Zarif vc Nüktedan Bir Vezirimiz
K E Ç E C İ Z A D E F U A T P A Ş A
T
ANZİMAT D evrinin (1839 -1877) üç m eşh u r simasın- den b iri olan F u a t Paşa, Ş a ir Keçecizade İzzet M olla’nın büyük oğludur. 1815 d e İsta n b u l'
d a doğdu. İlk Tıbbiyemiz olan
«Tıbhane»yi b itird i. B unun ilk öğrencilerindendir. S o n rad an he kim liği bırak tı, idare ve siyaset
alanına girdi. Önce Amedcilik,
Elçilik ve S ad aret (B aşbakanlık) m ü steşarlık ları gibi önem li m e m uriyetlerde bulundu. Sonradan d a birk aç defa, H ariciye N azırı
(D ışişleri B akanı) oldu. Diplo
m atik görevlerle M ad rit’e (1843), B ükreş’e (1848), fevkalâde Bü
yükelçi o larak P etersb u rg ’a
(1849) gitti. S ultan Aziz’le b e ra b e r önce M ısır’ı (1863), sonra
da P aris ve L ondra’yı (1867)
gezdi.
1861 de Sadrıâzam (B aşba kan) olan Keçecizade F u at Paşa,
gayet güzel, kahkahalı ve şak
ra k b ir eda ile konuşurdu.. Neşe li, hazırcevap, hele çok nükteci idi.. M âruf tâb iri ile, b ir ayağı üzerinde b in lâfın belini bükerdi. Fransızcayı anadili k a d a r iyi bi
lir, güzel konuşurdu. Devrinin
devlet ad am ları içinde Avrupa
m u aşeret k u ralların ı en iyi bi len ve ta tb ik eden F u a t P aşa idi. O nükteli, şetaretli sohbetlerin den b ü tü n h ü k ü m d arlar ve dip lo m atlar da hoşlanırdı. K ısaca sı, geniş kültürlü, zarif, nükteci
ve çok zeki idi. M emleketimizi
yabancı ülkelerde büyük b ir ba- şariyle tem sil etm iştir.
F u at Paşa, ötedenberi kalb
hastalığı çekerdi. Sadaretten
ay rıld ık tan sonra, hekim lerin
tavsiyesi üzerine N is’e gitti ve o rad a b u h astalık tan öldü (Şu b a t 1869). N a’şı, İsta n b u l’a geti
rilerek, Fazlı P aşa’d a Üçler Ca m ii haziresindeki hususî medfe- nine gömüldü.
F u a t P aşa’yı, şöyle b ir ta n ıt tık tan so n ra onun «lisan-ı züre- fâ»da yıllarca dolaşan, bugün de h erb iri hafızaları gerçekten sü s leyecek k ad ar zarif, iğneli, doku
naklı olan nüktelerinden b ir
kısm ını okurlarım ıza sunuyo
ruz (*) :
• F u at Paşa, bazı diplom a tik m eselelerin görüşülüp halle dilm esi için «Fevkalâde m u rah has büyük elçi» olarak 1849 d a P etersb u rg ’a (L eningrat) gönde rilm işti. Paşa sık sık Ç ar’m sa ra yına gidiyordu. B ir gün, Ç ar I. Nikola (Ölümü: 1855) b ir konuş m a sırasında F u at P aşa'ya şunu so ra r :
— M üham m ed’in göğe çık
tığına inanıyorsunuz, fa k a t bu
çıkış hangi m erdivenle oldu? F u at Paşa, hiç düşünm eden Ç ar’a şu cevabı verir:
— H azreti İs a ’n ın b ıraktığı m erdivenle Haşm etm eap!
• Gene b ir gün, Rus Ç ar’ı I.
Nikola, b ir konuşm a sırasm da
F u at P aşa’ya:
—• Askerinizi iyice tanzim ve
kıyafetinizi tebdil ettiniz. Şim
di, F ransızca ve b aşk a yaban
cı dilleri öğrenm eğe çalıştığınızı
h ab er alıyorum . Bu, sizin için
lüzum suz b ir şeydir. Siz, kendi dilinizi öğreniniz, bu kâfidir!
Der. Paşa, gene o hazırcevap lığı ile:
— Y abancı dilleri öğrenm ek bizim için nasıl lüzum suz addo lu n u r ki, bugün zatı haşm etpe- nahm ızla o sayede te şerrü f edi yorum!
M ukabelesinde bulunur.
• G irit ayaklanm ası
sıra-M. SAKİR ÜLKÜTASIR
* *sm da, Rus Ç ar’ı II. Aleksandr
(Ölümü: 1881), Ç ar ailesinin yaz
lık sarayı bulunan Livadyaya
gelmesi üzerine, Padişah ta rafın dan F u at P aşa b ir heyetle Çar'- m nezdine gönderüir. F u at Par şa, Livadyaya vardığı akşam sa
ray d a b ir çay ziyafetine davet
olunur. Bu sırad a Ç ar’m G irit m eselesini bahis konusu etm ek ihtim alini düşünen F u at Paşa; çay fincanına şeker koymaz. Bu n a dikkat eden Çar, F u a t P a ş a ya sorar:
— Şekeri sevmez misiniz? F u at Paşa:
— Bilâkis, haşm etpenah, şe keri pek severim. E lverir ki «Ne b a t şekeri» olmasın! (Fransızlar, Kandiye’ye Candie dedikleri gi bi n ebat şekerine de «sucre can- di» d e rle r) diye cevap verir. Bu cinası anlıyan Çar, gülerek:
— E m in olunuz Paşa, b u ra
da size G irit’ten bahsedilmiye-
cektir! Der.
• F u at Paşa, S ultan Aziz’le beraber P aris’te bulunduğu sıra da, F ra n sa İm p a ra to ru III. Na-
polyon, konuğu olan padişah
şerefine pek şatafatlı b ir ziyafet te rtip etm işti. B u ziyafette, o za m an lar b ü tü n dünyanın ilgilendi ği G irit m eselesinden bahis açı lır ve İm p arato r, F u at P aşa’ya:
— Size büyük b ir d e rt olan bu adayı b ir m üşteri bulup şat sanız!
Der... Zarif, nükteci P aşa he men:
— Güzel b ir düşünce H aş
m etm eap! sözleriyle m ukabele eder. Bu sefeı İm p a ra to r heye canla sorar:
— K aça satarsınız? F u a t Paşa:
— Aldığımız fiata H aşm et- meap! cevabını verir.
G irit’in yıllarca sü ren savaş la r sonunda, binlerce T ü rk ’ün kanı p ah asın a alındığını çok iyi bilen III. Napolyon, b u cevap k arşısın d a u ta n a ra k susar.
• S u ltan Aziz, b ir gün Fu a t P aşa’ya, kendisiyle Âli ve m ü tercim R ü ştü P aşalar arasın d a
ne fa rk olduğunu sorar.. F uat
Paşa:
— Efendim iz! B ir ırm a k ke n arın a indiğimizde, k a rşı yakaya geçmek için b ir k ö p rü k u ru ld u ğunu görsem ben hem en k ö p rü ye saldırırım . Âli Paşa, k ö p rü n ü n sağlam olup olm adığını te t kike b a şlar ve geçit ara r. R üştü P aşa ise, b ir alay asker geçme
d ik ten so n ra kendisi köprüye
ayak basm az, cevabını verir.
• Tanzim at üçlerinin yani
Reşit, Âli, F u at P aşaların sık sık k arşılaştık ları iç gailelerden biri de m ali darlık idi. İş te böyle b ir zam anda ve dah a Avrupa’da borç alm a (İstik raz) kapılarının
açıl-FARKINDA
m am ış olduğu b ir devirde, Sad- rıâzam F u at Paşa, hâzinenin dü zeni için halk ın elinde bulunan altın, güm üş gibi kıym etli eşya n ın to p lattırılıp b u n larla p a ra
basılm asını S ultan Aziz’e b ir
ted b ir olarak arzeder (F u at P aşa bu h u su sta zam anın Şeyhülislâ m ından b ir «fetva» da alm ıştı). Bu teklif karşısında Abdülaziz:
— B u iş nasıl olur, sultanla
rın evânesi (kapkacakları) na
sıl alınır? Meselâ: O nların seyir yerlerinde su içtikleri güm üş k u p a la rı (tasları) var, b u n lar alı n ır mı?
Der. F u at Paşa:
— Hay hay efendimiz, onla
rı da alırız. Allah gösterm esin
m em leket elden gidip b a şta zatı
şâhaneniz olduğu halde, bizler
de rikâbm ıza düşüp K onya’ya
h icret ederken, su ltan hanım lar bu kupalarla «Ayrılık Çeşmesi»n-
den su m u içecekler bilm em
cevabını verir.
c Keçecizâde F u at P aşa’nın
Sadrâzam lığı sırasında
Istan-MISIN ?
---b u l’u n E rm en i zenginlerinden ---bi
ri ölm üştü. K atolik E rm eniler
b u zatın ölüm ünden az önce K a tolik m ezhebine girdiğini söylü yorlardı. G regoryenler ise onun kendi m ezheplerinde iken öldü ğünü iddia ediyorlardı.
Ö lünün çok zengin olm ası h er iki kiliseye idd iaların d a ayak diretiyordu. M ünakaşa, ihtilâf, g ü rü ltü K atolikler ile Gregoryen ler arasın d a kavgalara, döğüşle- re varm ak istidadını gösterince
mesele H üküm ete aksettirildi.
İk i ta ra f da S adrâzam dan ha kem olm asını rica ettiler. Zeki ve hazırcevap Sadrâzam , önce K atolik E rm enileri dinledi ve meseleyi iki soru ile halletti.
— M üteveffanın (Ölenin) K a tolik olarak öldüğüne em in m i siniz?
Dedi. K atolikler hem en ce
vap verdiler:
— Tam am iyle eminiz! — Demek ki ölünün ruhuna siz sahip bulunuyorsunuz!
— Evet!
— O halde insaf edin, cesedi de G regoryenlerin olsun!
• S ultan Aziz’le berab er
M ısır'a giden F u at Paşa, İsken deriye’de vapurdan indiği zam an
iskelede, pâdişâh ile kendisine,
bir de M ısır H idivi İsm ail P aşa ya b irer a t hazırlanm ış olduğu nu görür. Paşa, H idiv’in Padişah yanında b ir m etb u olduğunu hal ka gösterm ek üm niyesiyle he men:
— Ben, Padişahım ın yanın da a ta binmem!
Diye ısra r eder ve yaya yü rüm eğe başlar. Bunun üzerine H idiv İsm ail P aşa da, istemiye istemiye, yaya yürüm eye m ecbur olur.
• İngiltere’nin İstan b u l se firi «Bul\yer», b ir İngiliz şirke tinin devletten alacağı olan pa ranın verilm esi geciktiğinden do layı bunun süratle ted arik ve te diyesi için F u at P aşa’yı tazyik ederek hiddetlendirir. Sefirin av detini m üteakip P aşa’nın yanm a
gelen vükelâdan b ir zat: — Ne v ar efendim ,
hiddet-Anneciğim bilmem farkında mısın: Söylenmemiş en mübarek, en aziz Duygularla çepe çevre çaresiz Sana yöneldiğimin farkında mısın?
Demeden yakın ırak
Bulutlarla savrulup, ırmaklarla akarak Sana «anne!» diyen dilleri kıskanarak Kapına geldiğimin farkında mısın?
Bütün anneleri düşündüm tek tek Şensin benim için en güzel örnek Seni dinliyerek, seni görerek Nasıl yüceldiğimin farkında mısın?
Seni göremedim diye bu bahar İçimde bin türlü duygunun isyanı var Turnaların gökyüzünü sevdiği kadar Seni sevdiğimin farkında mısın?
Y A V U Z B Ü L E N T B Â K İ L E R
26
U M U T KI R I NT I S I
-Bilsem ki bana ç ık a c a k yürüdüğün y ollar B ir güç olur bu yepyeni sıca k
Böyle yaşam ak için inan Sevgi du rakla rın d an uzak
B ir şey vard ı içim de hep seninle başlayan Gitgide devleşen o sevgi a n ıtla rım Bilsem ki a çıla ca k bütün ka p ıla r Y a ln ız bana doğru tap ınaklard an O turu p ağlarım
Bilsem ki şendendir bir dam la ış ık Severim gecelerin en zen cisini bile O ekvator yan gın ların dan kaçan Üzgün bunr.'m ış ya da kuşkulu Bilsem ki gelen senin ellerin Y üzlerce olur sevincim inan Bana geliyorsan çıp la k ayakla Ne taş ne diken sevenleri incitm ez U zanır yüreğim çaresizlikten B ir anda m utluluğa inatla
Bilsem ki sonrası olm ayacak yo lla rın tam bana geldiğinde Bilsem ki ben olacağım sana son durak
Yeniden açılacağım inan ki o an B ir gonca gibi sessiz kaçam ak
M E T E
Ş Â M 1 L G !
L
C a v id a n Y. E rte n tenm işsiniz?
Diye sorar. F uat P aşa da:
— Ne olacak, B u lw er’in
«Bul», «Ver» teklifleri beni sık tı!
• K ör lâkabiyle m aruf
o lan Sadrıâzam M ahm ut Nedim
P aşa’n ın kardeşi sağır Ahmet
Bey’in oğlu Ali H aydar Bey, b ir gün yazdığı b ir şiiri, F u at P aşa’- ya sunar; b ittab i P aşa’dan ta k d ir ve iltifat bekler. F u at Paşa, şiiri ok u d u k tan sonra:
— Aferin Beyefendi oğlum, am ca P aşa h azretleri (M ahm ut N edim ) görse, p ed er beyefendi
(S ağır Ahmet) duysa m em nun
olurlardı! Der.
• F u at P aşa’nm sokakları genişletm ek, kaldırım döşetm ek
gibi icraatın a k arşı hoşnutsuz
lu k gösterenler arasında, devrin nüfuzlu sim alarından olan ihti- sapağası (Şehrem ini - Belediye reisi) Hüseyin Bey de bulunu yorm uş.
H üseyin Bey, b ir gün F uat
P aşa’ya yeni açılan sokakları,
döşenen kaldırım ları m edih yol lu:
— Sâyenizde caddelerle kal dırım lar pek güzel ve ra h a t ol du, P aşa hazretleri!
Der. H üseyin Bey’in bu yap m acık sözleri altında saklı olan tarizi çok iyi bilen F u at Paşa derhal:
— Evet o kaldırım lar, bize atılan taşlarla yapıldı!
Der ve geçer.
• F u at Paşa, ötedenberi
İngiltere dostluğunu tak ip eden R eşit P aşa’nın, İngiliz Sefiriyle (Lord S tratfo rd ) olan resm î, hu susi m ünasebetlerine ve oğlu Ali Galip P aşa’yı H ariciye Nezareti ne (Dışişleri Bakanlığına) kadar yükseltm esini im a ederek şunu söylemiş:
—E kanim i selâse, bizde de
m evcuttur. R eşit Paşa «Eb-ba-
ba», Ali Galip «İbn-oğul», Lord
S tra tfo rd d a «Ruh-ul-kuds-Ceb-
râibtdir.
• H er zam an beyhude iş
lerle Babıâliyi m eşgul eden F ran sa Sefareti tercüm anı «Delapor te» hakkında F u at Paşa, şu güzel beyti söylem iştir:
«Kapu (BabIâli) k apu olalı görm edi böyle D ölâport İş eder kendisine b u lsa bir eski pasaport»,
0 Uzun m üddet Dâhiliye
M ektubi (evrak) kalem i kâtipli ğinde bulunm uş olan Sâip Bey
ite Hariciye (Dışişleri) kâtipli
ğinde b u lunan — Âli P aşa’nm K ethüdası — Billûrî M ehm et E- fendi’nin yazı yazm a bir şey ka leme alm a hususunda pek de
alış-verişleri yokmuş. B unu bi
len F u at Paşa, b u iki adam h ak kında şunu derm iş:
— B unlar K erâm en K âtibin
gibidirler; yazdıklarını gören
yoktur! ( (*) **)
o F uat Paşa, K anlıca’daki
m eşhur ve m uhteşem yalısında verilen b ir suvarede, sefir ve
se-fâret erkânı hanım larının Ha- rem ’e girm elerine m üsaade eder. F ran sa sefareti kâtiplerinden bir genç, sefirin karısını H arem ka pısına k a d a r getirip kendi de be
ra b er içeri girmeğe davranır.
F uat Paşa yetişerek :
— P ardon m onsieur, nous êtes acerédité auprès de la p o r te, votre m ission finit ici = Af federsiniz efendi, siz, Kapı (Ba bIâli) nezdine m em ursunuz. Sa lâhiyetiniz b u ra d a (yani H arem
kapısının yanında) biter!» der
ve onu içeri girm ekten m eneder. (*) F u a t P a ş a ’m n elim izde, ç e ş itli
k a y n a k la r d a n d e rle n m iş o tu z k a d a r fık ra s ı v a rd ır. (**) İ n a n ış a g ö re K e râ m e n K â tib îıı : in s a n ın b iri sa ğ ın d a b iri so lu n d a b u lu n u p , g ü n a h v e se v a b la - rın ı y a z a n ik i M elek.