Emel Baştürk Akça Hasan Akbulut
Özet
1990'lı yıllardan itibaren medyanın dönüşüm geçirmesiyle birlikte yeni televizyon tür ve formatları ortaya çıkmıştır. Başlangıçta kadınlara pratik bilgiler vermeyi amaçlayan, sonralarıysa çeşitli nedenlerle kadınların yaşadıkları mağduriyetleri konu edinen kadın programları da bu çerçevede yeni bir format olarak karşımıza çıkar. Bu yazı. 2005 yılında Kanal 0de yayımlanan, Kadının Sesive 2007'de Flash 7Vde yayımlanan Sizin Sesiniz isimli programları, yeni televizyon formatları/türleri ve bu format içinde kadının temsili açısından incelemeyi amaçlamaktadır. Kadının Sesive Sizin Sesiniz formatı itibariyle yeni bir tür (geme) olsa da, programın ve sunucunun kurduğu anlatı açısından, oldukça geleneksel bir içeriğe sahiptir. Programlar, "kadınların seslerini duyurmayı" ve sorunlarına çözüm bulmayı amaçlasa da programların bütününde, sorunlara net bir çözüm önerilmekten çok, bu sorunların dillendirilmesinin önemli olduğu vurgulanmaktadır. Kurulan anlatı, sorunlarını "paylaşan" kadınlara, hâkim ideolojik kabulleri dönüştürmeyi hedefleyen "çözümler" önermediği gibi. kadının kamusal alanda temsilini de yalnızca bir mağduriyet ya da acı çekme koşuluna bağlar.
Two Women Programtnes "Kadının Sesi" (The Voice Of Woman) and "Sizin Sesiniz" (Your Oıvn Voice): An Evaluation Of The Genre, Narration and Neıv Format OfTelevision Programtnes
Abstract
By the 1990's new television genres and formats have been appeared on occasion of media convergency. At the beginning, women programmes were the ones giving some practical information about managing a house, being a skilful! housewife,etc.only. Hovvever, novvadays, these programmes have brought about the situations revealing the grievances of womankind experienced by themselves. This study aims to shov» the reprensation of woman in this new genres of television programmes, within their narration and formats. One of these vvomen programmes is Kadının Sesi (The IVoice of Woman) broadcasted in Channel D in 2005, and the other is Sizin Sesiniz (Your Own Voice), broadcasted in Flash TV in in 2007. As a condusion. this study has proved out that neither of these programmes provides any solution to the cases indicated as "vvomen grievance". Additionally these vvomen programmes give place to vvomen in public sphare, unless they are treated unjustly.
42 • iletişim : araştırmaları
Kadın Programlarına Bir Bakış:
"Kadının Sesi" ve "Sizin Sesiniz"de
Tür, Anlatı ve Format
1990'lı yıllardan itibaren medyanın dönüşüm geçirmesiyle birlikte yeni televizyon tür ve formatlarınm ortaya çıktığı ve bunların yaşamımızda önem-li bir yer tuttuğu biönem-linen bir gerçektir. Türkiye'de 2000'önem-li yıllarda tecimsel te-levizyon kanallarında ortaya çıkan tete-levizyon formatlanndan biri de "kadın programları"dır. Televizyon formatlanndaki değişimin kadm programlarına yansımasının en popüler ve tartışmalı örneklerinden biri ise, Yasemin Boz-kurt'un sunduğu Kadının Sesi programıdır. Kadınların sorunlarını ekranda paylaşarak çözüm önerileri sunma /üretme iddiası taşıyan program -Kanal D'nin kendi web sayfasında verdiği izlenme oranlarına göre- gündüz kuşa-ğında yer almasına rağmen, en çok izlenen on program arasında yer alır. Bu yüksek izlenme oranlan, diğer televizyon kanallannda da Kadının Sesi'ne benzer formatlarda başka "kadın programlan"ran yayma girmesine neden olur. Yasemin Bozkurt'un Kadının Sesi programı, 2005 yılı Nisan aymda prog-rama katılan bir ailenin içinde bulunduğu otomobile İzmir'de ateş açılması ve aileden bir kişinin hayatını yitirmesi, Mayıs ayında da, programa katılan bir kadının, memleketi Elazığ'a dönüşünde 14 yaşındaki oğlu tarafından vurul-masının ardından yayından kaldırılır. Programın yaymdan kaldınlmasmın ardından bu yeni formata ilişkin tartışmalar da görünür hale gelir.
Ancak bu tartışmalar, medyaya yönelik en kaba yaklaşımlardan biri olan etki çerçevesinde kalır. Farklı kanallarda aynı türün örneklerini sunan diğer programcılarla yapılan röportajlarda da programın kendine ya da for-mata ilişkin bir eleştiri değil, doğrudan sunucuya yönelik eleştiriler dikkat çeker. Sunucu Bozkurt, "sorumlu" bir yayıncılık yapmamakla ve "riskli" ko-nulan ekrana taşımakla suçlanır. Söz konusu program, önce bir süre yayın-dan kaldınlır, kısa süre sonra bir başka kanalda, Flash TVde, tekrar yaym
ha-yatma döner. Bu tür programların nasıl bir söylem ürettiği sorunsalı ise tar-tışma dışı kalır. Flash TV, 2007 yılında, yine aynı formatın örneklerinden biri olan İnci Ertuğrul'un Sizin Sesiniz programmı TGRTden transfer eder. Bu ça-lışmanın genel amacı ise, 2005 yılında Kanal D'de yayınlanan, Yasemin Boz-kurt'un sunduğu Kadının Sesi ve 2007 yılında Flash TV de yayınlanan İnci Er-tuğrul'un sunduğu Sizin Sesiniz isimli programlan, yeni TV formatları/ türle-ri ve bu format içinde kadının temsili açısından incelemektir. Bu genel amaç doğrultusunda şu sorulara yanıt aranmıştır:
1. Türkiye'de son dönemde karşımıza çıkan kadm programlannın türsel/formatsal özellikleri nelerdir?
2. Kadın programlanndaki yeni tür ve format, nasıl bir anlatı ve söylemin kurulmasına aracılık etmektedir?
Çalışmada format aracılığıyla kurulan söylem, eleştirel söylem analizi-nin bize sunduğu kavramlar ışığında açıklanmaya çalışılmıştır. İnceleme için
Kadının Sesi'nin seçilme nedeni, programın bu formatın ilk örneği olarak or-taya çıkması, sunucusu Yasemin Bozkurt'la tanınması ve yaygınlaşması, iz-lenme oranının yüksek olması, bu programın çeşitli kereler kamuoyunda tar-tışılması ve formatıyla diğer kadın programlarını da etkilemesi olarak sırala-nabilir. Sizin Sesinizin seçilme gerekçesi ise, bu programın Kadının Sesi'nin olaylı biçimde yaymdan kaldınlmasından sonra yayına başlaması nedeniyle ilk formatla aralanndaki benzerlikleri ve farklılıklan vurgulamak ve varsa değişimi saptamaktır. Programla ilgili bazı genellemeler yapmaya imkân ta-nımak amacıyla 1 Mart 2005 tarihinden itibaren Kadının Sesi takip edilmeye başlanmış ve anneler gününden önceki son program olan 6 Mayıs 2005
tarih-44 • iletişim: araştırmaları
li programın analizi yapılmıştır. Anneler günü rastlantısının, söz konusu bö-lümü incelemeyi daha anlamlı hale getirdiği düşünülmüştür. Flash TVde ya-yımlanan Sizin Sesiniz programı ise TGRTden Flash TV ekranlarına transfer olduğu 2 Nisan 2007 pazartesi gününden itibaren takip edilmeye başlanmış ve 3 Temmuz 2007 tarihli programın analizi yapılmıştır. Söz konusu prog-ramlar, farklı dönemlerde yayında olduğu için incelenen tarihlerin birbirle-riyle örtüşmesi mümkün olmamışta Yukanda da belirtildiği gibi Yasemin Bozkurt'un programı, 2005 yılı Mayıs ayında yaşanan cinayetin ardından
Ka-nal D' de yayından kaldırılmıştır. Aynı tarihlerde ATVde yer alan Yalnız
De-ğilsiniz programı da yayından kaldırılır. Medya Takip Merkezi'nin (MTM) yaptığı araşürmaya göre bu tarihlerde RTÜK'e kadın programlan ile ilgili olarak yapılan şikâyet sayısı, önceki yıla (2004) oranla yüzde yüz artış göster-miştir. Bu gelişmeler, programlann sorgulanmasına ve bazı değişikliklere gi-dilmesine neden olmuştur. Bozkurt'un programı kısa süre sonra Flash TVde yeniden yayma girmiş, Yasemin Bozkurt'un ardından aynı kanal bu kez İnci Ertuğrul'la kadın programlarındaki bu yeni formata devam etmiştir.
Yukanda belirtilen sorulara yanıt arayabilmek için, çalışmada öncelikli olarak sosyo-ekonomik, tarihsel ve politik değişimler ışığında Türkiye'de medyanın değişimi ve buna bağlı olarak ortaya çıkan yeni türler/formatlann açımlanması yoluna gidilmiştir. Ardından kadın programlannın türsel özel-likleri ve formadan belirtilmiş ve son olarak da Kadının Sesi ve Sizin Sesiniz programlan hem türsel özellikler, hem de programda kurulan söylem açısın-dan analiz edilmiştir.
Yeni Türler, Yeni Formatlar
1980'li yıllar, gerek dünya, gerekse Türkiye açısmdan siyasal ve ekono-mik dengelerin yeniden düzenlendiği, serbest piyasa ekonomisinin yayıldığı yıllardır. Bu dönem, televizyon yayıncılığında da dönüşümlere sahne olmuş-tur. Devletin/hükümetlerin kontrolündeki kamu tekellerinin yıkılarak, te-rimsel televizyonculuk anlayışının yerleşmeye başladığı yıllar, Türkiye'de ol-duğu gibi dünyada da bu ekonomik/siyasal dönüşümden ayn düşünüle-mez.1 "Kamu hizmeti kurumlarının mali sıkınülar2 yaşamalan", ama daha
yayıncılığını krize sokan nedenler olarak gösterilmektedir (Kejanlıoğlu, 2003: 23). Kejanlıoğhı'na göre (25) "doksanlı yıllara taşman tartışma konularından biri de, seksenli yıllarda bütün dünyaya yayılmaya başlayan deregülasyon3
ve özelleştirme politikaları ve doksanlı yılların ilk yansında bu politikalann gitgide belirginleşen sonuçlan olmuştur". Söz konusu süreç, Türkiye'de de Türkiye'nin kendi ekonomik, siyasi ve askeri dinamikleri üzerinden dene-yimlenmiş ve pek çok yasal düzenlemeden uzak biçimde günümüzdeki ya-yıncılık anlayışına gelinmiştir. Tecimsel televizyon kanallannm açılması ise, biri bu çalışmada incelenen yeni televizyon türlerini /formatlannı ortaya çı-karmıştır.
Mutlu (1999a: 219) Türkiye'de televizyonun yayına başlaması yönünde kamuoyu oluşturan planlan şekillendiren etmenin, büyük ölçüde kalkınma-cı fikirler olduğunu söyler. Türkiye'de planlı kalkınma dönemine geçildiği 1960'h yıllarda bu kalkınmacı fikirler, medyanın eğitim işlevini öne çıkanyor-du. Bu çerçevede bir "devlet kurumu" olarak TRT'den beklenen de, sosyal ve ekonomik sahada yürütülen kalkınma hamlesini, daha geniş kitlelere yay-maktı. Çünkü televizyon, görüntü unsurunun taşıdığı etkililikle, "büyük bir bölümü zaten okumaz yazmaz olan bir nüfusun, dolayısıyla açıkça beyan edilmese bile bu zihniyetin gerisinde yatan bir değerlendirmeyle 'kara cahil' bir kitlenin öğrenme, eğitilme ve aydınlanma sürecindeki problemlerinin bir kısmını daha giderme" (220) potansiyeli taşımaktadır. Devletin kamüsal ya-yın organı olarak konumlandırılan TRT'ye düşen görev, bu çerçevede halkı eğitmek, aydınlatmaktır. Bu nedenle 1940'h yıllarda radyonun üstlendiği hal-kı eğitme görevi, televizyon yaymlannm başlaması ve yaygınlaşmasıyla bir-likte televizyonun da desteğini alarak ilerler. Radyonun, nüfusunun büyük çoğunluğu kırsal kesimde, tarımla uğraşarak geçimini sağlamaya çalışan bir topluma yönelik ilk eğitici programlanndan olan Ziraat Takvimi Saati, bu kez
GAP TV gibi kırsal kesimi hedef alan kanal ve programlara evrilir. • • • • •
ı
Söz konusu dönemle ilgili daha geniş ve sistematik bilgi için Kejanlıoğlu'nun Türkiye'de Medyanın Dönüşümü (2003) adlı kitabına bakılabilir.
2
Vurgu özgündür. 3
Deregülasyon "pazarların daha serbest işleyebilmelerine izin vermek üzere bir dizi iktisadi etkinlikle ilgili önceki düzenlemelerin gevşetilmesi ya da kaldırılmasını (Cemey'den aktaran Kejanlıoğlu, 2003: 82) öngören bir liberal ekonomi politikası. Kejanlıoğlu, "eski kuralların kaldırılması, ama yeni pazar-yönelimli kuralların getirilmesi" olarak düşünülebileceğini belirtir (82).
46 • iletişim : araştırmaları
Diğer yandan tıpkı ilk ortaya çıktığında yazılı basının gördüğü işlev gi-bi, radyo ve televizyonlara da "ulusu kültürel olarak birleştirme" işlevi yük-lenmiş olduğu gözden kaçırılmamalıdır (Vivian'dan aktaran Eryılmaz, 2003: 88). TRT'nin, finansmanı büyük ölçüde devlet tarafından karşılanan "özerk" bir kurum olması, bu kültürel birleştiricilik rolünü istekle oynamasını sağlar. Özetle söylemek gerekirse, TRT tarafından yapılan radyo ve televizyon ya-yınları, hem resmi ideolojinin "ideal vatandaşlık" özelliklerini halka tanıt-mak/öğretmek, hem de daha dar anlamda halkı bazı konularda pratik bilgi-lerle donatmak yoluyla çift yönlü bir eğitim işlevi görmüştür. TRT'nin şahsın-da kitle iletişim araçlarına halkın eğitilmesi konusunşahsın-da atfedilen rol, 1990'lı yılarda özel radyo ve televizyonların yaym hayatına girmesi sonucu yayıncı-lık alanında yaşanan değişimin etkisiyle, farklı bir biçim alır.
Türkiye'de 1990'larda fiili olarak başlayan ve daha sonra yasallaşan özel radyo ve televizyon yayıncılığı, 1980'li yıllardan itibaren başlayan ekonomik ve siyasi değişimin ürünüdür. 1980 darbesinin ardından uygulamaya konan 24 Ocak Kararlan ile ithal ikameci, devletçi ekonomik yapı sona ermiş, özel-leştirmeler aracılığıyla, özel sektör ve yabancı yatırımcıların başrolü oynadı-ğı yeni bir ekonomik yapıya doğru gidilmiştir. Bu ekonomi politikaları Tür-kiye'deki sosyal yaşamı da derinden etkiler. Başından beri adaletsiz olan ge-lir dağılımı, gittikçe daha da bozularak zengin bir azınlığa karşılık, yoksullaş-mış, yaşam standartları oldukça düşük bir çoğunluk ortaya çıkarır.4 1970'li
yıllardan 1980'lere geçiş ve sonrasında yaşanan önemli sosyal, siyasal ve kül-türel değişimler sonucu yeni popüler kültür ürünleri ortaya çıkmış (Tann-över, 2003: 54) ancak bu ürünler devlet denetimindeki radyo ve televizyon yayınlannda kendilerine yer bulamamıştır. TRT, popüler kültür ürünlerini dışlayarak, halkı "yüksek kültür" ürünleriyle buluşturmak amacıyla da "eği-tici" bir işlevi benimsemiştir. Değişen ekonomik ve sosyal yapının bir uzantı-sı olarak ortaya çıkan özel televizyon yayıncılığı, medya ürünlerinde de bir değişmeyi beraberinde getirmiştir. Kamu yayıncılığının dışanda bıraktığı ha-lihazırdaki popüler kültür ürünleri, özel radyo televizyonlarda kendine yer
4
1980 sonrası Türkiye'de yaşanan ekonomik değişim ve 24 Ocak Kararları ile ilgili olarak balanız Şiriner, tsmail ve Yılmaz Doğru (2006). Türkiye'de Büyümenin Ekonomi Politiği 1980 Sonrası Türkiye Ekonomisi Üzerine Bir İnceleme. İstanbul: Dipnot Yayınlan ve Feroz, Ahmad (2006). Bir Kimlik Peşinde Türkiye. Çev., Sedat Cem Karadeli. İstanbul: İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları.
bulmuş ve dahası, bunlara yeni ürünler eklenmiştir. Bu süreçte yaşanan önemli değişimlerden biri de 1990'lardan itibaren yeni televizyon türleri ve televizyon formatlannm ortaya çıkmasıdır.
1990'lı yıllardan itibaren ortaya çıkan yeni türlerin/formatlann en temel özelliği, -bu televizyonların terimsel özelliğinin etkisiyle- eğitmekten çok eğ-lenceye ağırlık vermeleridir. Türkiye'nin ilk özel televizyon kanalı olan Star 1, "TRT'ye karşı alternatif bir yayıncılık anlayışıyla" ortaya çıkar ve haber bül-tenlerinden eğlence programlarına kadar tüm formatlarda değişiklik yaraür.
Star l'le birlikte "çeşitli popüler alanlardan 'isim'lerin neredeyse dönüşümlü olarak hazırladığı ve kaüldığı programlar", 1990'lı yıllara damgasını vuran eğlence programı formatını oluşturur (Çaplı ve Dündar, 1996:1377). Eğlence programlarının diğer özel kanallarda da yaygınlaşmasıyla, popüler "isim'le-rin yanı sıra sıradan halkın da medya aracılığıyla popülerleşmesine tamk olu-nur. Bu eğlence formatıyla birlikte "şöhretler" ve "şöhretimsiler" televizyon programları için vazgeçilmez unsurlar haline gelir.
Kâr amaçlı özel yayıncılık, starlar, büyük stüdyolar ve pahalı dekorlar gerektirmeyen, ancak izleyicinin merak ve acıma duygularına hitap eden, bu nedenle daha çok rating yapabilen yeni formatlar geliştirir. Adaklı-Aksop'un vurguladığı gibi bu yeni formatlar arasmda "gizli kamera şakaları, talk-shovvlar, forum tipi tartışma programlan, haber magazinler gibi geleneksel kurmaca programlan kategorisinde değerlendirilemeyen ancak, anlatı yapısı itibanyla kurmacayı andıran biçimlerin yer aldığı 'reality programlan'nın özel bir yeri vardır" (239). Daha çok kar mantığına dayanan bu tür program-lar, şu üç temel nedenden dolayı tercih edilirler: "1) Çoğunlukla metin yaza-n gerektirmezler, 2) Masrafsızdırlar, 3) Çok çeşitli koyaza-nulayaza-n güyaza-ndeme getire-bilir ve/ veya çok yüzeysel biçimde ele alagetire-bilirler" (Gitlin'den aktaran Adak-lı-Aksop, 1999: 240).
Türkiye'de ana akım yaym yapan ticari televizyon kanallarından biri olan -ve Kadının Sesi programının yayınlandığı- Kanal D'nin müdürü Murat Saygı'nın, Milliyet gazetesine yaptığı şu açıklamaya dayanarak, "reality" türü programların yukanda belirtilen nedenlere ek olarak, yapımcılan "star kap-risi" türünden bir sorunla baş etmekten kurtardıklan için tercih edildikleri de söylenebilir. Bu formatın temel özelliği, "gerçek" yaşam öyküleri ya da kesit-lerini ekrana taşırken halkın içinden "geçici" starlar yaratılmasıdır. Yalnızca
48 • iletişim : araştırmaları
medyada görünebilmek adma bu tür programlarda yer almak, özel yaşamla-rını ekranlara taşımak isteyen gönüllüler bulmak da hiç zor olmamıştır. Say-gın, reality shovvların televizyon kanalları ve yapımcılar için nasıl bir kolay-lık sağladığını şöyle anlatır;
...Leonard Mogel'in Amerika'da çıkan This Business of Broadcasting kitabını okudum. Kitap, reality shoıvların televizyonların hayatını kurtardığını anlatı-yor. İnsanlar, oyuncu kaprisleriyle uğraşmaktan kurtulmuşlar. Çok daha düşük maliyetle uzun uzun programlar yapmış. Reality shoıvların bir maliyeti var, ama oyuncuları gerçek halk olduğu için, üç gün sonra gelip "Ben daha çok pa-ra istiyorum" demiyor. Bu şovlarda şöhret olanlar da sabun köpüğü gibi gidi-yorlar" (Milliyet Pazar, 16 Ocak 2005: 8).
Reality programların bu özelliği, hem kar beklentisi içinde olan özel te-levizyon kanallarına çeşitli kolaylıklar sağlamış, hem de izleyicilerde şöhret için duyulan arzuyu kamçılamıştır. Ancak vurgulanması gereken nokta, Ro-jek'in de belirttiği gibi şöhretin, "modern bir olgu olarak, geniş kitlelere ula-şan bir gazete, televizyon, radyo ve film olgusu olarak anlaşılması" gereğidir (19). Bu durumda şöhret, başkalarınca atfedilmiş olur ve çoğu kez medyamn manipüle ettiği sansasyondan kaynaklanır (21). Reality gibi yeni televizyon türleri aracılığıyla yaratılan "şöhretimsi"ler, bir süre sonra unutulmuşlardır.6
Unutulmamanın koşulu ise daima "görünür" olmaktır. Yeni televizyon türle-ri, Rojek'in belirttiği anlamda bir şöhret sağlamanın yanı sıra, sıradan insan-ların soruninsan-larını, yaşam biçimlerini kamusal bir alan olarak ekrana taşımala-nna imkân vermiştir.
Kellner'a (2006) göre "bu gerçeklik televizyonu dizileri ve onların web siteleri, etkileşimli seyirlik toplumda derin biçimde yerleşmiş gözetlemecili-ğe ve narsizme işaret ederek oldukça çekici olmaya başlamıştır. Bireyler, bu seyirliğin bir parçası olmak, kendilerini ona daha yakınlaştırmak ve başkala-• başkala-• başkala-• başkala-• başkala-•
5
Med Yapım'ın ortağı Fatih Aksoy da şöhret konusunda benzer şeyleri söylüyor: " Reality'lerin bir avantajı şudur yapım şirketleri için: Çok geçici, ama star yaraüyorsun. Yani hızlı üretilince hızlı tüketiliyor. Bundan daha normal bir şey olamaz. Televizyon çok çabuk star yaratır ve çok çabuk tüketir" (Milliyet Pazar, 16 Ocak 2005: 9).
6
Türkiye'deki gerek Biri Bizi Gözetliyor gibi ilk "reality"lerin Melih ve Edi'si, gerekse son yılların gelin-kaynanalı "reality"lerinin üretmiş olduğu Semra Hanım'ı gibi "şöhretimsi"leri bu parıltıların örnekleri olarak okumak gerekir. Bu "gözetleme evleri"nin ardından, yine birbirinin benzeri ve tekrarı pek çok örneğiyle karşılaştığımız şarkı, dans ve yetenek yarışmaları da Bayhan, Firdevs, Abidin gibi "şöhretimsi"ler yaratmıştır.
rının özel yaşamlarını gözetlemek için kararsız bir arzu duyarlar".7
Çalışma-ya konu olan kadın programlan ise, programa katılan kadmlan, Çalışma- yaşadıklan-nı kamusal bir platformda anlatmaya teşvik ederek, hem onlann kötü şöhret olmalanna yol açar, hem de bu anlatılarla izleyicileri gözetlemeciliğe sevk eder. Gözetleme evleri tarzındaki realitylerden farklı olarak kadın program-lannda, sorunlarını, özel yaşamlannı stüdyoda anlatmaya teşvik edilen katı-lımcılara bir şöhret vaat edilmez. Ancak vaat edilen şey, program jeneriklerin-de belirtilen ifajeneriklerin-delerle "kayıplan bulmak", "yuvalan kurtarmak", "işsizlere iş, sorunlara çözüm bulmak"tır. Televizyon türlerindeki dönüşümün ürünü olan kadın programlan, diğer türlerle benzerlik ve farklılıklar içermekte ve bu açıdan ayn bir başlık altında ele almmayı gerektirmektedir.
Son Dönem Kadın Programlarının Tiirsel Yapısı
1990'lı yıllarda başlayan televizyon türlerindeki dönüşüm, kadın prog-ramlan üzerinden de gözlenmektedir. Türkiye'de bu yıllardan itibaren ye-mek yapmayı, artık malzemeleri işlevsel bir ev aracına dönüştürmeyi, çocuk bakmayı, ev idaresindeki bazı "püf noktalan" öğretmeyi amaçlayan "kamu-sal" amaçlı televizyon programlanndan, kadının sorunlannı daha "açık" ve sansasyonel bir boyutta duyurmayı amaçlayan bir televizyonculuk anlayışı-na kayılmıştır. Bu çalışmada incelenen Kadının Sesi ve Sizin Sesiniz, böylesi bir dönüşümü örnekleyen formata uygun televizyon programlandır. Programla-ra verilen isimler de sıProgramla-radan insanlann "konuşma" lannı, sorunlannı dillen-dirmelerini "ses"le eğretilemekte ve halkın ya da kadınm "sesi" olduklannı iddia etmektedir.
Bu tür programlar, çoğunlukla hafta içi her gün gündüz kuşağında yer alır. Bu çalışmada incelenen Kadının Sesi ve Sizin Sesiniz programlan, hafta içi her gün saat 16:00 civarında başlayıp yaklaşık olarak iki saat sürer. "Günlük, haftalık televizyon yayınlanın düzenleme ve sıraya dizme manüğı"nı (Kap-lan, 1992: 27) ya da "öykü ve söylemi etkileyen anlatının konumlandınldığı yer ve zamanını" (Kozloff, 1992) tanımlayan televizyondaki bu düzenleme mantığı, televizyonun cinsiyetlendirilmiş doğasına işaret eder. "Kadın
prog-• prog-• prog-• prog-• prog-•
7
http:/ / www.gseis.ucla.edu/faculty/kellner/papers/mediaspectacleintro.htm. Erişim tarihi: 28 Şubat 2006.
50 • iletişim: araştırmaları
ramları" olarak adlandırılan programlar, genellikle sabah saat 10:00 ile öğle-den soma 18:00'e kadar olan zaman diliminde karşımıza çıkar. Kadın prog-ramlarının bu saatlere yerleştirilmesi, kadınların hakim olarak çalışma yaşa-mında değil, ev hayatmda konumlandığı ön kabulüne dayanır. Televizyonda saat 10:00'dan öncesi, iş yaşamında yer alanların -ki çoğunluğu erkeklerdir-işlerine varmadan önce günlük gelişmelere dair bilgi edinmesi amacıyla gün-demdeki haberleri, gazete manşetlerini içeren programlara ayrılır. Akşam ku-şağı ise ana haber bültenleri ile başlayıp, kadm-erkek tüm aileye hitap edebi-lecek programlarla (diziler, filmler, yarışma programları, tartışma programla-rı) devam eder.
Televizyonun cinsiyetlendirilmiş olması, yeni bir olgu değildir. Mellen-camp (aktaran Fiske, 1992: 179) erkekler için spor ve haber programları, ka-dınlar içinse çocuk bakımı, yemek pişirme ve moda gibi konularla ilişkilen-dirilerek televizyonun cinsiyetlendirilmesi olgusunun köklerini 1950'lere dek götürür. Fiske'e göre günümüzde televizyonun cinsiyetlendirme teknikleri, çeşitlenmiş ve daha "incelmiştir". Bu açıdan bakıldığında Kadının Sesi ve
Si-zin Sesiniz'in uygun izleyicileri (nishe audiences)' kadınlardır. Bu programlara verilen reklamlar da televizyonun cinsiyetlendirilmiş yapısmı yansıtan gös-tergelerden birisidir. 1 Eylül 2004-31 Mayıs 2005 tarihleri arasında kadın programlarına verilen reklamları ölçümleyen Medya Takip Merkezi, bu prog-ramların yaklaşık 674 saat boyunca reklam yayınladığım ortaya koyar. En çok reklamı yapılan ürünler ise gıda, kozmetik ve temizlik malzemeleridir.' Bu yapı içinde programların öncelikli hedef kitlesi kadınlardır. Programda ele alman sorunların çözümü konusunda söz sahibi olduğu düşünülen valilik ve emniyet birimleri gibi resmi kuruluşlara seslenilmesi, sözü edilen "devlet ku-rumlan" mn da programın hedef kitlesi içinde tasarlandığını gösterir.
Gündüz kuşağındaki kadın programlannı da iki kategoride ele almak mümkündür. Sabah saatlerinde, genellikle yemek tariflerinin yanı sıra, "uz-man" konuklar eşliğinde sağlık, çocuk gelişimi, dengeli beslenme gibi konu-larda bilgiler veren "bilgilendirici" programlar yer almaktadır. Söz konusu • • • • •
8
"Niş izleyici, bir programın hedef kitlesi olan, yaş, cinsiyet ya da ekonomik düzey gibi özellikleriyle tanımlanan izleyici grupları" (Bignell, 2004:123) olarak tanımlanabilir.
9
programlar, bu yapısıyla klasik /geleneksel kadm programlarının devamı olarak değerlendirilebilir. Ancak bu programların da, temelde kadınlara pra-tik bilgiler vermeyi amaçlayan yapısını korumakla birlikte, biçim olarak ol-dukça değiştiğini, daha popüler bir söyleme eklemlendiğini belirtmek gere-kir. Bir diğer kategori ise televizyon kanallarının program akışında "(kadın) tartışma" programı adı altında kategorize edilen programlardır. Bu program-lar, "bilgilendirici" programların ardından, genellikle öğleden sonraları yayı-na girer. Bu tür programlar, -büyük çoğunluğu kadınlardan oluşan- stüdyo-daki konukların kendi yaşam öykülerini, yaşadıkları sorunları dile getirmesi ve program sunucusunun yol göstericiliğiyle, sorunlarına "çözüm" aradıkla-rı bir platform olarak karşımıza çıkar.
1990'h yılarda ortaya çıkan bu tür programlar, TRT'nin tek düze prog-ram akışıyla kıyaslandığında oldukça canlı ve hareketliydi. Bu nedenle de kı-sa sürede geniş izlenme oranlarına ulaşü. 2000'li yıllarda ise ticari yayıncılı-ğın bir özelliği olarak, yüksek izlenme oranlarına ulaşan bu programların benzerleri tüm kanalları kapladı. Neredeyse tüm kanallarda, aşağı yukarı ay-nı saatlerde benzer program türleri yer almaktadır. Hatta kimi zaman ramlar kanallar arasında gidip gelmekte, televizyon kanalları yeni bir prog-ram üretmek yerine popülerleşmiş progprog-ramlan kendi kanallanna transfer et-meyi tercih etmektedir. Aşağıda, tematik kanallar dışında Türkiye'deki belli başlı televizyon kanallannm gündüz kuşağında yer alan kadın programlan-nm listesi verilmiştir. Bu tablo, kadm programlannın ulaştığı yaygınlığı ve program akışının cinsiyetlendirilmiş niteliğini göstermesi açısından önemli-dir.
Söz konusu kadın programlannın, televizyon kanallarının web sayfasın-da yer alan tanıtımlan sayfasın-da neredeyse birbirinin aynısıdır. Programlar, izleyici-lerine, "işsizlere iş bulmayı", "parçalanmış aileleri birleştirmeyi" kısacası so-runlanna "çözüm" olmayı vaat eder. Kanal 7'de yayımlanan Şebnem Kısapar-mak'ın sunduğu Paylaştıkça programı "İşsizlere iş bulan, sorunlara çözüm üreten Şebnem Kısaparmak, acılan, umutlan, sevinçleri, hayatı paylaşmaya devam ediyor..." sözleriyle tanıtılırken,10 İnci Ertuğrul'un sunduğu Sizin
Se-siniz programı ise "2 yılda 527 kayıbı bulan, 248 yuvayı kurtaran, 183 aileyi yaşama sevincine kavuşturan İnci Ertuğrul"un "Sizin Sesiniz" olacağı iddi-asındadır."
52 • iletişim : araştırmaları
GÜNDÜZ KUŞAĞI KADIN PROGRAMLARI*
Kanal Adı Program Adı Y. Saati Sunucusu
Kanal D Sabahların Sultanı 10:30 Seda Sayan
Kanal D A'dan Z'ye (Tartışma) 15:15 Esra Ceyhan
ATV Tatlım Benim 10:00 Oya Aydoğan, Tarık Pabuçcuoğlu
ATV itirazım Var (Tartışma) 13:20 Asuman Dabak Kanal 7 Nur Ertürk'le Her Sabah 09:20 Nur Ertürk Kanal 7 Afiyet Şeker Olsun 12:00 Fatoş Kabasakal Kanal 7 Paylaştıkça (Tartışma) 16:00 Şebnem Kısaparmak
Star TV Yemek Saati 09:40 Aydın
Star TV Lütfen Bu Konuya Girmeyelim (Tartışma)
16:00 Saba Tümer, Pakize Suda Show TV Serap Ezgü ile Biz Bize (Tartışma) 13:30 Serap Ezgü
Show TV Deryalı Günler 15:30 Derya Baykal
TRT-1 İyi Sabahlar 10:00 Sabiha Akdemir
TRT-1 Ademler ve Havvalar 13:30 Ayşenur Yazıcı TV 8 Hafta içi Her Gün Nilgün Belgün 08:30 Nilgün Belgün
TV 8 Ellerine Sağlık 11:30 Elif Karlı
Samanyolu TV* Yeşil Elma 13:15 Oktay Aymelek
Samanyolu TV Hayatın Neşesi (Tartışma) 14:40 Ebru Gediz
Flash TV Uzman Gözüyle 13:30 Nasibe Erdoğmuş
Flash TV Sizin Sesiniz (Tartışma) 16:00 inci Ertuğrul
Tablo 1: Gündüz Kuşağı Kadın Programları
* Bu tablo, televizyon kanallarının web sayfalarında 15 Nisan 2007 tarihinde yer alan yayın akışlanna göre oluşturulmuştur.
* Samanyolu TV'de "Kadın Programları" ismiyle bir kategori yer almamakta, yukarıdaki tabloda görünen programlar "magazin" adı altında sınıflandırılmaktadır. Ancak bu programların, içerik ve hedef kitle açısından bu çalışmada tanımlanan "kadın programlan" kategorisinde yer aldığı düşünülmektedir.
10
http: / /www.kanal7.com/ content.php?id=115. Erişim tarihi: 19. 07. 2007. 11
Bu formatın bir başka örneği olan Serap Ezgu nün Biz Bize programının tanıtımı da Sizin Sesiniz'le neredeyse aynıdır; "bugüne kadar birçok kaybı ya-kınlarına kavuşturan, birçok aileyi barıştıran, kaçan kızların eve dönmesini sağlayan, yıllardır birbirlerini bulamayanları kavuşturan Serap Ezgü ile Biz
Bi-ze, Show TV ekranlarında.. ,".12 Programların tanıtımları, hem kendilerine
biç-tikleri rolü, hem de izleyicilerine seslenme biçimlerini gösterir. Televizyon programları, devletin kapatamadığı boşlukları doldurmaya çalışmakta, bir anlamda sosyal devleti ikame etmeye çalışmaktadır. Ancak bunu yapmaya çalışırken devlet anlayışı ve kurumlarına karşı eleştirel bir tavır geliştirme-mekte ve bu boşluğun medya gibi kurumlar aracılığıyla kapatılma çabasını da meşrulaştırmaktadır.
a- Türlerarası Geçişkenlik ve Program Sunucusunun Rolü
Çalışmada yeni televizyon tür ve formatlannın bir parçası olarak ele alı-nan kadm programlan, "acılı" öykülerin, mağduriyetlerin, olayların "kur-banları" ve olayın taraflan tarafından -kimi zaman bizzat stüdyoya gelerek, kimi zaman da telefonla programa katılarak- anlatılması üzerine kurulmuş-tur. İlk bakışta herhangi bir senaryoya bağlı görünmediği, bir başka deyişle tümüyle kurmaca olmadığı için bu tür bir anlaüsal yapı, izleyicileri dramaran bildik çatışmalarından, olaylann gelişimine odaklayan, sürekli bir merak duygusundan alıkoyar. Ne var ki çatışma ve merak, programların süreklili-ğinden çok, her programın birbirinden ayn olan tek tek öykülerindedir. Bu nedenle senaryo, her yeni bölümde, her yeni öyküde baştan yazılır. Program-lar, sorunları ele alman konukların, yeniden başka bir bölümde konuk olma-lannı sağlayacak biçimde tasarlanmıştır. Yeniden konuk olma, programlara, önceki bölümlerde "çözümsüz" bırakılan sorunların peşinin bırakılmadığı anlamında devamlılık sağlar; izleyiciyi de merak öğesiyle programa bağlar. Önceki bölümleri anımsatmak için kullanılan "vtr'Ter,13 orada kurulan
öykü-ye de bir "gerçeklik", "doğruluk" atfeder.
Özellikle Kadının Sesi programında, sunulan "gerçek öyküler", "profes-yonel" bir yaym / yazım ekibi tarafından, içerik ve biçim olarak bir dramaya • • • • •
12
http://www.showtvnet.com/programlar/bizbize.shtml. Erişim tarihi: 18. 07. 2007. 13
Video-tape-recording sözcüğünün karşılığı olarak kullanılan vtr, yaygın biçimde, devam eden bir yayında, bu yayını desteklemek için kullanılan, araya giren dolgu görüntüler anlamında da kullanılmaktadır.
54 • iletişim: araştırmaları
dönüştürülmektedir. Program neredeyse tümüyle, izleyicilerin "acı" barındı-ran anlatılan üzerine inşa edildiği için, bu acılı anlaülann profesyonel bir mü-dahale ile olabildiğince dramatik bir biçimde canlandırılması doğal görün-mektedir. Anlaülara bir "düzen" vermeyi ve bu sayede izleyicileri etkilemeyi amaçlayan söz konusu editoryal müdahale ise, birbirinden bağımsız görünen bölümlere, bir benzerlik, bir elden çıkmışlık hissi verir. Editoryal müdahale-nin gücü, izleyicilerin anlatılanndaki "acılı" atmosferi genişleterek, onlarda-ki dramatik daha doğru bir kullanımla trajik boyutlan öne çıkan bir kurma-ca olduğu duygusunu örten "gerçeklik", "yaşamın içindenlik" duygusu sağ-lamasından gelir. Bu durum, Kadının Sesi sunucusunun "işte hayat böyle bir şey" cümlesinde somutlaştırılır. Başka bir deyişle, bu programlar, Kilborn'un yaptığı "reality programlar" kategorisinden şu ikisine girer: "1) Çeşitli form-larda dramatize edilmiş canlandırmalar aracılığıyla gerçek yaşamdaki olayla-nn taklit edilmesi, 2) Bu materyallerin, gerçeklik etkisini artıracak biçimde bir araya getirilmesi, albenili bir biçimde paketlenmiş bir televizyon programına dönüştürülmesi" (Kilborn'dan aktaran Adaklı-Aksop, 1999: 244).14
Ele alman her iki program da bu yönleriyle, 80'lerden sonra televizyon yayıncılığının karakteristiklerinden biri olan "türlerarası geçişken" bir nitelik gösterir. Hem canlı yayında stüdyoda konuklar "ağırlanır", hem vtr'lerden onlarla ilgili eski program görüntülerine yer verilir, hem de konuklann anla-tılarının dramatize edildiği kurmacalar gösterilir. Bütün bunlar arasındaki geçişler, oldukça hızlı biçimde sunucu tarafından yapılır. Bu programlarda sunucunun özel bir yeri ve önemi vardır. Denilebilir ki bir televizyon anlatı-sı olarak ele alındığında incelenen her iki programda da programın en önem-li öğesi sunuculardır. Programlann hepsi, programın isminden çok sunucula-nnın isimleriyle anılır. Sunucular, aslında programın sahibidir; kimin konuk olarak katılacağına sorunlannı nasıl aktaracağına karar verir. Programda dil-lendirilen sorunlara çözüm getirebilecek olan kişi, uzmanlar ve yetkililerden çok sunucudur. Kadının Sesi programına konuk olan bir kişinin yaşamını yi-tirmesi olayında sorumluluğun sunucu Yasemin Bozkurt'a yüklenmesi de su-nucunun baskın rolünün onaylanmasıdır. Kadın programlannda sunucular, örgütlenme, kolektif hak arama ve kurtuluş çabalannm yok olduğu postmo-• postmo-• postmo-• postmo-• postmo-•
14
Aynı kaynakta diğer kategori şöyle belirtilmiş: "Hafif video cihazlarının yardımıyla bireylerin ya da grupların içinde bulundukları olayların çekimi (on the wing)" (Adaklı-Aksop, 1999: 244).
dern çağda, televizyon aracılığıyla "süper" kahramanlar yaratılmasının yeni örneğini oluştururlar.
Kadın programlarının bu yapısı, Feuer'un (111) çoğu televizyon anlatısı-nın, olay örgüsünden çok, karaktere odaklandığı saptamasını destekler. An-cak anlatıyı sürükleyen şey, karakterin bölümler boyunca yapıp ettikleri, ge-lişimi değil, bu karakterin, programda dillendirilen öykülere nasıl müdahale ettiğidir. Sunucu, "türlerarası geçişkenlik" özelliğine sahip olan programın bütünlüğünü sağlama görevini üstlenmiştir. Bölümler arasındaki geçişleri ustalıkla yapmak, konuklar arasındaki gerilimi yatıştırmak ve konuşmaların seyrini belirlemek gibi bir işi vardır. Programda sunulan, "gerçek" öyküler sık sık verilen reklam aralanyla da bölünür ve bu aralar, sunucunun (İnci Er-tuğrul) "Bakalım Nazire nerede bulunacak? Kısa bir aradan sonra bu soru-nun yanıtım bulacağız" gibi ifadeleri aracılığıyla merak ve heyecanı canlı tut-manın araçlarına dönüştürülür.
Kadının Sesi ve onu ikame eden Sizin Sesiniz, tümüyle reality olmasa da, onun temel türsel özelliklerini kullanır. Bunlar sansasyonellik, gizemleştirme ve geciktirim, kurbanlaştırma, kişiselleştirme ve duygusallaştırmadır (Adak-lı-Aksop, 1999: 244-246). Gürbilek'in (54) belirttiği gibi, "daha önce mahrem sayılan, bu yüzden de kamuoyunda açığa çıkartıldığında sansasyon yaratan ya da skandal konusu olmaktan kurtulamayan özel hayat, Türkiye'de ilk de-fa 1980'lerde kamuoyunda açıkça konuşulabilir bir alana, bir itiraf ya da iç dökme nesnesine dönüşmüştür". "Özel olan", "kamusal olan"da patlak ver-miştir adeta. Bu taşkınlık, yalnızca şatafatlı yaşamların, sonradan görme zen-ginliğin teşhiri biçiminde değil, aynı zamanda sansasyonel içerikli olayların teşhiri biçiminde de yaşanmıştır. Aile içi cinsel taciz, yaşlı ana-babayı sokağa terk etme gibi "özel" sorunlar, artık kamusal niteliği değişmiş bir kamuya mal edilebilir konulara dönüşmüştür.
Kadının Sesi, "gerçekte yaşanmış olayları, senaryolaştırılmış diyalogları canlandıran aktörler kullanarak yeniden-kurma amacında (reconstructed) olan" (Bignell, 2004:184) bir formatı barındırır. Bir gerçeklik televizyonu ola-rak tanımlandığında Kadının Sesi, "marjinal grupların ve bireylerin kurban-laştırılmasınm, yaygın olarak basmakalıplaştırma ve toplumsal etiketleme üzerinden işlediği popülist metinler" (Binark ve Kılıçbay, 2004a: 141) forma-tındadır. "İzleyiciler, televizyon belgesel biçimlerinin dolayımı aracılığıyla,
56 • iletişim : araştırmaları
diğerlerinin (ötekilerin) yaşamlarını deneyimlemeye davet edilir" (Bignell, 2004: 185).
Kadının Sesi ve Sizin Sesiniz, yukanda anlatılan biçimiyle yeni televizyon türlerinin tipik örneklerini oluştururlar. Ancak programlar, formatlan itiba-riyle yeni bir tür olsa da, programm ve sunucunun kurduğu anlatı açısından, oldukça geleneksel bir içeriğe sahiptir. Programlarm türsel özelliklerine iliş-kin bu saptamalardan sonra, söylem analizi yoluyla programlarda bu türsel özelliklerin katkısıyla nasıl bir söylemin kurulduğuna bakılacaktır.
Sizin Sesiniz programında ise canlandırmalara yer verilmez, acılı öykü-ler doğrudan mağdur ya da tarafların ağzmdan aktarılır. Kadının Sesi progra-mının yayından kaldınlmasmdan sonra, bu formattaki diğer programlarda da canlandırmaların en aza indirilmesi eğilimi gözlenmektedir. Böylece prog-ram kurmaca boyutundan biraz daha uzaklaştığı, gerçek öykülerin doğrudan tarafların ağzmdan anlatılan bir belgesel niteliğine dönüştürülmeye çalışıldı-ğı söylenebilir. Görsellik, söz konusu kişilerin ekrana yansıyan fotoğraftan ve alt yazılarla sağlanır. Bir programa sığdırılmaya çalışılan öyküler de Kadının
Sesi'ne göre daha azdır. Her programda, üç ya da dört öyküye yer verilir ve konuklar, kimi zaman birkaç gün üst üste programda yer alırlar. Hatta kayıp yakınlarını arayanlar, kayıplar bulununcaya dek stüdyodaki izleyiciler ara-sında yer almaya devam eder. Bu olayla ilgili bir gelişme yaşandığında, izle-yiciler arasmda bulunan kişi tekrar ekrana gelir, olayla ilgili hatırlatmalar, açıklamalar yapar. Kimi zaman da geçmiş programlann vtr'leri hatırlatma iş-levini üstlenir. Ancak bu stüdyoda bulunma, olaylan taraf ya da mağdurların ağzından dinleme, programda aktanlan olayların yeniden kurulduğu gerçe-ğini ortadan kaldırmaz. Bu kez, sunucu ve stüdyoda bulunan izleyicilerin yo-rumları, hatta kimi zaman sorgulamaya varan tavırları ile yaşanan olaylar ye-niden yazılır. Program sonunda ortaya çıkan tablo, en başta sunulandan ol-dukça farklılaşır.
b- Anlatılar ve Söylem
Medya metinlerinin oluşturulması, gerçekliğin temsilcisi olduğu iddia edilen haber metinleri de dahil olmak üzere, bir anlam üretimi, anlam inşası sürecidir. Anlam metnin oluşmasmı sağlayan tüm aşamalarda ve bağlamsal biçimde ortaya çıkar. Medya yalnızca sözcükleri kullanarak değil, görüntüler, sayfa yapısı, kullanılan puntolann büyüklüğü-küçüklüğü, -televizyon
için-sunucunun vurgulan, araya giren vtr'ler bir bütün olarak mesaj iletir. Bu un-surlar, bizi, kodlanan mesajlan nasıl okumamız, anlamlandırmamız gerekti-ği konusunda da yönlendirir. Bu nedenle kadın programlan üzerinden çö-zümlemeye çalıştığımız yeni televizyon türleri, bu programlarda karşımıza çıkan söylemi de biçimlendirmektedir. Bu programlar kadına ilişkin bir tem-sil, bir anlatı oluşturur. Bu anlatı, kadını güçsüz, çaresiz, erkeğe ve/veya baş-ka bir otoriteye bağımlı; acı çekmek ve fedabaş-karlıkla yücelen/varolabilen bir özne olarak konumlandıran erkek egemen söylemin içinde üretilir. Toplum-da var olan egemen ideolojiler, dil içinde temsil edilir ve aynı zamanToplum-da dili biçimlendirir. Van Dijk (2), ideolojinin "söylemsel boyutu"ndan söz eder ve bu boyutun, ideolojinin "günlük metinlerimizi ve konuşmalanmızı nasıl et-kilediği...ve söylemin, toplumdaki ideolojinin yeniden üretimini nasıl içerdi-ğini" anlamamıza yardıma olduğunu söyler.15 İdeolojinin görünür kılınması
açısından bu söylemsel boyut oldukça önemlidir.
Ryan ve Kellner, televizyon türleri, formatlannm, diğer filmsel kurma-calarda olduğu gibi, "herhangi bir durumu yansıtmaktan çok, o durumun ta-sarlanan belli biçimlerini oluşturmak üzere seçilmiş ve birleştirilmiş temsili öğeler yoluyla bir takım tezler" ileri sürdüklerini, "bunu yaparken de seyir-ciye belli bir konumu ya da bakış açısını benimsetmeye" çalışüklannı söyler (18). Yani, televizyon formatlan, yalnızca biçimsel bir özellik değil, oluşan an-lamı da etkileyecek şekilde içeriğe de ilişkin bir durumdur. Bu nedenle yazın-sal metinleri, filmleri, kurmaca ve haber formu gibi televizyon türlerini içe-ren "kültürel temsiller, yalnızca psikolojik duruşlan şekillendirmekle kalmaz, toplumsal gerçekliğin nasıl inşa edileceğine ilişkin olarak da, yani, toplumsal yaşamm ve toplumsal kurumların şekillendirilmesinde hangi figür ve sınır-ların baskın çıkacağı konusunda da çok önemli bir rol oynar" (37). Bu sapta-malar, kadın programlarında ortaya çıkan yeni formatlann nasıl bir söylem ve anlatı ürettiğini de sorgulamayı zorunlu hale getirmektedir.
Kadının Sesi ve onu takip eden programlar, öncelikle kadınlann sorunla-rını kamusal alana taşıyarak dillendirmeye başlamalan açısından dikkate de-• de-• de-• de-• de-•
15
Van Dijk'e göre, "ideolojiler tarafından biçimlenen en önemli sosyal pratiklerden biri de dil kullanımı ve söylemdir... İdeolojik düşüncelerimizin büyük bölümünü, anne-babalarımız ve eşlerimiz başta olmak üzere, diğer grup üyelerini dinleyerek ve okuyarak öğreniriz. Daha sonra ise ideolojiyi, televizyon izleme, okulda ders kitapları okuma, reklamlar, romanlar ya da çevremizdekilerle yaptığımız günlük konuşmalar gibi konuşma ve metnin çeşitli formlan aracılığıyla öğreniriz' " (5).
58 • iletişim: araştırmaları
gerdir. Ancak program, kadınları konuşturmak, sorunlarını kendi dillerinden dinlemek ya da aktarmak gibi bir iddia taşımakla birlikte, gerçekte, konuk olan kadınların öykülerini editoryal bir müdahaleyle yeniden anlatılaştır-maktadır.16 Başka bir ifadeyle Kadının Sesz'nde duyulan şey, sorunların
mağ-durlarının kendi seslerinden çok, "yapımcının" sesidir. Programa katılan ka-dınların anlatılan, Chatman'ın belirttiği gibi (19; Stam vd., 1993: 93-94) anla-tının içeriği, öykü evreni (diegesis) olan öyküyü (story), bu içeriğin, kadın ka-ülımcmm varlığına ve anlaüşına karşın aynı zamanda kendisini bir anlaücı olarak konumlandıran sunucunun öyküyü yeniden anlatmasıyla söyleme
(ıdiscourse) dönüştürülür. Burada kadınların öykülerini, söyleme dönüştüren şey, sunucunun müdahalesidir.
Kadının Sesî'nde ele alman konular, temalar, aile içi şiddet, cinsel taciz, parçalanmış aileler gibi mahrem konular olmalan nedeniyle sansasyoneldir. Her iki program da yaygın bir sansasyonelleşme türü olan "gerçek yaşam öy-küleri" ne (Mutlu, 1999b: 152) dayanır. Kadının Sesi'nde bir programa olabildi-ğince çok öykü yerleştirilmeye çalışılmış ve bir öykü sonlandınlmadan diğe-rine geçerek merak unsurunu da canlı tutmak amaçlanmıştır. Sizin Sesiniz'de ise bir program içerisinde daha az sayıda öyküye yer verilir. Ancak bu yaşam öyküleri daha detaylı ve uzun bir zamana yayılarak ele alınır. Taraflar ve/ve-ya mağdurların uzun açıklamalar ve/ve-yapmalanna izin verilir. Söz konusu olay-lar, sunucu ve stüdyoda yer alan izleyicilerin sorgulamalanyla açılır, "ger-çeklere ulaşılmaya çalışılır. Kadının Sesi'nde sansasyonellik, programm iler-leyen dakikalannda yer alacak olan "hapishaneden mektup var" gibi alt bö-lümlerin "az sonra" yayımlanacağının duyurulması, acılı bir öyküsü olan ko-nuğun "içler acısı" durumunu özetleyen alt yazılarla görselleştirilir. Bourdi-eu'ye göre televizyon, iki anlamıyla da dramatikleştirmeye (canlandırma) başvurur; "bir olayı sahneye koyar, görüntülendirir ve bu olayın önemini, va-hametini, dramatik ve trajik niteliğini abartır" (24). Kadının Sesi, bu iki anla-mıyla da dramatikleştirmeye başvurur.
16
Çalışma kapsamında "öykü" ve "anlatı" sözcükleri, birbirinden ayrı, fakat birbirleriyle ilişkili olarak kullanılmıştır. "Öykü" (story) ile kişilerin, sunucunun müdahalesi olmaksızın anlattıklarını, "anlatı" (narrative) ile ise sunucunun ve program formatının yeniden öyküleştirmesiyle ortaya çıkan metni kastediyoruz.
Sizin Sesiniz ise, canlandırmalara daha az yer vermekte ve olaylar, daha çok programa konuk olan "mağdur" ya da taraflar aracılığıyla anlatılmakta-dır. Bu anlatımlar sırasında adı geçen bazı kişiler de programa telefonla bağ-lanmaya davet edilir. Konuşmaya davet, hem programa eşitlikçi, adil bir gö-rünüm kazandırılmasını sağlamakta, hem de merak unsurunu arttırmakta-dır. Ancak, programda yapılan konuşma davetine uymayanlar zan alünda bı-rakılmakta ve kimi zaman gerçekleri kamuoyundan sakladıkları ima edil-mektedir. Komşusunun kızıyla birlikte evinden kaçan 17 yaşındaki Nazi-re'nin öyküsünde olduğu gibi, komşu aile programa bağlanmaya davet edi-lir. Ancak, komşu kızın yakmlanndan herhangi bir yanıt alınamaması üzeri-ne Ertuğrul, "Demek ki diğer kızın ailesi onların üzeri-nerede olduklarını biliyor. Yoksa programa bağlanır yardım isterlerdi. Bu kadar rahat olduklarına göre onların her şeyden haberi var" der. Aynı şekilde Nazire'nin 16 yaşındaki kız kardeşinin de stüdyoda konuşmak istememesi üzerine "Bir kız kardeş, abla-sının bulunması için nasıl çaba göstermez? Ben bunu anlayamıyorum. Üni-versite sınavlarına hazırlanan, aklı başında bir genç kız nasıl telefonla konu-şamayacağını söyler!" diyerek kız kardeşi stüdyoya bağlanmaya mecbur eder.
Programlarda gizemlileştirme ve geciktirim, sunucunun, programda so-rununu anlatan konuğun anlatısını keserek araya girmesiyle gerçekleştirilir. Sunucuya ek olarak stüdyodaki izleyiciler de konuklara sorular sorar, ekrana taşınan sorun, çift taraflı sorularla detaylandınlır. Sunucular, konuğun anla-tısına dramatik yapıya uygun düğümler atarak, izleyiciyi meraklandırır. Ay-nı zamanda sunucunun bu araya girişi, anlatıcıyı "kurbanlaştırarak" etiket-ler. Sunucu, kadının anlatısından seçerek bazı tekrarlar yapar; "Gerçekten ne-ler oldu?", "Bu nasıl bir şeydir?", "İnanılır gibi değil!", "Sen nasıl katlandın bunlara?" gibi cümlelerle hem durumun vahametini abartır, hem de kadmı bir kurbana dönüştürür. Kadımn ağlamaklı yüzünün yakın çekimi de, kur-banlaştırma sürecini görsel kodlarla destekler. Duygusallaştırma ise bu süreç-le iç içe işsüreç-ler. Acılı anlatı, yavaşlatılmış canlandırmalarla, ağlamalarla görsel-leştirilir.
Sizin Sesiniz'in Kadının Sesf'nden bir başka farkı ise, aile içi şiddet, aldat-ma, boşanaldat-ma, cinsiyet değiştirme gibi Türk toplumunda dile getirilmesi zor olan konulan ele alırken daha "temkinli" davranması, hatta bu konuları
dı-60 • iletişim: araştırmaları
şanda bırakmayı tercih etmesidir. Yukarıda da belirtildiği gibi Kadının Se-s/'nin yayından kaldırılma sürecinde yaşanan tartışmalarda program sunucu-su, bu tarz "riskli" konulan ele aldığı için eleştirilmiştir. Sizin Sesiniz, özellik-le evden kaçan kızlar ve kayıplar, başka bir ifadeyözellik-le parçalanmış aiözellik-leözellik-ler üze-rinde durur. Programın web sitesinde "kanunlara bağlı, örf ve adetlere saygı-lı bir çizgide yayın" yapıldığı belirtilir.17 Program, kayıplar ve ekonomik
so-runlar nedeniyle tedavi edilemeyen hastalara yönelirken, mahrem olanın ka-musala taşınmasına "sınırlama" getirerek daha sorumlu bir yayıncılık yapma iddiasındadır. Ancak, aile içi şiddet ve cinsel istismar gibi konular bu "sınır-lama" ile gündem dışı bırakılmakta ve böylece bu konuların "konuşulamaya-cağı" düşüncesi yeniden üretilmektedir.
Programlarda dikkat çeken önemli bir eğilim de kişiselleştirmedir. Programlarda anlatılan olaylar ve bunlann anlatılma biçimi, yaşananları kişi-sel nedenlere, sorumluluklara ve nihayetinde kadere bağlar. Üstelik kadının başına gelen acılı olaylar, onun ilahi bir güç tarafından smanması biçiminde yorumlandığında ortaya çıkan sonuç, tümüyle kadının acı çekme ve bu acıla-ra katlanma, sabretme, dayanma gibi kodlarla tanımlanmasıdır. Kişiselleştir-me, sorunun yalnızca "özel alan" içinde yaşanmasına, "kamusal alan"la iliş-kilendirilmemesine yol açar. Bu durum, sosyal devlet anlayışının yıkıldığı bir süreci sorgulatmaksızın, izleyicileri kaderciliğe sürükler.
c- "Kadının Sesf ve "Sizin Sesinizde Kadının Temsili
Kadının Sesi ve Sizin Sesiniz'de biçimsel olarak bazı farklılıklar görülmek-le birlikte söygörülmek-lemsel yapı büyük ölçüde aynıdır. Her iki programda da sıra-dan halkın acılan ve gözyaşlan ön plana çıkartılmakta, feryatlar ve ağıtlar, çözüm arama çabalannı öncelemektedir. Kadının Sesinin 6 Mayıs 2005 tarihli programı, anneler gününe ithafen, bir şiir klibiyle başlar. Yaym ekibinden Uğur Bayram'ın birkaç yıl önce kaybetmiş olduğu annesine yazdığı şiirin sözleri oldukça "dokunaklıdır". Şiirin bir yerinde şöyle denilmektedir: "Se-nin en mahrem güzelliğin, en beyaz gelinliğin, şimdi kefe"Se-nin". Yitirilen anne-ye duyulan özlemi vurgulayan bu sözler üzerine, "Kaybetmeden kıymetleri-ni bilemeyiz" yazısı ekranda belirir. Bu söylem, "annelik"e övgüler düzerken
17
bile, onu, "anne"nin yokluğu, eksikliğinde ortaya çıkan bir "değer" olarak kurar. Yasemin Bozkurt, duygulanan "şair"e, "Ağlayabilirsin Uğur" diyerek, bir anlamda ağlamaya davet eder. Bu davet, izleyiciyedir. Ağlamaya davet, temel kodlardan biri olarak programm başında yerini alır.
Her iki programda da kameralar stüdyodaki konukların ve izleyicilerin gözyaşlarına odaklanır. Konukların konuşmalarını sıklıkla kesen, onları öz-gür bir anlatımdan çok, kendi aradıkları yanıtlan vermeye zorlayan program sunuculan, yüksek sesli ağlamalan, ağıtlan, yakanşlan kesmeden, sabırla dinlemekte, kamera ise hem yakanşlann sahiplerinin, hem de bundan etkile-nen, duygulanan izleyicilerin gözyaşlarına odaklanmaktadır. Özellikle kadın olmak, annelik, -kendinden vazgeçercesine- fedakarlık, acı ve yoksunluk üze-rine kurulur. Bozkurt ve Ertuğrul'un, "Ana yüreği yufkadır, dayanmaz", "Ev-latların için her şeyden vaz mı geçtin?", "Bu yüreği yaralı anayı yavrusuna kavuşturalım" şeklindeki ifadeleri, kadını yalnızca anne/eş olarak konum-landıran ve ona kendini var edebileceği başka bir alan bırakmayan erkek ege-men bakışı da açık eder.
Sizin Sesinizin 3 Temmuz 2007 tarihli programında ise üç ayn öyküye yer verilmiştir. "Kocasından kaçan" 23 yaşındaki Özlem, "evinden kaçan" 15 yaşındaki Pınar ve "evliliği 15 gün süren" 55 yaşındaki Kadir Bey, programın üç ana öyküsünü oluşturur. Özlem'in kocası Ulaş, Pınarın ise annesi ve baba-annesi programm konuklandır. Özlem'in evden kaçış öyküsü ve bu olaya "ışık tutmak" adına, aile ilişkileri ve Özlem'in kişiliğine dair pek çok detay iz-leyicilerle paylaşılır. Sunucu ve izleyicilerin "sorgulaması" sonucu kocanın, eşini dövdüğü ve Özlem'in zeka düzeyinde bir gerilik olduğu ortaya çıkar. Stüdyodaki izleyiciler ve sunucu, önce kocayı, kansını dövdüğü için, sonra da babayı, böyle bir kızı evlendirdiği için suçlarlar.
Kadının Sesindeki ilk öykü, kızı ve damadı tarafından evden atılan 65 yaşındaki Yaşar Kars'ın öyküsüdür. Kars, evden atıldığında aklına gelen ilk şeyin, Kadının Sesi programına katılmak olduğunu söyler. Araya giren vtr'de, onun stüdyoya ilk gelişi izlenir. Sunucu, "İçim yanıyo!" diye feryat eden ka-dının elinde tuttuğu, içinde çeşitli resmi evraklann olduğu poşeti işaret ede-rek, "Bir ömrün bu poşete sığdığını" söyler ve ardından "İşte hayat bu!" der. Seçtiği sözcüklerle hem durumu trajikleştirir, hem de doğallaştınr.
• iletişim: araştırmaları
Her iki programda da sunucu, kimi zaman temsil edilen olaylara dahil kişilerle, kimi zaman da izleyici kitlesi ile birlikte konumlandırılmaktadır. "Bu konumlandırma anlatıcıya, çok çeşitli yorumlama stratejilerine başvur-ma olanağı sağlabaşvur-makta, anlatıcı sadece bir sunucu olbaşvur-maktan öteye geçerek bir arabulucu / dolayımlayıcı rolüne kavuşmaktadır" (Binark ve Kılıçbay, 2004b: 74). Bu aracılık, "kadının sesi"ni duyurmayı amaçladığını iddia eden bu tür programlarda, sunucunun sesini, "kadının sesi"ne başat kılar.
Yasemin Bozkurt'un, 65 yaşındaki kadın katılımcıya ısrarla, kızlarıyla barışmasını önermesi, her iki programda da gözlenen statükocu tavrın gös-tergesidir. Yaşlı kadın, kızları tarafından sokağa terk edilmiş olmasına ve bu-nu tekrar yaşayabilmesi olasılığına rağmen, kendisine subu-nulan çözüm aynı eve geri dönmesidir. Ancak sunucunun ısrarları sonuçsuz kalır; "öfkeli" ve "kırgın" kadın, kızlarıyla "barışmayı" asla düşünmez. Program aracılığıyla kadm sığınma evine yerleştirilen kadın, "kadınlık onurunun geri verildiğini" söyleyerek sunucuya defalarca teşekkür eder. Yaşar Kars'tan bu kez kadm sı-ğınma evindeki izlenimlerini, orada nasıl yaşadığını anlatması istenir. Bu an-latılanlar, izleyicileri "şükretmeye" davet eder: Yaşar Kars'ın "orada benden daha kötüleri var" cümlesi ise, daha iyi bir çözüm arayışını gereksizleştirir. Üstelik onun sokağa atıldıktan sonra yaşadıklarını kendisinin "tanrı tarafın-dan kollanmasına" atfetmesi de, anlatıyı farklı bir niteliğe büründürür. Kadı-nın Sır Kapısı programında18 olduğu gibi, kendisine kurtuluş için "bir kapı
açıldığını" söylemesi, Kadının Sesinde sıkça tekrarlanan "kaderci" söylemin örneklerinden biridir. Programın tümünde öne çıkan bu söylem, sorunlara getirilen anlık ve hatta geçici çözümleri birer "kurtuluş" olarak sunabilmenin öncüllerinden birini oluşturur. Bu söylem içinde daha kalıcı ve köklü çözüm arayışlarının ve yapısal bir sorgulamanın önü de başmdan tıkanır. Söz konu-su tıkanma, Kadının Sesı'nin", bir televizyon formatı olarak ideolojik işlevine bağlanır. Bu ideolojik işlev, formata "çökelmiştir". Çökelme ise, "dibe yerle-şen, deyim yerindeyse kendini gömülü bir ideoloji olarak depolayan söylem-dir. Bu, öncelikle sorunları, yalnızca belli biçimlerde yanıtlamaya izin veren • • • • •
18
Sır Kapısı, Samanyolu TV de yayınlanan ve yine gerçek yaşam öykülerini, editoryal bir müdahale ile kurmacalaştınp "bilinmez" ve doğa-üstü kılan mistik bir programdır. Programda anlatılan öyküler, gerçeküstüdür ve nihayetinde tecelli eden ilahi adalet anlayışı ile, bu dünyadaki adalet arayışını engelleyerek kaderciliği pekiştirir. Mistik tv programları açısından temel bir örnek olan program, formatıyla diğer tv kanallarını da etkilemiştir.
bir süreçtir" (Sholle, 1994:291). David Sholle, "çökelmiş ideolojilerin" televiz-yon formatlan yoluyla işlev gördüğünü belirtir:
Format, çeşitli olay örüntülerinin, öykülerin ve haberlerin yerleştirilebilmesine olanak sağlayan sabit bir yapı olarak iş görür. Ancak formatın düzenleme man-tığı, belli söylem tarzlarını dışlayan bir gelenekten alır köklerini. Örneğin The Jefferson gibi bir program, Ali in the Family geleneğinden, toplumsal içerikli bir komedi olduğu havasını verir. Ne var ki, yapısına göz atıldığında, yalnızca ola-sı anlatıları değil, aynı zamanda olaola-sı çözümleri de ola-sınırlandıran sabit bir yapı-sı olduğu görülebilir. Sorunların çözümünün teknik, kişisel ve ekonomik (ürün) olanlarla sınırlandırılması türün (genre) tipik bir özelliğidir (292).
İnci Ertuğrul'un sunduğu Sizin Sesiniz'de programa katılmanın amacı, yalnızca sorunları paylaşmak değil, medyanm geniş kitlelere ulaşabilme gü-cünden yararlanarak kayıpları ve/ veya maddi yardımda bulunacak hayırse-verleri bulmaktır. Program, aile içi şiddet, cinsel taciz gibi konulan dışanda bıraktığı için, Kadının Sesı'nde olduğu gibi yalnızca bir "iç dökme" alam gö-rünümünde değildir. Ancak -ileride örnekler üzeriden detaylandınlacağı gi-bi- burada da kalıcı, köklü çözüm arayışlan, yapısal bir sorgulama söz konu-su değildir. Sunucunun, olaylan yeniden anlatımı sorunlan kişiselleştirir, farklı çözüm arayışlanmn önünü keser. Programdaki bu kapanma, konukla-rın da beklentilerini kişisel ve anlık çözümlerle sınırlamıştır. Konuklar, eşleri tarafından kendilerine gösterilmeyen çocuklannın "sesini bir kez olsun du-yabilmek", "onun iyi/hayatta olduğunu öğrenmek" ya da yalnızca ameliyat olabilecek para bulmak için programa gelirler.
Kadının Sesi de, sorunlann tanımlanması gibi, "olası çözümleri" de sınır-layarak böylesi bir işlevi yerine getirir. Sonuçta "çözüm" olarak önerilen se-çeneğin -kimi örnekte seçenek bile sunulmaz- "çözüm" olmadığı, var olan durumun yeniden üretildiği görülür. Programa telefonla katılarak sorunlan "paylaşma" da çözümsüzlüğün bir başka biçimi olarak karşımıza çıkar. Su-nucu gibi, programa telefonla katilan izleyicilerin de "gerçek bir çözüm" ara-dığı söylenemez. Örneğin ismini gizli tutan bir kadın izleyici, telefonda, imam nikâhlı yaşadığı kocasının, kaynanasının da desteğiyle, genç bir kadın-la evlenip kendisini terk ettiğim ankadın-latır. Kadm, imam nikâhlı kocasımn ken-disine kuma olarak getirdiği kadının on dört yaşında bir genç olmasına rağ-men, ne kendi adma ne de bu genç kadın adına bir hak arayışı içine girmiş-tir. Yine programa kaülma nedeni de mağduriyetim giderecek bir çözüm
ara-• iletişim: araştırmaları
yışı değil, yalnızca yaşadıklarını "paylaşmak"tır. Sunucunun önerisi ise du-rumu adli mercilere bildirerek hukuki bir mücadele başlatması olur. Ancak bu öneriye karşın, hem kadının "yüzünün aynaya bakılamayacak" durumda olduğunu söyleyerek "güzelleşmek" için yardım talep etmesi, hem de bu is-teğe yanıt olarak sunucunun söylediği "sen önce kocanı bul, ona sahip çık, sonra seni hallederiz" sözleri, sorunun kaynağı olarak yine kadına işaret eder. Bu söylemin açılımı, kadımn kocasım "elinde tutmayı" bilmesi gerekti-ğidir.
Medyada görünür olabilmeyi ve sorunlarını dillendirebilmeyi tek başı-na kamuoyunun özgür, demokratik ve katılımcı biçimde oluşmasma imkan tanıyan gelişim olarak değerlendiren yazarlar da vardır. Livingston, Lunt ve Munson gibi yazarlar, medyanm "farklı kimliklerin ve toplumsal temsillerin kaynağı" olduğunu, "izleyicilerin belli bir sorunu tartışmalarına dayanan programlar(ın), insanların tartıştığı, demokratik bir forum" olarak işlev gör-düğünü savunurlar (aktaran Keskin, 2001: 98). Ancak başlı başına medyada var olmak demokratik ve eşitlikçi bir temsil için yeterli değildir. Eleştirel perspektifin vurguladığı gibi medya, aykırı sesleri ya tamamen temsil dışı bı-rakır ya da çarpıtılmış bir biçimde temsil eder. Medyada kimliklerin temsili-ni talk shovvlar üzerinden inceleyen Keskin, çarpıtma işlevitemsili-nin, "medyanm temsil pratikleri içinde işleyen talk shovvlarda, sağduyunun ve ortak kanının sesi olarak görev yapan ev sahibi ve uzman görüşleri aracılığıyla" gerçekleş-tirildiğini söyler (99). Kadın programlarında ise yukarıda da tartışıldığı gibi sunucunun müdahalesi ve öykülerin anlatılaştınlması süreci "gerçek" bir temsili tartışmalı hale getirir.
İncelenen kadın programlan, kadınlann kendi kimliklerini, herhangi bir müdahale olmaksızın kurabildikleri bir alan olmadığı gibi, onlann sorunlan-nı siyasal bir alanla ilişkilendirmez. Başka bir ifadeyle programlarda sorunla-ra net bir çözüm önerilmekten çok, bu sorunlann dillendirilmesinin önemli olduğu vurgulanır. Köker bu programlarda, "kadınlann içinde yaşadıklan ik-tidar örgütlenmesi hakkında aktanlan enformasyonun" sınırlılığına dikkat çeker. "İzleyici olarak kadm yurttaş", hukuk sistemi ve siyasal düzenin işle-yişi hakkında temel bilgilerden yoksun bırakılmaktadır (145). Programlar bu anlamda bir bilgilendirmeyi tam olarak yerine getirmedikleri, yaşanan mağ-duriyeti kişisel bir sorundan çok, toplumsal bir sorun olarak ele almadıklan
için bu programlar aracılığıyla kadınların sorunlarına çözüm bulma iddiası-nın gerçekçi olmadığı düşünülmektedir.
Öyle ki Kadının Sesinde, aile içi cinsel taciz yaşadığını anlatan kadın ka-tılımcıya sunucunun tepkisi, "Bu kadar cesur olduğun için tebrik ediyorum. Evli ve çocuklu olduğun halde, bir yıl önce yaşanan bu olayı bizimle paylaş-tın. Omuzlarındaki bu yükü attın" demekle sınırlı kalır. Öncelikle sunucun seçtiği "cesur" sözcüğü, bu tür "mahrem" olayların, ancak "özel" alanda ka-lacağı, "kamusal" bir alana taşınamayacağı kabulünü de tekrarlamış olur. Oysaki bu olayda kadın, cinsel tacize maruz kalmış olduğu için "mağdur" konumundadır ve yaşadığı mağduriyeti anlatması "cesaret"ten çok bir hak olarak tanımlanmalıdır. Yaşanan olayın dillendirilmesini "cesaret" olarak ta-nımlamak, ilk bakışta kadını konuşmaya, sorununu anlatmaya teşvik eden bir söylem gibi görünse de, gerçekte konuşmanın her zaman bir "tehlikeyi" de barındırdığını vurgular. Kadının "evli ve çocuklu" olmasma yapılan vur-gu, kadını ilgilendiren sorunların aile içinde çözülmesi gerektiği düşüncesini pekiştirir. Sunucunun söylemi, çözümü, sorunun yalnızca dile getirilmiş ol-masıyla sınırlayarak, hem sorunu hem de çözümü farklı biçimlerde tanımlar. Sorun, kadının onu dile getirmesi, ifade etmesi olarak kodlanınca, çözüm de, anlatma edimiyle sonuçlandırılmış olur. Sunucunun, "eşinle mutlu olmaya bak" önerisi de, sorunun ve çözümün nasıl tanımlandığını açık eder. Aynca sunucunun, olayı açıklamak adına kadın katılımcıya sorduğu sorular, taciz ve tecavüz vakalarında kadmm cesaretlendirici rolünü sorgulayan egemen bakı-şı yansıtır niteliktedir. Kadın, söz konusu akrabasının evine yatılı olarak git-miş ve o gece, -yakınlık derecesi açıkça belirtilmeyen- akrabası tarafından ta-cize uğramıştır. Sunucu, kadma, "o sırada yengesinin evde olup olmadığı", "uyumak için odaya girdiğinde kapıyı kilitleyip kilitlemediği" gibi, olayda kadının "ihmali"ni sorgulayan sorular yöneltir. Kadının Sesinde, Sizin
Sesi-niz'den farklı olarak, programın diğer öykülerine kıyasla daha "sansasyonel" öyküler içeren "İtiraf Köşesi" ile "Hapishaneden Mektup Var" köşeleri de yer almaktadır.
Kadının Sesi, yaşam öyküsü izleyicilerle paylaşılan konuklan kimi za-man bir kapının, kimi zaza-man da bir perdenin ardına gizleyerek merak ve he-yecan duygusunu arttırmaktadır. Stüdyodaki kapı, sunucunun olaya dair an-latısının ardmdan açılır ve olayın "kahramanı" sahneye gelir. Bu kez öykü bir
• iletişim: araştırmaları
kez de onun ağzından -ama sunucunun yönlendirme ve müdahaleleriyle-dinlenir. İncelenen programda kapı, yılın annesi seçilen dört çocuk annesi Ayşe Başarır için açılır ve Ayşe Hanım'ın, çocuklarıyla verdiği yaşam müca-delesi, acılardan beslenen bir "başarı" öyküsü olarak çıkar karşımıza. Ayşe Hanım, 2003 yılında on bir yıllık eşini bir trafik kazasında kaybetmiş ve su-nucunun ifadesiyle "dört çocuğuyla ortada kalmış"tır. Öykü, susu-nucunun yaptığı girişin ardmdan, bir erkek anlaticınm ağzından, kadm katılımcıyı "kurbanlaştıran" bir söylemle vtr'den izleyiciye aktarılır. Söz konusu kazada, kadm da yaralanmış ve bir yıl tedavi görmüş, bu süre içinde yakınlarının yar-dımıyla geçimini sağlamaya çalışmıştır. Ailenin bir sosyal güvencesi yoktur, dolayısıyla eşinin ölümünden sonra kendilerine bir maaş bağlanamamıştır. "Başarı" öyküsü, annenin sağlığına kavuştuktan sonra temizlik işçisi olarak asgari ücretle iş bulması ve çocuklarına tek başına bakabilecek duruma gel-mesi biçiminde kurulur. Anne, bu işi bulduktan sonra, kazanın ardından bir valiliğin vermiş olduğu 180 milyon liralık yardım parasını iade etmiştir. Ay-şe Hanım'ı yılın annesi yapan Ay-şey de dört çocuğuna tek başına bakmaya ça-lışması ve aldığı ücret çok düşük olduğu halde, kendisinden daha zor du-rumda olanları düşünerek bu yardımı iade etmesidir. Sunucu, annenin aldığı ücretin ve yardım parasının bir ailenin geçimi için yeterli olamayacak kadar düşük bir ücret olduğunun altını çizer ve ısrarla tekrarlar.
Kapı bir kez daha açılır ve Ayşe Hamm'ın dört kızı stüdyoya girerler. An-nenin kızlarını görünce duygulanması üzerine sunucunun, "Ayşe Hanım ağ-layın, ama gururla ağlayın. Ben de tutamayacağım kendimi" sözleri, progra-mın tümünde görülen "ağlamaya davetin" bir tekrarıdır. "Gururla ağlamaya" vurgu yapan bu davet, acılara sessizce göğüs germenin onurlandınldığı, kadı-nın çektiği acılarla kimliklendirildiği bir söylemin yansımasıdır. Diğer öykü-ler kadm katılımcıları "mağdur" olarak konumlandırırken, Ayşe Hanım'm öy-küsünün sunucu aracılığıyla yeniden anlaülaşünlması, onu mağduriyeti üze-rinden "kahraman" olarak kurar. Sunucu, alınan yardım parasının iade edil-me nedeni üzerinde de durur ve bu nedeni anneye birkaç kez sorar. Annenin, aranan yamt olan "Benden daha kötü durumda olanlar var. Onlar varken ben bu parayı alamam" yanıtım vermesi, izleyiciler tarafından da alkışlanır. Alkış-lar, istenen yanıtın bu olduğunu da bize gösterir. Sunucunun kazayı anlatmak için seçtiği "Ayşe Hamm o gece eşini kaybetti. Eşiyle birlikte hayatı çöktü" ifa-desi de dikkate değerdir. Bu söylemin kendisi, kadının toplumsal varlığını
destekleyen sosyal güvenlik sistemlerinin yokluğunu gizleyerek, önemsizleş-tirerek, "kişisel trajedi" olarak etiketler. Anlatıyı trajik kılan şey, öykünün ken-disiyle birlikte, yüzeye çıkmayan yoksulluk söylemidir. Ancak, bu anlatı, yok-sulluğun kendisine yönelik yapısal bir sorgulamaya olanak vermez. Bignell, "gerçek (factual) programlarının, onlann tanıdığı yaşam olayları ya da 'tanı-madık' olarak imlediği görünümleri hakkında izleyicileri bilgilendirdiğini, eğittiğini ve toplumu anlattığını" ifade eder. Yazara göre "bu tür programlar, 'öteki'ni tanıdıklaştırır, tanıdık olanı, tanıdık olmayan biçimlerde anlatarak 'öteki' kılar" (193). Kadının Sesi de yoksulluk gibi tanıdık olan bir mefhumun üzerini örtmeye çalışır.
Sizin Sesiniz de farklı konular/öyküler üzerinden aynı söylemi üretmek-tedir. "Evden kaçan" karısını arayan Ulaş, ertesi gün de programa konuk olur. Ulaş'm karısının kaybolmasıyla ilgili olarak kayınpederi ve kayınvalide-sini suçlaması üzerine sunucu, bu kişileri programa telefonla katılmaya da-vet eder. Ulaş'm konuşması, kayınpederin hatta olduğu haberiyle kesilir. Su-nucu ve izleyiciler de beklenen konuğun gelişiyle heyecanlanırlar. Kayınpe-der ve Ulaş arasmda geçen uzun konuşmalardan sonra, tarafların aslında Ulaş'm karısı Özlem'in nerede olduğunu bildikleri ortaya çıkar. Özlem, An-talya'da bir evde zorla "çalıştırılmak"tadır. Baba, kızına zorla fuhuş yaptırıl-dığını ima eder ve durumu savcılığa bildirdikleri halde bir şey yapılmadığı-nı söyler. Sunucu, "Yaparlar, öyle söylemeyelim efendim. Emniyet güçlerimiz de üzerlerine düşeni yaparlar" diyerek, devlet kurumlarına yönelik her han-gi bir sorgulamanın önünü kapaür ve Kadının Sesi'nde olduğu han-gibi yetişkin bir kadının zorla alıkonulmasına ilişkin hukuki sisteme dair bir bilgilendir-meye gidilmez. Kurulan anlatı, Özlem'in zekâ düzeyi, tek başına Antalya'ya gidebilecek yeteneği sahip olup olmaması ve kocasıyla olan ilişkisine odakla-nır. Kocanın, zaman zaman karışma vurduğunu itiraf etmesiyle de hem stüd-yodaki izleyiciler, hem de sunucu, kocayı, olayın sorumlusu olarak işaret eder. Sunucunun, "Sen kayınpederinle, Özlem'in ailesiyle iyi bir diyalog ku-rabilseydin, karına daha anlayışlı davransaydın bunlar belki de hiç yaşan-mazdı" sözleriyle olay, bir kez daha kişiselleştirilir. Ayrıca, kadını, eşi ve aile-si tarafından korunmaya, bakıma muhtaç bir varlık olarak kurarken, bu ko-rumadan yoksun kalan kadınların fuhuşa sürüklenmesi de doğallaştırılır. Özlem'in Antalya'ya nasıl götürüldüğü, kimler tarafından, nerede tutulduğu gibi sorular ise hiç dillendirilmez.