Güncel Gastroenteroloji
Mide Kanseri ve Diyet
Aras›ndaki ‹liflkiler
Nihat AKBAYIR
fiiflli Etfal E¤itim ve Araflt›rma Hastanesi Gastroenteroloji Klini¤i, ‹stanbul
Y
aklaüık yirmi yıl öncesine kadar, mide kan-seri dünyada görülen en yaygın kanser tü-rüyken üimdi, akciùer kanserinden sonra ikinci sıraya gerilemiü ve mortalite oranları tüm ba-tı ülkelerinde düümeye baülamıütır. Günümüzde mide kanseri Asya’da, Avrupa veya Kuzey Ameri-ka’dan daha sıklıkla görülmektedir (-3). Son yıllar-da özellikle geliümiü ülkelerde uygulanan diyet de-ùiüikliklerinin, mide kanseri insidansı ve mortalite-sinde belirgin olarak izlenen azalmadan sorumlu tutulabileceùi ve böylece diyetin bu hastalıùın et-yolojisinde önemli olabileceùi düüünülmektedir. Epidemiyolojik çalıümalar, diyetteki çeüitli gıda ve maddelerin mide kanserinde olumlu veya olum-suz anlamda risk faktörü olarak rol oynayabilece-ùini göstermiütir. Tablo ’de mide kanseri riskini art-tıran ve azaltan diyet ögeleri ve maddeler gösteril-mektedir.SEBZE VE MEYVELER
Mide kanseri insidansındeki gerileme, buzdolapla-rının yaygın kullanımı ve buna koüut olarak taze sebze, meyve tüketiminin artması ve turüulanmıü yiyeceklerin alımının azalmasıyla birliktelik göster-mektedir (4, 5). Yiyecekleri tuzlayarak korumak yerine soùutucularda saklama yöntemlerinin rutin kullanıma girmesi sonucu yıl boyu taze sebze ve meyve olanaùının saùlanması ve diyetlerde tuz-lanmıü gıda oranının azalması, mide kanseri riskin-deki azalmadan sorumlu etkenler arasında yer al-maktadır (2). Düüük sıcaklıklar, taze gıdaların bak-teriyel, fungal ve diùer etkenlerle bulaüma oranını düüürmekte ve nitritlerin bakteriler tarafından oluü-turulmasını azaltmaktadır.
Taze meyve ve çiù sebzelerin sık tüketiminin, mide kanseri geliüimine karüı koruyucu bir etki gösterdi-Güncel Gastroenteroloji
Mide kanserine karüı koruyucu etkisi olanlar Sebze ve meyveler
Antioksidanlar (C vitamini, beta-karoten, alfa-tokoferol, selenyum)
Yeüil çay, siyah çay (polifenoller)
Fermente olmayan soya (soya sütü, soya fasulyesi, soya tohumu) Taze balık (?)
Mide kanseri riskini arttıranlar Tuz
Nitratlar (Gıdalara koruyucu olarak eklenen katkı maddeleri, içme suları)
Nitritler ve nitrozaminler (N-nitrozo türevleri) Heterosiklik aminler (Yüksek ısıda piüirilmiü etler) Fermente soya (soya sosu, fermente soya fasulyesi) Küflenmiü buùdaygiller, tohumlar, çekirdek tohumları (Aflatoksin)
Yaùda kızartılmıü gıdalar (?), yaùlı yiyecekler (?), fazla miktarlarda kırmızı et alımı (?)
Tablo. Diyette bulunan çeüitli gıdaların, vitaminlerin, mikrobesin ögelerinin ve diùer maddelerin mide kanseri üzerindeki etkileri
ùi ve kanser riskinde %30-50 oranında bir azalma-ya neden olduùu gösterilmiütir (6-9). Hawai’de azalma- ya-üayan yaklaüık 2.000 Japon hastanın katıldıùı bir prospektif çalıümada, haftada 7 veya daha fazla kez meyve tüketenlerde risk oranının 0.6 olduùu bulunmuütur (0). Taze meyve ve sebzelerin koru-yucu etkilerinin, içerdikleri antioksidan vitaminler-den kaynaklandıùı düüünülmektedir. Özellikle ko-yu yeüil sebze ve meyveler (brokoli, ıspanak, may-danoz, dereotu, roka, kivi ve benzerleri) yüksek oranda C vitamini içermeleri, sarı renkli sebze ve meyveler (havuç, bal kabaùı, patates, kayısı, ka-vun, üeftali ve benzerleri) ise A vitamini öncüsü olan beta-karotenden zengin olmaları ile güçlü antioksidan özellik taüımaktadırlar (2). Ayrıca C vi-tamini ve fenoller gibi fitokimyasalları içeren sebze ve meyvelerin diyetle yüksek miktarlarda al ınma-sı, nitritlerin nitrozaminlere dönüüümünü geciktir-mektedir.
TUZ
Mide kanseri geliüiminde risk faktörü olduùu düüü-nülen bir diùer komponent, diyet içinde yüksek miktarda tuz bulunmasıdır (turüusu yapılmıü, tütsü-lenmiü gıdalar, soya sosu, kurutulmuü ve tuzlanmıü et, balık). Diyetle birlikte aüırı miktarda tuz alımıy-la mide kanseri geliüimi arasında baùlantı olduùu epidemiyolojik verilerle ortaya konulmuü olup, kontrollü çalıümalardan elde edilen ana sonuçlar, geleneksel olarak tuzla hazırlanmıü et ve turüuların ve bizzat tuzun kendisinin mide kanseri geliüme ris-kini %50-80 oranında arttırdıùını göstermektedir (4, 7). Yüksek miktarlarda tuz alımının, H.pylori infek-siyonu varlıùında insan ve hayvanlarda atrofik gastrit geliüme oranını arttırdıùı, hayvan modelle-rinde N-nitrozo bileüikleri içeren gıdaların mutaje-nik etkilerini potansiyelize ettiùi ortaya konmuütur (). Mideleri H.pylori ile kolonize edilen farelerin bir bölümünün tuzdan zengin bir diyetle beslendi-ùi, ayrıca H.pylori ile infekte olmayan kontrol gru-bunun da bir bölümüne yüksek miktarlarda tuz verildiùi bir çalıüma gerçekleütirilmiütir. únfeksiyon sonrası 6. haftada yüksek tuzlu diyetle beslenen farelerde normal diyetle beslenenlere kıyasla kolo-nize olan H.pylori sayısında anlamlı artıü olduùu, korpusta parietal hücre sayısında azalmayla birlik-te atrofik gastrit geliütiùi gözlenmiütir. H.pylori ile in-fekte olmayan ancak tuzdan zengin diyetle besle-nen fareler gastrik pitlerde uzama ve parietal hüc-re zonunda azalmayla kendini göstehüc-ren atrofik gastrit özellikleri sergilemiülerdir. Bu çalıümayla, tu-zun, gastrik epitel hücresi üzerinde H.pylori gibi
çevresel bir faktörden baùımsız bir üekilde bir kar-sinogen gibi etki gösterdiùi, yüksek oranda tuz içe-ren diyetlerde midedeki H.pylori kolonizasyonu-nun arttıùı ve böylece tuz ile bu bakteri arasında sinerjik bir mekanizmanın iülediùi sonuçlarına va-rılmıütır (2). Tuz alımıyla, nitratlar için bildirilmiü mide kanseri riskinin daha da arttıùı gösterilmiütir. Fazla sayıda hastanın tuz ve nitrat alımlarının 24 saatlik idrardaki miktarlarının ölçülerek deùerlen-dirildiùi bir çalıümada, nitratların mide kanseri mortalitesi oranını arttırıcı etkisinin, daha yüksek idrar sodyum deùerleriyle doùru orantı gösterdiùi ve böylece diyetteki aüırı tuzun, mide kanseri olu-üumunda bir predispozisyon yarattıùı sonucuna varılmıütır (3).
Tuz, mide mukozası üzerinde doùrudan hasar veri-ci ve inflamasyon oluüturucu bir etki göstermekte-dir. Tuzun etki mekanizmasına iliükin Tannenbaum ve arkadaülarının teorisine göre, tuzdan zengin di-yet altında gastrik epitel hücrelerinin replikasyon hızının arttıùı ileri sürülmüü olup, sıçanlarda tuz alı-mı arttıkça hücrelerin mitotik aktivitelerinin de art-tıùı gösterilmiütir (4).
SOYALI GIDALAR
Soyanın içinde bol miktarda antioksidan özellikte-ki izoflavon bulunmakta olup, bu maddenin ayr ı-ca antineoplastik (yeni damar oluüumunu önleme-si yoluyla) ve anti-östrojenik etkilere sahip olduùu bilinmektedir. Ayrıca mide kanseri hücre dizileri üzerinde in-vitro olarak antiproliferatif etki göster-mektedir (5). Soya içeren gıdalardan fermente ol-mayanlarının (soya sütü, soya fasulyesi, soya to-humu) mide kanseri geliüimine karüı gastrik muko-zayı koruduùu, fermente olanlarının (soya sosu, fermente soya fasulyesi) ise kanser geliüme riskini arttırdıùı savunulmaktadır. Ancak fermente olma-yan soyalı yiyeceklerin aynı zamanda sebze kate-gorisinde kabul edilebileceùi ve kemoprevansiyon etkisinin sebze özelliùinden kaynaklanabileceùi, fermente olanlarının kanser risklerinin ise içerdikle-ri yüksek miktarlardaki tuz oranlarıyla iliükili olabi-leceùi düüünülmektedir (6).
KARS‹NOJEN‹K/MUTAJEN‹K
MADDELER
Heterosiklik aminler: Yüksekısılarda piüirilen etler-de, çiù etlerde bulunmayan bir takım kimyasal maddeler açıùa çıkmaktadır. Sıùır, domuz, tavuk, hindi ve balık etinde bulunan aminoasitlerle, kas yapısındaki bu etlerin içinde bulunan kreatinin
molekülü arasında, yüksek ısı altında kimyasal bir reaksiyon sonucunda heterosiklik aminler adı veri-len ve 9 üyeden oluüan bir grup mutajen madde ortaya çıkmaktadır. Çeüitli ülkelerde yapılan araü-tırmalarda yüksek ısıda deùiüik piüirme tiplerinde kas eti içinde heterosiklik aminlerin oluütuùu göste-rilmiü olup, mide kanseriyle piüirilmiü et tüketimi arasında baùlantı olduùu ortaya konmuütur. Mide kanseri riskinin haftada dört ya da daha sık sıùır eti tüketenlerde, daha az tüketenlere kıyasla 2 kat arttıùı gösterilmiütir (7-9). Ayrıca yaùda kızartıl-mıü ya da barbeküde piüirilmiü etlerin fazla miktar-larda yenmesi kolon, pankreas ve meme kanseri riskini arttırmaktadır. Heterosiklik aminlerin oluüu-munu etkileyen 4 faktör vardır; gıdanın türü, piüir-me yöntemi, piüirme ısısı ve süresi. Yalnızca piüiril-miü kas etinde bulunan bu heterosiklik aminler, di-ùer protein kaynaklarının (süt, yumurta ve karaci-ùer gibi organ etlerinde) doùal ya da piüirilmiü hal-lerinde yoktur ya da çok az miktarlarda bulunur-lar. Isı, heterosiklik aminlerin oluüumunda en önemli etkendir. Izgara yapmak, yaùda kızartmak veya barbeküde piüirmek çok yüksek ısı gerektirdi-ùinden, en fazla miktarlarda heterosiklik amin olu-üumu bu yöntemlerle piüirildiùinde ortaya çıkmak-tadır. Isı 200 dereceden 250 dereceye yükseltildi-ùinde etin heterosiklik amin içeriùinin üç kat arttı-ùı gözlenmiütir. Ayrıca piüirme süresi uzadıkça olu-üacak amin miktarı da artıü göstermektedir. Fırın-da ya Fırın-da rosto tenceresinde piüirme Fırın-daha düüük ısılarda gerçekleütiùi için daha az miktarlarda bu aminler oluümaktadır. Bu üekilde piüirilse de etten süzülerek oluüan et suyunun amin içeriùinin düüük olmadıùı akılda tutulmalıdır. Buùulama, güveçte piüirme ve kaynatma, 00 derece ya da altında gerçekleütiùi için bu üekilde piüirmelerde oluüacak amin miktarları gözardı edilebilir düzeylerdedir. Et-lerin piüirilmeden önce 2 dakika süreyle mikrodal-ga fırında bekletilmesinin heterosiklik amin içeriùi-ni %90 azalttıùı bildirilmiütir (20). Ayrıca piüirme ön-cesinde etlerin, teriyaki sosu (soya sosu, susam ya-ùı ve tohumu, portakal suyu, sarmısak, yeüil so-ùan, zencefil, bal) olarak isimlendirilen bir karıüım içinde yumuüatılması, yine amin içeriklerini azalta-cak bir yöntem olarak belirtilmektedir (2). Nitratlar, nitritler ve nitrozaminler: Nitritler doùal rengi korumak ve botulismus toksinini önlemek amacıyla iülenmiü bir çok et ürününde katkı mad-desi olarak kullanılmaktadır. Diyette fazla miktar-da nitrat varlıùının etkileri ayrıntılı araütırılmıütır. Nitratlar, bakteriler veya makrofajlar tarafından nitritlere indirgendiùinde, diùer nitrojen içeren
maddelerle N-nitrozo bileüikleri oluüturmak üzere tepkimeye girebilirler (22). N-nitrozo bileüiklerinin de (nitrozaminler) mitojen ve karsinojen oldukları bilinmekte olup, bu bileüiklerin sıçanlarda mide kanserine neden oldukları gösterilmiütir (23). Ayrı-ca atrofik gastrit ve intestinal metaplazi geliümiü bir midede hipoasidite nedeniyle kolayca kolonize olabilecek anaerob bakteriler, nitrat ve nitritleri karsinojenik potansiyeli olan nitrozo bileüiklerine dönüütürebilirler (3, 24). Nitrat ve nitritler önceleri et, balık ve sebzeleri korumaya yönelik katkı mad-desi olarak sıklıkla kullanılmaktayken, ABD ve di-ùer endüstrileümiü toplumlarda besinlerdeki nitrat ve nitrit içeriùi %75 oranında azalmıütır (3). Ayrıca içme sularında yüksek oranda nitrat bulunmasının gastrik kanser riskini arttırabileceùi ileri sürülmüü-tür (2).
Bununla birlikte N-nitrozo türevlerine maruz kalma ile mide kanseri riski arasında baùlantı kurmaya yönelik çalıümalarda birbirleriyle çeliükili sonuçlar alınmıütır; bu da olasılıkla dıüardan alınan nitrat yoùunluùu ile N-nitrozo bileüiklerinin in-vivo olu-üan miktarları arasında korelasyon olması gerek-mediùi gerçeùinden kaynaklanmaktadır (25, 26). Son olarak yaklaüık 2.000 Danimarka’lı hastanın 6.3 yıl izlendiùi çok geniü bir prospektif çalıümada nitrat alımı ile mide kanseri riskinin artmıü olduùu gösterilememiütir (27). Kuramsal olarak nitratlar mide kanserinde karsinojen olarak rol alabilmele-rine karüın, gastrik karsinogenez sürecinde diyette-ki nitrat alımının önemi tam anlaüılmıü deùildir.
ANT‹OKS‹DANLAR VE M‹KROBES‹N
ÖGELER‹ (M‹KRONUTR‹ENTLER)
Doùanın ilginç bir ironisi olarak vücudun oksijenle ilgili metabolik süreçlerinde organizma için toksik olan bileüikler açıùa çıkmaktadır. Serbest oksijen radikalleri veya reaktif oksijen metabolitleri olarak da isimlendirilen bu moleküller, hücrelerin yaù, protein ve DNA yapısına zarar verebilmektedir. úüte antioksidanlar, bu bileüikleri nötralize ederek ya da ortamdan uzaklaütırarak, bu zararlı etkileri-ne karüı gelmektedir. Aralarında ön planda karo-tenoidler, vitamin C, vitamin E, ve polifenollerin sayılabileceùi bu antioksidanlar, sebze ve meyve-lerde bol miktarlarda bulunmaktadır. Beta-karoten yüzlerce farklı karoten içinde en bilineni olup, sarı ve turuncu renkli meyve, sebzeler ve yeüil yaprak-lı sebzeler zengin karoten kaynaklarıdır. Turunçgil-ler, çilek, yeüil biber, domates ve kivi C vitaminin-den zengin besin örneklerine, kabuklu yemiüler,
tohumlar ve sebze yaùları E vitamininden (alfa-to-koferol) zengin gıdalara örnek verilebilir. Bol mik-tarda flavanoid içeren polifenoller de elma, etli ka-buksuz meyveler, çay, soùan ve turunçgillerde bu-lunmaktadır. Tüm bu antioksidan özellikteki bile-üiklerin, aralarında mide kanserinin de bulunduùu bazı kanser türlerinin geliüme riskinin azaltılmasın-da yararlı olabileceùi görülmektedir (2).
C vitamini (askorbik asit): Bu antioksidanlar, reak-tif oksijen metabolitlerini süpürücü etki gösterirler ve böylece oksidatif DNA hasarını azaltırlar (28). Taze meyve ile saùlanandan daha az olmakla bir-likte C vitamininin de mide kanseri geliüme riskini %30-60 oranında azalttıùı gösterilmiütir (7, 29- 3). Mide sıvısı içindeki askorbik asit düzeyleri hem nit-rat alımıyla hem de omeprazol tedavisi altında azalmaktadır (22). Askorbik asit saùlıklı bireylerde mide sıvısında kandan daha yüksek konsantras-yonlarda bulunmakta ve kandan mide lümenine aktif olarak salgılanmaktadır (32). H.pylori’ye baù-lı gastrit ve mide sıvısındaki askorbik asit düzeyle-rine iliükin yapılan çeüitli çalıümalarda (33-35), bu bakteriyle infekte bireylerin mide sıvılarındaki as-korbik asit düzeylerinin, infekte olmayanlara kı-yasla daha düüük olduùu, bakterinin eradikasyo-nundan sonra infekte olmayanlardaki düzeylere geri döndüùü gösterilmiütir (34, 35). Askorbik asit güçlü bir antioksidan olması özelliùiyle mide kan-seri geliüimine karüı, lümende oluüan reaktif oksi-jen metabolitlerini uzaklaütırmakta ve karsinojenik N-nitrozo bileüiklerinin oluüumunu engelleyebil-mektedir.úntestinal tip mide kanserine dek giden süreçte gastrik atrofi geliütikçe parietal hücre kitle-sinin azalmasına baùlı olarak geliüen hipoklorhidri ortamında nitritleri nitratlara dönüütürecek bakte-rilerin çoùalmasına baùlı olarak kanserojenik N-nitrozo bileüikleri oluümaktadır. Atrofi geliütikçe mi-de asit salgısının azalmasıyla birlikte askorbik asit sekresyonunun da azaldıùı gösterilmiütir (36). Böy-le bir tabloda askorbik asitin bulunmaması, kanse-rojenik N-nitrozo türevlerinin aüırı miktarlarda oluü-ması, DNA hasarına yol açarak kansere dek giden sürecin yolunun açılması anlamına gelmektedir (ûekil ).
Mide kanseri için yüksek riskli popülasyonlarda et-kinH.pylori eradikasyonu ve antioksidan mikrobe-sin öùeleriyle desteklenmiü diyetin, birbirlerine ya-kın etkinlik oranlarında prekanseröz süreçleri geri-letebileceùi ve böylece mide kanserinin önlenme-sinde etkili bir strateji olabileceùi bildirilmiütir. Cor-rea ve arkadaüları tarafından, mide kanseri insi-dansınin yüksek olduùu bilinen Kolombiya’da
600’den fazla hastada randomize, kontrollü bir ça-lıüma gerçekleütirildi. Midelerinde multifokal non-metaplastik atrofi ve/veya intestinal metaplazi bu-lunan hastalar randomize olarak, H.pylori eradi-kasyonu, günde 2 gr askorbik asit, günde 30 mg beta-karoten ve bu tedavilerin deùiüen kombinas-yonları ya da plasebo almak üzere gruplara ayrıl-dılar. Çalıümanın altı yıllık süresi içinde baülangıç, üçüncü ve altıncı yıllarda alınan mide biyopsisi ör-neklerinde tedavi alan gruplarda plasebo grubu-na göre anlamlı derecede prekanseröz lezyonların gerilediùi ya da kaybolduùu gözlemlenmiü, ancak
'L\HW /PHQ 0XNR]D +S\ORUL 1D&O 12 $VNRUELNDVLW %HWDNDURWHQ 1D&O +S\ORUL " 1RUPDO 6SHUILV\HO JDVWULW $WURILN JDVWULW øQWUDJDVWULN <NVHNS+ %DNWHUL\HODúÕUÕ JHOLúLP 1 21QLWUR]RELOHúLNOHUL PXWDMHQOHU øQFHEDUVDNWLSL LQWHVWLQDOPHWDSOD]L .RORQLNPHWDSOD]L 'LVSOD]L .$56ø120 ûekil . Correa’ya göre insan gastrik karsinogenez modeli, H. pylori ve diyet komponentlerinin bu süreç üzerindeki etkileri (36)
KAYNAKLAR
1. Plummer M, Franceschi S, Munoz N. Epidemiology of gast-ric cancer. IARC Sci Publ 2004; 157: 311-26.
2. Akbayır N. Etyoloji ve patogenez. Mihmanlı M, editör. Mi-de kanseri ve cerrahi tedavisi. 1. Baskı. İstanbul. Avrupa Tıp Kitapçılık 2004; 59-94.
3. Fuchs CS, Mayer RJ. Gastric carcinoma. N Eng J Med 1995; 333: 32-41.
4. Palli D. Epidemiology of gastric cancer: an evaluation of available evidence. J Gastroenterol 2000; 35 (Suppl. 12): 84-9.
üç farklı tedavi grubunda ya da kombinasyonlar arasında anlamlı bir farklılık gözlenmemiütir. Örne-ùin non-metaplazik atrofili grupta H.pylori eradi-kasyonuyla plaseboya kıyasla 4.8 kat gerileme gözlenmiüken, bu deùerler C vitamini ve plasebo, beta-karoten ve plasebo karüılaütırmalarında sıra-sıyla 5 ve 5. olarak belirlenmiütir (29).
Beta-karoten, alfa tokoferol, selenyum: Geliümiü ülkelerde mikronütrientlerin diyete eklendiùi çalıü-malardan elde edilen sonuçlar kesin olmamakla birlikte cesaret verici niteliktedir. Çin’in Linxian böl-gesinde yapılan çalıümada diyete kombine olarak beta karoten, selenyum ve alfa tokoferol eklenme-siyle mide kanseri mortalitesinde anlamlı bir azal-ma saùlanmıü, ancak C vitamini eklenmesiyle bu kez aynı yarar gösterilememiütir (37).
D‹⁄ER GIDALAR
Küflenmiü kabuklu yemiüler, buùdaygiller ve çe-kirdek tohumları, bir küf mantarı tarafından üreti-len bir karsinojen olan aflatoksin içerebilmektedir. Aflatoksin alımı, mide, karaciùer ve böbrek kanse-ri kanse-riskini arttırabilir. Sayılan gıdaların kuru ve kapa-lı ortamlarda depolanması bu maddeye maruz kalma riskini azaltabilmektedir (2). Tükrük salgısı içindeki nitritlerin özellikle kardia seviyesinde lü-men içinde nitrozaminlerin oluüumuna neden ol-duùu, tahıl kaynaklı fiberden zengin diyetin bu mutajenleri nötralize ederek mide kardia kanseri riskini anlamlı derecede azalttıùı gösterilmiütir (38). Ayrıca yaùda kızartılmıü gıdaların, yaùlı yiyecek-lerin ve fazla miktarda kırmızı et yenilmesinin, mi-de kanseri için risk faktörü olabilecekleri, bunların tersine fazla miktarda taze balık alınmasının koru-yucu etkisinin olabileceùi ileri sürülmektedir (2). Yeüil ve siyah çay: Tüm dünyada en çok tüketilen içecek olan çay, Camellia sinensis adı verilen bir bitkiden elde edilmektedir. Otuza yakın ülkede üretilerek iülenen çayların, %20’si siyah çay, %2’si oolong çay ve %78’i yeüil çay olarak tüketime su-nulmakta olup, bunlar içinde yeüil çay daha çok
Japonya ve Çin gibi Asya ülkelerinde kullanıl-maktadır. Yapılan epidemiyolojik çalıümalarda aralarında mide kanserinin de yer aldıùı çeüitli kanser türlerinin insidansınde (meme, kolon, safra kesesi, karaciùer, akciùer, nazofarenks, pankreas kanserleri) yeüil çay tüketimiyle azalma görüldüùü izlenmiütir (39). Siyah çayın da yeüil çay gibi mide ve diùer organ kanserlerinin geliüimini azalttıùı, si-yah ve yeüil çay ekstrelerinin eüdeùer oranlarda insan kanserlerini önleyici etki gösterdiùi ortaya konmuütur (40).
Yeüil ya da siyah, sıcak ya da soùuk, sütlü ya da sütsüz olarak çayın günde 3-5 fincan içilmesi öne-rilmektedir. Ancak kafeinsiz çayların ekstraksiyon iülemlerine baùlı olarak daha az flavanoid içerme-si nedeniyle bu koruyucu etkinin azalabileceùi be-lirtilmektedir. Yeüil çaydaki aktif bileüikler olan po-lifenoller arasında baülıca epikatekin, epikatekin gallat, epigallokatekin, epigallokatekin gallat, si-yah çayda ise theaflavin ve thearubigin say ılabi-lir. Mide kanserinden baüka meme, kolon, prostat ve pankreas kanserine karüı koruyucu etkileri ol-duùu gösterilmiü bu maddelerin etki mekanizma-ları arasında, antioksidan özellikleri, detoksifikas-yon enzimlerini uyarıcı etkileri, apoptozis sürecini uyarmaları ve barsakların bakteriyel florasının iü-levlerini arttırıcı etki göstermeleri sayılabilir. Ayrıca aterosklerotik kalp hastalıùında bir risk faktörü olan LDL kolesterolün oksidasyonu çayla inhibe ol-maktadır. Çay, reaktif oksijen metabolitlerinin olu-üumunu inhibe edebilmekte, sitokrom P450 A, A2, 2B ve glukuronil transferaz enzimini indükte edebilmektedir. Glukuronidlerin yüksek miktarlar-da üretilmesi, detoksifikasyon sürecinin artmasına neden olmaktadır. Bilindiùi gibi DNA’nın oksidatif hasara uùraması kanserojenik mutasyonlara yol açabilmekte, ayrıca bu tür hasarın bir göstergesi olan 8-hidroksideoksiguanozin (8-OhdG) oluüumu çay tarafından baskılanabilmektedir. Etlerin piüiril-mesi sırasında ortaya çıkan heterosiklik aminlerin belirtilen kanser türlerindeki hedef organlar üzerin-deki kanserojenik etkileri de çayla azalt ılabilmek-tedir (4).
5. Mc Cullough ML, Robertson As, Jacobs AJ, et al. A prospec-tive study of diet and stomach cancer mortality in United States men and women. Cancer Epidemiol Biomarkers Prev 2001; 10: 1201-5.
6. Serafini M, Bellocco R, Wolk A, Ekstrom AM. Total antioxi-dant potential of fruit and vegetables and risk of gastric cancer. Gastroenterology 2002 ; 123: 985-91.
7. Ji B, Chow W, Yang G, et al. Dietary habits and stomach cancer in Shanghai, China. Int J Cancer 1998; 76: 659-64. 8. Harrison L, Zhang Z, Karpeh M, et al. The role of dietary
factors in the intestinal and diffuse histologic subtypes of gastric adenocarcinoma: A case-control study in the U.S. Cancer 1997; 80: 1021-8.
9. Terry P, Yuen ON. Protective effect of fruits and vegetables on stomach cancer in a cohort of Swedish twins. Int J Can-cer 1998; 76: 35-7.
10. Galanis D, Kolonel L, Lee J, et al. Intakes of selected foods and beverages and the incidence of gastric cancer among the Japanese residents of Hawaii: A prospective study. Int J Epidemiol 1998; 27: 173-80.
11. Otani K, Yano Y, Hasuma T, et al. Polyamine metabolism of rat gastric mucosa after oral administration of hyperto-nic sodium chloride solution. Am J Physiol 1998; 274: G299-G305.
12. Fox J, Dangler C, Taylor N, et al. High Salt diet induces gastric epithelial hyperplasia and parietal cell loss, and enhances Helicobacter Pylori colonisation in C57BL/6 mice. Cancer Research 1999; 59:4823-8.
13. Joossens JV, Hill MJ, Elliott P, et al. Dietary salt, nitrate and stomach cancer mortality in 24 countries. European Can-cer Prevention (ECP) and the INTERSALT Cooperative Re-search Group. Int J Epidemiol 1996; 25: 494-504. 14. Charnley G, Tannenbaum SR. Flow cytometric analysis of
the effect of sodium chloride on gastric cancer risk in the rat. Cancer Res 1985; 45: 5608-16.
15. Yanagihara K, Ito A, Toge T, et al. Antiproliferative effects of isoflavons on human cancer cell lines established from the gastrointestinal tract. Cancer Res 1993; 53: 5815-21. 16. Wu AH, Yang D, Pike MC. A meta analysis of soyfoods and
risk of stomach cancer: The problem of potential confoun-ders. Cancer Epidemiol Biomarkers Prev 2000; 9: 1051-8. 17. Layton DW, Bogen KT, Knize MG, et al. Cancer risk of
he-terocyclic amines in cooked foods: an analysis and impli-cations for research. Carcinogenesis 1995; 16: 39-52. 18. De Stefani E, Boffetta P, Mendilaharsu M, et al. Dietary
nit-rosamines, heterocyclic amines, and risk of gastric cancer: a case-control study in Uruguay. Nutr Cancer 1998; 30: 220-6.
19. Pence BC, Landers M, Dunn DM, et al. Feeding of a well-cooked beef diet containing a high heterocyclic amine content enhances colon and stomach carcinogenesis in 1,2-dimethylhydrazine-treated rats. Nutr Cancer 1998; 30: 158-62.
20. Felton JS, Fultz E, Dolbeare FA, et al. Effect of microwave pretreatment on heterocyclic aromatic amine muta-gens/carcinogens in fried beef patties. Food Chemical To-xology 1994; 32: 897-903.
21. Nerurkar PV, Le Marchand L, Cooney RV. Effects of mari-nating with Asian marinades or western barbecue sauce on PhIP and MeIQx formation in barbecued beef. Nutr Cancer 1999; 34: 147-52.
22. Mowat C, Carswell A, Wirz A, et al. Omeprazole and di-etary nitrate independently affect levels of vitamin C and nitrite in gastric juice. Gastroenterology 1999; 116: 813-22. 23. Fong LY, Lee JS, Chan WC, et al. Zinc deficiency and the development of esophageal and forestomach tumors in Sprague-Dawley rats fed precursors of N-nitroso-N-benzyl-methylamine. J Natl Cancer Inst 1984; 72: 419-25. 24. Houghton J, Fox JG, Wang TC. Gastric cancer: laboratory
bench to clinic. J Gastroenterol Hepatol 2002; 17: 495-502. 25. Bartsch J, Ohshima H, Shuker D, et al. Human exposure to endogenous N-nitroso compounds: Quantitative estimates in subjects at high risk for cancer of the oral cavity, esop-hagus, stomach, and urinary bladder. Cancer Surv 1989; 8: 335-62.
26. Knekt P, Jarvinen R, Dich J, et al. Risk of colorectal and ot-her gastro-intestinal cancers after exposure to nitrate, nit-rite and N-nitroso compounds: A follow-up study. Int J Cancer 1999; 80: 852-6.
27. Van Loon A, Botterweck A, Goldbohm R, et al. Intake of nitrate and nitrite and the risk of gastric cancer: A prospec-tive cohort study. Br J Cancer 1998; 78: 129-35.
28. Drake I, Davies M, Mapstone N, et al. Ascorbic acid may protect against gastric cancer by scavenging mucosal oxy-gen radicals. Carcinooxy-genesis 1996; 17: 559-62.
29. Correa P, Fontham ETH, Bravo JC, et al. Chemoprevention of gastric dysplasia: randomised trial of antioxidant supp-lement and anti Helicobacter pylori therapy. J Natl Cancer Inst 2000; 92: 1881-8.
30. Nomura AM, Hankin JH, Kolonel LN, et al. Case-control study of diet and other risk factors for gastric cancer in Ha-waii (United
States). Cancer Causes Control 2003 ; 14: 547-58. 31. Thomson CA, LeWinn K, Newton TR, et al. Nutrition and
diet in the development of gastrointestinal cancer. Curr Oncol Rep 2003; 5: 192-202.
32. Sobala GM, Schorah CJ, Sanderson M, et al. Ascorbic acid in the human stomach. Gastroenterology 1989; 97: 357-63.
33. Akbayır N, Demirbağ RN, Ergen K, ve ark. Diffüz antral gastrit ve multifokal atrofik gastritlerin gastrik sıvı askor-bik asit düzeyleri ve gastrik epitel hücre proliferasyonları açısından irdelenmesi. Turk J Gastroenterol 1999; 10 (Suppl. 2): 1.
34. Ruiz B, Rood JC, Fontham ETH, et al. Vitamin C concent-rations in gastric juice before and after anti Helicobacter
pylori treatment. Am J Gastroenterol 1994; 89:533-9.
35. Banerjee S, Hawksby C, Miller S, et al. Effect of
Helicobac-ter pylori and its eradication on gastric juice ascorbic acid.
Gut 1994; 35: 317-22.
36. Correa P. Helicobacter pylori and gastric carcinogenesis. Am J Surg Pathol 1995; 19 (Suppl. 1): S37-S43.
37. Blot WJ, Li JY, Taylor PR, et al. Nutrition intervention trials in Linxian, China:supplementation with specific vita-min/mineral combinations, cancer incidence, and disease specific mortality in the general population. J Natl Cancer Inst 1993; 85: 1483-92.
38. Terry P, Lagergren J, Ye W, Wolk A, Nyren O. Inverse asso-ciation between intake of cereal fiber and risk of gastric cardia cancer. Gastroenterology. 2001 ;120: 387-91. 39. Setiawan VW, Zhang ZF, Yu GP, et al. Protective effect of
green tea on the risks of chronic gastritis and stomach cancer. Int J Cancer 2001; 15: 600-4.
40. Steele VE, Kelloff GJ, Balentine D, et al. Comparative che-mopreventive mechanisms of green tea, black tea and se-lected polyphenol extracts measured by in vitro bioassays. Carcinogenesis 2000; 21: 63-7.
41. Weisburger JH, Chung FL. Mechanisms of chronic disease causation by nutritional factors and tobacco products and their prevention by tea polyphenols. Food Chem Toxicol 2002; 40: 1145-54.