Social Protection for Women in Working Life
Çanakkale Onsek z Mart Ün vers tes , L sansüstü Eğ t m Enst tüsü Çalışma Ekonom s ve Endüstr İl şk ler Anab l m Dalı
Nalan ARKAN
Karaden z Tekn k Ün vers tes , İkt sad ve İdar B l mler Fakültes , Çalışma Ekonom s ve Endüstr İl şk ler Bölümü
Güven MURAT
Haz ran 2021, C lt 11, Sayı 1, Sayfa 175-194
June 2021, Volume 11, Issue 1, Page 175-194
P-ISSN: 2146-4839
E-ISSN: 2148-483X
2021-1
Cilt: 11 - Sayı: 1 - Yıl: 2021 Volume: 11 - Issue: 1 - Year: 2021 P-ISSN: 2146-4839
E-ISSN: 2148-483X Sahibi / Owner of the Journal
Sosyal Güvenlik Kurumu Adına / On behalf of the Social Security Institution İsmail YILMAZ
(Kurum Başkanı / President of the Institution)
Sorumlu Yazı İşleri Müdürü / Responsible Publication Manager Uğur KORKMAZ
Yayın Kurulu / Editorial Board Cevdet CEYLAN Ömer KÜÇÜKEVCİLİOĞLU Aydın GEDİKLİ Okan AYDIN Fetullah EVLİYAOĞLU Editörler / Editors Doç. Dr. Erdem CAM
Selda DEMİR Redaksiyon / Redaction
Nihan ERTÜRK
Yayın Türü: Uluslararası Süreli Yayın / Type of Publication: International Periodical Yayın Aralığı: 6 aylık / Frequency of Publication: Twice a Year
Dili: Türkçe ve İngilizce / Language: Turkish and English Basım Tarihi / Press Date: 17.06.2021
Sosyal Güvenlik Dergisi (SGD),
TUBİTAK ULAKBİM - TR EBSCO HOST - US ECONBIZ - GE
INDEX COPERNICUS INTERNATIONAL - PL SCIENTIFIC INDEXING SERVICES - US JOURNAL FACTOR
ASOS INDEX - TR SOBIAD - TR
tarafından indekslenmektedir.
©Tüm hakları saklıdır. Sosyal Güvenlik Dergisi’nde yer alan bilimsel çalışmaların bir kısmı ya da tamamı telif hakları saklı kalmak üzere eğitim, araştırma ve bilimsel amaçlarla çoğaltılabilir. Dergide yayımlanan makalelerdeki fikir ve görüşler Sosyal Güvenlik Kurumunun kurumsal görüşünü yansıtmaz, tüm görüşler yazarlarına aittir.
Tasarım / Design: PERSPEKTİF Matbaacılık Tasarım Tic.Ltd.Şti. (0 312) 384 20 55 - Ankara Basım Yeri / Printed in: PERSPEKTİF Matbaacılık Tasarım Tic.Ltd.Şti. (0 312) 384 20 55 - Ankara
İletişim Bilgileri / Contact Information
Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı Ziyabey Caddesi No: 6 Balgat / Ankara / TÜRKİYE
Tel / Phone: +90 312 207 88 91 - 207 87 70 - Faks / Fax: +90 312 207 78 19
Professor Yener ALTUNBAŞ
Bangor University Final International University
Professor Paul Leonard GALLINA
Bishop’s University
Professor Allan MOSCOVITCH
University of Carleton
Professor Jacqueline S.ISMAEL
University of Calgary
Professor Mark THOMPSON
University of British Columbia
ULUSAL DANIŞMA KURULU / NATIONAL ADVISORY BOARD Prof. Dr. Ahmet Cevat ACAR
İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi
Prof. Dr. A. Murat DEMİRCİOĞLU
Yıldız Teknik Üniversitesi Emekli Öğretim Üyesi
Prof. Dr. Sarper SÜZEK
Atılım Üniversitesi Hukuk Fakültesi Prof. Dr. Müjdat ŞAKAR
Marmara Üniversitesi İktisat Fakültesi
Prof. Dr. Savaş TAŞKENT
İstanbul Teknik Üniversitesi İşletme Fakültesi
Prof. Dr. Ferda YERDELEN TATOĞLU
İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi
Prof. Dr. Sabri TEKİR
Ostim Teknik Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi
Prof. Dr. Mehmet TOP
Hacettepe Üniversitesi
İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi
Prof. Dr. Türker TOPALHAN
Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi
Prof. Dr. Aziz Can TUNCAY
Bahçeşehir Üniversitesi Hukuk Fakültesi
Prof. Dr. M. Fatih UŞAN
Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Hukuk Fakültesi
Prof. Dr. Gülbiye YENİMAHALLELİ
Ankara Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi
Doç. Dr. Gaye BAYCIK
Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi
Doç. Dr. Emel İSLAMOĞLU
Sakarya Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi
Doç. Dr. Saim OCAK
Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi
Doç. Dr. Sinem YILDIRIMALP
Sakarya Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi
Prof. Dr. İsmail AĞIRBAŞ
Ankara Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi
Prof. Dr. Ömer EKMEKÇİ
İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi
Prof. Dr. Levent AKIN
Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi
Prof. Dr. E. Murat ENGİN
Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi
Prof. Dr. Yusuf ALPER
Bursa Uludağ Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi
Prof. Dr. Hediye ERGİN
Marmara Üniversitesi İktisat Fakültesi
Prof. Dr. Faruk ANDAÇ
Çağ Üniversitesi Hukuk Fakültesi
Prof. Dr. Şükran ERTÜRK
Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi
Prof. Dr. Kadir ARICI
Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Hukuk Fakültesi
Prof. Dr. Afsun Ezel ESATOĞLU
Ankara Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi
Prof. Dr. Onur Ender ASLAN
Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi
Prof. Dr. Ali GÜZEL
Kadir Has Üniversitesi Hukuk Fakültesi
Prof. Dr. Zakir AVŞAR
Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi İletişim Fakültesi
Prof. Dr. Alpay HEKİMLER
Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi
Prof. Dr. Ufuk AYDIN
İstanbul Aydın Üniversitesi Hukuk Fakültesi
Prof. Dr. Oğuz KARADENİZ
Pamukkale Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi
Prof. Dr. Abdurrahman AYHAN
Kıbrıs İlim Üniversitesi Hukuk Fakültesi
Prof. Dr. Aşkın KESER
Bursa Uludağ Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi
Prof. Dr. Serpil AYTAÇ
Fenerbahçe Üniversitesi
İktisadi, İdari ve Sosyal Bilimler Fakültesi
Prof. Dr. Cem KILIÇ
TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi
İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi
Prof. Dr. Mehmet BARCA
Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi
Prof. Dr. Ali Rıza OKUR
İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi Hukuk Fakültesi
Prof. Dr. Süleyman BAŞTERZİ
Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi
Prof. Dr. Ercüment ÖZKARACA
Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi
Prof. Dr. Nurşen CANİKLİOĞLU
Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi
Prof. Dr. Serdar SAYAN
TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi
İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi
Prof. Dr. Fevzi DEMİR
Yaşar Üniversitesi Hukuk Fakültesi
Prof. Dr. Ali Nazım SÖZER
Yaşar Üniversitesi Hukuk Fakültesi
20. SAYIDA HAKEMLİK YAPAN AKADEMİSYENLERİN LİSTESİ REFEREE LIST FOR THIS ISSUE
Prof. Dr. Levent AKIN
Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi
Prof. Dr. Müge ERSOY KART
Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi
Prof. Dr. Veysel YILMAZ
Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi
Prof. Dr. Yusuf ALPER
Bursa Uludağ Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi
Prof. Dr. Aşkın KESER
Bursa Uludağ Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi
Doç. Dr. Erkan ARI
Kütahya Dumlupınar Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi
Prof. Dr. Murat ATAN
Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi
Prof. Dr. İlknur KILKIŞ
Bursa Uludağ Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi
Doç. Dr. Davut AYDIN
Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi Eğitim Fakültesi
Prof. Dr. Ufuk AYDIN
İstanbul Aydın Üniversitesi Hukuk Fakültesi
Prof. Dr. Metin PİŞKİN
Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi
Doç. Dr. Selver Yıldız BAĞDOĞAN
Bursa Uludağ Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi
Prof. Dr. Serpil AYTAÇ
Fenerbahçe Üniversitesi
İktisadi, İdari ve Sosyal Bilimler Fakültesi
Prof. Dr. Sibel SELİM
Manisa Celal Bayar Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi
Doç. Dr. Gaye BAYCIK
Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi
Prof. Dr. Elif GÖKÇEARSLAN ÇİFTÇİ
Ankara Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi
Prof. Dr. Meral SUCU
Hacettepe Üniversitesi Fen Fakültesi
Doç. Dr. Erdem CAM
Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi
Prof. Dr. Zeki ERDUT
Dokuz Eylül Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi
Prof. Dr. Müjdat ŞAKAR
Marmara Üniversitesi İktisat Fakültesi
Doç. Dr. Atalay ÇAĞLAR
Pamukkale Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi
Prof. Dr. Deniz KAĞNICIOĞLU
Anadolu Üniversitesi
İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi
Prof. Dr. Ferda YERDELEN TATOĞLU
İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi
Doç. Dr. Salih DURSUN
Karadeniz Teknik Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi
Prof. Dr. Nuray GÖKÇEK KARACA
Anadolu Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi
Prof. Dr. Ercüment ÖZKARACA
Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi
Doç. Dr. Özgür TOPKAYA
Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Biga İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi
Prof. Dr. Oğuz KARADENİZ
Pamukkale Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesi
Prof. Dr. Suat UĞUR
Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Biga İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi
Dr. Öğretim Üyesi Ufuk BİNGÖL
Bandırma Onyedi Eylül Üniversitesi Manyas Meslek Yüksekokulu
Toplam gelen makale başvurusu Number of received manuscript 42 Yayına kabul edilen makale sayısı Number of accepted manuscript 13
Hakem süreci devam eden makale sayısı Under consideration 10
Red edilen makale sayısı Rejected after evaluation 8
Ön inceleme aşamasında red edilen makale sayısı Rejected before evaluation 11
Derginin güncel sayısı ve arşivine aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz. http://www.sgk.gov.tr/wps/portal/sgk/sgd/tr İnceleme Makalesi – Review Article
Çalışma Hayatında Kadınlara Yönelik Sosyal Koruma
1Social Protection for Women in Working Life
Nalan ARKAN*
0000-0003-1592-7303
Güven MURAT**
0000-0003-2449-2532
Sosyal Güvenlik Dergisi / Journal of Social Security Cilt: 11 Sayı: 1 Yıl: 2021 / Volume: 11 Issue: 1 Year: 2021 Sayfa Aralığı: 175-194 / Pages: 175-194
DOI: 10.32331/sgd.952575
ÖZ
ABSTRACT
Kadınların çalışma hayatına katılımı, bireysel faydaların yanı sıra sürdürülebilir ekonomik büyüme ve sosyal kalkınma açısından da oldukça önem arz etmektedir. Ancak kadınlar, başta çalışma hayatı olmak üzere hemen her alanda birçok sorunla karşılaşmakta; fırsatlara erişim, haklardan faydalanma, işe alınma ve yükselme gibi alanlarda ayrımcılığa maruz kalmaktadır. Bu noktada sosyal koruma kadınlar gibi dezavantajlı grupların sosyal dışlanmasını önlemede en önemli politika araçlarından biri olarak görülmekte; kadınlar açısından gerek toplumsal cinsiyet eşitliğinin gerekse fırsat eşitliğinin sağlanması ve olumsuz koşulların iyileştirilmesi hususunda büyük önem taşımaktadır. Bu çalışma, sosyal korumayı detaylı biçimde ele alarak, bu kapsamda uygulanan programların çalışma hayatında yer alan kadınlar açısından önemini araştırmış ve programlara erişimde karşılaşılan engelleri belirleyerek bu engellerin giderilmesine yönelik çözüm önerileri sunmayı amaçlamıştır. Çalışma, betimsel bir araştırma olup ilgili alanda yayınlanan kaynaklar referans alınmıştır. Araştırma sonucunda, kadınların çalışma hayatında karşılaşmış oldukları sorunların temelinde cinsiyete dayalı ayrımcılığın olduğu, uygulanan program ve politikaların kadınların çalışma hayatındaki konumunu iyileştirmekle birlikte yine de toplumsal cinsiyet eşitliğinin tam olarak sağlanamadığı ve kadın istihdamının istenilen düzeye erişemediği görülmüştür.
The participation of women in working life is of great importance in terms of sustainable economic growth and social development, as well as individual benefits. However, women face many problems in almost every field, especially in working life, and are exposed to discrimination in areas such as access to opportunities, benefiting from rights, recruitment and promotion. At this point, social protection is seen as one of the most important policy tools in preventing the social exclusion of disadvantaged groups such as women, it is of great importance in terms of both gender equality and equality of opportunity and improvement of negative conditions. This study examines the importance of the programs implemented in this context for women in working life by examining social protection in detail, and aims to identify the barriers encountered in accessing the programs and offer solutions to eliminate these obstacles. The study is a descriptive research and references published in the related field are taken as reference. As a result of the research, it was found that gender based discrimination is the basis of the problems faced by women in working life; although the implemented programs and policies improved the position of women in working life, it was observed that gender equality could not be fully achieved and women's employment could not reach the desired level.
Anahtar Sözcükler: Çalışma hayatı, kadın işgücü,
ayırımcılık, sosyal koruma Keywords: discrimination, social protection Working life, female workforce,
Önerilen atıf şekli: Arkan N. ve Murat G. (2021). Çalışma Hayatında Kadınlara Yönelik Sosyal Koruma. Sosyal
Güvenlik Dergisi (Journal of Social Security). 11(1). 175-194
● Geliş Tarihi/Received: 05/04/2021 ● Güncelleme Tarihi/Revised: 26/05/2021 ● Kabul Tarihi/Accepted: 14/06/2021
1 Bu makale Prof. Dr. Güven Murat’ın danışmanlığında Nalan Arkan tarafından hazırlanan “Çalışma Hayatında
Kadınlara Yönelik Sosyal Koruma: Türkiye ile AB Ülkeleri Karşılaştırması” isimli yüksek lisans tezinden üretilmiştir
* Doktora Öğrencisi, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Anabilim Dalı, [email protected] **Prof. Dr., Karadeniz Teknik Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi,
GİRİŞ
Kadınların çalışma hayatında yer alması ekonomik büyümenin sürdürülebilirliği ve sosyal kalkınmanın sağlanması hususunda şüphesiz önemli bir yere sahiptir. Kadınlar çalışma hayatına katılarak ekonomik özgürlüğün yanında özgüvenlerini geliştirmekte, sosyal statü sağlamakta ve toplumsal yaşamdaki konumlarını güçlendirerek saygınlıklarını artırmaktadır. Ancak toplumsal cinsiyete bağlı iş bölümü ve kadına yüklenen geleneksel roller, kadınların gerek sosyal hayatta gerekse çalışma hayatında birtakım sorunlarla ve eşitsizliklerle karşılaşmalarına neden olmaktadır. Kadınlar çalışma hayatında cinsiyete bağlı olarak işe alınma, yükselme, ücretlendirme ve karar alma gibi pek çok alanda ayrımcılığa maruz kalmakta ve erkeklere kıyasla birçok haktan daha düşük oranda faydalanmaktadır. Bu durum kadınları çalışma hayatının dışına itmekte ve uzun vadede sosyal güvenceden yararlanma fırsatlarını azaltmaktadır. Dolayısıyla tüm bu olumsuz faktörler, kadınların daha kırılgan olmalarına ve sosyal koruma müdahalelerine daha fazla ihtiyaç duymalarına neden olmaktadır.
Sosyal koruma sistemi primlerle finanse edilen sosyal sigortalar ile vergilerle finanse edilen sosyal yardım ve hizmet uygulamalarının bir bütünü olarak bireylere pek çok alanda güvence sağlamaktadır. Sosyal korumanın özellikle, kadınların en çok maruz kaldığı cinsiyet eşitsizliğinin ve buna bağlı olarak ayrımcılığın önlenmesi, işgücü piyasasına katılımlarının sağlanması ve sosyal statülerinin artırılması gibi birçok alanda kadınların güçlendirilmesine katkı sağlayacağı öngörülmektedir. Bu anlamda atılan en önemli adımlardan biri Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO)’nün kabul ettiği Sosyal Koruma Tabanları Tavsiye Kararı’dır. Bu Tavsiye Kararı, kapsamlı bir sosyal koruma sisteminin nasıl olması gerektiği konusunda geniş bir rehberlik sunmakla birlikte, insan onuruna yaraşır biçimde yaşayabilmek için gereken temel sosyal güvenlik garantilerini sunmayı ve evrensel bir korumayı hedeflemektedir. Bu bağlamda öncelikli olarak tüm kadınlara asgari bir gelir güvencesi ve temel hizmetlere erişim hakkının sağlanması temel amaç kabul edilmektedir.
Kadınların güçlendirilmesi, çalışma hayatına katılımının artırılması ve toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması gibi temel amaçlar için bu tür adımlar doğrultusunda uygulanan programlar/politikalar, şüphesiz kadınların çalışma hayatı ve toplumsal hayat içerisindeki konumunu iyileştirmekte ve kadın istihdamının artmasına katkı sağlamaktadır.
Bu çalışmada ilk önce sosyal korumanın kavramsal çerçevesi çizilerek sosyal koruma tabanları türleri ve sosyal korumanın refah üzerindeki etkilerinden bahsedilmektedir. Daha sonra, çalışan kadınlar için sosyal korumanın neden gerekli olduğu ve kadınlara yönelik sosyal koruma programları üzerinde durulmaktadır. Son olarak ise kadınların sosyal koruma tabanlarına erişim engelleri açıklanarak, kadınlara yönelik ulusal sosyal koruma tabanlarının güçlendirilmesine yönelik stratejilerden söz edilmektedir.
I- SOSYAL KORUMA
A- Sosyal Koruma Kavramı ve Tanımı
Sosyal koruma, bazı yazarlar tarafından sosyal güvenlik ile eşdeğer olarak görülmektedir. Sosyal güvenlik genellikle asgari düzeyde bir gelir güvencesi sağlayabilmek için insanların yararlanabileceği yardım, sigorta ve sosyal yardım programlarının tanımı olarak ifade edilmektedir. Dünya Bankası, sosyal koruma kavramını sosyal güvenceden ayrı olarak genişletmek için bir yol izlemektedir. Ancak hâlâ, işgücü piyasası müdahalelerinden kamuya zorunlu işsizlik veya yaşlılık sigortasından hedeflenmiş gelir desteğine kadar değişen, insan sermayesini korumak veya iyileştirmek için bir önlemler bütünü olarak sosyal korumayı araçsal olarak tanımlamayı sürdürmektedir (Wheeler ve Kabeer, 2005: 2).
Çalışma Hayatında Kadınlara Yönelik Sosyal Koruma
177
Birleşmiş Milletler (BM)’e göre sosyal koruma, gelir güvenliğini ve sağlık hizmetlerine erişimi güvence altına almak için nakit veya ayni fayda sağlayan tüm tedbirler olarak tanımlanmaktadır. Bu hususta kapsamlı sosyal koruma sistemleri hastalık, engellilik, analık, iş kazası, işsizlik, yaşlılık, aile üyelerinden birinin ölümü ile genel yoksulluk ve sosyal dışlanmanın neden olduğu işle ilgili gelir eksikliğine karşı koruma sağlamaktadır. Sosyal koruma ayrıca, temel sağlık hizmetlerine erişim ile özellikle çocuk ve yetişkin bağımlılar için aile desteği sağlamaktadır (UN, 2018: 5).
Sosyal koruma veya sosyal güvenlik, yaşam döngüsü boyunca yoksulluğu, kırılganlığı ve güvencesizliği azaltmak ve aynı zamanda önlemek için tasarlanmış politikalar ve programlar seti olarak tanımlanmaktadır (Murat, 2019: 38). Sosyal koruma dokuz temel alanı içermektedir. Bunlar; çocuk ve aile yardımları, analık koruması, işsizlik yardımı, iş kazaları yardımı, hastalık, sağlık koruması, yaşlılık, malullük ve dul ve yetim aylığıdır. Sosyal koruma sistemleri, primli (sosyal sigorta) ve primsiz vergiyle finanse edilen (sosyal yardımlar) uygulamaların bir karışımı olarak tüm bu alanlara hitap etmektedir (ILO, 2017a: 2). Sosyal koruma her şeyden önce bir insan hakkıdır. Aktif işgücü piyasası ve formelleştirme politikalarını ilişkilendirmesi, toplumsal kapsayıcılığı ve cinsiyet eşitliğini teşvik etmesi, sosyal bütünlüğü ve siyasi istikrarı geliştirmesi, kriz ve şokların sosyal ve ekonomik etkilerini azaltması, insanların kapasitelerini ve verimliliklerini artırması, yoksulluğu ve hastalığı azaltması ve kapsamlı bir ekonomik büyümeyi teşvik etmesi gibi bir dizi fayda sağlamaktadır. Bu bağlamda sosyal koruma, sürdürülebilir kalkınma için kritik bir politika olarak görülmektedir (Aykaç ve Murat, 2018: 101).
Tüm bu tanımlardan hareketle sosyal korumanın tüm vatandaşları, özellikle dezavantajlı grupları kapsayan ve çok geniş bir yelpazede koruma sağlamayı amaçlayan ve sürdürülebilir ve kapsayıcı bir büyümenin temelini oluşturan bir niteliğe sahip olduğu görülmektedir.
B- Sosyal Korumanın Kapsamı
ILO Genel Konferansı, 2012 yılında Cenevre’de toplanarak 202 no.lu Sosyal Koruma Tabanları Tavsiye Kararı’nı kabul etmiştir. Bu tavsiye kararı BM, G20 Ülkeleri, Güneydoğu Asya Ülkeleri Birliği ve Avrupa Birliği (AB) tarafından uygun bulunarak, küresel ve bölgesel düzeyde geniş onay almıştır. Sosyal koruma sistemlerinin yapısı ülkelere göre değişiklik göstermekle beraber, ILO’nun bu tavsiye kararı, kapsamlı bir sistemin temellerinin nasıl atılacağı konusunda kapsamlı rehberlik sunmaktadır (UN, 2018: 8).
Tavsiye Kararı’na göre üye ülkeler, ulusal koşullarına bağlı olarak temel sosyal güvenlik garantileri içeren sosyal koruma alanlarını mümkün olduğunca hızlı bir şekilde kurmalı ve sürdürmelidir. Bu garantiler asgari olarak, ihtiyaç duyan herkesin ulusal düzeyde zorunlu olarak tanımlanan ürün ve hizmetlere etkili erişimlerinin yanında, temel sağlık hizmetlerine ve temel gelir güvenliğine erişimini sağlamalıdır. Mevcut uluslararası yükümlülüklerine bağlı olarak üyeler, Tavsiye Kararı’nda belirtilen sosyal güvenlik garantilerini en azından tüm vatandaşlara ve çocuklara ulusal yasa ve yönetmeliklerde tanımlandığı gibi sağlamalıdır. Üye ülkelerin sosyal güvenlik garantilerini sağlarken, farklı yaklaşımları dikkate almaları gerekmektedir. Yardımlar, çocuk ve aile yardımları, hastalık ve sağlık-bakım yardımları, analık, malullük, yaşlılık, dul ve yetim aylığı, işsizlik, istihdam garantileri ve iş kazası yardımlarının yanı sıra diğer ayni veya nakdi sosyal yardımları içerebilmektedir. Üye ülkeler ulusal sosyal koruma tabanlarını oluştururken ve uygularken önleyici, tanıtıcı ve aktif önlemleri, yardımları ve sosyal hizmetleri birleştirmeli; kamu alımı, devlet kredisi ve işgücü piyasası politikalarının yanı sıra eğitimi, üretim becerilerini ve istihdamı teşvik eden programları dikkate alarak üretken ekonomik faaliyeti ve kayıtlı istihdamı teşvik etmeli; mesleki eğitim ve istihdam edilebilirliği artıran, güvencesizliği azaltan ve sürdürülebilir
işletmeleri teşvik eden diğer politikalarla koordinasyonu sağlamalıdır (Social Protection Floors Recommendation, 2012: No 202).
Tavsiye Kararı’na göre üye ülkeler sosyal devlet anlayışı doğrultusunda kendi sosyoekonomik koşullarına göre evrensel nitelikte bir sosyal koruma sistemi oluşturmalıdır. Bu sosyal koruma sistemleri sosyal sigorta, temel sağlık hizmetleri ve gelir güvenliğine erişime imkân tanımalıdır. Söz konusu Tavsiye Kararı sosyal koruma sistemi çerçevesinde bir taraftan ihtiyaç sahibi vatandaşlara sosyal güvence sağlarken, diğer taraftan aktif iş gücü piyasası politikaları ve diğer politikalar aracılığıyla bireylerin istihdam edilebilirliğini artırmalı, güvencesizliğini azaltmalı ve işletmelerin sürdürülebilirliğini sağlamalıdır.
C- Sosyal Koruma Tabanları Türleri
Sosyal koruma tabanları; sosyal sigortalar, sosyal yardımlar, işgücü piyasası müdahaleleri, geleneksel veya informel sosyal koruma ve diğer sosyal koruma türlerinden oluşmaktadır.
i) Sosyal Sigortalar
Katılımcıların hastalık, sakatlık, analık, işsizlik, yaşlılık veya ölüm gibi yaşam boyu devam eden olaylarla ilgili masrafları karşılayacak bir sigorta programına düzenli olarak ödeme yaptıkları programlardır. Sosyal sigorta sistemlerinin mevcut durumu ve programların kapsamı bölgeye ve ülkeye göre değişiklik göstermektedir (Holmes ve Scott, 2016: 13). Sosyal sigorta programlarında maliyetler bazen program sağlayıcı tarafından karşılanmakta veya sübvanse edilmektedir. Bu programlar; emekli maaşları, sağlık, işsizlik veya afet sigortaları ile cenaze yardımlarını içermektedir (Arnold, Convey ve Greenslade, 2011: 91; Browne, 2015: 6). Sosyal sigorta, formel işgücü piyasasıyla güçlü bir şekilde bağlantılıdır ve tipik olarak sadece formel sektör çalışanlarını kapsamaktadır (Holmes ve Scott, 2016: 9). Bu bakımdan, formel sektör dışında kalan çalışma hayatındaki diğer tüm bireyler bu koruma kapsamının dışında kalmaktadır.
ii) Sosyal Yardımlar
Yoksulluğu ve kırılganlığı azaltmak için hanehalklarına ve bireylere yönelik, gelirleri artıran doğrudan, düzenli ve primsiz sosyal transferlerdir. Bu transferler nakit veya ayni yardım şeklinde olabileceği gibi kuponlar veya mal ve hizmetlere ücretsiz ya da indirimli erişim şeklinde de yapılabilmektedir. Sosyal yardım, evrensel bir hak olarak sağlanabilmekte veya yoksulluk ve diğer kriterlere göre bağlanabilmektedir (Arnold, Convey ve Greenslade, 2011: 91). Bu yardımlar genellikle devlet tarafından sağlanmakta ve ulusal vergilerle finanse edilmektedir. Sosyal yardımların bazıları dezavantajlı grupları, bazıları da genellikle düşük gelirli grupları hedef almaktadır. Bu, birçok gelişen ülkede uygulanan mevcut sosyal koruma biçimi olarak görülmektedir. Sosyal yardımlar kendi içinde nakit ve ayni transferler, sosyal emeklilik maaşları ve kamu istihdam programları olarak alt gruplara ayrılmaktadır (Browne, 2015: 6-7).
iii) İşgücü Piyasası Müdahaleleri
Bu müdahaleler aktif veya pasif olabilmektedir. Aktif müdahaleler, işsizlerin ve en dezavantajlı kişilerin iş bulmalarına yardımcı olurken; pasif müdahaleler, halihazırda çalışanlar için işveren tarafından finanse edilen analık, iş kazası ve hastalık yardımlarını kapsamaktadır (Browne, 2015: 7). Bu programlar, bir yandan kamu işlerinde istihdama yasal bir hak tanıma ve dezavantajlı veya kırsal kesimdeki yoksul işçiler için nakit transferleri sağlayan istihdam garantisi programı biçimini alırken, öte yandan işsizlerin yanı sıra güvencesiz istihdamdaki işçilerin istihdam edilebilirliğini artırmayı amaçlayan beceri geliştirme ve eğitim programı şeklinde karşımıza çıkabilmektedir. İşgücü piyasası
Çalışma Hayatında Kadınlara Yönelik Sosyal Koruma
179
müdahalelerinin amacı, bireyleri korumak ve onların işgücü piyasasına dahil olmalarına katkı sağlamaktır. Dolayısıyla bu programlar sosyal korumanın vazgeçilmez bir parçasıdır ve işsizlerin iş bulma ihtimalini veya işsizlerin verimliliklerini ve kazançlarını artırma imkanını yükseltmektedir (ESCAP, 2015: 78-79).
iv) Geleneksel veya İnformel Sosyal Koruma
Formel sosyal koruma sistemleri tam bir kapsama alanı sunmamakta ve nüfusun bir kısmını kaçınılmaz olarak dışlamaktadır. Geleneksel toplum temelli sosyal koruma biçimleri bir toplum içindeki riski dağıtmakta ve resmi müdahaleler tarafından bırakılan bazı boşlukları doldurmaktadır (Browne, 2015: 7). Bu yardımlar doğrudan devlet desteği olmadan akraba, topluluk, dini kuruluşlar vb. birtakım devlet dışı kaynak tarafından yapılan transferlere dayanmakta ve karşılıklı destek ve dayanışma doğrultusunda gerçekleşmektedir (Norton, Convay ve Foster, 2001: 11).
v) Diğer Sosyal Koruma Türleri
Sosyal bakım ve destek, sosyal korumayı tamamlayıcı niteliktedir. Devlet ve özel sektör sübvansiyonları, yoksullar için erişim sağladığı veya güvenlik ağı görevi görmeleri durumunda, sosyal koruma olarak sınıflandırılabilmektedir (Browne, 2015: 7).
Yukarıda sıralanan sosyal koruma programları birbirlerini ikame edici değil tamamlayıcı niteliktedir. Örneğin sosyal sigorta kapsamına girmeyen kesimlere sosyal yardım ve geleneksel veya informel sosyal koruma uygulamalarıyla sosyal koruma sağlanmaya çalışılmaktadır. İşgücü piyasası müdahaleleri de çalışabilen ancak sosyal korumadan yeterince faydalanamayanlara asgari düzeyde bir koruma sağlamaya yönelik olarak gerçekleştirilmektedir.
II-
ÇALIŞAN KADINLARA YÖNELİK SOSYAL KORUMA
Ekonomik olarak aktif olsun veya olmasın çalışma çağındaki herkesin özel sosyal korumaya ihtiyacı vardır. Bu ihtiyacı karşılamaya yönelik etkili politikalar sadece sosyal güvenlik hakkının gerçekleştirilmesinde değil, işgücü piyasalarının etkin bir şekilde işleyişinde ve daha geniş ekonomik ve sosyal kalkınmanın sağlanmasında da kilit bir rol oynamaktadır (ILO, 2017a: 24). Bu başlık altında, çalışan kadınlar için sosyal korumanın gerekliliği ve çalışan kadınlara yönelik sosyal koruma programları ele alınmaktadır.
A- Çalışan Kadınlar için Sosyal Korumanın Gerekliliği
Kadınlar ve kız çocukları, kaynaklara erişim, temel hizmetler ve karar alma dahil olmak üzere yaşamın birçok alanında ayrımcılığa maruz kalmaktadır. Kadınlar sermaye yetersizliği, yüksek ücret farklılıkları ve cinsiyetçi çalışma normları ile temel hizmetlerden dışlanmalarından dolayı orantısız bir şekilde savunmasız oldukları için sosyal korumaya daha fazla ihtiyaç duymaktadır. Sosyal koruma cinsiyet eşitliğinin sağlanması, kadınların işgücüne katılımının artırılması, aile içi şiddetin azaltılması ve ücretsiz bakım hizmetlerinin yeniden dağıtılmasını destekleme gibi çeşitli biçimlerde kadınların güçlendirilmesine katkıda bulunabilmektedir. Nakit transferleri ulaştırma, giyim ve çocuk bakımı da dahil işe erişimle ilgili maliyetleri karşılayarak veya kadınların sağlığını iyileştirerek işgücüne katılmalarını sağlayabilir. Sosyal yardım programları özellikle koşullu nakit transferleri, transfer alıcısı ve fonların yöneticisi olarak genellikle kadınları hedeflemektedir (Browne, 2015: 30; ESCAP, 2018: 7).
Kadınlar, sosyal güvenlik hakkı dahil, haklardan yararlanma konusunda erkeklerden daha fazla engelle karşılaşmaktadır. Karşılaşılan ekonomik, politik ve eğitime ilişkin dezavantajlar, kendilerine sunulan haklara ve bu hakların kapsamına etki etmektedir. İşgücü
piyasasında kadınlar ve erkekler arasındaki kalıcı eşitsizlikler, sosyal koruma kapsamında cinsiyet farklılıklarını etkilemektedir. Birçok ülkede işgücüne katılım, kadınlar arasında erkeklere oranla daha düşüktür. Kadınlar informel istihdamda daha fazla temsil edilmektedir. Tam zamanlı çalışmalarda ise kadınlar ortalama olarak erkeklerden %10 ile %30 daha az kazanmaktadır. Ayrıca kadınlar, ücretsiz bakım çalışmaları nedeniyle erkeklerden daha fazla sorumluluk yüklenmektedir. Bu durum, kadınların kayıtlı istihdam ve eğitime katılmak, siyasi faaliyetlerde bulunmak veya sadece boş vakitleri değerlendirmek hususunda erkeklere kıyasla çok daha az zamana sahip olmalarına neden olmaktadır (UN, 2018: 18).
İşyerinde kadınların geleceği, kadın ve erkeklerin yaşamları boyunca sosyal korumaya ne ölçüde etkili bir şekilde erişim sağlayabildiklerine bağlı olacaktır. Sosyal koruma tabanlarıyla birlikte toplumsal cinsiyete duyarlı sosyal koruma sistemleri, toplumsal cinsiyet eşitliğini ve gelecekte kadınların güçlenmesini teşvik etmenin anahtarı olarak görülmektedir (ILO, 2019a: 84).
Sosyal sigorta programları, kadın ve erkeklerin karşılaştığı farklı yoksulluk ve kırılganlık deneyimlerini dikkate alarak nadiren tasarlanmakta ve uygulanmaktadır. Bu yalnızca sosyal sigorta programlarında kadınların daha az kapsanması değil, faydaların da kadınların karşılaştıkları risklere karşı yeterince koruma sağlayamaması anlamına gelmektedir. Koordineli bir sosyal yardım paketi, sosyal sigorta, işgücü piyasası ve bakım programları bireylerin ve ailelerinin yoksulluk içine düşmelerini engelleyebilmekte, temel hizmetlere erişimi teşvik edebilmekte, işgücü verimliliğini artırarak ekonomik büyümeye katkıda bulunabilmekte ve sosyal ilişkileri güçlendirebilmektedir (Holmes ve Scott, 2016: 1, 10).
B- Çalışan Kadınlar için Sosyal Koruma Programları i) İşsizlik Sigortası
İşsizlik sigortasının amacı, faydalanıcıya uygun bir istihdam fırsatı sunana kadar belli bir yaşam standardını sürdürebilmesi ve geçici işsizlikten kaynaklanan kazanç kaybını giderebilmesi için asgari bir gelir garantisi sağlamaktır. Ayrıca bu programlar bireylere iş bulma konusunda destek, danışmanlık, beceri geliştirme ve girişimcilik gibi bir dizi hizmet sunarak, istihdam edilebilirliklerini artırmakta ve üretken istihdama geçişlerini kolaylaştırmaktadır. Böylece işsizliğe karşı koruma programları, gelir güvencesi sağlamasının yanı sıra, iş kaybı etkisini hafifleterek hanehalkının savunmasızlığını etkili bir şekilde azaltabilmekte, yoksulluğun önlenmesine ve bireylerin kayıt dışılığa karşı korunmalarını sağlayabilmektedir. Dolayısıyla, bu programlar iş hareketliliğini desteklemede ve ekonominin yapısal değişimini kolaylaştırmada kilit bir rol oynamaktadır (https:// socialprotection-humanrights.org/key-issues/social-protectionsystems/unemployment-protection/). İşsizliğe karşı koruma programlarının hem gelir güvencesi sağlanmasına hem de istihdama geçişin kolaylaştırılmasına yönelik bu çift yönlü hedefi, ILO’nun 168 no.lu İstihdamın Korunması ve İşsizliğe Karşı Koruma Sözleşmesi’nin de merkezinde yer almaktadır. İşsizliğe karşı koruma programları, kazanç kaybına ikame gelir etkisi sağlamakta ve gelir kaybının olumsuz etkisini hafifletmektedir. Ayrıca, bireylere işsiz kaldıklarında yoksulluktan korunmalarını sağlamada temel bir rol oynamaktadır. (ILO, 2017a: 40-42).
İşsizliğe karşı koruma, farklı türlerdeki programlar aracılığıyla yapılmaktadır. Temel işsizlik koruma programları primli ve primsiz işsizlik yardım programı, istihdam garantili programlar ve bireysel işsizlik tasarruf programları şeklinde uygulanmaktadır (ILO, 2017a: 44-46). OECD (Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü) ülkeleri de dahil dünya genelinde yaklaşık 72 ülke, kadın ve erkek işsizlerin finansal olarak desteklenmesi amacıyla tasarlanmış bir işsizlik sigortası sistemine sahiptir. Genel olarak tipik bir işsizlik sigortası sistemi kayıtlı istihdamdaki tüm ücretli işçileri koruyan, ulusal veya yerel düzeyde yürütülen zorunlu bir sigorta sistemidir. Programdan yararlanabilmek için genellikle bireylerin belirli bir süre
Çalışma Hayatında Kadınlara Yönelik Sosyal Koruma
181
çalışmış olması ve işten ayrılma nedeni gibi iki tür uygunluk kriteri aranmaktadır. Faydalanıcıların işten ayrılmadan önceki çalışma süresi ve hak kazanması durumunda ödenecek ücretin miktarı ve ödeme süresi ülkelere göre farklılaşmaktadır. Programın finansmanı ise genellikle işçi ve işverenden alınan katkılar aracılığıyla karşılanmaktadır. Katkı oranları genellikle brüt kazancın yüzdesi olarak, %1 ile %3 arasında değişmektedir ve çoğunlukla işçi-işveren arasında eşit olarak bölünmektedir (Schmieder ve Wachter, 2016: 2-4).
ILO tarafından yayımlanan Dünya Sosyal Koruma Raporu’nda (2017-19) mevcut verilerin bulunduğu 203 ülkenin 98’inde ulusal yasa kapsamında bir işsizlik yardım programı bulunmaktadır. Bu ülkelerin 92’sinde, hak sahibi işsizlere düzenli nakit yardımları sağlanmaktadır. Rapora göre, dünya genelinde işgücünün sadece %38,6’sı işsizliğe karşı koruma yardımları ile yasal çerçevede korunmaktadır. Bunun en büyük nedeni, informel istihdamın oldukça yüksek düzeyde olması ve işsizliğe karşı koruma programlarının eksikliği olarak gösterilmektedir. Aynı rapora göre, dünyadaki işsizlerin sadece %21,8’i işsizlik yardımı alıyorken, geriye kalan %78,2’lik kesim, gelir desteği almada kapsam dışı kalmıştır (ILO, 2017a: 46-48).
Kadınlar açısından değerlendirmek gerekirse, kadınların erkeklere kıyasla hem işgücüne katılma olasılığı daha düşük hem de katıldıklarında da işsiz kalma olasılığı çok daha yüksektir. ILO’ya göre, küresel düzeyde kadınların işsizlik oranı 2017'de %6,2 olup, %5,5 olan erkek işsizlik oranından 0,7 puanlık bir farkı temsil etmektedir. Bu farkın 2021'e kadar nispeten değişmeyeceği öngörülmekte ve gelişmekte olan ülkelerde ise farkın daha da genişlediği belirtilmektedir (ILO, 2017b: 8). Dolayısıyla işsizlik sigortası, işsiz kalan kadınlara belirli bir düzeyde gelir güvencesi sağlamasının yanında, sunduğu hizmetlerle beşerî sermayesini geliştirebilmesi ve işgücüne katılımını teşvik edebilmesi bakımından önemli görülmektedir. Öte yandan, kadınların büyük bölümünün informel sektörde güvencesiz işlerde istidam edildiği dikkate alınırsa, erkeklere kıyasla işsizlik sigortasından daha az faydalandığı söylenebilir.
ii) Analık Koruması
Hamilelik ve analık durumları, birçok kadın için iş güvencesizliğine neden olmaktadır. Dünya çapında istihdam edilen kadınların büyük çoğunluğu hala analık durumunda gelir kaybına karşı korunmamaktadır. İstihdamdaki kadınların yalnızca %45’i zorunlu yasal analık korumasından faydalanmaktadır. İşverenler, doğum ve çocuk bakımı nedeniyle ortaya çıkabilecek iş kaybı ve analıkla ilgili maliyetlerden kaçınmak amacıyla genellikle hamileleri ve çocuk doğurabilecek yaştaki kadınları işe almada gönülsüz davranmaktadır. Dolayısıyla kadınlar için analık hali, istihdam edilebilme ihtimallerini azaltırken ayrıca gelir kaybı yaşamalarına neden olmaktadır (ILO, 2017a: 31; Cameron, 2019: 4). Bu durum kadınların üretkenliğini baltalamakla birlikte, yaşanan gelir şoklarına karşı savunmasızlıklarını artırmakta ve yaşlılık için birikim yapmalarını zorlaştırmaktadır (Cameron, 2019: 9). Dolayısıyla sosyal koruma programlarının kadınların sosyal durumu ve ihtiyaçları doğrultusunda özel olarak tasarlanması, sağlanan güvencenin kapsayıcılığının ve erişiminin artırılması önem arz etmektedir.
Analık koruması, yoksulluk ve savunmasızlığı önlemek veya azaltmak, annelerin ve çocukların sağlığını, beslenmesini ve refahını artırmak, işyerinde cinsiyet eşitliğini sağlamak ve hem kadınlar hem de erkekler için insan onuruna yaraşır işler geliştirmek hususunda, 2030 Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’nde (SKH) öngörülen dönüşüm politikalarının önemli bir bileşenidir. Analık koruması 1, 2, 3, 4, 5 ve 8. hedefler dahil olmak üzere birden fazla SKH’nin gerçekleştirilmesinde esas kabul edilmektedir. Ayrıca, hamile kadınlar, yeni doğum yapmış anneler ve aileleri için gelir güvencesi sağladığı gibi anne ve çocuk sağlık bakım
hizmetlerinin daha kaliteli olmasını ve bu hizmetlere etkili erişimlerini kapsamaktadır. İstihdamda ve meslekte eşitliği teşvik etmektedir. Analık koruması, yalnızca gelir güvenliği ve sağlık bakımını kapsamamakta, aynı zamanda çalışma faaliyetlerini durdurma, doğum sürecinde dinlenme ve iyileşme hakkını da içermektedir. Bu koruma, analık süresince ve sonrasında işyerinde kadınların haklarını koruma, riskleri önleyen önlemler alma, sağlıksız ve güvenli olmayan çalışma koşulları ve ortamlardan koruma, istihdamı güvence altına alma, ayrımcılığa ve işten çıkarılmaya karşı koruma ve doğum sonrası işlerine geri dönmelerini sağlama şeklinde çeşitli korumalar sağlamaktadır (ILO, 2017a: 27-28).
Analık nakit yardımları, ulusal sosyal güvenlik mevzuatına bağlı olarak sosyal sigortalar, sosyal yardımlar veya işverenin sağladığı haklar aracılığıyla yürütülmektedir. Bu programların oldukça önemli bir kısmını ise sosyal sigorta programları oluşturmaktadır. Sigorta primleri, vergiler veya her ikisiyle finansmanı sağlanan toplu finanse edilen programlar, dayanışma ve risk havuzu ilkelerine dayalıdır ve bu nedenle yeniden üretim maliyetlerinin ve sorumluluğunun daha adilce dağıtılmasını sağlamaktadır. Ancak analık yardımları da işsizlik sigortasında olduğu gibi yalnızca kayıtlı istihdamdaki kadınlara yönelik koruma sağlamaktadır. Dolayısıyla kayıtlı istihdam düzeylerinin düşük olduğu birçok düşük ve orta gelirli ülkede analık yardımları sadece azınlıktaki bir gruba fayda sağlamaktadır (ILO, 2015: 3-4).
Dünya Sosyal Koruma Raporu’na (2017-19) göre, 199 ülkeden 99’u kadınların doğum sonrası tamamen iyileşebilmeleri için ILO’nun 183 no.lu Analık Koruması Sözleşmesi standartlarına uygun olarak en az 14 haftalık analık izni sağlamaktadır. Bu ülkelerden 37’si 18-26 hafta arası izin sağlarken, 11’inde izin 26 haftadan daha fazla sürmektedir. 49 ülkede ücretli analık izin süresi 12-13 haftadır. 30 ülkede ise nakit yardımlarla birlikte analık izni 12 haftadan daha az sürmektedir. Aynı rapora göre, analık nakit yardımının düzeyi ülkeden ülkeye değişiklik göstermekte olup, 192 ülkeden 73’ünde kadınlara, en az 14 hafta süreyle düzenli maaşlarının en az 2/3’ü kadar ücretli analık izni hakkı verilmektedir. 26 ülkede kadınlar, en az 18 hafta süre için düzenli maaşlarının tamamını alma hakkına sahiptir. 6 ülkede ise kadınlara asgari ücret gibi sabit düzeyde bir yardım sağlanmaktadır (ILO, 2017a: 33). Bu rakamlar küresel ölçekte tüm ülkelerin yaklaşık yarısının çalışan kadınlara analık koruması sağlarken, diğer yarısında kadınların bu korumadan yoksun olarak çalıştığını ortaya koymaktadır.
iii) Sağlık Sigortası
Toplumsal cinsiyet perspektifleri, biyolojik ve sosyal faktörlere bağlı olarak kadınların ve erkeklerin farklı sağlık profiline sahip olmalarından dolayı, sağlık hizmetleri politikalarının tasarlanmasında önemlidir. Kadınlar genellikle genetik faktörler nedeniyle erkeklerden daha uzun yaşamakta ve aynı zamanda farklı davranış, yaşam tarzı ve çalışma biçimine sahip bulunmaktadır. Kadınlar cinsiyete özgü hastalıklar, üreme ve sosyoekonomik kaygılar (yeme bozukluğu, kadına karşı şiddet, işe bağlı stres vb.) gibi durumlar karşısında özel sağlık hizmetlerine ihtiyaç duymaktadır. Öte yandan kadınlar hastalık nedeniyle azalan iş kapasitesine ve strese bağlı zihinsel bozukluklara erkeklere oranla daha fazla eğilimlidir. Bu bağlamda, etkili, erişilebilir ve kaliteli bir sağlık hizmetinin sunulabilmesi için ülkelerin kadın ve erkeklerin fiziksel farklılıklarına ve aynı zamanda sosyoekonomik faktörlere bağlı bir toplumsal cinsiyet perspektifi benimsemeleri, sağlık hizmetlerinin maliyetinin azaltılması ve cinsiyet temelinde maliyetlendirilmesi en önemli sosyal önceliklerden biri olarak kabul edilmektedir (OECD, 2008: 49-51).
Sağlık hizmetleri genellikle kırsal alanlarda daha sınırlıdır ve sosyokültürel farklılıklar çoğu zaman erişime engel oluşturmaktadır. Uygun fiyatlı sağlık hizmetlerine erişimin yetersizliği, eşitsizlik tuzaklarının yaratılmasına veya sürekli hale gelmesine neden olmaktadır. Sağlık
Çalışma Hayatında Kadınlara Yönelik Sosyal Koruma
183
hakkı, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 25. maddesinde ve BM Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi’nin 12. maddesinde yer almaktadır. Bu normatif çerçevede bulunan 202 no.lu Tavsiye Kararı, analık koruması da dahil olmak üzere temel sağlık hizmetini teşkil eden uluslararası tanımlanmış bir dizi ürün ve hizmete erişimi garanti etmektedir. Bu ürün ve hizmetlerde kullanılabilirlik, erişilebilirlik, kabul edilebilirlik ve kalite kriterleri esas alınmaktadır. Sağlığa yapılan yatırımlar, hanehalkı düzeyinde ekonomik güvenliği, ulusal düzeyde ise sosyal uyum ve iş odaklı büyümeyi teşvik etmektedir. Ayrıca herkes için uygun ve erişilebilir sağlık hizmeti sağlayarak kapsayıcı ve sürdürülebilir kalkınmayı da teşvik etmektedir. Daha sağlıklı bir nüfus içerisinde yaşayan insanlar, çalışma hayatında daha üretken olmakta, hastalık halinde iyileşmek için daha az zaman harcamakta ve hasta bağımlılarına bakmak durumunda olan bireyler de bu süreç için daha az zaman kullanmaktadır. Bu bağlamda evrensel/genel sağlık koruması, hak temelli bir bakış açısının yanında ekonomik ve sosyal fayda sağlamasından dolayı zorunlu görülmektedir (ESCAP, 2015: 99,104).
Bir ülkede kapsamlı bir yasal sağlık sigortasının bulunması, yeterli fon kaynağının olması ve kaliteli bir hizmet sunabilmek için iyi çalışma koşullarına sahip yeterli düzeyde sağlık çalışanlarının tedarik edilmesi, ölüm oranlarının azalmasında ve nüfusun sağlık durumunun artmasında önemli bir potansiyele sahiptir. Yeterli düzeyde nitelikli sağlık çalışanlarının olmaması durumunda, yaşam boyu bakım işinin büyük bölümü gönüllüler tarafından sağlanmaktadır. Küresel olarak yaklaşık 57 milyon ücretsiz bakım işçisinin olduğu tahmin edilmekte ve bu işçilerin oldukça büyük kısmını ise aile üyelerinin bakımını sağlamak için mesleklerinden ve sosyal korunmadan vazgeçmiş, ücretsiz ve kayıt dışı çalışan kadınlar oluşturmaktadır. Dolayısıyla küresel olarak uzun vadeli bakım hizmetini yerine getirecek olan işgücü eksikliğinin giderilmesi, hem öncelikli olarak gerek duyulan kaliteli sağlık hizmetlerine erişimi sağlayacak hem de ücretsiz işlerin uygun ve verimli işlere dönüşümünü destekleyecektir. Böylece, evrensel bir sağlık korumasının sağlanması da sağlık çalışanları için yüksek üretkenliğe ve uygun işlerin yaratılmasına dayalı kapsayıcı ekonomik büyümeye de katkı sağlayacaktır (ILO, 2017a: 102).
iv) Hayat ve Maluliyet Sigortası
Çalışma çağındaki engelli kadın ve erkekler genellikle yüksek oranda işsizlik, eksik istihdam ve kayıt dışı istihdam riski ile karşılaşmaktadır. Bu riskler, engelli kadın ve erkek bireylerin hem iyi işlere erişimlerini hem de düzenli kazanç elde etmelerini ve bağımsız yaşama kapasitelerini oldukça kısıtlamaktadır. Bu bağlamda maluliyet yardımları, özellikle gelir güvenliğinin sağlanmasının yanında çocuk bakımı ve yardımcı aletlerin tedarik edilmesi gibi destek hizmetleri ile eğitim, sağlık ve toplu taşıma gibi sosyal hizmetlere erişimi kolaylaştırmada ve istihdamı teşvik etmede önemli bir rol oynamaktadır (ILO, 2017a: 66-68).
Engelli kadın veya kız çocukları, engelli erkeklere kıyasla daha dezavantajlı konumdadır. Özellikle cinsiyete dayalı ayrımcılığa daha fazla maruz kalmaktadır. Kız çocukları ve engelli genç kadınlara yönelik cinsiyet ayrımcılığı çok erken yaşlarda başlamaktadır. Engelli kızların evde bakım ve gıdaya erişim ihtimalleri daha düşüktür (UNFPA, 2018: 24). Örneğin, normal bir kadın, engelli bir çocuğa sahip olması durumunda, çocuğun ihtiyaçlarını karşılama ve ebeveynlik için gerekli mali yardımı alacaktır. Ancak engelli bir kadın veya anne, böyle bir durum karşısında istese bile özel bir yardım alamayacağı gibi bir de ebeveyn olmayı seçtiği için eleştirilme riskiyle karşılaşacaktır (Beleza, 2003: 45). Aynı zamanda bunların aile içi etkileşimlerin ve etkinliklerin dışında kalma ihtimalleri de daha yüksektir. Öte yandan engelli kız çocukları veya kadınların sağlık hizmetlerine erişimi veya yardımcı cihazları alma ihtimali erkeklere oranla daha düşük olmakla birlikte eğitim veya iş bulabilmeleri için
gereken mesleki eğitimi alma ihtimali daha da düşüktür. Dolayısıyla engelli kadınların yoksulluk içinde yaşama olasılığı yüksek olup, cinsiyete dayalı şiddete daha fazla maruz bırakılmaktadır (UNFPA, 2018: 24).
Maluliyet yardımları, engellilikle ilgili ihtiyaçları açıkça ele alan ve engellilere ve ailelerine gelir desteği sağlayan sosyal koruma sistemlerinin unsurlarından biridir. Bu yardımlar engelli bireylerin işgücü piyasasına yeniden entegrasyonunu desteklemesi, istihdama katılımlarını kolaylaştırması ve bağımsız yaşam ve gelir güvenliğinin sağlanması bakımından önemli rol oynamaktadır. Söz konusu yardımlar engellilik maaşı gibi primli ya da primsiz programlar aracılığıyla yapılmaktadır (https://socialprotection-humanrights.org/key-issues/social-protection-systems/disability-benefits/). Maluliyet yardım programları, kişilerin ihtiyaçları ve gereksinimleri doğrultusunda kısa veya uzun vadede nakit veya ayni olarak yardım sağlamaktadır. Bu kapsamda birçok ülkede ücretsiz ve engellilerin kullanımına uygun olarak tasarlanmış toplu taşıma, kamu hizmetlerine ücretsiz erişim ile yardım cihazlarının ücretsiz veya devlet desteğiyle sağlanması gibi birleştirilmiş nakdi ve ayni yardım paketleri uygulanmaktadır. İhtiyaç sahibi kişilerin elde ettiği bu kazançlar, gelir güvenliğini garanti altına alma potansiyeli olan parasal değere sahip ayni yardımlardır (ILO, 2017a: 68). Nakit yardımlardan biri olan Sosyal Güvenlik Maluliyet Sigortası ise büyük ölçüde çalışma yeteneğini olumsuz yönde etkileyen sağlık problemlerine karşı sigortalı kişileri veya eşlerini ve onlara bağımlı kişileri korumak amacıyla uygulanan bir sigorta programıdır. Programın uygulanabilmesi için bazı koşulların yerine getirilmesi gerekmektedir (Low ve Pistaferri, 2010: 9). Bu koşullar, ülkelerin benimsemiş oldukları sosyal güvenlik sistemi kapsamında ülkelerin sosyokültürel yapı ve ekonomik koşullarına göre farklılık göstermektedir.
v) Emeklilik Planları
Bireylere yaşlılık dönemlerinde bir gelir güvencesinin sağlanması, modern toplumların gerçekleştirmek istediği temel refah hedeflerinden birisidir. Çünkü çalışma yaşamı süresince sağlığı ve üretim kapasitesi iyi durumda olan ve üretken kapasitesinden yararlanan bireylerin, aynı zamanda ulusal kalkınmaya ve ilerlemeye katkı sağladığı düşünülmektedir. Dolayısıyla insanların yaşlılık dönemlerinde de bu kapasiteden geride kalmamaları ve refahın onlarla paylaşılması için yaşlı kadın ve erkek bireylerin savunmasızlık riskine karşı sistematik bir koruma sağlayan güvenilir mekanizmalara ihtiyaç duyulmaktadır. Bazı nüfus grupları kişisel tasarruflar gibi kendi bireysel çabalarıyla bu koruma mekanizmalarına erişebilirken, diğerleri aile destek mekanizmalarından yararlansalar bile çalışma yaşamı süresince gelir kaynaklarının güvenilir olmaması ile yüzleşmektedir. Birçok ülkede ekonomik kalkınmanın yapısal problemleriyle ilişkili olan kayıt dışılığın bir sonucu olarak, dünya genelinde yalnızca küçük bir kısım yaşlılık döneminde kendini koruyabilecek kapasiteye sahiptir. Bu nedenle sosyal koruma sistemleri yaşlı kadın ve erkek bireyler için çok önemli bir role sahiptir (ILO, 2017a: 76).
Emekli aylıkları, yaşlı kadın ve erkeklere yönelik dünyada en yaygın uygulanan sosyal koruma biçimlerinden biridir. Küresel düzeyde, yaşlı insanların %68’i emekli aylığı almaktadır ve bu anlamda son yıllarda önemli bir ilerleme kaydedilmekle beraber bölgesel olarak farklılıklar gözlenmektedir. Örneğin, Amerika, Avrupa ve Orta Asya geniş ölçüde evrensel bir koruma sağlarken, Sahra Altı Afrika, Güney Asya ve Arap ülkelerinde yaşlı insanların yalnızca %30’undan daha azı emekli aylığı alabilmektedir (Ortiz ve Juergens, 2019: 28).
Emeklilik koruması, kadın bireyler açısından ayrı bir önem taşımaktadır. Toplumsal cinsiyete dayalı eşitsizliğin bir sonucu olarak kadın-erkek arasındaki ücret farkları, özellikle kadınlar için daha büyük bir emeklilik farkına neden olmaktadır. Dolayısıyla erkeklere kıyasla
Çalışma Hayatında Kadınlara Yönelik Sosyal Koruma
185
kadınların emeklilik aylığı alma ihtimali daha düşüktür ve alınsa dahi daha düşük oranlıdır. Aynı zamanda bu durum, kadınların emeklilik programının sağladığı faydalardan da daha az yararlanması anlamına gelmektedir. Bu bağlamda, eşit işe eşit ücret uygulamasının sağlanabilmesi ve kadınlar ile erkeklerin emeklilik haklarını kazanmaları için eşit fırsatların sağlanması, emekli maaşlarının uzun vadeli yeterliliği bakımından ve özellikle kadınlar açısından oldukça önemlidir. Bu durumun cinsiyete dayalı emeklilik farklarının azaltılmasında da kayda değer bir olumlu etkisi olacaktır (ILO, 2019a: 70,82; Ortiz ve Juergens, 2019: 28).
Kadınlar emekli maaşlarını erkeklere kıyasla erken yaşta almaktadır. Aynı zamanda kadınlar erkeklerden 3-5 yıl daha uzun yaşama eğilimindedir. Kadınların ortalama emeklilik gelirinin erkeklere oranla daha düşük olması, yaşlı kadınların erkeklerden daha yüksek bir yoksulluk riskine sahip olmasına neden olmaktadır. Örneğin AB ülkelerinde emekli aylıklarındaki cinsiyet farkının üye devletlerde %1,8 ile %48,7 arasında değiştiği, buna karşılık AB-28’de ise 65-79 yaşlarındaki emekliler için %37,2 civarında olduğu görülmektedir (European Commission, 2018: 68-69).
Dolayısıyla toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması her alanda olduğu gibi kadınlara uzun vadeli bir güvence sağlayacak olan emeklilik koruması açısından da oldukça önem arz etmekte ve fırsat eşitliğinin sağlanmasına da katkı sağlamaktadır.
vi) Finansal Hizmetlere Erişimi Artırmaya Yönelik Politikalar
Kırsal kesimdeki kadınların finansal hizmetlere erişimi genellikle resmi finansal kuruluşlar tarafından geleneksel teminat türleri olarak kabul edilebilecek üretken varlık veya mülklere sahip olmamalarıyla sınırlıdır. Çünkü kadınların mülk veya arazi sahiplenme, yönetme, kontrol etme veya devralma olasılığı erkeklere kıyasla daha düşüktür. Bu teminat eksikliği de kadınların kredi almasını veya diğer finansal hizmetleri kullanmasını zorlaştırmaktadır. Öte yandan kadınlar genellikle kayıt dışı sektörde çalıştıkları ve erkeklerden daha düşük gelir düzeylerine sahip oldukları için resmi finansal sağlayıcılar tarafından potansiyel müşteriler olarak da görülmemektedir. Bu durum aynı zamanda kadınların mülkiyet hakları konusunda yasal ayrımcılığa maruz kaldıkları ülkelerde para biriktirme ve borç alma veya bir banka hesabına sahip olma ihtimallerinin daha düşük olduğunun da bir göstergesi olmaktadır (FAO, 2019: 4-5).
Yoksulluğu azaltmak, paylaşılan refahı artırmak ve sürdürülebilir kalkınmayı teşvik etmek amacıyla oluşturulan Dünya Bankası Grubu (World Bank Group), özellikle kadınlar için finansal içermenin tüm potansiyel faydalarını sağlamak için çalışmaktadır. Dünya Bankası Grubu, kadınlara yönelik cinsiyet eşitliğinin sağlanması ve yoksulluğun azaltılmasına yardımcı olmak amacıyla finansal katılımı teşvik etmektedir. Çünkü kadınlar orantısız bir biçimde ekonomiye katılmalarını ve yaşamlarını iyileştirmelerini engelleyen finansal hizmetlere erişimde birçok problemle karşılaşmaktadır. Kadınlar, kadın girişimciler ve işverenler krediye erişim, banka hesabı açma veya sigorta gibi birçok finansal hizmetlere erişimde erkeklere kıyasla çok daha büyük zorluklarla karşılaşmaktadır. Örneğin bazı ülkelerde kadınlar banka hesabı açabilmeleri için erkek aile üyelerinden birinin iznine tabi tutulmaktadır. Benzer şekilde kadınlar kendi adına bir banka hesabı açabilseler bile bu fonların kullanımına ilişkin karar alma yetkisi genellikle erkek bir akrabaya verilmektedir. Kadınların bu tip engellerle karşılaşmasında, ayrımcılığın yanı sıra finansal eğitim eksikliği de kısıtlayıcı bir rol oynamaktadır (World Bank, 2014a).
Global Findex veri tabanına göre, dünya genelinde 515 milyon yetişkinin 2014-2017 yılları arasında bir finans kurumunda veya mobil bir para sağlayıcısı aracılığıyla hesap açtığı görülmektedir. Hesap sayısında artış yaşanmış olsa da kadın ve erkek arasında hâlâ
eşitsizlikler söz konusudur. 2014-2017 arasında 7 puanlık bir cinsiyet farkı mevcut olup, erkeklerin %72’si bir banka hesabına sahipken bu oran kadınlarda %65’tir. Ülkeler açısından bakıldığında ise yüksek gelirli ülkelerde yetişkinlerin %94’ü finansal bir hesaba sahip iken, gelişen ülkelerde bu oran %63 olarak kayda geçmiştir. Aynı dönem aralığında gelişen ülkelerdeki cinsiyet farkı 9 puan ile herhangi bir değişiklik göstermemiştir (Demirgüç-Kunt vd., 2018: 4; 10).
Gelişen teknoloji kadınların finansal hizmetlere erişimlerinin önündeki engellerin bazılarının üstesinden gelebilmelerine yardımcı olabilmektedir. Örneğin kadınların otomatik bir işlemle hesaplara başvurmaları veya erişimleri sağlanabilir. Bu bağlamda dijital finansal hizmetler, ödemelerin dijitalleşmesi, kadınlara özel olarak yönlendirilmesi ve kadınların ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde tasarlanması, kadınların finansal erişimlerini artırabileceği gibi bu erişimden fayda sağlamasını da beraberinde getirecektir. Dijital finansal hizmetlere erişim, daha geniş bir eşitsizlik bağlamında küçük bir adım gibi görünebilir (IMF, 2019: 25).
C- Kadınların Sosyal Korumaya Erişim Engelleri
Sosyal koruma tabanlarının kapsayıcı olabilmesi için erişilebilirliği çok önemlidir. Bir programın kapsamının kanunlarca güvence altına alındığı durumlarda bile bazı birey ve gruplar çeşitli nedenlerden dolayı yararlanamamaktadır (UN, 2018: 114). Kadınların sosyal koruma tabanlarına erişimini engelleyen nedenler çok yönlüdür ve programa özgü faktörleri aşmaktadır. Bu engeller genellikle kurumların nasıl tasarlandığını, kamusal alanlarda kadın ve erkeklerin nasıl etkileşimde bulunduğunu ve iş ve kaynakların hane içinde nasıl dağıldığını etkileyen sosyokültürel normlarla bağlantılıdır (Ulrichs, 2016: 21). Bu bağlamda, kadınların sosyal koruma tabanlarına erişim engelleri düşük katkı kapasitesi, farkındalık ve faydaların algılanan değeri, idari prosedürler ve sosyokültürel normlar başlıkları altında ele alınacaktır.
i) Düşük Katkı Kapasitesi
Sosyal korumanın finansal maliyetleri, istihdamı kayıt altına alma konusunda caydırıcı ve engelleyici olabilmektedir. Bu nedenle sosyal güvenlik, kayıt dışı çalışanlar veya kayıt dışı işletme sahibi olanlar için çok pahalı olabileceğinden uygun olmayabilmektedir. Özellikle düşük ve düzensiz gelir akışları, sübvanse edilen programların yokluğunda kayıt dışı çalışanların sosyal koruma programlarına katkıda bulunma kapasitelerini azaltabilmektedir (Ulrichs, 2016: 21).
Düşük gelir veya düşük katkı kapasitesi, toplumun sağlık sigortası gibi hizmetleri üstlenmesinde çekimser davranmasına neden olabilmektedir. Primli sosyal güvenlik sistemlerinde, sosyal korumanın finansal maliyeti işveren veya çalışanlar için çok pahalı ya da itici gelebilmektedir. Aynı zamanda bu maliyetler, kayıt dışı ve kırsal ekonomi alanlarında da sosyal koruma kapsamı için caydırıcı veya engelleyici bir harekete neden olabilmektedir. Dolayısıyla düşük katkı kapasitesi, kırsal alanlarda sosyal koruma işlevini yerine getiren kurumlara erişimi kısıtlayabilmektedir (Allieu, 2019: 5).
Sosyal koruma programlarının kapsamında standart dışı çalışma biçimleri ve serbest çalışanlara yönelik yasal düzenlemelerin genişletilmesiyle önemli ilerlemeler kaydedilmiş olsa da özellikle serbest çalışanlar, marjinal yarı zamanlı çalışanlar ve geçici çalışanlar için önemli kapsam boşlukları bulunmaktadır. Düşük katkı kapasiteleri, karmaşık idari prosedürler ile yetersiz uyum ve uygulama mekanizmaları, yasal olarak korunmuş olsalar bile bazı işçilerin yardımlardan faydalanmasını engelleyebilmektedir (Behrendt ve Nguyen, 2018: 10).
Çalışma Hayatında Kadınlara Yönelik Sosyal Koruma
187
Kamu hizmetlerine erişimin ve kalitenin iyileştirilmesi, etkili sosyal koruma programlarının temelini oluşturmaktadır. Kayıt dışı çalışan kadınların sağlık ve çocuk bakımı gibi kaliteli kamu hizmetlerine erişiminin olması, sosyal yardım ve sosyal sigorta programlarının yoksulluğun azaltılması ve toplumsal cinsiyet eşitliği üzerindeki etkisinin önemli oranda artması anlamına gelmektedir. Uzun bekleme süreleri, yüksek kullanıcı ücretleri ve düşük kaliteli hizmetler, genellikle kayıt dışı çalışanların bu hizmetlere erişememelerine neden olmaktadır. Sağlık ve çocuk bakımı maliyetleri, düşük gelirli kayıt dışı çalışanlar için borçlanmaya neden olabilmektedir (WIEGO, 2019: 7).
Ödeme yapmama nedeniyle sağlık sigortasına kayıt yaptıramamak, muhtemelen parasal olarak daha kısıtlı imkanlara ve daha yüksek sağlık harcamalarına sahip kadınları ciddi oranda etkilemektedir. Bu durum, sigorta şirketleri için hamilelik ve doğum sırasındaki bakımı kapsayacak şekilde sağlık sigortası fiyatını önemli ölçüde artıran ve yoksul kadınların dışlanmasına yol açan belirgin bir tehdit oluşturmaktadır. Sağlık sigortası primleri kazanç seviyesine bağlı olduğundan, yoksul işçiler sadece temel sağlık hizmetlerine erişebilirken, yüksek gelirli işçiler özel sağlık şirketlerinden daha kapsamlı programlar satın alabilmektedir. Ayrıca istihdam veya mevsimlik işlerde yapılan kesintiler de işçilerin düzenli ücretlerin ödenmesini gerektiren programlara katkı sağlamak için daha az gelire sahip olduğu anlamına gelmektedir. Dolayısıyla düşük katkı kapasitesi, özellikle kayıt dışı çalışan kadınların temel sosyal koruma tabanlarına erişmelerine engel teşkil etmektedir. Bu engel mutlaka cinsiyete özgü olmasa da çoğunlukla düşük ücretli kayıt dışı istihdamda çalışan kadınları kapsamaktadır. Belli risklerden kadınları korumanın maliyetinin daha yüksek olması nedeniyle hizmet ücretlerinin arttığı yerlerde, program özellikle kadınlara karşı ayrımcılığa neden olmaktadır (Ulrichs, 2016: 21-22).
ii) Farkındalık ve Faydaların Algılanan Değeri
Sosyal korumaya erişime engel olan faktörlerden bir diğeri, katılım maliyetiyle ilgili olan faydaların algılanan değerinin yanı sıra programlar hakkında da kısıtlı farkındalığın olmasıdır. Bu, kadınlara özgü bir durum değildir ancak zaman bakımından karşılaştıkları yüksek fırsat maliyetleri ve programlara katılmak için sınırlı kaynaklara sahip olmasından dolayı kadınlar için önem arz etmektedir (Ulrichs, 2016: 22). Benzer şekilde kayıt dışı ve kırsal ekonomide çalışanlar, genellikle düşük okuryazarlık ve eğitim seviyesinde ve daha yüksek yoksulluk içerisindedir ve programlarla ilgili bilgiye erişimde daha fazla fırsat maliyetiyle karşılaşabilmektedir. Bilgi eksikliği, fırsat maliyetlerinin potansiyel avantajlarından daha yüksek olduğunu düşünerek faydalanıcıların programlardan kasıtlı olarak vazgeçmelerine neden olabilmektedir (Allieu, 2019: 5).
Yetersiz bilgi ve farkındalık eksikliği, vaat edilen faydaları sağlamak için sosyal koruma sağlayıcılarına veya hükümetlere duyulan güveni zayıflatabilmekte ve insanların, özellikle katılımın bir maliyetle ilişkilendirilmesi durumunda bu koruma programlarına dahil olmalarını engelleyebilmektedir. Bu hususta bilinci artırmak, iyi yönetişimi sağlamak ve güven oluşturmak özellikle kayıt dışı ekonomide yer alan bireyler ve kadınlara yönelik koruma kapsamını genişletme stratejisi için önem arz etmektedir. Sosyal koruma programları hakkında bilgi ve farkındalık, anahtar unsur olarak görülmektedir. İşçiler ve işverenlerin kendileri için uygun olan programları, haklarını, yükümlülüklerini ve programlardan faydalanabilmek için nasıl erişim sağlayacaklarını bilmeleri gerekmektedir. Bununla birlikte etkili ve kaliteli bir erişim için sadece bilgi yaymak ve bireyleri bilinçlendirmek yeterli olmayıp aynı zamanda güven inşa etmek de eşit öneme sahiptir. İşçi ve işverenler, sosyal korumanın kendileri için değerini tam olarak anlamalı, sosyal koruma sisteminin iyi yönetildiğini ve etkili bir şekilde sunulabileceğini bilmelidir. Bu bağlamda iyi yönetişim ve şeffaflık, işverenlerin karşılaştığı kısıtları göz önünde bulundurarak sosyal koruma
sistemlerinin işçilerin ihtiyaçlarına cevap vermesini sağlamak için ön koşul kabul edilmektedir. Bir sosyal koruma sistemi, işçilerin ve işverenlerin beklentilerini karşılayan faydaları ve hizmetleri iyi bir şekilde sağlarsa etkili ve kaliteli bir erişimin yanında nüfusun güvenine ve desteğine de sahip olacaktır (ILO, 2019b: 54).
iii) İdari Prosedürler
İdari prosedürler, insanların kaydolma konusunda cesaretlerini kırarak veya katılanları yüksek fırsat maliyetlerine maruz bırakarak, sosyal koruma tabanlarına erişimde engel oluşturabilmektedir. Bu durum, özellikle kayıt dışı çalışanlar için tehlikeli olabilmektedir (Allieu, 2019: 5). Kayıt dışı çalışanlar, genellikle kayıt işlemleri için zaman ayıramamakta, iyi eğitimli olmamalarından dolayı evrak işlerini takip edememektedir. Bu kişiler aynı zamanda ödemelerin yapılacağı veya alınacağı banka hesabına sahip değildir. Benzer şekilde küçük işletmeler de aynı sorunlarla karşı karşıyadır. Bir programın şartları onlar için maliyetli ve zahmetli görülebilmektedir. Kuralları anlamak ve evrak işlerini yürütmek için gereken özel personeli karşılayamamaktadır. Köprü görevi gören vergi danışmanı, danışmanlar ve acenteler gibi aracılar ise az sayıda ve genellikle pahalıdır. Dolayısıyla işverenler, sosyal güvenlik primlerini öderlerse diğer vergileri de ödemek zorunda kalacaklarından ve yönetmeliklere uymaları gerekeceğinden korkup çekimser davranmaktadır (RNSF, 2017: 91).
Kayıt işlemi, bireylerin sosyal koruma programlarına erişim için başvurmuş oldukları noktadır. Programların tüm türlerinde dışlanma, kayıt sürecinin tasarımından kaynaklanmaktadır. Programlara başvurmak isteyen dezavantajlı bireylerin karşılaşmış oldukları en büyük zorluk, özellikle idari yapıların zayıf olduğu ve programlardaki alanların sınırlı olması nedeniyle rekabetin yoğun olduğu durumlarda karmaşık başvuru süreçlerinde gezinmeleridir. Karar vericiler için, sosyal ve siyasi bağları daha zayıf olan bireylerin seçilme ihtimali daha düşüktür. Engellilik veya aşırı yoksulluk içinde yaşama gibi daha büyük kısıtlamalara maruz kalan bireyler için ise bu durum çok daha zor olmaktadır. Karar vericiler tarafından kayıt süresince beklenen rant, bu dezavantajlı bireylerin karşılaşmış olduğu daha da büyük bir engeldir. Örneğin Bangladeş’te aşırı yoksulluk içinde yaşayan ailelerin, ayda sadece 4 dolar yardım alabilmek için karar vericilere 26 dolar ödemeleri gerekmektedir. Bu nedenle rüşvet vermeye gücü yetmeyen bireylerin yaşlılık aylığı için başvuruda bulunamadığı görülmektedir (Kidd, 2017: 226-227).
İdari prosedürler ve sosyal koruma programlarına nasıl kaydolunacağına dair bilgi işçiler için erişilebilir değilse, bu durum gün içerisinde sınırlı zamanı olan kişiler için engel oluşturmaktadır. Bu engeller, katılımın fırsat maliyetinin çok yüksek olabileceği kadın işçilere gelindiğinde çok daha yoğun görülmektedir. Sosyal koruma programlarının özellikle düzensiz ve yardımların geç ödenmesi gibi güvensizliğe neden olan yönetimi, yoksul, anaerkil veya geçimini kadının geliriyle sağlayan haneleri orantısız bir şekilde etkilemektedir. Örneğin Hindistan’da, Mahatma Gandhi Ulusal Kırsal İstihdam Programı (MGNREGS)’ndan yararlanan bazı eşinden boşanmış, ayrılmış veya eşi vefat eden kadınlar ile tek başına yaşayan çocuklu kadınlar geciken ödemelerden etkilenerek bazı durumlarda gelir açığını kapatabilmek için programdan ayrılmak ve tercih edilmeyen istihdam türlerini kabul etmek zorunda kalmışlardır (Ulrichs, 2016: 24).
Sosyal koruma programlarına erişimde karşılaşılan bu tür engellerin aşılabilmesi için karmaşık kayıt sürecinin ve diğer idari prosedürlerin birleştirilmesine yönelik potansiyelin dikkatlice analiz edilmesi gerekmektedir. Daha fazla fiziksel erişim noktası veya teknolojinin potansiyelinden tam olarak yararlanan yenilikçi hizmetler sağlama mekanizması aracılığıyla hizmetlere erişimin kolaylaştırılması bu tarz engellerin aşılmasına yardımcı olabilecektir (ILO, 2019b: 96).