Asis. Ömer ÇAPAR
\
Eskiçağ Tarihi araştırmaları arasında Eski-Batı (Roma.Hellen) tarihine ilişkin çalışmaların y~rdumuzda ilerlediğini söylemek ne y,azık-ki mümkün değildir. Bu saha şimdiye değin ge,reğince değerlendiril-memiş ve ihmale uğramıştır. Özellikle öğretim kitabı niteliğine sahip, üniversitelerimizin tarih eğitimi gören şubelerinqe okutabiiinecek sö,Z konusu saha ile ilgili eserler bir elin parmaklarinı geçmez. Ahcak bu kısır alanda son senelerde yeni yeni ışıklar parıldamaktadu. Örneğin, yaptığı titiz çalışmalarla ve verdiği değerli eserlerle kendine haklı bir övgü kazandıracakolan İstanbul Edebiyat Fakültesi Eskiçağ Ta-rihi öğretim üyesi ve kıymetli filolog Prof. Dr. Oktay Akşit'in uğraşı-ları bu türden çalışmalara yöneliktir. Gerçekten, daha önceleri Vergili-us'uiı "Aeneas" adlı eserinin 1, 2, 3 ncü kitaplarını Latince aslından Türkçeye kazandırmış ve Lykia Tarihi isimli 2 ciltlik eseri ile sahasın-daki hünerini kanıtlamış olan yazar,
1970
y-ılında yayımladığı Roma•. i
Imparatorluk Tarihinin M.S.
193-395
seneleri 'arasını içine alan2
nci cildi yanında, şimdi ortaya koyduğu aynı adlı eserin M.Ö. 27 - M.S.192
seneleri arasındaki devreye ilişkin1
nci cildi ile, Türkçede eksik-liği şiddetle duyulan düzenli ve anlaşılır' bir Roma İmparatorluk Ta-rihi vermiş bulunuyor.İçinde bulunduğumuz 20 nci yüzyıl, Türkiye için, Batı Avrupa uygarlığının temel unsuı;larını ve değerlerini tanıma, araştırma ve bu-radan bünyemiz için gerekli olanları alarak kendi öz' değerlerimizle bir özürnlemeye gitmek girişimICriyle dolu bir devre olarak özellikle karekteristiktir. Fakat Avrupa uygarlığıhı şimdiki görünümüyle algılamak sorunun önemini fark edememek veyahut umursamamak demektir. Bu bakımdan bu uygarlık ve kültürçevresinin ana direk-lerinden biri olan eski Roma dünyasını -diğeri eski Hellen dünyası-dır.- tüm boyutları ile bilmedikçe modern Avrupa uygarI~ğının öz
124 ÖMER ÇAPAR
varlığım değerlendirmenin de bir -anlamı olmayacaktır. Bundan do-layı, bu tanımak girişiminin en' kestirme ve en emin yolu, adı geçen antik uygarlıklardan bize kadar gelebilen çeşitli alanlardaki maddi ve manevi eserlerin Türkçe olarak okuyucuya, öğrenciye ve ilim çevre-lerimize kazandırılması ve tamtılması, ayrıca yeni telif eserlerin kale-me alınması olacaktır. Ne var ki, bu işler söylenildiği kadar yapılması. kolay işler değildir. Eskiçağ Tarihi araştırmalarının belki en zor tara-fı Grekçe ve Latince dil bilgisine hakim olmak zorunluluğudur. Çün-kü bu 'dilleri öğrenmek insanın senelerini alır. işte Hellen ve Roma tarihi yazmak bu yüzden bir beceridir. Böyleceyazarın bu sahifeler-de tlanıtmasını vereceğimiz eserinin ve yaptığı hizmetin sahifeler-değeri sahifeler-de ken-diliğinden ortaya çıkmaktadır.
Eser, genel çizgileriyle önsöz, birinci ve ikinci elden kaynakların gtmel dökümünü yapan bir bibliografya (s.
11-26)
ile metin olarak 5 bölümden (s.27-259),
her bölüm de ke~di içind~, imparatorların saİ-. tanat sürelerini kapsayacak şekilde kronolojik bir sıra içinde' ikinci dereceden kısımlardan ohışıriaktadır. Ayrıca kitabm sonunda impa-ratorların tahta çıkış ve tahttan düşüş tarihlerini İçerenbir kronolo-ji cetveli (s.261-262),
İndeks (s.263-269)
ve bir de harita yer allD:ak-tadır.Kitabının önsözünde yazar, Roma devletinin bircihan devleti (imperium Romanum) olduğu, Akdeniz havzasını siyasal egemenliği altına alarak sosyal, ekonomik" politik ve kültürel alanlarda köklü de'" ğişiklikler ve yenilikler meydana getirdiği imparatorluk ç!lğının öne-ınine değindikten sonra haklı olarak böyle bir eserin Türkçede ilk kez olarak yayımlandığını ve özellikle öğrenciler ile Türk okuruna yönelik olduğunu ifade etmektedir.
i nci bölüm lulius-Claudius hanedanına ayrılmıştır (s.
27-,-120)
ve, Octavianlis, Tiberius, Gaius, Claudius, Nero:nun sahanadarını ele almaktadır. Octavianus (M.Ö. 27 - M.S. 14) ile ilgili olarak yazar, im-paratorun yetişme yılları ile yetişme tarzı, triumvirlik görevi, anne tarafından dayısı olan lulius Caesar'ın katilleriyle olan mücadelesi, Kleopatra ve Antonius ile ilişkileri, Principatus vePrinceps terimleri-n~n' tanımı, imparatorun dış politikadaki başarıları, eyale'ııIerin idare biçimi, senatusun, atlı sınıfının, halkın ve ordunun bu zamandaki du-rumu, bizzat imparatorun paş rolünü oynadığı dinde reform hareketi, genel ahlak 'politikası, edebiyat ve sanat hareketleri ile çağıntanın-mış ozan ve yazarları hakkında özlü bilgiler vermektedir. Ve bu mü-nasebetle,
o
devirde bozulmaya yüz tutmuş olan Romalı ruhu ve ka-rakterini iyileştirmek amacıyla, imparatorun eski Roma'nın d~ğerve
dü~ünüşlerini nasıl canlandırdığına, gerek devlet adamlarını gerekse fikir adamlarını ve halkını bu gayesidoğrultusunda nasıl yetiştirdıği-ne, yani Roma'nın imparator Augustus'un eliyle genelolarak bir 'res-torasyon devrine girdiğine işaret edilmektedir. Yerıne geçen evlatlığı Tiberius (M.S. 14-37)'un, Augustus'un kendisine kalan mirası, sahip olduğu kişisel yetenekleri ile gereği gibi koruyup, hatta bazı ilerlemeler kaydettiği ifade ediliyor ve zamanın İç ve dış olayları anlatılıyor. Ya-zar, Tiberius'dan sonra tahta çıkan Giıius (M.S. 37-41)'un dengesiz tutum ve d~vranışları~dan ötürü hem iç politikada hem de dış politi-kada istikrarsız birhareket hattı izlendiğini söylemekte, fakat Cıa udi-us (M.S. 41-54) ile' imparatorluğun aydın bir idareci kafaya sahip olduğunu,ancak yönetirnde tutucu bir 'yol izlendiğini, bununla bera-ber imparatorun yeni birtakım yas)ılar ile toplumun ve vatandaşın durumunu sağlamlaştırma gayretlerınde bulunduğunu ifade etmekte-dir. Tarihin tanıdığı ilginç imparatorlardan biri olan Nero (M.S. 54--68)'nuİı, saltanatının ilk yıllarında ılıJIllı bir politika izlediği, ancak sonraları etrafındaki danışmanların entrikaları ile devlet yönetimin-den uzaklaşarak, tuhaf zevldere ve saplantılara düştüğü, bunun so-nucunda şahsı ile devlet içinde adeta bir tedhiş ortamı yarattığı, dış politikada ise barış ve savaş ilişkiferi arasında dalgalanan, uyumsuz bir siyaset izlediği belirtilmektedir. Burada yazar, meşhur Roma'nın yanışı olayına da (M.S. 64) yer vermekte ve bu olayda Nero'yu s~çsuz görmektedir. Zira kendisi bu yangında Roma'da olmadığı gibi yangın-da:ı;ısonra zarar gören kişilere yardım ve «:ıvıeritamir dahi ettirmiştir.,/
Eserin 2 nci bölümü, bir karışıklık devrinin özelliklerini ta'şıyan ve aynı yıl içerisi,nde (M.S. 68-69) dört imparatorun tahta çıkışına sahne olan "Dört İmparatOl'lar Yılı" adını taşımakta, birbirini izle-yen Galba, Otho, Yitel,lius ve Vespesianus'un imparatorluk tahtına çıkışı ile simgelenen bu deVl'in R~ma tarihi açısından olumlu bir geli-şim olıhadığı gibi önemli olaylara da sahne olmadığı kaydedilmekte-dir.
Vespesianus'un (M.S. 69-79) tahta oturması ile başlayan Flavi-us'lar Sülalesi'nin tarihini ele alan 3 ncü bölümde Titus, Domitianus ele alınmaktadır. Burada özellikle Vespesianus'un ileride Roma
ım-126 ÖMER ÇAPAR
paratorluğunun yıkıIış nedenlerindeı;ı birini oluşturan Cermen kavim-leriyle olan mücadelesine işaret edilmekte, dış politikada başarılı ol-duğu belirtilmekte ve saltanatı esnasındaki ordunun, maliyenin, inşa faaliyetinin, senatus'un durumu hakkında esaslı bilgiler verilmektedir. Yerine geçen imparator Titus'un zamanının sakin geçtiği, önemli o-laylara sahne olmadığı, aslında bizzat imparatorun kendisinin uysal karakterli bir ruha sahip olduğu ifade 'edilmektedir. Saltan~tı esnasın-da iki dikkate değer 'olay oııı:ı:uştur. Biri Vezüv volkanının patlaması (M.S. 79), diğeri Roma'nın M.S. 80 senesinde büyük bir yangın ile ha-rab olmasıdır ki imparator her iki olaydada çok müşfik davranarak felakete uğrayanlara her türlü yardımı yapmıştır. Bu arada Roma'-daki, Vespesianus'uı;ı başlayıp bitiremediği meşhur Colesseum'un da bu 'imparatorca tamamlandığı kaydediliyor. Kendisinden sonra tahta çıkan sefih Domitianus'un saltanatı Süresince Roma'nın ve eyaletle-rin korkulu günler geçirdiği, tam hir despotıik idarenin yerleştirildiği, senatusa karşı c~phe alındığı, imparatorun askeri yeteneklerininol. :inamasına rağmen Roma ordusunun gücü sayesinde dış olaylarda kıs-mi başarılar sağlandığı ifade edilmektedir. Son senelerinde.iyiden iyi-ye ~kIi dengesini kaybettiğinden, tutıarsız hareketlerinden gücenik olan kişilerce birçı;ık suikastlere maruz kaldığı ve bunlar-dan birinin başarıya ulaşma~ı ile öldüğü belirtiliyor. Ayrıca bu imparatorun sal-tanatı esnasında senatusun, maliyenin durumu da incelenmekte ve yö-netim değişiklikleri ile imparatorun yapı işleri ele alınmaktadır.
, 4 ncü bölümde "İmparatorluğun 'Genişlemesi" başlığı altında Ner-va, Traianus, Hadrianus incelenmektedir. Nerva'nın iİnparatorluk zamanının, Domitianus'un .toplumda yol açtıgı kötü izlenimleri yok etmek ile geçtıiğini, vatandaşın lehinde tedbirler getirildiğini, fakat
bu
ılımlı politikanın bizzat imparatorun şahsı için rahatsızlıklar do-ğurduğunu söylüyor. Roma imparatorları içinde ilk eyaletli imparator olduğu kaydedilen Traianus; iyi bir asker, yetenekli bir devlet adamı-dır. Dacia eyaletindeki Dac'lar ve Parth'lar ile olan b'aşarılı savaşları tanınmıştır. Yahudi isyanıarını bastırmakt~ki becerikliliği de ayrıca dikkate değer bir olaydır. Halkın yararına birçok kanunların çıkmasına ön ayak olduğu da belirtiliyor. Yerine geçen Hadrianus'un Grek ve Latin edebiyatIarı~l1 hazrnetmiş bir aydın olarak Traianus'un geniş. leme politikasını terkedip alınan yerlerdeki Roma süpremasisinin sağlamhiştırılması amacına yönelik bir siyaset izlediği ifad.e edilmekteve Doğudaki başarıları anlatılmaktadır. Bizzat kendis~in M.S.
121-125
ve128-133
seneleri arasında Roma' topraklarında yaptığı ilginç gezilere de yerverilmiştir. Yahudilerle ilişkileri, idari değişiklikler ve inşailt iş~eri de ele alınmaktadır.Eserin 5 nci ve son bölümü Antonius'lar Sülalesiyle ilgilidir. Sü-lalenin ilk üyesi olan .Antoniuus Pius'un İtalya ve eyiılet halkların~ sırtındaki ağır vergi yükünü hafiflettiği; Iİadrianus'un yapı faaliyet-lerini devam ettirdiği, yollar inşa ettirip eskilerini onarttığı,' eyalet--lerin idares~nde selefi Hadrianus gibi ılımh davrandığı belirtiliyor.
Fakat dış politikada işlerin idaresini kumandanlarına devrettiği kay-dediliyor. Kültür' faaliyetleri~ehız verdiği gibi, bunda b,izzat kendi-sini:rı de rol aldığı ifade ediliyor. İkinci imparator Marcus Aurelius'un tarih ve edebiyata meraklı bir idareci olduğu ve dış politikadaParth'-lara Roma hakimiyetini tanıtmakla bu alanda da yetenekli bir yöneti-,ci olduğu, Cerman kabileleriyle savaşlarında başarılı, bir siyaset
izle-yerek bu yerlerde de ;Roma egemenliğini lnırduğu anlatılıyor. Daha s0,llra imparatorun devlet mekanizmasındaki yaptığı değişiklikler kaydediliyor. İç isyanıarı bastırmadakibecerikliliği de ayrıca zikre değer. Sülalenin üçüncü ve son üyesi Commodus, kişi olarak fena ya-radılışlı, zalim ve saygısız bir kişi Qlarak tanıtılıyor. Dış politikada
\
geçici bazı ilerlemeler kaydetmesine rağmen iç politikada olumsuz davranışlarıyla nefretleri üzerinde topladığı, bu nefretlerin reaksiyo-nnndım korkarak devlet yönetiminden tamamen uzaklaşıp 'iplerin u-cunu kumandanıarına terketti~i, zevk ve sefahat !İçinde özellikle hak. sız cinayetlere yol açan tutumuyla iyice şuursuzlaşarak nihayet bir suikaste kurban git,tiği anlatılmaktadır.
5 nci bölümün son kısmında yazar, M.S. i ve II nci yü~yıllarda Roma'nın gerek toplum yapısında gerekse dev.let bünyesindeki yeni-likleri ve değişikyeni-likleri bir bütün ölarak özetbiçinıihde vermektedir. Bu münasebetle senatus ve Augustus 'un principatusluk döneminin özelliklerinedeğinerek atlı sınıfı (Equites), ordu, imparatorluğun eko-nomik manzarası, edtıhiyat ve, sanat hakkında derli toplu bilgiler ver-mektedir~
, '.
Neticede bu eser, gerek ko~uları~ ele alınışindaki düzenlilikle ge-rekse anlatımın sadeliği ve açıklığı ile Edebiyat fakültelerinin Eski-çağ Tarihi kolundaki bir boşluğu doldurmaktadır. İçindekilerle,
ö-128 ÖMER ÇAPAR
zellikle imparatorların Anadolu politikaları ile de bu sahalarda çalı-şacaklara yeni araştırmalar yapmak f~r,satını verebilecek bir nitelik. tedir. Roma tarihinin ilginç devrelerindenbiri olduğu kadar olayların ( çokluğu ve karmaşıklığı ile de dikkat çeken bu zamanı" yazarın kro. Ilolojik bir' sıra 'içinde vermesi ve olayları olabildiğince kısa ve özlü olarak a'nlatması ayrıca eserin başka bir özelliğini yansıtmaktadır.
/