• Sonuç bulunamadı

19 uncu asırda bir meselenin vesikası

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "19 uncu asırda bir meselenin vesikası"

Copied!
1
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

1 Mart

S ON 1

M C k

--- A

sırda --- ■

I

+19

uncu ■ ■

—*>—

BİR MESELENİN VESİKASI [

Mic’hat Cemal KUNTAY ---

---T

arihi, bence, birkaç türlü ta­ rif etmek bazan lâzım, bazan kabildir. Bu tariflerden lâ­ zım olanı, yine bence, şudur;

Tarih, hayattan çıkıp ta kitap oldu­ ğu zaman, mezarlıklarda vesika otla­ yan bir nevi mahlûktur. Bazan sahte bir vesika doğrudan ziyade o derece yanlışı yayıyor, daha doğrusu yanlışa o kadar doğru edası veriyor ki insan, tarihi, bir ilim olarak kabul etmekte tereddüd ediyor. Ve, vesikanın doğru- a ele geçinceye kadar insanlar, yıl­

larca, yalana hürmet ediyorlar. sandı.

Yıllarca hürmet gören, nesiller ta­ rafından iman edilen yanlış sudur: Abdülhamid I I zamanında haftalık iki mecmua vardı; Serveti Fünûn, Malûmat.

Serveti Fünûnda başmuharrir ola­ rak Tevfik Fikret vardı, ve onun adı mecmuanın sahibinin ismini unut­ turdu. Malûmatın sahibi de Baba Ta hir isminde şerefsiz bir adamdı, ve bunun adı muharrirlerinin isimlerini bile kirletirdi.

Bir aralık, Serveti Fünûn'un şair­ lerinden «A. Nadir» le «H. Nazım», bu mecmuadan çekildiler, ve Malûmat gazetesine gittiler. Bu. o zaman, genç ler arasında birçok dedikoduların mevzuu oldu. Tevfik Fikrçf’jn namu­ su o kadar sert, o derece kaya, o mertebe kaleymiş kİ, Mabeyn Kâtibi cûiUV • A. Nadir» le Ol- Nazım» saray adamı oldukları İçin, Serveti Fünûn­ da Tevfik Fikret’ten bir düziye İstis­ kal görmüşlermiş, ve buna taham­ mül edemlyerek o mecmuayı bırakıp Malûmat gazetesine muharrir olmı- ya mecbur olmuşlarmış. («A . Nadir» Namık Kem al’in oğlu Ali Ekrem’di. «H. Nazım» de Reşid Beydi; Ekreml İkinci Abdülhamid, Namık Kemal öl­ düğü zaman babasına yaptığı haksız­ lıkları, var sandığı efkârı umumiye- ye unutturmak İçin ve Reşid Beyi de Mektebi Mülklyeden İyi çıktığı İçin sarayına kâtip yapımştı. Mülklyeden lyl şahadetnameyle çıkanların ma­ beyne kâtip olarak alınmaları âdet­ ti.)

GençUPlmlzde biz, bilhassa A. Na­ diri (Ali Ekrem'i) bu saray kâtipli­ ğinden dolayı Tevfik Fikretten Tevfik Flfcretln mütemadiyen iğnelediğini ve bu İğnelerin bir araya toplayarak Ser vetl Fünûn’dan A. Nadiri bir süngü k u vveti» uzaklaştırdığım dinler, du­ rurduk.

Halbuki, son zamanlarda elime ge­ çen bir mektup bu rivayetin tamamen yalan olduğunu gösteriyor. Bu mek­ tup Tevfik Fikret’in el yazısiyledir. Ve Tevfik Fikret bu mektubunda, Ma beyn Kâtibi olan A. Nadir’in (Ali Ek­ rem) İn Serveti Fünûna niçin yazı yazmadığından şikâyetçidir. Fikret, A. Nadir’den şiddetle yazı bekliyor, şiddetle «Nuvel» İstiyor. Hattâ, Ali Ekremln mabeyn kâtipliğinden muz- tarip olduğu rivayet edilen (ve lü­ zumsuz yere rivayet edilen) Tevfik

Fikret, bu mektupta, amcası olan «Tabip sol kolağası Ahmet V efik» hak kında mabeyn kâtibi A li Ekrem Bey­ den bir tavsiye mektubu istiyor. Ve Ali Ekrem saray kâtibi olduğu için, onun yazacağı bir tavsiyenin ne de­ mek olduğunu biliyoı, ve Ali Ekrem e şu ibareyi yazıyor: «Sıvan bakalım: «adam gibi bir tavsiyenamen dünya «kadar iş görür.»

Esasen Fikretin bu mektubu o ka­ dar candan yazılmıştır ki, Tevfik Fik retle Ali Ekrem arasına «Mabeyn kâ­ tipliği» nin bir zerre soğukluk sok-Tevfik Fikret’ten Ali Ekrem’e (A. Na «d ire ):

«Ekremciğim,

«Son mülâkatımızdan, yani bir bu- «çuk aydanberi

«Seni bir çok aradım, yerde _ mi, gökte misin? «Söyle ey meyve-i can, dalda mı. köklerde misin?» «nerdesin Mevlâ aşkına? Hani bana «gelecektin? Gece gelecek, gündüz «gelecek, behemmehal gelecektin. Biz «bu va’d-i şerife aldanarak, seni, in- «câz-ı va’deder sanarak bir «çok bekledik; hattâ bir haf- «ta da göçümüzü tehir edip Hl- «sarlarda mevkuf-u intizar kaldık: «Nihayet İmparator (Almanya İmpa- «ratoru) efendimiz geldi, yine siz e-«fendimiz teşrif buyurmadınız-.. Bu «uzun intizardan sonra yola düşdük: «sana tesadüf edilecek yerlerde ara- «nıp taranmadan şaşkına döndük; «izini bulmak mümkün olmadı. Seni «görene, bilene tesadüf etmek bile «muhal olmuştu. Yine Sefa (İsmail Sefa) eksik olmasın, o haber verdi ki, «İzm ir endişesi (?) bertaraf olmuş, rahatta, âfiyette imişsin. Artık ister­ isen yıllarca görünme, keyif senin!

«Bu, yıllarca görünme! Ne demek ♦olduğunu bilirsin, değil mi Ekrem? «Şimdi hikâyesi uzun. Görüştüğümüz «zaman, inşallah yakında, ya sen ba- «na anlatırsın, ya ben sana dinleti- «tlrim...

«Şimdi ey vadini tutmaz âdem, «Sana beyhûde söver mi âlem? «Hani sen gösterecektin dîdar? «Hani sen göndeıecektin âsâr? «Hani bir gün oturub, kelevvel, «Yazacakdm bize bir hayli Nuvel? «Ah (kel) olsa da (evvel) husdu;

«Oörüb âsârını derdik: (Coşdu!

(Coşdu umman-ı edeb, seyredi­

niz...) «Gitmiyor işte hu hey’et sensiz;

«Kuzum Ekrem bize bir şeyler yaz, «Y eter artık bu kadar naz-ü niyaz! « (Niyaz) ı kısa kesişimden de an- «larsın ki, istirhamım kat’îdir, red ve «mazeret kabul etmez;

«Y a coş ey bahr-i kerem, yahut biz «Biz Coşarak seni berbad ederiz! «Her neyse, şimdi nağmeye de ku- «lak ver: Mektubumu hâkipayine ge­ çtiren amcamdır. Kendilinin Yemene «tayin olunduğunu, senden bir

tav-«siyeye ihtiyacı bulunduğunu evvelce «söylemiş, ve yine, o bol va’dlerinden ♦birini almıştım. Zavallı yarın öbür «gün gidiverecek. Orda redif taburla­ rım a atacaklar. Zaten hasta. Son mu

«harebede kazandığı sıtmadan hâlâ «kurtulamadı. Artık sen bilirsin Ek- «remcik! ' Tavsiyen muska (nüsha!) «yerine geçer de şu tabib-î marîze şi- «fâ-bahş sana etmiyeceğimiz dua kal «maz. Haydi yavrum, sıvan bakalım: «adam gibi bir tavsiyen dünya kadar «is görür. Bunu, eğer evde isen, me$- «gu^vetin de yoksa şimdi yazıver: de-

j «ğilsen. yahut işin varsa, bilâhare ya

;«zıp şu bir iki gün zarfında idarehane «ye gönder... Diyeceksin ki: Bu adam « (bu kere yedinci ordu-yi hümâyuna «sevkolunan redif taburlarında istih- «dam edilmek ve bu taburların ter- «hisinde ordu-yı mezkûr dahilinde «hastahaneler veya nizamiye tabur- «lanna yerleştirilmek üzere izam olu- «nan etıbba meyamnda tabib sol kol- «ağası Ahmet Vefik Efendi) bana «mensuptur; şiddet-i intisabı vardır; «fazla olarak hastadır; yanınıza alın: «merkezde, şifahane-i eltafımzda «tedâvî bittavsiyet-ü vetteveccüh u- «sul-i dirine-i herdem — tüzesinde - «iktisab-ı hür’i lam-i meram rau- «amele görerek iktisâb-ı bür’i tam-I «meram etsin! Filân.. Falan..

«Bunları yazdıktan sonra kâğıdı «büker, zarfa kor, yanma da bir ese- «r -i garrâ sıkıştırır, Babıâll civarında «Şekerci R ıfat Efendi’nin mağazası «ittisalinde Serveti Fünûn idarehane «sine der, gönderirsin; yahut. Mektebi «Sultaniye yollarsın. Olmaz mı iki gö- «züm? Ooh sen ne cici çocuksun!

Fi bugün ayın kaçı Ekremciğim?

«MPtehassir kulun Tevfik Fikret.» ( * )

Kendinden bir «eser-i garrâ» iste­ nilen adam bir gazetede müstakil sa­ yılamaz. Ve kendisinden mabeyn kâ­ tibi sıfatile bir akraba için tavsiye is­ tenilen adamın mabeyn kâtipliğine kızılmaz. O istiskal da, o öfkeler de tarih değildir, masaldır.

(* ) Halil Nihat! Boz t epen İn dosyasın­ dan alınmıştır.

M id hat Cemal KUNTA

/

Kişisel Arşivlerde İstanbul Belleği Ta ha T o ro s Arşivi

* 0 0 1 5 8 2 ^ 2 0 0 1 0 *

Tarihin bu türlü yanlışlarından bi- :

rini bizim neslimiz, yıllarca doğru , madiğim, sokmıyacağım en sıcak ke­ limelerle, en ateşli cümleler gösteri­ yor.

Referanslar

Benzer Belgeler

Kaya (2007) tarafından ilk defa muhasebe dersi alan öğrencilerin derse yönelik tutumlarının tespitine yönelik yapılan bir araştırmada ise, dönem

[r]

[r]

1960dan itibaren Anadolu'nun etkin kültürel ve plastik birikimine eğilerek bir süre Hitit görsel sanatının ve diğer Anadolu mitlerinin verilerinden, daha sonraları Selçuk

Orhan Ersek Sok.. 1932'de Devlet Güzel Sanatlar Akademisi'nde resim öğrenimini tamamladı. 1933'de Batı akımlarını ilk defa Türkiye'ye getiren D Grubu kurucularına

1968-1969 öğretim yılında Güzel Sanatlar Akademisi'nin Yüksek Resim Bölümüne girdi. Çeşitli okullarda öğretmenlik yaptı. Halen İstanbulda'ki bir lisede

Sa peinture est naïve et romantique, mais également durement réaliste, ce qui fait baigner le tableau dans une atmosphère surréaliste. On pense aux bas-reliefs

Tesadüfe bak›n, ben San Diego’ da kendime bir evlat edindi¤im y›llarda ay- n› kentte oturan, isterse kendine alt›n kadrolu bir bisiklet bile ›smarlayabilecek kadar