• Sonuç bulunamadı

ORTAÖĞRETİM KURUMLARINDA ÖĞRENİM GÖREN ÖĞRENCİLERİN RESİM DERSİNE KARŞI İLGİ VE TUTUMLARINI BELİRLEYEN ETMENLER

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "ORTAÖĞRETİM KURUMLARINDA ÖĞRENİM GÖREN ÖĞRENCİLERİN RESİM DERSİNE KARŞI İLGİ VE TUTUMLARINI BELİRLEYEN ETMENLER"

Copied!
99
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

GÜZEL SANATLAR EĞİTİMİ ANABİLİM DALI

RESİM-İŞ ÖĞRETMENLİĞİ BİLİMDALI

ORTAÖĞRETİM KURUMLARINDA ÖĞRENİM GÖREN ÖĞRENCİLERİN

RESİM DERSİNE KARŞI İLGİ VE TUTUMLARINI BELİRLEYEN

ETMENLER

YÜKSEK LİSANS TEZİ

Hazırlayan KEVSER DAŞ

(2)

ORTAÖĞRETİM KURUMLARINDA ÖĞRENİM GÖREN ÖĞRENCİLERİN

RESİM DERSİNE KARŞI İLGİ VE TUTUMLARINI BELİRLEYEN

ETMENLER

YÜKSEK LİSANS TEZİ

Hazırlayan KEVSER DAŞ

Tez Danışmanı

Yrd. Doç. Dr. Güzin AYRANCIOĞLU

(3)

i Lisans Tezi olarak kabul edilmiştir.

Adı Soyadı İmza

Üye (Tez Danışmanı): Yrd.Doç.Dr. Güzin AYRANCIOĞLU ….………

Üye: Prof.Dr. Nihat BOYDAŞ ………..

(4)

ii

Sanat eğitiminin önde gelen amacı yapıcı, yaratıcı ve estetik duyarlılığa sahip bireyler yetiştirmektir. Hızla değişen yaşam koşullarına uyum sağlamakta güçlük çeken insan için, kentleşmenin ve makineleşmenin yarattığı tahribatları en aza indirgemek, bireyin kendini tanımasını ve ruhsal açıdan doyuma ulaşmasını sağlamak günümüz şartlarında sanat eğitiminin üstlenmiş olduğu bir başka misyondur. Sanat eğitimi okullarımızda bireyin hem zihinsel işlevlerinin gelişmesinde hem de kişilik kazanmasında eğitimin her kademesinde verilmektedir. Ancak buna rağmen okullarda halen sanat eğitimi ile ilgili bazı sorunlar yaşandığı ve bu sorunlara yönelik yapıcı adımlar atılmadığı görülmektedir. Özellikle Resim-iş Dersi’ne gereken önem verilmemekte ve diğer derslere nazaran arka planda tutulmaktadır. Bu sorun ortaöğretim düzeyinde daha fazla yaşanmakta ve öğrencilerin resim dersine karşı ilgisiz olduğu görülmektedir.

Bu araştırma kapsamında ortaöğretimdeki öğrencilerin bu duyarsızlıklarına neden olabilecek etmenler araştırılmaya çalışılmıştır. Belirlenen etmenler sonucunda geliştirilen çözüm önerilerinin resim dersine ait problemlerin giderilmesine yararlı olacağı düşünülmektedir.

Araştırmamın her aşamasında bilgi ve deneyimlerinden faydalandığım tez danışmanım Yrd.Doç.Dr. Güzin AYRANCIOĞLU’ na, istatistiksel çözümlemelerde bana desteğini esirgemeyen Arş.Gör. Çelebi ULUYOL’ a, tezimin son aşamasında bana emeği geçen arkadaşım Ali TAŞ’a, tutum ölçeğinin uygulandığı tüm okulların yönetici ve öğretmenlerine sonsuz teşekkür ederim.

(5)

iii Daş, Kevser

Yüksek lisans, Güzel Sanatlar Eğitimi Anabilim Dalı, Resim-İş Öğretmenliği Bilim Dalı

Tez Danışmanı: Yrd. Doç. Dr. Güzin AYRANCIOĞLU Mart – 2008

Araştırmada Ortaöğretimdeki (lise) öğrencilerin resim dersine karşı ilgi ve tutumları incelenmiş. Bu ilgi ve tutumları belirleyen etmenler tespit edilmeye çalışılmıştır.

Araştırmada veri toplama aracı olarak ilgi tutum ölçeği kullanılmıştır. Bu ölçek ilgili literatür taraması yapıldıktan sonra bu alanda uzman kişilerin görüşleri alınarak bizzat araştırmacı tarafından hazırlanmış ve düz lisede okuyan öğrencilere uygulanmıştır. Ölçek 31 maddeden oluşturulmuştur. Bu maddelerde öğrencilerin ilgi ve tutumlarını belirleyen beş değişken ele alınmıştır. Bunlar; Fiziki koşullar, Ailenin sosyo-ekonomik düzeyi, Eğitim sistemi, Sosyal çevre, Öğretmen olarak sınırlandırılmıştır. İlgi ve tutum ölçeğinin iç tutarlılığını ölçmek için Cronbach Alpha güvenirlik katsayıları hesaplanmış ve tutum ölçeğinin güvenirliğinin: 0,8026 Alpha olduğu görülmüştür.

Araştırmanın evrenini, 2007–2008 Eğitim öğretim yılında Ankara ilindeki devlete bağlı genel liselerde öğrenim gören öğrenciler oluşturmuştur. Örneklem için ise Ankara il merkezindeki Bala, Çankaya, Gölbaşı, Yenimahalle ilçelerinden birer genel lise seçilmiş ve toplam bu dört genel lisede öğrenim gören öğrenciler araştırmanın örneklemini oluşturmuştur. Verilerin analizi SPSS 13.0 istatistik programı kullanılarak elde edilmiştir. Araştırma içerisinde bulguları ifade ederken frekans (f), yüzde (%) betimsel istatistik kullanılmıştır.

Araştırma sonucunda kısaca şu veriler saptanmıştır:

1) Lisedeki öğrencilerin resim dersine karşı ilgi ve tutumlarının belirlenmesinde fiziki koşulların; sınıfların kalabalık olması, sınıf düzeni ve sıralarda iş yapma, uygun atölye ve temiz bir ortamın etkili olduğu görülmüştür.

2) Lisedeki öğrencilerin resim dersine karşı ilgi ve tutumlarında ailenin ekonomik düzeyi, sosyal, kültürel ve sanatsal etkinliklere karşı ilgisinin belirleyici olduğu görülmüştür.

3) Lisedeki öğrencilerin resim dersine karşı ilgi ve tutumlarında eğitim sisteminin rolü olduğu görülmüştür.

4) Lisedeki öğrencilerin resim dersine karşı ilgi ve tutumlarında sosyal çevrenin rolü olduğu görülmüştür.

5) Lisedeki öğrencilerin resim dersine karşı ilgi ve tutumlarında öğretmenin etkili olduğu görülmüştür.

Araştırmanın sonunda ortaya çıkan sorunlar doğrultusunda araştırmacı tarafından uygun çözüm önerilerine yer verilmiştir.

(6)

iv Daş, Kevser

Post-graduate programme, The faculty of art education, The department of art teaching

The thesis supervisor: Assist. Prof. Dr. Güzin AYRANCIOĞLU March-2008

In the research, the interests and attitudes of the high school students towards the art lesson is worked on. The effective factors determining their interests and attitudes are tried to be clarified.

During the research, the measure of interest and attitudes is used. This measure is prepared by the researcher by taking into accounts the suggestions of the expert people after searching about the information about this measure. It is applied to the high school students. It includes 31 choices. In these choices, five changeable matters are presented. These matters are related with the physical conditions, the socio-economic level of the family, the education system, social environment, and teacher. To measure the inner consistency of the interest and attitudes measure, “Cronbach Alpha” is calculated and it is found out that the trust of the measure is 0.8026

The research population is centred on the students attending to the state high schools in Ankara , during 2007-2008 education and teaching term. The sample of the research, the high school students who live in some districts of Ankara, such as Bala, Çankaya, Gölbaşı, Yenimahalle are searched on. The analyses of the results are done with the statistic programme “SPSS 13.0”. While presenting the results, a describing statistic jargon is used; such as “frequency”(f), “the percent”(%).

At the end of the research, the following data is reached:

1) It is understood that physical conditions; such as crowd of the classrooms, order of the classrooms, working on desks, suitable place and a clear environment are effective on the interest and attitudes of the students towards the art lessons.

2) It is seen that the socio-economic level of the family and their interests in social , cultural and artistic activities are determinant.

3) The education system has an important role on the interests and behaviours of the high school students towards the art lesson.

4) The social environment has a role on their interest and attitudes.

5) The teacher is effective on the high school students’ interests and attitudes towards to the art lessons

(7)

v ÖZET………...iii ABSTRACT………...iv İÇİNDEKİLER………..v TABLOLAR LİSTESİ………...viii BÖLÜM I 1.GİRİŞ………..1 1.1. Sanat………4 1.2. Sanat Eğitimi………8

1.3. Sanat Eğitiminin Gerekliliği………...11

1.4. Türkiye’de Sanat Eğitimi Tarihçesi………...14

1.5. Resim-İş Dersinin Orta Öğretim Düzeyindeki Sorunları………...21

1.5.1 Sanat eğitimi derslerinin bir el uğraşı olması düşüncesi…………..22

1.5.2.Fiziki koşullar………...24

1.5.3. Sosyo-ekonomik şartlar………...26

1.5.4. Programdan kaynaklı sorunlar……….27

a- Ders saatlerinin azlığı………27

b- Resim dersinin seçmeli ders oluşu………27

c- Yöntem ve konu seçimi……….27

d- Programdaki amaç karmaşası………28

1.5.5. Öğretmen Faktörü………28

1.5.6. Sanat eğitimine karşı çevrenin genel yargısı………31

1.5.7. Sanat eğitiminin sadece yetenekle ilgili olduğu kanısı………32

1.6. Araştırmanın Amacı………35

1.6.1. Araştırmanın Alt Amaçları………...36

1.7. Araştırmanın Önemi………...36

(8)

vi BÖLÜM II 2. YÖNTEM………...40 2.1. Araştırma Modeli……….40 2.2. Evren ………...40 2.3. Örneklem……….40

2.3. Verileri Toplama Teknikleri………41

2.4. Verilerin Analizi………...42

BÖLÜM III 3. BULGULAR VE YORUM………43

3.1. Lisedeki öğrencilerin resim dersine karşı ilgi ve tutumlarının oluşmasında fiziki koşulların rolü olup olmadığına dair bulgular……….43

3.1.1. Sınıf Mevcudu………...43

3.1.2. Uygun Atölye Ortamı………44

3.1.3. Sınıftaki Oturma Düzeni ve sıralarda İş Yapmak………..45

3.1.4. Ortamın temiz Olması………47

3.2. Ailenin Sosyo-Ekonomik Düzeyi……….48

3.2.1. Ailenin ekonomik düzeyi………...48

3.2.2. Anne-babanın sosyal, kültürel ve sanatsal etkinliklere karşı ilgisi………49

3.2.3. Anne babamın resim dersinin önemli bir ders olduğu düşüncesine sahip olması……….50

3.3. Lisedeki öğrencilerin resim dersine karşı ilgi ve tutumlarının oluşmasında eğitim sisteminin rolü olup olmadığına dair bulgular………..51

3.3.1. Resim dersine ayrılan sürenin azlığı……….52

3.3.2 Merkezi sınavlarda Resim Dersinden soru Çıkmaması……….53

(9)

vii

oluşmasında sosyal çevrenin rolü olup olmadığına dair bulgular………..57

3.4.1.Yakın arkadaş çevresinin resim dersine karşı ilgisinin öğrencinin resim dersine olan ilgisini olumlu yönde etkilemesi…...57

3.4.2. Öğrencinin yaptığı sanat-resim çalışmalarından dolayı çevresinden takdir görmesi ile derse yönelik olumlu düşünceler geliştirmesi………...58

3.5. Lisedeki öğrencilerin resim dersine karşı ilgi ve tutumlarının oluşmasında öğretmenin rolü olup olmadığına dair bulgular………59

3.5.1. Resim Öğretmenlerinin Derste Farklı Materyaller Kullanması…………...60

3.5.2. Resim Öğretmenlerinin Derste Farklı Öğretim teknikleri Kullanması…….61

3.5.3. Resim Dersine Resim Öğretmeni Dışında Başka Bir Öğretmenin Girmesi………....62

BÖLÜM IV 4. SONUÇ VE ÖNERİLER………...64

4.1. Sonuç………...64

4.1.1 Fiziki koşullar………....64

4.1.2 Ailenin Sosyo- Ekonomik Düzeyi……….65

4.1.3. Eğitim sisteminin Rolü………65

4.1.4. Sosyal Çevrenin Rolü ……….66

4.1.5 Öğretmenin Rolü………....66

4.2. Öneriler………68

KAYNAKÇA……….70

(10)

viii

Tablo 1. Sınıf mevcudunun kalabalık olması ile öğrencinin derse olan ilgisi arasındaki

ilişkiyi gösteren tablo………...44 Tablo 2.Uygun atölye ortamı ile öğrencinin derse olan ilgisi arasındaki ilişkiyi gösteren

tablo……… …… 45 Tablo 3.Sınıftaki oturma düzeni ve sıralarda iş yapmanın öğrenci

motivasyonuna olan etkisini gösteren tablo……… …46 Tablo 4. Ortamın temiz olması ile öğrenci motivasyonu arasındaki ilişkiyi

gösteren tablo. ...47 Tablo 5. Ailenin ekonomik düzeyi ile derse olan ilgi arasındaki ilişkiyi

gösteren tablo. ...48 Tablo 6.Anne-babanın sosyal, kültürel ve sanatsal etkinliklere karşı ilgisi ile öğrencinin

benzer düşüncelere sahip olması ile ilgili tablo. ...49 Tablo 7. Anne-babanın resim dersinin önemli olduğu düşüncesi ile derse

olan ilgi arasındaki ilişkiyi gösteren tablo. ...50 Tablo 8. Resim dersine ayrılan sürenin (80dk) az olması ile öğrencinin derse olan ilgisi

arasındaki ilişkiyi gösteren tablo...52 Tablo 9. Merkezi sınavlarda resim dersinden soru çıkmaması ile öğrencinin derse olan

ilgisi arasındaki ilişkiyi gösteren tablo...53 Tablo 10. Okul yöneticilerinin resim dersini önemli bulmamaları ile öğrencilerin derse olan ilgisi arasındaki ilişki gösteren tablo...54 Tablo 11. Diğer öğretmenlerin resim dersini önemli bulmamaları ile öğrencilerin derse

olan ilgisi arasındaki ilişkiyi gösteren tablo...55 Tablo 12. Dersin konuları çerçevesinde müze, sergi vb yerlerin gezilmesi- görülmesinin

derse karşı olumlu düşünceler geliştirmesi ile ilgili tablo...56 Tablo 13. Arkadaş çevresinin resim dersine olan ilgisi ile öğrencinin derse olan ilgisi

arasındaki ilişkiyi gösteren tablo...58 Tablo 14 Öğrencinin yaptığı sanat-resim çalışmalarından dolayı çevresinden takdir

(11)

ix

derse olan ilgisi arasındaki ilişkiyi gösteren tablo. ...61 Tablo 17. Resim dersine başka bir branş öğretmeninin girmesi ile öğrencinin derse olan

(12)

BÖLÜM I

GİRİŞ

Çağımız içerisinde gelişmiş toplumlara baktığımızda, o toplumların neden daha ileride olduklarına cevap arıyorsak; öncelikle eğitim sistemine ne kadar önem verdiklerini araştırmak gerekir. Eğer eğitim sistemlerinde akılcı, temelleri sağlam, istikrarlı ve yaratıcılığın ön planda tutulduğu bir anlayış varsa o zaman bu toplumların neden daha ileride olduklarının cevabını da bulmuş oluruz.

Gelişmişlik düzeyi bakımından başarılı ve başarısız bir toplumu kıyaslamak istersek bu iki toplum arasındaki farkın nedenini; coğrafi koşullarında, doğal kaynaklarında veya maddi olanaklarında değil aradaki farkın asıl nedenini bu toplumların eğitime ne kadar önem verdiklerinde aramak gerekir. Ne kadar iyi imkânlara sahip olunursa olunsun bir toplum eğer yanlış bir eğitim politikası ile hareket ediyorsa o toplum her zaman geride kalmaya mahkûm olacak demektir.

Sanat eğitimi ile ilgili olarak yabancı literatüre bir inceleme yapmak istediğimizde, ilk dikkatimizi çeken şeyin bu ülkelerin eğitim politikalarında yaratıcılık eğitimine ne kadar çok önem verdikleri ve bunun sonucunda sanat eğitimi ile ilgili kaynakların ne kadar çok olduğu görülür. Bu yayınlar incelendiğinde ABD ve Avrupa ülkelerinde sanat eğitimi derslerinin müfredatlarında; özellikle ilk ve orta öğretim kurumlarının programlarında sanat alanı ile ilgili derslerin bizdekinden fazla olduğu görülür. Program içeriğinin öğrencilere sadece bilgi aktarma odaklı değil onların hayatı tanımalarına yarayacak deneyimler olarak düşünüldüğü ve amaç olarak ileride öğrencilerin iyi bir sanat tüketicisi olmaları üzerinde durulduğu görülmektedir (Gel, 2008).

Bilgi, yetenek ve yaratıcılık gibi değerlerin bilinçli bir biçimde yönlendirildiği bir eğitim sisteminde insanlar, kendilerini rahatlıkla ifade edebilmiş,

(13)

yeteneklerinin ve kapasitelerinin farkında olmuş, dolayısıyla da üreten, dengeli ve sağlıklı bir toplumu meydana getirmişlerdir. Böyle sağlam toplumların oluşmasında elbette düşünen ve duyan (hisseden) insanın özellikleri de göz ardı edilemez. Çünkü insan salt düşünen bir varlık değildir. Aynı zamanda duygularıyla da var olmuştur. O halde eğitimin amacının, bireyi sadece tek yönde yetiştirmek (öğrenim yapmak ) olmadığı, aynı zamanda bireye kişilik kazandırmak ve ahlak sahibi yapmak olduğu da söylenebilir. Ancak böyle bir anlayışla hem duyguları ve hem düşünceleriyle dengeli insanlar yaratmak mümkündür. Buna ise eğitime sanatı dahil etmekle ulaşılır. Ancak sanat eğitimiyle manevi doyuma ulaşmış sağlıklı bireyler yetiştirmek mümkündür.

Herkes kendisini sanatçı yapabilecek özelliklerle (estetik duyarlılık, yaratıcılık, beceri v.s) dünyaya gelir; fiziki veya daha başka özrü olanlar bunun dışında tutulabilir. Ancak bu özellikler, özellikle bireyin ilk yıllarında ailenin ve sonrasında eğitim kurumlarının vermiş olduğu eğitimle ya kapasite olarak gelişir ya da tamamen köreltilir( Read , 1981, s.124). Yaşamda her şey öğrenildiği gibi sanata karşı ilgi ve duyarlılık da bu şekilde yaygınlaşır. İnsanın var olan potansiyeli yanında eğitimle de (aile-okul) verilen estetik duyarlılık insanların sanata karşı ilgi düzeyini en üst seviyelere ulaştıracaktır. Bazı toplumların sanata fazlasıyla değer vermelerini bazılarının ise hiç değer vermemesini buna bağlamak mümkündür. Sanat eğitimi ile ilgili olarak Herbert Read şöyle bir yaklaşımda bulunmaktadır:

Bizler sanatçı olarak doğarız ve burjuva toplumunda alelade şehirliler olur çıkarız, bu neden böyle olur,(a) öncelikle eğitim süreci boyunca ‘fiziki olarak ’ deforme oluruz. Öyle ki artık vücutlarımız kendi doğal yapısını uyumlu hareketler edemiyor: yahut ta (b) biz ‘ psikolojik’ olarak deforme oluyoruz, çünkü estetik içtepilerimizin serbestçe anlatılmasını devre dışı bırakan toplumsal bir normallik kavramını kabul etmişizdir (Read,1981, s.125).

Sanat derslerinin genel eğitime katkısına gelince, bu derslerdeki çalışmalar, yaratıcılık alanında sınırsız imkânlar sunar. Sanat eğitimi öğrencinin hayal gücünü geliştirerek, hayata estetik bir perspektifle bakmasını ve sorunlara yaratıcı çözümler

(14)

bulmasını sağlar. Kişi bu yolla yeni fikirler, yaratımlar ortaya atarak, kendi kapasitesini zorlayarak diğerlerinden farklı özellikleri ortaya koyar (Erbay,1998,s. 64).

Eğitim sistemimiz hala geleneksel bir anlayışla yakınsak düşünmeyi geliştirme çabası içerisindedir. Buna bağlı olarak da ıraksak düşünme ve yaratıcı yeti körelmektedir. Sadece sanat eğitimi alanında değil diğer branşlar da bile hala sınavlar, testler, sözlü vb değerlendirme yöntemleri yakınsak bir anlayışla yapılmakta, derslerin işlenişi sadece bilgi vermekten öte geçememektedir. Öğrencinin bilgiye kendi çabaları ve deneyimleri yoluyla ulaşması yerine ona ezberci bir anlayışın dayatılması var olan birçok yetisini kullanamamasına ve sonuçta körelmiş, ilgi duymayan, merak etmeyen bir alıcı pozisyonuna gelmesine sebep olmuştur (San, 1985, s.16).

Günümüzde sanat eğitiminde hala bazı sorunlar yaşanmakta ve bunlara gerçek anlamda çözüm getirecek adımlar atılmamaktadır. Bu duruma Gökaydın (2002) şu sözlerle destek vermektedir: “Bugün, Türk toplumu için hala sanat eğitimi alanında, ortak bir hedefin, bilinçli olarak ele alındığı söylenemez. Bu beraberliği hiç değilse fikir düzeyinde sağlamamıza şiddetle ihtiyaç vardır.”

Sanat eğitimin gerekliliği ve öneminden sık sık bahsetmemize rağmen ülkemize şöyle bir baktığımızda toplum olarak sanat eğitimine gereken önemin verilmediğini çok rahatlıkla görebilmekteyiz. Sanat ve sanat eğitiminin gerekliliğine sürekli değinilmesine rağmen yinede insanlarımızın bu konuya yeterince duyarlı olmadıklarını ve kültürel faaliyetlerden bihaber olduklarını görmekteyiz. Bu duyarsızlığın eğitim kurumlarına da yansıdığı ve sanat eğitimi derslerinde bazı olumsuzlukların yaşandığı dönem dönem yapılan bazı araştırmalarla ortaya konmuştur. Bu olumsuzluklar genel olarak Resim (Görsel Sanatlar) dersinde de sıkça yaşanmakta dolayısıyla ortaöğretimdeki öğrencilerin Resim dersine karşı tutumlarını da etkilemektedir. Bundan hareketle bu araştırmada, ortaöğretimde öğrenim gören öğrencilerin Resim dersine karşı ilgi ve tutumlarını belirleyen etmenlere yanıtlar bulunmaya çalışılacaktır. Bu etmenler Fiziki koşullar, Sosyo-ekonomik şartlar,

(15)

Eğitim sistemi, Sosyal çevrenin rolü ve Öğretmenin etkisi şeklinde beş alt başlık biçiminde ele alınacaktır. Ancak, ilk önce sanatın tanımı, sanat eğitiminin ne olduğu, sanat eğitiminin gerekliliği, ülkemizde sanat eğitiminin tarihçesi üzerinde durmak yararlı olacaktır.

1.1. Sanat

Söz konusu sanat olunca belli bir tanım ya da tarif yapmak gerçekten çok güç. Yüzyıllar boyu onunla uğraşılmasına rağmen sanatı tek bir tanımla açıklamak mümkün olmamıştır. Muhakkak ki dönem dönem, genel geçer yargılarda bulunulmuştur. Ancak bir sonraki süreçte bu tanımlar kimilerince yetersiz bulunmuş ya da yanlış olarak değerlendirilmiştir. Her dönemde sanat için yeni kuramlar ortaya konmuş, farklı akımlar yaratılmış hatta her sanatçı için sanat farklı bir şeyi ifade etmiştir. Kimilerince sanat; bir anlatım aracı iken, kimilerince doğanın aynen taklidi, kimilerince ise sadece biçim olarak ifade edilmiştir.

Kısacası sanat rölatif bir kavram olduğundan onu belli kalıplara koymak hem yanlış olur hem de sanatın doğasına ters düşülmüş olur. Ancak onu tanımlamak yerine onu anlamak sanatın ne olduğu konusunda yapılması gereken en doğru şey olacaktır.

Sanatın temelinde insanın güzeli arama duygusu vardır. Sanatçı yaptığı eserde güzeli yakalamayı hedefler. Bu bağlamda sanat, güzeli yaratma çabasıdır diyebiliriz. Sanatın konusuna gelince, duyu organlarımızla algıladığımız ve kavradığımız her şey sanatın konusu olabilir. Sanatçı kendi dışındaki olgu ve olaylardan etkilenir, bunlardan ilgi duyduklarını kendi iç dünyasında yorumlayarak sanat eserine dönüştürür. Yani sanat insanın dış gerçeklikten etkilenmesi sonucunda yapmış olduğu yaratımlardır. Bu arada ürünlerin oluşumunda estetik bir kaygı da gözetilmektedir (Balcı, 2005, s.14).

(16)

Sanat geçmişte, estetik güzelliği araştırma olarak tanımlanmıştır. Çünkü güzelin yaratılması, sanatın amacı olarak düşünülmüştür. Bugün daha karmaşık çağdaş toplumda sanatın amacı daha da karmaşık hale gelmiştir. Bazı sanatçılar hala sanatın amacının ”güzellik” ya da sanat elemanlarının güzel biçimde düzenlenmesi olduğuna inanırlar. Bazılarına göre ise sanat, gerçekliği yansıtmalıdır. Başka sanatçılar ise sanata, duygu ve düşünceleri güçlü bir şekilde ifade olarak yaklaşırlar (Boydaş,2004, s.10).

Sanatın göreceli olması onun belli bir tanımınla anlaşılamamasına neden olmuş ancak onunla ilgili soru ve sorunları açıklığa kavuşturmak için değişik görüşler (kuramlar) ortaya atılmıştır. Bu görüşler dört ana kuramla sınırlanmıştır.

a- Yansıtmacı kuram,

b- Anlatımcı kuram,

c- Biçimci sanat kuramı,

d- İşlevsellik-fonksiyonellik sanat kuramı.

Yansıtmacı Sanat Kuramı (mimesiz kuramları), sanatı dış gerçekliğin (doğa ve toplum) aynen yansıması olarak görür. Bu anlayışta sanatçı doğayı veya toplumu olduğu gibi ele alır ve onun kopyasını yaparak taklit eder. Yapmış olduğu esere kendinden hiçbir şey katmaz. Anlatımcı Sanat Kuramı, “sanatçıyı” esas alır. Bu kurama göre ise; sanat, sanatçının duygu ve düşüncelerinin estetik düzeyde dışavurumudur. Burada esas olan sanatçının ruh hali ve duygularıdır. İşlevsellik ve Fonksiyonellik sanat kuramı da “ sanat tüketicisini” esas alarak sanatla ilgili soru ve sorunları irdeler. Bu kurama göre sanat izleyicide uyanan etkidir (Balcı, 2005, s.15). Biçimci Sanat Kuramı ise “ ‘sanatın dili’ni bir seçenek olarak karşımıza koyar. Bu kuram sanat eserinin düzenlenmesi, ‘sanat elemanlarının sanat ilkelerine göre düzenlenmesi’ yani kompozisyon üzerinde durur” (Boydaş,2004, s.11).

(17)

Sanat kavramı neredeyse insan kavramı kadar eski ve sürekli onunla birlikte var olmuştur. Geçmişe baktığımızda insanoğluna ait en eski kalıntıların bile sanat ürünleri olduğu görülür. İnsan emeğinin ürünü olan bu eserler ilk olmaları bakımından sanat tarihi içerisinde yer alır. O dönemlerdeki insan için bile sanat bir uğraş ve ihtiyaç olmuştur. Temel ihtiyaçlarını gideren ilk insanlar için sanat ya boş zamanlarında yapmaktan haz aldığı bir uğraş ya da çeşitli nedenlerle kendini ifade etmek için bir araç olarak görülmüştür. Bigalı (1999), özellikle resim sanatı için şöyle bir tanımlama yapmıştır:

“Resim sanatı, insanoğlunun tarihi kadar eskidir. Nerede bir insan topluluğu varsa, orada, maddi hayatının yanında ruhlarının ihtiyacı sanat da var olmuştur. Sanat ve yaratıcı fikirler, sezgiler, şuuraltının faaliyetleridir. Ruhi bir değer olan sanat, varlığın özü, insan zekâsının eseridir.”

Sanat, sanatçıyla izleyici arasında, toplumlar arasında, geçmiş ve gelecek arasında bir iletişimdir. Sanat farklı toplumların yaşayış biçimlerinin bir kanıtı ve somutlaşmış ifadesidir. Sadece dünü bugüne aktarmakla kalmaz, aynı zamanda bugünü de anlamamızı sağlar. Dünü bugüne, bugünü yarınlara taşıyacak ve bu çağlar boyunca devam edecektir. “Öyle ki, reel dünyanın yok edici kurallarını aşarak binlerce yıl öncesini günümüze ulaştırır. Bugün geçmişi biliyor ve yaşıyor olmamız sanatın erişilmez gücüne bağlıdır” (Ünver, 2002, s.3).

Sanat yapıtları insanlığın ve tarihin oluşmasında önem kazanan koşullardan birini arz etmiştir hep. Toplumları millet yapan, yaşayışlarını ve kültürlerini diğer topluluklardan farklı ve özel kılan, ulusların geleceğe ve diğer toplumlara tanıtılmasında ve yaşatılmasında sanatın rolünün ne kadar önemli olduğu sanat tarihinin her sürecinde gözlemlenebilmektedir. Bir ulusun yaşatılması ve varlığının kanıtı o toplumun sanatsal yaşamıyla ilintilidir.

Milletlerin sanat alanında bir geçmişe sahip olmaları yüzyıllar boyu süren çalışmalar sonucunda ve biriken değerlerle oluşur ancak. Bu değerlerin birikiminde sanatın ve sanatçının önemi de çok büyüktür. Kültürün oluşumunda ve devamında

(18)

büyük işlevi olan sanat ve sanatçı ile ancak milletler geçmiş ve gelecek zaman içerisinde var olacaklardır (Büyükişleyen, Sanat yazıları, s.35).

Bir ülke kültürü, sanat eserinde kendi somut biçimini bulur. Bu bakımdan sanat eserleri, ulusların düşün hayatının görülür anıtları olduğu gibi, bir ülkede yaşayan toplum varlığının da inkâr edilmez delilleridir. Biçim haline gelmemiş bir sanatın düşünülmesi mümkün değildir. Sanatsız bir toplumun da varlığı bu nedenle söz konusu olamıyor. Bu yüzden toplumların sanat tarihleri, onların var oluşlarının kanıtı olan anıtsal tasarımlarının bir muhasebesi oluyor (Turani, 1997, s.7).

Bütün bu tanımlar doğrultusunda sanatın insanla birlikte her dönem var olduğunu ve insanlık tarihi kadar eski olduğunu çıkarabiliriz. Sanatın insanın yaşamında var olması gerektiği hatta bir ihtiyaç olduğu kanısına da varabiliriz. Öyleyse insan için ihtiyaç olan sanatın neden bu kadar gerekli olduğunu araştırmak gerekir. Boydaş (2004) bu konuya şu maddelerle açıklık getirmiş:

1. Yaratmak, haz duymak ve bunları paylaşmak için içimizde doğal bir yetenek vardır. Sanat içimizdeki bu tabii yetenekten fışkırır.

2. Değerli deneyimlerle dolu bir hayat hepimizin isteğidir. Sanat günlük hayatın kalitesine katkıda bulunan insan deneyimlerini besleyen biricik hayati alandır.

3. Hepimiz fiziksel, duygusal, zihinsel ve ruhsal bir dünyada yaşarız. Sanat, insanın gelişim halkalarına etki eden duyarlılığı besleyen çok önemli bir kaynaktır.

4. Herkesin deneyimleri, kendi hayatının oluşmasına yardım eder. Sanat tecrübelerin ifade edilmesi, değerlendirilmesi, tekrar gözden geçirilmesi ya da takviye edilmesi gibi biçimlerin hem duygusal hem de somut bir yoludur. 5. Sanat alanında yaratıcı olabilmek için önce yeteneğe, sonra çok yoğun bir çalışma temposuna ihtiyaç olduğu bilinmektedir. Sanat başarı, başarısızlık ve

(19)

keşif yoluyla elde edilebilen, gelişmeye müsait çok özel bir yetenek ve misyon gerektirir.

6. Hepimiz ayrı ayrı özellikleri olan tekil varlıklarız. Sanat, içinde yaratıcılık bulunan biricik deneyimimiz için ortam hazırlar.

7. Kültürümüzde korumak istediğimiz şeyler olduğu gibi, değiştirmek istediğimiz hususlar da vardır. Sanat böylece kültür içindeki unsurların muhafaza veya değiştirme ihtiyacını tayin eder.

8. Biliyoruz ki büyüme ve değişme evrende sürekli bir prosestir. Sanat, çağlar boyu insanlığın geçirdiği değişiklikleri, evrensel büyümeleri aydınlatır.

9. Hayatımız, onu iş, oyun ve başka tecrübelerle dengelediğimiz zaman mutlu ve dopdoludur.

10. İnsan birçok yollarla yaratarak mutluluğu elde eder. Sanat eğitime, bütün güzel sanatlarda ( plastik, fonetik, ritmik, uygulamalı) sürekli bir araştırma ve deneme imkanı hazırlar.

11. Sanat hepimize aittir. Sanat, hayatımızın gerekli ve vazgeçilmez bir bölümüdür. O herkes için gereklidir.

1.2. Sanat Eğitimi

20. y.y’ın başından bu yana sanat eğitimi genel olarak, güzel sanatların tüm alanlarını ve biçimlerini kapsayan, okul içinde ve okul dışındaki yaratıcı sanatsal faaliyetlerin tümünü tanımlamaktadır. Dar anlamında ise okullardaki yaratıcılık eğitimi ile ilgili sanatsal alanda verilen dersleri tanımlar. Her iki durumda da sanat eğiminden kasıt, sanatçı yetiştirmek değil, sanatsal faaliyetlerle hem çocuk hem de

(20)

yetişkinler için gerekli bir kişilik eğitimidir ve bu genel eğitimden bağımsız düşünülmemelidir (San, 1983, s.19).

Sanat eğitimi denince akla genellikle plastik (görsel) sanatlar gelmektedir. Oysaki sanat eğitiminin içerisine okullarda verilen müzik, edebiyat, drama, tiyatro, halk kültürü vs. derslerde girmektedir. Görsel sanatlar eğitimi ise resim, heykel, mimarlık, sinematografi, tekstil, grafik, seramik, fotoğraf gibi geniş bir alanı kapsamaktadır. Bundan hareketle okullarda sanat eğitiminin gerekliliğinden bahsederken sadece görsel sanatlar dersi değil sanatla ilgili tüm derslerin öğrencinin kendisini ifade etmesinde, yaratıcılığının gelişmesinde gerekli olduğuna değinmek gerekir.

Bu günkü anlamıyla sanat eğitimi, öğrencilerin estetik duyarlılığını geliştiren, kendi ilgi ve yeteneklerini ve önemli olabilecek görsel gerçekleri tanımalarına yardımcı olan, sosyal becerilerini geliştiren ve üreten bireylerin oluşmasını sağlayan bir eğitim sistemidir. Bu sayede, çevresindeki olaylara duyarlı, problemlere tek başına yaratıcı çözümler bulabilen, etrafını güzelleştirme çabası içerisinde olan bireyler yetiştirmek mümkün olabilir. Unutulmamalıdır ki, estetik duyarlığın varlığı ve yaratıcılık, toplumları banalleşmekten korur (Gökaydın, 2002, s. 21).

Sanat eğitimi, çocuğun genel anlamda gelişimi için en gerekli ortamdır. Çünkü o, bu ortamda, özgürce ve kendi temposu paralelinde, doğal eğilimlerini uygular, kendi deneyimleri sonucunda özelliklerini fark eder ve yeteneklerini sergiler. Kişi ancak özgür bir ortamda kendini ifade edebilir ve çok yönlü bir biçimde tanıma olanağı bulur. Eğitim sisteminin her kademesinde çalışmalar bu doğal eğitimin paralelinde olmalıdır (Gökaydın, 1990, s.3 ).

Teknoloji ve makinanın hakim olduğu günümüzde özellikle sanat eğitimine ihtiyaç duyulmaktadır. Bireyin çok karmaşık ve yoğun hayatında kendini ifade olanakları, teknolojiye paralel olarak o kadar çok artmıştır ki artık yaratıcılığı eğitimin bir parçası haline getirmek çağı yakalamak ve anlamak için kaçınılmaz bir duruma gelmiştir. Artık bilimde ve sanatta yaratıcılık neredeyse eş değer hale

(21)

gelmiştir. Sadece teknolojik alandaki gelişim için değil buna paralel olarak değişen insanın da kişisel gelişimi için bireyin yaratıcılığını arttırıcı ortamların yaratılması gerekir. Bu da ancak sanat eğitimiyle sağlanabilir.

Bu alanda (sanat eğitimi) yapılmış yatırım geleceğe yapılmış yatırım demektir. Hem ekonomik hem sosyal hem de kültürel anlamda refah düzeyini arttırmanın nitelikli insan gücüne bağlı olduğunu bunun da iyi eğitim almış mutlu bireylerden geçtiği artık günümüz koşullarında tartışmasız kabul edilmektedir. Ancak mutlu bireyler yaratmanın klasik bir eğitim anlayışıyla mümkün olmadığını, gelişmiş ve gelişmekte olan toplumların eğitim alanında yapmış oldukları reform ve yeniliklerde sanat alanıyla ilgili derslere daha fazla yer vererek bu yönde politikalar geliştirmiş olduklarını görmekteyiz (Cömert, 2002, s.201).

Temelde sanat eğitimi bireyi görmeye, araştırmaya, denemeye, sonuca ulaştırmaya yönlendirir. Okullarda sanat eğitimi çalışmaları demokratik bir anlayışla, özgür bir biçimde, doğrudan çocuk tarafından yapılmalıdır. Çalışmalarda yalından karmaşa doğru bir aşama izlenirken, çocuk zamanla belli bir yalın davranışın, daha karmaşık (komplike) bir tutum oluşturacağını anlayacaktır. Sonuca yalından karmaşığa ya da parçadan bütüne bir yolla ulaşırken, sonucun aslında basit davranışların bir bütünü olduğunu kavrayacaktır. Çocuk, yalın veya soyut biçimlerin (birimlerin) arasındaki iletişimin nasıl kurulduğunu, organize olma olayını, uygulamaları esnasında deneme-yanılma şeklinde ve kendi değerlendirmeleri ile öğrenecektir (Gökaydın, 1990, s.3 ).

Eğitimle kazandırılan; bilgi, tanıma, deneme, sentez, değerlendirme aşamaları sonucunda birey toplumun ihtiyaç duyduğu üretici insan boşluğunu dolduracak ve toplumun kalkınmasına, uygar ve sağlıklı bir konuma oluşmasına yardımcı olacaktır. İyi bir eğitimle ancak bireyler hem sanatın hem de bilimin önemini kavrayacak ve ikisinin de insanın gelişimi için ne kadar önemli olduğunun bilincine varacaktır. Bilim ve sanat alanında çalışmalar yaratacak ve dolayısıyla, daha demokratik, özgür ve huzur dolu bir dünya olma yolunda kilometre taşlarını oluşturacaklardır (Gökaydın, 1990, s.4 ).

(22)

Geniş anlamıyla sanat eğitimi, eğit bilimin bir dalı olarak sanatın, estetiğin, sanat tarihinin eğitimi ve öğretimiyle ilgili bütün konuları araştıran, sorulara yanıt arayan, bulan yeni bir bilim dalıdır. Her bilim dalı gibi, sanat eğitimi de, felsefe, psikoloji, sosyoloji, estetik gibi bir çok dalla ve sanatın kendisiyle ilişki kurarak sorunlara çözümler getirir. Sanat eğitimi yalnız kuramsal sorunlarla değil, sanatın ve estetiğin yaratıcı düşünceden, ürün vermeye ve eleştiriye kadar uygulamadaki tüm sorunları ve bunların çözümleriyle de yakından ilgilenir. Bireyin görsel yetileri ve görsel biçimler yaratma yetileri bakımından gelişmesindeki etkili yöntemleri araştırır, saptanan amaca göre en uygununu bulur (Kırışoğlu, sanat yazıları, s.73 ).

Sanat ve estetik eğitim, eğitimin bütünlüğünü sağlayan en önemli alanlarından biridir. Sanat eğitimi bir çeşit organizasyon işidir. Görsel algılamayı gerektiren bir takım teorilerle öğrenciyi çeşitli maddeler (malzemeler) kullanarak düşüncelerini somut şeylere dönüştürmeye, buluş yapmaya alıştıran, el, göz ve beyin koordinasyonunu geliştiren bir metottur (Gökaydın, 2002, s. 19).

1.3. Sanat Eğitiminin Gerekliliği

Eğitim bireylerin düşünce, karakter, beden ve ruh güçlerinin geliştirilmesidir. İyi bir eğitimle bireyler karşılaştıkları olayları anlama, muhakeme etme ve doğru kararlar verebilme yeteneği kazanırlar. Eğitimin çocuğun, gencin gelecekteki yaşamı ile ilgili olması gerekir (Ersoy, 1990, s.18).

Eğitimin en önemli amaçlarından birisi de çocuğun var olan yetilerini geliştirmek, içinde bulunduğu topluma uyması için, sosyal, üretken ve toplumla barışık bir birey olmasını sağlamak ve onu kültür yaratmak için yetiştirmektir. Kültür dil, bilim, teknik, sanat, ahlak, ekonomi, inanç gibi kavramları içine alan kuşaktan kuşağa aktarılan bir olgudur. Bu bakımdan eğitimin görevi yalnızca kültür değerlerini aktarmak değil, kültür değerlerine katkıda bulunan ve bu değerlerin devinimini gerçekleştirebilecek dinamikler yetiştirmektir (Ersoy, 1990, s.18).

(23)

Sanat eğitiminin; genel eğitim içerisinde yer alması ve eğitimin her aşamasında verilmesinin gerekliliği her zaman tartışılan bir konu olmuştur. “19. yy ortalarına doğru İsviçreli pedagog Johann Heinrich Pestalozzi (1746-1827) çizgi, geometrik şekiller ve ölçü kavramlarının sanat ve iş eğitiminde etkin olmasıyla, öğrencinin düşünce, araştırma ve yaratma yeteneğinin gelişeceğini savunmuştur.” (Erbay, 1998, s. 239). Sanat eğiminin öğrencinin yeteneklerinin geliştirmesinin yanı sıra zeka gelişimine de katkıda bulunduğu ve genel eğitime büyük anlamda fayda sağladığı öne sürülmüştür.

Oysa bizim eğitim sistemimize baktığımızda çağdaş bir eğitim sisteminin uygulandığını söylemek çok zor. Geleneksel bir eğitim düzeni içinde hala ezberci ve bilgi depolamaya yönelik, düşünme becerisi ve yaratıcılıktan uzak bir anlayış uygulanmaya devam edilmektedir. Zekânın ve yaratıcılığın eğitim yolu ile geliştirilmesi gerekirken ülkemizde sadece ezber yetisinin geliştirilmesine önem gösterilmektedir. Oysaki eğitimde amaç bireye araştırmayı, kıyaslamayı ve kendi deneyimleri sonucunda bilgiye ulaşmayı, problemlere farklı çözüm yolları getirmeyi öğretmektir.

Bilgiyi bireye ne kadar mükemmel aktarırsak aktaralım ona bilgiye nasıl ulaşacağını öğretmediğimiz sürece, birey ezbere verilmiş bilgilerle sınırlı kalacak, kendi başına bilgi edinme veya araştırma (keşif) yapma alışkanlığı edinemediğinden de sahip olduğu bilgiler zamanla unutulacak veya güncelliğini kaybedecektir. Durağan bilgiye dayalı eğitimle çağın gerisinde kalmak gibi bir tehlikeye karşı eğitimin asıl hedefi; edilgen, fazla düşünmeyen, toplumun dayattığı her biçim ve duruma uyan bireyler yerine; sürekli değişime açık, çağdaş koşullar karşısında ne istediğini bilen, var olan durumdan yeni şeyler üretebilen, kendinden emin ve tutarlı, yaratabilen bireyler yaratmak olmalıdır(Ersoy, 1990, s.274).

“Sanat eğitiminin çalışma ortamındaki çeşitliliğinin çocuğun özelliklerine uygun oluşu, onlara deneyerek öğrenmeleri için çok yararlı fırsatlar hazırlayabilmesi, onu, çağın en geçerli eğitim sistemi haline getirmiştir.” (Gökaydın, 1990, s.3). Çünkü böyle bir eğitim ortamında ancak öğrenci kendisini özgür hissederek

(24)

tasarımlarını hayata geçirebilir ve kendi orijinalitesini korur. Özellikle çocukluk döneminde sanat eğitiminin ne kadar önemli olduğunu ilköğretim birinci kademede çocukların içlerinden geldiği gibi ve çok istekli bir biçimde görsel çalışmalar yaptıklarını rahatlıkla görebilmekteyiz. Ancak ileriki yaşlarda öğrencilerde bu istek ve doğallık gün geçtikçe çekingen ve isteksiz bir tavra dönüşmektedir. Bunun da asıl nedeni eğitim sisteminin yanlış politikaları ve yetersizliğidir.

Sanat eğitimi verilmeyen bir eğitim sistemi düşünülemez. Bireyin tam gelişimini hedefliyorsak onu sadece zihinsel ve bedensel yetileri ile değerlendirmemek gerekir. Aynı zamanda duygusal bir varlık olarak da ele almak gerekir. Bireyin zihinsel ve bedensel gelişiminin yanında, sağlıklı bir psikolojiye sahip olması, duygusal anlamda doyuma ulaşması ve kişilik kazanması da eğitimin bir parçasıdır. “ Eğitim görmüş insanla yalnız zihinsel olarak eğitilmiş insan arasındaki ayırım, insanın bütün öteki yetileri yanında görsel ve sanatsal yetilerinin de gelişmiş olmasında gözlemlenir” ( Kırışoğlu, Sanat yazıları, s.73 ).

Dolayısıyla hisseden, gören, gördüğünü yorumlayarak yaşama estetik bir duyarlılıkla yaklaşan gençler yaratmak ve onları sanatsal faaliyetlere yönlendirmek ancak sanat eğitimi ile mümkündür. Sanat eğitimini belli bir yaşla veya dönemle sınırlandırmak bireyin yaşam içersindeki eğitiminin eksik kalması anlamına gelmektedir. Çünkü eğitim bireyin tüm yaşamı boyunca devam eden ve belli bir dönemde bitmeyen kişinin sürekli gelişimi için gereklilik arz eden bir süreçtir (Erinç, 1995, s. 153).

Çocuğu hem gelişimi, hem öğrenimi sürecinde önemli ölçüde etkileyen sanat eğitimi genel eğitimin bir parçası ve bütünleyicisidir. Yapılan bir araştırmada Amerika Birleşik Devletleri’nde sanat eğitiminin137 mesleğe temel teşkil ettiği ve öncelikle “ her çocuğun yaratıcı gücü vardır. Sanat eğitimi herkes için gereklidir.” İlkesinden hareket edildiği görülmektedir. Sanat eğitiminin diğer bir yönü ise eğitiminin hem bilişsel alan, hem duyuşsal alan hem de psiko-motor alandaki amaçlara hizmet vermesidir. Bunun yanı sıra estetik beğeninin oluşmasında, iletişim

(25)

kurmada, evrensel değerlerin tanınmasında çok önemli bir rol üstlenmektedir (Gel, 1990, s.303).

Çağdaş medeniyetler seviyesine ulaşmış bir toplum olmanın ön koşullarından birinin sanat eğitimi olduğu kuşku götürmez bir gerçektir. Görmeyi, aramayı, sormayı, öğrenmeyi, denemeyi, düşünmeyi, uygulamayı ve sonuca varmayı bilen bireylerin meydana getirdiği toplumların hem bilimsel, hem teknik ve hem de kültürel anlamda diğer toplumlardan çok önde olduğu aşikârdır. Sanat eğitiminin ne kadar önemli olduğunu bazı Avrupa ülkelerinin sanat eğitimini bir devlet politikası haline getirmiş olmalarından anlamaktayız.

1.4. Türkiye’de Sanat Eğitimi Tarihçesi

Türk resminin batılı anlamda bir anlayışla tanışması Osmanlı imparatorluğunun Avrupa kökenli yağlı boya resim sanatına ilgi duymasıyla başlar. Yani 15. yy da Fatih Sultan Mehmet’in Venedikli ressamları sarayına davet ederek portrelerini yaptırmasıyla başlar. Bu ressamlardan biri olan Gentille Bellini Osmanlı sarayında on beş ay kadar kalır. Bu süre zarfında padişahın portrelerini, bazı odaların süslemelerini ve İstanbul’u konu alan çalışmalar yapar. Fatih Sultan Mehmet‘den sonradaki padişahlar da yabancı ressamlara karşı bu ilgiyi devam ettireceklerdir. Ancak bu ilgi tam olarak Türklerin 18.yy başlarından itibaren batılı yaşam tarzına uyma ihtiyacı duymalarıyla daha da yaygınlaşır. Bilimsel, teknik, ekonomik ve askeri açıdan sürekli güçlenen batı karşısında Osmanlı geri kalmamak adına yeniden bir örgütlenme çabası içerisine girmiş. Batıdan birçok alanda yenilikler getirmiştir. Bu yenilik hareketlerinden biri de resim alanında görülmektedir (Giray, 1997, s.16).

Batı resim alanında önemli gelişmeleri 18 yy’ın ikinci yarısında yaşarken Türkiye’ de resim ciddi olarak 1930’larda gündeme gelir. Resmin ilk kez ders olarak okullarda verilmesi ise III. Selim döneminde başlar. Bu dönemde kurulan Mühendishane-i Berr-i Hümayun’da (Mühendis Okulu) resim dersi askeri ve teknik

(26)

amaçlarla, Perspektif, Desen ve Teknik Resim şeklinde verilmiştir (1795). Bu dersler daha sonra batılı anlamda bir resim anlayışının da okullara girmesine ön ayak olmuştur (Etike, 1995, s. 59).

1834 yılından itibaren batı tarzında resim dersinin ilk kez Mekteb- i Harbiye-i Şahane ( Harp Okulu)’de verildiği görülür. Resim dersine çok ağırlık verilmemesine rağmen, Avrupa tarzı çalışan ve Türk resminin yönünü değiştiren, Türk Primitifleri olarak anılan Hüseyin Giritli, Ahmet Bedri ve Kaptan bu kurumlardan mezun olacaklardır. 1860 yılında Paris’e babası İbrahim Ethem Paşa tarafından hukuk öğrenimi için gönderilen Osman Hamdi Bey, 1869 yılında İstanbul’a bir ressam olarak döner. Ressam Osman Hamdi Bey 1881 yılında müze müdürü olduktan sonra müzecilik çalışmaları ve arkeologluğu yanında eğitimle de ilgilenir (Ünver, 2002, s. 18). “ Osman Hamdi Bey, entelektüel kişiliği ile çağı içerisinde sanat ve özellikle müzecilik alanında önemli gelişmelere ön ayak olmuştur. Batı örneklerine göre kurulan yüksek öğrenim kurumlarından biri olacak Sanayi-i Nefise Mekteb-i Âlisi’nin kurulmasında en etkin kişi olmuştur (Giray, 1997, s.24).

“Osmanlı’da genel eğitim yanında sanat eğitimine de yer verilmesi düşüncesinin temeli 1876 yılında atılmıştır” (Ünver, 2002, s. 18). Bu yılda bir güzel sanatlar okulunun açılması için çalışmalar başlamış, genellikle bu işlerde ve müze müdürlüğünde yabancı kişiler görevlendirilmiş ancak bu konuda hep başarısız olmuşlardır. Bunun üzerine II. Abdülhamit’ e bu işler için en uygun kişi olarak Osman Hamdi Bey önerilmiştir. Böylece Müze Müdürlüğüne atanan Osman Hamdi Bey Sanayi-i Nefise Mektebi’nin kurulması için gerekli çalışmalara başlamış ve eski eserler müzesi olan Çinili Köşkün yanına bu okulu inşa ettirmiştir. Sanayi-i Nefise Mekteb-i Alisi 2 Mart1883 yılında açılarak öğretime başlamıştır (Etike, 2001, s.44).

Bir yüksek okul olarak kurulan Sanayi-i Nefise Mektebi’ne girebilmenin koşulları vardır bunlar: 17 yaşından küçük 25 yaşından büyük olmamak, İdadi mezunu olmak ya da bu seviyede bir programdan yapılacak sınavda başarılı olmaktır. Cumhuriyet dönemine kadar her bölümde hazırlık sınıfı iki, öğrenim süresi ise; resim

(27)

bölümünde beş, heykel ve mimari bölümlerinde dört, gravür bölümünde ise üç yıldır (Giray, 1997, s. 26).

Cumhuriyetin ilk on iki yılında ortaokullara resim öğretmeni yetiştiren tek kurum 1927’de adı Güzel Sanatlar Akademisi olarak değiştirilen Sanayi-i Nefise oldu (Ünver, 2002, s.19). 1929–32 yılları arasında seramik, iç mimari, grafik ve afiş, tezniyat (süsleme) bölümü içerisinde diğer uzmanlık dalları da kuruldu. Batılı anlamda ilk sanat ve mimari eğitimi veren bu yüksek okulun adı 1969’da İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi oldu, 1982’de de Mimar Sinan Üniversitesi olarak değiştirildi (Özsoy, 2003, s.71). Son olarak 2004 yılında da Mimar Sinan Üniversitesi, Güzel Sanatlar Üniversitesi adını aldı.

Bir başka sanat okulu 1957 yılında İstanbul’da “ Devlet Tatbiki Güzel Sanatlar Okulu” adıyla kurulmuştur. Bu okulun programı bahaustan esinlenerek düzenlenmiştir. Okul; Dekoratif Resim, Grafik Sanatları, Seramik Sanatları, Tekstil Sanatları, Mobilya ve İç Mimarlık adlı beş bölümle öğretime başlamıştır. Okul, 1960-61döneminde ilk mezunlarını vermiştir. 1966 yılına kadar 2+2 yıl olarak verilen eğitim bu yıldan itibaren dört yıllık yüksek öğretim programına dönüşmüştür. Milli Eğitim Bakanlığına bağlı Devlet Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksek Okulu, 20 Temmuz 1982 tarihinde, Güzel Sanatlar Fakültesi adı ile Marmara Üniversitesi’ne bağlanmıştır (Özsoy, 2003, s.72).

Türk Resim Eğitimi’nde etkili olan yabancı eğitimciler; Dewey, Stiehler ve Frey olmuştur. Dewey, 1924’de Türkiye’ye çağrılmış ve burada iki ay gibi bir inceleme sonucu bir rapor hazırlamıştır. Bu raporda resim eğitimi ile ilgili öneriler getirmiş, bu kapsamda Resim ve İş Öğretmeni yetiştirilmesi konusunu da önermiştir. Dewey raporundaki öneriler özellikle M. Necati (dönemim Milli Eğitim Bakanı) tarafından uygulamaya konulmuştur. Stiehler ve Frey ise “ İş İlkelerine Dayalı Öğretim Kursu’ndaki öğretmenlikleri ve İş ve Sanat Eğitimi ile ilgili hazırladıkları raporlarla etkili olmuşlardır (Etike, 1995, s.61).

(28)

Mustafa Necati Cumhuriyet’in kuruluşunu izleyen 1925-1929 yılları arasında Milli Eğitim Bakanlığı yapmış ve Özellikle Güzel Sanatlar Eğitimine önemli katkılarda bulunmuştur. Diğer bakanlar bu görevde bir buçuk ay veya bir yıl gibi bir arayla kalırken Mustafa Necati bu görevde üç yıl kalmıştır. Eğitim sistemini, kurumlarını ve yöntemlerini incelemek üzere Avrupa’ya gitmiş; dönüşte güzel sanatlar konusunda ülkemizin zengin olduğu, güzel sanatların bir süs değil gereksinim olduğu, bu gereksinime bütün halkın ihtiyaç duyması gerektiği ve ancak böyle bir ortamda yüksek sanatçıların çıkacağı konusunda demeçler vermiştir. Bu konuda da üç öneri getirmiştir: Sanat beğenisinin gelişmesi için aynen Batı’daki gibi bir yöntem izlenecek, sanata ihtiyaç duyulması için Batı’nın ilkeleri aynen uygulanacak ve estetiğin eşya üzerindeki ifadesi olan süsleme sanatına önem verilecektir (Etike, 2001, s.73).

Mustafa Necati bakanlığı sırasında Güzel sanatlar alanında ciddi adımlar atar, bunlardan biri Mektep Müzesini kurmak olmuştur. Burası 1926’da “ Levazım ve Ders Araçları Müzesi” adıyla kurulmuş ve buranın müdürlüğünü 1935 yılına kadar İsmail Hakkı Tonguç yapmıştır (Etike, 2001, s.74). Bu müzede öğretmenlerin ihtiyaç duyduğu kitaplar, her dersle ilgili yardımcı araç gereçler, bunların nasıl kullanılacağını anlatan broşürler ayrıca öğrencilere yönelik hikâye kitapları, oyunlar, şarkılar bulundurulur ve okullara gönderilirdi. Ayrıca her ilden öğrenci ve öğretmenlerin yapmış oldukları resimler burada sergilenirdi (Telli, 1995, s.84). Mustafa Necati gittiği yurt dışı gezilerinden sonra özellikle sanat eğitimi üzerinde durmuştur, halkın sanata ilgiyi duymasında eğitim bakanlığına büyük görevler düştüğünü vurgulamış ve bakanlık yaptığı dönem içerisinde Sanayi-i Nefise Encümeni (Güzel Sanatlar Komisyonu) ve Sanayi-i Nefise Müdürlüğü (Güzel Sanatlar Müdürlüğü) kurmuştur (Güven, 2001). Bunun yanında 1 Temmuz -1 Eylül arasında Ankara’da Resim ve Elişleri öğretmenlerine yönelik olarak İş Prensiplerine Müstenit Tedrisat Kursu (İş İlkelerine Dayalı Öğretim Kursu) düzenlemiştir. Bu kursun öğreticileri Alman eğitimbilimcileri Frey ve Stiehler’dir.

Resim öğretmeni yetiştirmede M. Necati ve yabancı uzmanların yanı sıra İsmail Hakkı Baltacıoğlu, İsmail Hakkı Tonguç’un da bu alanda emekleri çok

(29)

olmuştur. İsmail Hakkı Baltacıoğlu, 1908’ de İstanbul Öğretmen Okulu’na Yazı öğretmeni olarak başlar. 1910 yılında ise Fransa, İngiltere, Belçika, İsviçre ve Almanya’ ya gönderilir. Buralarda bir yıl süren araştırmalar yapar, reform okullarını ziyaret eder ve çağdaş eğitim akımlarının temsilcileriyle tanışır. Yurda dönüşünde yapmış olduğu konferanslar ve yazmış olduğu kitaplarla öğrendiklerini yaymaya başlar (Ergün, 1996,s. 9).

Türk tarihinin yetiştirmiş olduğu en büyük eğitimcilerden biri olan İsmail Hakkı Baltacıoğlu, ulusal bilincin oluşmasında sanat ve sanat eğitimine büyük yer vermiştir. Ona göre Sanat eğitimi bireye ve topluma: ulus olma bilinci, kalkınma, yaratıcılık, çalışma prensibi kazanma (üretme), birleştirici bir kuvvet olmayı kazandıran önemli bir olguydu (Telli, 1996, s. 89). Baltacıoğlu 1929 ile 1930 yılları arası gibi kısa bir süre Gazi Eğitim Enstitüsü’nün müdürlüğünü de yapmış, bu süre içinde GEE’nin bütün bölümlerinin programlarına Resim ve Elişleri derslerinin konulmasını sağlamıştır (Etike,1995, s.59).

Türk resim eğitiminde etkili olmuş diğer önemli eğitimci ise İsmail Hakkı Baltacıoğlu’nun öğrencisi İsmail Hakkı Tonguç’tur. Tonguç öğrenimine Kastamonu’da başladığı Öğretmen Okulunu 1918’de İstanbul’da bitirir. Öğrenimi sırasında başarısından dolayı öğretmenlerinin dikkatini çeken bir öğrenci olmuştur hep. Okul bitiminde öğretmenlik alanında kendisini geliştirmek üzere sanat eğitimi için Almanya’ya gider (Özdemir, 1995, s. 12). Döndükten sonra orada yapmış olduğu araştırma ve çalışmalar sonucunda eğitimin alanında edindiği yepyeni bilgileri ülkesinde uygulamaya ve yaymaya çalışır. Bunun için ne gerekiyorsa yapar.

Tonguç için uygulamaya geçilmeyen bilgi boş ve geçersizdir. Sağlıklı bir eğitimde bilgi vermek iş yapmakla mümkündür. Uygulama yapmak bilgiye ulaşmada en etkili ve kısa yoldur. “ Bilmek demek Yapmak demektir” ( Telli, 1995, s. 81). O çağdaş bir ülke yaratmada, taklitten uzak, çalışkan, problemlere doğru çözümler bulabilen, bağımlı değil özgür bir biçimde üretebilen bireylerin yetişmesinde sanat eğitiminin ön koşul olduğuna inanıyordu. Sanatı bir süs olmaktan çıkartıp insanların yaşam biçimi haline getirmeye çalışıyordu (Telli, 1995, s. 86).

(30)

Tonguç’un çabaları sonucunda sanat eğiticisi yetiştiren bir okulun açılmasına karar verilir. Fakat okulun öğrenim verecek elemanları olmadığından ülkedeki ilköğretmen okullarından mezun beş kişi; Malik Aksel, Hayrullah Örs, İsmail Hakkı Uludağ, Şinasi Barutçu ve Mehmet Ali Atademir sınavla seçilir ve eğitim almak üzere 1928’de Berlin’e gönderilir. 1932 yılında bu beş kişinin eğitimi biter. Yurda döndükten sonra Mehmet Ali Atademir hariç diğerleri sonuna kadar Tonguç’la çalışmaya başlar. Bu ekiple 1932 yılında Gazi Terbiye Enstitüsü içinde ( başka bir bina olmadığından dolayı) Resim-İş Bölümü kurulur (Telli, 1995, s.87). Almanya’da seramik ve heykel eğitimi gören Hakkı İzzet ve Fransa’da resim eğitimi gören Refik Epikman’nın katılmasıyla 1934 yılında bölümün öğretim kadrosu da tamamlanmış olur. Resim-İş Bölümünün ilk programları da bu kadro tarafından hazırlanmıştır (Özsoy, 2003,s.73).

İsmail Hakkı Tonguç gerek öğrenimi için gerekse de atandığı kurumlardaki resmi görevler gereği gittiği Avrupa ülkelerinden boş dönmemiş, yepyeni düşünceler ve yeniliklerle dönmüştür. Eğitimde, ezber anlayışı yerine yaparak, yaşayarak öğrenmeye önem vermiş, eğitim ve öğretimin öğrenci merkezli olması inancını taşımıştır. Ona göre öğrenme masa başında değil ancak işin içinde bulunarak gerçekleşebilir (Özdemir, 1995, s. 12). Eğitimde uygulamanın önemini ve insan eğitimi üzerinde etkisini Tonguç’un eğitim felsefesinde rahatlıkla kavrayabilmekteyiz.

1934–1935 eğitim ve öğretim yılında Gazi Eğitim Enstitüsü Müdür Vekilliği görevi sırasında Gazi Lisesi’ni enstitüdeki öğrenciler için bir nevi uygulama okulu haline getirmiştir. Yapmış olduğu bu çalışmalar gözden kaçmamış ve dönemin Milli Eğitim Bakanı Saffet Arıkan tarafından 1935 yılında İlköğretim Genel Müdürlüğüne vekâleten atanmıştır. Aynı yıl Hasan Ali Yücel Milli Eğitim Bakanlığına atandıktan sonra da İsmail Hakkı Tonguç İlköğretim Genel Müdürlüğüne asaleten atanır. Görevine olan aşkı ve bağlılığı onu ülkedeki her köyü ve vatandaşı eğitimle buluşturmaya götürmüş ve bu doğrultuda önceleri köylerde eğitmen kursları açmış sonrasında da bunların sayısını arttırarak köy enstitülerine dönüştürmüştür. Onun en büyük hedefi eğitim yoluyla memleketin en ücra yerlerine ulaşmak ve buradaki

(31)

insanlara ihtiyaç duydukları meslekler doğrultusunda eğitim vermektir. Yani her vatandaşına hakkı olan eğitim olanaklarını tanımaktır (Özdemir, 1995).

Genel müdürlük yaptığı dönem içerisinde binlerce ilkokul öğretmeni ve eğitmen, yüzlerce sağlık personeli yetiştirilmiş, bir o kadar ilkokul yaptırılmış ve 20 tane köy enstitüsü kurulmuştur. Tonguç’un halkını aydınlatma ülküsü köy enstitüleri ile özdeşleşmiş ve döneminde bir destan yaratmıştır. Onun eğitim anlayışında insan da, düşünen, sorgulayan, yaratıcı ve savaşımcı bir yaşam felsefesi yaratmaktı (Gökçora, 2007, s.7). Ancak zamanla Tonguç’un bu uğraşları dönemin politik çevrelerince bir tehdit unsuru haline gelmiş, büyük savaşlar vererek kurmuş olduğu enstitüler zamanla (1947–1948) kapatılmıştır (Özdemir, 1995 s.19).

Resim dersinin okullarda verilmesi ve resim öğretmeni yetiştirmenin cumhuriyet döneminde yoğunluk gösterdiğini, Atatürk’ün çağdaşlaşma yönündeki hızına paralel bir biçimde gelişim gösterdiğini görürüz. Ancak 1938’lere gelindiğinde bu çabaların yavaşladığını eğitimde geleneksel bir disiplin anlayışı hakim olmaya başlar ve resim derslerinin sayısı azalır. Sosyal bilimlere ağırlık verilir. 1949’a kadar programda resim dersini sayısı değişmemiş, ayrıca Atölye ve İş Bilgisi gibi derslere de yer verilmiştir. Ancak sürenin ve öğretmenin azlığından dolayı bu alanda istenen başarı gösterilememiştir (Özsoy, 2003, s.73).

1957’de 976 sayılı tebliğler dergisinde Liselerde resim dersi biraz daha genişletilmiş, programa; dekoratif resimler, grafik çalışmaları, şematik resimler gibi konularda eklenmiştir. 1974’te 9. Millî Eğitim Şûrası’nda ise orta öğretim kurumlarındaki sanat eğitiminin eğitsel kol etkinlikleriyle desteklenmesini ve resim dersinin liselerde seçmeli dersler arasına alındığı belirtilmiştir (Alakuş, 2003).

1990’lı yıllarda ilk ve orta dereceli okullarda programlar geliştirilmeye çalışılmış. Değişiklikler uygulamaya konulmuştur. MEB tarafından ilköğretim Resim-İş Dersi, Liseler ve Öğretmen Liseleri içinde görsel sanatlar programları hazırlanmıştır. Programda ilköğretim resim dersi 1. sınıftan 3. sınıfa kadar ders saati haftada 80 dakika, 4. sınıftan 8. sınıfa kadar ise haftada 40 dakika, Liselerde ise

(32)

seçmeli olarak haftada 80 dakika olarak belirtilirken, Öğretmen Liselerinde ise üç yıl boyunca seçmeli olarak ve 240 dakika olarak belirlenmiştir (Özsoy, 2003, s.76).

2006 yılında İlköğretimde Resim-iş dersinin adı ve programı değişmiştir. İlköğretim Genel Müdürlüğünün 10.08.2006 tarih ve 17827 sayılı teklif yazısı üzerine Talim Terbiye Kurulunda görüşülen “İlköğretim Görsel Sanatlar (1–8. Sınıflar) Dersi Öğretim Programı”nın, 11.09.2006 tarih ve 351 sayılı karar ile 2006–2007 Öğretim Yılından itibaren 1, 2, 3, 4, 5 ve 6. sınıflardan başlamak ve kademeli olarak uygulanmasına karar verilmiştir.

1.5. Resim-İş Dersinin Orta Öğretim Düzeyindeki Sorunları

Genelde insan; çizim yapmaktan, boyamaktan, herhangi bir malzemeyle bir şeyler yaratmaktan haz alır. Hatta bunları yaşantımızın ilk yıllarında (çocukluk) daha fazla ve zevk alarak yapmışızdır. Örneğin çoğumuz kalemi alıp odalarımızın duvarlarına ya da gördüğümüz her zemine bir şeyler karalamış, çamurla oynamış, kuma bir şeyler çizmiş ya da kumdan bir şeyler inşa etmeye çalışmışızdır. Tüm bunları başkalarının direktifleriyle değil, hatta çoğu ebeveynimizin engellemelerine rağmen, içimizden gelerek ve çok fazla zevk alarak gerçekleştirmişizdir. Bu davranışlar aslında bireyin merak, arama, öğrenme ve hatta yaratma isteğiyle ortaya çıkan doğal davranışlarıdır. Belki de birçoğumuz çocukların yapmış olduğu bu davranışların bilişsel, fiziksel ve kişisel gelişimleri için çok önemli olduğunu, bu tür davranışların engellenmemesi gerektiğini çok sonraları fark etmişizdir.

Ancak ileriki yaşlarda bu tür etkinliklerle uğraşmak çocukluk yıllarındaki kadar zevk verici olmamaktadır. Çok ilginçtir ki birçok kişi sanatla uğraşmayı zevkli bir uğraş olarak benimsememektedir. Bunun nedenleri arasında, okul yıllarında sanat eğitimi verilmemiş olması, verilse bile sanat eğitiminin katı veya yetersiz bir eğitim anlayışı içinde verilmeye çalışılması ve bunun sonucunda da sanat yeteneğinin körelmiş olması yatmaktadır. Birçok kişi sanatsal etkinlikleri karmaşık, yetenek

(33)

isteyen kişisel bir uğraş olarak değerlendirip bu tür etkinlikleri uzaktan izlemekle yetinmektedir (Erbay, 1998, s. 64).

Sanat eğitimi dersi adı altında okullarda verilen Resim-İş (Görsel Sanatlar) dersi ile ilgili olarak öğrenciler, veliler idareciler ve hatta öğretmenlerin bir kısmı bu dersin gereksiz ve önemsiz bir ders olduğu kanısındadır. Resim dersi genellikle zor derslerden sonra öğrencinin stres attığı bir ders olarak algılanmaktadır. Bu da çoğunlukla resim dersinin işleyişini zorlaştırmakta ve öğretmenin yükünü ağırlaştırmaktadır. Halkımızın resim dersine karşı bu kadar ilgisiz olmasında başka nedenler de yatmaktadır. Bunlardan bazıları şöyle sıralanabilir:

1.5.1 Sanat eğitimi derslerinin bir el uğraşı olması düşüncesi:

Ne yazık ki yurdumuzda, genel olarak, resim-iş dersi adı altında görünen bu çalışmalarda büyüklere ait standartlar empoze edilmekte; çocuğun eli çalışılırken, zekâ, düşünce ve duyguları hiçbir zaman dikkate alınmamaktadır. Bu tek yönlü kısır öğretim ortamından sonra, kendini, çok yönlü, karmaşık, teknolojik ve bilimsel problemler ile örülü, modern yaşam ortamında bulan genç, bocalamakta ve topluma uyum sağlayamamaktadır (Gökaydın, 1990, s.5).

Halkımız arasında resim dersine olan bakış açısı genellikle diğer derslerden daha farklı olmuştur; renk, çizgi, form, doku, uzam vb. gibi değerlerle (sanatsal tasarımlarla) uğraşmanın fazla düşünmeyi gerektirmediği anlayışı hâkimdir. Buna paralel olarak da ussal uğraşların işlev alanın zekâ, el uğraşının ki ise yetenektir; önemli problemleri çözmede zekâ rol alırken, güzel resim ve heykel yapma da ise zekânın şart olmadığı bunun bir yetenek işi olduğu düşünülür. Buna rağmen gene de zekâ her zaman yetenekten üstün tutulmuştur (Kırışoğlu, 2002, s.5).

Zeka ile ilgili araştırmalar artık bu tarz yanlış kanıları bir tarafa atmakta ve Gardner’a göre zekanın sadece matematiksel veya sözel olmadığı, yedi farklı zekadan bahsedildiği görülmektedir. Bunlar; sözel(dilbilimsel) zeka, müzik zekası,

(34)

görsel-uzamsal zeka, matematiksel-mantıksal zeka, bedensel zeka, kişiler arası (sosyal) zeka, benlik (kendine dönük) zekasıdır. Ayrıca insanlar bu alanlardan birinde üstün bir başarı gösterirken diğerinde bunu gösterememektedir ( Bacanlı, s.87). Yani bir insan matematik alanında çok başarılı olabilir ama bu resim alanında veya diğer alanlarda da başarılı olduğu anlamına gelmez.

Ancak ülkemizde hala bazı derslere sanatla ilgili derslerden daha fazla önem verilmektedir. Buna uygun bir örnek verecek olursak Ayşe Aslı Yoleri’nin (2006) “ Ortaöğretimde Sanat Eğitiminin Gerekliliği Konusunda Resim Öğretmenleri, Okul İdarecileri, Diğer Branş Öğretmenleri ve Öğrenci Velilerinin Görüşü” konulu yüksek lisans tezinde öğrenci velilerine uygulamış olduğu ankette “ Çocuklarınızın öncelikle hangi derslerden başarılı olmasını istiyorsunuz” sorusuna, velilerin % 46.16’sı matematik, fizik ve kimya derslerini, yine % 46.16’sı edebiyat, matematik ve İngilizce derslerini, % 2.56’sı başka ( matematik, fizik, kimya, edebiyat, İngilizce) seçeneğini seçerken velilerin ancak % 2. 56’sı resim, müzik ve İngilizce seçeneğini tercih etmişlerdir. Bu anketten sonuç olarak öğrenci velilerinin % 92. 32’si çocuklarının matematik, fizik, kimya, edebiyat ve İngilizce derslerinden başarılı olmalarını istedikleri ortaya çıkmaktadır.

Öğrenci velilerinin neden bu şekilde düşündüklerini anlamaya çalışırsak aslında onların bu tercihlerinde çokta haksız olmadıklarını görebiliriz. Çünkü günümüzde üniversite sınavı ve diğer öğrenci seçme sınavları öğrencilerin geleceğini belirlemekte ve ebeveynlerinin hayatını büyük ölçüde etkilemektedir. Maalesef bu ve buna benzer sınavlarda başarılı olmanın öncelikle matematik, fizik, kimya, edebiyat gibi derslerde başarılı olmaya bağlı olduğunu düşünen veliler tabii olarak bu dersleri tercih edeceklerdir. Sonuç olarak da sanat dersleri gereksiz görülmekte ve öğrencilerin boş zamanlarını değerlendirdiği, stresini attığı bir ders olarak algılanmaktadır.

(35)

1.5.2.Fiziki koşullar:

Okullarda Resim-İş dersi için ayrılan bir yer veya atölye yoktur. Sınıflar dersin işlenmesi için uygun olmadığından bazı çalışmaların çoğu planda yer almasına rağmen işlenememektedir. Örneğin; üç boyutlu çalışmalar, kille ve alçı ile yapılan çalışmalar sınıf ortamında yapılamamaktadır. Okul koridorlarında ve sınıflarda panoların yetersizliği, ayrıca öğrenci çalışmalarının sergilenmesine olanak verecek sergi salonlarının olmayışı öğrenci motivasyonu açısından olumsuzluklar yaratmaktadır.

Sanat eğitiminde fiziki koşulların yetersizliği deyince sadece okul ve sınıfla sınırlı kalmamak gerekir. Öğrencilerde sanat duyarlılığını geliştirmek sadece sınıf içindeki etkinliklerle değil sanatın icra edildiği mekânlar gezilerek de bu duyarlılık öğrenciye aşılanmalıdır. Genellikle sınıf içinde yaratıcılığı arttırıcı ortamlar sağlanmaya çalışılır. Ancak sınıf dışında yaratıcılık ortamı daha geniştir. Örneğin; galeri, müze, televizyon, radyo, kitap, dergi ve gazete ortamları en yaygın kullanılan ortamlardır. Bunlardan en etkili ortam görsel ve işitsel yönüyle televizyon, kullanım kolaylığı, taşınabilir oluşu, güncel haber özelliği ile de radyo ikinci sırayı alır. Kitap, dergi ve gazetelerde kullanım kolaylığı olmasına karşın ancak satın alma gücüne bağlı olarak kullanılan, kalıcı bilgi deposu ve sürekli ulaşılabilir kaynaklardır. Müzeler, ustaların yapıtlarını çok yakından görme, dokunma, inceleme olanağı sağlar. Galeriler de sürekli değişen sergilerle, daha yeni ve güncel sanat olaylarını takip etmek, bire bir sanatçılarla tanışma ve konuşma olanağı sağlar (Etike, 1995, s.55).

Etike (1995) sanat eğitiminde, sınıf dışı eğitim ortamlarının kullanımı ile ilgili şu önerilerde bulunur.

1. Gerek sınıf içinde, gerekse sınıf dışında ( okul, semt, kent, ülke düzeyinde) sanatsal ortamlar yeterince, kaliteli, eğitsel, ekonomik niteliklerde düzenlenmelidir.

(36)

2. Sanat eğitimi ortamlarının öğrenciler tarafından kullanımı denetimli bir düzenlemeyle sağlanabilir. Bu da eğitim kurumları yöneticileri ile sanat öğretmenlerinin işbirliği ile gerçekleştirilmelidir.

3. Sanat eğitimi ortamlarını kullanmak gençlerin yaşantısında bir alışkanlık durumuna gelebilmelidir.

4. Öğrencilere eğitim ortamlarını kullanabilecekleri zaman ayrılmalı, gereksiz bilgilerle yüklenen programlar ve ağır ödevlerle öğrenci bunaltılmamalıdır.

5. Sınıf içi eğitimle sınıf dışı eğitim kopuk olmamalı birbirini tamamlamalıdır.

6. Sınıf dışı sanat eğitimi ortamlarının kullanımına öğretmenlerce gereken önem verilmeli, sonuç sanat eğitimine uygun bir tavırla denetlenmeli, değerlendirilmelidir.

7. Öğrencilerin sınıf dışı eğitim ortamlarını bireysel kullanım alışkanlığı geliştirilmelidir.

8. Ortamları kullanmaya öğrencinin ilgisi çekilmeli, güdülenmelidir.

9. Sanat eğitimi ortamları sanat bilincini kazandırıcı ve geliştirici, sanatsal beğeni düzeyini yükseltici olmalıdır.

10. Sanat eğitimi ortamlarını kullanmak yoluyla gençlere seçtikleri meslek eğitimi dışında zevkle uğraşabilecekleri bir özel alanı tanıma, anlama, uygulama olanağı sağlanmalıdır.

(37)

1.5.3. Sosyo-ekonomik şartlar:

Sanat eğitimi (Resim-İş) derslerinde kullanılan malzemelerin çeşitliliği ve maliyeti, maddi durumu iyi olmayan bazı aile çocuklarının derse malzemesiz gelmesine neden olmakta, bu da Resim dersinin işlenişini ve amacına ulaşmasını engellemektedir.

Handan Bülbül’ün (2003) Sınıf Öğretmenlerinin “Resim-iş Dersine Yaklaşımlarının İncelenmesine Dayalı Bir Çalışma” Konulu Yüksek lisans Tezi için yapmış olduğu ilgi ve tutum ölçeğinde “ Resim-iş dersinde kullanılan malzemelerin öğrencilere gereksiz maddi bir külfet gerektirdiği” ne yönelik olarak tutumlarının (x= 3. 74 ) ortalama ile katılıyorum düzeyinde yer aldığı görülmektedir. Buradan

dersle ilgili malzemelerin pahalı olmasının öğretmenlerin resim dersine karşı tutumlarını etkilediği sonucuna ulaşılabilir.

Yine ailelerin, sosyal ve kültürel düzeyinden dolayı genellikle sanatsal derslere karşı dar bir tutum içerisinde olduğu görülmektedir. Sanat hala birçok kişiye göre sakıncalı bir alandır. Anne-babalar, okul yöneticileri ve resim öğretmenlerinin dışındaki diğer öğretmenlerin sanata bakış açıları bu yönde olmuştur hep. Kimi ebeveynler çocuklarının yetenekli olduklarını görseler bile bunun sadece hobiden öteye geçmemesini tercih etmekte ve genellikle gelecek kaygısı ile onları daha kazanç getiren mesleklere yönlendirmektedirler (Kırışoğlu, 2002, s. 7).

Bununla ilgili olarak 1993 yılında Aylin Bayram’ın “Ortaokul Çağı (12-15 Yaş) Çocuğunun Resim- İş Dersine Bakış Açısını Belirleyen Etkenler” konulu yüksek lisans tezi için ortaokul öğrencilerine uygulamış olduğu bir ankette “ Ailem resimle uğraşmamı istemiyor” sorusuna öğrencilerin % 89,8 gibi büyük bir çoğunluğu “evet” demiştir. Öğrenci tutumlarında ailenin ne kadar önemli bir faktör olduğu ortaya çıkmıştır.

(38)

1.5.4. Programdan kaynaklı sorunlar: a- Ders saatlerinin azlığı:

Resim dersi Ortaöğretimde (lise) ve ilköğretim 1.2.3. sınıflarda iki ders saati, ilköğretim 4.5.6.7.8. sınıflarda ise 1 ders saati olarak verilmektedir. Bu da öğrencilerin derse hazırlanmasını sağlayacak süreyi bile karşılamamaktadır. Öğrencilerin bu dersin önemini kavrayabilmeleri için özellikle geniş bir zaman içerisinde etkinliklerini yapmaları gerekmektedir. Bu etkinlikleri yaparken dar bir zaman zarfında çalışmalarını yetiştirmeye çalışmaları dersin amacına ulaşmasını yani ortaya bir ürün çıkarırken zevk almalarını mümkün kılmamakta; bilakis çalışmalarını kısıtlı bir zaman zarfında tamamlama çalışmaları onları kaygılandırmakta ve daha çok strese sokmaktadır. Bu da öğrencilerin resim dersine karşı az da olsa olumsuz bir tutum geliştirmesine sebep olmaktadır.

b- Resim dersinin seçmeli ders oluşu:

Liselerde seçmeli resim dersi, gençlerimizin hemen yarısının hiç görsel sanat eğitimi görmeden yüksek öğretime gitmesine neden olur. Müzik ya da resim gibi iki sanat dalından birini seçmek zorunda bırakılan gencin bu alanları seçme biçimi de gerçek istek ve yetenek doğrultusunda olmamaktadır (Kırışoğlu, 2002, s.8).

c- Yöntem ve konu seçimi

Her hafta ayrı bir tekniğin ve konunun işlenmesi projelerin birbirleriyle bağlantısız olmasına neden olmaktadır. Bir hafta kil ile çalışan öğrenci, diğer hafta boya ile renk çalışması yapar, sonraki hafta ise baskı çalışması yapar. Bu tür etkinlikler öğrencinin ilgisini çeker ve güdülenmeyi arttırır, ancak uygulama, bilgi ve kavramlar birbirleriyle ilintisiz bir hale geldiği zaman sonuçta gerçek bir öğrenme ortaya çıkmaz ve öğrenilen şeyler uzun süreli olmaz. Oysa sanatta öğrenme oldukça karmaşık olmasına rağmen gene de belli bir sıralama gerektirir. Bu süreçte kimi öğrenmeler zaman gerektirebilir. Kimi çalışmalar da çok tekrar gerektirir. Genelde

Referanslar

Benzer Belgeler

AFE’yi alıp almama durumlarına göre Fen Bilimleri dersine yönelik tutum puan ortalamaları AFE’yi alan öğrencilerin, AFE’yi almayan öğrencilerin puan ortalamalarına göre

Çalışmamızda öğrencilerin yaş gruplarına göre bilgisayara yönelik tutumları karşılaştırıldığında 12 yaş ile 14 yaş grubu arasında anlamlı fark olduğu (p=0,01),

Sonuç olarak, hastanemize idrar yolu infeksiyonu ile başvuran çocuk hastalardan izole edilen bakterilerde antibiyotik duyarlılık oran- larının diğer çalışmalara göre

Beckett, just like Lacan, not only questions the role of language to represent the outside world and the assumed link between the signifier and the signified but

Conclusion(s): These findings indicate that MI-R leads to damage of testis tissue and sperm motility, and melatonin protects against MI-R-induced reproductive-organ injury.

Sonuçlar, çalışanların öz yeterlilik algılarının ve risk alma eğilimlerinin ortalamanın üzerinde, yenilikçi davranışlarının ise yüksek düzeyde olduğunu

Bu çalışmada, organik tavukçuluk üzerinde durularak, örnek olarak Sivas koşullarında organik etlik piliç üretiminde kullanılmak üzere oluşturulan mera

Tablo-31’de sunulan GOÜ’ler için değişkenlerin birinci farklarına göre birim kök analizi sonuçlarına bakıldığında, yüksek teknoloji ihracatı (ΔLnHTEX),