• Sonuç bulunamadı

Başlık: ÜLKEMİZDE YAPI ÖLÇEĞİNDEKİ RESTORASYONLARDA TEFRİŞ VE DEKORASYONYazar(lar):HERSEK, Can Mehmet Cilt: 36 Sayı: 1.2 Sayfa: 321-317 DOI: 10.1501/Dtcfder_0000001134 Yayın Tarihi: 1993 PDF

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Başlık: ÜLKEMİZDE YAPI ÖLÇEĞİNDEKİ RESTORASYONLARDA TEFRİŞ VE DEKORASYONYazar(lar):HERSEK, Can Mehmet Cilt: 36 Sayı: 1.2 Sayfa: 321-317 DOI: 10.1501/Dtcfder_0000001134 Yayın Tarihi: 1993 PDF"

Copied!
16
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

ÜLKEMİZDE YAPI ÖLÇEĞİNDEKİ

RESTORASYONLARDA TEFRİŞ VE

DEKORASYON

Can Mehmet HERSEK*

Bilindiği gibi 1964 yılında toplanan Uluslararası Tarihi Anıt Mimar ve Teknisyenleri Kongresi'nde alınan kararlar ana hatları ile hemen he­ men bütün uygar devletler tarafından benimsenmiştir. Bununla beraber Venedik Tüzüğü olarak anılan bu ilkeler çeşitli ülkelerdeki ilgili kurum ve kuruluşlar tarafından değişik biçimlerde yorumlanmaktadır.

Türkiyede de onarım yapan kurumların başında gelen Vakıflar Genel Müdürlüğü, Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğü, Türkiye Turing Otomobil Kurumu, Taç Vakfı ve benzeri kuruluşların ortak bir onarım politikalarının olduğu söylenememektedir. Bu nedenle de tüzüğün Türki­ ye'de kabul görmesinden buyana uygulamaların hataları konusundaki akademik tartışmalar kesilmeden devam etmektedir.

Genelde eleştirileri konular yapıların stürüktürel onarımları ile süsle-yici ögelerine yapılan müdahaleler üzerinde yoğunlaşmaktadır. Amasya Bimarhanesi'nin taç kapısı konuya güzel bir örnektir. Eserin taçkapısı üzerinde tamamlayıcı bir restorasyon yerine yalnızca kapının eski boyutu­ nu hissettirecek ölçüde bir onarım yapılmış olup, yeniden yapılan kısım­ larda kenar bordürlerinin süslemeleri de işlenmemiştir. (Şekil: 1) Söz ko­ nusu onarım tutumu, kapının bir onarım geçirmiş olduğunu açıkça ifade etmesi yönünden Venedik Tüzüğüne uygundur. Bununla birlikte taçkapı-mn zaman içinde kaybedeceği diğer süsleme ve elemanlarının da aynı bi­ çimde onarım görrnesi durumunda özgün görünümden çok farklı sonuçla­ ra ulaşılacağı hiç kuşkusuzdur. İşte günümüzde restorasyon çalışmalarında yapılara ne ölçüde müdahale edilmesi gerektiği, veya bir başka bir anlatımla onarımın günümüzde yapıldığını vurgulamak için ta­ mamlama, yenileme ve bütünlemede hangi teknikleri kullanarak bu uygu­ lamayı ne kadar ileriye götürebileceğimiz konusu henüz çözüme kavuş­ mamıştır.

* Y. Mimar-Restorasyon Uzmanı Gazi Üniversitesi, mimarlık Böl.

1. ERDER, Cevad, "Venedik Tüzüğü Tarihi Bir Anıt Gibi Korunmalıdır", OD.T.Ü. Mimarlık Fakültesi Dergisi, Sayı 2, cilt 3, Güz 1977, s. İ72.

(2)

Ancak restorasyon tanımı yalnızca yapıların stürüktürel onarımlarını kapsamamaktadır. Venedik tüzüğünün beşinci maddesinde de belirtildiği gibi anıtların korunması onların yararlı bir toplumsal amaç için kullanıl­ maları ile kolaylaştırılabilir1. Bu tanımdan da anlaşılabileceği gibi yapıla­ rın içlerinde yaşanılıyor olması, onların sürekli bakım görerek büyük çap­ lı bozulmalardan korunmalarını sağlamaktadır. O halde yapının belli bir işleve tahsis edimesi bir tür zorunluluktur. Dolayısıyla eğer yapının öz­ gün işlevi ortadan kalkmışsa yapıya yeni bir işlev yüklenmesi söz konusu olacaktır. Yeni verilecek işlevin yapıya uygunluğu ise ayrı bir sorundur.

Yukarıda söz edilen bütün bu konular dışında üzerinde yeteri kadar durulmayan bir başka konu daha vardır. Bu da yapıda bugün için mevcut olmayan ancak restorasyon projesi ve yeni yüklenen işlev sonucunda ya­ pıda bulunması beklenen elemanların tasarım ve uygulamasının nasıl ola­ cağıdır. Yukarıdaki gruba dahil olan elemanları iki başlık altında incele­ memiz mümkündür.

1. Grup Elemanlar: Yapının özgün bünyesinde bulunan ancak za­

manla kaybolmuş yada günümüz standartlarındaki kullanıma cevap vere­ meyen elemanlardır. Bunlara örnek olarak kapı-pencere kanatlan, döşe­ meler, çatı örtüleri ve bacalar gibi elemanları sayabiliriz.

Aslında bu gruptaki elemanlara yönelik müdahaleler yapıda izlenen restorasyon ilkeleri ile çözüme kavuşmuş gibi görülmektedir. Bununla beraber yapının yeni işlevi kimi durumlarda yapıda izlenen genel resto­ rasyon ilkeleri ile çelişen uygulamalarada ihtiyaç göstermektedir. Örne­ ğin özgününde ahşap olarak yapılmış bir kervansaray odasına ait taban döşemesi, yapının otele dönüştürülmesi gibi bir durumda seramik ile kap-lanabilmektedir. Yine benzer biçimde çatı örtüsü toprak olan bir yapı gü­ nümüz teknolojisinin gereği ve yeni kullanıma uygun olarak mozaik örtü­ lü bir yapıya dönüşebilmektedir. Bu tutum özgün elemanların aynen korunup kullanılması ilkesine uymayan yanıltıcı bir restorasyondur.

Ülkemizde sıkça baş vurulan bu türden uygulamalara ancak yapının yaşatılması için başka hiç bir seçenek yoksa izin verilmelidir. Ayrıca bu restorasyon işlemi yazı, fotoğraf, plaket veya küçük bir örnekleme ile bi­ na üzerinde belirtilmelidir.

2. Grup Elemanlar: Yapıya işlev gereği eklenen elemanlardır. Yapı­

lara eklenen ıslak hacimler, mutfaklar, ısı merkezleri gibi birimler bu tür­ deki sabit elemanlar olup mobilyalar, aydınlatma armatürleri, ısıtma pa­ nelleri, vitrinler ve benzerleri- ise hareketli elemanlardır.

Üzerinde durmak ve eleştiride bulunmak istediğimiz asıl konu da yu­ karıda söz edilen elemanlara ait uygulamalara yöneliktir. Günümüzde onarılarak yeni bir işlev ile yaşama kazandırılan yapılar özgün bünyele­ rinde hiç bir zaman bulunmamış mekân kullanımı ve elemanlar ile yük­ lenmektedirler. Bir yapının restitüsyona yönelik olarak veya yeni onarım­ ları vurgulayan biçimde onarıldığı her iki durumda da yeni eklentilere gerek duyulmaktadır.

(3)

Ülkemizde Yapı Ölçeğindeki Restorasyonlarda Tefriş ve Dekorasyon 323

Şekil 1: Amasya Bimarhanesi'nin onarım görmüş taçkapısı

(4)

Aslında Venedik tüzüğünün beşinci ve onüçüncü maddelerinde ko­ nuya değinilerek "Yapının plan ve süslemeleri değiştirilmeden yapının il­ gi çekici bölümlerine, genel konumuna, kompozisyonuna, dengesine ve çevresiyle olan bağlantısına zarar getirmediği taktirde eklemelere izin ve­ rilmiştir" 2.

Yukarıdaki koşulların tümüne uygun eklenti yapmanın zorluğu bilin­ diği halde restorasyon projelerimizde konu plan üzerinde iki boyutlu basit çizimler ile ifade edilip uygulamaya geçilmektedir. Genellikle ayrıntılı çalışmalar yapılmamaktadır. Böylece görsel, estetik zararların yanısıra klimal ve kimyasal bozulmalara neden olunabilmektedir. Konu ile ilgili sayısız örnek vermemek mümkündür. Söz gelimi bu çeşit bir bozulmanın nedeni yapıya gelişi güzel eklenen bir ıslak hacim olabildiği gibi yapının avlusuna ve çevresine ekilen bitkiler de bir faktör olabilmektedirler. Özel­ likle duvar yüzeylerini kaplayan sarmaşık bitkilerin kökleri taşlar ve bağ­ layıcıları için son derece zararlıdır. Örneğin Çeşme Kervansarayı'nın avlu cepheleri sarmaşık bitkiler ile tamamen perdelenmiş durumdadır. (Şekil-2) Halbuki bizler en azından geçmiş devirlerde yapı ve bitki örtüsü ara­ sında daima bir denge sağlanmaya çalışıldığını biliyoruz. Büyük camile­ rin hemen yanı başlarında yer alan ulu ağaç çınarları hiç bir zaman ma­ halle mescitlerinin yakın çevresinde göremiyoruz. Söz konusu kervansarayın onarımda yapılan pek çok doğru uygulama yanında günü­ müze ulaşmayan revak korkuluklarının çiçeklikler biçiminde tasarlanmış olması da en az sarmaşık bitkilerin verdiği zarar kadar önemli olup bir tür yanıltıcı restorasyondur.

Mekânsal eklenti ve değişiklikler yapıda özgün olarak bu türden ha­ cimler bulunmadığı durumlarda ana plan şeması bozulmadan yapılmalı aksi taktirde mevcut eski mekân yeniden düzenlenmelidir. Eğer yeni bir mekân daha büyük olan eski bir hacim içinde oluşturulacaksa yeni ek mutlaka malzeme, form ve boyutları ile eski bölümlerden kolayca ayırt edilebilmeli ve günümüzün damgasını taşımalıdır.

Onarılan yapılarımızın tefriş elemanları açısından da pek şanslı ol­ madıkları görülmektedir. Restore edilen anıtların bir çoğu sanki birer et­ noğrafya müzesi gibi halılar, kilimler, bakır işleri ile doldurularak bu ya­ pıların tarihsel kullanımlarına ve yaşam biçimlerine de pek uymayan sahte dekorlar oluşturulmaktadır. Üstelik plan üzerinde iki boyutlu düşü­ nülen tefriş elemanları üç boyutlu hacimlerin mekânsal etkisini de boza­ bilmektedir. Örneğin kubbe ile örtülü bir odadaki merkezi etki bölücü düz bir elemanı ile bozulabilmektedir ( Bakışız Şekil: 3)

Tefriş elemanları kapsamında ele alınabilecek bir başka sorun da ay­ dınlatma, ısıtma ve havalandırma gibi teknik konularla ilgilidir. Yapılan onarımlarda bu noktalara da yeteri kadar önem verilmediği böylesi eklen­ ti elemanların kimi zaman günümüzün damgasını taşımadığı ve kimi za­ manda son derece çağdaş olup yapının genel artistik ve tarihi kimliği ile

(5)

Ülkemizde Yapı Ölçeğindeki Restorasyonlarda Tefriş ve Dekorasyon 325

(6)

tezat teşkil ettiği görülmektedir. Söz gelimi bugün bir çok eski yapımızda ısıtma işlevi gören radyatörler konumları, formları ve malzemeleri ile eserlerimize yeni eklenmiş sorunlardır. Yine 19. yüzyıl sokak lambalarım çağrıştıran metal fenerler bu türden yapılarda sık sık kullanılan aydınlat­ ma araçlarıdır. Çok değişik aydınlatma imkânlarına sahip olduğumuz bu­ gün eklektik ve sahte elemanlar yerine indirekt aydınlatma dahil bir çok metoda baş vurulabilir. Yine benzer biçimde radyatörlü ısı sistemleri yeri­ ne zeminden ısı veren klima sisitemlerini kullanarak mimari karaktere saygı gösterilebilir. Yukarıdaki düşünceler ile ilgili olarak tekrar Çeşme Kervansarayına baktığımızda bu kez yatak odalarına eklenen banyo ha­ cimlerinin malzemesi, boyutları ve formu ile yapının özgün bölümlerin­ den kolayca ayırt edilebildiği görülür ki doğru bir uygulamadır. Yine tef­ riş elemanlarından olan yatak koltuk gibi pek çok eleman çağdaş çizgi ve malzemeler ile yanıltıcı olmaktan uzaktır. Bütün bu olumlu uygulamalar ne yazık ki kervansarayın ortak kullanım mekânlarında görülmemektedir. Bu odalar duvarlarına yerleştirilmiş metal fenerler, kilimler, kütahya işi tabaklar, sedirler, koltuk takımları ve daha bir çok öge ile birlikte bir kar­ maşa içinde döşenmiştir. Böylece burada tefriş yapılırken nelere dikkat edildiği belli olmayıp daha açık bir ifade ile özgün elemanlar ile olma­ yanlar ve yapının asıl kullanımında hiçbir zaman mevcut olmamış olanlar arasında hiçbir bilimsel anlatım yoktur.

Ülkemizde onarım görmüş hemen her yapıda yukarıda sözünü ettiği­ miz aksaklıklara örnek teşkil edebilecek uygulamalar bulabilmektedir. Bunlardan Turing kurumunun İstanbul'un Sultan Ahmet semtinde Yeşil Ev adı altında restore ederek otel fonksiyonu ile işletmeye açtığı yapıda olduğu gibi onarım öncesi ile sonrası arasında özellikle plan şeması üze­ rinde büyük değişikliklerin yer aldığını görmek mümkündür. Yeşil Ev'in yeni düzenlenen her odasına bir banyo eklenmiş, oda boyutları değiştiril­ miş, sofalar bölünmüş, merdivenler iptal edilmiş ve tüm bunların ötesinde onarım sonrasında, yapıda eski planı izleyebileceğimiz hiç bir veri veya iz kalmamıştır. Yapının iç bir antikacı dükkânı gibi çeşitli devir ve üslûptaki mobilyalar ile döşenmiştir. (Şekil: 4) Böylece yapının restore edilerek ge­ lecek kuşaklara aktarılma imkânı doğmuş ancak devrin yaşam biçimini ve konut planlaması kriterlerini izleme olanağımız kalmamıştır.

Ankara kalesinde sayıları gün geçtikçe artmakta olan onarımlardan Kınacıoğlu Konağına baktığımızda da yine benzer eleştereleri bu yapı içinde söyleyebilmekteyiz. Burada ilk gözümüze çarpan nokta renk deği­ şikliğidir. Sanki tüm geleneksel konutlarımızın renkleri beyaz imiş gibi bu geç dönem Osmanlı konutu da yeşil rengini beyaz badana ile kaybet­ miştir. Gerçi takdir edilebilecek bir uygulama ile konağın onarım geçirdi­ ği cephesine yerleştirilen bir plaketle belirtilmiştir. Yine aynı cephede es­ kiyi ne kadar kopya ettiği veya yeni bir eleman olduğunu ne kadar vurguladığı belli olmayan bir fener ile daha çok Avrupa mimarisinin bir öğesi olan fer forge türü demir işçiliği ile yapılmış bir tabela bulunmakta­ dır. (Şekil: 5) Ayrıca yapının pencerelerinin önüne yerleştirilen plastik

(7)

Ülkemizde Yapı Ölçeğindeki Restorasyonlarda Tefriş ve Dekorasyon 327

Şekil 4: İstanbul'da Yeşil Ev otelinin bir yatak odası Kaynak: Türkiye Turing Kurumu Broşürü

(8)

saksıların eskiden burada var olan bir özgün saksılığa yönelik bir atıfmı olduğu ve malzemesi açısından da yapıyla ha kadar bağdaştığı tartışılabi­ lir. Yapının çeşitli amaçlara tahsis edilmiş olan zemin kat odalarında bu­ lunan terek ve raflar bugün normalden çok fazla sayıdadır. Bunlardan hangisinin özgün olduğu yine belirgin değildir. (Şekil: 6) Aynı yapının üst katına yüklenen restoran işlevi sonucunda sofa ve odalar, eskicilerden toplanmış iskemle ve masalarla döşenip nostaljik bir ortam yaratılmıştır. Ancak şamdanı çağrıştıran lambaların aydınlattığı bu mekanların sıkışık düzeni işlevin ve teftiş elemanlarının yapıyla bağdaşmadığım ortaya koy­ maktadır. Burada diğer örneklerimizde görüldüğü gibi özgün olan mekân, tefriş elemanları ile onarılanlar ve işlev gereği eklenenler arasında ayırt edici bir anlatım yoktur. (Şekil: 7)

Konu ile ilgili olarak Ankara kalesinde yapılmış bir başka restoras­ yon uygulamasına daha bakabiliriz. Bu ev, yapı ölçeğinde oldukça başarı­ lı bir restorasyon uygulaması olarak nitelenebilir. Burada onarılan, ekle­ nen elemanlar kolayca fark edilebilmektedir. Örneğin avluya açılan yarı açık mekanların ön cephelerinin restorasyon sonucunda kapatılmış oldu­ ğu, çağdaş çizgiler taşıyan, özgün elemanlardan koparılmış camekânlar-dan kolayca anlaşılmakta olup, yine bir köşesinde özgün boya ve kalem işlerinin bırakılarak kalan kısımların yeniden elden geçirildiği süslemeler­ de de eski ile müdahale edilenin farkı hissedilmektedir. (Şekil: 8) Tüm bu olumlu onarım tutumuna rağmen tefriş elemanlarında söz konusu hassas yaklaşımı görememekteyiz. Derleme mobilyalar ile oluşturulan restoran kesiminde çağdaş aydınlatma araçlarından olan spotlar eski görünüşlü lambalarla birlikte kullanılmışlardır. Restorana hizmet veren mutfak ise muhtemelen özgün mutfağın yerinde, elemanları onarılarak düzenlenmiş olmasına rağmen bu denli büyük bir hizmet için yetersiz kalmış ve özgün ocak dahil bir çok mutfak ögesi pişirme, saklama ve depolama araçları arasında boğulmuştur. (Şekil: 9)

Yukarıdaki eleştirilerden sonra konu üzerinde nasıl bir yol izlenmesi gerektiğinin açıklanması için somut bir örnek olarak Kastamonu İsmail Bey külliyesine ait Medresenin restorasyon ve tefrişini kapsayan bir proje çalışmasından aşağıda kısaca bahsedilecektir3.

Çalışmanın ilk aşamasında; stürüktürel açıdan oldukça sağlam olan bu yapının ayrıntılı bir rölövesi çıkarılarak ardından restitüsyon projesi hazırlanmıştır. Bilindiği gibi restitüsyon projesi bugün için yapıda mev­ cut olmayan özgün elemanlarla, bünyesindeki eklenti ve değişikliklerin saptanması ile hazırlanan, eserin ilk yapıldığı durumu gösteren bir proje­ dir. Bu işlem sırasında da yapının kendisinden, benzerlerinden veya yazı-lı-çizili-sözlü kaynaklardan faydalanılır. İçinde kesin olmayan noktalar ve

3. Kastamonu İsmail Bey Külliyesi üzerinde ilk kez 1984 yılında O.D.T.Ü. Mimar­ lık Fakültesi, Restorasyon Anabilim Dalı öğrencisi iken bir ekip çalışmasında bulunan ya­ zar daha sonra 1986 yılında yine aynı bilim dalı öğretim elemanlarından oluşan bir başka grup ile onarım ve restorasyon projelerinin hazırlanmasına katılmıştır. Burada takdim edi­ len çalışma yazarın kendisine ait öğrenci çalışmasından alınmıştır.

(9)

Ülkemizde Yapı Ölçeğindeki Restorasyonlarda Tefriş ve Dekorasyon 329

Şekil 6 : Kınacıoğlu Evinde satış ünitesi olarak düzenlenen oda.

(10)

Şekil 8 : Avluya açılan mekanların sonradan kapatılmış olduğunu ifade eden camekan yüzey

Şekil 9 : Eski mutfakta özgün ocak ve rafların yeni gereçlerle birlikte kullanımında karşılaşılan sorunlar.

(11)

Ülkemizde Yapı Ölçeğindeki Restorasyonlarda Tefriş ve Dekorasyon 331 yorumlar bulunduğundan genellikle bu proje ile restorasyon yapılmaz ve

onarım için sağlıklı bilgilere dayanan bir restorasyon projesi hazırlanır. Dolayısıyla medresenin restorasyon projesine geçildiğinde de yanıltıcı ol­ mayan bir onarım projesinin hazırlınmasının yanısıra yapının bugün içine sığınmış olan kimsesiz yaşlı insanların daha iyi korunabileceği bir işlevle yüklemesi uygun görülmüştür. Çalışmada bütün elemanlar konum, boyut, form ve malzeme açısından bilinirlilik kriterlerine göre incelenmiştir. (Şekil: 10) Sonuçta her eleman hakkında ne bilindiği, bu bilginin ne dere­ ce güvenilir olduğu saptanmıştır. Böylece onarım için her elemana bili­ nen özelliklerine göre müdahale gerekçesi ve yöntemi önerilebilmiştir. Bu müdahale yöntemi yeniden üretilecek elemanın bilinen özelliklerinin aynen yapılmasını buna karşılık bilinmeyenlerinin yanıltıcı olmamak için çağdaş biçimde olmasını ön görmektedir. Bu şekilde Venedik Tüzüğüne uygun hareket edilmiş olmakta ve faraziyenin başladığı yerde günün damgasını taşıyan yorumlar yapılmaktadır. (Tablo: 1)

Örneğin medresenin planından izlenebileceği gibi medrese avlu dö­ şemesinin tamamlanması işlemi (1) numara ile ifade edilmiştir. Çünkü büyük bir kısmı mevcut olan bu döşemenin konumu, malzemesi, boyut ve formu bilinmektedir ve eksik kısmın aynen tamamlanmasında yanıltıcı hiç bir onarım yoktur. Buna karşılık bugün için kalan izlerden, odaların özgün döşeme malzemesinin aynı konum ve malzeme ile yapılması uy­ gun görülürken malzemenin biçimlenmesinde bilgimiz olmadığı için yeni bir form olan ahşap parkenin kullanılması düşünülmüştür. Böylece bu müdahale, türünde (2) numara ile ifade edilen grupta yer almıştır.' Yine bir diğer döşeme vinilex olarak ana eyvan için önerilmiştir ve müdahale türü (3) numara ile gösterilmiştir. Bu tutumun gerekçesi ise eyvan döşe­ mesi ile ilgili hiç bir verinin günümüze ulaşmamış olması ve bu nedenle konum, boyut, form ve malzemede yanıltıcı olmamaktır. Bütünüyle kay­ bolmuş oda kapı kanatlarının da müdahalesi (2) numaradır. Çünkü malze­ me, konum ve boyutlar belli olmakla birlikte kanadın nasıl bir işçilik ile yapıldığı bilinmemektedir. Örneğin bu kapılar son derece basit kapak tah­ talarından yahut geçme tekniğinde birleştirilmiş ahşaplardan yapılmış olabilir. O halde bizim bu kapıları bildiğimiz özelliklerine sadık kalarak ahşap malzemeden yapmamız ve buna karşılık günümüz çizgilerini taşır bir biçimlenmede olması düşünülmüştür.

Bu tablo günümüze kadar ulaşamamış özgün elemanlar için geçerli olmakla birlikte yeni eklentilere de yol göstermektedir. İşlev gereği yeni eklenecek sabit veya hareketli tefriş elemanları daha önce yapıda hiç mevcut olmadıkları için kriterler açısından tümüyle çağdaş olarak üretil­ mek durumundadırlar. Planda (4) numara ile gösterilen ısıtma, aydınlat­ ma, pencere doğramaları ve (5) numaralı tefriş elemanları da bu görüşlere uygun müdahale için işaretlenmişlerdir.

Özetle bir yapının restorasyon projesi yalnızca yapıların stürüktürel ve dekoratif onarımlarına yönelik çalışmaları kapsamaz. Aynı zamanda çağın ve işlevin gereği eklentileri, tefrişleri, aydınlatma, ısıtma gibi

(12)

konu-KASTOMONU İSMAİL BEY

KÜLLİYESİ

MEDRESE RESTORASYON

PLANI

(13)

Ülkemizde Yapı ölçeğindeki Restorasyonlarda Tefriş ve Dekorasyon 333 lan çözüme kavuşturacak araştırmaları da içerir. Bu nedenle restorasyon

projeleri restorasyon uzmanı ünvanına sahip mimar, inşaat mühendisi, sa-Tablo 1 Kastamonu İsmail Bey Külliyesi Medrese Binasına ilişkin

RESTORASYON KARARLARI TABLOSU ELEMAN NİTELİĞİ

1. Varlığı ve tümüyle her özelliği bilinen elemanlar

Konumu- Biliniyor Boyutu- Biliniyor Formu- Biliniyor Malzemesi- Biliniyor

2. Formu Bilinmeyen ancak diğer özellik­ leri bilinen elemanlar.

Konumu-Biliniyor Boyutu- Biliniyor Malzemesi- Biliniyor

3. Varlığın bilinen ancak hiç bir özelliği bilinmeyen elemanlar

Konumu- Bilinmiyor Boyutu- Bilinmiyor Formu- Bilinmiyor Malzemesi- Bilinmiyor

4. Yapının yaşaması için gerekli olan an­ cak yapıda hiçbir zaman var olmamış sabit elemanlar.

5. İşlev için gerekli olan hareketli tefriş elemanları

MÜHAHALE METODU

Eskisine benzer biçimde yeniden yapım Aynı Konumda

Aynı Boyutta

Aynı Formda işlemeleri sadeleştirilerek Aynı malzeme ile yapım

Formda çağdaş olarak (eleman üzerinde günümüzün simgesi ile) yeniden Aynı Konumda

Aynı Boyutta

Aynı Malzeme ile yapım

Tümüyle çağdaş bir tutumla yapının ge­ nel karakterine saygılı olarak

İşleve uygun konumda İşleve uygun boyutta İşleve uygun formda Çağdaş malzeme ile yapım

Tümüyle çağdaş bir tutumla yapının ge­ nel karakterine saygılı olarak ve eklenti olduğu belli edilerek yapım.

Mekânda kullanım değiştiği için çağdaş yaklaşım yeni tasarım ile mekân formu­ na saygılı ve uyumlu yapım

nat tarihçi, peysaj uzmanı, elektrik ve makina müdendislerinin tümünün katılımıyla oluşacak bir ekip tarafından hazırlanmalıdır. Bize göre yukarı-da önerilen biçimde her elemanın ayrıntısına kayukarı-dar inilerek incelenmeden restorasyon kararlarına varılmamalı ve yapının genel atmosferine oldukça önemli katkısı bulunan tefriş elemanları gözardı edilmemelidir. Ancak böyle bir çalışma ile genel restorasyon kurallarına uygun onarım yapılır­ ken aynı zamanda yapı sağlıklı bir hale getirilebilir.

(14)

TARİHÇESİ

M. Akif IŞIK*

Hir milleti, her grubu geçmişinden yararlanmaya, kendine has nite­ likleri ile uyumlu dış etkilere açık olmaya ve böylece kendini yaratma sü­ recini devam ettirmeye özendirerek, insanoğlunun gelişme imkânlarını arttıran uyarıcı zenginlik "Kültürel Kimlik" tir.

Birçok ülke, ilerlemelerinin kültürel kimliklerinin gelişmesiyle doğ­ ru orantılı olduğunu anlamış durumdadır.

Kültürel kimliğin gerçek kalıntıları ise, tarih boyunca yaratılan kül­ tür mirasında toplanmaktadır. Dolayısıyle bu mirasın korunması yalnızca o ülkenin değil tüm dünyanın görevidir.

Bilindiği gibi ülkemiz, dünyada kültürel zenginlik ve çeşitlilik konu­ sunda başta gelen ülkelerdendir. Anadolu gerek insan yaşantısına elverişli tabiat şartları ve gerekse jeopolitik konumu nedeniyle tarihin başlangıcın­ dan bu yana kesintisiz iskân görmüş ve birçok medeniyetin beşiği olmuş­ tur. Bunun haklı sonucu olarak da "Uygarlıklar Ülkesi" olarak tanınmış­ tır.

Burada, eski eser kaçakçılığının dünya ve ülkemiz kapsamında tarih-çesine dağinilmesinde yarar görülmektedir.

Kültür varlığı soygunculuğunun Eski Mısır devrine kadar uzandığı bilinmektedir. Buna en güzel örnek piramitlerdir.

Antik kaynaklarda "Ganimet hakkı" olarak adlandırılabilecek bir kavramdan sözedildiği belirlenmiştir. Babil, Elam Asur krallar, savaş ga­ nimetlerini özel mekânlarda toplarlardı. Hitit'ler ve Pers'ler de savaşta yendikleri toplulukların eserlerini, kazandıkları zaferin göstergesi olarak almışlardır.

(15)

336 M. AKİF IŞIK

Yine İlk Çağlarda, galibiyetin bir göstergesi olmasının yanısıra zen­ ginler, statülerinin farklı olduğunu göstermek amacı ile, heykelleri, değer­ li eşyaları toplamaya başlamışlardır. Bu gelenek Orta Çağ'da da sürmüş, krallar, derebeyler, zengin aileler ve hatta din görevlileri halktan yağma­ ladıkları eşyaları biriktirmeye başlamışlardır.

Eski eserlere bu türlü bir anlayışla yaklaşılması sonucu, eser topla­ ma, yağmacılığa dönüşmüştür.

Ülkemiz tarihinde eski eser soygunculuğu olarak tanımlayabileceği­ miz eski eser naklini ilk defa Roma İmparatorluğu döneminde görmekte­ yiz. M.Ö. 1. yüzyılda İmparator Sulla ve ardından gelen pekçok Roma İmparatoru Anadolu ve Yunanistan'dan çok sayıda değerli eseri, yönetim merkezi Roma'ya nakletmişlerdir.

Anadolu'da birbirinden güzel sanat eserleri yapan Romalılar bunun yanısıra, Anadolu'nun eski sahiplerinin bıraktıkları eserleri de yağmala­ makla bir yerde "eski eser kaçakçılığı" mesleğini de Anadolu'ya sokmuş oluyarlardı. O dönemlerde birçok mezarın soyulduğu, bu soygunun ve tahribatın Bizans Çağında da devam ettiği bilinmektedir.

12. Yüzyılda Haçlı Seferleri sırasında da eski eserlerin yağmalanma­ sının yanısıra şiddetli tahribata uğratılması ve hatta yokedilmesi de dikkat çekicidir.

1435-1447 yılları arasında Anadolu ile irtibatı bulunan İtalyan tüccar Ancona'lı Ciriaco'nun Anadolu'dan İtalya'ya pek çok eser naklettiği bilin­ mektedir.

17. yüzyıl başlarında Anadolu'nun birçok yerini dolaşan Arundel Lordu, topladığı eserleri İngiltere'ye götürmüştür.

Günümüze yaklaştıkça eser toplama merakının da büyük boyutlara ulaştığını görmekteyiz.

18. yüzyıl sonlarına doğru zenginleşen bazı batı toplumlarında bu zenginliğin verdiği bir hevesle Antika toplamacılığının da arttığı görül­ mektedir. Antik çağlarda olduğu gibi, bu dönemde de yine Akdeniz Ülke­ leri eski eser yağmacılığında önde gelmiştir. Özellikle Anadolu topraklan dikkatleri üzerinde, toplamıştır. Zengin bir tarihi geçmişe sahip olan Ana­ dolu o tarihlerden itibaren eski eser meraklılarının, zenginlerin ve diplo-matların akınına uğramıştır. Bu kişiler o dönemlerde Anadolu'yu dolaşa­ rak izinli veya izinsiz birçok kazılar yapmış ve buldukları eserlerin büyük bir bölümünü ülkelerine kaçırmışlardır.

Cumhuriyet öncesi, özellikle büyük boy veya taşınmaz eserler parça­ lara ayrılmak suretiyle yurt dışına kaçırılırken (Bergama Zeus Sunağı,

(16)

Milet Güney Agora Kapısı, Konya Beyhekim Camii Mihrabı gibi), Cum­ huriyet döneminde, taşınmaz eserlerin yerini kolay taşınabilir eserler al­ mıştır. (Elmalı Sikkeleri, Kumluca Eserleri, Lidya Eserleri gibi).

İlk çağlarda ganimet hakkı, savaş tazminatı v.s. gibi isimlerle nite­ lendirilen olaylarda eserlerin ülke değiştirmesi savaşlar ve ülke işgalleri ile olmuştur. Ancak, özellikle 13. yüzyıldan sonra Anadolu toprakların­ dan sökülüp götürülen eserlerin götürülmesinin tam karşılığı ne "ganimet hakkı" ve ne de "Savaş tazminatı"dır. Bu olay kesin tabiriyle "ESKİ ESER KAÇAKÇILIĞI" ve tek kelimeyle adi bir suç olan "HIRSIZ-LIK'tır.

Şekil

Şekil 1: Amasya Bimarhanesi'nin onarım görmüş taçkapısı
Şekil 5 : Ankara Kalesi Kınacılar Evi'nin girişindeki tabela, fener ve saksılıklar.
Şekil 6 : Kınacıoğlu Evinde satış ünitesi olarak düzenlenen oda.
Şekil 8 : Avluya açılan mekanların sonradan kapatılmış olduğunu ifade eden camekan  yüzey

Referanslar

Benzer Belgeler

There are canals providing water to the settlement and presentation bowls outside the city walls in addition to the rock tombs and vaulted tombs in the necropolis area (Plan

Karain B Gözü kazı- larından ele geçmiş olan 139 tam bızın üretiminde tercih edilen kemik tür analiz- leri sonucunda 30 27 adet koyun / keçi, 19.. adet koyun, 11 adet keçi,

The street connecting the north of the city to the south was probably used as a main street until the construction of the Late City Wall that was built against the Arab raids in

Şair, A székelyekhez (Sekellere) (1848, Ekim) adlı şiirinde Macarların özgür ve bağımsız bir ulus olması için dünyadaki tek kardeşi olarak nitelendirdiği Sekelleri

Dans cet article, pour dévoiler l’exotisme de Maalouf dans le cadre du livre théorique de Segalen, Essai sur l’Exotisme, les composants essentiels de l’exotisme - «

Various studies have shown that the positive secular change in height is mainly due to an increase in leg length and does not derive from an increase in sitting height (Susanne

Ayrıca kadınlar mahfilinin batı duvarında bulunan sivri kemer alınlığın etrafını kuşatan birbirine saplarıyla bağlı kuşakla, son cemaat yerinin batı duvarında yer

Son olarak Kayseri Kızıl Köşk ve Yozgat Delice Köşkü, bugün harap olup, aslî hallerinden büyük ölçüde uzaklaşmış ve plan açısından herhangi bir