İ HA Y
* sA
f
İl e K İ T A P L A R I
■Gördüğüm sadrazamlardan:
s z.
II. Abdülhamid devrinde üç kere, V. Mehmet devrinde bir kere Sadareti ihraz etmiş olan ve bu Sadaretlerinden 1885 de başlayan ilkinin müddeti altı yıla yaklaşan Kıbrıslı Kâ mil Paşanın adı, hâfızama, en körpe çağında, 190S da, ken disinin Aydın Valiliğinden azledilip İngiltere konsoloslu ğuna bir ilticayı müteakip İs- tanbula geldiği sıralarda nak- şolmuştu.
Huzura kabul edilip Padişa hın iltifatına mazhar olduğu nu, hattâ Nişanlaşmda ilk Sa daretinin halefi Cevad Paşa nın içinde veremden öldüğü, bugün artık mevcut olmıyan ve şimdi gözlerimin önünde canlanan konağın ikametine tahsis edildiğini evimizdeki konuşmalardan duymuştum.
Daha sonra, babamm Maa rif mektupçuluğunda bu Pa şanın oğullarından Suphi Be ye halef olduğunu öğrenecek ve nihayet diğer' bir oğlunu, babam gibi mülkiye mezunu olan Mahmud Beyi sık sık e- vim-zde misafir görecektim.
Mahmud Bey pek nazik ise de zayıf ve gösterişsiz bir zat tı/ ve pek çok oğlu bulunan Kâmil Paşanın sevdiği evlâ dından da sayılmadığını duy duğum için kendisini hayranı bulunduğum babasına âdeta lâyık görmüyor, yanına so kulmuyor, Paşa hakkında kendisine sualler sormuyor dum. _/
Kâmil Paşaya karşı besle diğim derin hayranlığın en büyük hikmeti ise 10 Tem muz inkılâbından sonra —ev velce de olduğu gibi— evi mizde İkdam gazetesinin o- kunması, bu gazetenin de Pa şanın 10 Temmuz inkılâbını takip eden üçüncü sadareti esnasında ve 31 Martla Hür riyeti matbuatın maziye ka rin asın a kadar onun pek a- teşli taraftarlığını gülmüş bu lunması olsa gerekti.
Kıbrıslı Veziri, üçüncü şada relinden üç sene kadar sonra,' Trablusgarb harbi esnasında, yâni pek eski rakibi Küçük Said Paşanın birbirini takip eden sekizinci ve dokuzuncu sadaretleri sırasında, bu sada retlerin galiba dokuzuncusun- da, görecek ve, büyük bir
he-yaşm bütün heyecanı içinde, olanca dikkatimi gözlerime toplayıp seyredecektim..
Valdemin oturmakta bulun duğu Erenköyüne gitmek üze re trene henüz binmiş otur muştum. Kâmil Paşa
yanm-O zaman en az sekseninde olması gereken Kâmil Paşa fevkalâde dinç ve çevikti, sır tı da dimdikti. Siyah bir set resi, başında da geniş bir fe si vardı. Rengi balmumu sa rılığında, saçı sakalı beyaz ve
r ~ Y a z a n :
yecan içinde, henüz
çocuk-NAHtD SIRRI
■\
da, biraz gerisinde, büyük oğlu ve Ziraat bankası Umum Müdürü olduğunu daha ev velden, bir tesadüf münasebe- tile öğrenmiş olduğum Şev ket Bey, göründü ve vago nun öbür penceresi önündeki yeri işgal ederek oğlu da kar şısına pek tazimkâr eda ile geçip oturdu.
sakah nisbeien seyrekli. Şevket Bey, kırmızıca sa kallı ve ellilik bir adam olur- 'duğu yere ilişmiş gibi, o dere ce lazimkârdı. Şeffaf denecek kadar zayıf olan bir elini yan tarafa dayamış olan Paşa Kı- zıltoprakia oğlu ile birlikte ininceye kadar hep sakil kal dı, yalnız bir ara, hafifçe
eği-. i
lukian çıkmağa çabalayan bir
lerek bir şey söyledi amma, o kadar yavaş bir sesle söyle di ki sesinden kulağıma hiç bir akis gelmedi. Bu bir emir olsa gerekli: Oğlu hürmetle başını indirmek suretiyle bu emri tebellüğ etmişti.
Azamete hiç tenezzül etme mesine rağmen Kâmil Paşada mislini hemen hiç kimsede görmediğim bir heybet bul muştum. Bundan (İkdam)m telkinlerinin muhakkak ki bir rolü bulunduğunu şimdi iti raf ediyorum. Hattâ Kâmil Paşanın siyasi hayatında bir kaç mühim hatasına yine şim di kail bulunmakla beraber, ona karşı eskiden duymuş olduğum sevgiden ve takdir den bir kısmını hâlâ muha faza ettiğimi de inkâr ede mem.
Hele son sadaretinde, artık iki ayağı çukurda iken, o fe cî mağlûbiyet günlerinde ve İstanbulun da düşman istilâ sına maruz bulunduğu sıra larda, gece gündüz Bâbıâliden ayrılmıyarak geceleri bir u- fak karyolada yatarak bekâr hayatı sürdüğü ve Padişah Sultan Reşad bir gölgeden ibaret bulunduğuna göre dev letin mutlak hâkimi vaziye tinde bulunduğu günlerdeki melanetini ve engin feraga tini rikkatle teslim ediyorum. Fakat o esnada Rüsumat U- mum Müdürü olan Babam Sırrı Beyin kendisiyle vaki bir temasta edindiği intibaı da tarafsızlık olmak zarure tiyle kaydedeceğim ki, bu in tiba Osmanlı İmparatorluğu nun bütün mukadderatını e- linde tuttuğu sırada Kâmil Paşanın ne kadar yorgun ve yıpranmış olduğunu da çok güzel göstermektedir.
Artık sukut etmiş bulunan Seiâniklen her nasılsa yol bu lup gelen bir zat oradaki va ziyet hakkında —galiba he nüz mütiefik olmalarına rağ men Yunanlılarla Bulgarlar arasında belirmeğe başlayan zıddiyete dair— babama pek mühim bazı şeyler söylemiş. Babam bunları telefonla Ha riciye Nazırı Gabriyel Nora- dunkiyan Efendiye haber ver miş. Meclisi Vükelâ varmış. Az sonra Noradunkiyan Efen di telefon etmiş, öğrendikleri ni gelip bizzat tekrar etmesi nin heyetçe münasip görüldü ğünü bildirmiş. Bunun üzeri ne babam Bâbıâliye gidip iç tima halinde bulunan Vüke lâ Meclisine alınmış, duyduk larını menbaı zikrederek an latıp bitirince. Kâmil Paşa, u- zun senelerden beri Rüsumat Müdiri Umumîsi olan ve ken disine bu sıfatla takdim edi len adama:
— Siz Seiâniklen ne gün geldiniz? Orada işiniz nedir?
Diye sormuş.
Evet, bu soru. Paşanın az sonra bir kaç yüz kişinin nü mayişini önliyemiyerek, o ka dar gafil davranarak devrili şindeki hikmeti de pek güzel anlatsa gerektir.