• Sonuç bulunamadı

TÜRK EDEBİYATINDA YENİ BİR TÜR: KÜÇÜREK ÖYKÜ

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "TÜRK EDEBİYATINDA YENİ BİR TÜR: KÜÇÜREK ÖYKÜ"

Copied!
4
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

Ü

nlü Fransız Heykeltıraş Augus-te Rodin’in İlahi Komedya’daki “Cehennem” bölümünden etkilene-rek yaptığı “Cehennem Kapıları” ad-lı heykelinin bir bölümü olan “Düşü-nen Adam” figürü -aslında İlahi Ko-medya’nın yazarı Dante Alighieri’yi temsil eder- günümüze kadar birçok yerde, yapıtta simge olarak kullanıl-mıştır ve hâlâ kullanılmaktadır. Fi-gür, Kasım 2011’de Prof. Dr. Rama-zan Korkmaz ve öğrencisi Yrd. Doç. Dr. Mutlu Deveci tarafından yayım-lanan Türk Edebiyatında Yeni Bir Tür: Küçürek Öykü adlı çalışmanın kapak resmine de konuk olmuştur. Erdo-ğan Yavuz tarafından hazırlanan ka-pak tasarımı, çalışmanın içeriğiyle de uyum göstermektedir. Daha doğ-rusu edebiyatımıza kazandırılan ‘kü-çürek öykü’ türünün de simgesi ol-maya hak kazandı diyebiliriz. A. Schopenhaurer’ın düşüncenin ateş gibi bir kıvılcıma ihtiyaç duyduğu ve hava akımı gibi sürükleyici ve kap-sayıcı bir uyarmanın olması gerekti-ği görüşünde belirttigerekti-ği düşüncenin kaynağı ile küçürek öykünün okuru düşünmeye sevk ettiği ani, çarpıcı etkisi benzerlik göstermektedir. Çün-kü Çün-küçürek öyÇün-kü ‘düşünme’ merkez-li bir metindir ve okurun düşlemleri-ni harekete geçirir.

Rodin “Düşünen Adam”ını, kaçı-nılmaz yazgısını eylemine gerçeklik kazandırmak için kurar.Küçürek öy-kü okuru da öyöy-küdeki çıplak karak-terlerin eylemini ortaya çıkarmak, eylemine gerçeklik ve canlılık kazan-dırmak için düşünür. Rodin’in “Ta-şın fazlasını atıyorum, geriye heykel kalıyor.” ve “Hiçbir parça bütünden daha önemli değildir.” ifadeleri, kü-çürek öyküdeki ötesini söylemekten çok okura bırakan bir alımlama este-tiğini düşündürür. Sıkıştırılmış, faz-lalıklardan arınmış, yoğun, dağınık-lığın toparlandığı bir anlatı türü olan küçürek öykü, bir nevi okuru hedef alan imgelemindeki karmaşıklıkla-rın, zıtlıkların yazarın eleğinden ge-çirilmiş şeklidir.

Sessizliği, derinliği, yalnızlığı anlatmaktan ziyade gösteren, his-settiren, okurun düşlemlerinin gi-zemli mekânıdır küçürek öykü. Za-man problemi yaşayan bireyin hu-zursuzluğunun, arayışının, kendini bir mekâna yerleştirme çabalarının karşılığını bulduğu bir anlatıdır. Ka-pak tasarımında kullanılan koca-man saatin önünde düşünen adam… İspanyol sürrealist ressam Salvador Dali’nin “Belleğin Azmi” (Eriyen Saatler-Yumuşak Saatler) tablosu ile Rodin’in “Düşünen Adam”

heyke-305

Türk Edebiyat›nda Yeni Bir Tür: Küçürek Öykü

*



K ‹ T A P T A N I T I M I

* Ramazan Korkmaz-Mutlu Deveci, Edebiyatta Yeni Bir Tür: Küçürek Öykü, Grafiker Yayınları, Ankara, 2011.

(2)

lindeki simgesel görünüm, küçürek öyküdeki donuklaşan ânı, varoluş sıkıntısını, eriyen zamanın bireye getirdiği kaçınılmaz noktayı imle-mektedir. Zamana karşı çıkışın ve zamanın hâkimiyetinin protestosu niteliğindeki “Eriyen Saatler” tablo-su, Salvador Dali tarafından ağustos güneşinde eriyen camembert peyni-rinden ilham alarak yapılmıştır. Sı-cağın bunaltısı ve ortadan kaldırma niteliği ile “Eriyen Saatler” tablosu, küçürek öyküdeki varoluş kaygısı yaşayan bireyin çıkmazlarının sim-gesel görünümüdür.

Küçürek öyküde okur, varlığının gizli yanlarının estetiğini kurma eği-limi gösterir. Küçürek öykünün ana izleklerinin yabancılaşma, köleleşme, umutsuzluk, yalnızlık, iletişimsizlik, çö-küntü, bunaltı olması, Sartre’in Bulan-tı’da söyledikleriyle benzer bir şekil-de dönem insanının karmaşıklığına denk gelir. Zihniyetin dönemin şart-larından etkilenmesi, bireyin ontolo-jik varlık koridorlarından çıkan sesi-nin duyurulmaya çalışıldığı sanat-larda da değişime sebep olmuştur. Tüketim çağı ruhunun sebep olduğu günümüzdeki değişimin seyriyle or-taya çıkan asgari ifade biçimi, edebi-yatta da küçürek öyküyle anlam ala-nı bulmuştur.

Edebiyatta Yeni Bir Tür: Küçürek Öykü kitabının birinci bölümünde küçürek öykünün temel özellikleri ve devir ile ilişkisi açıklanır. “Yaşa-mın özüne tutulan ayna niteliği ile kü-çürek öyküler, bir zamansızlığın öne sü-rümüdür; bu nedenle öykülemekten çok gösterir ve anlatmaktan çok haykırır. Son derece yoğunlaştırılmış, son derece yüklü,sinsi, çok yönlü, anlık ürkütücü, kışkırtıcı, düş kırıklığına uğratıcı olan bu kısa kısa öyküler…” , “Bir olayın iç-sel anlamı üzerinde, birdenbire

gelive-ren anlık sezgiler üzerinde yoğunlaşa-rak örülür.” gibi ifadelerle küçürek öykünün nitelikleri belirtilir. Küçü-rek öyküyle ilgili kabuller, ortaya konulan görüşler, bizim edebiyatı-mızdan ve Avrupa edebiyatından örneklerle verilir.

Sözcük eksiltilerek minyatürleşti-rilen metnin yapı unsurları Ramazan Korkmaz ve Mutlu Deveci tarafından kitabın ikinci bölümünde belirlenmiş-tir. Küçürek öykülerin genellikle kah-raman anlatıcı bakış açısıyla anlatıldı-ğı, Tanrısal bakış açısıyla anlatılan öy-külerin gösterme tekniği ile oluştu-rulduğu, küçürek öykü metinlerin-den örneklerle verilmiştir. Olay örgü-sünün epizotik karakter özelliği taşı-dığı belirtilerek öykü kişilerinin en yalın, en çıplak yanlarıyla öyküde yer aldıkları söylenmiştir. Durum öyküsü niteliği taşıyan küçürek öykülerde za-man unsuru Heidegger’deki zaza-man kavramıyla uyumludur. Heideg-ger’de olayların geçtiği şey/an olarak tanımlanan zaman, küçürek öyküler-de öyküler-de kurgunun temel noktalarından biri olarak işlenir. Yani var olmadaki durum, an ve şimdi ile şekillenir. Ra-mazan Korkmaz’ın insan varoluşunun konumlandığı yer olarak tanımladığı me-kânın, küçürek öykülerde kahrama-nın varoluş sancısıkahrama-nın sorgulandığı kapalı dar mekânlar olduğu ve bu mekânların simgeler biçiminde öykü-lerde yer aldığı belirtilmektedir.

Niceliğin değil niteliğin merkeze alındığı küçürek öykülerde dil ve üs-lûp, okurun merakını tetikleyecek bi-çimdedir. Metin, okurun katılımıyla açımlanır ve zenginleşir. Öyküde gi-zemi artırmak maksatlı çeşitli anla-tım şekillerine başvurulur. Yine ki-tapta, konuşma/diyalog tekniklerin-den iç/dış diyalog, monolog, iç mo-nolog ve bilinç akımı teknikleri

kul-K ‹ T A P T A N I T I M I

(3)

lanılarak imge dünyasının harekete geçirildiği belirtilir. Birçok farklı an-latım türünün kullanıldığı küçürek öykülerde şiir diline yaklaşım söz konusudur. Bu bakımdan yazım-sal/sesbilimsel/sözcüksel ve anlam-sal sapmaların ve çeşitli aktarım tür-lerinin kullanılması ile küçürek öykü biçim ve içerik bakımından çağın ru-huna uygun aykırı bir türdür.

Metinlerin birbirini etkilemesi, bir metnin başka bir metni hazırlaması, geçmişten günümüze tartışılagelmiş, üzerinde görüşler belirtilmiş bir ko-nudur. Aynı zamanda metinlerin bu tarz bir hazırlayıcılık işlevi herme-neutik yazınsal çözümleme açısından da edebî, felsefî ve toplumbilimsel bir meselenin çözümlenmesi açısından bir yetkinliğe işaret eder. Metinlerara-sı geçişkenlik olarak günümüzde kar-şılığını bulan bu durum bir metin olan küçürek öyküde de söz konusu-dur. Ramazan Korkmaz ve Mutlu De-veci küçürek öykünün diğer türlerle ilişkisini çalışmalarında beş başlıkta incelemişlerdir. Kısa öykü ile küçürek öykü ilişkisinde geleneksel öykü se-rüveni anlatılarak karşılaştırmalar ya-pılmıştır. Burce Holland Rogers’in; “Okur, edebiyat evini keşfetmek üzere odalarda bir gezinti yapmaya ve mahrem alanları araştırmaya davet edilebilir; bu romandır. Okur evin odalarından birinin penceresinden içeriye bakmaya davet edi-lebilir; bu kısa öyküdür. Veya okurdan ev-deki kapının anahtar deliğinden, odanın sadece bir bölümünü görecek şekilde diz çökerek içeriye bakması istenebilir; bu da küçürek öyküdür.” ifadeleriyle aradaki fark özetlenir.

Mesel ile küçürek öykü arasında-ki ilişarasında-ki, Mevlâna’nın mesellerinden, Murathan Mungan’ın ve Ferit Ed-gü’nün küçürek öykülerinden örnek-lerle karşılaştırmalar yapılarak

ben-zerlik ve farklılıklar çalışmanın dör-düncü bölümünde ortaya konulmuş-tur. Mesellerin sembolik söylem bakı-mından küçürek öykülere yakın ol-duğu, fark olarak küçürek öykünün öğüt vermediği, daha ziyade estetik bir arka plana taşındığı belirtilir.

Şiir, düzyazı/mensur şiir ile kü-çürek öykü ilişkisinde şiirin doğası gereği, küçürek öykünün zorunluluk sebebiyle yoğun olduğu, iki tür ara-sında anahtar noktanın şiirsellik, şi-irde kelimelerin değerinin, küçürek öyküde ise anlamın öne çıkarıldığı söylenir. Küçürek öyküye en yakın türlerden biri şiirdeki aktif okuyucu küçürek öyküde de söz konusudur. İçerik ve biçim bakımından aradaki benzerlik ve farklılıklar kitapta ay-rıntılı şekilde verilmiştir. Fabl ile kü-çürek öykü ilişkisinin de incelendiği bölümde kişiler, dil ve üslûp bakı-mından farklılıkların olduğu, fablla-rın öğüt verme nitelikleri belirtilerek kısalıklarıyla benzerlik gösterdiği söylenir. Fıkra ile küçürek öykü iliş-kisi bölümünde karşılaştırma ayrın-tılı olarak yapılmıştır. Birkaç benzer-lik ve farklılığı aktarmak gerekirse fıkraların anonim, küçürek öykü

ya-Y E N ‹ T Ü R K E D E B ‹ ya-Y A T I A R A fi T I R M A L A R I

(4)

C

umhuriyet Dönemi Türk Şiirinde Din Duygusu isimli hacimli ese-riyle tanınan, hâlen Kırklareli Üniver-sitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölü-mü’nde öğretim üyesi olan Yrd. Doç. Dr. Secaattin Tural’ın yakın zamanda Türk Romanında Mevlâna adını verdiği bir eseri yayımlandı. Eser, modern edebiyat kuram ve kavramlarını, ten-kit ettiği romanlara uygulamasıyla klasik bir bakıştan kendisini kurtar-maktadır. Türk Romanında Mevlâna’nın

bu yönü edebiyat nazariyesinde tenki-din aldığı yeni hâlin itibarını göster-mektedir. Tural, fantastik, kitsch, kolaj, metinlerarası, pastiş gibi kavramları, farklı edebiyat teorisyenleriyle birlikte eserine taşımaktadır. Kitap, günümüz-de klasik egünümüz-debiyat eleştirisinin yerini, modern edebiyat kuramlarına bıraktı-ğını gösteren önemli bir çalışma olarak karşımızda durmaktadır.

Türk Romanında Mevlâna, doğru-zarının belli olduğu söylenerek iki

türde de şiirsel söylemin öne çıktığı-na değinilir. Kuruluş açısından fark-lılık gösteren iki türün yoğunluk açı-sından benzer olduğu; fakat ‘kıssa-dan hisse’ tavrının küçürek öyküde bulunmayışı gibi belli başlı önemli noktalar sunulur.

Çalışmada Ferit Edgü, Yüksel Pa-zarkaya, Murathan Mungan, Murat Yalçın ve Ramon Gomez de la Ser-na’nın öykülerinden örnekler çözüm-lenmiştir. Çalışmanın sonunda hazır-lanan Türk ve dünya edebiyatların-dan küçürek öykü seçkisinde bulu-nan kırk sekiz öykü de küçürek öykü meraklıları için yararlı olacaktır.

“Çiçek, çekirdekte gizlidir hep.” Gerçekten de, hâlâ çekirdeğinin içine kapanmış, açmadan duran bir çiçeğin kurduğu gelecek düşünden daha yoğun,

merkezine daha çok güvenen bir mahre-miyet imgesi var mı ki?” Gaston Bac-helard’ın Uzamın Poetikası adlı yapı-tında ortaya koyduğu bu çıkarım, bi-zi küçürek öykünün imgelem dün-yasına götürür. Yazar öyküsünü oku-run düşlemlerinin odağına bırakır. Metnin gizemine davet edilen okur, yolculuğunun hazırlıklarını yaparak imgenin yankılarına ulaşır. Küçürek öykünün açımlanması okurun hassa-siyeti ve alımlama kabiliyetine bağlı-dır. Nitelikli okurun öyküye bağım-sız anlamlar yüklemesi ile öykü zen-ginleşecektir. Bu yeni türün edebiya-tımıza kazandırılmasında emeği ge-çen Ramazan Korkmaz ve Mutlu De-veci’nin hazırladığı eser, küçürek öy-kü üzerinde çalışmak isteyen akade-misyenlere yepyeni bakış açıları ka-zandıracaktır. Nilüfer Aka* K ‹ T A P T A N I T I M I

308

Türk Roman›nda Mevlâna

**





* Araş. Gör., Ardahan Üniversitesi, İnsani Bilimler ve Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebi-yatı Bölümü.

Referanslar

Benzer Belgeler

Bu bağlamda bu çalışmada gelir dağılımına etki eden faktörlerden; iktisadi büyüme, küreselleşme, enflasyon, vergi yükü ve faizin gelir dağılımı

Birinci bölümde şerh ve haşiye kavramları, ikinci bölümde Tabersî’den (ö. 717/1317) el-Keşşâf çalışmalarının erken dönemi, üçüncü bölümde Tîbî’den

ta ve şu açıklamayı yapmaktadır: “Bil ki, insanlar, mantığın bir ilim olup olmadığı hususunda ayrılığa düşmüştür. Esasen bu ayrılık, lafzidir. Çünkü ilim

Aynı bölümde yer alan Osman Demir’e ait “Fahred- din er-Râzî’de Cevher-i Ferd ve Heyûlâ-Sûret Teorisi” (s. 527-555) başlıklı makale ise Râzî’nin fiziksel

Fakat kamu diplomasisi konusunda hâkim küresel egemen devletler ABD gibi kendi kamu diplomasisini güçlendirmek için bazı ülkelere negatif siyasal iletiler gönderdiğinde

Mevcut çalışmada da hasta- ların ağrıya ilişkin özetkinliklerinde artış olduğu ve ağrıyla baş etmede pasif baş etme stratejilerini daha az kullandıkları

Biz bu olgu sunumunda bel ağrısı ve bacaklarda güçsüzlük şikayeti olan kliniğimize lomber disk hernisi ön tanısı ile gönderilen bir olguyu sunmayı amaçladık.. Bu

Çocuklar günlük oturularak yapılan aktiviteler (televizyon seyretme, bilgisayar veya atari oynama, ders çalışma) açısından karşılaştırıldığında televizyon