• Sonuç bulunamadı

İslam Hukuku'nda ve Osmanlı uygulamasında Şûra

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "İslam Hukuku'nda ve Osmanlı uygulamasında Şûra"

Copied!
229
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

T.C.

SELÇUK ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ KAMU HUKUKU ANABİLİM DALI TÜRK HUKUK TARİHİ BİLİM DALI

İ

SLAM HUKUKUNDA VE OSMANLI

UYGULAMASINDA ŞÛRA

DOKTORA TEZİ

Danışman Prof. Dr. Gül AKYILMAZ Hazırlayan Nuran KOYUNCU 014134001003 KONYA – 2006

(2)
(3)

KISALTMALAR ...II

GİRİŞ ...1

BİRİNCİ BÖLÜM

Ş

ÛRA KAVRAMI VE İSLAM DIŞI TOPLUMLARDA ŞÛRA PRENSİBİNİN

GELİŞİMİ

I. ŞÛRA (İSTİŞARE) KAVRAMI...6

A. GENEL OLARAK ŞÛRA(İSTİŞARE) ...6

B. ŞÛRA KAVRAMININ KAPSAMI...8

II. ESKİ HUKUK SİSTEMLERİNDE ŞÛRA...10

A. ESKİ UYGARLIKLARDA ŞÛRA ...10

1. Eski Mısır’da Şûra (Firavunun Şûrası) ...10

2. Eski Yunan’da Şûra ...11

a. Devlet Yapısı ...11

aa. Isparta Şehir Devleti ...12

bb. Atina Şehir Devleti...12

b. Eski Yunan’da Şûranın İzleri ...13

3. Eski Roma’da Şûra ...14

a. Devlet Yapısı ...14

b. Eski Romada Şûranın İzleri...16

4. Arap Cahiliye Döneminde Şûra...17

a. Arap Cahiliye Döneminde Devlet Yapısı...17

b. Cahiliye Araplarında Şûranın İzleri ...19

5. Sebe Kavminde Şûra...22

B. İSLAMİYET ÖNCESİ TÜRK DEVLETLERİNDE ŞÛRA...23

1. İslamiyet Öncesi Türk Devletlerinin Yapısı ve İşleyişi ...23

2. İslamiyet Öncesi Türk Devletlerinde Şûra Prensibi ...24

İ

KİNCİ BÖLÜM

İ

SLAM HUKUKUNDA ŞÛRA

I. İSLAM HUKUKU ...31

II. İSLAM HUKUKUNDA DEVLET VE HALİFE ...33

A. İSLAM HUKUKUNDA DEVLET ...33

B. DEVLETİN TEMEL ÖZELLİKLERİ ...36

C. İSLAM DEVLETİNDE SİYASİ İKTİDAR (HALİFE) ...37

III. ŞÛRANIN KAYNAKLARI ...41

A. KUR’AN-I KERİM’DE ŞÛRA...41

B. SÜNNET’DE ŞÛRA...43

C. ŞÛRANIN KAYNAĞI OLARAK İCMA ...47

D. ŞÛRANIN KAYNAĞI OLARAK KIYAS...49

E. TALİ KAYNAKLARDA ŞÛRA...50

IV. ŞÛRA MECLİSİ ...51

A. ÜYELERİ...53

1. Üyelerin Belirlenmesi ...53

a. Müslüman Olma Şartı ...56

b. Kadının Durumu ...56

2. Şûra Yapılacak Kişide Bulunması Gereken Özellikler...58

a. Rüşd...58

(4)

c. Bilgi...59 d. Tecrübe...59 e. İhtisas...60 f. Adalet...60 g. Güvenilir olmak ...60 h. Din ve Takva...61 3. Üyenin Görevleri ...61 B. ŞÛRANIN KONUSU ...62

1. Şûranın Konusunun Sadece Savaşa İlişkin Olabileceğini İddia Edenlerin Delilleri ...62

2. Şûra Emrinin Genel Olduğunu İddia Edenlerin Delilleri...63

3. Değerlendirme ...63

C. ŞÛRA MECLİSİNİN GÖREVLERİ ...64

1. Devlet Başkanının Seçimi ve Azli...64

2. Yasama ve Yürütme...68

3. Denetim ...69

D. ŞÛRA KARARLARINA BAĞLANAN SONUÇ...70

1. Hakem Yolu...70

2. Çoğunluğun Görüşünü Esas Alma...70

3. Devlet Başkanının Görüşünün Esas Alınması...71

4. Görüşlerin Değerlendirilmesi ...71

V. İSLAM HUKUKUNDA ŞÛRANIN GELİŞİMİ ...72

A. HZ. PEYGAMBER DÖNEMİ ...72

1. Mekke Dönemi Devlet Yapısı ...72

2. Medine Dönemi Devlet Yapısı ...73

3. Hz. Peygamber Döneminde Şûra...75

B. HÜLEFA-İ RAŞİDİN DÖNEMİ...77

1. Devlet Yapısı ...77

2. Dört Halife Döneminde Şûra...79

C. EMEVİLER VE ABBASİLER DÖNEMİ ...81

1. Devlet Yapısı ...82

2. Emeviler ve Abbasiler Döneminde Şûra...83

a. Divan-ı İnşa...85

b. Divan-ı Mezalim ...85

c. Divan-ı Berid ...86

d. Divan-ı Cünd ...86

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

OSMANLI DEVLETİ’NDE ŞÛRA PRENSİBİ

I. OSMANLI DEVLETİ’NİN HUKUK SİSTEMİ ...88

II. OSMANLI DEVLETİ’NDE ŞÛRA PRENSİBİNİN KÖKENLERİ...90

III. OSMANLI UYGULAMASINDA ŞÛRA ...93

A. NASİHATNÂME VE TARİHLERDE ŞÛRA PRENSİBİ...94

B. OSMANLI DEVLETİ’NDE YÖNETİCİ SINIFIN ŞÛRA UYGULAMASINDAKİ YERİ ...99

C. ŞÛRA KURULU OLARAK DİVAN-I HÜMAYUN ...105

1. Divan-ı Hümayun’un Üyeleri...111

a. Vezir-i Âzam...112

b. Kubbe Altı Vezirleri...118

c. Nişancı...119

(5)

e. Kaptan Paşa...122

f. Yeniçeri Ağası...123

g. Rumeli Beylerbeyi ...124

h. Kadıaskerler...124

2. Divan-ı Hümayun’un Yetkileri...125

a. Hukuki Yetkiler...125

aa. Yasama...125

bb. Yürütme ...126

aaa. Atama (Tevcih İşleri) ...126

bbb. İdari Denetim İşleri ...127

ccc. Diğer İdari İşler...127

cc.Yargı ...127

b. Divanın Dış İşlerdeki Yetkileri...130

c. Divanın Mali Alandaki Yetkileri ...131

3. Divanın Çalışma ve Karar Verme Usulleri ...132

a. Toplantı Yeri ve Hazırlığı...132

b. Toplantı ve Görüşme...133

4. Divan-ı Hümayun’un Devlet Teşkilatındaki Yeri ...135

5. Divan-ı Hümayun’un Şûra Meclisi Niteliğinin Değerlendirilmesi ...136

D. OSMANLI DEVLETİNDEKİ DİĞER DİVANLARIN ŞÛRA GÖREVİ ...142

1. İkindi Divanı...142

2. Cuma Divanı...148

3. Çarşamba Divanı ...149

4. Paşa Divanı...150

5. Ağa Divanı ...152

6. Kaptan Paşa Divanı...153

7. Ayak Divanı...153

8. Meşveret Meclisleri ...154

IV. ŞÛRA KARARLARI ...157

A. ŞERİAT DIŞI UYGULAMALARIN MEŞRULUĞUNUN SAĞLANMASI...158

B. PADİŞAHIN BELİRLENMESİ VE HAL’İ...162

C. ŞÛRA KARARLARININ DIŞ POLİTİKA ALANINDAKİ ETKİLERİ...165

1. İttifak ve Barış Görüşmeleri ...166

2. Savaş İlanı ve Hazırlıkları ...168

3. Dış Meseleler İle İlgili Şûra Kararları...169

D. MALİYE ALANINDA ŞÛRA KARARLARI ...170

E. DİĞER ŞÛRA KARARLARI ...171

V. ŞÛRA KARARLARINA BAĞLANAN HUKUKİ SONUÇ ...172

VI. III. SELİM DÖNEMİ VE SONRASI ŞÛRA KURUMUNUN GELİŞİMİ ...176

A. III. SELİM VE ŞÛRA...177

1. Nizam-ı Cedid’e Dair Lahiyalarda Şûra ...178

2. Dış Politika Alanında Şûra...180

3. İç Politika Alanında Şûra ...182

B. II. MAHMUT DÖNEMİ VE ŞÛRA...183

1. Meclis-i Vâlâ-yı Ahkâm-ı Adliye’nin Kuruluşu ...185

2. Meclisin Çalışma Esasları ve Görevleri...187

3. Meclis-i Vâlâ-yı Ahkâm-ı Adliye’nin Şûra Fonksiyonunun Değerlendirilmesi ...192

(6)
(7)

KISALTMALAR AE : Ali Emiri Tasnifi.

AÜSBFD : Ankara Üniversitesi Siyasal Bilimler Fakültesi Dergisi BOA : Başbakanlık Osmanlı Arşivi.

Bkz : Bakınız. c : Cilt. Çev : Çeviren. Ed : Editör. Haz : Hazırlayan. HH : Hattı Hümayun.

İA : İslam Ansiklopedisi (M.E.B. Yayınları) İAD : İslamî Araştırmalar Dergisi.

İÜEFT : İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih. İÜHFM : İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası. İÜHFM : İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası. MÜİFD : Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi. MÖ : Milattan Önce.

Nşr : Neşreden. No : Numara s : Sayfa. sy : Sayı.

ŞİA : Şamil İslam Ansiklopedisi. ŞS : Şeriye Sicilleri.

TAPK : Tevkiî Abdurrahman Paşa Kanunnamesi. TDVİA : Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi. TSMA : Topkapı Sarayı Müzesi Arşivi.

tsz : Tarihsiz.

TV : Takvim-i Vekâyi. vd : ve devamı. Vol : Volume.

(8)
(9)

GİRİŞ

İslam hukuku, İslâm dininin ortaya koymuş olduğu bir hukuk sistemidir1. İslam dini sadece inanç ve ibadet alanına ait kurallara sahip değildir. Günlük hayatı da içine alır ve bütün yaşam alanını kapsar2. İçerisinde hukuk kurallarının da bulunduğu ahlaki, itikadi, hukuki kuralların hepsi “şeriat” kavramı ile ifade edilmiştir3. Kuralları zaman ve mekânla

sınırlı değildir4. İslam hukukunun karşılığı olarak kullanılan kavram ise “fıkıh”tır5. Fıkıh ise ibadet, muamelat ve ukubat ana başlıkları altında incelenebilir. İslam hukukunun ana kaynakları Kur’an sünnet, icma ve kıyas’tır6. Müslümanlar eğer ana kaynaklarda bir hüküm varsa ona uymakla yükümlüdür. Ancak bu, İslam’ın her alanı ayrıntıyla düzenlemiş olduğu, hiçbir boşluk bırakmadığı anlamına gelmez. Yani İslam her devirde ortaya çıkabilecek muhtemel problemlere cevap vermemiş olabilir. İşte bu durumda, her nesle, cevapsız bırakılmış problemleri, o devrin gerektirdiği şekilde çözümleyebilme imkânı tanınmıştır7. Nitekim eğer bir konuda kesin bir hüküm yoksa ehil kişilerce içtihad yapılarak boşluklar doldurulmaya çalışılmıştır8.

1 NASR Hossein Seyyed, “Reflections on Islam and Modern Thought”, Alsarat (Quarterly Magazine), vol.

VI, no: I, London November 1979, s. 13; AYDIN M. Akif, Türk Hukuk Tarihi, İstanbul 2001, s. 31.

2 AHMAD Khurshid, The Muslim World, “Islam and Democracy: Some Conceptual and Contemporary

Dimensions”, vol. 90, no. 1&2, USA Spring 2000, s. 7; AL-MUNİFİ Abdullah Abdülaziz, Islamic Constitutional Theory, Virginia 1973, s. 366; CİN Halil-AKYILMAZ Gül, Türk Hukuk Tarihi, Konya 2003, s. 57; ÜÇOK Coşkun-MUMCU Ahmet-BOZKURT Gülnihal, Türk Hukuk Tarihi, Ankara 1996, s. 48.

3 CRANE Robert D, “The Esence Of Islamic Law”, The Journal Of Islamic Law, vol. 3, no. 2, Fall/Winter

1998, s. 185.

4 AL-MUNİFİ, s. 366.

5 Şeriat-fıkıh ayrımı tezimizin ikinci bölümünde incelenecektir. CİN Halil-AKGÜNDÜZ Ahmet, Türk

Hukuk Tarihi, Konya 1989, c. 1, s. 103; KARAMAN Hayrettin, Mukayeseli İslam Hukuku, c. 1, İstanbul 1986, s. 25; UMUR Ziya, Türk Hukuk Tarihi Dersleri, İstanbul 1993, s. 179, CRANE, s. 186; CİN-AKYILMAZ, Hukuk Tarihi, s. 57; ÜÇOK-MUMCU-BOZKURT, s. 49.

6 İcma için bkz. ABD RAHİM Rahimin Affandi, “The Concept of Ijma in Islamic Law: A Comparative

Study”, Hamdard Islamicus, vol. XVII, no. 2, Summer 1994 Pakistan, s. 91 vd; MAUDOODİ Syed Abul’Ala, Islamic Law and Constitution, “Fundementals of Islamic Constition, Pakistan 1955, s. 78 vd; HALLAQ B. Wael, A History Of Islamic Legal Theories, New York 1997, s. 1-2.

7 AL-MUNİFİ, s. 366.

8 İçtihad: Ana kaynaklarda (Kur’an ve sünnette) hüküm bulunmadığı zaman, içtihad yapmaya ehil kişilerin,

İslam hukuku kaynaklarını kullanarak yeni hukuki hükümler ortaya koymalarıdır. MUTAHRİ Murtada, “The Principle Of İjtihad İn Islam”, Alsarat (Six-Mounthly magazine), London Spring 1984, vol. X, no.1, s. 1 vd; RAHMAN Tanzilur, “Parameters Of Ijtihad”, Hamdard Islamicus, Pakistan April-June 1998, vol. XXI, no. 2, s. 99 vd; FARUQI Muhammed Yusuf, “Early Fuqaha on the devolopment of Ijtihad”, Hamdard Islamicus vol. XV, no. 3, Pakistan Autumn 1992, s. 5 vd; FARUQI Muhammed Yusuf, Ijtihad:

(10)

İslam hukukunun aslî kaynağı Kur’an’daki bir kısım hukuki hükümler, genel hukuk prensipleri tarzında, hukuk kurallarının temelini oluşturur. Bu hükümler çerçeve (genel) şeklinde olduğu için diğer kaynaklar ışığında açıklanması ve yorumlanması gerekmektedir. Ayrıntısını düzenleme yetkisi, Hz. Peygamber, İslam hukukçuları veya devrin yasama organına verilen, İslam hukukunun temel taşı diyebileceğimiz bu prensiplerinden biri de şûra’dır9. Şûra prensibi Kur’an’da yer almış ancak esasları düzenlenmemiştir.

İnsanoğlu toplumsal bir varlıktır. Yaratılışı gereği toplum halinde yaşayan insan, kendisinin üzerinde bir güç olarak kabul ettiği bir otoriteye daima sahip olagelmiştir. Ayrıca bütün toplumlarda otoritenin yanı sıra bir muhalefet cephesi var olmuştur. İnsanlığın ilerlemesini veya düşüşünü belirleyen faktörlerin başında; siyasî iktidarların, kendilerine itaat eden insanları yönlendirmeleri gelmektedir10. İşte bu sosyal mücadele içerisinde insanların birbirleriyle müşaveresi ve ortak hareketleri daima gündemdedir. Şûra prensibi, sadece İslam kamu hukukunun yönetim ile ilgili bir ilkesi olmadığı gibi, İslam’a özgü bir kavram da değildir11. Günlük yaşamı da kapsayan daha geniş bir anlam ifade etmektedir ve sosyal mücadelelerde sıklıkla müracaat edilen bir usuldür. Müslüman olmayanlar da birbirleriyle müşavere yoluna başvurabilirler12. Bu itibarla “şûra” (istişâre), kişinin kendisini ilgilendiren konularda bir başkasının görüşüne başvurması veya idârecilerin yönetilenlerin durumunu ilgilendiren konularda etrafındaki heyetle müşâverede (karşılıklı görüş alışverişinde) bulunması şeklinde iki cepheden ele alınabilir. Birinci durum, günlük yaşamdaki şûrayı, ikincisi ise, şûranın hukuki boyutunu ortaya koymaktadır.

Tezimizin birinci bölümünde, “şûra”yı kavram olarak açıkladıktan sonra, sadece İslam devlet yönetimi ile ilgili bir kavram olmadığını, günlük yaşamı da kapsayan daha geniş bir anlama sahip olduğunu ortaya koyduk. Yine bu bölümde şûranın İslamiyet öncesi

An Overview of Some Of its Methodologies”, Hamdard Islamicus, vol. XXV, no. 4, Pakistan October-December 2002, s. 7 vd.

9 CİN-AKYILMAZ, Hukuk Tarihi, s. 59; FARUQI Muhammed Yusuf, “Legitimacy of Authority in Islam A

study Of Early Modes Of Investiture”, Hamdard Islamicus, vol. XIX, no. 3, Pakistan Autumn 1996, s. 14; FAHAD Obaidullah, “Some Reflections on Islamic Political Theory”, Hamdard Islamicus, April-June 1999 Pakistan, vol. XXII, no. 2, s. 7 vd; GÜNENÇ Halil, “İslam, Şûranın Şeklini Zamana Bırakmıştır”, İslami Yönetimin Temeli Şûra, İstanbul 1992, s. 142; AHMAD, s. 2 vd.

10 Geniş bilgi için bkz. SÖNMEZ Abidin, Şûra ve Resûlullah'ın Müşaveresi, İstanbul, 1984, s. 17–19. 11 Hatta Bulut, şûra ilkesinin İslamiyet’e Araplardan geçmiş olduğunu savunmaktadır. BULUT Faik, Allah

Devleti’nde Demokrasi-Şeriat Düzeninin Eleştirisi, İstanbul 2004, s. 372.

12 NETTLER Ronald L; Islam, “Politics And Democracy: Mohamed Talbi and Islamic Modernism”, The

(11)

toplumlarda var olup olmadığını, bu toplumların sahip oldukları benzeri müesseselerin şûra müessesesini karşılayıp karşılamadığı gibi soruları cevaplandırmaya çalıştık.

Demokrasi, insan hakları, eşitlik gibi kavramlar günümüzde de önemini koruyan konulardır13. Her ne kadar demokrasi kavramının tek ve kesin bir tarifini yapmak zor olsa da kısaca “halkın, halk tarafından halk için yönetimidir” diyebiliriz14. Günümüzde demokrasinin unsurlarından biri olarak kabul edilen, “halkın yönetime katılımı” çeşitli vasıtalarla sağlanır. Bunlardan biri de yine halkın seçimi ile oluşmuş parlamentolardır. Günümüz parlamentosunun başlıca görevi, halkı temsil etmek, iktidarın ülke yönetiminde alacağı kararları denetlemek ve böylelikle ülke yönetiminin demokrasi kuralları çerçevesinde yürümesini sağlamaktır15. Araştımalarımız sırasında gördük ki; İslam hukukunda demokrasi var mıdır? İslamî yönetimde, eşitlik kavramı, insan hakları söz konusu mudur? gibi soruların cevabı aranırken hep “şûra prensibi” ile karşılaşılmaktadır16. İslam hukukundaki şûra meclisi ile Osmanlı Devleti’ne şûranın yansıması olarak gösterilen Divan-ı Hümayun ve diğer divanlar demokrasi ve hukuk devleti yolunda atılmış önemli bir adım olarak kabul edilmektedir. Şûra kavramının İslam-Osmanlı hukukundaki anlamının ve gelişiminin ortaya konması, bu açılardan büyük önem taşımaktadır.

Tezimizin ikinci bölümünde, öncelikle İslam hukuku ve İslam’da devlet ve iktidar kavramları üzerinde durduk. Daha sonra ise şûra meclisi, bu meclisin kimlerden oluştuğu ve almış olduğu kararların hukuki niteliğini inceledik. İkinci bölümün sonunda şûranın İslam tarihindeki gelişimine göz attık.

Tezimizin üçüncü bölümünde ise Osmanlı Devleti’nde şûra prensibinin nasıl şekillendiği ele alınmıştır. Bu inceleme yapılırken de Osmanlı hukuk sisteminin kendine özgü ikili yapısı göz ardı edilmeden konuya yaklaşılmıştır. Daha sonra ise Osmanlı Devleti’nde şûra üyelerinin kimler olduğu ve şûra uygulamaları incelenmiştir. Yine bu

13 “Demokrasi kelimesinin aslı 16. Yüzyılda ortaya atılan Fransızca bir kelime olan “democratie”dir.

Democrasi ise (democracy) Grekçe bir kelimedir. Kökü demos (insan) ve kratos (kural)dır.” AHMAD, s. 3.

14 LIJPHART Arend, Çağdaş Demokrasiler, (çev: ÖZBUDUN Ergun-ONULDURAN Ersin), Ankara 1984, s.

1; KAHVECİ Niyazi, Demokrasi ve İslam, Ankara 1995, s. 5 vd.

15 KUBALI Hüseyin Nail, Anayasa Hukuku Dersleri – Genel Esaslar ve Siyasi Rejimler-, İstanbul 1971, s.

354.

16 Ahmad, İslami demokratik yönetimin unsurlarını sıralarken şûra prensibini özellikle belirtmektedir.

AHMAD, s. 10; ESPOSITO John L. - VOLL John O; Islam and Democracy, New York 1996, s. 41 vd; bkz. AS-SHAWİ Tawfiq, Fiqh Al Shura, Cairo 1993; bkz. EICKELMAN F. Dale-PISCATORI James, Muslim Politics, Princeton 1996, s. 164; RASHED, “Ghannoushi, Al Hurriyat Al Ammah Fi Al Dawlah Al

(12)

bölümde Tanzimat’a kadar kurulmuş şûra kurumu niteliğindeki kurullar üzerinde durulmuştur. Bu çerçevede Divan-ı Hümayun’un, İkindi, Cuma, Çarşamba, Ağa Divanlarının, meşveret meclislerinin ve son dönemde kurulan Meclis-i Vâlâ-yı Ahkâm-ı Adliye’nin ne ölçüde İslam hukukundaki şûrayı karşıladığı değerlendirilmiştir. Çalışmamızın konusunu esas olarak Osmanlı Devleti’nin klasik döneminde şûra prensibi ve bu evrede görülen şûra meclisi niteliğindeki kurumlar oluşturmaktadır. Bununla birlikte belirtmek gerekir ki Osmanlı tarihinde III. Selim ve II. Mahmut dönemleri, devlet teşkilatında olduğu gibi şûra prensibinin gelişiminde de oldukça önemlidir. Bu sebeple çalışmamızda şûranın bu dönemlerdeki gelişimine de yer verdik.

Bugüne kadar Türk hukuk tarihi alanında yapılan çalışmalar arasında doğrudan şûra prensibini ve gelişimini inceleyen bir çalışma yapılmamıştır. İslam-Osmanlı hukuku ile günümüz hukuk sistemi arasında köprü kuracak olduğuna inandığımız çalışmamızda yerel kaynakların yanı sıra batılı yazarların eserlerinden de faydalanılmıştır. Bu kaynaklar ya doğrudan İslam hukuku ile ilgili çalışmalar yapan ya da İslam hukukunu diğer hukuk sistemleriyle kıyas yapabilmek için ele alan müelliflerin eserleridir. Ayrıca Türkiye dışında diğer müslüman devletlerde konuyla ilgili yazılmış kitap ve makaleler de kullanılmıştır. Tezimizin üçüncü bölümünde ise, Osmanlı Devleti ile ilgili çalışmaların vazgeçilmez kaynağı olan ve günümüzde hala değerini koruyan arşiv belgelerinden yararlanılmıştır.

Önemle vurgulamak isteriz ki tezimizin amacı; İslam hukukunda şûra prensibinin, batılı anlamda demokratik bir devlet modelini sağlayıp sağlamadığını veya unsurlarını bire bir karşılayıp karşılamadığını ortaya koymak değildir ki; bu durum çalışmamızın hem konusunu hem de amacını aşacaktır. Günümüz tartışma konuları arasında İslam ve demokrasi konusunun, muhtelif platformlarda öne çıktığı gözlemlenmektedir. Böyle bir tartışmanın en başında, İslam’ın, insanların dünya ve ahiret mutluluğunu hedefleyen ilahi kaynaklı bir din, demokrasinin ise insanların kendi akıl, irade ve bilgi birikimine dayalı olarak ortaya çıkardıkları bir yönetim biçimi olduğunu vurgulamak gerekir. Bu vurguyu yapmanın ana hedefi, bu iki kavramın birbirinin zıddı veya birbirinin alternatifi ya da birbiriyle tamamen uyuşan unsurlar gibi takdim etme gayretlerinin doğru olmadığını belirtmektir. Bu yüzden biz İslam’ı bir din olarak kendi kulvarında, demokrasiyi de bir yönetim şekli olarak kendi kulvarında değerlendirmenin daha isabetli olacağı

Islamiyyah”, (book Review by. ALHROUB Khaled) The American Journal Of Islamic Social Science, Washington Winter 1995, s. 562.

(13)

kanaatindeyiz. Dolayısıyla bizim temel amacımız; güncel tartışmalara girmeden İslam hukukunda şûra müessesesini ve İslam hukukunun geçerli olduğu Osmanlı Devleti’nde bu müessesenin nasıl bir uygulama alanı bulduğunu ortaya koymaktır.

(14)
(15)

BİRİNCİ BÖLÜM

ŞÛRA KAVRAMI VE İSLAM DIŞI TOPLUMLARDA ŞÛRA PRENSİBİNİN

GELİŞİMİ I. ŞÛRA (İSTİŞARE) KAVRAMI

Genellikle hukuk tarihi alanında yapılmış olan çalışmalarda bir hukuki müessese incelenirken, o müessesenin sözlük tahlilleri üzerinde pek fazla durulmamaktadır. Biz de bu konuya özen göstermeye çalışarak kelime tahlilleri üzerinde oyalanmadan şûrayı sadece kavram olarak açıkladık. Bu bağlamda şûranın günlük bir terim ve siyasi bir kavram olarak ne anlam ifade ettiğini inceledik.

A. GENEL OLARAK ŞÛRA(İSTİŞARE)

Şûra kelimesi, Batı dilinde “consultation” ve “information” kelimeleriyle ifade edilmektedir. Consultation, Grekçe “consultatus” kelimesinden gelir ve “danışma, müza-kere ve istişare” anlamındadır. Bu kelime Latince’ye “consultatio” şeklinde girmiş, “da-nışma ve istişare” anlamını bu dilde de korumuştur17.

Şûra, müşavere, meşveret, istişare; aynı kökten türemiş kelimelerdir18. Şûra, danışma, istişare, meşveret; meşveret, danışma, istişare, müşavere; istişare, bir görüş talebi, danışma anlamına gelmektedir19. Şûra, meşveret, istişare, danışıp işaret ve görüş almak anlamlarına geldiği gibi, kökleri; arı kovanından bal almak, rey vermek manalarında da kullanılır20. Toplanıp meşveret eden topluluk21 ya da üzerinde görüş

alışverişinde bulunulan iş şûra olarak ifade edilmiştir22. Bu kelimelerin sözlük anlamı ile ıstılah manası arasında yakın bir bağ vardır. Çeşitli görüşlere başvurmak suretiyle doğruyu

17 KOMİSYON, Collins Cobuild Learner’s Dictionary, The University Of Birmingham, Londra 1996, s. 232;

HALLAQ, Legal Theories, s. 216.

18

Şûra ve meşveret ve istişare kelimeleri üzerinde yapılan tahlillerde birleşilen nokta bu üç kelimenin aynı anlamı ifade ettiğidir. AYDIN Ali Arslan, “İslam’da Şûranın Manası, Yeri ve Önemi”, İslami Yönetimin Temeli Şûra, s. 4 vd; DOĞAN Lütfi, “Şûra, Meşveret Nedir”, İslami Yönetimin Temeli Şûra, s. 62-63; ŞAHİNOĞLU M. Nazif, “Şûra’ya Bir Bakış”, İslami Yönetimin Temeli Şûra, s. 75.

19 AKYÜZ Vecdi, Kur’an’da Siyasi Kavramlar, İstanbul 1998, s. 95. 20 ASIM Efendi, Kamus Tercemesi, c. I-IV, İstanbul 1304, s. 452. 21 KÖSE Saffet, “İstişare”, ŞİA, c. III, İstanbul 1990, s. 230.

(16)

elde etmek, bir kişinin, arının çeşitli çiçeklerden gerekli malzemeyi alıp, işledikten sonra ortaya çıkardığı balı kovandan alması gibidir23.

Şûra, “İslamiyet’de devlet reisinin kendine verilen vazifeleri hakkıyla ifa edebilmesi için istişareye mecbur olduğu müessesenin adıdır”24. Kur'an-ı Kerim şûrayı şu şekilde ortaya koymuştur: “İş hususunda onlarla müşavere et25", "Onların işleri, aralarında istişare iledir"26.

Şûra ve meşveret, yönetim kademelerinde bulunan sorumlu kişilerin, devlet meseleleri hakkında karar vermeden önce, meşverete ehil olan kimselerin lehte veya aleyhte ne gibi görüşlere sahip olduklarını öğrenmeleri, o kimselerin görüşlerine başvurmaları demektir27.

Şûra kavramı, İslam hukukçuları tarafından farklı şekillerde tanımlanmıştır. Mesela, el-İsfehani “şûra”yı “karşılıklı görüş alışverişinde bulunulan iş” olarak tanımlamış; İbnü’l Arabî ise bu kavramı “bir meselede, alternatiflerden birini tercih etmek üzere fikir ortaya koyma ve arz etme işi”, bunun yanında diğer bir anlam olarak da “insanlar arasında ülfet sağlayan ve akıl için bir ölçü olan doğruya götüren sebep” olarak ifade etmiştir. Çağdaş İslam hukukçularından Abdurrahman Abdülhâlık’ın tanımı ise şöyledir: “karşılaşılan işlerde en doğruya ulaşmak için uzmanlık ve tecrübe sahibi kimselerin görüşlerinin sorulmasıdır”28.

Hamdi Yazır, “müminlerin işleri, buyrukları istibdat ile değil aralarında danışıklıkla, reylerine müracaat iledir. Müracaatın sureti de re’y kabiliyeti olan ammenin reylerini temsil edebilecek içtihad sahibi hall ü akt erbabının toplanıp müzakere etmesidir”29 diyerek şûrada ehl-i hal ve’l akdin önemini vurgulamıştır30. Udeh ise şûrayı

23 İMAM KURTUBİ, el-Câmiu li- Ahkâmi’l Kur’an, (ERYAYSOY M. Beşir), c. 4, İstanbul 1997, s. 439;

SÖNMEZ, Şûra, s. 18.

24 TUNAGÜR Yaşar, “İslam, Dindir ve Devlettir”, İslami Yönetimin Temeli Şûra, s. 44 vd.

25 “... O halde bağışla onları, af dile onlar için; iş ve yönetim konusunda da onlarla şûraya git ...”, Âli İmran,

3/159.

26 “... İşleri/yönetimleri aralarında şûra iledir”, Şûra, 42/38; “Müşavere herhangi bir konuda doğruya ulaşmak

veya yaklaşmak için bir başkasının görüşüne başvurma olarak tanımlanmıştır.” KÖSE, s. 230.

27 BABİLLİ Mahmud, Eş-Şûra Fi’l-İslam, (çev: ARMAĞAN Nihat-ÇOBANBEYLİ Kemal), İstanbul 1972,

s. 26.

28 GÖKMENOĞLU H. Tekin, İslam’da Siyasi Bir Katılım Vasıtası Olarak Şûra, Konya 1997, (Doçentlik

Tezi) s. 22–23; CEYLAN H. Hüseyin, “İstişare”, İslam, c. 2, sy. 13, Ankara 1994, s. 297.

29 YAZIR, c. VI, s. 4248.

30 Ehl ü hal ve’l akti Aydın şöyle tarif etmektedir: “Ehlü’l-ihtiyar da denilen bu seçici heyet devlet başkanının

hem seçilmesinde hem de gerektiğinde azledilmesinde yetkilidir.” AYDIN, Hukuk Tarihi, s. 109; ER Mehmed Emin, “Şûra İslamiyet’te Bir Esastır ve Vaciptir”, İslami Yönetimin Temeli Şûra, s. 138 vd.

(17)

imanın esaslarından sayar ve imanın tamamlanması için şart koşar. Udeh’e göre şûra müslümanların ayırt edici özelliğidir31.

Yukarıdaki tanımların ortak noktası, şûranın, danışma, görüş alma, anlamına geldiğidir. Bir işi yaparken, ehline sormaya "şûra" veya "istişare" denir32. Şûra yapmaktaki amaç, üzerinde görüşme açılan konunun faydalı taraflarını etraflı bir şekilde öğrenmek, araştırılan meselenin en iyi çözümünü bulmaktır. Amaç, hata yapmamak veya hata ihtimalini en aza indirmektir33.

B. ŞÛRA KAVRAMININ KAPSAMI

Şûra, iki yönlü bir kavramdır. Birincisi devlet iktidarının, toplumu yönetirken başvurduğu “istişare”dir. Birey veya toplum olarak herkesin karşılaşabileceği meseleleri çözümlemede yararlanmak üzere başkalarının görüşünü alması ise, şûranın günlük hayatı da kapsayan geniş anlamdaki tanımını vermektedir34.

Şûra, en basit anlamıyla herhangi bir meselede çözüme ulaşabilmek için diğer insanların görüşlerinden faydalanmaktır35. Günlük hayattaki şûraya, fert açısından şûra da diyebiliriz. Toplumun bir ferdi olan insanın “şûraya niçin ihtiyaç duyacağı” sorusunun cevabı fert açısından şûranın anlamını ortaya koyacaktır. Dünya içerisinde insanların yaratılışı, sorumlulukları ve her şeyden önemlisi akla sahip olması, onun tek başına hareketini engeller. Bilinçli olan insan, aklı sayesinde istişarenin önemini kavrar ve bu zorunluluğu yerine getirir36. Günlük hayatta karşılaşılan örnekler şûranın önemini açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Bilimin ve teknolojinin gelişmesi yeni yeni meslek dallarını doğurmuştur. Bu meslek dallarında uzman olacak kişileri yetiştiren birçok üniversite mevcuttur. Bir insanın her konuda uzman olamayacağı ve kendisinden daha ehil kişilerin bulunabileceği gerçeği danışma, görüş alma müessesesinin gerekliliğini ortaya koymaktadır. Bilirkişilik müessesesi bu gerekçelerle doğmuş bir kurumdur. Bir hukukçu, nasıl ki tıp biliminin inceliklerini, esaslarını bilemiyorsa bir hekim de hukukun

31 UDEH Abdülkadir, İslam ve Siyasi Durumumuz, (çev: EVRENSOY Beşir), İstanbul 1986, s. 189–190. 32 ASLANGÜL Halil, “İslamda Meşveret”, Sebilurreşad, c. VII, sy. 197, İstanbul 1955, s. 341.

33 BABİLLİ, s. 27; SÖNMEZ, Şûra, s. 19.

34 İslam âlimlerince günlük hayat açısından şûranın sünnet olduğu kabul edilmektedir. NEVEVÎ, Şerhu'l,

Müslim, c. IV, Kahire 1347–49/1929–30, s. 76.

35 KUTUB Seyyid, Fi Zılâli’l-Kur’an, (çev: UÇAN Salih), İstanbul 1991, s. 83 vd, GÜNENÇ, s. 142;

KUTUB, Fi Zılâl, s. 83 vd; YAZIR, c. II, s. 452 vd.

(18)

inceliklerini, esaslarını bilemeyebilir. Bir inşaat mühendisi inşaatını tamamlarken mimarın deneyimlerine, görüşlerine başvurur. Bu örnekler daha da çoğaltılabilir.

Günlük hayatta bu denli önemi hissedilen bu prensibin devlet yönetimindeki yeri de tartışılmaz bir gerçektir. Şûra İslam hukukunun en önemli anayasa ve idare hukuku prensibidir37. İslam devletinin temel özelliklerinden birisi şûra (danışma) esasına dayanmış olmasıdır38.

Siyasi bir kavram olarak şûra, devlet yönetiminde söz sahibi olanların yönetilenler ile ilgili genel ve temel işlerde karar vermeden önce bizzat onların veya temsilcilerinin görüşüne başvurmasını ifade etmektedir39. Buna göre şûranın iki çarpıcı özelliği karşımıza çıkmaktadır. Birincisi, ülke yönetiminde karar alınırken birçok insanın fikir teatisi söz konusu olduğu için hata yapma ihtimali en aza inmekte, aynı zamanda sorumluluk tek bir kişiye yüklenmemiş olmaktadır. İkincisi ise böylelikle halkın yönetime katılımı sağlanmaktadır40.

İslamî literatürde sözü edildiğinde ilk akla gelen şûranın siyasi boyutudur. Ancak bu kavramı sadece devlet yönetimi alanıyla sınırlamak doğru değildir41. Ayrıca, şûra prensibinin kaynağı olan Ayet-i Kerim’e –Şûra 38- henüz siyasi bir oluşumdan söz edilemeyecek bir dönem olan Medine’ye Hicret (göç) öncesi nazil olmuştur. Dolayısıyla bu ayetin hükmünün, sadece siyasi meseleler değil günlük yaşamı da kapsayan geniş bir çerçeveyi kapsadığı anlaşılmaktadır42.

37 HALLAQ, Legal Theories, s. 216; AYDIN, Şûra, s. 14–15.

38 “Konuyla ilgili esaslar Kur’an-ı Kerim ve hadis-i şeriflerde yer almıştır.” PANTÜL M. Yalçın, Türk

Parlamento Hukukunda İkinci Meclisler, Ankara 1982, s. 5; YAVUZ Y. Vehbi, “İslam, Akıl ve Şûra Dinidir”, İslami Yönetimin Temeli Şûra, s. 30 vd; KÜÇÜK Raşit, “İslami Bir Toplumun Oluşmasında İstişarenin Yeri”, İslami Yönetimin Temeli Şûra, s. 37 vd; AYHAN Sinan, “Şûraya Yeni Bir Bakış”, İslami Yönetimin Temeli Şûra, s. 58-59; AKTAŞ Hüsnü, “Sosyal Hayat Şûrasız Olmaz”, İslami Yönetimin Temeli Şûra, s. 146 vd; ÖZDEMİRALP Mehmet, “İstişare Edilen Kimse Ehil Olmalı”, İslami Yönetimin Temeli Şûra, s. 161 vd; ÇETİN İsmail, “Cemaatler Şûrada Birleşmeli”, İslami Yönetimin Temeli Şûra, s. 166 vd; EMEK, s. 157 vd; TUNAGÜR, s. 45 vd; DOĞAN, Şûra, s. 62 vd; ŞAHİNOĞLU, s. 75 vd; GÜNENÇ, s. 142 vd; ER, s. 138 vd

39 GÖKMENOĞLU, s. 22; TUNAGÜR, s. 45 vd; DOĞAN, Şûra, s. 62 vd; ŞAHİNOĞLU, s. 75 vd;

GÜNENÇ, s. 142 vd; EMEK, s. 157 vd; ER, s. 138 vd; AYHAN, Şûra, s. 58-59; AKTAŞ, s. 146 vd; ÇETİN, s. 166 vd.

40 ABDEL RAHMAN Ahmed, “Administrative Responsibility: in Islamic Perspective” , The American

Journal Of Islamic Social Sciences, vol. 13, no. 4, Winter 1996, s. 513; KÖKER Levent, Demokrasi Üzerine Yazılar, İstanbul 1992, s. 25; EMİNOĞLU Tahsin,Esbab-ı Nüzul, Konya 1978, s. 203-206. DUVERGER, s. 14; MAYO, s. 18; ATEŞ T, Demokrasi, s. 11; SÖNMEZ, Şûra, s. 18.

41 İbn KESİR, Hadislerle Kur’an-ı Kerim Tefsiri, (çev: KARLIĞA Bekir), c. VIII, İstanbul 1988, s. 7112. 42 Bazı İslam hukukçularınca şûra hükmünün sadece harb ve harbe ilişkin olabileceği ileri sürülmüştür. Bu

konudaki tartışmalar tezimizin ikinci bölümünde ele alınmıştır. ATEŞ Süleyman, Yüce Kur’an’ın Çağdaş Tefsiri, c. VIII, İstanbul 1988, s. 206; KUTUB, Fi Zılâl, s. 83; İbn KESİR,Hadislerle, c. VIII, s. 7112.

(19)

II. ESKİ HUKUK SİSTEMLERİNDE ŞÛRA

Siyasi bir kavram olarak şûrayı, iktidarın, devleti yönetirken kendisi dışındaki kimselere danışması, görüş alışverişinde bulunması olarak belirtmiştik. Bu anlamda iktidarın etrafındaki topluluğa danışması ve fikir alması aslında her toplumda söz konusu olabilecek bir durumdur. Dolayısıyla şûranın danışma anlamından yola çıkıldığı ve sadece İslamî literatüre ait bir kavram olmadığı göz önünde bulundurulduğunda, bu müessesenin İslamî olmayan diğer devlet sistemlerinde de var olduğunu kabul edilebilir. Bu nedenle danışma müessesinin uygulandığı ve şûra heyetine benzer kurumlara sahip olan bazı toplumlara kısaca değinmenin faydalı olacağı inancındayız. Bu çerçevede öncelikle eski medeniyetlerdeki ve daha sonra da Eski Türklerdeki şûra prensibini inceledik.

A. ESKİ UYGARLIKLARDA ŞÛRA

Bu kısımda Firavun döneminde Mısır’da, Ortaçağ Yunan medeniyetinde, eski Roma ve Cahiliye dönemi Araplarında ortaya çıkan şûra müessesesi üzerinde durduk. Şûranın İslam dışı toplumlarda var olup olmadığını ortaya koyabilmek ve İslam toplumuyla kıyaslama yapabilmek için öncelikle bu toplumların devlet yapıları ve işleyişleri hakkında kısaca bilgi vermek yararlı olacaktır.

1. Eski Mısır’da Şûra (Firavunun Şûrası)

İslamiyet öncesi dönemde şûranın izlerine rastlayabildiğimiz medeniyetlerden biri Eski Mısır’dır. Bu toplumda özellikle Firavun döneminde devlet yönetiminde uygulanan yöntem konumuz açısından oldukça kayda değerdir.

Mısır firavunların idaresi altında iken (MÖ. 3188–1700) firavun mutlak güçtür. Tüm yetki firavunun elindedir. Firavunun emri ister doğru olsun ister yanlış olsun dini bir görev gibi yerine getirilmesi gerekirdi. Firavun devletin önemli işlerini aile fertleri arasında paylaştırmıştır. Bu düzen içerisinde firavuna itiraz mümkün değildir43. Dolayısıyla firavunun kesin hâkimiyetinin olduğu bir yönetim söz konusudur. Bununla birlikte bu dönemlerde firavuna, devlet yönetiminde yardımcı olan bir heyetin varlığı bilinmektedir44.

Firavun devlet yönetimi ile ilgili bir çok kararı karşılıklı konuşmalar ve fikir alışverişleri neticesinde bu heyet ile birlikte almıştır. Firavun döneminde gerçekleşen şûra uygulamalarının en çarpıcı örneği, Hz. Musa’nın tebliğlerine karşı nasıl hareket edilmesi

43

KAHTAN Abdurrahman Duri, eş-Şûra Beyne’n Nazariyyeti ve’t Tatbik, Bağdad 1974, s. 20.

44 ÖZTÜRK Hamdullah Bayram, Kur’an’da İstişare, İstanbul 1996, s. 95–96; KAHTAN, s. 20;

(20)

gerektiği ile ilgili yapılan toplantıdır. Bu toplantıda firavun ve heyeti uzun tartışmalardan sonra Hz. Musa’yı öldürme kararı almıştır. Firavunun etrafındaki heyete danışarak karar almasında şûranın izleri görülmektedir45.

2. Eski Yunan’da Şûra

Eski Yunan uygarlığında şûra prensibinin izlerini sürmek için öncelikle devlet yapısı ve işleyişini gözden geçirdik.

a. Devlet Yapısı

Yunan medeniyeti Helen soyundan gelen kabileler tarafından kurulduğu için buna bağlı olarak “Helen Medeniyeti” olarak da adlandırılmıştır46. Yunan Ortaçağı denilen MÖ. 1000 ve 700 lü yıllara gelindiğinde kabile esasına dayalı bir devlet şekliyle karşılaşılmaktadır. Yunan kabilelerinin devlet halini alması her medeniyette olduğu gibi uzun bir süreç almıştır. Önce kabileler şehir devletçiklerine dönüşmüştür47. Dolayısıyla o dönemde bu uygarlığın devleti değil devletleri vardır48.

Eski Yunan şehir devletçiklerinin yapısını, Isparta ve Atina şehir devletleri hakkında bilgi vererek ortaya koymaya çalıştık. Özellikle Atina, diğerlerinden farklı olarak, demokratik bir kısım ilkelerin var olduğu bilinen bir şehir devletidir49.

45 Hz. Musa Firavun ve kavmine mucizeler göstererek kendisinin Allah’ın elçisi olduğunu, Firavun’un ilah

olmadığını bildirmiştir. Bunun üzerineFiravun çareyi etrafındaki topluluğa danışmakta bulmuştur. Bu olayda heyet aksi bir görüş belirtmek yerine Firavun’un düşüncelerini desteklemeyi tercih etmiştir; Araf, 7/109–128; Mü’min, 40/29.

46 Yunanlılar, Koloniler döneminde de kendi özelliklerini korumak için çeşitli önlemler almışlardır. MÖ 7.

Yüzyıl edebiyatında ilk kez görülen "Panhellen" sözcüğü, "Hellen" adının ilk kez bu dönemde kullanılmaya başlandığını göstermektedir. "Hellen", Yunan mitolojisinde bir kahramanın adıdır. Hellen sıfatı, çeşitli etnik topluluklar için kullanılmıştır. Terimin Dor kavminin yayılmasından sonra yaygınlaştığı sanılmaktadır. MANSEL Arif Müfit, Ege ve Yunan Tarihi, Ankara 1971, s. 97/161; Hellenizmi, bilimsel bir kavram olarak tarihe mal eden Alman tarihçisi F. F. Droysen'dir. O, bununla Hellen kültürünün, Hellas sınırlarının dışına çıkarak, Akdeniz bölgesi ve Ön Asya'da doğu kültürleriyle karışması sonucunda meydana gelen üniversal bir kültürü anlatmak istemiştir. ERENDİL Muzaffer, "Yunanlıların Kökeni ve Yunan Milletiyle (Greklerle) İlgili Kavram ve Deyimler", Üçüncü Askeri Tarih Semineri, Türk-Yunan İlişkileri, Ankara 1986, s. 102-114.

47 Bu şekilde yapılanmanın önemli sebepleri vardır. En başta gelen sebep, belirli bir düzene ve rejime sahip

olmak istemeleri ikincisi ise, her zaman övündükleri hürriyetleridir. Bunlardan birinin sahasının genişletilmesi diğerinin sahasını daraltmakta ve bir çelişki ortaya çıkarmaktadır. Yani sistem ve rejime önem verildiğinde hürriyetler kısıtlanmakta, hürriyetlere ağırlık verildiğinde ise, rejim ve sistem zaafa uğramaktadır. Eski Yunan site devletçiklerinin, bir araya gelerek otorite sınırı geniş, tek bir devlet oluşturmalarına engel olan bir diğer sebep ise dindir. Her sitenin kendine ait bir ilahı vardır. ŞENEL Alaaddin, Siyasal Düşünceler Tarihi, Ankara 1955, s. 113; LEVİ Peter, “Eski Yunan Tarihi”, Büyük Uygarlıklar Ansiklopedisi, (çev: ERDİLEK Neşe), c. III, İstanbul 1987, s. 223.

48 OKANDAN Recai Galip, Umumi Amme Hukuku Dersleri, İstanbul 1952, s. 167; MUMCU Ahmet, İnsan

Hakları&Kamu Özgürlükleri, Ankara 1992, s. 31.

(21)

aa. Isparta Şehir Devleti

Isparta şehir devletinde siyasi yetkiler “Lesdimonya Düsturu” adı verilen bir anayasaya göre dağıtılarak belirlenmiştir. Devletçiğin başında iki tane kral bulunmaktadır. Bu iki kral arasında bir denge söz konusudur ve böylece birbirlerine halka zulüm konusunda engel olmaktadırlar50. Isparta şehir devletinde bugünkü senotoya benzer bir siyasi müessese mevcuttur. “Korusya (Geruzia)” adı verilen bu topluluk 28 kişiden oluşmuştur. Bu senatoya üye olabilmek için çok zengin veya büyük nüfuz sahibi yahut soylu olmak şartları aranmıştır. Bunun yanı sıra orduda çok büyük kahramanlık göstermiş veya halkın takdirini kazanmış olanlar da senatoya üye olabilmişlerdir. Aday gösterilen kişiler halk meclisi statüsündeki “Apella” adı verilen gurubun önünden geçirilmiş ve diğerlerine nazaran daha fazla tezahürat alanlar üye olarak seçilmiştir. Senato, kanun teklifi vermek, Apella’nın oluşturduğu kanunları tartışmak, yüce divan sıfatı ve bir kısım siyasi meselelerin görüşülmesi alanlarında yetkili olmuştur51.

Apella denilen umumi halk meclisi ise halkın temsilini sağlayan asıl demokratik kurum olmuştur. Apella’nın yetkileri Korusyanın yetkilerinden daha geniştir. Kanun oluşturma yetkisi bu meclisindir. İcra görevi ise yine bu meclis içerisinden seçilen bugünkü Bakanlar Kuruluna benzeyen 5 kişilik bir heyet tarafından yürütülmüştür52.

bb. Atina Şehir Devleti

Atina’da devletin başında Isparta devletinde olduğu gibi iki kral değil tek kral bulunmuştur. Krallık rejiminin yıkılmasından sonra “Eupatrial Oligarchs” adı verilen belirli soylular yönetime hakim olmuştur. Yaklaşık beş yüzyıl bu hâkimiyet devam etmiştir53.

Atina devletinde siyasi yetkiler belirli tek bir sınıfın elinde değildir. Bu yetkiler savaşçı süvariler, zenginler ve işçilerden oluşan üç sınıf arasında paylaşılmıştır. MÖ. 6. Yüzyılın başlarında “Solon”un koyduğu anayasa niteliğindeki kanunda, siyasi yetkilerin

50 OKANDAN, Umumi Amme Hukuku, “İlk Zamanlar”, c. I, İstanbul 1946, s. 119-121.

51 KUTUP Muhammed, Çağdaş Fikir Akımları, (çev: ERYAYSOY Beşir), İstanbul 1986, s. 285;

DUVERGER, s. 14; GÖKMENOĞLU, s. 38–39.

52 OKANDAN, Dersler, s. 171.

(22)

kullanılmasıyla ilgili üç ayrı meclisin teşkil edildiğini görmekteyiz. Bunlar; Senato, Beule ve Lekklesia’dır54.

Solon’un yaptığı düzenlemede senato, yüksek yasama yetkisine sahiptir. Bunun yanı sıra devlet görevlilerinin denetimi görevini de yapmıştır. Senato üyeleri Atina toplumunun nüfuzlu ve çok zengin fertleri arasından seçilmiştir. Daha sonra bu kurum kazai bir organ haline gelmiştir. Beule denilen meclis senatodan daha aşağı derecededir. Köylüler de bu meclise üye olabilmiştir. Salon, böylece ilk defa köylülere de siyasi bir güç olma imkânını tanımış olmaktadır. Daha önce bahsettiğimiz üç sınıf, meclisin diğer üyeleri olmuştur. Lekklesia ise eski Yunan şehir devletlerinin hepsinde mevcut olan bir meclistir. Bu meclisin halkın her kesiminden temsilci olarak gelmiş üyeleri mevcuttur. Görev ve yetkileri arasında senatoya kanun teklifinde bulunma, memurların yargılanması ve mahkeme hâkimlerinin kura ile tespiti yer almıştır55.

b. Eski Yunan’da Şûranın İzleri

Yunan Ortaçağında, demokrasiye doğru giden sosyal ve siyasal gelişmeler çeşitli dönemlere ayrılır. Bu sosyal ve siyasal gelişmeleri halkın sınıflara ayrılması ve aristokrasinin doğuşu, polisler veya şehir devletçiklerinin kurulması ve kralların aristokratlar tarafından devrilişi şeklinde özetlenebilir56.

Daha önce belirttiğimiz üzere Eski Yunanda siyasi bir birlik kurulamamıştır. Uygarlık bir bütün olarak değerlendirildiğinde şûra prensibinin uygulanmış olması zor bir ihtimal olarak görünmektedir. Kaldı ki bir üst otoritenin varlığı kesin olmayan bir toplumda otoritenin danışacağı bir kurul ve ya kurumdan söz edilemez57. Bununla birlikte Yunan ortaçağında, tek bir devletin varlığından söz etmek mümkün değildir58. Dolayısıyla konunun şehir devletçikleri bazında değerlendirilmesi gerekir.

Şehir devletçiklerine göz atıldığında ise, danışma heyeti niteliğinde, bir takım meclislerin oluşturulduğu tespit edilmektedir. Isparta şehir devletindeki “Koruysa” ve umumi halk meclisi olan “Apella”, sınırlı da olsa, iktidarı etkilemesi ve devlet yönetiminde etkili olması açısından, şûranın izlerini taşımaktadır. “Senato, Beule ve

54 Bu çağda ortaya çıkan kanun koyucuların en ünlüleri arasında “Drakon” ve “Salon” gösterilebilir. Bkz.

YENİ REHBER ANSİKLOPEDİSİ, “Salon”, c. XVIII, İstanbul 1994, s. 100; AFŞAR Tumiçin, Düşünce Tarihi, İstanbul 1992, s. 91; LEVİ, s. 223.

55 BÜYÜK LAROUSSE- Sözlük ve Ansiklopedi, “Salon”, c. XX, İstanbul 1986, s. 10658; OKANDAN, İlk

Zamanlar, s. 140.

56 MANSEL, s. 102.

57 KUTUP M, s. 285; DUVERGER, s. 14; ARİSTOTALES, s. 118; GÖKMENOĞLU, s. 34 vd. 58 MUMCU, İnsan Hakları, s. 31.

(23)

Lekklesia” ise Atina şehir devletindeki, halkın temsilini sağlayan, meclis niteliğindeki kurumlardır. Demokrasi ile ilgili yazılan birçok eserde klasik demokrasi modelinin tipik örneği olarak Atina şehir devleti verilir. MÖ. 4. ve 5. Yüzyıllarda Atina’da işleyen doğrudan demokrasi, çoğu kere halk katılımının, yegâne saf veya ideal sistemi olarak gösterilir. Atina demokrasisinde sınırlı katılıma dayanan bir yönetimin var olduğu kabul edilmektedir. Bütün önemli kararlar, bütün vatandaşların katıldığı meclis tarafından alınırdı. Atina demokrasisini dikkate değer yapan, vatandaşlarının siyasi faaliyet düzeyidir. Onlar meclisin düzenli toplantılarına katılmakla kalmıyor, aynı zamanda kamu görevi ve karar alma sorumluluğu üstlenmeye de hazır bulunuyorlardı. Bu modelin temel kusuru ise katılımın 20 yaşın üstündeki Atina doğumlu hür erkeklere tanınmış olmasıdır59. Anlaşılacağı üzere; Eski Yunan’da şûra kurumunun izlerine şehir devletçiklerinin oluşturmuş olduğu, o dönem için demokrasinin unsurlarından biri olarak kabul edilen ve sınırlı da olsa halkın temsilini sağlayan meclislerde rastlanılabilmektedir.

3. Eski Roma’da Şûra

MÖ. 753’ten 476’ya kadar devam eden eski Roma’nın tarihi; Krallık, Cumhuriyet ve İmparatorluk dönemi (İlk imparatorluk-Son İmparatorluk) olmak üzere üçe ayrılmaktadır60.

a. Devlet Yapısı

Roma Tarihinin ilk evresi olan Krallık döneminde, devletin başında seçimle iş başına gelen ve ölünceye kadar mutlak iktidara sahip olan bir kral (magistra) vardır. Yetkileri oldukça geniş olan bu kral, yürütmenin başıdır. Aynı zamanda yasama alanında da mutlak yetkileri vardır. Kraldan sonra devlet yönetiminde etkili olan kurum ise, “Comitium” (halk meclisi)’dur. Bu meclis, Comitium denilen yerde, kralın daveti üzerine toplanmıştır. Kral istediği zaman ve dilediği meselede meclis üyelerinin fikrini sorabilmiştir61. Krallık döneminde halk meclislerinin yetkileri oldukça sınırlıydı. Hukuk,

59 ERDOĞAN, s. 211.

60 GROLİER INTERNATIONAL AMERICANA ENCYLOPEDIA, “Eski Roma”, (çev: Medya Holding

AŞ), c. XI, İstanbul 1993, s. 243; AKINCI Şahin, Roma Hukuku, Konya 1999, s. 2 vd. ; ŞENEL, Düşünceler Tarihi, s. 186.

61 Bu meclis başlangıçta sadece kralın sorduklarına evet veya hayır şeklinde cevap vermek için toplanmıştır.

(24)

örf adet hukuku şeklinde olup, halk meclislerinin kanun yapma yetkileri yoktu62. Comitium, ancak toplumu yakından ilgilendiren bazı konularda kararlar alıyordu63.

Kurulduğu ilk zamanlarda üye sayısı yüz olan ve daha sonra üç yüze çıkan, kararlarını tamamıyla istişare yoluyla alan bir başka meclis de “senato”dur. Bu meclise belli bir yaşın üzerinde, toplum içinde söz sahibi olan ve tecrübelerinden yaralanılabilecek kişiler kral tarafından seçilmiştir. Kralın danışma kurulu niteliğindeki bu meclis, tıpkı Comitium gibi kralın isteği üzerine toplanmış ve kendisine sorulan konularda, görüşünü bildirmiştir. Senatonun kararları, istişari nitelikte olduğu için bağlayıcı olmamıştır64.

Krallık döneminde giderek güçlenen Roma senatosu, MÖ 510 yılında, kentin artık krallar tarafından yönetilmemesi kararını almış ve Cumhuriyet dönemine geçilmiştir65.

Roma cumhuriyetinin temeli, aristokrasiye dayanır. Cumhuriyetin başında belli başlı ailelerin oluşturduğu senato ile daha sonra konsül (Magistratuslar) olarak adlandırılacak görevliler bulunurdu. Senato tarafından bir yıllık süre için seçilen bu görevliler, krallık dönemindeki kralın görev ve yetkilerini yerine getirip, onun siyasi kudret ve iktidarını elinde toplamışlardır. Görev süreleri içerisinde sitenin komutanı ve hâkimidirler. Senatoyu ve halk meclisini toplayıp başkanlık etmişlerdir66.

Cumhuriyet devrinde senato başlangıçta üç yüz, daha sonraları, altı yüz kişiden oluşmuştur. Senatonun oyu yine istişari mahiyette olmakla birlikte senatörlerin görev süreleri konsüller gibi bir yılla sınırlı değildir. Bu devamlılık senatoya konsüller üzerinde büyük bir nüfuz sağlamıştır. Konsüller, zamanla önemli meselelerle ilgili kararları vermeden önce senatonun fikrini sormayı adet edinmişlerdir67.

Cumhuriyet döneminde, halkın büyük bir çoğunluğunu oluşturan plebler, hem halk meclisine hem de senatoya katılma hakkına kavuşmuştur. İki yüzyıl süren pleblerin haklarını alma mücadelesi, pleblerle “patriciler” denen seçkin kesimin eşit düzeye

62 Romalıların “On İki Levha Kanunları” denilen meşhur kanunlarına kadar yazılı hukuk kaidelerine

rastlanılmamaktadır. HAMİDULLAH Muhammed, İslam’da Devlet İdaresi, (çev: KUŞÇU Kemal), İstanbul 1963, s. 94.

63 “Örneğin bir aile babasının bir başka aile babası tarafından evlat edinilmesi, bir gensin Roma halkı arasına

katılması gibi kararları alırdı.” AKINCI, s. 23.

64 OĞUZOĞLU, s. 17; AKINCI, s. 24.

65 BÜYÜK LAROUSSE, “Roma”, c. XIX, s. 9872; YENİ REHBER ANSİKLOPEDİSİ, “Roma Hukuku”, c.

XVIII, s. 89; ŞENEL, “Düşünceler Tarihi”, s. 187.

66 YENİ REHBER ANSİKLOPEDİSİ, “Roma Hukuku”, c. XVIII, s. 89; OĞUZOĞLU, s. 22.

67 Konsüller, bir kanun teklif edecekleri, bir anlaşma yapacakları zaman veya mali ve idari bir husus hakkında

muhakkak senatonun fikrini almışlardır. Bu durum krallık devrine göre, senatonun nüfuz ve kudretini artırmıştır. OĞUZOĞLU, s. 23.

(25)

ulaşmasıyla sona ermiştir68. Ayrıca plebler, sadece pleblerin katıldığı meclislerin de ortaya çıkmasını sağlamışlardır. Bu dönemde pleblerin mücadelesi halk meclislerinin, hem önemini hem de sayısını artırmıştır. Cumhuriyet döneminde halk meclislerinin üç önemli görevi vardır. Birincisi, kralın seçimidir. İkincisi, yargılama alanındaki yetkileridir. Üçüncü ve en önemli olanı ise kanun yapma görevleridir. Halk meclisi ancak konsüllerin çağrısı üzerine toplanabilir ve bunların önerisi doğrultusunda hareket edebilirlerdi. Bu dönemde “On iki levha kanunları” çıkarılarak pleblerin hakları yasa güvencesi altına alınmıştır69.

Cumhuriyetin çöküşüyle geçilen imparatorluk döneminde, senatonun yine altı yüz üyesi olup bunların bir kısmı cumhuriyet döneminde olduğu gibi yüksek dereceli devlet memurlarından oluşmuştur. Diğerleri ise imparator tarafından atanmıştır. Zamanla senatörlerin oğullarının da senatör olarak tayini teamül haline gelmiş ve bu durum sonradan kanunlaştırılmıştır. İmparatorluk döneminde devlet erki imparator ve senato tarafından kullanılsa da zamanla imparator, senatonun yetkilerini ele geçirerek devleti kendi tayin ettiği memurlarla birlikte yönetmiştir. Bundan sonra senato varlığını devam ettirse bile eski gücüne kavuşamamıştır. İmparatorluk, monarşik bir yapıda yıkılıncaya kadar devam etmiştir70.

b. Eski Romada Şûranın İzleri

Yukarıda verdiğimiz bilgilerden anlaşılacağı üzere krallıktan cumhuriyete, cumhuriyetten İmparatorluk yönetimine geçiş şeklinde bir gelişim izleyen Roma Devleti’ndeki danışma müessesesini ve bu müessesenin etkinliğini, geçirdiği her üç dönemi ayrı ayrı inceleyerek ele almamız gerekir.

Krallık döneminde halk meclisleri ancak kralın istediği zaman toplanabilen ve istediği konuda fikir alabildiği bir kurumdur. Yine bu dönemde istişarî kararlar alan senato vardır. Kralın danışma kurulu niteliğindeki Roma senatosunun kararları, kral için bağlayıcı değildir. Dolayısıyla kralın senatonun almış olduğu kararlara uyma mecburiyeti yoktur. Fakat önemli konularda kralın senatonun fikrini alması adet haline gelmiştir. Senatonun, kral üzerinde manevi bir nüfuzu söz konusudur. Bunun sebebi senatonun toplumun ileri

68 AKINCI, s. 38; OĞUZOĞLU, s. 25; BÜYÜK LAROUSSE, “Roma”, c. XIX, s. 9872; YENİ REHBER

ANSİKLOPEDİSİ, “Roma Hukuku”, c. XVIII, s. 89.

69 AKINCI, s. 35- 36; BÜYÜK LAROUSSE, “Roma”, c. XIX, s. 9874; HAMİDULLAH, Devlet İdaresi, s.

94.

(26)

gelenlerinden oluşmasıdır. Kral mecbur olmamakla birlikte senatonun kararlarına genellikle uymuştur71.

Cumhuriyet devrinde ise konsüller zamanla önemli meselelerde karar vermeden önce senatonun fikrini sormayı adet edinmiş ve böylece senatonun konsüllere karşı nüfuzu artmıştır. Halk meclisi karşısında kan kaybeden senato, konsüllere karşı güç kazanmıştır. Bunda, üyelerinin nüfuzlu aileler, daha sonra önemli devlet memurları arasından seçilmiş olması ve görev sürelerinin konsüller gibi sınırlı olmaması etkili olmuştur72.

İmparatorluk döneminde ise önce halk meclisleri daha sonra ise senatolar zayıflamıştır. Zamanla magistralar iyice güçlenmiş ve monarşik bir yönetime geçilmiştir. Yani bu son dönemde, meclislerin danışma fonksiyonları tamamen kaldırılmış ve egemen tek güç imparator olmuştur73.

4. Arap Cahiliye Döneminde Şûra

Genel kanaate göre İslâm'dan önceki 150 yıla cahiliye dönemi, bundan öncesine ise elde fazla bilgi olmadığı için ilk cahiliye dönemi (prehistorik dönem) denilmektedir74. Cahiliye dönemi Arap toplumundaki şûra geleneğine geçmeden önce bu dönemdeki devlet yapısını ve işleyişini ortaya koymaya çalıştık.

a. Arap Cahiliye Döneminde Devlet Yapısı

İslâmiyet’ten önce Arapların yaşamış oldukları hayat tarzı genel yapısı itibariyle kabile hayatına dayanmaktadır75. Daha çok ilkel toplumlarda görülen kabile, yerleşik

olmayan, belirli bir yaşantı düzeyi bulunmayan ve tabiatta geçimini sağlayabileceği yerlere konaklayan topluluklardan oluşmuş sosyal bir organizasyondur76. Ancak kabile hayatının Araplarda pek de basit bir görünüm arz etmediği ve tamamen düzensiz olmadığı

71 “Bu meclis başlangıçta sadece kralın sorduklarına evet veya hayır şeklinde cevap vermek için

toplanmıştır.” OĞUZOĞLU, s. 17; AKINCI, s. 24.

72 OĞUZOĞLU, s. 23. 73 AKINCI, s. 43.

74 Cahiliye kelimesi “bilgisizlik, gerçeği tanımama” anlamına gelmektedir. İslâm, tam bir aydınlık ve bilgi

devri olduğu için, Arabistan'da İslâmiyet'in yayılmasından önceki devre, daha dar anlamı ile Hz. İsa'dan sonra Hz. Muhammed’in gelmesine kadar geçen zamana "cahiliyye" devri adı verilmiştir. ÇAĞATAY Neşet, İslam Öncesi Arap Tarihi ve Cahiliye Çağı, Ankara 1982, s. 141; BAKIRCI Selami, “Araplarda Kabile Yapısı”, Akademik Araştırmalar Dergisi, yıl: 3, sy. 11, Kasım 2001-Ocak 2000, s. 131–140.

75

Kabile kavramı büyük çaplı lügatlerde, bir bütünü oluşturan parçalardan her biri, veya aynı türden oluşan grup ve sınıf gibi değişik anlamlara gelmektedir. Bu bağlamda, bir babanın nesli cemaat veya kafatasını oluşturan kemiklerden her biri anlamını da içermektedir. İbn KUTEYBE, Edebu’l-kâtib, (nşr. Muhammed ed-Dâlî), Beyrut 1985, s. 175; el-BEKRİ, Cahiliye Arapları, (çev: ÖZTÜRK Levent), İstanbul 1998, s. 37 vd.

(27)

görülmektedir. Kabilecilik, bireyleri sıkı bağlarla birbirine ve aynı zamanda kendisine bağlayan, bireye hak ve sorumluluklar yükleyen, kendisine bağladığı fertlerin haklarını savunmada diğer topluluklara karşı bir devlet gibi davranan, dolayısıyla savaşlar ve barışlar hatta anlaşmalar yapan, inançları, örf ve adetleri uğrunda mücadele eden ve kendi içindeki toplumsal hayata yön veren bir yapı olarak karşımıza çıkmaktadır. Oluşturulan hayat tarzı, yani kabilecilik, genellikle aynı nesilden gelen ve ortak çıkarlar etrafında toplanmış olan aileler birliğinin yaşam şeklidir77. Kan akrabalığı ile birbirlerine bağlı olan kabile içindeki fertlerden her biri, kan akrabalığından meydana gelen bütün hak ve yetkilere sahip olmuştur78.

Cahiliye Araplarında kabile, siyasî bakımdan toplumsal yapının temelini oluşturmuştur. Devletin yapması gereken görevlerin bir kısmını “kabile” denilen bu birlik üstlenmiştir. Toplumun idaresi kabile esasına dayandığından, kabilenin güvenliği, savunma veya taarruz hareketleri, sosyal ve siyasî durumları, ferdin kabileye karşı olan görevleri veya kabilenin bireye karşı sorumluluğu gibi bütün işler belirli kurallar çerçevesinde yürütülmüştür79. Cahiliye Arapları arasında kabileye karşı büyük bir bağlılık vardır. Bu bağlılık İslâmî dönemde özellikle Emeviler döneminde de devam etmiştir80.

Cahiliye döneminde Arap yarımadasında, kendi kabuğuna çekilmiş bağımsız ka-bileler, Adnânîler ve Kahtânîler olarak bilinen iki ana koldan birine dayanmaktadır. Dağınık ve gruplar halinde yaşayan bu kabilelerin bazen birleşerek bir araya geldikleri görülmektedir. Kureyş kabilesi buna en güzel örnektir81. Bu kabilenin ileri gelenlerinden olan Kusayy, bazı küçük kabileleri bir araya getirdiğinden kendisine “toplayıcı, birleştirici”, bir araya gelen kabilelere de "Kureyş" denilmiştir82.

Kabileler arası ilişkilere bakıldığında, göze çarpan ilk husus savaşların oldukça fazla olmasıdır. Savaşlar ya çıkış sebepleri veya yapılan yerlere göre isim almışlardır. Dâhis, Ğabrâ, Besûs, Zî-kâr, Şi'b vs. gibi83. Bitmez tükenmez kanlı savaşların tabiî sonucu, aralarındaki savaşlara son verilmesi ve kabileler arası bir takım sosyal ve siyasî

77 BAKIRCI, s. 134; ÜLKÜ, s. 42. 78 ÜLKÜ, s. 42.

79 BAKIRCI, s. 133.

80 Geniş bilgi için, bkz. DEMİRAYAK Kenan, Cahiliye Dönemi, Erzurum, 1993, s. 20–21; AHMED Emîn,

Fecru’l-İslâm, (çev: SERDAROĞLU Ahmet), Ankara 1976, s. 33; ÜLKÜ, s. 42-43; BAKIRCI, s. 135.

81 FIĞLALI Ethem Ruhi, “Daru’n- Nedve”, TDVİA, c. 8, İstanbul 1993, s. 555.

82 HASAN H. İbrahim, İslam Tarihi, c. 1, (çev: YİĞİT İsmail-GÜMÜŞ Sadarettin), İstanbul 1987, s. 67. 83 HASAN, s. 74–77; ÜLKÜ, s. 42.

(28)

düzenlemeler yapılması amacıyla yapılan, anlaşmalardır84. Düşmana karşı koymak, kendilerini savunabilmek için küçük ve zayıf kabileler bir araya gelerek tek bir kabile halinde ittifaklar oluşturmuşlardır. Bekri’nin ifadesiyle “Güçlü kabilelerin zayıf kabileleri ezmeleri ve sömürmeleri sonucu zayıf veya küçük kabileler güçlü ve büyük kabilelere iltihak ederek büyük veya güçlü kabilenin sahip olduğu hak ve sorumluluklara ortak olmuşlardır”. Bu ifade, kabileler arasında bir rekabetin olduğu kadar, ezen ve ezilen sınıfların varlığını da göstermektedir. Ayrıca, bir kaç kabile kendilerine karşı yapılacak her hangi bir saldırı veya haksızlık karşısında ortak hareket etmek amacıyla da paktlar oluşturmuşlardır. Dolayısıyla kabileler arası bir güvence oluşturulmaya başlanmış, bir birine yardım etme, koruma ve kollamaya dayanan bir organizasyona gidilmiştir85.

b. Cahiliye Araplarında Şûranın İzleri

Arap toplumunda, şûranın ilk izlerini “mele” kavramı üzerinde aramak daha doğrudur. “Mele” kelimesi o dönemde kabile şeyhini seçen “kabile nüfuzluları meclisini” ifade etmektedir. Bu meclise toplumun en seçkin kimseleri başkanlık etmiş ve önemli kararlar başkan ve üyeler arasında yapılan karşılıklı müşaverelerle alınmıştır86. İslamın doğuşundan hemen sonra İslam’a karşı çıkma ve Hz. Peygamber’e suikast düzenleme87, “Hılfu’l Fudul tesisi” ve Kâbe’nin onarımı gibi bir takım önemli kararların mele denilen bu meclis tarafından alındığı görülmektedir88.

Arap siyasi geleneğindeki “mele”, belli bir dönemden sonra “Darü’n-Nedve” adıyla, toplanmaya başlamıştır. “Kusay” tarafından oluşturulan bu meclis zamanla devlet yönetiminde önemli bir konum kazanmıştır89. Kureyş kabilesinin bir derneği, bir kulübü

84 İbn HİŞÂM Ebu Muhammed Abdülmelik, es-Siretu'n-Nebeviyye, (nşr. Mustafâ es-Sekkâ-İbrahim el

Ebyari- Abdulhafız Şelebi), c. I, Beyrut, 1971, s. 132; YILDIZ Hakkı Dursun, Doğuştan Günümüze İslam Tarihi, c. I, İstanbul 1992, s. 132 vd.

85 el-BEKRî, s. 75; İbn HİŞÂM, es-Siretu'n-Nebeviyye, c. I, s. 132.

86 DURİ Abdülaziz, İlk Dönem İslam Tarihi-Bir Önsöz, (çev: YÜCESOY Hayrettin), İstanbul 1992, s. 93. 87

Bu kararların alınması görüşmelerine Kureyş’in her ailesinden bir temsilci katılmış, ne yapılması gerektiği hakkında ileri sürülen çeşitli fikirlerin tartışılmasından sonra Ebu Cehil’in yaptığı teklif üzerine karar alınmıştır. İbn HİŞÂM, es-Siretu'n-Nebeviyye, c. II, s. 480–481.

88 İbn HİŞÂM, es-Siretu'n-Nebeviyye, c. I, s. 133/192.

89 Darü'n-Nedve, Mekke şehir devletinin parlamentosu niteliğinde idi. Mühim meseleler olunca, burada

toplanılıyor ve genel görüşmeler yapılıyordu. Buna ilaveten Nedve’nin daha başka kullanma amaçları da olmuştur. Dışarıdan, Mekke'ye bir kervan gelecek olursa Darü'n-Nedve'de durur ve Mekkeliler gelip bunlarla konuşur, alışveriş yaparlardı. Geceleri, gerek yabancılar, gerek Mekkeliler, Darü’n-Nedve'de toplanırlar ve bugün kulüplerde yapıldığı gibi, orada konuşurlardı. Hatta «Darü'n-Nedve» aynı zamanda şehrin tiyatrosu niteliğindeydi. Çünkü tarihçiler burada, bazen birisinin ayağa kalkıp hikâyeler anlattığını nakletmektedirler. Bunlar gerçek hikâye olmayıp, masallardı. Kur'an-ı Kerim de bundan bahsetmektedir. «Geceleyin de (Cemaat halinde ve Beyt'in etrafında) hezeyanlarda bulunuyordunuz» (Şu'ara 42/ 67). Ayette geçen «Samir», geceleri masal anlatan kimse demektir, ikinci kelime olan «Tehcurün»ın anlamı ise, edepsizce fuhüşattan ve zevk-i selimi rencide edecek şeylerden konuşulmasıdır ki bu durum, bugün olduğu

(29)

veya parlamentosu niteliğindeki bu meclise Mekke’nin kırk yaşını doldurmuş bütün fertleri katılabilmiştir. Fakat bu yaşta olanların hepsinin haklarını kullanmadıkları ve kararların çoğunlukla kabilenin ileri gelenleriyle alındığı kaydedilmektedir90. Dolayısıyla bu meclis esas itibarıyla bir asiller toplantısı olmuştur91. Genellikle akşamları yapılan bu toplantılarda kabileler arası meseleler, kamuyu ilgilendiren çeşitli ticaret işleri, savunma ve savaş hazırlıkları konuşulur, görüşülür, tartışılır ve kararlar alınırdı. Alınan karara her kabile ve her fert uymak zorundaydı92. Daru’n-Nedve, aynı zamanda inşasının tamamlandığı günden itibaren dışarıdan gelen heyetlerin kabul edilip ağırlandığı, bir bakıma kendisine resmiyet kazandırılmış çok önemli bir mekân da olmuştur. İslam’ın yayılışını engellemek amacıyla önemli kararların alındığı bilinen Daru’n-Nedve, İslam’ın kuvvetlenip Mekke’nin fethedilmesiyle beraber Kureyşlilerin siyasi karar merkezi olması sebebiyle sahip olduğu önemi yitirmiştir. Çünkü müslümanlar için bu mekânın yerini artık mescit almıştır93.

Araplar arasında şûranın izlerine aralarındaki savaşlara son vermek veya barış içerisinde yaşamak için yaptıkları bir takım anlaşmalarda da rastlıyoruz. Nitekim bu anlaşmalar onların bir araya gelmesi ve karşılıklı danışmalarıyla alınmış kararlardan oluşmuştur. Bu anlaşmalardan en önemlileri, “el- Habis (bir dağın eteğide yapıldığı için bu adı almıştır) ve Mutayyebin (temizlenmişler)”dir. Mutayyebin anlaşmasının bir maddesinde, “Biz, geceler karanlık ve gündüzler aydınlık olduğu sürece bizim dışımızdakilere karşı tek yumruk olacağız” denilmiştir. Görüldüğü üzere bir güç oluşturma amacını taşıyan bu anlaşmanın uzun vadeli ve güvenilir olmasına dikkat edilmiştir. Yapılan anlaşmanın bozulması kabile için bir ayıp sayılmıştır94.

Yapılan anlaşmaların bir kısmı, Mekke dâhilinde bütün kabileler arasında hür, köle, kadın, erkek, her kim olursa olsun kimseye haksızlık yapılmayacağına, herhangi bir

gibi, o zaman da bazı insanları rahatsız ediyordu. HAMİDULLAH, İslam Müesseselerine Giriş, (çev: SIRMA İhsan Süreyya), İstanbul 1992, s. 45; HAMİDULLAH, İslam Peygamberi, (çev: YAZGAN Mehmet), c. II, İstanbul 2004, s. 839; FIĞLALI, Darun-Nedve, s. 556.

90 ÇAĞATAY, Arap Tarihi, s. 91.

91 GÜNALTAY M. Şemseddin, “İslamdan Önce Araplar Arasında Kadının Durumu, Aile ve Türlü Nikah

İşleri”, Belleten, c. 60, sy.15, Ankara 1951, s. 691-708.

92 YILDIZ, c. I, s. 132 vd; HAMİDULLAH, İslam Müesselerine Giriş, s. 46; İbn HİŞÂM,

es-Siretu'n-Nebeviyye, c. I, s. 125.

93 BELAZURİ AHMED b. Yahya b. Cabir, Fütühu’l-Buldan, Kahire 1932, (çev: FAYDA Mustafa), Ankara

1987, s. 75;YILDIZ, c. I, s. 132 vd; HAMİDULLAH, İslam Müesselerine Giriş, s. 46; ÇAĞATAY, Arap Tarihi, s. 20.

94 Kabile şairleri yaptıkları anlaşmaları bozmamakla ve karşı tarafa haksızlık etmemekle, yani vefakârlıkla

Referanslar

Benzer Belgeler

Kaderin cilvesine bakın ki, elli yıl sonra, mezarı hâlâ Moskova’da olan Nâzım’ın şiiri İstanbul’da AGİT zirvesiyle buluştu.. Zirvede Nâzım’ın şiirinin, hem

Bu çerçevede çalışanların sahip oldukları yüksek, orta ve düşük düzeyde belirlenen duygusal zekâ düzeyleri ile “İletişime Yönelik Saldırılar,

As for the implementation, the medical professionals including physicians and nurses would carefully avoid medical legal suits and amends; lay people demanded full disclosure

Concerning the collection of course materials, the medical humanistic courses offered for the session of 2002-2003 of each medical school can be divided into two kinds:

16. yüzyıl dönemine ait yazmalara bakıldığında renk, motif ve işçilik açısından diğer yazmalara göre daha belirgin özelliklere sahip olduğu görülmektedir. Bu

Bu amaçla faiz oranları farkını açıklayan değişkenler olarak, fiyatlar genel düzeyi, Gayri Safi Yurt İçi Hasıla, döviz kuru, güven endeksi, uluslararası

AİHM, sözleşmenin günün koşullarına uygun yorumlanması gereken bir belge olduğunu vurgulayarak, evlilik içi çocuk ile evlilik dışı çocuk arasında miras konusunda