I
SELÇUK ÜNĠVERSĠTESĠ SOSYAL BĠLĠMLER ENSTĠTÜSÜ
DOĞU DĠLLERĠ VE EDEBĠYATLARI ANABĠLĠM DALI FARS DĠLĠ VE EDEBĠYATI BĠLĠM DALI
ĠBRAHĠM ACZÎ KENDÎ'NĠN RUBÂĠLERĠ (ĠLK 180 RUBÂĠ)
YÜKSEK LĠSANS TEZĠ
DanıĢman: Doç. Dr. Ġbrahim KUNT
HAFĠZE VUSLAT BĠLGEN
II İÇİNDEKİLER
ÖZET ... III ÖN SÖZ ... IX
I.BÖLÜM ... 1
I.a.İBRAHİM ACZÎ KENDÎ’NİN HAYATI ... 1
I.b.EDEBİ ŞAHSİYETİ ... 2
I.c. NEŞREDİLEN KİTAPLARI ... 3
I.d. NEŞREDİLMEYEN KİTAPLARI ... 3
I.e.BAZI MAKALELERİ ... 4
I.f. ŞAİRİN ÜSLUBU ... 4
II. BÖLÜM... 6
II.a. İBRAHİM ACZÎ KENDÎ’NİN FARSÇA RUBÂİLERİ ... 6
DEVR-İ ZAMAN 6 SONUÇ ... 97
III T.C.
SELÇUK ÜNĠVERSĠTESĠ
Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürlüğü Bilimsel Etik Sayfası
Öğ renci ni n
Adı Soyadı HAFİZE VUSLAT BİLGEN
Numarası 134209022004
Ana Bilim / Bilim Dalı Doğu Dilleri ve Edebiyatları/Fars Dili ve Edebiyatı Programı Tezli Yüksek Lisans Doktora
Tezin Adı İBRAHİM ACZÎ KENDÎ’NİN RUBÂİLERİ(İLK 180 RUBÂİ)
Bu tezin proje safhasından sonuçlanmasına kadarki bütün süreçlerde bilimsel etiğe ve akademik kurallara özenle riayet edildiğini, tez içindeki bütün bilgilerin etik davranıĢ ve akademik kurallar çerçevesinde elde edilerek sunulduğunu, ayrıca tez yazım kurallarına uygun olarak hazırlanan bu çalıĢmada baĢkalarının eserlerinden yararlanılması durumunda bilimsel kurallara uygun olarak atıf yapıldığını bildiririm.
Öğrencinin imzası (Ġmza)
IV
T.C.
SELÇUK ÜNĠVERSĠTESĠ
Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürlüğü Yüksek Lisans Tezi Kabul Formu
Öğ renci ni n
Adı Soyadı HAFİZE VUSLAT BİLGEN
Numarası 134209022004
Ana Bilim / Bilim Dalı Doğu Dilleri ve Edebiyatları/Fars Dili ve Edebiyatı Programı Tezli Yüksek Lisans Doktora Tez Danışmanı Doç. Dr. İbrahim KUNT
Tezin Adı İBRAHİM ACZÎ KENDÎ’NİN RUBÂİLERİ(İLK 180 RUBÂİ)
Yukarıda adı geçen öğrenci tarafından hazırlanan İBRAHİM ACZÎ KENDî’NİN RUBÂİLERİ(İLK 180 RUBÂİ) baĢlıklı bu çalıĢma ……….tarihinde yapılan savunma sınavı sonucunda oybirliği/oyçokluğu ile baĢarılı bulunarak, jürimiz tarafından yüksek lisans tezi olarak kabul edilmiĢtir.
Ünvanı, Adı Soyadı DanıĢman ve Üyeler Ġmza
DOÇ.DR.ĠBRAHĠM KUNT
DR.ÖĞR.ÜYE SĠNAN TAġDELEN DR.ÖĞR.ÜYE MURAT AK
V T.C. SELÇUK ÜNĠVERSĠTESĠ S osyal B ilimle r E n stit ü sü M ü d ü rlü ğü Öğ renci ni n
Adı Soyadı HAFİZE VUSLAT BİLGEN
Numarası 1342090220004
Ana Bilim / Bilim Dalı Doğu Dilleri ve Edebiyatları/Fars Dili ve Edebiyatı Programı Tezli Yüksek Lisans Doktora Tez Danışmanı Doç. Dr. İbrahim KUNT
Tezin Adı İBRAHİM ACZÎ KENDÎ’NİN RUBÂİLERİ(İLK 180 RUBÂİ)
ÖZET
Bu çalıĢmada, Ġbrahim Aczî Kendî'nin Rubâileri (Ġlk 180 Rubâi), ilk 180 Rubâi‟nin Farsça okunuĢu ve Türkçe açıklamasının Osmanlıca‟dan çevirisinin okunuĢu yer almaktadır.
Ġbrahim Aczî Kendî, XX. yüzyılda Konya‟da yaĢamıĢ Ģair, folklorcu ve yazardır. Güzel sanatlara olan merakından dolayı Mösyö ġilezinger‟den resim dersleri almıĢtır. 1900‟ de kazandığı Ġstanbul Mülkiye mektebine devam ederken Mithat PaĢa taraftarı olduğu gerekçesiyle Konya‟ya sürgün edilmiĢtir. Bu sürgünde Ebüzziya Tevfik ve Ziya Gökalp ile iliĢki kurmuĢtur. Arapça ve Farsça öğretmenliği yaptıktan sonra emekli olmuĢ, yaĢayıp gördüklerini not ederek dil, edebiyat, tarih ve folklor alanında pek çok eser yazmıĢtır.
Farsça ve Osmanlıca rubâilerden oluĢan eseri Devr-i Zaman‟dır. Tek nüshası Yusuf Ağa Kütüphanesinde 10465/1 numara ile kayıtlı olan Devr-i Zaman, 360 Farsça beyitten ve Osmanlıca açıklamadan oluĢmaktadır.
VI
Ġbrahim Aczî Kendî rubâilerini, Allah‟ın varlığı ve yüceliği, kâinatın sırrı, evrenin yaratılıĢı, dünyanın faniliği ve felekten Ģikâyet üzerine oluĢturmuĢtur. Hikemî tarzda bir üslup rubâileri sarmıĢtır. Metinde telmih sanatına sıklıkla baĢvurulurken teĢbih, teĢhis, iktibas sanatlarından da yararlanmıĢtır. Eserin bütününe hâkim olan anlayıĢ, aĢktır. AĢkın yanı sıra Kendî, felekten de sıklıkla Ģikâyette bulunmaktadır. Fakat bu aĢk beĢeri aĢk vasıtasıyla ilâhi aĢka eriĢmek Ģeklinde ele alınmıĢtır.
VII
T.C.
SELÇUK ÜNĠVERSĠTESĠ
Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürlüğü
Öğ renci ni
n Adı Soyadı HAFİZE VUSLAT BİLGEN
Numarası 134209022004
Ana Bilim / Bilim Dalı Doğu Dilleri ve Edebiyatları/Fars Dili ve Edebiyatı Programı Tezli Yüksek Lisans Doktora Tez Danışmanı Doç. Dr. İbrahim KUNT
Tezin İngilizce Adı RUBÂİES OF İBRAHİM ACZÎ KENDÎ (THE FİRST 180 RUBÂİES)
SUMMARY
This study includes Ibrahim Aczî's own Rubâies (first 180 Rubâies), the first 180 Rubâi's reading in Persian, and the reading of the Ottoman translation of Turkish description.
Ġbrahim Aczî Kendî, XX. He lived in Konya in the 20th century.He is a poet, folklorist and writer. Due to his curiosity about fine arts, Mösyö received painting lessons from ġilezinger. While he was attending the Ġstanbul Mülkiye Mektebu, which he won in 1900, he was exiled to Konya on the grounds that he was a supporter of Mithat Pasha. During this time he established relations with Ebuzziya Tevfik and Ziya Gökalp. He retired after his teaching in Arabic and Persian. He wrote many works in the field of language, literature, history and folklore, keeping in mind that they live and see.
It is Dovr-i Zaman, a work of Persian and Ottoman rubâies. Dovr-i Zaman, which is registered with the number 10465/1 in Yusufaga Library, consists of 360 Persian couplets and Ottoman explanations.
Ġbrahim Aczî Kendî has built his own rubies on the existence and glory of God, the secret of the universe, the creation of the universe, the fanatical of the world, and the complaint of disaster. The hikemî is like a style rubâies. While it was frequently applied to
VIII
the art of telmih in the text, it also benefited from the art of simile, diagnosis and quotation. The understanding that dominates the whole of the work is the love. Besides his love, he often complains about himself and his family. But this love is handled through human love through Divine love.
IX
ÖN SÖZ
XX. yüzyılda Konya‟nın kültür ve medeniyet tarihi açısından değiĢime uğradığı bir gerçektir. Bu yüzyılda Konya ilinde yaĢayan Ġbrahim Aczî Kendî yazmıĢ olduğu eserlerinde tasavvufi düĢüncelerinden bahsetmiĢtir.
Bu çalıĢmada XX. yüzyılın önemli kiĢileri arasında gösterilen ve yaĢadığı dönemde birçok kitap telif eden Ġbrahim Aczî Kendî‟nin Devr-i Zaman adlı eserindeki ilk 180 rubâi incelenmiĢtir.
Ġbrahim Aczî Kendî‟nin, yazmıĢ olduğu Devr-i Zaman eserindeki ilk 180 rubâi Anadolu‟da yazılan Farsça eserlerden biridir. Eserinde Alâeddin Keykubat, Fatih Sultan Mehmet, Yavuz Sultan Selim gibi önemli padiĢahların yanı sıra Fars Edebiyatının önemli rubâi yazarlarından Ömer Hayyâm‟dan da bahsedilmiĢtir.
Bu çalıĢma iki bölümden oluĢmaktadır. Birinci bölümde Ġbrahim Aczî Kendî‟nin hayatı, edebi kiĢiliği, üslubu ve eserleri hakkında çeĢitli kaynaklardan edinilen bilgiler kaydedilmiĢtir. Bu bilgiler doğrultusunda eserin müellifi hakkında detaylı bilgiler açığa çıkarılmıĢtır. Ayrıca bu bölümde Ġbrahim Aczî Kendî‟nin rubâilerinin üslubu, iĢlenilen konular ve bahsettiği kiĢiler yer almıĢtır.
Ġkinci bölümde ise Ġbrahim Aczî Kendî‟nin Devr-i Zaman eserinde bulunan ilk 180 rubâisinin Farsça metni ve bu metnin okunuĢu lâtin harfleriyle yazılmıĢ, rubâilerin Osmanlı Türkçesi ile yazılan açıklama kısımları günümüz harflerine aktarılmıĢtır.
Yapılan bu çalıĢmada gerekli titizliğin ve dikkatin gösterilmesine rağmen bazı eksiklik ve hatalar görülecektir. Bu konuda yapılan eleĢtiriler daha da iyi bir çalıĢma ortaya koymamıza yardımcı olacak, azmimizi artıracak, sonraki çalıĢmalar için bize kuvvet verecektir. Ayrıca bu alanda araĢtırma yapan ilgilileri için de bir kaynak niteliği kapsamında faydalı olacağı kanısındayım.
Bu çalıĢma sırasında yardımlarını esirgemeyen danıĢmanım Doç. Dr. Ġbrahim KUNT‟a ve bölümdeki diğer hocalarıma ayrıca bu süreçte sabırla bana manevi olarak destek olan annem Muradiye Bilgen‟e, babam Hüseyin Bilgen‟e ve kardeĢim Asuman Bilgen‟e teĢekkürü bir borç bilirim.
1
I.BÖLÜM
I.a. ĠBRAHĠM ACZÎ KENDÎ’NĠN HAYATI
Ġbrahim Aczî Kendî, Konya‟da Piri Mehmet PaĢa Mahallesi‟ndeki baba evinde 1883 yılında dünyaya geldi. Babası KurĢuncuzâde Ethem Efendi‟nin oğlu Mahmut Efendi‟dir. Annesi BeyĢehir Yunuslar Köyü‟nden Ali Efendi ile Havva Hanım‟ın kızı Emine Hanım‟dır. KardeĢi Mehmet Hulusi Efendi, 1889 yılında doğmuĢ, I. Cihan Harbi‟nde Ģehit olmuĢtur. CEYLAN, 2015, 274
Kendî, 1895 yılında Konya Ġdâdisi‟ne baĢladı. Özel hocalardan Arapça, Farsça dersleri aldı. Güzel sanatlara olan merakı sebebiyle de, Avusturyalı Mösyö ġelizenger‟den resim dersleri aldı. 1900 yılında girdiği imtihanı kazanarak, Ġstanbul Mülkiye Mektebi‟ne baĢladı. Mithat PaĢa taraftarı olduğu ithamıyla Konya‟ya sürgün edildi. Bu dönemde Konya‟da sürgünde bulunan Ebüzziya Tevfik ve Ziya Gökalp Beylerle görüĢmeler yaptı. Babası Mahmut Efendi ve dedesi KurĢuncuzâde Ethem Efendiler de hür düĢünceli ve uyanık insanlardı. Dedesi Ethem Efendi de vaktiyle düĢünceleri yüzünden Konya‟ya sürgün edilmiĢtir. KÜÇÜKBEZĠRCĠ, 2013, V, 149, Konya.
1907 yılında Karaman Maliye Kâtipliği‟ne atanmıĢ ve böylece memuriyet hayatı baĢlamıĢtır. Maliye kâtipliği ve nüfus memurluğu yaparken aynı zamanda rüĢtiyede de Edebiyat ve Farsça muallimliğinde bulunmuĢtur. Daha da sonra Aladağ, Barla ve AfĢin Nahiye Müdürlükleri‟nde görev yapmıĢ, 17 yıl süren memuriyet hayatından ayrılarak öğretmenlik mesleğine geçmiĢtir. Hatunsaray, Akviran, Hadim, Hocalar, Belekler ve Gözlü Köyleri‟nde uzun yıllar öğretmenlik yapmıĢ, 1936 yılında 35 yıllık devlet hizmetinden sonra emekli olmuĢtur. CEYLAN, 2015, 274
2
Ġbrahim Aczî Bey Semiye Hanım ile 1904 yılında evlenmiĢ, dört kızı üç oğlu olmuĢtur. Ġbrahim Aczî ve ailesi, Soyadı Kanunu ile “Kendî” soyadını almıĢtır. Yazar ve araĢtırmacılığı yanında Ģair de olan Ġbrahim Bey, “Aczî” mahlasını kullanmıĢtır. CEYLAN, 2015, 274
9 Ağustos 1965 tarihinde 87 yaĢında vefat etmiĢ, Üçler Mezarlığı‟na defnedilmiĢtir. Kabir taĢı kitabesi Ģöyledir: “Huve’l-Bâki Adım İbrahimdi Aczî Kendî lakabım Felek bak
neyledi. Bunu düşün bir ey insan Sizin olmaz bu cihan “KÜÇÜKBEZĠRCĠ, 2013, Konya V,
149
I.b. EDEBĠ ġAHSĠYETĠ
Ġbrahim Aczî Kendî, çok değiĢik konularda değiĢik eserler vermiĢ bir Ģair ve yazardır. Bir taraftan çeĢitli Konya gazetelerinde makale yazmıĢ ve mezarlık kültürü ile ilgilenmiĢ, diğer taraftan az da olsa bir kısmı Arap dili ile ve çoğunluğu Fars dili ile yazılmıĢ rubâiler kaleme almıĢtır. Ayrıca Türkçe dîvânı da bulunmaktadır.
Mevlevî tarikâtine olan bağlılığı rubâilerindeki fikir ve düĢüncelere yansımaktadır. Bu yansımanın Mevlânâ ve Mevlevîlik övgüsüne dönüĢmemiĢ olması onun rubâilerinin sadece 3 yerinde Mevlânâ‟nın isminin ve Mevlevîliğin geçiyor olmasıyla farkedilmektedir. Bu nedenle onun Mevlevîliğinin aĢırıya kaçmayan bir tarikât üyeliği bağlamında ele alınması daha doğru olacaktır.
Rubâilerinde Alâaddin tepesinden (nr:76), Alâaddin Keykubat‟tan (nr:74,75) ve meĢrebinin rind ve kalenderlik (nr:67, 25) olduğundan bahsetmektedir. Böylece rubâilerinde hem ömrünün büyük bir kısmını yaĢadığı Konya‟dan hem de felsefi düĢüncelerinden bahsettiği görülmektedir.
Ġbrahim Aczî Kendî‟nin rubâileri oldukça anlaĢılır, karmaĢık tamlamalara sahip olmayan bir tarzda yazılmıĢlardır. Arapça rubailerindeki durum da aynı Ģekildedir. Bu durum onun Farsça‟yı sonradan öğrenmiĢ olmasıyla açıklanabilir.
3
I.c. NEġREDĠLEN KĠTAPLARI
1- ÂĢık ġem‟î KonuĢuyor2- Mevlâna ve Ruh-ı Mesnevî (Çeviri ve Açıklama)
3- Tercümeler ve Fikirler, Mevlâna ve Ömer Hayyâm‟ın eserlerine dair yanlıĢ görüĢlerin tenkidi
4- Hayal Bahçesi, (Kendî Ģiirleri)
5- Konya Mezar Folkloru, (Konya mezarlıkları, türbeleri ve ünlü Ģahsiyetlerin kabirleri) 6- Uyan Ey Türk Hanımı
I.d. NEġREDĠLMEYEN KĠTAPLARI
1- Cengiz (Tarihi eser)2- Ravzatü‟l „UĢĢak (Arapça‟dan çeviri, içtimal, edebi eser) 3- Hazine-i EĢ‟ar (Arapça‟dan Ģiir çevirileri)
4- Hâzreti Hüseyin‟in ġehadeti 5- Hâzreti Ali‟nin ġehadeti 6- Hatıratım ve Hayal Bahçesi 7- Muhit ve Çocuk Ruhu 8- Dünya Güzellikleri 9- ġair Nedim 10- Erenler Meydanı 11- Ömer Hayyâm 12- ÂĢık Dertli 13- Türk ġair ve ÂĢıkları 14- ġair AyaĢlı ġakir Bey
15- Folklor Âlemi (Elli yıl önce Konya hayatı) 16- Divan-ı Aczî (Kendî ġiirleri)
4
I.e. BAZI MAKALELERĠ
1- Cönkler, ġairler ÂĢıklar, Konya, X (97-98) Kasım, Aralık 1946, XI (110) Ekim, Kasım 1947 (Dizi yazısı)
2- ÂĢık Hikmeti, Folklor Postası, 1 (7), Nisan 1945, s. 18
3- ÂĢk ve Mevlâna Celâleddin Rûmi, Yeni Meram, 2 Haziran 1951, 3 Ağustos 1951 4- Konya Halk ġairleri, ġair Rasih, Yeni Konya, 23-24 Aralık 1951
5- Konya Halk ġairleri, ÂĢık Kul Ahmet, Yeni Konya 26-27-29 Aralık 1951 6- Konyalı Hasibe Ana, Yeni Konya, 6 Nisan 1953
7- ÂĢık Dertli Konya‟da, Yeni Konya, 20 ġubat - 6 Nisan 1954
8- Türk Mızrabı: Güzellik, Güzeller ve ÂĢıklar, Yeni Konya, 12 Ocak - 21 ġubat 1955 9- Mevlânâ ve Divan-ı Kebir, Yeni Konya, 6 Ocak 1956
10- Tenkit Nedir? Yeni Konya, 25-27-29-30 Kasım 1958 11- Hazire Kelimesi Üzerine Yeni Konya, 3 Kasım 1959
I.f. ġAĠRĠN ÜSLUBU
Ġbrahim Aczî Kendî rubâilerini, Allah‟ın varlığı ve yüceliği, kâinatın sırrı, evrenin yaratılıĢı, dünyanın faniliği ve felekten Ģikâyet üzerine oluĢturmuĢtur. Hikemî tarzda bir üslup rubâileri sarmıĢtır. Metinde telmih sanatına sıklıkla baĢvurulurken teĢbih, teĢhis, iktibas sanatlarından da yararlanmıĢtır.( bkz. rubâi no: 1, 98)
Eserin bütününe hâkim olan anlayıĢ, aĢktır. AĢkın yanı sıra Kendî, felekten de sıklıkla Ģikâyette bulunmaktadır. Fakat bu aĢk beĢeri aĢk vasıtasıyla Ġlahi aĢka eriĢmek Ģeklinde ele alınmıĢtır. Bu aĢk, Ģiddetli sevginin adıdır. Tasavvuf dilinde, Allah‟a muhabbet anlamında kullanılır.
Ġbrahim Aczî Kendî dünya hayatının Ģatafatlı, gösteriĢli yapısına aldanmamak gerektiğini aksettirmiĢtir. Ġbrahim Aczî Kendî gül ve bülbül kavramları da sıklıkla kullanmıĢtır. (bkz. rubâi no: 36, 148 )
20. yy. sanatçısı olan Ġbrahim Aczî Kendî rubâi sanatçısı olan Ömer Hayyâm‟dan etkilenmiĢtir. (bkz. Rubâi no: 97, 107 )
5
Ayrıca Alâeddin Keykubat, Fatih Sultan Mehmet ve Yavuz Sultan Selim gibi önemli hükümdarlara da yer vermiĢtir. Gül-bülbül, RaĢid-MürĢid gibi tasavvuf edebiyatının güçlü sembollerinden de yararlanmıĢtır. Aynı zamanda kendi anılarına da yer vermiĢtir.( bkz. rubâi no: 36,148,116)
Rubâilerinin sonuna doğru Ġbrahim Aczî Kendî tüm bu zorlukların ilim yoluyla, kalemin gücüyle üstesinden gelineceğini de bizlere aktarmaktadır. (bkz. rubâi no: 42,59,61)
Asıl olanın namaz olduğunu, her güzel Ģeyin baĢını namazın çektiğini de yine Ġbrahim Aczî Kendi bizlere rubâilerinde sunmaktadır. (bkz. rubâi no:180)
6
II. BÖLÜM
II.a. ĠBRAHĠM ACZĠ KENDĠ’NĠN FARSÇA RUBAĠLERĠ
DEVR-Ġ ZAMAN
ٌبيص سٔد
(
زشنا ًٍزس ٌآ اذخ وبُث
ی
تعا ى
)
1
ذًز
ٔ
ّک اذخ ٌآ طبپع
ه
ب
تعسد
ک ٌبُچ
ّ
تعشْبظ ٕع شٓث ؼؼُص
چ
یض
ی
َی
ّک تغ
ص
ا
شي
دبث اذخ ٔا
کَآ
ّ
هػ
ی
ى
ًع
ی
غ
صث
ی
تعشْبه ش
Hamd u sipâs ân Hodâ ki kâdirest. Çenân ki sun‟eĢ beher sû zâhirest Çîzî nîst ki zi emr-i û cudâ bâd Ânki „alîm semî‟ basîr kâhirest
Türkçesi: Hamd u sena kadir mutlak olan o Tanrı'ya mahsustur. Öyle ki onun bütün sanatı ayıbsız noksansız her tarafa âyân ve zâhirdir.
Hiçbir Ģey yoktur ki onun emrinden ayrı olsun o öyle bir Tanrı‟dır ki bilir görür. Kâhir sıfatıyla müteessirdir.
7
yerli yerinde ayıbsız noksansız yarattığına hiç Ģek ve Ģüphe yoktur. ĠĢte o bir imsâlsiz olan Allahtır ki bütün âlem ve bütün eĢyanın Tanrısı‟dır. Bunun için Hamd ve bütün sena ve teĢbih Ģanına layık ve seza demektir. 2
ٔ ٌبؿشي ًّْ
د
ٌبتخس
گُع شْ
پ ِدسٕخنبع
ی
ٌاش
گًْ
ی
خ ّث
جغت اذ
ی
ي ر
ی
ذَُص
ّک طبپع ٌبُچ
ٌآ شْ ذُْد
Heme morgân u dırahtân Her seng sâlhorde pirân
Hemegî be Hodâ tesbîh mîzenend Çenân sipâs ki dehend her ân
Türkçesi: Bütün kuĢlar ağaçlar bütün dağlar taĢlar ihtiyar kayalar hep Tanrı'yı tesbih ederler. Öyle zikr ve tesbih ki her an durmaksızın yaparlar. Demektir.
3
سد ىهػ
یب
یی
َ سبُک ٔ ذز
ی
تغ
غث
ی
بغَا
ّک ٌ
سبُك تتعد
َی
تغ
ن تغَبٓخ ٌبٓخ
ی
ىعشع ٌبغَا ک
کدٕخ ًّْ
بي
ی
ي لد سد
غ
َ سب
ی
تغ
„Ġlm deryâyî hed u kenâr nîst Besî ensân ki destet fenâr nîst
Cihân cihânest lîk ensân-ı sersem Heme hodkâmî der dil mesâr nîst
Türkçesi: Ġlim bir deryadır. Hudud ve kenarı yok, çok insan var ki elinde fener yok. Cihan cihandır fakat insan sersem hep bu hodkâmlıktan gönülde surur yok demektir
8
Ġzâh: Ġlmi ibârede ve akılda sananlar ve böylelikle kendilerini yüksek merhelerde görenler karanlık bir çoraklıkta fenersiz gezen yüceler gideler.
Hakiki âlim olanlar ilim mihranın önünde tevâzuyla görünür. Halka iyi yollar göstererek oranın olurlar. Akıllı âlim suri Ģöhreti ıĢığı nakli ilim ki rubani ilim lâhidi ıĢığıdır. Bu iki ıĢıktan biri Ģöhret ıĢığı dünya ve halk arkasında koĢar öteki ilim ki rubani ilmin ıĢığının ardından dünya ve halk arzu ile yürür.
ġöhret ilmi dünya ve halk dirliğini bozar. Öteki nezih hayat ve dirlik düzer. Demektir.
4
ّک ذْإخ لد
شْ
بخ
ادبث ٍؾهگ
ّک ٌبيدشي
ا سد
ی
ادبث ٍؽ بدُ
گ ىند
ٕی
ذ
ّک
َ ٌبٓخ اشچ
ی
ُچ تغ
ی
ٍ
تًکز
ی
ّک
ادبث ٌذث ِذؽ ٌبُچ
Dil hâhed ki her câ gulĢen bâdâ Merdumân ki der încâ Ģen bâdâ Dilem gûyed ki çerâ cihân nîst çenîn
Hikmet-î ki çenân Ģode beden bâdâ
Türkçesi: Gönül ister ki her yer gülĢen olsun. Ġnsanlar ki burada Ģen olsun. Gönlün der ki neden dünya böyle değil. Bir hikmet ki böyle cisim olsun demektir.
Ġzâh: Yani her cismin iyilik fenalıklarda farkı anlaĢılsın. Çünkü iyiliklerden cihan dirliği yeĢerir. Fenalıklardan görür ve karıĢır. Bu manevi bir mihenktir.
9
4
ای
چ ٍ
ّ
ک
ّ
بخ سد مجهث سٕي سبي
یی
گ ُٕؾث
ٕی
ا ذ
ی
ي ٍ
ی
بَ صا اس م
یی
ذث ٕت
ي
ی
ٕؽ
ی
ای
ٌبُچ ٍ
بپ ظپ تند صا ٍک کشت
یی
În çe ki mâr mûr bulbul der câyî BiĢnev gûyed în meyl râ ez nâyî Tu bed mî Ģevî în çenân
Terk kon ez dilet pes pâyî
Türkçesi: Bu nedir. Yılan, karınca, bülbül bir yerde. Bu meyli neyden dinle. Sen fena huylu olursan bu böyle pespaye yani uğursuzluğu gönlünden terk et demektir.
Ġzah: Dünya denilen bu yerde akıl ve huyları birbirini tutmayan bir sürü halkın yeryüzünde birbirleriyle geçimsiz yaĢayanlarının neden böyle olduğunu beyan için bu bir manevi cepheden sualdir. Cevap Hâzreti Mevlâna‟nın mesnevisidir. O dili ve ondaki hikmeti iyi anlayanlar dünyanın her tarafında kıvranan insan kümelerinin ne olduğunu anlayabilirler. ĠĢte bundan sefa yeryüzünde iyilerle fenaların ayırt meselesidir. Çünkü dünya ve muhit düzenliği insanların iyi hak ve iyi huylarına bağlıdır. Böyle değilse her haraplık göz önüne gelir.
6
ع شْ
َ َّلا سبُک سد مجهث شس
ی
ذُک صب
بگ نؾػ دساد لد سد
ذُک صبؿآ ساص
ای
صبک لد ٍ
ی
بخ مجهث سد
ی
گ
ّتكش
ای
ّک تنبز ٍ
ذُک صبث لد تسبؽا بًث
10
Der dil dâred „ıĢk gulzâr âgâz koned În dil kâzi der bulbul câyi girifte În hâlet ki be mâ eĢâret dil bâz koned
Türkçesi: Her seher bülbülü yuvasının kenarında niyaz eder. Gönlünde Gülistâne aĢka tutar öter. Bülbülde bir gönül iĢidir ki yer tutmuĢ. Bu hâl bize iĢarettir. Bu bir gönül düzenidir demek.
Ġzâh: Her seher yuvasınında kenarında niyâz nâmesi yapar. ĠĢte bu bir aĢktır. Bu aĢk kimde yoksa onun yeri bir mazbeliklerden baĢka ne olabilir. Böyle yerde ne dirlik ne sefa olur.
6
ذؽ ِبؽ ؽاص ػٕيبخ ٌلاجهث
ا ؽبث تٕتشك بٓهگ
ی
ذؽ ِإ
ع سٔد صا شپ فشط شْ
یّ
ع
ی
بْ ُّ
ی
ا ؽاد بي
ی
ذؽ ِإ
Bulbulân hâmûĢ zâg Ģâh Ģod Golhâ fertût bâg eyvâh Ģod Her teref pûr ez dûr siyeh Sînehâ-yı mâ dâg eyvâh ĢodTürkçesi: Bülbüller susadı karga Ģah oldu. Güller bunadı bag eyvah oldu. Her taraf siyah bulutla doludur. Bizim sinelerimiz ah yanığı oldu demektir.
Ġzâh: Dünyada bazı öyle demler olur ki insan eĢya kuĢlar bağlar bahçeler hazin hâle düĢer. Bu parça böyle bir anı yâd ediyor.
7
ّک ؽشي ٌآ
شك ذَص
ی
دب
نبَٓ سد
ی
َی
دبؾند تغ
گ
ٕی
ّک ذ
ا
ی
بي شْد
11
ای
دبثشث دبثشث ّچ ٍ
Ân morg ki zened feryâd Der nihâl-i nîst dilĢâd Gûyed ki ey dehr-i mâ În çe berbâd berbâd
Türkçesi: YeĢil ağaç dalları arasında o kuĢ feryat eder. Der ki ey dünyamız berbat berbat üstüne bu nedir ?demek.
9
َ ٌبهبخ
ی
غ
ّک ىت
وسٕخث ِٔذَا
ُچ ىند ىکز سد
ی
ّک ودشي ٍ
وسٕؾَ
طهع صا شث
ب
تغثشع ٌآ اس بي ٌ
ی
ص سد
ی
بک ش
ی
تبُ
خشع ػٕخ
وسٕ
Hâkân nîstem ki endûh behorem
Der hokm-i dilem çenîn merdum ki neĢverem Ber ez sultân-ı mâ ra ân serbestî
Der zîr-i kâinât hoĢ serhorem
Türkçesi: PadiĢah değilim ki keder çekeyim. Ben kendi gönlümün hâkimi altında asude yaĢayan bir kiĢiyim. Bize bu serbesti sultan daha iyidir. Çünkü Kâinat çadırının altında hoĢ gelir geçeriz demektir. 10
هگ
ی
اس بي سبخ لد شث تغْ
نی
ؿآ ًّْ ذًٓلَ ک
ی
اسبي سب
ث دٕؾث ِآ شث ِآ
یُ
ی
ًؽٔد تعٔد ٌٕچ
ب
تغَ
ی
اسبي سب
12
Golî hest ber dil-i hâr mâ râ Lîk nefehmed heme âgyâr mâ râ Âh ber âh beĢeved bînî
Çûn dûst dûĢmânest yâr mâ râ
Türkçesi: Bizim gönlümüzdeki dikenin üstünde bir gül vardır. Fakat bunu âgyârımız anlamaz. Ah ah üzerine olsun ki bak. Çünkü arkadaĢ görünen dostlar düĢmandır.
11
ثی
ثشػ ت
ی
ٌبک ٔ
ػ عٕيد
یُ
ی
بججػ
ك ٔ
ی
بجؼؽ ّن ّتكشط
Ve kâne dumug-i „aynî „ababen Ve fi turfetuhu lehu Ģuaben
Türkçesi: Gözümün yaĢları dolu damladır. Gözümün etrafında yer etmiĢ sızıntı yerleri var.
11
ثی
ت
ثی
جؽ صٕيب
ی
گ صا
ىؿ سبتكش
ذث
ی
ع ذ
ی
ثلا
ی
ىَ ىؾچ صا
Beyâmûz Ģebî ez griftâr-ı gam Bedîd seylâbî ez çeĢm-i nem
13 13
لاد
گُث
تعا ٌبخ ًّْ ٌبخ ش
ای
تعا ٌبغَا ًّْ ّچ ٌآ ّچ ٍ
گ ّچ بعك
د ددش
ی
د شگ
ی
ذَشگ
تعا ٌبَٓ ى
ی
ٕگَ
یی
بُؼي
Dilâ beniger cân heme cânest În çe ân çe heme ensân est
Fezâ çe gerded dîger dîgerend Ma‟nâ-î negûyem nihânest
Türkçesi: Ey gönül bak can hep o candır. Bu ne o ne hep bir insandır. BaĢka baĢka feza ne yapar. Bu bir manadır gizli söyleyemem demektir.
13
ا دساذَ ٌبًگ
ی
ّک شع
ذُيدشخ
ی
ي دٕخ دٕخٔ دٕخٕي سد
ی
ذُغپ
ی
ضـن ٕچ ٌاذث
َی
ک
ی
ًْ دشک
ی
ٍ
ا ذؽ بُث شگ
ی
ّک تهصز ٍ
ثی
ذُکل
ی
Gomân nedâred ey ser ki hıredmendî Der mevcûd vucûd hod mî pesendî Bedân çû lugaz nîkî kerd hemîn Ger benâ Ģod în haslet ki beyefkendî
Türkçesi: Ey kafa akıllı isen sanı tutma varlık arasında kendi varlığını beğenmiyorsun. ġunu bil ve daima iyi meyilde ol. Eğer bu haslet olmazsa yıkılırsın demektir.
14
14
ک صا شلظ
ی
ؽ تعب
ی
ِصاش
ا
ی
ی
سبجک
گ
بث ِداسا ش
ٔ
ی
ی
ک شْ دٕؽ ک
سب
ع شْٕخ ٌآ
ینب
صا تغ
ی
ٍتشث ٍ
ث ذَبًَ
ّ
بخ
یی
شپ ؽشي ٕچ
یذ
سبطهآ شث د
Zafer ez kıyâst Ģîrâze-i yekbâr Ger irâde bâ vey yek Ģeved her kâr Ân cevher seyyâlest ezîn ber ten
Nemâned be câyî çû morg perîded ber âktâr
Türkçesi: Zafer kıyasten bir parçadır. Eğer irâde her iĢte seninle bir olursa o bir tenden bir tene akıcı bir cevherdir. KuĢ gibi bir yerde durmaz etrafa uçar demektir.
16
ي لد
ی
ا تلگ
ی
سبک ّچ ٌآ سبک ٍ
د ًّْ
ث سد اس ٔ
ی
ث صا ساض
ی
ساض
ًّون
ا
ی
ّک
آ شث
ی
ًْ ذ
ی
ٍ
سبث شْ تعذث تعد صا
Dil mî goft în kâr ân çe kâr Heme du râ der bîzâr ez bîzâr
Lokme-i ki ber âyed hemîn Ez dest bedest her bâr
Türkçesi: Gönül diyor ki bu iĢ ne o iĢ ne her ikisi de usançtan usanca bu ne? Bir lokma ki ancak gelir. Her zaman bir elden bir ele demektir. Yani bu dünya öyle bir yer ki yediğimiz bir lokma ekmek elden geçerek yani birçok elden ancak gelir demektir.
15
16
چ
یض
ی
ٕگ
ی
ا ذ
ی
َا ٍ
ّچ سبک
كا ٌآ ذؽشي ذؽاس
ّچ سبک
ص
ّک ٕگ ذْا
شجخ
ساد
ی
ذُػ
آ ّچ تن
ی
ّچ سبي ب
Çîzî gûyed în inkâr çe RâĢid-i murĢid ân efkâr çe Zâhid gû ki haber darî „Andelib çe âyâ mâr çe
Türkçesi: Bir Ģeyi söyler bu inkâr ne râĢidi mürĢid yani Ģeyhi mürit bu efkâr ne zâhid söyle eğer haberin varsa bülbül ne. Acep yılan nedir?
17
دی
َ َّإ
ی
ْ ىتغ
بخ سد ىؽٕ
ی
سد ٌبٓخ
گُت
ی
بپ سد ٍخع
ی
ای
ه ٍ
ػٕگشگ ىتلگ سذ
ساد
ی
بَ صا ُٕؾث وبدَا ٍخع
ی
Dîvâne nîstem hûĢem der câyi Cihân der tengi sohen der pâyî În kadr goftem ger gûĢ dârî Sohen-i encâm biĢnev ez nây
Türkçesi: Divâne değilim aklım yerinde. Cihân darlıkta söz ayakta. Eğer kulağın varsa bu kadar dedim Sözün sonunu neyden dinle demektir.
16
18
ا سد
ی
ٍ
شْ
ظک
ّک
ي صٕغند
ی
ثی
ىُ
ُٕند لبجها سد ٌاذث
ا
ي ص
ی
ثی
ىُ
ت ٌبيص
ی
صه ٌبْبي سبتكس ض
یش
ي بٓچ
ی
ٔس شْ دٕؽ
ي ص
ی
ثی
ىُ
Der în herkes ki dilsûz mî bînem Bedân der ikbâl dilnevâz mî bînem Zemân tîz reftâr mâhân gasîr Çehâ mî Ģeved her rûz mî bînem
Türkçesi: Bunda herkesi bağrı yanık görüyorum. Fenaları ikbâlde neĢeli görüyorum. Zaman kısa aylar kısa yani çabuk geçiyor. Her gün neler oluyor görüyorum.
12
َد شًػ
ی
عس وبدَا ب
ی
ت ذ
ی
سبتكس ض
گُْ
ث وب
ّ
گ ىـث سٔشع ٍکؽ
سبتكش
ث صبث شع بَدا وبکدٕخ ّخإخ
ی
ػْٕ
ساص شث ساص ِذيآ ذًٓلَ ظک
„Omri dunyâ encâm resîd tîz reftâr Hengâm be Ģiken surûr begam griftâr
Hâce hodkâm ednâ ser bâz bî hûĢ Kes nefehmed âmede zâr ber zâr
Türkçesi: Dünyanın ömrü sona erdi. Çabuk yürüyor. Vakit kırığa neĢe gama tutuktur. Hoca kendini bilmezse sefiller baĢta sersem. Kimse anlamaz. Dert dert üstüne gelmiĢ demektir.
17
11
ؽٕيبخ ٌآ
ی
ّک
تعا شْٕگ شپ تعا تًکز شپ
شٓؽ ٌآ
َا
ی
ّک
ث
ّ
نز تًع
تعا شجْس شث
ؽٕيبخ لد
ٌب
ك ٌبتغثد
ی
ٌبكشػ ٔ ط
ث بدَآ سد ؼهْا
ّ
ك
تعا شجُي شث وبَ مع
Ân hâmûĢî ki pur hikmet est pur gevher est Ân Ģehrânî ki be semt hak ber rehber est Dil-i hâmûĢân debistân feyz u „irfân
EhleĢ der âncâ be fezl nâm ber minber est
Türkçesi: O sükûtilik ki hikmet dolu gevher doludur. O bir yüksek yol ki hak semte götürür. Sukûti gönüller feyzi irfân okuludur. Orada onun ehli nâm fâziletle minber üstündedir.
11
ؿٔسد سد بٓججع
ی
ِدشي بكٔ
س ٔشثآ ّتخپ بَ ٍخع
ی
ز ّتخ
ی
ِدسٕخ تب
َّٕگ ّچ
ٔس
سد ٌلابَ ظک شْ ػ
ی
ي ٍ
ی
ٌاذ
ّک تضػ
لبيبپ
ی
ژپ سد ِشيص ک
ِدشي
Sebebhâ der durûgî vefâ morde Sohen nâ pohte âbrû rîhte heyât horde Çe gûne reviĢ herkes nâlân derîn meydân
„Ġzzet ki pâ mâl yek zümre der pejmorde
Türkçesi: Sebepler yalanda vefa ölmüĢ. Söz piĢmemiĢse yüzsuyu dökülmüĢ. Hayat hurdalaĢmıĢ bu nasıl gidiĢ. Herkes bu meydanda bergerdandır. Ġzzet-i nefsi ayakaltında bu bir zümre periĢandır demektir.
18
12
ث بْصٔس
ّ
ًْ لٕٓدي تًع
ی
ي
ی
دصأشپ
ي بدکث
ی
ٔس
دص شع بدک ذَاذَ ظک د
ي شث
ی
عشپ
ی
َ ةإخ وذ
ی
گشْ ذيب
ٌآ ض
صٔس
ی
ّک دٕؽ
ط بدَآ سد
ی
خ ٌٕل
ی
دض
Rûzhâ be semt-i meçhûl hemî mî pervâzed Be koca mî reved kes nedâned kocâ ser zed Ber mî porsîdem cevâb neyâmed hergiz ân Rûzî Ģeved ki der âncâ teyfûn hîzed
Türkçesi: Günler semti meçhule uçuyor. Nere gidiyor kimse bilmez. Nere baĢvursun soruyorum. Ondan asla cevap gelmez. Bir gün olur ki oradan tayfun kalkar yani tayfun felaketi gelir. 24
چ شْ موػ سد
ی
ن دٕخٕي ض
ی
بدک سد موػ ٍک
موػ
ؽٕخ بث
ی
ع
ی
د ذُک ٌاش
بخ شْ س
ؽٕخ
ی
ا ٌبًْ بدک سد
ی
بث ٍ
ی
ث شث ذ
َاذ
ی
ٍتغ
ا سبَٓص
ی
ٌادبَ
ای
ٍ
بدثبَ ٕگي بُٓخع
Der „akli her çîz mevcûd lîkon „akl der kocâ „Akl-i bâ hûĢî seyrân koned der her câ
HûĢî der kocâ hemân in bâyed ber bedânîsten Zinhâr ey nâdân in sohenhâ megû nâbecâ
Türkçesi: Akılda her Ģey var lakin akıl nereden akıl hoĢluklarla her yeri seyran eder. Fakat hoĢluk nerede. ġimdi bunu bilmek lazımdır. Sakın ey budala bu sözlere yersiz deme.
19
14
نبه بي
سذُ
ی
سضث بًؽ ى
سٔشعسد ٌبگ
اذگ بي
ی
سٔشؿ سد ِدازٓؽ بًؽ ى
بؽبَ بي
ی
بؽ بًؽ ّتغ
ی
چشْ ّتغ
یض
ِداصآ بي
ی
ث سزگ ىنبػ ػٕخ ى
ی
سٕتك
Mâ kâlenderîm Ģuma bozargan der surûr Mâ gedâyîm Ģumâ Ģehzâde der gurûr Mâ nâĢâyeste Ģumâ Ģâyeste-i her çîz Mâ âzâdeyim hûĢ „âlim gozer bî futûr
Türkçesi: Biz kalenderiz siz ferah büyüklersiniz. Biz fakiriz siz Ģehzade gururdasınız. Biz lâyık değiliz siz her Ģeye lâyıksınız. Biz serbestiz âlemimiz hoĢ fütursuz gezeriz. Demektir.
Yani siz büyük adamlar biz kalender küçük kiĢileriz. Biz durgun siz gururda Ģehzadesiniz. Biz bir Ģeye layık değiliz siz layıksınız. Biz bu âlemde gezen serbest gezenlerdeniz demek
26
نا ٌُُٕلُخ َٔ
ُّ ُؾيَػ َٔ ٌِبيَض
ِسب َد ْؽلأا َذْؼَث ُىِئ َلاَػ َبََّٓإَك
ٍوَبس ِخ َلا يك ِؼيَؼنا ُىُط َلات َٔ
ِسَبد ِ ظلإا َٗهَػ بًيَٕي َٔ ٌغٕ ُؾَُْي بًي َْٕي
Türkçesi: Zamanın refahı ve maiĢeti yağmur çok yağdıktan sonra gökte hasıl olan alâim gibi çabuk zevaldedir. Bazen safa ve sürurun bolluğu varsa da daima sönmeye meyillidir. Çünkü bir gün sürur ile bir gün gönül tayini muhakkaktır.
20
27
لاد
َا
ذ
آ ادشك سٕسي ِٔ
ی
ذٕجص ذ
دبؽ تن صا
ی
ذٔشص ٔس ِذُخ دٕؽ
َی
هبث تغ
ی
ًْ ٔشثا
ی
ٌاصٔس
گ ًّْ
شی
ٕکَ ٌب
ی
وبؽ ٔ رجص شث ذ
Dilâ endûh mehor ferdâ âyed sebûh Ez leb-i Ģâdî Ģeved hende rû surûh Nîst bâkî ebrû hemî rûzân
Heme giryân negûyed ber sûbh u Ģâm
Türkçesi: Gam yeme ey gönül yarın elbet bir sabah gelir. Surur dudağından surûlerin yüzü güler. Her gün kara bulut baki değil. Her ağlayan bütün akĢam sabah ağlamaz demektir.
28
ِغِنإََّطنا ُفٕ ُغُخ بَُْيهَػ َءبَخ ْذَه َٔ
ُلاَضَي َلا يش ِزبََ َٔ ُت َعْؿَلأا بََؤ
ىَلَع ىَقْ بَ ي َلا َو
عَوْكَأ
ناَمَّزلا
ُلا ََُّٕنا ِتَشِ ي ُع َٔ ٗ َعَي ْذَه بًيَٕي
Türkçesi: Benim üzerime taliʻ karanlığı geldiyse de kimseden yardımcım olmadığı hâlde ümidim ancak nâsır lâ yezâl olan Hâzreti Hâlikadır. Zîra zamanın eğriliği böyle kalmaz. Bir gün geçer elbette bir ihsan günü doğar. Yani dünyada kararan günün nasıl aydınlığı gelirse kapanan talihinde elbet açılıĢı var.
29
ْمِئَجَونا َظإَ َؽ َبَُيبَّيَؤ َت َصَي َٔ
ِسُٔش ُّغنا ُوبَدْثؤ َظْيَن َٔ
21
Türkçesi: Türlü mihnet ve meĢakkat dolayısıyla her günümüz alevsiz bir dumanla örtülüdür. Nedense güzel ve serurlu bulut veya yağmur ve neĢeli hava üzerimize açılmadı. Demektir.
30
ٖ ََٕخ بَُْينا َشْْ ذنا ُم ِظبَلُي َٔ
ُوٕغْوت بًُِئبَجَخ ِللها َٗهَػ ُتْه كََٕت
Türkçesi: Dünya üzerimize iyice daraldı. Allah‟a Tevekkül ederek taksim olunmuĢ rızkımızı bekleriz demektir.
31
ِى ْؾ ـنا َتُُْك ْذَوَن َتَكَّتإ
ِى َؽ شنا ُمْثي َغ َظَٔ َكِجْهَوِن
Türkçesi:Yarın iyice kendine keder edecek bir Ģey mi kazanırsın ne çabalarsın. Nefsin için ezelde taksim edermiĢ ve ağzı mühürlenmiĢtir. Demek.
21
ذث
ی
ٔ اسبخ ٍ
ی
ُک ٌاش
ی
ا
ی
دشيبَ
ؽآ
ی
َ تَب
ی
ث ک
ی
ا ٍ
ی
ث
ی
دشخ
کٕخ کشت
ی
سبي ذثب
ی
ي ّچ
ی
ُک
ی
شکك
ی
شصٔد اس دٕخ ٍک
دشجي
Bedîn cârâ vîrân konî ey nâmerd ÂĢîyânet nîk bîn ey bî hıred
Terk hûk yâbed mârî çe mîkonî Fikrî kon hod râ dûzeh mebord
22
Türkçesi: Ey namert olduğun yeri viran edersin. Ġyi bak o senin yuvandır. Ey akılsız sen domuz ve bir yılanmıĢsın. Kendini cehenneme iletme.
Yani bu fani âlemin arkasında diğer bir baki âlem var. Dünya bir imtihan salonudur. Burada iyi not alınırsa orada baki ve rahatlıklar vardır.
33
ای
ٕگ ٌبثص بُٓخع ٍ
ی
ٌبغَا قصٔ سد ذ
ْإخ
ی
کث
ی
ْإخ ش
ی
کي
ی
ا ِآ ش
ی
ٌادبَ
ٔ سد
ی
َاش
ی
شثاشث
ی
گي ّٓجؽ ى
یش
دٕث بپًْ ٍي ٔ ٕت سد
ی
سد ى
ی
ص ٍ
ی
ٌب
În sohenhâ zebân gûyed der vasf-ı ensân Hâhî bekîr hâhî mekîr âh ey nâdân Der vîrânî berâberîm Ģobhe megîr
Der tû u men hempâ budîm derîn ziyân
Türkçesi: Bu sözleri insan vasfında lisan söyler. Ġster tut ister tutma. Ah ey cahil yaptığın viranelikte beraberiz. Yani periĢan ettiğin yerde beraberiz. Sen ben yoldaĢ olduk bu ziyanda demektir.
23
هٕؾؼي بي
ی
دسٔشپ نؽبػ ى
سبگ
ی
هگ بي
ی
ساص بي شٓث مجهث ٌآ ّک ى
ی
ا
ی
ت ٌبغَا
ا ّچ ٕ
ی
ذيآ بدک
ی
سبخ ٕت ٕؾي سبَٓص ٕؽ مگ ودشْ
ی
Mâ maĢûkîyim „âĢık-ı perverdigârî Mâ golîm ki ân bulbul behr-i mâ zârî Ey ensân tu çeî kocâ âmedî23
Türkçesi: Biz maĢukuz âĢık Tanrımızdır. Biz bir gülüz ki o bizim için sırdaĢ bülbüldür. Ey insan sen nesin, nereden geldin? Heran çiçek ol asla diken olma.1
24
ا تعا ٌبٓخ ٌبٓخ
ی
بي ٌلاضخ ّچ ٍ
بي ٌبکع لدسد ِٔذَا ذؽ ًّْ
آ ذْاص ِدشجخ
ی
چ ب
ی
ا تغ
ی
ػسٕؽ ٍ
بي ٌبکد ًّْ ػسٕؽ ّث ذؽشپ
Cihân cihân est in çe hezilân-ı mâ Heme Ģod endûh der dil sukkân-ı mâ
Haber deh zâhid âyâ çîst in ĢûriĢ Pur Ģod be ĢûriĢ heme dukkân-ı mâ
Türkçesi: Cihan cihandır. Bu hezelanımız nedir. Hep gam ve keder gönlümüze doldu. Haber ver ey zahid bu fesadındır. Dükkânımız hep karıĢık fesatla doldu. Bundandır.
25
ػٕيبخ تن ِذُػ تٕتشك مگ
چ شْ
یض
ی
خ ىْ
ث دش
ی
ػٕخ
ِذيآ ظخَ سد جسٕث
ذؽ
ذؼع
ی
َی
تغ
ثی
بَ ىْ ٌاسٔد تعا سبً
ػٕخ
Gol fertût „andelib hâmûĢ Her çîzî hem hord bî hûĢ
Burç der nahs âmede Ģod sa‟dî nîst Bîmâr est devrân hem nâhûĢ
Türkçesi: Gül bunamıĢ bülbül susmuĢ. Her Ģeyi ve akıl ĢaĢkın. Burç nahsa yani uğursuz noktaya gelmiĢ. Saadet yok. Devran hastadır. Hem iyi değil demektir.
1
24
Yani zaman eski zamanlar gibi değil gösteriĢ tarzında neĢe yok. Güller çiçeklerde eski güzellik yok. Onlarda hazin bir çehre var. Ey insan iyi bak ve iyi düĢün demektir.
37
د ٌبٓخ
ی
ا ذؽ ٌٕگ شگ
ی
ٕخ ص ٍ
یی
بي
ٕث
ی
ص طٕغكا تكس ػٕخ
ٕث شث
ی
بي
پ سد مكبؿ بَاد
ی
ؽ شپ ؿشز ؼ
ةبت
ٓت تعبخ شث ٌاسبث
ی
ٕخ کؾخ
ی
بي
Cihân-ı diğer gûn Ģod in zi hûy-i mâ Bûyi hûĢ reft efsûs zi ber bûy-i mâ
Dânâ gâfil der pîĢ-i hırs pur Ģitâb Bârân ber hâst tohî hoĢk cû-yi mâ
Türkçesi: Dünya baĢkalaĢtı bu bizim huyumuzdandır. Ġyi kokular gitti. Yazık bizim fena kokumuzdan. Bilginler gafil hırs peĢinde koĢar. Yağmur kalktı ırmağımız kuru ve boĢtur.
27
ي ٌآ
ی
ّک ٌاذ
سذُهه
ی
بي سٕؾک
بي سٕسي ػٕخبؽٕخ لد ٌا سد
ذُک صأشپ ّجخ ِصٔس شٓث ّخإخ
ٌآ
تػبُه
ّک
ّؽٕک
گ
ی
شتغث ش
بي
Ân meydân ki kâlenderi kiĢver-i mâ Der ân dil hûĢâhûĢ mehver-i mâ
Hâce behr rûze cobbe pervâz koned An kanâ‟et ki kûĢe gîr bister-i ma
Türkçesi: O kalenderlik meydanı bizim Ģehrimizdir. Orada gönül hoĢcahoĢ mihverimizdir. Hoca rızk için cübbesinin eteğini savurur. O kanaat köĢesi bizim yatağımızdır. Demek.
25
28
دٕخ سَٕ صا اذخ سَٕ ّوؾػ
ي صا
ی
هدت نز م
ی
دٕخ ٔ شث ذُک
ّک شْ
ي
ی
ذؽ وبًت اذخ شث ؼه
دٕخ ؿٕؿ ٌذن ىهػ سد دٕؽ ٌآ
„IĢke nûr-i Hodâ ez nûr-i hod Ez meyl hak tecellî koned ber vucûd
Her ki meyleĢ be hoda temâm Ģod Ân Ģeved der „ilm leden govs cûd
Türkçesi: AĢk hakkın kendi nurundan nurdur. Hakka teveccühten vücuda tecelli eder. Her kimin meyl hakka tamam oldu. O âlimler ledenden kerem dünyasına dalar demektir.
32
َ سبث
ی
ظک شٓث تغ
ی
وسب
وساص ِآ ٌاد صاس نز
عا
ی
لصا بت ىوؾػ ش
اذخ ّث
یی
ساذي ظپ
Bâr nîst behr-i kes yârem Hak râz dân âh zârem
Esir-i „ıĢkem tâ ezel Be Hodâyi-yi pes medâr
Türkçesi: Yük değil herkes dostum. Hak sır söyleyicidir. Ben ondan yani asırlardan ahîzarım. Ben o sırların karĢısında sergerdenim ki ta ezeli aĢkın esiriyim. Medarem ancak hakkadır. Demek. 31
َ ٍلک دشي ّث ىهػ
ی
تغ
26
ٔس بدک
ی
َ ٍكذي ى
ی
تغ
ذيآ ٌاسٔد ٌآ
ی
ک
ی
ک
لا ٍخع
َ ٍخع نز ذؽ ؽ
ی
تغ
„Ġlm be merd kefen nîst Kocâ revîm medfen nîst Ân devrân âmed yek yek Sohen lâg Ģod hak sohen nîstTürkçesi: Ġlim öldü kefen yok. Nere gideyim
.
Gömecek çok, yer yok. O devran ki bir bir geldi. Söz yılıĢık oldu. Hak söz yüküdür. Demek.Yani ilim ne ehli ağızlara düĢtü. O yanlıĢ fikir ve sözleri manevi olmalıdır. Ġlim yahut iĢitmez. Hak sözden tesir dökülsün. ġimdi öyle bir zamana geldin ki sözler eğri bütün yaldızlı yalan olup hak söz yüküdür. Ġyi bak ey insan bu böyle değil mi?
42
ٕگ ىهه
ی
َآ ٍي ذ
ى
ىُي ٌآ ّک
ٕگ ّک شْ
ی
َ ٍي صا ذ
ی
ىُک ّچ تغ
شْ
ًك
ی
ٕگ ّک
ی
غخَ ذ
ی
ص
ی
ٌبطؾ
ْ
ً
ٌب
ٔا
ص
تعسا
دسد ٌآ
ی
ىُت شث ّک
Kalem gûyed men ânem ki ân menem Her ki gûyed ez men nîst çe konem
Her femî ki gûyed nohsî zi Ģeytân Hemân zarest an derdîki ber tenem
Türkçesi: Kalem der ki ben oyum o benim. Her kim ki söyler benden değil. Yani kim ne söylerse ben yazarım. Her bir ağız ki söyler Ģeytanın uğursuz lafından. ĠĢte o elemdir. Elem ki tenim üstündedir. Demektir.
27
98
ٌٔضكا ٌبًگ ِدٕعشك ٌبيص
بي ىک
ی
ٌُٕدي ٌلاهبػ مهبػ ّ
ای
يص ًّْ ّک سبک ّچ ٍ
ی
ّنبَ شث ٍ
سلَ
ب
ی
د
ی
ػٕگ شث شگ
ی
ٌٕغكا ٌاسب
Zemân fersûde gomân efzûn Kem mâye âkil âkilân mecnûn În çe kâr ki heme zemîn ber nâle Nefhâ-î diğer ber gûĢ yârân efsûn
Türkçesi: Zaman eskimiĢ dert, zanlar artmıĢ. Mâyesizler akıllı akıllılar divâne. Bu ne iĢ ki zemin hep ahu zarda yârân. Kulağında baĢka bir nefha yani üfleme bir nevi efsun var.
99
خ سد لبًک تطه
تعسٔب
تعسٔبث ةشؿ سد لأص تطه
ٔسر صا ٌبيص
ِ
ی
لبًک
ث دبتلث
ّ
بطوَ
ی
لأص
Kutb-i kemâl der hâver est Kutb-i zevâl der garb bâver est
Zemân ez zirve-yi kemâl Befutâd be noktâ-yi zevâl
Türkçesi: Kemal kutbi Ģarktadır. Zevâl kâtibi garptandır. Kemal zirvesinden zeval noktasına düĢtü demektir.
Ġlim fen eserleri kemal üzerine Ģarkta tecelli ettiği hâlde bir an geldi ki o eserler garba aĢılıp geçti. ġimdi biz orada alıyor oranın aĢkı oluyoruz. ĠĢte bu bir ahir vakit alametidir.
28
9:
ٕخ بكٔ
ی
ٍي لد ٌبغک شْ سد ذ
ای
بعتها تنبز ٍ
ی
گ
ٍي م
َ ّک طٕغكا
ی
ا تغ
ی
غک شْ سد شْٕخ ٍ
ی
ًَ لد ؽبث سد
ی
لکؽ
ٍي مگ ت
Vefa cûyed der her kesân dil-i men Ġn hâlet iktizâyi gil-i men
Efsûs ki nîst în cevher der herkesî Der bâg-i dil nemi Ģikoft gol-i men
Türkçesi: Gönlüm herkeste vefa arar. Bu hâl çamurumun iktizasıdır. Yazık ki bu cevher kimsede yok. Gönül bağında gülüm açılmıyor. Demektir.
9;
آ شجنسد ٌآ
ی
تعبدک سد ب
خ
ی
ا سد ٌبخ سد ؼنب
ی
تعبدُ
خ ٌآ
ی
خ ٌبُچ لب
ی
ّک لب
ث
ی
آ
واس
ًْ
ی
تعبدَآ لد لدسد ٔا
Ân dilber âyâ kocâ der kocâst HeyâleĢ der cân der încâ est Ân heyâl çenân heyâl ki bî ârâm Hemî u derdil dil âncâest
Türkçesi: O dilber acep nerededir. Onun hayali canda buradadır. O öyle bir hayal ki bihuzur o hep gönülden gönüle oradadır. Demek.
9<
جؽ
ی
پ تلگ
ی
اشي وش
ٕگث
ی
ُخع ى
ی
اشت
29
نسد ىهػ
ٕؾت ت
ی
ؼ
اسٔد سٔد صا ػٕگ ِذي
ġebî goft pîrem merâ Begûyem sohen-i tora „Ġlm derleb teĢviĢ
Medeh gûĢ ez dur durâ
Türkçesi: Bir gece pirem bana dedi ki sana bir söz söyleyeyim. Ġlim teĢviĢ dudağında kulak verme uzak dur.
9=
ٌةِسبَسَي ٌِبَيَّضنبِث ٌُبَيَّضنا ٌَبَك
ُةِسبعًَنا ًَْٗػإَك ِشيلأا ُّمُك
ِّيِك ٌُب َغَْلإا ُريِشَت ْغَي َقْيَكَك
ْفُٔشُؼنا َمَخَد بًثَْٕن يزنا ٌَإَْكلأا َء َمَي
ْةِسب َؾًَنا ُلٕكإًنا ُُِّْي َذ َغَك
ِطبَُّنا ٗهَػ بًثيَؤ ِضْسلأا يك َٔ
َي ٍَْي ُءبً َّغنا ِكْجَت
ْتِئبصًَنا ُلٕو
ْمِكبَؿ بي ِشْيَـنا َظيَن ٔ بَُِّي ازَْ
ُةِسأًَنا ٔ ُذ َلا ِ صنا لاإ ُءأ ذنا بَي َٔ
ِم ِش ْؾًَنا يك َشََٓظ ْذَه لبًََكنا ُتُطُه
ةسبـًَنا يك َـ َّصَز لأ ضنا تطه
Türkçesi: Zaman zamanla kavgadadır. Bütün iĢ körler dövüĢü oldu. Bunda insan nasıl rahat eder. Kâinat garbıyla kir ile doldu. Bu öyle bir kir ki damarlara girdi. Bundan yiyecek içecek Ģeyler fasid oldu. Ġnsanlığa karĢı yerde inilti var. Birbiri üstüne geçen musibetlerden gün yüzü ağlıyor. Ey gafil bu gafilden değil bizdendir. Selah ve hakka dönmekten baĢka deva yoktur.
30
Kemal kutbu Ģarkta zahir oldu. Zeval garba tahsis olundu demektir.
9>
ةاشخ ةاشخ صا ىثاشخ ّک ٍي
سلَ
ب
ی
سر طذه
ۀ
ةاشت
بخسد ىند تغَبَٓ ىوؾػ
یی
ًْ
ی
ث
ی
ث ػْٕ سد ػْٕ
ی
ةبت
Men ki herâbem ez herâb herâb Nefhâ-yi kuds zerre-i torâb „IĢkem nihânest dilem der câyî
Hemî bi hûĢem der hûĢ bitâb
Türkçesi: Ben ki haraptan bir harabım. Nefhayi Kudusten bir zerre toprağım. AĢkım gizlidir. Gönlüm orada aklımda takatsizdir. Demek.
:5
َبث شث ّک کهك ٌآ
ی
ساضْ سٔد سد ّ
سٔد شْ
ی
ْبک ّک
ی
بک ذُهث
ۀ
گ
سبث سد اذ
ا اس تشع
ی
ـي
ػ سٔش
ی
ػبجي مكبؿ ٍک سب
َاذَ ٕت
ی
ؿآ بدک
ی
تتًع بدک سب
ی
سب
Ân felek ki ber saniye der devr hezâr Her devrîki kâh-i bolend kâh-i gedâ der bâr
Seret râ ey megrûr „eyyâr kon gâfil mebâĢ Tu nedânî kocâ âgyâr kocâ semtet yâr
31
Türkçesi: O felek ki saniye üzerine bin devirdedir. Her devri kâh yüksek kâh dilenci veya padiĢah sarayı olur. Ey mağrur baĢını ayar et gafil olma. Sen bilmezsin semtindeki nerede âyyâr nerede?
51
صا
ی
سبچ ٍ
غثٕع
ی
تكس ٌبخ
ث
غ
ی
ا سب
غث مي
ی
تكس لبع سب
ٍي بث
ْ ٕت ٔ
ی
چ
ی
گ ى
گ ػٕ
یش
صا
ی
غث ّک ِس ٍ
ی
تكس ٌبخ
Ezîn çârsû besî cân reft Besiyâr emel besiyâr sâl reft
Bâ men u tû hiçîm gûĢ gîr Ezîn reh ki besî cân reft
Türkçesi: Bu çarĢıdan çok can gitti. Çok ümit çok sene gitti benimle sen hiçiz. Kulak tut. Bu yol ki çok padiĢah gitti.
:7
لاد
گُث
پع ش
ّتغخ شٓ
َ ٌاسٔد
ی
ک
ی
كا
غ
ٕ
ط
ّتغث
صا وٕسلي دشخ
ی
لبز ٍ
يی
ٔشغي ش
س
تعا
نی
ّتغجيد ک
Dilâ beniger sipehr heste Devrân-ı nîkî efsûs beste
Hıred mefhûm ezîn hâl Mîr mesrûr est lîk dembeste
Türkçesi: Ey gönül bak dünya hasta devranın iyiliği yazık bağlı. Bu hâlden akıl gam ve kederlidir. Beyler serûrlu fakat dembestedirler.
32
ي تغتكآ تشٓؽ
ی
گ
ی
ٔا ٍياد وش
خ ٕچ
ن اشع
ی
ث ک
ی
خ َّاد
ٔا ٍيش
َآ
ی
َ ّهؼؽ ساد ّهؼؽ ّک
ی
تغ
ژا ٌآ
ث تعسد
ی
ٔا ٍخبَ ساذ
ġohret âfetest mî gîrem dâmen-i û Çû hezrâ lik bi dâne hermen-i û Ânî ki Ģu‟le dâr Ģu‟le nîst Ân ejderest bîdâr nâhun-i û
Türkçesi: ġöhret âfettir. Onun eteğini tutmam. YeĢil gibi fakat o danesiz harmandır. Bir an ki ıĢıklı yani ıĢık gösterir. O ıĢık değil o pençesi zalim bir ejderdir. Demek.
54
سأآ ّتؾگ لابث شع ّک ٌبَآ
ِ
ذَا
ث سبک شْ سد مٕهخي زخبػ
ی
ِسبچ
ذَا
عشک شث اسدٕخ
ی
گ معك
ا ذَُبً
ی
ٌبؾ
نی
ذَسإًْ ىک سبث سد ذَاذَ ک
Ânân ki ser bâlâ geĢte âvâreend „Âciz mahlûk der her kâr bîçâreend
Hod râ kursî-î fezl gomânend îĢân Lîk nedâned der bâr kem hemvârend
Türkçesi: Onlar ki üst tabakaya çıkmıĢ avarelerdir. Onlar her iĢte biçare aciz mahlûklardır. Onlar kendilerini fazilet kürsüsünde sanırlar. Fakat alçak bir yükün altında olduklarını bilmezler. Demektir.
:5
گي تتعد ٔا شث تند ٍک دبؾگ
بؾ
33
نی
ص ٌآ سص سد تند ک
ی
ٔ ش
ثص
تعش
صآ سد
بجْ سد لبچ کبچ تؽٕگ م
GoĢâd kon dilet ber u megoĢâ
Ân ki bâ tû her dem berâber subh û mâ Lîk dilet der zer ân zîr û zeberest
Der âsl-i gûĢet çâk çâk der hebâ
Türkçesi: O Tanrı tarafına elini açma gönlünü aç. O gece gündüz her dem seninle beraberdir. Fakat senin gönlün altındadır. Hâlbuki altın yerin dibine çökerten bir Ģeydir. Aslıda kulağın parça parça boĢ boĢ emellerde demektir.
:6
ؿآ
ی
ؿآ اس تعٔد تعٔد اس سب
ی
ذُک سب
ای
َد تسن ٍ
یب
ا
وبوتَا تع
ک
ذُ
ا دصبث کهك
ی
غث اس تسن ٍ
ی
سب
غث
ی
ٔبث اس ٌاشع
ی
ذُک سادشع
Âgyâr râ dûst dûst râ âgyâr koned În leheb dünyâ est intikâm koned Felek bâzed in leheb râ besîyâr Besî serân râ bâ vey serdâr koned
Türkçesi: Âgyârı dost dostu ağyar eder. Bu bir dünya oyunudur ki öcünü alır. Felek bu oyunu çok oynar. Çok kafalar var ki bu oyunla baĢını yukarı tutar. Yani gururlanır. Demek.
:<
ٕگ ّچ
ی
شسع سد ذ
د ُٕؾث
ی
ک
ا
ی
يد صبثشع
ی
دزَ ٌبًْ ّک
ی
ک
34
ث دبث ذْإخ ّک شع ٌآ
ب
شپ کبخ
س دٕؽ دساد ميا ّک لد ٌآ
ی
گ
Çe gûyed der seher biĢnev dîk Ey serbâz demek ki hemân nezdîk
Ân ser ki hâhed bâd bâ hâk pûr Ân dil ki emel dared Ģeved rîg
Türkçesi: Seher vakti horoz ne söyler dinle. Ey mağrur bir dem var ki iĢte pek yakın. O mağrur baĢ ki toprakla dolacak. O gönül ki emel tutar. O kum olur. Yani toprak altında kumla karıĢır. Demektir.
:=
َی
ْ ّث ٌبَ ى
ذؽ سبث ٌبغَا ش
ذؽ سبک طٕيبَ ٔا تُي شث
ساد جسٕث واذک
ی
ا
ی
ةبتكآ
ُؾَ
یذ
ا ِ
ی
ص شث ساص
ذؽ سا
Nîm nân be her ensân bâr Ģod Ber minnet û nâmûs kâr Ģod
Kodâm burç dârî ey âftâb NeĢenîde-i zâr ber zâr Ģod
Türkçesi: Yarım ekmek her insana bir yük oldu. Ona minnetler o namına bir kar oldu. Ey güneĢ hangi burçtasın. ĠĢitmiyor musun feryat ve mihnet bir yar üstüne yığıldı demektir.
:>
ای
ضث اس ىهه ٍ
یش
ی
تخٔد ىْإخ کبخ
نَا سد
تلخ ىْإخ ِدٕعآ ذعاس ى
ٍخع ٌٕچ
ضث
یش
بپ
ی
دبتكا سد
35
ٌآ ٍي
بْ ضػبک
ی
ک
ی
تخٕع ىْإخ ک
În kalem râ be zîr-i hâk hâhem dûht Der-i elem râ sed âsûde hâhem hoft
Çûn sohen be zîr-i pây-i der uftâd Men ân kâgez hâ yek yek hâhem sûht
Türkçesi: Bu kalemi toprağa gömeceğim. Elem kapısını kapayıp rahat uyuyacağım. Çünkü söz ayağa düĢtü. Ben o kâğıtları bir bir yakacağım demektir.
;5
بکز
ی
َ ت
ی
شؿ ٌبَ ى
ی
تعإػد ت
ی
َا ب
تعإَ ٔصبث سٔص ٔ مي
َاد شْ
ا ّ
ی
ا ِسر ّک وذُگ
ی
ز
ی
تب
ک لٕٓدي ذص تعد سزگ
یً
ی
تعب
Hikâyet-i nîm nân garîb da‟vâest Yâ emel û zûr bâzû nevâst
Her dâne-i gendom ki zerre-i heyât Gozer dest sed meçhûl kimyâest
Türkçesi: Yarım ekmeğin hikâyesi garip bir davadır. Yani nice emel bir gıdadır. Bu gıdanın her bir danesi hayat zerresidir ki yüzlerce meçhul ellerden geçen bir kimyadır demek.
Yani tarlaya saçan el tarladan biçen el. Harmana çeken ellere harmanda süren harmanda savuran eller değirmene götürüp un yapan eller hamur yapıp piĢiren el. ÇarĢıdan koltuğuna basıp götüren el. Öyle ki bir sürü kiĢinin elinden geçen bu bir dilim ekmek iĢte böyle bir gıdadır.
;6
ّث ٍخع تغکؽ ىْ ىْإخ اس ىهه
بپ
ی
دبتكا
َبث
گ
غث ذث ٔ
ی
غلَ ذؽ سب
ی
بَ
ی
دبتكا
آ وشک ّچ
ی
سد ذ
ی
ىنَا ضدث َّبيص ٍ
36
ٔ
بَاد سبه
یی
بخ ص ٔشك شع
ی
دبتكا
Kalem râ hâhem hem Ģikest sohen be pâ-yi uftâd Bâng u bed besiyâr Ģod nefes-î nâyî uftâd Çe kerem âyed derîn zemâne bi coz elem
Vekâr dânâ-yî ser furû zi câyi uftâd
Türkçesi: Kalemi kıracağım söz ayağa düĢtü. Fena ses çoğaldı. Neyin nefesi düĢtü. Ne kerem gelir zamanede elemden gayri. dânâların vekârı yüz aĢağı yere düĢtür demektir.
;7
غث
ی
ک
غ
ک ٌب
ّ
تعلاث نستغي
اص ّک لاث ٌبُچ
ی
هز شث ص ذ
ی
تعب
سد
ی
د لد ٔ ىؾچ ٍ
ی
دٕؽ ٌٕگ شگ
س ٌآ
حَ
تعبًع ٔا لضُي ودشْ ّک
Besî kesân ki mustehak-ı belâ est Çenân belâ ki zâyid zi ber hulyâ est
Derîn çeĢm û dil dîger gûn Ģeved Ân renc ki herdem menzil u semâ est
Türkçesi: Çok kiĢiler var ki belaya müstahaktır. Öyle belalar ki hep gizli fitne gizli emellerdendir. Ġnsanlar akrep gibi birbirini soktukça ilahi belalar iner. Fenaların yüzünden orada birçok iyiler de hazer görürler.
;8
ای
ًْ ّک بؿٔ ٍ
ی
سٕٓظ شع دٕؽ
سد
ی
ٌبٓخ ٍ
سٕجدي ٔا تًع شث ٌبغَا ّک
37
ا ٕگ
ی
چ ّخإخ
یض
ۀ
اذث شگ
َ
ی
ای
ضـن ٍ
بَ شگ سٕتغي ِبک
سٕتغي
Ġn vegâ ki hemî Ģeved ser zuhûr
Derîn cihân ki ensân ber semt û mecbûr Gû ey hâce çîze-i ger bedânî
În lugaz kâh mestûr ger nâmestûr.
Türkçesi: Bu harp ve çekiĢler ki hep baĢa gelir. Bu dünyada insan o semte mecburdur. Ey hoca bu hususta eğer bir Ģeyi bilirsen söyle. Bu meyl kâh açık kâh kapalı sebeplerdir. Yani harplerin sebebi açık ve kapalı fikirlerin birbiriyle bakıĢmasıdır.
;9
ي ٕث ٕچ
ی
ٔ سد
ی
ٔ ٌاش
ی
ىَاش
اشخ
ىَبخ ٔ لد ةاشخ صا تغث
بدک لد بلص ّچ ىنبػ ّچ
ْ سد ّچ ٌبٓخ
ی
چ
ی
ىَبٓخ
Çû bû mî der vîrân vîrânem Herâbest ez herâb dil u cânemÇe „âlim çe sefâ dil kocâ Cihân çe der hîçî cihânem
Türkçesi: Bir baykuĢ gibi virânda virâneyim. Gönül evim haraptan haraptır. Âlim ne sefa ne gönül nerede cihan cihanım hiçliktir. Demek.
;:
ث دشخ
ی
َ ىْ ٌاذُيدشخ ػْٕ
یض
ث ىنبػ
ی
َ ىْ ٌاسٔد ػْٕ
یض
ا
ی
بدک سد ّخإخ
یی
ٕگ اشي
ث ٕت
ی
َ ىْ ٌبتغثد ػٕخ
یض
38
Hıred bi hûĢ hıredmendân hem nîz Âlim bî hûĢ devrân hem nîz Ey hâce der kocâ-yî merâ gû
Tû bî hûĢ debistân hem nîz
Türkçesi: Akıl sersem hem akıllılar dahi. Âlim de sersem hem devran dahi. Ey hoca neredesin bana söyle. Sende sersemsin hem mektep dahi demek.
Yani bu öyle bir sersemliktir ki insanların birbirlerini tutmayarak cahillik ve gaflete dalmalarından hâsıl olur. Bu gaflet herhangi bir yere sokulursa orası içi güvelenmiĢ arı kovanına döner ki orada hayır kalmaz. ĠĢte bu hocayız. Bilginiz diyenlerin beyhude bi hodkâm varlıklarından ileri gelir.
;;
چ
یض
ی
ٕگ
ی
ا ذ
ی
ّچ سبکكا ٍ
ّچ ساشها ٌآ ذؽشي ذؽاس
شجخ ّک ٕگ بَاد
ساد
ی
ن ذُػ
ی
آ ّچ ت
ی
ّچسبخ ب
Çîzî gûyed în efkâr çe RâĢid û mürĢid ân ikrâr çe
Dânâ gû ki haber dârî „Ândelib çe âyâ hâr çe
Türkçesi: Bir Ģeyi söyle bu efkâr nedir? RaĢid mürĢid o ikrar nedir. Ey bilgin haberin varsa söyle. Bülbül ne acep diken nedir. Yani bu birbirini tutmayan fikirler nedir. Ortada bir Ģeyhlik müritlik gidiĢi vardır. Buna ikrar vermekteki sonuç nedir. ĠrĢad ise irĢad olgun ilimle olur. Ey bilgin sen bilginlik alanında kendi bu yani kendi büyüklüğünü göstermek için dolaĢırsın. Haydi, haberin varsa bülbül ne diken nedir. Demek. Ah kiĢi yani ah ey bilgin bu iĢ böyle yürümez. Ferdi hodkâmlık değil toplum ruh ve seviyeleri üzerinde gayret gerektir.