• Sonuç bulunamadı

Edirne'de bulunan Lactuca L. türleri üzerinde morfolojik, anatomik ve palinolojik araştırmalar

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Edirne'de bulunan Lactuca L. türleri üzerinde morfolojik, anatomik ve palinolojik araştırmalar"

Copied!
163
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

1

BÖLÜM 1

GİRİŞ

Türkiye; coğrafik konumu, fiziki yapısı, tarihsel gelişimi gibi nedenlerden dolayı son derece zengin bir floraya sahiptir. Türkiye florası 8.500’ ün üzerinde çiçekli bitki türüne sahip olup alttür ve varyetelerinde ilavesiyle bu rakam 10. 000’i aşmaktadır.

Trakya Bölgesi de 145 familya ve 2450 vasküler bitki taksonunu içermesiyle oldukça zengin bir floraya sahip olduğunu göstermektedir. Türkiye, endemik bitkiler bakımından dünyanın en zengin ülkeleri arasındadır. Türkiye, Avrupa ülkelerinin toplam alanının 1/15 ‘i kadar bir sahaya sahiptir. Buna karşın, Avrupa toplam 12000 adet eğrelti ve tohumlu bitki ile 2750 adet endemik türe sahipken, ülkemizde yer alan bitki türlerinin 3000’den fazlası endemik olup, dünyanın başka hiçbir yerinde yetişmez [1].

Endemik bitki türleri açısından Türkiye’nin en zengin familyası Asteraceae’dir, Asteraceae familyası dünyada 1100 cins ve yaklaşık 25000 tür ile temsil edilmektedir [2]. Ayrıca bu familya endemik olmayan türlerce de zengindir [3,4] .

Asteraceae familyasının büyük bölümünü, ılıman bölgelerde yayılış gösteren otsu formlar meydana getirir. Familya üyeleri Antartika bölgesi dışında, yeryüzünün hemen hemen her yerinde geniş bir yayılış göstermektedir [5, 6]. Özellikle Amerika’nın güneybatısı ve Meksika, Brezilya’nın güneyi ve And Dağları boyunca, Akdeniz Bölgesi, Güneybatı Asya, Orta Asya, Güney Afrika ve Avustralya’da yoğun olarak bulunmaktadır [7].

Çalışma konumu oluşturan Lactuca L. cinsi Asteraceae familyasının büyük cinslerinden biridir [2,8,9]. Bu tür Avrupa Florası’ nda 17 takson ile temsil edilmektedir. Lactuca türü Asteraceae familyasının Cichorioideae alt familyası ve Lactuceae tribusundandır. [10,11]. Bu tribus 70 tür ve 2300 cinsle temsil edilir. Bu tribus dilsi çiçek yapısı ve bol sütlü lateks ile karakterize edilir.

(2)

2

11 alt tribusa ayrılmış olup 98 cins ve 1550 veya daha fazla türle temsil edilir. Alt tribus Lactucinae Lactuca’ yıda içeren 17 cins ve 270 türe sahiptir [7]. Bu sayı yazarlara göre değişmektedir.

Bunun sebebi ise cins içindeki biyolojik çeşitlilik, kendiliğinden olabilen hibridizasyon ile türlerin geniş ve farklı gruplara ayrılmasıdır [7, 11, 12, 13, 14].

Kayıt altında bulunan 98 yabani Lactuca türü dünya genelinde dağılış göstermektedir. Bunlardan 17’ si Avrupa da, 51’i Asya ‘da, 43’ü Afrika’da ve 12 tanesi de Amerika’ dadır [15]. Ayrıca bazı taksonları [L. serriola, L. saligna) Avusturya ve Tazmanya’da bulunmaktadır [16]. Kayıt alltında bulunan 98 Lactuca çeşidinin sadece dörtte biri dünya gen bankaları koleksiyonlarında bulunmaktadır. 20 ve daha fazla yabani Lactuca türlerinin morfolojik, anatomik, karyolojik ve biyokimyasal özellikleri ‘’ Olomouc Gen Bankası ‘’ ‘nda saklanmaktadır [14]. Bu çalışmalar tamamen Lactuca genetik kaynaklarını korumaya ve yabani Lactuca türleri için morfolojik tanımlama yaratabilmeye yöneliktir. Bu özellikler doğru taksonomik tanımlamalar için uygulanabilir olacaktır [17]. Bütün Lactuca cinslerinin taksonomisi henüz ayrıntılarıyla açıklanmamıştır [14, 18].

Lactuca genusu değişik formlarda üyeler içerir. Bunların tek yıllık, iki yıllık ve çok yıllık olan türleri vardır. Ayrıca tüylü, tüysüz ve dikenli lateksli gövdeler ile fusiform, yer altı stolonlu veya tuberli kökleri vardır.

Lactuca ’nın Avrupa’daki türlerinin genel özellikleri ilk olarak Ferakova [19] tarafından açıklanmıştır. Fakat farklı kıtalardaki bazı Lactuca türlerinin genel özellikleri henüz yeterince açıklanamamıştır. Şu an elimizde bulunan kaynaklar Lebada [11] ve Lebada ile Astley [20] ’in yaptığı taksonomik ve coğrafik sınırlandırmaya dayanır.

Ferakova’ ya göre ekolojik olarak Lactuca L. türleri çok çeşitlidir ve farklı habitatlarda yayılış gösterir. Bu cins çoğunlukla kuzey yarım kürede (Avrupa, Asya, Endonezya, Kuzey ve Orta Amerika, Afrika) ılıman ve sıcak bölgelerde dağılış gösterir. Çoğu türleri kserofittir ve kurak iklim koşullarına iyi adapte olmuşlardır. Orta afrika dağlarındaki endemik türleri bunlara dahil değildir [ 19, 21]. Ekolojik olarak bazı yaygın Avrupa türleri (L. serriola, L. saligna, L. virosa) kirli alanları çöp kenarlarını ve insanların yoğun olarak yaşadıkları habitatları tercih ederler [18].

(3)

3

Buna rağmen bazı taksonları (L. aurea, L. quercina, L. biennis, L. sibirica) genelde orman habitatlarını tercih ederler [19, 22].

Bazı tipik Akdeniz elemanları ise (L. intricata [syn. L. graeca], L. tenerrima, L. viminea subsp. alpestris) genellikle kalkerli alanlarda kayalık yamaçlarda yetişir [19,23]. Lactuca türlerinin yetiştiği yükseklikler 200-600 m(en uygunu) ile 2000-2500 m arasındadır [18, 19 ].

Ferakova [19] Lactuca’ nın taksonomik çalışmalarını, Babcock un Crepis hakkındaki kesin olmayan sınırlarıyla birlikte yeniden gözden geçirmiştir. Aradan yıllar geçmesine rağmen bu çalışma hala geçerliliğini korumaktadır ve Lactuca’ nın sınıflandırılması hala soru işaretleriyle doludur. Lactuca’ nın sınıflandırılmasında kullanılan en önemli karakterler birkaç sıra halinde dizilmiş silindirik involukrum, sert veya esnek brakteler, pulsuz reseptakulum, tüpsüz veya tüplü korolla, homomorfik tüylü stilus, gagalı uzun ve belirgin (nadiren gagasız) akenler ile basit pürüzsüz veya kısa yumuşak kıllı pappuslardır [15].

Killian’ a [24] , göre Lactuca’ nın diğerlerinden farklı olan 3 özelliği pappus kılları, gagası ve kapitulum sayısı kadar olan çiçekleridir. Yakın türleri örneğin Scariola F. W. Schmidt, Mulgedium Cuss., Cicerbita Wallr., nadiren Mycelis Cass., Lactuca’ dan bu özellikleriyle ayrılabilirler ve bazen de dahil edilebilirler. Yani tam tanımlanmış bir ayrımı bulunmamaktadır.

Taksonomik çalışmaları takiben ilerleyen yıllarda bireysel takson çalışmalarında yeni teknikler kullanılmaya başlanmıştır [25, 26, 27, 28]. Fakat bu çalışmaların sonucunda türler arası sınırlar kesin bir şekilde belirlenememiştir. Ve yeni metodlar kullanılarak daha fazla filogenetik çalışmalar yapılmasına ihitiyaç olduğu tespit edilmiştir [15].

Şu anda Dolezalova’ nın [17] çekirdek DNA sı üzerinde yaptığı çalışmalar Lactuca’ nın taksonomik sınıflandırılmasında kullanılmaktadır.

Avrupa’ daki Lactuca cinsleri hakkında güncel çalışmalar Ferakova [12] ve Rulkens [29] tarafından önerilmiş; ayrıntılı olarakta Lebeda [11] tarafından incelenmiştir. Bu çalışmalara göre Lactuca genusu yedi seksiyona (Lactuca [subsect. Lactuca L. ve Cyanicae DC.], Phoenixopus (Cass. ) Bentham, Mulgedium (Cass. ) C. B. Clarke, Lactucopsis (Schultz Bip. ex Vis. et Pančič), Tuberosae Boiss., Micranthae Boiss. ve Sororiae Franchet), ve 2 coğrafi gruba (Afrika ve Kuzey

(4)

4

Amerika) ayrılmıştır. Bu seksiyon ve gruplar Tablo 1.1. de açıklanmıştır. (Tablo 1.1. Dolezalova ‘ya [11, 14] göre uyarlanmıştır. )

Tablo 1.1. Lactuca türlerinin taksonomisi; seksiyon, subseksiyon ve gruplara göre sınıflandırılmaları ( n: kromozom sayısı ).

Seksiyon (n)/subseksiyon Lactuca spp. Lactuca L. . (n = 9)

Lactuca L. L. aculeata Boiss. & Ky.

L. altaica Fisch & C. A. Meyer L. dregeana DC.

L. saligna L. L. sativa L.

L. serriola L. (syn. L. scariola L., L. angustana All. )

L. virosa L.

L.livida Boiss. et Reuter (syn. L. virosa subsp. livida /Boiss. et Reuter/ Ladero. & Velasco)

L. virosa L.

L.livida Boiss. et Reuter (syn. L. virosa subsp. livida /Boiss. et Reuter/ )

Cyanicae DC. L. graeca Boiss. (syn. L. intricata Boiss. ) L. perennis L.

subsp. Perennis

subsp. granatensis Charpin & Fernandez Casas L. tenerrima Pourr. (n = 8)

Phoenixopus (Cass. ) Bentham (n = 9)

L. viminea (L. ) J. & C. Presl subsp. alpestris (Gand. ) Feráková subsp. chondrilliflora (Boreau) Bonnier subsp. ramosissima (All. ) Bonnier subsp. viminea

(5)

5 Mulgedium (Cass. ) C. B. Clarke

(n = 9)

L. taraxacifolia Chalk.

L. tatarica (L. ) C. A. Meyer (syn. L. pulchella Pursh DC. )

subsp. tatarica

subsp. pulchella (Pursh. ) Stebbins Lactucopsis (Schultz Bip. ex Vis.

et Pančič)

L. quercina L. (n = 9)

subsp. quercina (syn. L. sagittata Waldst. & Kit., ) L. stricta Waldst. & Kit., L. altissima Bieb.

subsp. wilhelmsiana (Fischer & C. A. Meyer ex DC. ) Tuberosae Boiss. (n = 9) L. indica L. (syn. L. laciniata /Houtt. / Makino)

L. squarrosa var. laciniata O. Kuntze. L. amurensis Regel

Micranthae Boiss. (n = 8) L. undulata Ledeb. (n = ?)

Sororiae Franchet (n = 9) not included in the world germplasm collections Afrika Grubu L. capensis Thunb. (n = 8)

L. homblei De Wild. (n = 9)

L. dregeana DC. (n = 9)

Kuzey Amerika Grubu (n = 17) L. biennis (Moench) Fern. L. canadensis L.

L. floridana (L. ) Gaertn. L. graminifolia Michx. L. ludoviciana (Nutt. ) Ridd.

(6)

6

Seksiyon Lactuca; Lactuca ve Cyanicae denilen 2 tane altseksiyon içerir. Ve bu ayrım onların hayat döngüsüne dayanır [12]. Altseksiyon Lactuca tek yıllık veya 2 yıllık zengin çiçeklenmeli bitkilerden oluşmaktadır. Kapitula 10-30 nadiren de 50 çiçekten oluşmaktadır. Akenler obovat, çok kaburgalı (kanatlı), üstteki gagalar genelde gövde uzunluğu kadardır. Bu alt seksiyon çok yaygın olan L. serriola, L. saligna, L. virosa’ yı içerir. Bu tüler L. sativa‘ nın gen havuzunu oluştururlar. Altseksiyon Cyanicaea’ ye ait olan türler çok yıllık bitkilere sahiptir. Kapitula 22’ den fazla değildir. Çiçekler mavi ve lila olup 1-3 kaburgalı akenleri vardır.

Phoenixopus (Cass. ) Bentham (n = 9) seksiyonu Akdeniz bölgesinde yaygın olan türleri içerir. Bu türlerden bazıları (L. longidentata, L. viminea subsp. alpestris) endemiktir. L. longidentata and L. viminea’ lar iki yıllık, L. acanthifolia ve Asya türü L. orientalis çok yıllıktır [11]. Bu seksiyonun tipik göze çarpan özelliği dekurrent yapraklar ile kapitulanın 5-6 çiçekçikten oluşmasıdır. Akenler 5-11 kaburgalı, oblong eliptikaldir. Gaga renksiz ve gövdeden uzun değildir.

Mulgedium (Cass. ) C. B. Bu seksiyon çok yıllık türlerle ( L. tatarica ile Avrupa ve Asya'nın kuzey bölgelerinde meydana gelen L. sibirica ) temsil edilmektedir.

L. taraxacifolia Orta Asya' nın dağlarında (Altay, Pamir) bulunan ve yeni tanımlanan bir türdür [31]. Bu seksiyona dahil olan türlerin çiçeklenmesi, yükselen dalları üzerinde birkaç kapitula şeklindedir. Çiçekçikler çok sayıda; mavi, lila ve nadiren beyaz renklidir. Akenler çok kısa olan gaga ile aynı renktedir.

Lactucopsis seksiyonu 2 yıllık tür olan L. quercina ve çok yıllık olan L. aurea’ yı içerir. Bu türler Asya ve Avrupa’ nın ormanlık alanlarında yayılış göstermektedirler. Çok yıllık olan L. watsoniana Azores volkanik kraterleri için endemiktir [19]. Bu türün çiçeklenmesi korimbozdur. Kapitula 6-15 çiçeklidir. Akenler oblong eliptiktir. 2-10 kaburgalı ve renksizdir. Gaga gövdenin yarısı veya dörtte biri kadardır.

Seksiyon Tuberosae, Micranthae ve Sororiae, Asya ‘nın farklı bölgeleri için karakteristiktir. Tuberosae seksiyonu fusiform köklü, morfolojik olarak değişken yapraklı, tek yıllık ve bazende 2 yıllık bitkiler içerir. Çiçekler sarı, mavi ve lila renklerindedir. Akenleri farklı bir şekilde düzleşmiştir. Eliptik, siyah ve kısa gagalıdır [32, 33 ].

(7)

7

Seksiyon Micranthae tek yıllık, 2 yıllık lila veya mor çiçekli, eliptik 1-3 kaburgalı akenler içeren bitkilere sahiptir. Ve gagaları göze çarpar şekilde gövdeden 2-4 kat daha uzundur.

Seksiyon Sororiae, Prenanthes türü ile yakın akrabadır ve çok yıllık bitkilerden meydana gelmiştir. Morumsu korolla ve düzleşmiş fusiform gagalı akenleri vardır [14]. Afrika grubu farklı yapıda bitkilere sahiptir. Bu grup yağmur ormanlarında tropik türler içerir. Bazı üyeleri ( L. sativa, L. serriola ) dünya çapına yayılmıştır [32, 33].

Kuzey Amerika grubu; Florida’ dan Kanada’ ya kadar dağılmıştır. Bu grup n = 17 olan haploid kromozom sayısı ile işaretlenmiş olup coğrafik ve genetik olarak izole edilmiştir.

Çeşitli Lactuca türleri ekonomik ve sağlık açısından önemli yer tutar. Örneğin L. sativa popüler salata ürünüdür. Vitamin ve mineral içeriği bakımından çok zengindir. L. serriola tohumları uykusuzluk ve öksürük tedavisinde kullanılmaktadır. Aynı zamanda L. serriola tohumları yarı kuru, şişman ve yağlıdır. Hoş kokulu sabun, boya ve vernik yapabilmek için uygundur. L. sativa , ve L. serriola , ürünlerinin lactucarium adı verilen maddesi uyuşturucu, hipnoz, astım ve bronşit tedavilerinde kullanılmaktadır. L. tatarica önemli bir yem bitkisidir. Fakat fazla miktarda alındığında zehir etkisi yapabilmektedir [26, 34, 35].

Türkiye’ de bulunan bütün Lactuca türleri üzerinde yapılmış anatomik, morfolojik ve palinolojik çalışmaya rastlanmamıştır. Oysa morfolojik çalışmalar, farklı bölgelerdeki örneklerde yapıldığı takdirde çok geniş kapsamlı bilgilerin elde edilmesini sağlamaktadır. Taksonlardaki morfolojinin sınırlarının netleştirilmesi, morfolojideki olası varyasyonların tespiti (çünkü fenotip çevre etkileşimi), bu varyantlardan kaynaklanan taksonomik problemlerinin çözümüne, biyoçeşitliliğin sınırlarını, bir bölge / alandaki evrimsel dönüşümün izlerini ortaya çıkaracaktır. Bundan dolayı da önceki yıllarda çalışılmadığı saptanan Lactuca türlerinin Edirne’deki örneklerinin araştırılması amaçlanmıştır. Bulunacak verilerin bundan sonraki yapılacak olan Lactuca ile ilgili bütün çalışmalara büyük katkılar sağlayacağına inanıyoruz

(8)

8

BÖLÜM 2

GENEL BİLGİLER

2. 1. Asteraceae Familyasının Genel Özellikleri

Asteraceae (Compositae) familyası 1100 cins ve yaklaşık 25000 tür ile temsil edilmektedir. Türkiye’de ise doğal olarak yetişen 130 cins ve 1130 türü bulunmaktadır [ 36, 37 ].

Bu familyanın çoğu otsu, az bir kısmı çalı ve ağaçtır. Ağaçsıl özel gövde yapısı Senecios ve Espeletias’ da görülmektedir. Yaprakları alternattır. Çiçekler kapitulum durumundadır. Kapitulumun etraflarında çanak yapraklarına benzeyen braktelerden meydana gelen involukrum da denilen ortak bir örtü bulunur. İnvolukrum 1 veya çok serilidir. Çiçekler erdişi veya tek eşeyli, aktinomorf veya zigomorf simetrilidir.

Kaliks bir papus şeklinde, bazen bir halka veya pul biçiminde, bazen de eksiktir. Korolla tüp veya dil şeklindedir. Tüp şeklindeki petallerin oluşturduğu çiçeğe tüpsü çiçek denmektedir. Ve bu bitkiler Tubiliflorae alt familyasındandır. Bu familyadaki bitkilerde çoğunlukla süt borusu bulunmaz. Eczacılıkta kullanılan ve drog veren bitkilerin çoğu bu alt familyadadır. Helianthus ( Ayçiçeği ), Dahlia ( Yıldız çiçeği), Anthemis ( Papatya ), Achilla ( Civan perçemi ), Chrysanthemum ( Kasımpatı ), Artemisia ( Yavşan ), Centaurea (Peygamber çiçeği ) bu alt familyadandır [ 37 ].

Şerit şeklindeki petallerin oluşturduğu çiçeğe dilsi çiçek denmektedir. Dilsi çiçeklere sahip olan bitkiler Liguliflorae alt familyasındandır. Bu familyadaki bitkilerde lateks ( süt ) boruları bulunur. Uçucu yağa ender rastlanır. Cichorium (Karahindiba), Taraxacum ( Aslan dişi), Lactuca (Marul) bu alt familyadandır (Şekil 2.1).

Asteraceae’ nin ovaryumu alt durumlu, 2 karpelli, 1 ovüllüdür (Şekil 2. 2). Familyanın meyve tipi akendir. Akenin tepesinde papus veya kaliks artığı bulunur.

(9)

9

Olgun akenin korolla ve stilus tabanının bağlanma yerinde düşücü papusların izlerine rastlanır. Papus; seta ve tüy serilerinden oluşur.

Tüyler kılcal, skabrit, dikencikli ya da plumos tiptendir. Aken yüzeyi düz, boyuna yollu, çeşitli şekillerde süslenmiş, pullu ya da tüylüdür. Bazı cinslerde akenin tepesi konik, oluklu ya da basık mumlu bir yapı olan umbo taşır (Şekil 2. 3).

Polen taneleri apertürlü ya da apertürsüz, çoğunlukla üç apertürlü; colporate, porate, zoniaperturate ya da lophate (özellikle Lactucoideae) ve karakteristik olarak spinulose veya echinattır ( Şekil 2. 4).

Asteraceae bitkilerinde kokulu maddeleri taşıyan salgı tüyleri mevcuttur. Bu familyanın yenilen bitkileri Lactuca, Cynara, Cichorium, Helianthus, yağ hammadde kaynaklarını Helianthus annuus, Carthamus annuus, kauçuk hammadde kaynaklarını Parthenium argentatum, Taraxacum bicorne, tıbbi ve ilaç bitkilerini Artemisia, Anthemis, süs bitkilerini Dahlia, Aster, Calendula, Chrysanthemum, yabani otları Cirsium, Sonchus, Senecio ve zehirli bitkileri Senecio oluşturmaktadır [2].

Geniş ölçüde yayılmış olan Asteraceae’ de bir cinsin içinde sınıflandırılan bitkiler çok çeşitli yapılar göstermektedir. Bu yapı farklılıkları ile familyanın anatomik yapısı önemli çeşitlilikler gösterir.

Bu çeşitlilikleri bu güne kadar tam anlamıyla açıklamak mümkün olmamıştır. Ancak salgı kanalları, süt kanalları gibi özelliklerin farklı tiplerde salgı ve örtü tüylerinin, anormal sekonder kalınlaşmaların varlığı taksonomik açıdan önemli olmuştur.

Günümüzde gövde ve yaprak anatomisi sistematik ilişkileri tanımlamada büyük bir değere sahiptir. Çeşitli bitkilerde gövde ve yaprak anatomisi ile ilgili birçok çalışma yapılmış olup, araştırıcılar gövde ve yaprak anatomisi çalışmalarında belirleyici özellikler kullanarak türler arasındaki farkları bildirmişlerdir. Bu çalışmalardan bazıları şunlardır:

Metcalfe ve Chalk [38], Asteraceae’ye ait türlerde yaprak yüzeyindeki stoma dağılımını, bekçi hücresi ile epidermis hücrelerinin konumunu yaprak üst yüzeyinde hipodermin gelişimini, mezofil ve vasküler sistemini, yaprak yüzeyindeki mumsu salgııyı çalışmışlardır. Solereder [39] bu özelliklerin taksonlarda farklılık gösterdiğini bildirmiştir.

Ayrıca Metcalfe ve Chalk [38] iletim demetleri arasında öz ışınlarının genişliği, darlığı, düzgün olmayışını belirleyici özellik olarak kabul edip Asteraceae familyasında

(10)

10

çeşitli tiplerdeki salgı veya örtü tüylerinin varlığı; epidermis üzerinde papillaların bulunuşu; anomositik, anizositik ve nadiren heliositik stoma; hipodermin varlığı; homojen veya heterojen mezofil; büyük hücrelerden oluşmuş parankimatik kınlı vasküler boruların varlığı anatomik olarak önemli oldugunu belirtmiştir [40].

Gövdede teşhise yarayan belirleyici özelliklerden biri de kollenkimanın mevcudiyeti ve hücrelerinin özellikleridir. Vesque’ ye [41] göre parankima hücrelerinin hücre sıralarının sayıları, hipodermisin bulunup bulunmayışı, nişasta kınının olup olmayışı belirleyici özelliklerdendir.

Tetley [42], Compositae’de salgı kanallarının bulunuşu, ölçüleri ve sayısının belirleyici özellik olduğunu vurgulamıştır. Ayrıca eksodermisin ligninleşme ve süberinleşme miktarının da önemli olduğunu ifade etmiştir.

Prat [43], stomaların takip ettikleri sıraların da türlere göre değiştiğini açıklamıştır.

Korteks, epidermisin altında çok tabakalı parankima hücrelerinden oluşur. Bazen epidermisin hemen altında bazen de korteks tabakasında kollenkimatik ve sklerankimatik destek doku yer alır. Sklerankima, Metcalfe ve Chalk’ a [38]göre sistematik değeri olan bir dokudur ve internodlardan alınan enine kesitte çeşitli şekillerde görülür. Korteksin en iç tabakasında endodermis bulunabilir. Endodermisin gövdede bulunuşu teşhiste önemli özelliklerden biridir. Nişasta depo etmeleri bu hücreleri diğer hücrelerden ayırır. Endodermisin altında yer alan tüm dokular merkezi silindiri oluştururlar. Genelde sklerankima dokusu merkezi silindirin ilk tabakasıdır. Bu tabakanın altında düzgün sıralanmış iletim demetleri dokusu, iletim demetleri arasında kambiyum dokusu yer alır.

Cheadle ve Uhl [44], iletim demetlerinin dikotil bitkilerde tek tek veya birleşmiş durumda olduğunu monokotil bitki gövdelerinde ise birbirinden farklı altı tip iletim demeti olduğunu göstermişlerdir.

Sinnot ve Bailey [45] yaprak boşluğunun familya ve takımları karakterize edebileceği göstemiştir. Sinnat ve Bailey’ e göre yaprağın tüm dış yüzeyi epidermis dokusuyla örtülüdür. Epidermis sıra sayısı, hücrelerinin kalınlığı, hücrelerinin şekli ve mm2’ ye düşen epidermis hücre sayısı anatomik çalışmalarda belirleyici özellik olarak kullanılır. Epidermis hücrelerinin türler arasında kalınlığının değişmesi ve çepere lignin girişi yine taksonomik değer olarak kabul edilmiştir.

(11)

11

Umdu [46 ], dört Pilosella (Compositae) türünü morfolojik ve anatomik yönden incelemiştir. P. hypeuryum’da incelenen diğer türlerden farklı olarak gövdenin öz kısmının sklerankima hücrelerinden oluştuğu belirtilmiştir. Yaprakların anatomik özelliklerinde iletim demeti sayılarında farklılıklar olduğunu belirten araştırıcı Pilosella türlerinin genellikle yoğun tüylü, tüylerin örtü ve salgı tüyü şeklinde olduğunu belirtmiş; ayrıca örtü tüylerinin yapraklarda çok yoğun, basit ve yıldız şeklinde olduğunu bildirmiştir. İncelenen dört Pilosella türünde, yaprak ayasının her iki yüzünde Ranunculuaceae tip stoma bulunduğunu tespit etmiştir.

Makbul [47], Scorzonera L. (Asteraceae) taksonlarını morfolojik ve anatomik yönden incelemiştir. Türlerin anatomik açıdan farklılıklar gösterdiğini belirtmiştir. Gövdede yer alan iletim demetlerinin dizilişlerinde önemli farklılıklar olduğunu, floemde salgı hücrelerinin ve lateks kanallarının bazı taksonlarda mevcut olduğunu bazılarında ise bulunmadığını bildirmiştir. Scorzonera cinsinde yaprağın anatomik özelliklerinin de taksonomik öneme sahip olduğunu ve kollenkima dokusunun kalınlığının taksonlar arasında farklılıklar gösterdiğini, merkezdeki iletim demetinde floem ve ksilem dokusunun birbirine oranlarının da farklı olduğunu belirtmiştir. Ayrıca yaprak yüzeyindeki stoma ve epidermis hücrelerinin özellikleri de taksonlar arasında farklılıklar gösteren önemli birer karakter olarak vurgulanmıştır.

Bozdağ [48] çalışmasında; Fitchia’nın (Compositae) değişik türlerinde öz dokusunun anatomik farklılıkları olduğunu belirtilmiştir. Bunlar; salgı kanallarının bulunup bulunmayışı, hücre çeperlerinin kalınlığı, hücrelerin şekli, salgı kanalını çeviren hücrelerin tipleri, çaplarının ölçüleridir. Bu sayede türler arasındaki farklılıkların olduğunu göstermişlerdir.

Özcan [49], Türkiye’ de yetişen Psephellus pulcherrimus (syn: Centaurea pulcherrima var. freynii) (Cardueae, Asteraceae)’ un morfolojik ve anatomik özelliklerini çalışmıştır. Çalışmasında gövde iletim demetlerinin floem kısmında sklerenkimatik şapka, yaprakta isobilateral lamina ve amfistomatik tip stoma tespit edilmiştir.

Meriç [50], Centaure kilaea’ nın tohum kabuğu anatomisini çalışmıştır.

Şahin [51] yüksek lisans tezinde Türkiye’ de yetişen Serratula L. (Asteraceae) cinsine ait taksonların ITS nr DNA ve TRNL-F cpDNA dizileriyle moleküler sistematik analizini çalışmıştır.

(12)

12

Çalışmaya göre, ITS bölgesinin analizi ile oluşturulan ağaçların trnL-F bölgelerine göre oluşturulan ağaçlardan sistematik açıdan, morfolojik verilerle karşılaştırınca daha güvenilir sonuçlar verdiği ortaya çıkmıştır .

Pehlivan [52], endemik Centaurea türlerinin polen morfolojisini SEM mikroskobu yöntemiyle çalışmıştır.

Meriç ve Dane [53] , Helianthus annuus L. ve H. tuberosus L. ’ un üreme organlarındaki kalsiyum okzalat kristalleri incelenmişlerdir. Çalışmalarında kalsiyum oxalat kristallerinin floral organlardaki tipi morfolojisi ve dağılımı incelemişlerdir. Kristaller ışık ve elektron mikroskobunda incelenmiştir. Kalsiyum oxalat kristalleri H. annus ‘ta gözlemlenmiştir.

Kandemir [54], çalışmasında Erzincan (Türkiye)’dan toplanan Sonchus erzincanicus Matthews (Asteraceae)’ u gövde ve yaprak anatomik özellikleri ile, polen karakterleri ve ekolojik özellikleri yönünden incelenmiştir. Çalışması sonucunda yaprakların bifasial özellikte ve anomositik stoma hücrelerine sahip olduğunu, türün polen tipi trizonokolporat olduğunu belirtmiştir.

Aslay ve Kandemir [55], Sonchus erzincanicus Matthews türünün korunması üzerine bir çalışma yapmıştır. Bu araştırmada, dünyada sadece Erzincan Ovasında çok sınırlı alanlarda yayılış gösteren ve kurutma, aşırı otlatma ve habitatının yok edilmesi nedeniyle yok olma risk altında bulunan Sonchus erzincanicus Matthews (Asteraceae) türünün korunması için yapılan çalışmalara yer verilmiştir.

Çalışmada, türün Erzincan Ovasındaki dağılımları, tehditleri ve bu tehditlerin etkileri belirlenmiştir. Doğal koşullarda tohumlarından çoğalamayan türün kültür ortamında üretilen fideleri doğal ortamına aktarılmıştır. Albayrak ve Aksoy, [56] Türkiye'den toplanan Helichrysum (Asteraceae) türlerinin antimikrobiyal aktivitelerini çalışmışlardır.

(13)

13

Şekil 2.1.1. Dilsi çiçek yapısı [57] Şekil 2.1.2 Alt durumlu ovaryum [58]

Şekil 2.1.3. Aken tipi meyve ( L.serriola )[59]

(14)

14 2. 2. Lactuca L. Cinsinin Morfolojik Özellikleri

Davis’e [61] göre Lactuca cinsi tek yıllık veya çok yıllık otsu bir bitkidir. Gövde genelde dik veya yere yatık olarak uçlardan yukarı kalkmış ve bazen uçta dallanmıştır.

Yapraklar alternat ve pinnatisekt, tüysüz veya orta damarda dikenlidir. Bazen hem tüylü hem dikenlidir. Tabandaki yaprakları petiyollüdür, üsttekiler sapsız veya kulakçıklıdır. Genelde dikenlidir.

Kapitula çok 5-25 çiçekçikli ve dilsidir. İnvolukrum silindirik, brakteler 3-4 serilidir. Çiçek tablası çıplaktır. Ligulalar sarı, mavimsi veya beyazdır.

Akenler yassılaşmış gagalı, dikenli ve kaburgalıdır. Pappus 2 eşit sıralı ve beyaz veya krem renkli basit tüylüdür.

En yaygın kullanılan Lactuca türü L. sativa‘ dır. Bu bitkinin kullanım alanları soframızda popüler salata olarak kullanımı ve gaz giderici olarak kullanılmasıdır. Ayrıca safra, sarılık, tüberküloz ve mesane taşını önler. Etkili bir antiseptiktir [35]. Yapraklar büyükbaş hayvan yemi olarak kullanılabilir [62].

(15)

15

2.3. Lactuca L. Cinsi Hakkında Yapılan Çalışmalar

Taksonomik çalışmaları takiben ilerleyen yıllarda bireysel takson çalışmalarında yeni teknikler kullanılmaya başlanmıştır. Ve kromozom numaraları tanımlanmıştır. Avrupa ve asya taksonlarının eski sovyetler birliğinde olanları Kirpicziinikov [26], Afrika türleri Jeffrey [27], Türkiye taksonları Jefreyy [58], İran taksonları Tuisl [28] tarafından çalışılmıştır.

Kromozom bantlama çalışmaları Koopman [25] tarafından yapılmıştır ve yeni biyokimyasal ve moleküler değişkenler tanımlanmıştır. Seçilmiş türler için izozimler ve moleküler markırlar Kesseli ve Michermore [25,63] tarafından oluşturulmuştur. Fakat bu çalışmaların sonucunda türler arası sınırlar kesin bir şekilde belirlenememiştir.

Koopman ve arkadaşları [64] makalelerinde Lactuca türleri arasındaki filogenetik ilişkileri onların ITS-1 DNA sekanslarıı belirtmiştir. Böylece Stebbinsten [65] daha geniş kavramlı tanımlama yapılmıştır. Bu çalışmaları Ferakova [12] desteklemiştir. Kısacası yeni metodlar kullanılarak daha fazla filogenetik çalışmalar yapılmasına ihitiyaç olduğu tespit edilmiştir. Şu anda Delozalovanın [17] çekirdek DNA’ sı üzerinde yaptığı çalışmalar Lactuca’ nın taksonomik sınıflandırılmasında kullanılmaktadır.

Dolezalova, Lebeda ve arkadaşları [66] bazı Lactuca türlerinin (L. aculeata; L. altaica; L. indica; L. suquarrosa; L. taraxacifolia; L. dentata; L. denticulata; L. capensis; L. dregeana; L. homblei; L. biennis; L. canadensis; L. serriola; L. sativa ) kromozom numaralarındaki varyasyonlar ve onların nüklear DNA içerikleri hakkında bir çalışma yapmışlardır.

Bennett ve arkadaşları [67] Lactuca türlerinin ( L. sativa ) lateks elemanlarının analizini yapmışlardır. Ve içerdikleri başlıca bileşikleri bir seskiterpen olan lactucindir. Diğer bileşikleri ise oxalat kristallerinden olan yeni oxalat ve sülfat türevleridir. Lactucin adı verilen madde iyi bir analijezik ve yatıştırıcı maddedir. Ayrıca sıtma üzerinede etkisi vardır.

Beharav ve arkadaşları [68] İsrail’ de doğal yayılış gösteren Lactuca aculeata ‘ nın sekonder metaboliti olan ‘‘ Lactucin ’’ i çalışmışlardır.

Edziri ve arkadaşları [69] Lactuca sativa extratlarının antiviral etkilerini çalışmışlardır.

(16)

16

Lebeda, Dolezalova ve arkadaşları [70] doğal hibrit olan L. aculeata x L. serriola üzerine genetik polimorfizm çalışmaları yapmışlardır.

Altunkaya ve arkadaşları [71] Lactuca sativa’ nın antioxidan aktivitesi ve ilave fenolik antioxidanlar ile sinerjisi üzerine bir çalışma yapmışlardır.

Novotna, Dolezalova ve arkadaşları [72] L. serriola ‘nın Avrupa popülasyonlarının akenlerinin morfolojik varyasyonlarını çalışmışlardı.

Michalska, Dolezalova ve arkadaşları [73] Lactuca türleri içinde sesquiterpen laktonlarının sistematik etkisini araştırmışlardır. Bu etkiler Lactuca aculeata, Lactuca perennis, Lactuca tatarica, Lactuca indica ve Lactuca capensis türlerinde bulunmuş olup, Lactuca tenerrima türünde olmadığı saptanmıştır.

Stojakowska, Michalska ve arkadaşları [74], yabani hayvanların beslendiği Lactuca tuberosa’ nın kök tuberlerinden 9 fenolik bileşiği izole etmiştir. Bunlardan ikisi lactuberin A ve B dir. Bu çalışmada bu bileşiklerin yapılarını spektrometrik metodlar olan HRESIMS ve 2D NMR ile analiz etmiştir. Bulunan 9 fenolik bileşiklerden birkaçı yeni olarak literatürlere geçmiştir.

Dolezalova, Kristkova ve arkadaşları [75], yabani Lactuca spp. nın morfolojik karakterlerini tanımlayarak türlerin morfolojik karakterlerini açıklamıştır. Çalışmasında L. saligna; L. sativa; L. serriola; L. virosa; L. viminea’ nında içinde bulunduğu yaklaşık 100 Lactuca L. türünü kullanmışlardır.

Chupeau ve arkadaşları [76], Lactuca ‘nın hibritleri çalışmıştır.

Hunter ve Burritt [77], L. sativa hakkında doku kültürü çalışması yapmışlardır. Bu çalışma marul kotiledon eksplantlardan geliştirilmiş sürgün üretimi üzerinedir.

Coşkun ve Aydın [78], L. saligna ve L. serriola üzerinde morfolojik ve anatomik araştırmalar çalışmasını yapmıştır.

Monterio ve Santos [79], nükleer mikrosatellitleri kullanarak L. sativa ‘da kadmiyum genotositesinin değerlendirilmesini yapmıştır.

Ferakova [12], Avrupa’ da bulunan Lactuca türlerini çalışmıştır.

Lebeda ve Astley [14], Lactuca spp.’ nin dünya genetik kaynaklarının taksonomisini ve biyoçeşitliliğini çalışmışlardır.

Lebeda, Dolezalova ve Astley [18], gen bankası koleksiyonlarında bulunan yabani Lactuca L. türlerinin dağılımı ile Avrupa ülkelerinde bulunan türlerinin biyoçeşitliliğini ve ekolojisini çalışmışlardır.

(17)

17

Maisonneuve ve arkadaşları [80], Lactuca L. genusunun somatik ve sexuel melezlemesini çalışmışlardır.

Tomb [10], Lactuceae nin sistematik revizyonunu yapmıştr.

Vries [81] Lactuca sativa’ nın orjinini ve kültürleşmesini çalışmıştır.

Bano ve Qaiser [82], Pakistan ve Kasmir’ de bulunan 13 Lactuca türünün taksonomik revizyonunu yapmışlardır. Bunlardan Lactuca erostrata yeni olarak kaydedilmiştir.

Timme ve arkadaşları [83], Lactuca ile Helianthus’ un karşılaştırmalı analizini yapmışlardır. Bitkilerin plastid genomlarını kullanmışlardır. Çalışma sonucunda tekrar eden dizileri karakterize etmişlerdir.

Landry, Kesseli ve arkadaşları [63] yemeklik marul olan L. sativa’ nın RPLP, izozim enzimleri ve morfolojik markırlarla ile genetik haritasını çıkarmışlardır.

Koopman ve arkadaşları [64], Lactuca türlerinin onların ITS-1 DNA’ larına dayanarak filogenetik akrabalıkları üzerine çalışma yapmışlardır. Bu çalışma sonucunda L. sativa; L. serriola; L. dregeana; L. altaica ve L. aculeata’ nın primer gen havuzunda olduklarını, L. virosa’ nın ise muhtemelen hibrit oldugunu belirtip Lactuca türlerini sınıflandırmışlardır. Birincil ve ikincil gen havuzunda Lactuca’ nın Lactuca subsect. bulunan türlerinin ağırlıklı oldugu sonucuna varmıştır.

Lersten ve arkadaşları [84], angiospermlerin yaprak mezofil hücrelerindeki yağ depo eden organları çalışmışlardır.

Sicard ve arkadaşları [85], Lactuca türlerinin direnç genlerindeki moleküler çeşitliliği araştırmışlardır.

Koopman ve arkadaşları [86], Lactuca türleri arasındaki ilişkiyi AFLP ( parmak izi ) metoduyla açıklama çalışmasını yapmıştır. Bu çalışmada L. sativa; L. serriola; L. dregeana; L. altaica ve L. aculeata incelenmiştir. L. sativa; L. serriola; L. dregeana ve L. altaica’ nın yakın tür, L. aculeata’ nın ise ayrı bir konuma sahip olduğu sonucuna varılmıştır.

Miçillioğlu [87], tezinde L. sativa bitkisini kullanarak bor konsantrasyonu yüksek suların arıtılabilirliğinin araştırılması çalışmasını yapmıştır.

Lindqvist [88], bazı Lactuca türleri üzerinde sitogenetik çalışmalar yapmıştır. Rawi ve arkadaşları [89], L. serriola ile ilişkili mikoplazma benzeri organizmaları çalışmıştır.

(18)

18

Gallardo ve arkadaşları [90], kültür ve yabani marulun sürgün ve toprak nem lokalize bölgelerinin fizyolojik tepkileri üzerine bir çalışma yapmıştır.

Gutterman [91], Negev çölünde doğal yetişme ortamından toplanan L. serriola ‘nın akenlerinin zor şartlar altında çimlenmesini etkileyen unsurları araştırmıştır.

Prince ve arkadaşları [92], Britanya’ da bulunan L. serriola türlerinin coğrafik dağılımını ve karakteristik popülasyonlarını araştırmışlardır.

Mejias [93], Lactuca taksonları ve onunla ilişkili taksonların kendi kendini dölleme yeteneklerini çalışmıştır.

Steetz [94], Aseraceae’ nin polen morfolojisini ilk çalışanlar arasındadır. Onu takiben Stebbins [95], Erdtman [96,97], Stix [98], Saad [99], Skvaria ve Larson [100], Jeffrey [101], Skvaria ve Turner[102], Askerova [103, 104, 105, 106, 107 ], Brown [108], Perveen [109], Dane [110, 111] ve Dawar [112]’ da polen morfolojik çalışmaları yapmışlardır.

Bunun yanında Faegri ve Iverson [113] ile Moore ve Webb [114]’ in Lactuceae tribesi polen morfolojisi üzerine de yaptıkları önemli bir çalışmaları vardır.

Tomb [115], Lactuceae tribesinin polen morfolojisini çalışan ilk araştırmacılardan biridir.

Wodehouse [116], Lactuceae tribesinin polenlerinin temel dış morfolojisini çalışmıştır.

Pausinger [117], Lactuceae tribesini Leontodon ve Tragopagon olmak üzere iki ana gruba bölmüştür.

Dimon [118], Lactuceae tribusunun bazı Akdeniz elemanlarının polen tanelerini incelemiştir.

Tomb ve arkadaşları [119], Cichoriae altribusunun Kuzey Amerika’ da bulunan örneklerinin polenlerini SEM ve LM tekniği ile incelemiştir. Ekinat ve trikolporat polen türleri olduğu sonucuna ulaşmıştır.

Blackmore [120], polen terminolojisi hakkında birçok çalışma yapmıştır. Bu çalışmalar Lactuca türlerinide kapsamaktadır.

Blackmore ve Pearson [121], alttribus Crepidinae (Compositae-Lactuceae) nin palinolojisini ve sistematiğini SEM tekniğini kullanarak çalışmışlardır.

Birçok araştırıcı tarafından polen morfolojisiyle ilgili özellikler, taksonlar arasındaki evrimsel yolun bulunmasında kullanılmıştır [100, 122, 123, 124].

(19)

19

Wagenitzin[125], Compositae familyası için belirttiği ileri evrimsel özellikler ; spinlerin ve infratektumdaki kolumellaların azalması veya ortadan kalkması, sonuçta kaveanın oluşması, laküner polenlerin görülmesi ve kolpusların uzaması gibi palinolojik özellikleridir. Wagenitzin bunu bir şemayla aşağıdaki şekilde açıklamıştır.(Şekil 2. 3. 1)

Şekil 2. 3. 1. [126] Compositae familyasının polenleri arasındaki filogenetik ilişkiyi gösteren şematik resim

(20)

20 2.4. Dünyada Lactuca L. Cinsi

Lactuca cinsi dünyada 1100 cins ve yaklaşık 25000 tür ile temsil edilmektedir [2,8, 9] . Lactuca’ nın taksonomisi ve akraba ilişkileri Koopman [64,127, 128 ve Lebeda [11,14,18] tarafından özetlenmiştir.

Avrupa’da Lactuca cinsleri hakkında güncel çalışmalar Ferakova [12] ve Rulkens [29] tarafından önerilmiş ve ayrıntılı olarak Lebeda [11] incelemiştir. Bu çalışmalar Asya, Afrika ve Kuzey Amerika’ yı da içine alarak genişletilmiştir. Bu sınıflandırmaya göre Lactuca genusu yedi seksiyona (Lactuca [subsect. Lactuca ve Cyanicae], Phoenixopus, Mulgedium, Lactucopsis, Tuberosae, Micranthae ve Sororiae ) ve 2 coğrafi gruba (Afrika ve Kuzey Amerika) ayrılmıştır. (Şekil 2. 4. 1)

(21)

21 2. 5. Türkiye’de Lactuca Cinsi

Davis’in [61] kareleme sistemi ile Türkiye’ de yetişen Lactuca türleri ve yayılışları aşağıdaki gibidir. (Şekil 2. 5. 1. Şekil 2. 5. 2. ).

Lactuca saligna L. A1 E (Edirne), A2 E(İstanbul), A2 A (İstanbul), A3 Bolu, A6 Sivas yıldız dağları, 1400 m, A8 Erzurum 2400 m, B1 Çanakkale, B3 Zonguldak, B4 Ankara, C2 Denizli, C4 Konya, C5 İçel, C6 Hatay 305 m’ de kayıtlıdır.

Lactuca serriola L. A1 E Çanakkale :Gelibolu, A2 Eİstanbul, A4 Zonguldak, A5 Sinop, A7 Gümüşhane, A9 Erzurum, B1 İzmir, B3 Konya, B6 Ankara, B5 Kayseri, B7 Erzincan, B8 Muş, B9Van, B10 Kars, C1 İzmir, C2 Muğla, C4 Konya, C5 Niğde, C6 Hatay, C7 Mardin, C10 Hakkari’ de kayıtlıdır.

Lactuca georgica Grossh. A7 Giresun 1500 m’ de kayıtlıdır.

Lactuca scarioloides Boiss. B8 Bitlis 3100 m, Muş 2100 m, B9 Bitlis Nemrut Dağı 2400 m, Van 1850 m, C9 Van 2100 m, C10 Hakkari 2750 m’ de kayıtlıdır.

Lactuca sativa L. A2 E İstanbul, B8 Erzurum’ da kayıtlıdır.

Lactuca aculeata Boiss. & Kotschy ex Boiss. B8 Muş 1460 m, B4 Ankara 900 m, B7 Malatya 900 m’ de kayıtlıdır.

Lactuca intricata Boiss. C2 Denizli, B2 İzmir, B1 Balıkesir Kaz dağı, B2 İzmir Boz dağları 1900-2000 m, C2 Muğla Girdev dağı 2200 m, Antalya Gömbe 1200m, Antalya Tahtalı dağı 1200m, C4 Antalya Geyik dağı 2440 m, C5 İçel’ de kayıtlıdır.

Lactuca undulata Ledeb., A9 Kars 950m, B7Erzincan 1550m, B7 Elazığ/Diyarbakır’ da kayıtlıdır.

(22)

22 Ş ekil 2. 5. 1. Da vis’ in kar eleme sis temi [61]

(23)

23

Şekil 2. 5. 2. Türkiyedeki Lactuca ‘ ların dağılışı [130]

Lactuca saligna Lactuca georgica Lactuca scarioloides Lactuca serriola Lactuca sativa Lactuca aculeata Lactuca intricata Lactuca undulata

(24)

24 2. 6. Trakya Bölgesi’nde Lactuca Cinsi

Türkiye Florası’na [61] göre Trakya Bölgesi’nde yayılış gösteren Lactuca türleri L. saligna, L. serriola ve L. sativa ‘dır.

Çalışmamızda teşhis edilen ve Trakya’da yetişen türlerin ayrımı için oluşturduğumuz tayin anahtarı aşağıdaki gibidir.

1) Yaprakların orta damarı dikenli. Çiçekler pramidial

2) Yapraklar derin loblu, aken kahverengi ……L. serriola 2) Yapraklar derin loblu değil, aken siyahımsı…….L.virosa

1) Yaprakların orta damarı dikensiz, çiçek spika

3) Üst yapraklar linear, alttakiler loblu …….L. saligna 3) Üst yapraklar derin loblu ………..L. viminea

Çalışmamızda teşhis edilen L. viminea alt türleri için oluşturduğumuz tayin anahtarı aşağıdaki gibidir.

1) Gövde 100 cm, çiçekler 8-15 ……. L.viminea subsp. viminea 1) Gövde 20-30 cm, çiçekler 4-5 …..L. viminea subsp. ramossima

(25)

25 2.7. Edirne’ de Lactuca L. cinsi

Edirne’ de Davis’e [61] göre sadece L. saligna kayıtlıdır. Bu çalışmada ise L.viminea subsp viminea, L. viminea subsp. ramossima alt türleri ile L. serriola ve L. virosa türlerinin örnekleri toplanmıştır. Bu üç takson Türkiye için yeni kayıttır.

2. 7. 1. L. saligna L. Türünün özellikleri

Davis’e göre [61] L. saligna türünün özellikleri aşağıda belirtilmiştir.

Tek yıllık veya iki yıllıktır. Yatık veya dik, tüysüz 10-65 cm uzunluğunda gövdelidir. Yapraklar çeşitli, koyu yeşil, bazen orta damarda dikenli, lineardan derince runcinate 4-8 yan loblu pinnatisekt, sapsız, düz –dentat, küçük kulakçıklı ve noktalı, 1-16 2-4. 5 cmdir. Tabandakiler hastattır. Çiçeklenme spika, çok çiçekçikli, tüysüzdür. İnvolukrum silindirik, 6-13 mm uzunluğundadır. Nadiren çiçek ve meyveden daha büyük. Fillariler 10cm, 3 sıralı, tüysüz, bazen mor şeritlidir. Çiçekler soluk sarı, kapitula 1 cm’ dir. Akenler 7. 2-10. 7 mm, koyu kahverengi, çok kaburgalı, 4-. 68 mm uzunluğunda ince gagalıdır. Pappus beyaz, 3. 5- 4. 5 mm’dir. Halka açık alanlar, yol kenarları, tarlalarda yetişmektedir. 2400 m yüksekliğine kadar bulunabilir.

Lactuca saligna hem ova hem de dağlık alanlarda bulunan otsu bir türdür (İtalya'da 1000 m Avrupa, Kıbrıs için 1680 m; Türkiye 2400 m) [13, 131]. Bununla birlikte, Avrupa'da bu türün en sık 0 ile 300 m yükseklikleri arasında görülmüştür [18]. L. saligna hakkındaki son çalışmalar bu bitkinin Avrupa’ nın Akdeniz (İtalya, Fransa ve Portekiz) kısmında ve ortadoğudaki (İsrail, Türkiye ve Ürdün) türleri arasında çok fazla genetik polimorfizm oldugunu göstermiştir [132].

Ferakova’ ya göre L. saligna tek yıllık 2n = 18 olan yabani marul türüdür. Ve tüysüz gövde spika benzeri çiçeklenme, sapsız kapitula ve neredeyse doğrusal gövde yaprakları ile karakteristiktir. Genelde L. serriola ile birlikte yan yana yetişir. [ 12, 18, 133]

(26)

26 2. 7. 2. L. serriola L .Türünün Özellikleri

Davis’e göre [61] L. serriola türünün özellikleri aşağıda belirtilmiştir.

Dik iki yıllık 25-150 cm uzunluğundadır. Gövde tüysüz, genelde alt kısımda dikenlidir. Yapraklar vertikal şekilde gövdeye tutunmuş, soluk yeşil, donuk mavimsi, bölmeli, 2-8 yan loblu pinnatisekt, denticulattır. Orta damarda dikenlidir. Lamina bazen seyrek kıllı, değilse tüysüzdür. Kulakçıklıdır. Orta yaprak 3-16 X 1. 5-7. 5 cmdir. Çiçeklenme dallanmış silindirik, panikula tiptedir. Çok kapitulalıdır. Brakte ve pediseller tüysüzdür. İnvolukrum 7-15 mm, meyve çiçekten daha büyüktür. Fillariler 13-15, 3 serili, tüysüz, bazen mor şeritlidir. Çiçekler sarı veya soluk sarı, kapitula 1 cmdir. Akenler 6. 5-8 mm, soluk kahverengi ve çok sayıda kaburgalıdır. Pappus beyaz, 4. 5 – 6 mm’ dir. Çakıllı ve taşlı arazi, tarla kenarları, ekilmiş alanlarda yetişir. 1750 m’ye kadar görülebilir.

L. serriola yemeklik marul olan L. sativa ‘ nın en muhtemel atasıdır [81, 134, 135]. Bu tür genelde ılıman bölgelerde yetişir ve synanthropik( ekolojik olarak hayvan ve insanlarla yaşayan) bir dağılıma sahiptir. Bu yüzden orjinal dağılım alanlarının sınırlarını tam tespit etmek mümkün değildir. Clapham’ a [136] göre orjini İngiltere’ dir. Norveç, Finlandiya, Kuzey Rusya’ da hızla yayılarak yerleşmiştir [13]. Ferakova’ ya [12, 137] göre, Avrupa' daki dağıtım alanının kuzey sınırı 65 N Finlandiya üzerinden ve 55 N İngiltere ile yakın enlemlerdedir. Sintropik türleride Avusturya (Tasmanyayı içeren) ve yeni Zelanda, güney Afrika ve arjantinden kaydedilmiştir. L. serriola iki ana formla tanımlanır. Ve bu formlar yaprak şeklindeki değişkenliğe dayanır. Lactuca serriola form serriola pinnat loblu yapraklıdır. L. serriola form integrifolia düz rozet yapraklı ve kulakçıklı yapraklıdır [138]. Bu ikinci yaprak şekli L. serriola var. inegrata sinonimlerinin altında yer almaktadır [12]. F. serriola Avrupa, Asya, Kuzey Afrika, Kuzey Amerika’ nın büyük bir kısmı ve Arjantin boyunca dağılım gösterir. Günümüzde Lactuca serriola form integrifolia kayıtları Fransa’ da oldukça sık görülür [18]. Bu iki formla ilgili bazı kayıtlar Çek Cumhuriyeti, Almanya, İtalya ve Hollanda’ dan çıkmıştır. Bununla birlikte genel coğrafi dağılımı çok iyi bilinmemektedir [11, 18, 131].

(27)

27

L. serriola’ nın doğal yayılış alanları çöplüklerdir ve ılık nitrat anyonu bakımından zengin toprakları tercih ederler. Yükseklikleri 0-1050 m arasındaki ılıman bölgeleri tercih etmekle birlikte genelde 600 m de yayılış gösterirler. Bu yüksekliklerin üzerinde bitkilerin canlılıkları azalmaktadır. Tipik olarak bu bitki toprakları ekilmiş arazilerde, kum tepelerinde ve gelişmiş topraklarda bulunur. Kuzey Amerika kıtasında L. serriola doğal bir bitkidir. Kaliforniya eyaletinde çöplük alanlarında L. serriola ile birlikte birçok bitki daha bulunmaktadır. Kuru-güneşli kanalizasyon alanlarında, tahrip edilmiş alanlarda, yol kenarlarında, ekili tarlalarda ve suni gölün olduğu alanlarda rastlanılmıştır. Arizona ve Colorado’ da yol kenarlarında, otlatılmış meralarda, sulanan bitkilerin yanında, meyve bahçelerinde ve küçük bahçeler de rastlanılmıştır. Avrupada’ ki Lactuca spp. türleri ılıman ve sıcak bölgelerde yetişir. Büyümek için güneşli alanları tercih ederler. Kuzeyde ise sıcak yazları olan bölgelerde görülür [13]. L. serriola Avrupa’ nın yerli bir ırkıdır. Ilıman ve tropik Asya, Afganistan, Ermenistan, Azerbaycan, Gürcistan, İran, Irak, İsrail, Kazakistan, Kırgızistan, Lübnan, Rusya Federasyonu (Altay, Ciscausasia, Dağıstan, Doğu Sibirya, Batı Sibirya, Suriye, Tacikistan, Türkiye, Türkmenistan, Özbekistan, kuzey Hindistan, Pakistan) Güney Afrika ‘ya kadar olan bölgelerde yayılış gösterir. Avrupa’ da en sık 200-600 m yüksekliklerde kaydedilir [139]. Genel olarak İsviçre 1560 m, Türkiye'de 1750 m; Afganistan'da 3100 m ve 3600 m kuzey Himalayalar'da dağılım göstermektedir [131]. Bu yüksekliğin üzerinde oldukça nadirdir. Son zamanlarda L. serriola açık alanların bir öncüsü haline gelmiş ve Avrupa da geniş alanlara yayılarak öncü bitki toplulukları olmuşlardır [93].

Bu bitki genelde Sonchus spp ile karıştırılır. L. serriola’ nın yapraklarının alt orta tabanında dikenler vardır. Bu özellik Sonchus’ un karakteristik özellikleriyle örtüşmez [139].

Doğal ortamlarında Lactuca serriola bir yıllık kuraklığa toleranslı bir bitki olduğu için sonbaharda filizlenir. Böylece çiçekler çok kuru ortamlarda bile tohum üretebilirler. Olumsuz hava şartlarına ve kuraklığa karşı toleranslıdır. Lactuca serriola değişik çevresel koşullarda geniş bir büyüme yeteneğine sahiptir.

Bazı durumlarda (yüksek sıcaklıklara maruz kaldığında) potansiyel olarak daha uzun bir büyüme mevsimi geçirebilir. Kış aylarında ise sıcaklıklar azaldığında (donma noktasına yaklaştığında ) çimlenme durumunda kalabilir; ve sonra (35 ° C) yaz

(28)

28

boyunca çiçek açar. Aynı bitkinin farklı tohumlarının çimlenme döngüsü birbirinden farklı olabilir. Gutterman bunu çimlenme zamanlarının dağılması olarak tanımlamıştır. Araştırıcı bu çimlenme stratejilerini ‘‘ Bir bitkinin tohumlarının bir kısmı bir yağmurdan sonra çimlenir. Akenlerin sadece bir kısmı kış için hazır olur ve o kışı geçirebilir.’’ şeklinde açıklamıştır. Bu strateji kuruma ve fide ölüm riskinin çok olduğu çölde çok önemli bir hayatta kalma mekanizmasıdır. Bu extreme iklim şartlarında bir avantajdır. Tohum bankalarında bile bu özel türün tohumlarının sadece bir kısmı optimal koşullarda hayatta kalabilmektedirler. Gün uzunluğu Lactuca serriola’ nın hayat döngüsünü etkileyip etkilemediği diğer birçok faktörle birlikte henüz anlaşılmış veya çözülmüş değildir. Çimlenme sıcaklıklar düştüğünde oluşmaktadır. Karanlık veya ışıklı koşullarda 23-30 ° C sıcaklıklarda % 92 oranında çimlenme olmuştur. Çimlenme batı Amerika’ da genellikle bahar ayının başlarında başlar. Eğer çimlenme sonbaharda oluşursa bitki kış boyunca vejetatif fazda en fazla 9 aya kadar rozet şeklinde kalır. Bu vernalizasyon sırasında kök büyümesi oluşur. Vernalizasyondan sonra hızlı bir faz değişimi meydana gelir ve bitki üreme fazına geçer. Bitki ilkbaharın sonuna doğru çiçek açmaya başlar ve sonbahara kadar çiçekli kalabilir. Lactuca serriola kapitulasının yaklaşık üçte biri tek seferde açar. Polenleri öncelikle böcekler ile dağılmasına rağmen, bu bitkinin kendi kendini dölleme yeteneği de vardır. Meijias [93] çalışmalarında kendi kendine tozlaşma davranışını bitkinin kendi tercihi olduğunu bulmuştur. Bu bitkinin çiçekçiği içindeki çiçekler bir gün boyunca açıktır. Çiçeklerin açık kalma süresi çevresel şartlara göre (sıcaklık, nem, ışık şiddeti) değişiklik gösterir. Çalışmalar boyunca normal şartlar altında bu türün çiçeklerinin açık kalma süresi 113-208 dakika arasındadır.

Çiçekçiklerin açık kalma süreleri uzadıkça çapraz tozlaşma şanslarıda artmaktadır. L. serriola, L. sativa ile tam çapraz uyumludur [140].

L. serriola açıkta yetiştiğinde kök ve yaprakları yere dikey olarak yönelir. Bu kuzey güney yönelimi bitkiye pusula bitki adını verir. Lamina ve yaprakların dikey yönlenmesi doğu batı yönünde gelen güneş ışınlarının olumsuz etkilerini azaltır.

Sabah ve ikindi radyasyonunun öğle ışınımını azaltır. Bu düzenleme hava buhar konsantrasyonu farkından faydalanarak yaprak sıcaklığının düzenlenmesini sağlar. Bu strateji fotosentez etkinliği düşük olduğu zamanlarda hava ve yaprak sıcaklıklarını ayarlar ve su kaybını en aza indirerek fazla su kaybının oluşmasını önler. Bu bitkinin su

(29)

29

sınırlı iken karbon kazancının etkili bir yolunu bulması teorisidir. Gölgede büyüdüğünde ise yaprakları yatay olarak yönelir.

L. serriola derin toprak tabakalarında uzun bir kazık kök ve birçok yan köklere sahiptir. Bu kökler zigzak dizilişlidir. Bu da kuraklık sırasında toprağın derin kısmından kolay su alınımını ve besinlere rahat ulaşılmasını sağlarlar. Ayrıca köklerindeki zigzak diziliş onun diğer bitkilerle girdiği rekabette önde olmasını sağlar. Stevens’ in tahminine göre biraz rekabetle büyüyen ve iyi gelişmiş L. serriola bitkisi ortalama 27. 900 tohum - bitki üretir [141]. L. serriola’ nın meyveleri (aken) rüzgarda dağılabilmek için paraşüt benzeri pappuslara sahiptir. Onların gagalı akenleri diğer Asteraceae türlerindeki gagasız akenlere göre düşük değerli bir yerleşme hızına sahiptir. Buda daha fazla ve kolay dağılma kabiliyeti sağlamaktadır.

L. serriola’ ya ait tohumlar toprak altında 3 yıl canlı kalabilirler. Tohum muhafazasında ise karanlık ve serin bir yerde tohum canlılığını 3 yıl koruyabilir. L. serriola’ nın kültür marulu olan L. sativa’ nın gen havuzunun bir parçası ve atası olduğu kabul edilir. Ayrıca L. serriola şifalı bitki olarak kullanılmaktadır. L. serriola ışıklı (kumlu) ve orta (killi ) topraklar ile iyi yıkanmış toprakları tercih eder. Asidik, nötr ve alkali topraklarda yetişebilir. Gübreli, karbon bakımından zengin ve nemli toprakları tercih eder.

Lactuca evriminde kısa bir yaşam döngüsüne yönelmiştir. Bu değişen çevre koşullarında çoğalma yeteneklerini sürdürebilmeleri için gereklidir.

(30)

30 2. 7. 3. L. viminea L. Türünün Özellikleri

Avrupa Florası’ na göre [19] L. viminea türünün özellikleri aşağıda belirtilmiştir. Genelde tüysüz çok yıllık veya iki yıllıktır. Gövde 100 cm e kadar, genelde çok sayıdadır. İğ şeklide fusiform köklüdür. Yapraklar donuk mavimsi yeşil, uzunluğuna dekurrent, yüzeye paralel olarak yatıktır. Linear kulakçıklı. Alttakiler pinnatifitten pinnatisekte, linear lanceolattır. Üsttekiler genelde tamdır. Çiçeklenme spika gibidir. Kapitula sapsızdır. Dilsi çiçekler soluk sarıdır. Akenler 7- 15 mm; gövde oblong eliptik, 5 ten 15 e kadar kaburgalıdır. Aken siyahımsıdır. Gaga gövde kadar veya daha kısadır. Taşlık arazilerde yetişir.

Bu takson taşların arasında çakıl toplulukların, ve genellikle eski taş ocakları, kayalarda, uçurumlarda, yamaçlarda yetişir. Yoğun olduğu bölgeler taşlar arasında, hendeklere yollar boyunca meydana gelen ve bağlardır [12,18].

Bu taksonun Avrupaki dağılım alanları diğer taksonlarla karşılaştırıldığında daha dar kalmaktadır. Bu taksonun dört alttürü tanımlanmıştır. Bunlar; subsp. viminea, subsp. alpestris, subsp. chodrilliflora ve subsp. ramosissima.

L. viminea için Avrupa Florasında bulunan alttür tayin anahtarı aşağıdaki gibidir [19].

1)Akenler 7-9 mm; gaga gövdenin ½ sinden büyük değil 2) Gövde 7-25 cm ………. subsp. alpestris

2) Gövde 30-80 (-100) cm ………. subsp. chondrilliflora

1) Akenler 9-15 mm; gaga gövde kadar

3 ) Dallanma sadece üst kısımda ……. subsp. viminea 3) Dallanma tabandan itibaren ………. . subsp. ramossima

Lactuca viminea subsp. viminea Akdeniz bölgesinde yaygındır [12, 131]. Lactuca viminea subsp. ramosissima Fransa ve İber Yarımadası'nda sık görülür. Lactuca viminea subsp. alpestris 2500 m güneşli habitatları, kalkerli kayalar ve cepheler tercih eder. Girit'te bir endemik olarak kabul edilir.

Lactuca viminea subsp chondrilliflora Fransa, İtalya, İber Yarımadası, İsviçre ve Sırbistan da yayılış göstermektedir [12, 18, 23, 93].

(31)

31 2. 7. 4. Lactuca virosa L. Türünün özellikleri

Avrupa Florası’ na göre [19] L. virosa türünün özellikleri aşağıda belirtilmiştir. Tek yıllık veya iki yıllık, kötü kokulu köklüdür. Gövde uzunluğu 200 m ye kadardır. Dik, tüysüz veya aşağıda tüylüdür. Yapraklar obovat-oblong, dentattan pinnatifide derin lobludur. Orta damarda veya alt yüzde dikenlidir. Brakteler yatık kulakçıklıdır. Çiçeklenme piramidal panikuladır. Kapitula 15 çiçekçiklidir. Dilsi çiçekler soluk sarıdır. Akenler 6-10 mm; gövde eliptiktir. Dar kanatlı, 5 kaburgalı, siyahımsıdır. Gaga gövde kadardır. 2n =18’ dir. Avrupada şifalı bitki olarak kültürü yapılmaktadır. Yıkanmış taşlı veya kumlu alanlarda yetişir.

Akdeniz türlerinden olan Lactuca virosa çoğunlukla Akdeniz Havzası, Avrupa'da yayılış gösterir [93,142]. Lactuca virosa İngiltere'de kum tepelerinde kendiliğinden yetişen bir tür olarak kabul edilir [136]. Genel olarak Orta Avrupa'da nadir olarak kabul edilir [11, 18,131,143]. Yol kenarlarında ve terk edilmiş gibi ruderal habitatlarda bulunabilir [14]. Bu tür, çeşitli Avrupa ülkelerinde bir tıbbi bitki olarak kullanılmaktadır. [12]

Ferakova [12], L. virosa’ dan Kuzey Afrika [Fas, Cezayir, Lübnan, Tunus) ve batı Asya'da yaygın bir tür olarak bahsetmiştir.

(32)

32

BÖLÜM 3

MATERYAL METOD

3.1. Materyal

Araştırma materyali olarak Lactuca cinsine ait yaklaşık 50 bitki, 2012-2013 yılları arasında çiçek ve meyve verme dönemleri olan Haziran - Eylül ayları arasında Edirne ve çevresinden toplanmıştır. Arazi çalışmaları esnasında toplanan örneklerin fotoğrafları çekilmiştir. Anatomik ve palinolojik çalışmalar için bitkinin kök, gövde, yaprak ve çiçekleri fiksatif materyaline (% 70 alkol) alınmıştır [144]. Ayrıca toplanan bitkiler preslenip kurutularak herbaryum materyali haline getirilmiş ve EDTU herbaryumunda saklanmıştır. Toplanan örneklerin lokaliteleri harita üzerinde gösterilmiştir (Şekil 3.1.1.).

(33)

33

Şekil 3. 1. 1. Toplanan örneklerin lokaliteleri ( L. saligna, L. serriola, L. viminea subsp viminea, L.viminea subsp. ramossima, L. virosa)

(34)

34 3.2. Yöntem

3.2.1. Morfolojik Yöntem

Araştırma materyali olarak Lactuca cinsine ait 50 bitki, 2012-2013 yılları arasında çiçeklenme ve meyve verme dönemi olan Haziran – Eylül ayları arasında Edirne ve çevresinden toplanmıştır. Bu çalışma fotoğraflarla desteklenmiştir. Anatomik ve palinolojik çalışmalar için toplanan örneklerin bir kısmı %70 alkole alınmıştır. Diğer örnekler ise kurutularak herbaryum materyali haline getirilmiş ve EDTU Herbaryumunda saklanmıştır. Toplanan örneklerin lokaliteleri Tablo 4. 1. 1-4.1.5. ve Şekil 3.1.1 ’ de açıklanmıştır.

Tohum, ovaryum, stilus ve polen yüzeyi morfolojisi herbaryum materyallerinden çalışılmıştır. Materyaller, üzerinde iki taraflı yapıştırıcı bant bulunan stap üzerine yerleştirilmiştir. Materyallerin mikrofotoğrafları Trakya Üniversitesi TÜTAGEM araştırma labaratuarında EVO LS-10 taramalı elektron mikroskobunda çekilmiştir.

3.2.2. Anatomik Yöntem

Anatomik çalışmalar için fiske edilen bitkilerin kök, gövde, yaprak kesitleri jilet yardımıyla el ile alındı.

Anatomik çalışmalar için alınan kesitler, pektin ve lignin bulunan kısımların belirlenmesi için safranin-alcian blue karışımı ile boyandı. Yaprak enine ve yüzeysel kesitler ise boyama yapılmadan incelendi. Alınan kesitler gliserin-jelatin ortamında daimi preparatlar haline getirildi. Son olarak daimi hale getirilen preparatlara ışık mikroskobunda 4x, 10x ve 40x büyütmelerde incelendi ve preparatların fotoğrafları alındı.

Stomalar ile ilgili ele alınan tüm parametreler, yaprağın alt ve üst yüzü için her grupta ellişerden dört tekrarlı ölçüm yapılmıştır. Stoma indeksinin hesaplanmasında aşağıdaki formül kullanılmıştır [126].

Stoma indeksi = X 100

mm2’deki stoma sayısı + mm2’deki epidermis hücre sayısı

(35)

35

Alınan anatomik kesitlerde kristal varlığına da bakıldı [145]. Kullanılan yöntem aşağıdaki gibidir:

Her örneğe ait yapraklar %25’lik çamaşır suyunda 4 saat bekletildi.(Ticari çamaşır suları % 100’lük kabul edilir. )

Çamaşır suyundan çıkarılan kesitler %96’lık alkol içerisinde 10 dakika bekletildi. Alkolden çıkarılan yapraklar ksilolde yine 10 dakika bekletildi.

Entellan ile kapatılarak ışık mikroskobu altında incelendi.

3.2.3. Palinolojik Yöntem

Arazi çalışmaları sırasında L. saligna, L. serriola, L.viminea subsp. viminea, L. viminea subsp. ramossima ve L. virosa’ nın yeni açmış çiçekleri %70’ lik alkol içinde fiske edilerek şişelerde saklandı. Labaratuar çalışmaları sırasında polen preparatları Wodehouse Yöntemi kullanılarak hazırlandı [116]. Wodehouse tarafından geliştirilen bu yönteme göre, önce temiz bir lam üzerine konulan polenlerin üzerine reçine, yağ ve hava kabarcıklarının ortadan kalkması için 2-3 damla %96’lık etil alkol damlatıldı. Alkol buharlaşana kadar bekletildi. Buharlaşmayı hızlandırmak için lam ispirto ocağında kısa süreli ısıtıldı. Daha sonra lam üzerine yapışmış halde bulunan polenlerin yanına montaj materyali olarak bir miktar bazik fuksinli gliserin - jelatin konuldu ve lamel yavaşça kapatıldı. Hazırlanan preparatlar Olympus fotomikroskobunda 10x, 20x, 40x objektifi ile incelendi ve mikrofotoğrafları çekildi.

Ayrıca polenlerin fertilitesini incelemek için polenler laktofenol anilin mavisi ile de boyandı. Ölçümlere polenlerin normal form ve boyutlara ulaşması için 2 ay sonra başlandı. Polenlerin polar eksen, ekvatoral eksen uzunlukları, por genişliği, ekzin kalınlıkları, diken uzunlukları ölçüldü. Ayrıca polenler skulptür, strüktür ve apertür özellikleri gibi morfolojik özellikler bakımından da incelendi. Her özellik için yaklaşık 50 ölçüm yapıldı. Ölçülen değerlerin aritmetik ortalamaları hesaplandı.

Polenlerin tanımlanmasında Erdtman, Kremp, Faegri ve Iverson’un terminolojisi kullanıldı [96,146,147].

(36)

36 3.2.4. Kullanılan Boya ve Çözeltilerin Hazırlanışı

3.2.4.1.Anatomik Çalışmalarda Kullanılan Boya ve Çözeltilerin Hazırlanışı

Safranin-Alcian Blue

Bu boya yöntemi özellikle bitkilerin anatomik yapılarında, odunlaşmış ve odunlaşmamış dokularının ayırd edilmesi için kullanılmaktadır [148]. Safranin ve alcian blue ayrı ayrı hazırlanır.

Safranin Eriyiği: 1 g safranin + 100 ml distile su

Alcian Mavisi: 1g alcian blue + % 3 asetik asit + 100 ml distile su + 1 timol kristali.

Boyama için izlenen yol: Kesitler bir süre %70 alkolde tutulur.

Safranin içine alınan kesitler 10 dakika bekletilir. Yeniden %70 alkole alınıp yıkanır.

Alcian blue eriyiği sulandırılır (1 hacim alcian blue: 3 hacim %70 alkol). Kesitler bu eriyik içerisine alınıp, küçük bir fırça ile sağa sola hareket ettirilir. Yeterli boyanma olunca boyadan çıkarılır.

Kesitler %95 alkolde yıkanır, gliserin-jelatin ile daimi hale getirilir.

Gliserin-Jelatin

Montaj materyali olarak kullanılan gliserin-jelatinin hazırlanışı ve kullanılan miktarlar şöyledir; [145] Malzemeler : 52 ml Saf su 8 gr Jelatin 50 ml Gliserin 0, 1 gr Fenol

(37)

37 Gliserin-Jelatinin Hazırlanışı :

Jelatin parçaları su içinde ısıtılır, gliserin ve fenol ileve edildikten sonra karışım su banyosunda 15 dk kadar 75 oC ‘nin altında homojen oluncaya dek karıştırılarak ısıtılır. Isıtma işlemi 75 oC ‘nin üstünde yapılırsa jelatin bozularak melatine dönüşür. Bu

yüzden dikkat edilmesi gerekir. Hazırlanan karışım soğutularak buzdolabında saklanır. Kullanılacağı zaman 60 oC ‘de eritilir.

3.2.4.2. Palinolojik Çalışmalarda Kullanılan Boya ve Çözeltilerin Hazırlanışı

Bazik Fuksinli Gliserin Jelatin

Montaj materyali olarak kullanılan bazik fuksinli gliserin-jelatinin hazırlanırken kullanılan miktarlar şöyledir;

Malzemeler ; 52 ml Saf su 8 gr Jelatin 50 ml Gliserin 0, 1 gr Fenol Hazırlanışı ;

Önce jelatin plaklar belirli bir süre (2-3 saat) distile su içerisinde tutuldu. Daha sonra 1 ölçü jelatinle 1,5 ölçü gliserin karıştırıldı (ölçü ağırlık bakımındandır). Karışımın içerisine istenilen koyulukta fuksin ilave edildi. Bu karışıma polenlerin küflenmesini engellemek için % 2-3’lük fenol kristali ilave edildi. Karışım homojen hale gelinceye kadar yavaş yavaş ısıtılarak baget yardımıyla karıştırıldı.

Fuksinli gliserin-jelatin ile hazırlanan preparatlarda, polenlerin polar ekseni, ekvatoryal ekseni, por genişliği, ekzin genişliği, diken uzunluğu ölçüldü.Ve fotoğrafları çekildi.

(38)

38 Laktofenol Anilin Mavisi

Polenlerin sterilite oranları için preparatlar laktofenol anilin mavisi boyandı. Laktofenol anilin mavisinin hazırlanışı aşağıdaki gibidir [149].

Malzemeler:

10 ml …………. Laktik asit 100 gr…………Fenol kristali 100 ml ………. . Gliserin 100 ml………. Distile su

Fenol kristali distile suda eritildi ve gliserin ilave edilerek laktofenol hazırlandı. Laktofenol ve suda hazırlanmış % 1’lik anilin mavisi eşit miktarda karıştırıldı [141].

(39)

39

BÖLÜM 4

SONUÇLAR VE TARTIŞMA

4. 1. Arazi Çalışmaları Sonuçları

Bu çalışmada incelenmiş olan L. saligna, L. serriola, L. virosa türleri ile L. viminea L. subsp viminea, L.viminea L. subsp. ramossima alt türleri için başta ‘‘Flora of Turkey’’ adlı eserin 5. cildi olmak üzere, Türkiye Bitkileri Veri Servisi’nden [130] yararlanılarak coğrafi dağılım sorgulaması yapıldı [58,130]. Bu sorgulamaya göre L. virosa ve L.viminea subsp viminea, L.viminea subsp. ramossima Türkiye için yeni kayıt olarak belirlendi. L. serriola ise Edirne için yeni kayıt olarak belirlendi. (Tablo 4. 1. 1- Tablo 4. 1. 5 )

Bitkiler genel olarak bir arada ve yol kenarı, çöplük, tarla kenarı, terk edilmiş arazilerde bulundu. Kuzey yamaçlarda yetişen bitkilerin daha geç çiçek açtığı, güney yamaçlarda yetişen bitkilerin ise daha erken çiçek açtığı gözlemlendi. Bitkinin çiçek açması genelde saat 10. 00 ile 15. 00 arası olduğu ve çiçeğin koparıldıktan yaklaşık 2-3 dk sonra tohuma dönüştüğü görüldü. Bu yüzden çiçek materyalleri arazi çalışmaları esnasında alkole alınıp fiksatife edildi.

Referanslar

Benzer Belgeler

Saygılarım

In the case of increased risk for combined test, if the woman's decision is for invasive prenatal diagnosis, the choice of chorionic villus sampling technique seems most appropriate

Araştırmada ana-baba ile en önemli çatışma alanları olarak şunlar saptanmıştır : Okul ve öğrenim sorunları, siyasal konular, gece dışarı çıkma, belli

Bu yazıda, görsel bir sanat olarak kabul ettiğimiz ve çağdaş sanatlar kapsamında değerlendirdiğimiz Đslâm yazısının oluşturulma nedenleri; Đslâm inancı

SVM Processor sınıfından döndürülen dizisinin elemanları tek tek alınarak eğitim verisi ile karşılaştırılır. Bu karşılaştırma ile DVM düğümleri

 Şehir destinasyonu: Bu destinasyon başta büyük kentler olmak üzere turistik yönden önemli destinasyondur. Turistik cazibeleri bünyelerinde bulundurmalarının yanı

Donizetti Paşa’nın ölümünün ardından Naum tiyatrosuna temsil vermeye gelen İtalyan opera topluluğunun orkestra şefi Callisto Guatelli (d.1820-1899) Mızıka-i

Therefore, it is the purpose of this study to compare the lexical bundles in academic writing across two languages (English and Turkish) through the structural and