• Sonuç bulunamadı

Savaş öncesi İstanbul'unu aydınlatan bir romantik ışıldak:Rejans

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Savaş öncesi İstanbul'unu aydınlatan bir romantik ışıldak:Rejans"

Copied!
1
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

KEYİFLİ

KONAKLAM ALAR

S

»AZAfi 0€RG6I

HOW

G

A L A T A S A ­RAY’DA Levan­ ten’lerin adlan­ dırdığı (ve Haco- pulo Pasajı’yla Panaghia Kilise- si’nin arasında

olup bugün Emin Nevruz Soka- ğı’na açılan) Olivo geçidinde

Tevfik Manars, Veronica Pro- toppova, Vera Chirik üçlüsünün damaklara destan Rejans lokan- tası’nı kurması 1930’lara denk düşer. O yılları şöyle yazıyor Beyoğlu tarihçisi Said Naum du- hani: ”Ve işte bugünkü Beyoğlu. Mistinguette’i kıskandıracak ba­ cakların gezindiği, Cecile Sorel’i im rendirecek eteklerin süpür­ düğü kaldırımlarıyla saz ve caz Beyoğlu!”

Beyoğlu gibi ”nevi şahsına münhasır” bir efsanedir Rejans. Akşamüstü bir barda soluklanıp yemeği Rejans’ta yemeyen gaze­ teci var mıdır? Bırakın gazeteci­ leri, reklamcısından "müteah­ h id in e , öğretim üyesinden bü­ rokratına Rejans’ı tanımamış, o dev salonda eski bir kültürün tadına varmamış ”ehl-i damak” bulmak mümkün mü? Artık ol­ mayan piyanosu (kimse yanıl­ masın, org hiç bir zaman olma­ mıştır), eskilerin yerini almış genç garsonları, hanım yönetici­ leri ve Rejans’m ününü yeryü­ zünün yedi yöresinde duymuş olan turistleriyle ilginç bir or­ tamdır bu yaşlı lokanta; özenli servisi ve değişik yemek dağar­ cığıyla ayrı bir çekiciliği vardır, Beyaz Rus’ların ’’istila” ettiği Beyoğlu, Galata, Asmalımescit ve Aynalıçeşme coğrafyası için­

de çok özel bir noktada durmak­ tadır. Savaş öncesi İstanbul’unu aydınlatan bir "romantik” ışıl­ daktır Rejans: Bolşevik rejim ­ den canını (ama malını değil) kurtarıp postu Türkiye’ye atan, yakası bembeyaz, gömleği terte­ miz, pantolonu ütülü ”Grand Dük” eskilerinin ” şef garson­ luk” yaptığı bu lokantaya Ata­ türk’ün sık sık geldiği söylenir. Franz von Papan Alman sefiriy­ ken bir kez uğramış, pek beğe­ nip alışkanlık edinmiş Rejans’ta akşam yemeği yemeyi. Peki, başka? İşte ’’renk cümbüşü” ora­ da başlıyor: Casusların cirit attı­ ğı 1940’ların İstanbul’unda (bu konuda Lisbon ve Casablanca solda sıfır kalır) Rejans’ın

bir-:/■ f

Beyoğlu gibi "nevi şahsına münhasır" bir efsanedir Rejans.

Gazetecisinden reklamcısına, müteahhitinden, öğretim üyesine ve

hatta bürokratına kadar geniş bir müdavim yelpazesi vardır. Artık

olmayan piyanosu, eskilerin yerini almış genç garsonları, hanım

yöneticileri ve ününü yeryüzünün yedi yöresinden duymuş olan

turistleriyle ilginç bir ortam oluşturan bu yaşlı lokanta; özenli

servisi ve değişik yemek dağarcığıyla ayrı bir çekicilikte...

■ ■ ■ ■ ■ ■ ■ ■ ■ ■ ■ ■ ■ ■ ■ ■ ■ ■ ■ ■ ■ ■ ■ ■ ■ ■ ■ ■ i

çok romantik ’’espionage” filmi­ ne konu olabilecek buluşmalara sahne olduğu rivayet edilir:

İngiltere’nin Türkiye Büyü­ kelçisi Sir Hughe Knatchbull- Hugessen ’’Saville Row” yapımı ’Taci’Terini çıkarmış, krem ren­

gi ’’Palm Beach” takım elbisesi ve soluk san ipek ”papyon” kra­ vatıyla kapının solundaki ilk masada yemek yemektedir. Kumpas kurmaktan çok piyano çalmayı seven bir Beyoğlu aşığı­ dır Büyükelçi. Tam karşısında

(yani aynı sırada ama salonun son masasında) Alman Büyükel­ çisi Franz von Papen sırtından hiç çıkarmadığı füme ceketiyle oturmakta, şişesi 12 liradan ’’Kordon Ruj” (Cordon Rouge) şampanyası yudumlarken İngi­ liz’le göz göze gelmemeye çalış­ maktadır. Aynı arada diplomat­ lar, gazeteciler, Hitler’den kaç­ mayı nasılsa başarmış Alman profesörler, yazarlar, bereli ve Fransız bıyıklı ressamlar, aktör­ ler ve entelektüeller Rejans’ı mesken tutmuşlar, ’’Borsccht çorbası” içmekte, ”Boeuf Stroga- noff” ve ’’piliç Kievsky” yiyerek Rus votkası yudumlamaktadır. Az ötede Barones Valentine von Clodt Jurgenkzburg piyano çal­

makta, müdavimleri düşlerden düşlere sürüklemektedir.

Bir de çok genç, çok güzel bir kadın vardır aralarında ki res­ samlar onu ’’tualde zaptetmek” için yarışır; adı Natasha’dır, Rusya’dan gelmiştir, beyaz ”po- dösüet” (peau de suede) eldiven ler, tango iskarpinleri ve siyah ipekten ”drape”li elbiseler giyer, balerin olduğu söylenir ve Re- jans’a her gelişinde gümüş düğ­ meli yelek ceplerinde kıl inceli­ ğinde altın çerçeveli ’’m onokl” bulunduran, beyaz ”getr”li, kele­ bek kravatlı, kıranta Pera beyle­ rinin "gözucu” bakışlarını alır, hülyalı hülyalı gülümser.

Evet, vakit 1940’larda bir Pe­ ra akşamıdır ve Rejans’taki ma­ salarına kurulmuş kibar beyler­ le zarif hanımlar Tepebaşı’ndaki ’’Garden Bar” da soluklanıp lo ­ kantanın kapısını yeni açanlara sormaktadır: Acaba radyo bu ge­ ceki karartmayla ilgili haber vermiş midir?

Tevfik Manars ve Veronica Protoppova çok kısa süre sonra yerlerini Mikhail Mikhailovich ve Abdurrahman Şirin’e bırakır­ lar, Vera Chirik kalır. Mikhailo­ vich önce lokanta-pastane karı­ şımı olan ”Türkuaz” ı kurmuş,

şimdiki Odakule Han’ın yerinde­ ki Karlman Pasajı’nın üst katın­ da olan ’’Türkuaz” (günde 24 sa­ at açık olmasına karşın) fazla yaşamamış, Mikhail Mikhailo­ vich ’’maddi ve manevi” tüm gü­ cünü Rejans’a dökmek zorunda kalmıştı. Abdurrahman Şirin 1948 yılında öte aleme göçünce hissesi kızkardeşi Meryem Tay- gan’a kalıyor, Meryem Tay- gan’ın 1970’teki ölümü üzerine de hisse oğlu selim Taygan’a ge­ çiyor. Bu arada Vera Chirik ve Mikhail Mikhailovich’in varisle­ ri ortalıktan ayrılıyorlar. Selim Taygan da eşi Zinnur Taygan, ortağı Neviz Sezener ve eşi Zi- şan Sezener’le birlikte yaşatıyor bu ’’tarihi” lokantayı. Sonra, yıl 1991, Selim Taygan dünya değiş­ tiriyor, 1995’de Nevit Sezener onu izliyor. Bugün Zinnur Tay­ gan, Zişan Sezener ve oğlu Erdal Rejans’ın ’’ışığım” söndürmeme- ye kararlı...

ÜNLÜLER MEKANI

Adını Paris’teki Regence lo­ kantasından alan Rejans’ta Ba­ rones Valentine’in piyanosu du­ yuluyor diye yazmıştık, piyano üst balkona çıkan merdivenlerin tam dibinde duruyor; 1945’lere

kadar balkonda da yemek servi­ si var, sonra Balalayka Orkest­ rası alıyor üst kattaki yerini, Taskin yine aşağıda, orkestraya eşlik ediyor. Balalayka Orkest­ rasın ın müzik aletleri Yüksek- kaldırım 90-92, Galata adresinde­ ki Jorj D. Papajorjiu’dan satın almıyordu. Balalayka ve bandu- ra gibi Rus müzik aletleri bulun­ duran başka mağaza yoktu İs­ tanbul’da o zamanlar. Anlatüan- lara göre Balalayka Orkestrası Rejans’ta çalarken bir bandura- nın iki teli birden kopuyor, 43888 numaralı telefondan Papa- jorjiu’yu arayarak hemen yeni­ sini getirtiyorlar! O demlerde bir âlemdir Rejans, her gün eski şarkılarla renklenir. 1960’ta tümden kesiliyor müzik ama Re­ jans ’’kendi şarkısını söylemeyi” sürdürüyor.

... 1976’ya kadar.

O yılın Kasım ayı olabilir, bi­ nanın üst katındaki ’’konfeksi­ yon” atölyesinde yangın çıkıyor, söndürme işlemi sırasında alt katları su basıyor ve Rejans ’’ha­ rap” oluyor: Som meşe lam bri­ ler (duvar kaplamaları) parçala­ nıyor, sütunlar devriliyor, ma­ sasından iskelmesine her şey kullanılmaz (hatta tanınmaz)

hale geliyor ve ka­ patılıyor lokanta. Yeniden açılışı (’’aynen restore” edilmiş şekliyle) 1977 ortalarıdır. Rejans Lokan- tası’nın kuruluş tarihi kimi kişisel tanıklıklara göre 1934’tür; Zinnur Taygan 1932 oldu­ ğunu söyler, me­ nülerde de kuru­ luş yılı 1930 olarak gösterilir. O devirleri ya­ şamış kişiler 1934’ün doğru ol­ duğunu kabul ederler. Kuruluş tarihi ne olursa ol­ sun, Rejans’m yeri gerçekten ayrıdır Istanbul’lu "ehl i k e y ifle r arasında: Kapıdan girildi­ ğinde o koca loşlu­ ğun, kunt masala­ rın saçtığı ışıltılı gizem, belki Ori- ent Express’in ” w a g o n - r e s t a - u ra n t” ın d a sın ız. Agatha Christie birazdan Pera Pa- las’taki odasını ki­ litleyip buraya gelecek. Ata­ türk’ün oturduğu 2 numaralı masa neredeydi? Franz von Pa­ pen ” ajan”larıyla 17 numaralı masada neler ¿sıklaşmış, sınır­ ların ötesinde savaş sürerken karartma gecelerinde gazeteci­ ler kaç ’’litreküp” votka tüket­ mişler, hepsi, hepsi aklınıza ge­ liyor. Yerinizi alıyorsunuz ve gözleriniz Manars, Protoppova, Chirik, Şirin, Mikhailovich beş­ lisini arıyor: Yoklar tabii, ya­ rım yüzyıl geride kaldüar. ama "B orscht” yine sıcak, ” Stroga- n o f f yine lezzetli, "Kievsky” tam kıvamında. Meraklısına ’’schnitzel” , Kafkas usulü ” şaş- lık” , ” pirochki” (Rus böreği), ’’olivier” (rus salatası), Pekin ördeği, kremalı kestane tatlısı da sunulabilir. Göz kadehlerde içilen votka limonda dinlendi­ rilmiş, ’’sarı votka” adıyla geçi­ yor. Sonra kahve geliyor ve çevrenize baktığmızda görüyor­ sunuz ki yazar-çizer tayfası, ga­ zeteciler ve binbir müdavim hiç terketmemiş Rejans’ı. Ötelerde, ışığın erişemediği kuytu bir masada iki sevgili fısıldaşıyor. Sonuçta, Victor Hugo’nun dedi­ ği gibi, "Değişen bir şey yok: Yalnızca insanlar ve dünya!” ...

22 SHOW

SHOW 23

Kişisel Arşivlerde İstanbul Belleği T a ha T o ro s Arşivi

Referanslar

Benzer Belgeler

Vaktile, benim de kalem yar­ dımımla milliyetçi “Turan,, gazete­ sini çıkarmış olan Zekeriya Beyin Türk ordusunu, Türk milliyetper­ verlerini ve Türk

baktığımızda, çoğunun gezegen benzeri uydulara sahip olduğunu görüyoruz. Bu uydulara ‘gezegen benzeri’ denilmesinin sebebi, sahip oldukları manyetik alan ve

Daha önceki çalışmalar da dalga boyu 670 nm dolayında olan kırmızı ışığın, “su seven” maddelere yakın su moleküllerini daha hareketli hale getirebildiği ortaya

Bu çalışmada belirlenen değerler (dikey sapmanın en yüksek mutlak değeri 4°, ortanca değeri kadınlarda 2° ve erkeklerde 2,5°) sağlıklı Türk genç erişkinler için

Bu satırlarda sık sık tarım politikalarımızın hatal ı olduğundan, daha doğrusu tarım politikamız olmadığından söz ediyorum.. Benim gibi kırklı yaşlarını sürmekte

Bir süre önce AKP’ye yak ın isimlere ‘Kentsel Dönüşüm’ konutlarının satıldığı iddiasıyla gündeme gelen Sulukule’de dün de y ıkım vardı. Daha önce yüzde

Kanında kurşun yüksek çıkan işçiler Ankara Meslek Hastalıkları Hastanesi’nde bazen birkaç hafta, bazen birkaç ay tedavi görüyor, sonra yine işbaşı yapıyor.. Kurşun bir

Ülke genelinde köylü sendikalarının kurduğu koordinasyon komitesi ile dün bir araya gelen Tarım Bakanı Sotiris Hac ıgakis üreticilere toplam 500 milyon avro civarında yardım