekreasyonel tenisçiler kondisyon programlarını performans düzeylerini arttırmak için kullanabilirler, ancak bu grup için önemli olan genel fiziksel uygunluğun geliĢimi ve yaralanmaları engellemektir. Genç yaĢ grubundaki tenisçiler fiziksel geliĢimi sağlayacak bir antrenman programı ile baĢlamalıdır. Bu programda fiziksel uygunluk, esneklik, kalp-dolaĢım dayanıklılığı, genel kuvvet ve kas dayanıklılığı bulunmalıdır. Sağlam bir fiziksel uygunluk temeli geliĢtirildikten sonra genç yaĢ grubu sporcular tenis branĢının temel ve özel hareketlerine ve yaralanmayı önleyici çalıĢmalara geçmelidirler. Profesyonel düzeyde tenis oyuncuları daha önceden sağlam bir genel fiziksel uygunluk temeli oluĢturmuĢ olmalıdırlar. Bu seviyedeki sporcular daha sonra antrenman zamanlarının büyük çoğunluğunu atletik fiziksel uygunluk ve tenis özel teknik çalıĢmalarına ayırabilirler. Tabii ki yaralanmayı önleyici çalıĢmaları da unutmamak gerekir. Bütün bir vücut kondisyon programının her bileĢenine hitap ederek, bireysel tenis oyuncusunun zirve performansına ulaĢma olasılığı arttırılır (Chandler 1995).

Büyümeyle birlikte vücut uzuvlarında ani değiĢim motorik özelliklerin sergilenmesinde bazı zorlukları peĢinden getirmektedir. Bu iliĢkiyi Girard ve Millet (2009) 13-19 yaĢları arasındaki tenis oyuncuları ile yaptığı çalıĢmada fiziksel özelliklerin tenise özel performansta son derece etkili olduğunu ve ergenlik döneminde vücutta asimetri meydana geldiğini göstermiĢtir. Aynı çalıĢmada antrenörler tarafından antrenman programlarında yapılacak düzenlemelerle böyle bir

(4)

dengesizliğin giderilebileceği ve yaralanma risklerinin en aza indirileceği vurgulanmıĢtır.

Bilindiği gibi teniste anaerobik kapasite ön planda olup, koordinasyon, çabukluk, hız ve güç en önemli vücut bileĢenleridir (Crespo ve Miley 1998). Özellikle koordinasyon, çabukluk, hız özellikleri küçük yaĢta geliĢtirilmelidir ( Sevim 1995). Genellikle yetiĢkinlik öncesi dönemde kız ve erkek çocukların yeterli yoğunluk ve sürede kuvvet çalıĢmalarına katılırlarsa daha kuvvetli olacakları bilinmektedir. Bunun altında ki mekanizma yetiĢkin ve gençlerde kas hipetrofisiyle açıklanabilir. Fakat ergenlik öncesinde hipetrofi yaklaĢımı mümkün değildir. Bu durum ergenlik öncesi çocuklarda kas hipetrofisini uyaran testosteron hormonunun dolaĢımda yeterli olmamasından kaynaklanmaktadır (Ramsay ve ark 1990). Ancak, doğum ve ergenlik arasında kas kitlesinde androjenlerden bağımsız olarakta artıĢlar söz konusudur. Bu periyotta ekstremite kaslarında meydana gelen değiĢimler hayvan deneylerinde gösterilmiĢtir. Uyarılan kaslarda sarkomer sayısının 700’den 2000’e yükseldiği bildirilmiĢtir. Ayrıca kas hücrelerindeki fibrillerin sayısı 15’ten 100’e kadar artar. Bu her iki geliĢme kas kuvvetini önemli derecede artırır. Ergenlik öncesi antrenmana verilen cevaplar nöral adaptasyondan kaynaklandığı için detraining çocuklarda daha hızlı bir Ģekilde gözlemlenir. Çocukların kuvvet antrenmanına verdikleri cevaplarda relatif kuvvet kazanımları açısından yetiĢkinlerden farklılıklar gözlemlenirken absolut kuvvet kazanımı çocuklarda daha düĢüktür (Harbili 2002). Faigenbaum ve ark (1999) çalıĢmasında 5-12 yaĢındaki çocuklarda çok tekrar-düĢük Ģiddet ve az tekrar-yüksek Ģiddet antrenman programlarının maksimal kuvvette benzer artıĢlar meydana getirdiği bulunmuĢtur. Ancak ergenlik dönemi çocuklarda kuvvet antrenmanın maksimal kuvveti arttırdığı çeĢitli çalıĢmalarda belirtilmesine rağmen (Weltman ve ark 1986, Blimkie 1992, Faigenbaum ve ark 1999) yetiĢkinlerde beklenildiği gibi çocuklarda kuvvet antrenmanına nörolojik adaptasyonların antrenman parametrelerine (Ģiddet, tekrar sayısı) özel olup olmadığı açık değildir (Behm ve ark 2008). Ayrıca antrenman uyaranlarının kesilmesi veya kalıcı ve geçici bir Ģekilde azaltılmasını takiben çocuklarda kuvvet geliĢimlerini değerlendirmek aynı periyot sırasındaki büyümeye bağlı olan kuvvetteki artıĢlar yüzünden sağlıklı değildir. Antrenmanın kesilmesiyle kuvvet kazanımlarının hızlı bir Ģekilde geriye döndüğü gözlenir (Faigenbaum ve ark 1996).

Bu çalıĢmanın amacı, 8 haftalık kuvvet antrenmanının 12-14 yaĢ grubu erkek tenisçilerin motorik özelliklerine etkisini belirlemektir.

(5)

1.1. Motorik Özellikler

1.1.1. Kuvvet

Kuvvet biyolojik bir yaklaĢımla bir kitleyi hareket ettirebilme, bir direnci yenebilme ya da kas çalıĢması ile etkileme yeteneği olarak tanımlanır. Kas kuvveti; sinir sistemi, endokrin sistem, yaĢ ve cinsiyet gibi çevresel faktörlerle yakından iliĢkilidir (Blimkie 1992).

Kuvvet, sporda verimi belirleyen motorsal kabiliyetlerden birisidir. Genel olarak bir dirence karĢı koyabilme yeteneği ya da bir direnç karĢısında belirli bir ölçüde dayanabilme kabiliyeti olarak tanımlanabilir (Fidelus ve Kocjasz 1965).

Spor bilimi açısından ele alındığında ise kuvvet, bir kaldıraç sistemi gibi düĢünülen kemik, eklem ve kas yapısıyla oluĢturulur. Kuvvet, kas kütlesiyle bu kas kütlesinin ortaya koyduğu hızın bir bileĢkesidir (Kale 1993).

Antrenman bilimi açısından bakıldığında ise kuvvet; sporda kiĢinin bir dirence karĢı koyabilme veya bir aracı ya da kendi vücudunu ileriye doğru hareket ettirebilmesi, bir kas grubuna bağımlı olarak bir kasın geriliminin sonucudur. Antrenman biliminde kuvvet kavramına iliĢkin tanımlar birleĢtirilerek, bu kavram insana özgü motorik bir özellik olarak tanımlanır (Muratlı 1976).

Kuvvetin Sınıflandırılması

Genel Kuvvet

Genel kuvvet herhangi bir spor dalına yönelme olmaksızın tüm kasların kuvvetidir ve kuvvet programının tümünün temelidir (Fidelus ve Kocjasz 1965). Hazırlık döneminde veya spora ilk baĢlandığı yıllarda yoğunlaĢan bir çabayla genel kuvvet büyük oranda geliĢtirilmelidir (Dündar 1998). DüĢük bir genel kuvvet düzeyi, sporcunun tüm geliĢimini sınırlayan en önemli etmendir.

(6)

Özel Kuvvet

Özel kuvvet herhangi bir spor dalına özgü gereksinim duyulan kuvvet olup belli bir spor dalına yönelik kuvvettir (Sevim 1991). Bir hareketin oluĢmasında temel hareket ettirici olarak çalıĢan kasların kuvveti olarak düĢünülebilir.

Bir spor dalına direkt katılan kas gruplarının teknomotorik olarak geliĢtirilmesine öncelik verilmesidir ve bunun temelinde ise söz konusu tekniğe özgü nöromusküler iliĢkiler vardır (Muratlı 1976).

Kuvvet, her branĢ için ayrı bir anlam taĢımaktadır. Bu nedenle değiĢik spor dallarındaki sporcuların kuvvet düzeyleri arasında yapılan karĢılaĢtırmalar geçersiz bir yaklaĢımdır. Özel kuvvet, en yüksek düzeye kadar geliĢtirilmelidir ve tüm elit sporcular için hazırlık evresinin sonuna doğru aĢamalı bir biçimde diğer motorik özellikler ile birleĢtirilmelidir (Bulca 2000).

Salt Kuvvet

Salt kuvvet sporcunun kendi vücut ağırlığını dikkate almaksızın uygulayabileceği en yüksek kuvvettir (Sevim 1991).

KiĢinin bir denemede kaldırabileceği en yüksek ağırlığın bilinmesi, antrenmanda yüklenmeleri belirlemek için yeterlidir. Düzenli bir antrenman programı ile salt kuvvet vücut ağırlığına paralel olarak yükselecektir (Bulca 2000).

Relatif Kuvvet

Salt kuvvetin vücut ağırlığına bölünmesinden çıkan sonuç relatif kuvveti verir ki; buda kuvvet ölçüsünün bir parametresidir. Relatif kuvvet sporcunun kendi vücut ağırlığına karĢı geliĢtirebildiği mümkün olan en büyük kuvvettir. Kas kuvveti ile vücut ağırlığı arasındaki karĢılaĢtırmalarda relatif kuvvet kavramından yararlanılmaktadır. Relatif kuvvette önemli olan Ģey var olan kiloda gerekli maksimal kuvvetin sağlanmasıdır. KarĢılığı ise kilogramın karĢılığı büyüklüğündeki kuvvet anlamına gelir ( Muratlı 1976).

(7)

Kasılma Biçimi ve Kasılma Türlerine Göre Kuvvet

Kas kuvveti genel olarak kasılma tiplerine göre isimlendirilmektedir. Kas kasılma tipleri dinamik ve statik kasılma olarak meydana gelirken, buna bağlı olarak ta kuvvet dinamik ve statik kuvvet olarak tanımlanabilir.

Dinamik kuvvet türünde kas, kasılma sırasında kısalır, bir ağırlık kaldırıp, indirmek genel olarak dinamik kuvvet kavramı içindedir. Statik kuvvet türünde kasta gözle görülen kısalma olmaz ama yüksek bir gerilim ile kuvvet açığa çıkar. Bir baĢka deyiĢle kasın baĢlama ve bitiĢ noktalarında bir yaklaĢma olmaz. Bu tip kuvvette direnç karĢısında birey durumunu korur, iç ve dıĢ kuvvetler birbirine denktir. Bu tip çalıĢmalarda kuvvet belirli bir durumda tutulur (Fox 1986).

Statik ve dinamik kuvvette bağ, lif ve hemodinamik cevap zamanı arasında farklılıklar görülebilir. Dinamik kuvvet egzersizleri kan basıncında ve özellikle sistolik basınçta değiĢiklik meydana getirmektedir. Kuvvet çalıĢmalarında statik egzersize karĢı dinamik ve kısa süreli egzersizler yapmak gerekmektedir. Ġnsanlarda hareket, sinir ve kas sistemlerinin koordineli ve kompleks faaliyetleriyle gerçekleĢir (Sevim 1995).

Ġzometrik Kasılma

Uzunluğu sabit kalan fakat tonusu artan, statik bir kasılma Ģeklidir. Ġzometrik kasılmada yinede kaslar arası (intramüsküler) esnetmeler görülür (Sevim 1995). Ġzometrik çalıĢmada fizik kanunlarına göre mekanik bir iĢ yapılmıĢ olmaz. Örneğin halteri kaldırıp yüksekte tutmak. (Akgün 1994).

Konsantrik Kasılma

Bu kasılma türünde, kasın elastik yapısında bir gerilim oluĢur, kas kasılma sırasında kas boyunda kısalma olur. Kasın tonusu aynı kalırken boyu kısalır. Bu kasılma türünde kontraktil element kısalırken, elastiki element bir düzen içerisinde belli bir gerilim uzunluğunu korur (Akgün 1994). Yani kasın kasılırken kısalmasıdır.

(8)

Konsantrik kasılmada pozitif mekanik bir iĢ yapılır. Örneğin halteri silkme sitilinde belden yukarı doğru kaldırıĢ.

Konsantrik kasılmada verim; kas fibrillerinin baĢlangıç uzunluğuna, kasların kemikler ile yaptığı açıya, kısalma hızına bağlıdır(Fidelus ve Kocjasz 1965).

Eksantrik Kasılma

Dinamik bir kasılma Ģeklidir. Kasın tonusu gerilimi artarken boyu uzar. Eksantrik kasılmalarda yapılan iĢ negatif karakterdedir (Akgün 1994).

Eksantrik kasılmalar iki Ģekilde yapılır.

a- Elastik eksantrik kasılmalar: Sporcunun kendi direncinden daha az bir direnç kullanarak yaptığı kasılmadır. Kas kasılma öncesi formuna zamana bağlı olarak ulaĢır.

b- Plastik eksantrik kasılmalar: Sporcunun maksimum izometrik hareket sınırından daha fazla yüklenme ile yaptığı kasılmalardır. Yalnız bu tip eksantrik kasılmalar büyük kuvvet geliĢimine rağmen sakatlık riski yüksek olan kasılmalardır. Halteri en yüksek seviyeden indirirken görülen kasılma Ģeklidir. (Fidelus ve Kocjasz 1965).

Ġzokinetik Kasılma

Ġzokinetik kasılma sabit hızda hareketin tamamı boyunca maksimal bir kasılma oluĢmasıdır. Kas kasılma süratinin sabit tutulduğu maksimal bir kasılma Ģeklidir. Kas sabit bir süratle kasılırken kasta oluĢan tansiyon bütün hareket boyunca eklemin bütün açılarında maksimal tutulur. Örneğin; serbest stil yüzmede kulaç hareketleri (Akgün 1994).

Oksotonik Kasılma

Bu kasılma türü izometrik ve konsantrik kasılmanın karıĢımıdır. Burada ön planda uzunluk değiĢmesi, daha sonrada gerilim büyümesi söz konusudur (Muratlı

(9)

1976). Halterin silkme sitilindeki belden yukarı doğru kaldırıĢı (konsantrik) yüksekte tutmayı (izometrik) ve en yüksek seviyeden indirirken de (eksantrik) kasılmaya örnek verebiliriz.

Tetanik Kasılma

Kasa gelen ve tekbir uyarının husule getirdiği kasılma bitmeden arka arkaya sık sık uyaranlar verilirse kas gevĢemeye vakit bulamaz ve devamlı bir kasılma gösterir. Tek bir kasılmaya göre daha Ģiddetli kasılmalar üretilir buna da tetanik kasılma denir (Akgün 1994).

Okul Döneminde Yapılan Kuvvet ÇalıĢmaları

Okul döneminde çocukların yaptığı kuvvet antrenmanlarında uygulanan yöntemler aĢağıda belirtilmiĢtir:

1. Kendi vücut ağırlığıyla yapılan çalıĢmalar 2. Sıçrama çalıĢmaları

3. Araçlı çalıĢmalar 4. Araçsız çalıĢmalar 5. EĢli çalıĢmalar

6. Sağlık topu ile yapılan çalıĢmalar 7. Kum torbasıyla yapılan çalıĢmalar

Ergenlik döneminde yapılan bu çalıĢmalar kuvvette devamlılık ve maksimal kuvvet çalıĢmalarıdır. Bar ve sağlık topuyla yapılan kuvvet antrenmanları çocuğun geliĢimini çok yönlü olarak desteklemektedir. Bu amaçla bütün kas gruplarına yönelik çok yönlü olarak çalıĢma yapılmalıdır (Muratlı 1987).

Çocuklarda Kuvvet Antrenmanı Uygulamasında Dikkat Edilecek Noktalar

1. Büyük kas gruplarını hedef alan alt ve üst vücuda yönelik 1 setlik egzersizlerle baĢlanmalı düĢük yüklerle baĢlanmalı (12-15 tekrar) 2. Çocuklar gerçekçi beklentilere sahip olmalı ve yeni beceriler öğrenmenin zaman

(10)

alacağı hatırlanmalı. 3. Çocuklar kaldırılan ağırlığa değil, egzersiz tekniğinin öğrenilmesine odaklanmalı 4. Bütün antrenmanlarda 5-10 dakika genel ısınma ve gerdirme egzersizleri yapılmalı. 5. Kuvvet geliĢtikçe (% 5-10) dereceli olarak yük artırılır. 6. Bireyin ihtiyaç ve hedeflerine bağlı olarak 6-15 tekrar 1-3 set tek ve çok eklemli

egzersizler yapılabilir.

7. Hafta arka arkaya olmayan (örneğin gün aĢırı) 2-3 antrenman tavsiye edilir. 8. Egzersizler tam bir hareket geniĢliğinde yapılmalı (egzersiz hareket geniĢliği) 9. Egzersiz yapılırken tehlikeli bir durum oluĢursa tekrarlara dikkat edilmeli 10. Gerektiğinde yetiĢkin gözetmenler tekrarlarda zorlanıldığı zaman aktif olarak

yardım etmeli.

11. Egzersizin seçiminde, egzersiz sıralamasında, set ve tekrar sayılarında periyodik olarak kuvvet antrenmanı programı çeĢitlendirilmeli (Faigenbaum 2002).

1.1.2. Dayanıklılık

Dayanıklılık, bütün organizmanın uzun süre devam eden sportif alıĢtırmalarda yorgunluğa karĢı koyabilme ve oldukça yüksek yoğunluktaki yüklenmeleri uzun zaman devam ettirebilme yeteneğidir. Bir baĢka yaklaĢımla dayanıklılık, genel olarak sporcunun fiziki ve fizyolojik yorgunluğa dayanma gücüdür (Muratlı 1976).

Açıkada ve Ergen (1990) ise dayanıklılığın, tamamen organizmanın aerobik enerji üretimine bağlı olarak ortaya çıkan bir kondisyon özelliği olduğu ve üç dakikalık bir sürenin üzerinde yapılan aralıksız çalıĢmaların zaman uzadıkça tamamen aerobik enerji sistemine dayalı olarak geliĢtiği sonucuna varmıĢlardır. Fizyolojik olarak insanın maksimal dayanıklılığı kiĢinin maksimal aerobik kapasitesi olarak isimlendirilir.

Dayanıklılık yeteneği çeĢitli Ģekilleriyle hemen hemen bütün spor türlerinde önemli rol oynar. Dayanıklılık yeteneği, hem müsabaka gücünde hem de antrenmandaki yüklenmeler ve uzun süre devam eden dinamik ya da statik çalıĢmanın verdiği yorgunluğa karĢı koyma yeteneği açısından da önemlidir.

(11)

Dayanıklılığın Sınıflandırılması

Genel Dayanıklılık

Genel dayanıklılık çalıĢmasında alınması gereken oksijenle alınan oksijenin birbirine yakın olması halidir. Aerobik çalıĢmalar yoluyla genel dayanıklılık geliĢtirilir (Muratlı 1976).

Her sporcunun önemli bir düzeyde genel dayanıklılığa ihtiyacı bulunmaktadır. Genel dayanıklılık sporcuların yarıĢmalardaki yorgunluğun üstünden gelebilmek için yüksek bir çalıĢma kapsamını baĢarılı bir biçimde sergilemelerine ve gelecek antrenman ve yarıĢmalar için daha hızlı bir biçimde toparlanmalarına destek vermektedir (Bulca 2000).

Özel Dayanıklılık

Özel dayanıklılık, organizmanın yüksek oksijen borçlanmasına karĢı çalıĢmaya devam edebilme yeteneğidir (Muratlı 1976).

Özel dayanıklılık, her spor türünün özelliğine göre spor dalının gerektirdiği teknik-taktik uygulaması ile ortaya konan kombine bir dayanıklılıktır. Özel dayanıklılığın arttırılması, spor branĢının özelliklerine ve sporcunun ihtiyaçlarına göre spesifik olmalıdır.

Özel dayanıklılık vücuttaki kas yapısının bir kısmına hitap eder. Sürekli kol çalıĢmalarında kolun özel dayanıklılığı artarken çok yönlü çalıĢmalarda ise vücudun genel dayanıklılığı artacaktır (Muratlı 1976).

Sonuç olarak sağlam bir genel dayanıklılık temelinde geliĢtirilmiĢ olursa sporcunun antrenman ve yarıĢmalara yönelik çeĢitli stres etmenlerinin üstesinden gelmesi o kadar kolay olur (Bulca 2000).

(12)

Enerji OluĢumu Açısından Dayanıklılık

Aerobik Dayanıklılık

Aerobik dayanıklılık, hafif Ģiddetteki bir egzersizi uzun süre devam ettirebilme yeteneğidir. Eforun uzun süre devam ettirebilmesi, çalıĢan dokulara ihtiyaç oranında oksijen götürülmesi ve çalıĢan dokularda oluĢan artık ürünlerin ve ısının dokulardan uzaklaĢtırılmasıyla mümkündür. Bu da solunum ve dolaĢım sistemleri aracılığıyla yapılır. KiĢinin aerobik kapasitesinin artırmadaki esas prensip, solunum ve dolaĢım sistemlerine yüklenmeyi giderek artırmak ve bu sistemlerin bir ünite zamandaki yaptığı iĢi yükseltmektir. (Akgün 1994).

Anaerobik Dayanıklılık

ÇalıĢma süresince alınan oksijenle alınması gereken oksijen arasında bir denklik yok ise, yani % 6’dan fazla bir eksiklik var ise yapılan çalıĢma türü anaerobiktir (Renklikurt 1977). Anaerobik dayanıklılık, organizmanın yüksek O2

borçlanmasına rağmen çalıĢmaya devam edebilme yeteneğidir (Muratlı 1976). Anaerobik çalıĢmaların temelinde iki reaksiyon söz konusudur. Bunlar;

a) Kreatin fosfat reaksiyonu (alaktik anaerobik yol): Bu reaksiyonda kreatin fosfat ATP’nin yeniden sentezlenebilmesi için enerji kaynağı olarak kullanılmaktadır.

b) Glikoz reaksiyonu (laktik anaerobik yol): Bu reaksiyon ise, karbonhidratların fermantasyonu ile sağlanmaktadır. Enerji oluĢumuna bağlı olarak da laktik asitte bir artıĢ meydana gelir (Muratlı 1976).

Süre Açısından Dayanıklılık

Performansın önemli faktörlerinden biri olan dayanıklılık, kısa (45 saniye-2 dakika), orta (2 dakika-8 dakika) ve uzun süreli (8 dakika ve üzeri) olmak üzere

(13)

organizmanın yorgunluğa direnebilme sürelerini ifade etmektedir (Üstündal ve Köker 1998).

Kısa Süreli Dayanıklılık

45 saniye ile 2 dakika arasında olan çalıĢmalarda kendisini gösterir. Anaerobik kapasite ağırlıklı olup, aerobik ve anaerobik çalıĢma söz konusudur.

Orta Süreli Dayanıklılık

2-8 dakika arasında olan çalıĢmalarda iĢi baĢarabilme yeteneğidir. Orta süreli dayanıklılıkta anaerobik ve aerobik çalıĢma söz konusudur. Ancak yavaĢ yavaĢ aerobiğe geçiĢ vardır.

Uzun Süreli Dayanıklılık

8 dakika ve üzeri yapılan çalıĢmalarda olur. Tamamen aerobik çalıĢma söz konusudur (Sevim 2002).

Dayanıklılık Antrenman Metotları

Dayanıklılık Antrenman Metotlarını 5 Ana Grupta Toplayabiliriz.

1. Devamlı Yüklenme Metodu: Aerobik kapasiteyi geliĢtirmede en etkin metot devamlılık metodudur. Hali hazırda dayanıklılık aletlerinde aerobik kapasite üzerinde en etkili metodun bu olduğu kabul edilmektedir. Uzun süreli aralıksız uygulanan devamlılık metodunu Hollman ve Hettinger, koordinasyonu daha iyi geliĢtirici, uzun sürede müsabakaya daha iyi psikolojik uyumla katılmayı sağlayan ve aerobik metabolizma olayları gerektiren biyokimyasal değiĢimlere en olumlu etki eden bir metot olarak kabul etmektedir (Kale 1993).

2. Ġnterval Yüklenme Metodu: Ġnterval antrenmanın karakteristik özelliği, çalıĢma ve dinlenmenin ya da yüksek ve düĢük yüklenmelerin sistemli olarak değiĢimidir. Antrenman devamı, temposu ve mesafesi ne kadar iyi ise dinlenmede o derece

(14)

kısadır (Günay 1994).

3. Tekrar Yüklenme Metodu: Tekrar metodu maksimal ve submaksimal yoğunluk ile % 90-100 oranında uygulanır. Yüksek dinlenme dozundan dolayı tekrar sayısı ve antrenman mesafesi azdır. Maksimal olarak 5-6 tekrardan sonra tam dinlenme verilir (Kale 1993).

4. Müsabaka Metodu: YarıĢma tecrübesi kazanma ve müsabakaya alıĢma sağlanır. Müsabaka metodunun tercihinin asıl sebebi müsabaka Ģartlarına önceden uyum sağlamaktır. Müsabaka metoduna sık sık katılım, psiko-fiziksel performans yeteneklerinin tam çalıĢtırılmasıyla, büyük ölçüde performans geliĢimine etki sağlar. Sonuçta bütün performans belirleyici psiko-fiziksel faktörlerin kontrolünü ortaya koyar ve antrenman metot ve içeriğinin doğru seçilip seçilmediği konusunda bilgi verir (Günay 1994).

5. Dayanaklığı Artırıcı Ağırlık ÇalıĢmaları: Ağırlık çalıĢmaları adalede bir güçlenme ve adale kesitinde kalınlaĢma gösterir. Orta ve uzun mesafe koĢularında kalın adaleye gerek duyulmaz çünkü, çapı geniĢleyen bir adalenin oksijen ile kan ihtiyacı artar ve kılcal damarlara basınç yaparak çalıĢma sırasında kanla beslenemez duruma gelen dokular aside boğulur. Maksimal gücün % 20-40 arası ile yapılan çalıĢmalar kasın özelliklerinde değiĢiklik yapamayacağı, fazla su ve yağlardan da kurtulacağı için bu tür çalıĢmalar yapılır. Genelde bu çalıĢmalar vücudun kendi ağırlığıyla olur (Demir 1989).

1.1.3. Sürat

Sporcunun en önemli motorik özelliklerinden biri olan sürat değiĢik biçimlerde tanımlanabilir (Sevim 1995).

Sporda verimi belirleyen motorsal özelliklerden biridir. Fakat diğer özelliklere nazaran değiĢtirilmesi en sınırlı olan genellikle birleĢtirilip iyileĢtirilebilen bir özellik olarak görülen sürat çok hızlı bir biçimde yol alma ya da hareket etme niteliğidir (Sevim1995, Bompa 1998).

(15)

Antrenman bilimi açısından ise sürat; vücudu ya da vücudun bir bölümünü yüksek hızda hareket ettirebilme yeteneği Ģeklinde tanımlanabilir (Sevim 1991).

Sürat özelliği sinir sistemiyle kas sisteminin ortaklaĢa ürünü olarak meydana gelmektedir. Hareketin sürati temelde sinir, kas ve iskelet sistemine bağlıdır. Hareket uyaranı ile bunun kesilmesi arasında ki hızlı değiĢimin, kas ve sinir sisteminin uygun bir Ģekilde düzenlenmesi yüksek bir hareket frekansını meydana getirir. Bu hareketler ancak optimal bir kuvvet uygulaması ile gerçekleĢir (Ersoy 1991).

Sinir sistemi açısında ise, sinirlere kısa aralıklarla ve sürekli olarak akımın meydana gelmesi gerekir ki, hızlı olarak art arda hareket sağlanabilsin. Ancak bu olayda sinir sistemini çabuk yorar.

Süratin Bölümleri

Sportif eylemlerde gerekli olan ve sözü edilen sürati genelde üç tür olarak inceleyebiliriz.

Tepki (reaksiyon) Sürati:

Bir uyaranın verilmesinden, hareketin ilk belirtisinin görüldüğü kas kasılmasına kadar geçen zamanı içerir. Aniden ortaya çıkan ve tahmin edilemeyen bir sinyalin ulaĢmasından ve bu sinyale cevaba kadar geçen sürenin miktarı olarak açıklanmaktadır (Ersoy 1991).

Reaksiyon, çoğu spor dalında belirleyici etmendir. Uzun yıllardan beri yapılan çalıĢmalarda fiziksel antrenman ile reaksiyon zamanının kısaltılabileceği ortaya konmuĢtur (Sevim 1995). Dündar (1998)’a göre bu süre, reaksiyon sürati antrenmanlarla 0,12 sn kadar geliĢtirilebilir. Reaksiyon süratinin geliĢimi doğuĢtan getirilen bir üstünlüktür ve geliĢtirilme durumu %1’dir.

Reaksiyon süresi algılama organlarının fizyolojik farklılıkları sebebiyle farklılık gösterebilir ve bölümlere ayrılabilir.

(16)

Görerek Reaksiyon: Optik reaksiyondur. 0,15 – 0,20 sn arasındadır.

ĠĢiterek Reaksiyon: Akustik reaksiyondur. 0,12 – 0,27 sn arasındadır. Sportif açıdan en hızı reaksiyondur.

Dokunarak Reaksiyon: 0,09 – 0,18 sn (Muratlı 1976).

Özel (hareket) Sürat: Belirli bir mesafeyi mümkün olan en yüksek süratte kat etmektir. Bu mesafe her spor türüne göre değiĢiktir (Muratlı 1976).

Sinir kas sisteminin en kısa zaman ünitesinde hareket yapabilme özelliğidir. Hareket süratinin azami uygulanırlığı bir takım faktörlere bağlıdır. Bunlar:

Sinir – kas innervasyonu.

Dinamik gücün yeterlilik seviyesi. Ġyi bir teknik geliĢim ve uygulaması.

Hareket baĢlangıcındaki konsantrasyon, istek ve arzudur (Sevim 1991).

Süratin Anatomik ve Fizyolojik Temelleri

Bir kasın kasılma süresi liflerin tipine bağlıdır. Tip 2 (beyaz) liflere fazla oranda sahip olan sporcular daha süratlidir.

Sürat motorik bir aksiyonu mevcut bir ortamda en kısa sürede sergileyebilmektir. Genel ve özel fiziksel hazırlığın her ikisi de genel sürati artırmaktadır (Fox 1986).

Özel sürat ise: Belirli bir süratte (genellikle çok yüksek) bir egzersizi veya beceriyi uygulama kapasitesi olarak tanımlanabilir (Fox 1986).

1.1.4. Esneklik

Esneklik, eklem ya da eklem serilerinin geniĢ açılarda hareket edebilme yeteneğidir. Bu sebepledir ki, esneklik sadece sportif baĢarı ve performans için değil aynı zamanda sakatlıklardan korunma açısından da büyük önem taĢımaktadır

(17)

(Fidelus ve Kocjasz 1965).

Esneklikle ilgili olarak birçok terim kullanılır. Ayakuçlarına dokunma egzer- sizinde olduğu gibi, vücut açımızın ya da hareket sırasında vücut eklemleri arasındaki açının küçüldüğü hareketler fleksiyon hareketidir. Ekstensiyon ise, vücut eklemler arasındaki açının artması ile gerçekleĢir. Eklem açısının, normal eklem hareketinden daha fazla açılması ise hiperekstensiyondur (Sevim 1995).

Esneklik rehabilitasyon uygulamalarının yanı sıra sporda yoğun antrenman ve müsabaka öncesi sporcuyu yaralanma oluĢmadan genel sağlık ve fiziksel uygunluk geliĢimi açısından maksimum düzeyde tutabilmeyi sağlayan önemli bir parametredir (Bompa 1998).

Esnekliğin Önemi

Spor dallarında, özellikle jimnastik, futbol, voleybol, yüzme, güreĢ, dans, buz pateni sporlarında yapılan fleksibilite-performans iliĢkisi araĢtırmaları, esnekliğin ağırlığını ortaya koymaktadır.

Sportif etkinliklerin baĢarısında eklem hareket geniĢliğinin önemi bilinmektedir. Yapılan araĢtırmalar her spor dalının ihtiyaç duyduğu esneklik miktarı ile, esnekliği gerektiren eklemlerin farklı olduğunu ortaya koymuĢtur (Sevim 1995).

Esneklik hiçbir spor branĢın da jimnastikteki kadar önem taĢımamaktadır. Jimnastik göze hitap eden estetik bir sanat sporu olduğundan istenilen estetik ve uyumu verebilmek için, hareketleri doğru teknikle sunabilmek için jimnastikçinin azami esnekliğe sahip olması gereklidir. Aynı zamanda esneklik çalıĢan kas gruplarına geniĢ hareket kabiliyeti vermesi ve sakatlanmaları önleyici olması bakımından diğer spor branĢları içinde önemli bir yer tutar (Tamer 2000).

Esnekliğin Spor Dallarındaki Yeri

Esnekliğin geliĢiminde kullanılan yöntem tanımlanırken genel ve özel esneklikten bahsedilmektedir. Genel esneklik, belirli bir spor dalının yarıĢmaya ve

(18)

tekniğe ait özelliklerini yansıtmayan vücudun sergilendiği esnekliktir. Özel esneklik ise belirli bir spor dalının yarıĢma karakterini yansıtan kas ve eklem gruplarındaki esnekliktir. Bu iki faktör göz önüne alınarak eklemlerin doğal esnekliğin konumunu, geliĢtirilmesi ve sakatlanma riskini azaltmak için uygun olarak planlanmıĢ esneklik egzersizlerinin antrenman programında mutlaka yer alması gerektiği vurgulanmaktadır (Çolakoğlu 1983).

Aktif Esneklik

DıĢarıdan herhangi bir yardım almadan eklemin sergileyebileceği maksimal

hareket edebilme yeteneği olarak tanımlanır. Aktif esneklik agonist kasların kuvvetini artırıp, antogonist kasların direncini azaltarak geliĢtirebilmektedir (Bulca 2000).

Pasif Esneklik

DıĢarıdan herhangi bir yardım alarak sergilenen maksimal hareket edebilme yeteneği olarak tanılanır. Agonist kasların hareket katılımı minimum düzeydedir (Muratlı 1987).

Dinamik Esneklik

Eklemin bir parçası üzerinde aktif yaylanma hareketleri ile kasın maksimal hareket edebilme yeteneği olarak tanımlanır (Günay 1994).

Aktif esneklik, statik ve balistik olmak üzere ikiye ayrılmaktadır.

Statik metot: Kas mümkün olan en iyi germe noktasına ulaĢıp, pozisyonun belli bir

süre korunması olarak tanımlanır.

Balistik metot: Kas maksimuma yakın gerilme noktasına ritmik bir salınım

(19)

Esnekliği Etkileyen Faktörler

1) Eklemin yapısı, biçimi tipi ve bunlara bağlı olarak ligament ve tendonlar: Bu yapılar ne kadar esnek olursa o kadar geniĢ bir hareket açısı meydana gelir.

2) Eklemi çevreleyen kasların elastik yapısı: Her hareket agonist kasın kasıldığı sırada antagonist’in gevĢeyerek bu harekete izin vermesi sonucunda oluĢur. Eğer sporcunun antagonist kasları yeterince gevĢemiyor ve agonist-antagonist kasların kasılmasında yeteri kadar koordineli çalıĢmıyorlarsa o sporcunun esnekliği sınırlıdır. 3)YaĢ ve cinsiyet: Gençlerin yetiĢkinlere, bayanlarında erkeklere göre esneklik seviyelerinin daha yüksek olduğu söylenir. Maksimal esneklik 15-16 yaĢlarında eriĢildiği gözlenmektedir.

4) Esneklik günün hangi saatinde yapıldığına bağlıdır: Gün boyunca devam eden biyolojik değiĢimler nedeniyle esneklik günün her saatinde aynı düzeyde değildir. En düĢük esneklik değerleri sabahın erken saatlerinde gözlenirken; sabah 10.00-11.00 ve öğleden sonra 16.00-17.00 arasında en yüksek değerlerin sergilendiği belirtilmektedir.

5) Genel vücut ısısı: Genel ısınma, oda sıcaklığı ve benzeri faktörler, yapılar çalıĢmalarda genel ısınmadan sonra esnekliğin arttığını belirtmektedir.

6) Kas kuvveti: Yetersiz kas kuvveti, esnekliği olumsuz yönde etkilemektedir. Kuvvet artıĢının esnekliği sınırlayıcı, artan esnekliğinde kuvvet üzerinde olumsuz yönde etki yaratacağı düĢünülse de kas esnekliği kuvvet gerektiren hareketler sergilenmesini engellemez. Kuvvet ve esneklik bir arada bulunan iki olgudur. Çünkü kuvvet kasın kesitine, esneklik ise kas boyunun ne kadar uzadığına bağladır. Bunlar birbirinden farklı iki mekanizma olup, birbirini engellemez. Jimnastikçilerin ve yüzücülerin hem esnek hem kuvvetli oluĢu buna en iyi örnektir. Ancak kuvvet ve esneklik geliĢtirmede yanlıĢ metodolojilerin uygulanıĢı, istenmeyen sonuçlara yol açabilir. Bu nedenle kuvvet antrenmanları, esneklik antrenmanları ile beraber yürütülmelidir.

7) Yorgunluk ve duygusal durum: Duygusal durumu iyi olan sporcunun esnekliği stres altındaki diğer sporculara göre daha fazla olmaktadır. Yorgunluk, esnekliği olumsuz yönde etkilemektedir (Bulca 2000).

(20)

Esneklik – YaĢ ve Cinsiyet ĠliĢkisi

Esneklik farklı yaĢ ve cinslere göre değiĢiklik gösterir. Her iki cinste de yaĢ ilerledikçe biyolojik geliĢimin paralelinde esneklik ve esnekliğin artırılabilme özellikleri azalmaktadır. Esneklik, kas, bağ ve kiriĢlerin gerilebilirliği ile hareket yeteneği kadınlarda daha yüksektir. Kadının esneyebilirliğinin yüksek olması dokuların daha gevĢek oluĢuna bağlıdır. Hareketliliğin en yüksek olduğu dönem çocukluktan ergenliğe geçiĢ devresinde olup, bundan sonra göreceli olarak azalır (Açıkada ve Ergen 1990).

1.1.5. Beceri (Koordinasyon)

Beceri, kısa süre içerisinde zor hareketleri öğrenebilme ve değiĢik durumlarda amaca uygun çabuk bir Ģekilde tepki gösterebilme yeteneği olarak tanımlanır. Beceri her hareketin birbirini doğru olarak izlemesine ve istenilen kuvvetle meydana gelmesine bağlıdır. Becerili hareket, kasılması gereken kaslara, merkezi sinir sisteminden uyaranların zamanında gelmesiyle olur (Sinir-kas koordinasyonu) (Yılmaz 2001).

Sportif anlamı ile koordinasyon, istemli ve istemsiz hareketlerin düzenli, uyumlu, amaca yönelik bir hareket dizisi içerisinde uygulanması olup, organizmanın sinirsel bir gücüdür (Yılmaz 2001).

Diğer bir anlamda koordinasyon, hareketin uygulanmasına katılan iskelet kasları, eklemler ve eklem bağları ile merkezî sinir sistemi arasındaki iĢ birliğidir (Yılmaz 2001).

Koordinasyon, iskelet kasının, belli bir amaca yönelik, bir hareketi gerçekleĢtirmesi esnasında merkezi sinir sistemi ile ahenkli bir Ģekilde çalıĢmasıdır. Koordinasyonun mükemmelliğini sağlayan faktör, bu hareketin akıĢı ile ilgili fiziki yasalar, hareketi gerçekleĢtiren agonist ve antogonist kasların antrenmanlılık derecesi ve kulakta bulunan denge organının uyum düzeyidir (Yılmaz 2001).

(21)

birinci koordinatif yetenektir. Beceriklilik hareketin sevk ve idare sürecinde belirli kurallarla uygulama yeteneğidir (Yılmaz 2001).

Elit sporcuların, önceden öğrendikleri motorik hareketlere uyuma kesin ve ekonomik olarak hükmetmelerine ve sportif hareketleri çabuk kavrayabilmelerine beceri denir.

Beceri, performansın daha az eforla, daha fazla iĢ yapma imkânını sağlayan bir parçasıdır. Çok zor bir hareketin kolaylıkla yapılabilmesi becerinin olumlu bir özelliğidir. Elit sporcuların hareketlerindeki üstünlüğün nedeni antogonist ve sinerjik kaslar arasındaki mükemmel koordinasyondur.

1.2. Çocuklarda GeliĢim AĢamaları

Sporun büyüme çağındaki etkileriyle ilgili çalıĢmalar henüz kesin sonuçlara ulaĢmamıĢtır. Çocuk ile eriĢkinlerin kalp hacimlerinin vücut ağırlığına oranı karĢılaĢtırıldığında, önemli bir fark olmadığı görülmektedir. Dinlenme halindeki kalp atım sayısı çocuklarda daha fazladır (Yılmaz 2001).

YaĢ ilerledikçe, kalp daha kuvvetli bir kasa dönüĢür ve daha yavaĢ, ancak daha etkili çalıĢmaya baĢlar. Kandaki hemoglobin miktarı da çocuklarda daha azdır. Bu nedenle çocuklar, maksimal oksijen ve glikoz kullanımına dayalı çalıĢmalarda, yetiĢkinlerle aynı düzeyde performans gösteremezler. Buna karĢılık çocukların oksijen kullanım kapasiteleri yüksektir ve bu özellik, dayanıklılığın artmasını sağlar (Yılmaz 2001).

Kas kuvveti, çocuklarda yaĢla birlikte artar. Ergenlik çağında, kas gücünde belirgin artıĢlar olur. Kas kuvveti ve hıza dayanan sporlarda geliĢme, yaĢ ilerledikçe yavaĢ yavaĢ ortaya çıkar. Bu nedenle, çok erken yaĢlarda çocukları gereğinden fazla zorlayarak erken baĢarı sağlama çabaları çocuğun bedensel geliĢmesi üzerinde olumsuz etkiler yapabilir (Yılmaz 2001).

Çocuk geliĢimi kompleks bir olaydır ve bu geliĢmeyi etkileyen pek çok faktör vardır. Somatik geliĢme ve geliĢmeye göre en uygun spor dalının seçilebilmesi, son yıllarda en çok araĢtırılan konulardan biridir. Genetik özellikler bu geliĢmeyi

(22)

etkileyen faktörlerin baĢında gelir. Yapılan araĢtırmalar, sporcu anne-babaların çocuklarında spora yönelme oranının, diğerlerinden fazla olduğunu göstermektedir.

Spora yönelmede kalıtsal etkenlerin yanı sıra, anne ve babanın spora ilgisi ve çocuğun içinde bulunduğu ortam da rol oynayabilir. Ölçülebilen parametrelerle yapılan araĢtırmalar ise, baĢta maksimal oksijen tüketim kapasitesi olmak üzere birtakım fonksiyonel özelliklerde genetiğin etkisini kanıtlamaktadır (Kalyon 1994).

YetiĢkinlerde görülen ĢiĢmanlığın temeli genellikle çocuklukta atılır. Bazı in-celemelerde ĢiĢman çocukların en az aktif olan çocuklar olduğu saptanmıĢtır. ġu halde çocukluk çağında baĢlanılan ve düzenli bir Ģekilde devam ettirilen egzersizlerin yalnız çocukluk döneminde değil, ileri yaĢlarda da çeĢitli fizyolojik faydaları olacaktır (Akgün 1994).

Sporcu anne-babaların çocuklarında maksimal oksijen tüketim kapasitesi değeri yüksek bulunmuĢtur. Bu, özellikle dayanıklılık sporları için önemli bir avantajdır. Hız, kuvvet, koordinasyon ve elastikiyet gibi özelliklerde kalıtımın ne derece rol oynadığı henüz tam olarak anlaĢılamamıĢtır. Buna karĢın sportif performansa etki eden parametrelerin çoğunda, kalıtsal özelliklerin önemli olduğu bilinmektedir (Akgün1994).

1.2.1. Çocuklarda Motorik GeliĢim Dönemleri

Yedi-on üç yaĢları arasında, kız ve erkek çocuklarda boy uzaması aynı oranlardadır. 13 yaĢından sonra, kızlarda boy uzaması yavaĢladığı halde, erkeklerde boy uzaması hızlanır; aradaki fark, erkeklerin lehine açılmaya baĢlar. 7–18 yaĢ arasındaki boy uzaması, kızlarda ortalama 40,6 cm, erkeklerde 53,1’dir (Yılmaz 2001).

Kız çocuklarda ergenlik 12,5–13 yaĢlar civarında olurken, erkek çocuklarda 14–15 yaĢlan civarında gerçekleĢir. Bu nedenle kız ve erkek çocuklardaki kronolojik yaĢın, biyolojik yaĢa tam olarak uymadığını göz önüne almak gerekir (Yılmaz 2001). Vücut ağırlığındaki artıĢ 7–10 yaĢ arasında kız ve erkek çocuklarda aynı oranda olduğu halde, 11–14 yaĢlar arasında kızlar lehine hızlanır. 14 yaĢından sonra

(23)

erkekler aradaki farkı kapatıp kızları geçmeye baĢlar. 7–18 yaĢ arasında vücut ağırlığının artıĢ ortalaması kızlarda 33,5 kg, erkeklerde 43,8 kg kadardır (Yılmaz 2001).

Diğer somatik geliĢme parametrelerinden oturma yüksekliği, bacak uzunluğu, kol uzunluğu, omuz geniĢliği ve bikondiler geniĢlik gibi ölçümlerde de benzer durumlar ortaya çıkar ve 13–14 yaĢından sonra erkeklerde kızlara göre daha belirgin geliĢmeler olur (Yılmaz 2001).

1.2.2. Cinsiyete Göre GeliĢim Dönemleri

Birinci dönem 7–9 yaĢları arasıdır. Bu dönemde kız ve erkek çocukların geliĢme özelliği paraleldir. Antropometrik parametrelerdeki farklılıklar önemsenmeyecek düzeydedir. Bu parametrelerin ortalama değerleri, kızlarda erkeklere göre biraz daha düĢüktür. Boy uzunluğu ve vücut ağırlığındaki artıĢlara paralel olarak geniĢlik ölçümleri de artar (Yılmaz 2001).

Ġkinci dönem, 10–13 yaĢları arasıdır. Kızlardaki geliĢmenin erkeklere göre hızlandığı dönemdir. Boy uzunluğu, oturma yüksekliği, vücut ağırlığı ve geniĢlik ölçümlerinde hızlı bir artıĢ söz konusudur. Böylece 13 yaĢa gelindiğinde kız ve erkek çocukları arasında belirgin farklılıklar ortaya çıkar. 13 yaĢından itibaren kızlarda boy uzaması yavaĢlarken erkeklerde ergenlik belirtileri gözükmeye baĢlar. Bu farklılıklara karĢın 13 yaĢ sonunda kız ve erkek çocuklar arasındaki antropometrik farklar oldukça fazladır (Yılmaz 2001).

Üçüncü dönem, 14–18 yaĢları arasını kapsar. Kızların yıllık büyüme oranlarının önemli ölçüde yavaĢlamasına karĢın, erkeklerde büyümenin hızlandığı dönemdir. 14 yaĢın sonuna doğru, erkek çocuklar, eriĢkin insanların karakterlerini büyük ölçüde kazanmıĢ olurlar.

Erkeklerde ergenlik dönemine girilmesiyle birlikte büyümede ani bir hızlanma baĢlar. 16 yaĢından sonra geliĢme hızı giderek azalır ve az da olsa 18 yaĢına kadar devam eder. Bu dönemin sonunda kız ve erkek cinsiyetlerinin tüm karakteristikleri tamamlanmıĢ, cinsiyete özgün farklar da belirlenmiĢ olur. Çocuğun belli bir spor branĢına yöneltilmesi için ideal yaĢının ne olduğu konusu oldukça

(24)

tartıĢmalıdır. Genel olarak halter, boks, bisiklet gibi ağır sporlara 14–15 yaĢından sonra baĢlanması, ince motor ve hüner isteyen jimnastik, yüzme, tenis gibi sporlara ise 8–9 yaĢlarında baĢlanması uygun görülmektedir. Bu iki grubun arasında kalan bazı spor dallarında, örneğin futbol ve teniste 10 yaĢ, voleybol, atletizm, hentbol ve kayakta 11 yaĢ, güreĢte 12 yaĢ, basketbol da 13 yaĢ ideal spora baĢlangıç dönemleri olarak kabul edilmektedir (Yılmaz 2001).

1.2.3. 11- 14 YaĢ Çağı Çocukların GeliĢim Özellikleri

1. Bu yaĢlar erginlik çağıdır. Büyüme hızlanır. Bedenin, özellikle kol ve bacak gibi uzun kemikleri ve kasları geliĢir. Bedenin düzgün geliĢmesini sağlamak için, çocuğun dik durmasına dikkat etmelidir.

2. Büyüme düzensiz bir seyir izler. Eller, ayaklar ve yüzde burun, bedenin öteki kısımlarına rağmen nispetsiz olarak büyür. Çocuk 14–15 yaĢına gelince bunlar büyüklüklerinin son sınırına ulaĢmıĢ olur. Büyümenin çok hızlı olan temposu yüzünden bu çağda elbise ve ayakkabılar çabuk küçülür.

3. Bu yaĢlardaki öğrencilerin boy ve ağırlıkları birbirinden çok farklıdır. Bunun sebebi çocukların hızlı geliĢme dönemine birbirinden farklı zamanlarda girmiĢ olmalarıdır.

4. Hızlı uzama ve arkadaĢlarına göre çok geride kalma bu dönem sonuna yaklaĢmıĢ olan çocuklarda duygusal üzüntülere yol açabilir. Bazılarının kambur durup küçük görünmeye çalıĢtıkları bazılarının ise uzamak için pek çok gayret sarf ettikleri görülür.

5. Kızlarda 12 yaĢa doğru boyda doğrusal bir artıĢ gözlenirken ağırlık artıĢı 11 yaĢ devresinde hızlanır ve iki yıl boyunca devam eder. 14 yaĢından sonra yıllık vücut ağırlığı artıĢı hızla düĢer.

6. Erkeklerde boy artıĢı, vücut ağırlığı arasında kızlara göre daha iyi bir uyum gözlenir.

(25)

artıĢındaki gerileme paralellik gösterir (ġen 2003).

11–14 YaĢ Grubu Çocukların Fiziksel Özellikleri

Fiziksel uygunluk kiĢinin çalıĢma kapasitesidir. Bu kapasite kiĢinin kuvvetine, dayanaklılığına, koordinasyonuna, çabukluğuna ve unsurların birlikte çalıĢmasına bağlıdır (Zorba 1999).

Çocukların sağlıklı geliĢmeleri için egzersiz günde en az 30 dakika, haftada 3–5 saat sıklıkla yapılmalıdır.

Fiziksel uygunluk fiziksel yapı, fizyolojik fonksiyon ve motor performansın saptanmasına yönelik testlerle değerlendirilmektedir. Testler aynı zamanda sağlığın bir göstergesi olup, yetenekli oyuncuların belirlenmesi konularında da fikir verir (Dündar 1998).

Sporcular üzerinde yapılan çok sayıda araĢtırma, fiziksel aktiviteyle organların fizyolojik yaĢlanmasının olumlu bir Ģekilde yavaĢlatıldığını göstermiĢtir (Dündar 1998).

Boy ve Ağırlık

Boy ve ağırlık farklı bireylerin antropometrik özelliklerinin gösterilmesi amacı ile karĢılaĢtırma yapmak için kullanılan ölçümlerdendir. Laboratuar ölçümlerinde, bireysel özelliklerin belirlenmesinde kullanılır (TaĢkıran 1997).

Yapılan araĢtırmalar boy uzamasının 11-13 yaĢındaki kız çocuklarında, 13-15 yaĢındaki erkek çocuklara göre bariz Ģekilde fazla olduğunu ortaya koymuĢtur. Örneğin; 4 cm civarında olan boy uzaması bu yaĢlarda ortalama 8–10 cm’ye yükselir (TaĢkıran 1997).

Boy ve ağırlık birbirlerine paralel olarak geliĢmez. Tam tersine birinde bariz bir geliĢme olurken diğerinde duraklamanın olduğu görülür. Yapılan araĢtırmalar spor yapan çocukların, spor yapmayan çocuklara nazaran daha iyi geliĢtiklerini göstermiĢtir (TaĢkıran 1997).

(26)

1.2.4. Çocuklarda Kuvvet GeliĢimini Etkileyen Fizyolojik Özellikler

Fizyolojik yapı ve geliĢim deyince, kan dolaĢım ve solunum sisteminin geliĢimi aklımıza gelmektedir. Solunum ve dolaĢım sisteminin düzenli antrenman ve bilinçli yüklenmelerle geliĢtiği açıkça görülmektedir. Kan dolaĢımındaki geliĢmeler; kalp atım volümü, kalp dakika volümü ve kalp atım frekansında görülmektedir (TaĢkıran 1997). Kasta, kasılma hareketinin gerçekleĢebilmesi için gerekli ön koĢul enerji metabolizmasıdır, yani kas dokusu içinde gerçekleĢen enerji üretimleridir. Her türlü bedensel çalıĢmada, özellikle sportif çalıĢmalarda kandaki ve kas dokusu içindeki enerji sağlayıcı maddeler (karbonhidratlar, yağlar) hızlı dönüĢümlere uğrarlar ve organizmada kullanıma uygun hale gelirler. Çoğunlukla antrenman yapan çocuklar üzerinde yapılan yeni araĢtırmalarda, antrenman sırasında çocuk organizmasının da, belli yüklenmelerde yetiĢkinler gibi uyum reaksiyonlarını gösterdiği saptanmıĢtır. Öyleyse enerji metabolizması, olgunlaĢmadan çok kas çalıĢmasının türüne bağlıdır.

Çocukluk çağında kuvvet geliĢimini anlatmada fizyolojik yaklaĢım temel alınır. Buna göre; kuvvetin oluĢması ve antrene edilebilmesi için kas liflerinin çapının artması, bunun içinde yeterli ölçüde testosteron hormonunun olması gerekir. Bu durumda büyük olasılıkla ancak 10 yaĢ dolaylarında söz konusu olur. Bazı yazarlara göre ise testosteron hormonunun gerekliliği biyolojik bir gerçek olmakla birlikte ikinci derecede önem taĢımaktadır. Ancak bu teori, yayınlar yoluyla “kuvvet, iĢe yarar ölçüde ergenlikten önce geliĢmez, geliĢtirilemez’’ Ģeklindeki yanlıĢ kanının yerleĢmesine sebep olmuĢtur (Muratlı 1997).

1.2.5. 11–14 YaĢ Grubu Çocuklarda Antrenman

Yapılacak çalıĢmalarda aĢağıdaki antrenman yöntemlerine dikkat edilmelidir:

1. Genel ve özel antrenman geliĢimine yönelik alıĢtırmalar

2. Çabukluk ve kuvvet geliĢiminin temelini kurmak için esnekliği, koordinasyonu ve anaerobik dayanıklılığı geliĢtirmek.

3. Gelecekte iyi tekniğin kazanılmasına önem vermek.

4. YoğunlaĢtırma süresini, spora ilgiyi, kararlılığı ve iradeyi geliĢtirmek. 5. Direnç gösterme çalıĢmaları

(27)

6. Aerobik dayanıklılığı geliĢtirmeye yönelik çalıĢmalar 7. Aerobik dayanıklılığı geliĢtirmeye yönelik çalıĢmalar

8. Seçilen spora ve bağlantılı sporların bölümlerini içeren yarıĢmalara katılma (Bompa 2001).

(28)

2. GEREÇ ve YÖNTEM

Bu çalıĢmaya Ankara tenis kulübünde aktif olarak tenis oynayan 12-14 yaĢ arası 10 sporcu antrenman grubu, 10 sporcuda kontrol grubu olarak toplam 20 sporcu gönüllü olarak katılmıĢtır. Antrenman ve kontrol grubu çalıĢmada tüm ölçümler ve antrenmanlar konusunda bilgilendirilmiĢtir.

Deneklerin ölçümleri ve antrenmanları Ankara tenis kulübü spor salonunda yapılmıĢtır. ÇalıĢmada deney grubu tenis antrenmanlarının yanı sıra kuvvet antrenmanları, kontrol grubu sadece tenis antrenmanları yapmıĢtır.

2.1. Uygulanan Antrenman Programı

Kuvvet antrenmanları 8 hafta süresince, haftada 3 gün ve 1,5 saat olarak uygulanmıĢtır. Her sporcunun her hareket için 6 tekrar maksimal (6 TM) alınmıĢ ve 6 TM her iki haftada bir tekrar belirlenmiĢtir. Tüm sporculara ısınma amaçlı hafif koĢular, jimnastik hareketleri ve germe egzersizleri yeterli yaptırılmıĢtır. Üç hareket belirlenmiĢtir. Kuvvet antrenmanındaki hareketler bench pres (6 TM’nin %50, %75 ve %100’inde 6 tekrar, 3 set), squat (6 TM’nin %50, %75 ve %100’inde 6 tekrar, 3 set) ve ense pres (6 TM’nin %50, %75 ve %100’inde 6 tekrar, 3 set)’ten oluĢmuĢtur.

2.2. Yapılan Ölçümler

Boy ve Ağırlık Ölçümü

Denek ve kontrol grubu sporcuların boyları çıplak ayak ve eczane tipi boy ölçüm aleti (hassasiyet 0,5 cm) ve vücut ağırlığı (hassasiyet 100 gr) ile ölçülmüĢtür.

Wingate Testi

Denek ve kontrol grubu sporcuların anaerobik güç ve kapasitesi Wingate testi (WAnt) ile değerlendirilmiĢtir. Test sırasında bisiklet ergometresi ve elektrikle uyarılan pedal sayacı kullanılmıĢtır.

Wingate testi 30 sn süren supramaksimal bir testtir. Denek yüksüz olarak maksimal pedal hızına ulaĢtığında vücut ağırlığı baĢına belirlenen yük (75 gr/kg)

(29)

direnç olarak uygulanmıĢtır. Aynı zamanda saat ve elektronik pedal sayacı harekete geçirilmiĢtir. Pedal sayısı her 5 saniye için kayıt edilmiĢtir.

30 m KoĢu Testi

Denek 30 m olarak belirlenmiĢ zeminde çıkıĢ noktasında hazır durumda bekletilmiĢtir. ÇıkıĢ iĢareti ile birlikte 30 m koĢu mesafesini maksimal hızda koĢmuĢ ve 30 m geçiĢ süresi kronometre ile tespit edilmiĢtir. Denek iki deneme yapmıĢ ve iyi olan derece kaydedilmiĢtir.

5-10 m KoĢu Testi

Denek 5 m ve 10 m olarak belirlenmiĢ zeminde çıkıĢ noktasında hazır olarak bekletilmiĢtir. ÇıkıĢ iĢareti ile birlikte 5 m ve 10 m koĢu mesafesini maksimal hızda koĢmuĢ ve 5 m ve 10 m geçiĢ süreleri kronometre ile tespit edilmiĢtir. Denek iki deneme yapmıĢ ve iyi olan derece kaydedilmiĢtir.

Dikey Sıçrama Testi

Denek iĢaretlenmiĢ duvara yan durarak ve bacakları kapalı pozisyonda elini yukarıya kaldırmıĢ ve uzana bildiği yer iĢaretlenmiĢtir. Daha sonra denek sıçrayarak uzanabildiği yüksekliği iĢaretlemiĢtir. Denek iki deneme yapmıĢ ve iyi olan derece kaydedilmiĢtir.

Otur Uzan Testi

Ölçüm aracı olarak kullanılan test sehpası Ģu özelliklere sahiptir: Uzunluk 35 cm, geniĢlik 45 cm, yükseklik 32 cm’dir. Sehpanın üst yüzey ölçüleri Ģunlardır: Uzunluk 55 cm, geniĢlik 45 cm, üst yüzey, ayakların dayandığı yüzeyden 15 cm daha dıĢarıdadır. 0-50 cm’lik ölçüm cetveli, üst yüzeyde 5’er cm’lik paralel çizgi aralıklarıyla belirlenmiĢtir.

Uygulamada test edilecek kiĢi yere oturmuĢ ve çıplak ayak tabanını düz bir Ģekilde test sehpasına dayamıĢtır. Gövdesinden (bel ve kalça) ileri doğru eğilmiĢ ve dizlerini bükmeden elleri vücudunun önünde olacak Ģekilde uzanabildiği kadar öne doğru uzanmıĢtır. Bu Ģekilde, en uzak noktada durmaya çalıĢmıĢtır. Test yapanın, değerleri doğru okuyabilmesi için, deneğin en uzak

(30)

noktada, öne yada geriye esnemeden 1-2 saniye beklemesi istenmiĢtir. Test yapan kiĢi, deneğin yanında durmuĢ ve deneğin dizlerini bükülmesini engellemiĢtir. Test iki defa tekrar edilmiĢ ve yüksek olan değer kaydedilmiĢtir (Tamer 2000).

Skinfold Ölçümleri

Vücut yağ yüzdesinin belirlenmesi için her açıda 10 g/sq mm basınç uygulayan Holtain marka skinfold kaliper kullanılmıĢtır. Ayakta dik dururken sağ taraftan, deri kalınlığının ölçümünde baĢ parmak ile iĢaret parmağı arasındaki deri altı yağ tabakası ve kalınlığı kas dokusundan ayrılacak kadar hafifçe yukarı çekilmiĢ ve kaliper parmaklardan yaklaĢık 1 cm uzağa yerleĢtirilmiĢ, tutulan deri katlaması kalınlığı kaliper üzerindeki göstergeden 2-3 saniye içerisinde okunmuĢ ve kaydedilmiĢtir. Deri altı yağ dokusu ölçümleri 5 standart bölgeden aĢağıda belirtildiği gibi yapılmıĢtır.

1) Triceps: Triceps kasının üstünde kolun dıĢ orta hattında akromion ve olekranon çıkıntıları arasındaki mesafenin ortasından deri katlaması dikey tutularak ölçülmüĢtür.

2) Sub-scapula: Kol aĢağıya sarkıtılmıĢ durumda ve vücut gevĢemiĢ iken kürek kemiğinin hemen altından ve kemiğin kenarından hafif diyagonal olarak deri kıvrımı tutularak ölçülmüĢtür.

3) Biceps: Kolun ön kısmında omuzla dirseğin orta noktasında biceps brachi kasının üzerinden dikey olarak deri katlaması tutularak ölçülmüĢtür.

4) Supra-iliac: Vücudun yan orta hattında illiumun hemen üstünden alınan hafif diyagonal (yarım yatay) olarak deri katlaması tutularak ölçülmüĢtür.

5) Calf: Sağ baldırın en geniĢ bölgesinin mediyalindeki deri ve yağ dokusu tutularak ölçüm alınmıĢtır (Tamer 2000).

(31)

Pençe Kuvveti Ölçümü

Denek ayakta dik bir pozisyondayken tansiyometre deneğin el ölçüsüne göre ayarlanmıĢtır. Deneğin kolu düz ve omuzdan 10-15 derecelik bir açı yapacak Ģekilde yan tarafta iken, önce sağ elden baĢlayıp, maksimum pençe kuvveti ölçülmüĢtür. Denek her iki eliyle 4 tekrar yaptı ve iyi olan derece kaydedilmiĢtir

20 m Mekik KoĢu Testi

Teste baĢlamadan önce denekler, yüksek verim alabilmek için motive edilmiĢtir. Deneklere test hakkında bilgi verilmiĢtir. Denekler 20 m lik mesafeyi gidiĢ-dönüĢ olarak koĢmuĢlardır. KoĢu hızı belli aralıklarla sinyal sesi veren bir teyple denetlenmiĢtir. Denek birinci duyduğu sinyal sesiyle koĢusuna baĢlamıĢtır. ikinci sinyal sesine kadar diğer çizgiye ulaĢmak zorundadır. Ġkinci sinyal sesini duyduğunda ise tekrar geri dönerek baĢlangıç çizgisine dönmüĢ ve bu koĢu sinyallerle devam etmiĢtir. Denek temposunu kendisi ayarlamıĢtır. BaĢta yavaĢ olan hız her 10 saniyede giderek artmıĢtır. Denek bir sinyal sesini kaçırır ikincisine yetiĢirse teste devam edememiĢtir. Eğer denek 2 sinyal üst üste kaçırmıĢsa test sona ermiĢtir (Tamer 2000).

Asimetrik Sprint

10 metre uzunluğunda bir mesafede yapılmıĢ olan testte 10 m lik alan 0-5 m ve 5-10 m olarak ikiye ayrılmıĢtır. Denek baĢla komutuyla birlikte ilk önce 0 dan 5 m ye koĢmuĢ daha sonra 5 m den 0 m ye koĢmuĢtur. Denek 0 m den 10 m koĢmuĢ ve 10 m den 0 m ye koĢup testi bitirmiĢtir. Her denek iki deneme yapmıĢ ve iyi olan derece kaydedilmiĢtir.

Ġstatistiksel Analiz

Deney ve kontrol gruplarının performans ölçüm sonuçları ortalama (x) ve standart sapma (±Ss) olarak hesaplanmıĢtır. Deney ve kontrol gruplarının ön test sonuçları tek değiĢkenli (univariate) varyans analizinde ko-değiĢken olarak tanımlanmıĢ ve değiĢkenlerin son test sonuçları arasındaki farklar belirlenmiĢtir. Deney ve kontrol gruplarının bazı performans değiĢkenleri arasındaki farklar bağımsız gruplarda t testi ile değerlendirilmiĢtir. Analizler SPSS (10,0,1) istatistik paket programında yapılmıĢtır. Anlamlılık düzeyi 0,05 kabul edilmiĢtir.

(32)

3. BULGULAR

Bu çalıĢmada motorik özellikleri değerlendiren tüm test sonuçlarının ortalama ve standart sapma (x±Ss) değerleri çizelgelerde verilmiĢtir. Deney ve kontrol

grupları arasındaki istatistiki değerlendirmeler ilgili çizelgeyle birlikte sunulmuĢtur. Çizelge 1. Deney ve kontrol grubunun yaĢ ve spor yaĢı ortalama ve standart sapma değerleri.

DeğiĢken Deney grubu Kontrol grubu n x±Ss n x±Ss

YaĢ (yıl) 10 13,10±0,87 10 13,10±0,87 Spor yaĢı (yıl) 10 6,50±1,17 10 6,70±0,94

Çizelge 1’de deney ve kontrol gruplarının yaĢı (t(18)=0,00, p>0,05) ve spor yaĢı

(t(18)=-0,41, p>0,05) karĢılaĢtırıldığında birbirine benzer bulunmuĢtur.

Çizelge 2. Deney ve kontrol grubunun boy ve vücut kütlesinin varyans analizi sonuçları.

DeğiĢken Deney grubu (n=10) Kontrol grubu (n=10) Ön test (x±Ss) Son test (x±Ss) Ön test (x±Ss) Son test (x±Ss) F p Boy (cm) 152,90±4,22 154,35±4,37 152,30±4,73 153,95±4,31 0,46 0,503 Vücut kütlesi (kg) 40,64±5,72 41,49±6,03 39,35±3,62 40,43±3,44 0,26 0,612

Çizelge 2’de, kuvvet antrenman periyodu öncesi ve sonrası deney ve kontrol gruplarının boy uzunluğu arasında (F(1,17)=0,46, p>0,05) ve vücut kütleleri arasında

anlamlı farklılık bulunmamıĢtır (F(1,17)=0,26, p>0,05). Bu bulgu 8 haftalık kuvvet

antrenmanının bu yaĢ grubu çocukların boy ve vücut kütle artıĢına etkisinin olmadığını göstermektedir.

(33)

Çizelge 3. Deney ve kontrol grubunun sürat özelliğinin varyans analizi sonuçları. DeğiĢken Deney grubu (n=10) Kontrol grubu (n=10)

Ön test (x±Ss) Son test (x±Ss) Ön test (x±Ss) Son test (x±Ss) F p 5 m (sn) 1,05±003 0,99±0,06 1,06±0,03 1,03±0,05 0,73 0,405 10 m (sn) 1,86±0,07 1,80±0,07 1,87±0,06 1,85±0,05 0,55 0,031 30 m (sn) 5,36±0,29 5,27±0,35 5,39±0,30 5,35±0,28 0,88 0,360 Asimetrik sprint (sn) 7,98±0,30 7,82±0,22 8,00±0,54 7,89±0,45 0,37 0,547 Kuvvet antrenman periyodu sonrası deney ve kontrol gruplarının 5 m sprint

(F(1,17)=0,73, p>0,05), 30 m sprint (F(1,17)=0,88, p>0,05) ve asimetrik sprint

(F(1,17)=0,37, p>0,05) süreleri arasında anlamlı farklılık bulunmazken, 10 m sprint

süreleri arasında anlamlı farklılık bulunmuĢtur (F(1,17)=0,55, p<0,05). Deney

grubunun son test 10 m sürat süresi kontrol grubunun son testine göre anlamlı derecede azaldığı, bir baĢka deyiĢle 10 m sürat performansının anlamlı derecede arttığı belirlenmiĢtir.

Çizelge 4. Deney ve kontrol grubunun anaerobik güç ve kapasitesini yansıtan dikey sıçrama yüksekliği ve Wingate testi varyans analizi sonuçları

Deney grubunun son test dikey sıçrama değeri kontrol grubunun son test dikey sıçrama değerinden anlamlı derecede yüksek bulunmuĢtur (F(1,17)=7,63, p<0,05).

DeğiĢken

Deney grubu (n=10) Kontrol grubu (n=10) Ön test (x±Ss) Son test (x±Ss) Ön test (x±Ss) Son test (x±Ss) F p Dikey sıçrama (cm) 24,75 ±1,31 26,00 ±1,29 23,80 ±1,81 24,25 ±1,27 7,63 0,013 Zirve güç (W) 432,57 ±69,91 450,89 ±66,62 430,58 ±54,64 444,91 ±52,10 1,24 0,279 Rel zirve güç (W/kg) 10,78 ±1,78 10,99 ±1,86 10,93 ±0,99 11,00 ±0,97 0,96 0,340 Ortalama güç (W) 378,93 ±69,56 405,37 ±67,60 376,21 ±53,98 371,28 ±44,14 4,37 0,052 Rel ortalama güç (W/kg) 9,40 ±1,73 9,85 ±1,61 9,55 ±1,01 9,21 ±1,12 4,66 0,045 Yorgunluk indeksi (%) 24,34 ±5,94 23,95 ±4,43 23,60 ±6,38 24,51 ±5,73 0,09 0,757

(34)

Wingate testi son test güç değerleri karĢılaĢtırıldığında, deney grubunun ve kontrol grubu zirve güç (F(1,17)=1,24, p>0,05), relatif zirve güç (F(1,17)=0,96, p>0,05),

yorgunluk indeksi (F(1,17)=0,09, p>0,05) ve ortalama güç değerleri (F(1,17)=4,37,

p<0,05) arasında anlamlı fark bulunmamıĢtır. Deney ve kontrol gruplarının son test relatif ortalama güçleri arasında anlamlı fark bulunmuĢtur (F(1,17)=4,66, p<0,05).

Çizelge 5. Deney ve kontrol grubunun sağ ve sol el pençe kuvvetinin varyans analizi sonuçları.

Deney grubunun son test sağ el (F(1,17)=9,31, p<0,01) ve sol el (F(1,17)=9,09, p<0,01)

pençe kuvveti kontrol grubunun son test sağ el ve sol el pençe kuvvetinden anlamlı derecede yüksek bulunmuĢtur

Çizelge 6. Deney ve kontrol grubunun 20 m mekik koĢusunun varyans analizi sonuçları.

Deney grubunun ve kontrol grubunun son test 20 m mekik koĢu mesafeleri arasında anlamlı fark gözlenmiĢtir (F(1,17)=8,5, p<0,01).

DeğiĢken Deney grubu (n=10) Kontrol grubu (n=10) Ön test (x±Ss) Son test (x±Ss) Ön test (x±Ss) Son test (x±Ss) F p Sağ el pençe kuvveti (kg) 22,84±2,29 24,56±2,67 20,96±1,14 21,14±1,47 9,31 0,007 Sol el pençe kuvveti (kg) 18,73±2,05 19,34±2,05 18,09±1,40 18,12±1,36 9,09 0,008

DeğiĢken Deney grubu (n=10) Kontrol grubu (n=10) Ön test (x±Ss) Son test (x±Ss) Ön test (x±Ss) Son test (x±Ss) F p 20 m mekik koĢusu (m) 1154,00 ±124,38 1254,00 ±167,34 1156,00 ±108,64 1166,00 ±110,37 8,5 0,009

(35)

Çizelge 7. Deney ve kontrol grubunun deri kıvrım kalınlıklarının varyans analizi sonuçları.

DeğiĢken Deney grubu (n=10) Kontrol grubu (n=10) Ön test (x±Ss) Son test (x±Ss) Ön test (x±Ss) Son test (x±Ss) F p Triceps (mm) 8,47±2,20 8,31±2,11 8,57±1,45 8,82±1,64 7,18 0,016 Supscapula (mm) 6,26±1,66 6,08±1,60 7,14±1,64 7,20±1,58 6,44 0,021 Biceps (mm) 4,98±1,25 4,82±1,26 4,44±2,29 4,60±2,38 24,84 0,001 Suprailiac (mm) 7,80±2,10 7,66±2,03 8,43±2,76 8,72±2,78 17,65 0,001 Baldır (mm) 11,16±7,35 10,79±6,95 13,67±10,17 13,99±10,20 8,44 0,010

Deney grubunun ve kuvvet kontrol grubunun son test triceps deri kıvrım kalınlığı

(F(1,17)=7,18, p<0,05), son test supscapula deri kıvrım kalınlığı (F(1,17)=6,44, p<0,05),

son test biceps deri kıvrım kalınlığı (F(1,17)=24,84, p<0,01), son test suprailiac deri

kıvrım kalınlığı (F(1,17)=17,65, p<0,01), son test baldır deri kıvrım kalınlığı

(F(1,17)=8,44, p<0,01) arasında anlamlı fark bulunmuĢtur.

Çizelge 8. Deney ve kontrol grubunun otur-uzan testinin varyans analizi sonuçları. DeğiĢken Deney grubu (n=10) Kontrol grubu (n=10)

Ön test (x±Ss) Son test (x±Ss) Ön test (x±Ss) Son test (x±Ss) F P Otur-uzan testi (cm) 15,85±4,28 17,70±3,96 16,80±5,42 18,05±5,43 1,70 0,208

Deney grubunun ve kuvvet kontrol grubunun son test otur-uzan mesafesi arasında anlamlı fark bulunmamıĢtır (F(1,17)=1,70, p>0,05).

(36)

4. TARTIġMA

Bu çalıĢmada, kuvvet antrenmanının, 12–14 yaĢ grubu erkek tenisçilerin motorik özelliklerine etkisi araĢtırılmıĢtır. Bu doğrultuda Ankara Tenis Kulübü erkek sporcularından 10 kiĢi deney grubu olarak 10 kiĢide kontrol grubu olarak toplam 20 kiĢi araĢtırma kapsamına alınmıĢtır.

Bu çalıĢmanın sonuçlarına göre, boy uzunluklarında bir artıĢ görülmesine rağmen bu artıĢ istatistiki olarak anlamsız bulunmuĢtur. Ancak her iki grubun 8 haftalık kuvvet antrenmanı periyodu öncesinden sonrasına boy uzunluğu ortalamalarında gözlenen artıĢlarda büyümenin etkili olduğu söylenebilir. Ayrıca bu yaĢlardaki çocuklar ergenlik dönemi itibari ile boy uzunlukları bakımından hızlı geliĢme kaydetmektedirler (Malina 1991). Aynı zamanda sporla uğraĢan çocukların sporla uğraĢmayan çocuklara oranla daha fazla uzadığı belirtilmektedir (Malina 1991). Bu durumu Malina (1991) Ģöyle açıklamaktadır; erkeklerin boylarının 12 yaĢından sonra (ergenlik dönemiyle) daha hızlı artmakta, sporun çocukların kemik geliĢimi üzerindeki olumlu etkisi diğer taraftan fiziki çevre, beslenme ve kalıtım gibi faktörlerin de fiziksel geliĢimdeki rolü bu farklılığın ortaya çıkmasında oldukça etkili olmaktadır. Vücut ağırlığında artıĢ gözlendiği halde bu artıĢ istatistiksel olarak anlamsızdı. 8 haftalık kuvvet antrenmanı sonrası deney grubunun vücut ağırlığında önemli bir artıĢ olmaması daha çok, vücuttaki kas kütlesindeki artıĢ ve yağ kütlesindeki azalma ile iliĢkilidir. Bir anlamda vücut ağırlığı sabit kalırken doku kompozisyonu değiĢmiĢtir. Bu sebepten dolayı vücut ağırlıklarında önemli bir değiĢme olmamıĢtır. Sills (2003)’in çalıĢmasında yaĢ ortalaması 12 ile 24 yıl olan erkek denekler üzerinde uyguladığı ağırlık çalıĢması sonrasında, her iki grubun vücut ağırlığında anlamlı değiĢim bulunmaması bu çalıĢmayı desteklemektedir.

ġahin (2000) 12-14 yaĢlar arası erkek öğrencilerin üzerinde yaptığı çalıĢmada vücut ağırlığı değerlerinde ön test ortalamaları 42,84±11,66 kg olarak bulunmuĢ, son test ortalamaları ise 42,90±11,73 kg olarak bulunmuĢ ve istatistiksel açıdan anlamlı farklılık olmadığını tespit etmiĢtir. Puerta ve ark (2003), Arjantinli elit tenis oyuncularının vücut kompozisyon profillerini belirlemek amacıyla bir çalıĢma yapmıĢlardır. ÇalıĢmaya 189 elit tenis oyuncusu katılmıĢtır. ÇalıĢma sonucunda 14 yaĢ altı 27 erkek tenisçinin ağırlıkları ( 47,9±7,3 kg ), boy uzunlukları (160,1±8.7 cm)

(37)

olarak bulmuĢlardır. Puerta ve arkadaĢlarının bulmuĢ olduğu sonuçlar bizim yapmıĢ olduğumuz sonuçlardan daha yüksek çıkmıĢtır. Puerta ve arkadaĢlarının yapmıĢ olduğu çalıĢma ile bu çalıĢma arasındaki farklılıkların nedenleri arasında genetik farklılıklar, beslenme alıĢkanlıklarındaki farklılıklar, çevresel ve iklimsel farklılıklar sayılabilir.

Sprint performansları incelendiğinde, deney grubu ile kontrol grubunun son test 5 m koĢu, 30 m koĢu ve asimetrik sprint performansları arasında anlamlı değiĢim gözlenmemiĢtir. Ancak deney grubunun 10 m koĢu performansı kontrol grubundan daha yüksek bulunmuĢtur. Performansta gözlenen bu artıĢın sebebi olarak tenis sporuna özgü olarak oyunun daha çok 10 m’lik sprintler halinde geçmesinden kaynaklandığı düĢünülmektedir. Bozkurt (2000) 13–14 yaĢ grubu futbolcular üzerinde yaptığı çalıĢmada 13 yaĢ grubu sporcuların 30 m süratlerini 5,34±0,30 sn olarak tespit etmiĢtir. 5 m, 10 m ve 30 m sprint özelliği daha çok çabukluk ve çabuk kuvvet (güç) ile yakından iliĢkilidir (Bompa, 1998). Kuvvetin kısa süre içinde uygulanması ivmelenmeyi son derece olumlu etkilemektedir. Dolayısıyla ergenlik dönemi çocuk tenisçilerin 10 m sprint performansı dıĢında diğer sprint performansları yaptırılan kuvvet antrenmanına bağlı olarak artmasa da büyümenin sprint performansını arttırdığı hem deney hem de kontrol grubunun sprint değerlerinde meydana gelen düĢüĢlerden anlaĢılmaktadır.

Çocuklarda antrenmanın anaerobik güç üzerine etkisini araĢtıran çalıĢmaların bazılarında antrenmanların ergenlik sırasında glikolitik gücü geliĢtirdiği gösterilmiĢ (Eriksson ve ark 1973) bazılarında ise bu bulgu antrenmanlı ve antrenmansız çocuklar arasında gösterilememiĢtir (Kuno ve ark 1995). Maksimal anaerobik güç geliĢimini gerektiren hentbol ve tenis gibi sporlar kısa süreli supramaksimal sprintler içermektedir. Bu durum hentbol ve tenisle uğraĢan çocukların anaerobik testlerde daha iyi performans göstermelerine neden olabilir (Bencke ve ark 2002). Anaerobik uygunluğun geliĢimi üzerine olgunlaĢmanın etkisi Eriksson, Karlsson ve Saltin (1971) tarafından 13 yaĢındaki çocuklarda maksimal laktat üzerinde testosteronun etkisini öneren maksimal kas laktatı ve testiküler hacim arasındaki orta düzeyli iliĢki bildirildiğinden beri tartıĢılmaktadır (Bencke ve ark 2002). Son çalıĢma bulguları bu sonucu desteklemekte yetersiz kalmaktadır. Birkaç çalıĢma çocukluk süresince anaerobik güç ve laktat seviyelerinde bir geliĢme olduğunu göstermiĢtir, ancak

Şekil

Çizelge 1. Deney ve kontrol grubunun yaĢ ve spor yaĢı ortalama ve standart sapma  değerleri

Çizelge 1.

Deney ve kontrol grubunun yaĢ ve spor yaĢı ortalama ve standart sapma değerleri p.32
Çizelge 3. Deney ve kontrol grubunun sürat özelliğinin varyans analizi sonuçları.

Çizelge 3.

Deney ve kontrol grubunun sürat özelliğinin varyans analizi sonuçları. p.33
Çizelge 4. Deney ve kontrol grubunun anaerobik güç ve kapasitesini yansıtan dikey  sıçrama yüksekliği ve Wingate testi varyans analizi sonuçları

Çizelge 4.

Deney ve kontrol grubunun anaerobik güç ve kapasitesini yansıtan dikey sıçrama yüksekliği ve Wingate testi varyans analizi sonuçları p.33
Çizelge 5. Deney ve kontrol grubunun sağ ve sol el pençe kuvvetinin varyans analizi  sonuçları

Çizelge 5.

Deney ve kontrol grubunun sağ ve sol el pençe kuvvetinin varyans analizi sonuçları p.34
Çizelge  7.  Deney  ve  kontrol  grubunun  deri  kıvrım  kalınlıklarının  varyans  analizi  sonuçları

Çizelge 7.

Deney ve kontrol grubunun deri kıvrım kalınlıklarının varyans analizi sonuçları p.35
Benzer konular :