3 Marf 1930
Edebiyatımız ne halde?
H. Nazım ((Büyük bir şahsiyet
yetişseydi elbet duyardık!)) diyor
• •
Ustad yaşıyan edebiyattan habersiz görünerek
diyor ki «Nazım Hikmeti hiç te şair bulmadımf
Peyami Safa da edebî bir isim mi?»
Gene Edebiyatı Cedide üstadları ara- sındayım. Bugün de en son zamana kadar edebiyatla meşgul olan Rasin külliyatı tercümeleri üstünde imzasını okuduğumuz H . Nazımın karşısındayım.
Çek değerli edib, üzeri sedef işlemeli
küçük yazıhanesinin başında oturuyor.
Masasının üstünde (Sumen) olarak eski bİr Serveti Fünun bulunuyor. Gözlükleri altında ince bir istihza ile parlıyan gözle ri hâlâ yirmi j^şında imişler gibi canlı ve cevval...
Kendisine ziyaretimin sebebini anlattı ğım zaman bana cevab vermek istemiyor. Bahaneler buluyor:
— Uzun zamanlardanberi edebiyatla meşgul değilim, hiçbir yeni eser okuma dım. Yeni bir imza da bilmiyorum. Bu gün yazı yazan gençler hakkında hiçbir fikrim yok... Bazılarından bir iki kitab okudum. Beni tatmin etmemiş olacak ki ayni imzayı taşıyan ikinci bir cild almak istemedim.
Filân gibi sözlerle anket haricinde kal mak istiyor ve kendisini ikna etmek için uzun zaman anketten değil, edebiyattan bahsediyoruz... Üstadın yeni şiir hakkm- daki fikrini soruyorum:
— Yeni şairler arasında Nazım H ik met denilen bir gene var. Bazan buraya da gelir... Şiirleri zamanın en güzel şiir leriymiş, kendisi de en büyük şairmiş...
Diyor... V e biran susıyor:
— Siz onun şiirlerini okumadınız mı?. — Okudum...
— Nasıl buldunuz?.« Gülümsüyor:
— Onu söylenildiği kadar büyük bir şair bulmadım... H atta hiç şair bulma - dım.... diyor.
— Y a zamanımızın romancıları hak - kında ne düşünüyorsunuz?..
— Zamanımızdaki romancılar mı?... Kim bunlar?.,
— Yakub Kadri, Mahmud Yesari, Peyami Safa, ne bileyim ben ve daha bir çok...
— Peyami Safa mı?.. Peyami S a fa ismi böyle ciddî edebiyat mevzuu içine girecek edebî bir isim mi?
Büyük bir hayretle soruyorum t
— Peyami Safayı tanımıyor muşu - nuz?...
— Tanıyorum, İsmail Safamn oğlu - dur. Biliyorum.
— Eserlerini okumadı ',,/ mı?..
— Eski harflerle yazılmış bir romanını okudum bu gencin amma! .. Onda ipti dailikten başka birşey bulamadım. Oku duğum bu eser edebiyat çerçevesine gire bilecek birşey değildi.
Hayretim gitgide artıyor:
— Peyami Safamn hangi eserini oku duğunuzu bilmiyorum, diyorum. Yalnız bildiğim şey Peyami Safamn zamanımız daki romancıların en iyilerinden biri ola rak tanılmış olduğudur... O f.tc yalnız bir tek kitabını mı okudunuz?..
— Evet... Sonra da değmez diye baş ka kitablarım okumadım. Maamafih ba na hangisini okumaklığım icab eder, söy leyiniz de onu alıp okuyayım... Demek ben okumıyalı terakki etmiş olacak...
— (Dokuzuncu Hariciye Koğuşu) bence bugüne kadar tiirkçe yazılmış olan romanların en güzelidir; diyorum. Onu da bir okusanız...
Üstad H . Nazım hemen bunu bir kâ ğıda not ediyor:
— Muhakkak okuyacağını, diyor, hem pek kısa bir zamanda...
Sonra edebiyat üzerinde onu'Ttır. rd-ık, kendisini ankete cevab vermeğe teş vik etmiş olacak ki, anketime cevab
ver-Üstad H. Nazımın Servetifiinun
zamanında alınmış bir resmi
miş olsa nekadar memnun olacağımı ken disine bir kere daha tekrarladığım zaman artık tereddüd etmiyor ve bütün sualleri mi arka arkaya yazdığım kâğıdı eline a» lıyor, baştan sonuna kadar okuduktan sonra konuşmağa başlıyor:
« — Bize bu son inkılâbımızı evvelden tepşir eden bir edebiyat var mıdır, diye so ruyorsunuz... Hayır böyle bir beşaret ha berini edebiyat bize vermedi. Bu son inkılâbı ima edecek hiçbir işaret görme dim. İnkılâbımızın edebî şahsiyetler ye tiştirip yetiştirmediği hakkmdaki sualinize gelince ona da şu cevabı vereceğim: Elbet te bir takım zevat ve şahsiyet yetişmiştiıv Fakat ben son senelerde edebiyatla meş gul olmadığım için isimlerini duymamı - şımdır. Maamafih hakikaten kemal sahibi bir zat çıksaydı, ben de duyardım değil mi?.. Yeni ve eski Türk edebiyatının üs- tadlan kimlerdir, diyorsunuz? Şiirde Abdülhak Hâmid, Tevfik Fikret, nesirde ise, nesrimize en büyük hizmeti etmiş olan Şinasi ve Kemalden sonra Cenab Şaha- beddinle HaJid Ziyadır.
Eski ve yeni edebiyatta en beğenmedi ğimiz ve en manasız bulduğumuz şahsi yetlerin ismini açıkça söylemeğe nezaket ve terbiye mâni değil midir?.. Ben söy- lemiyeceğim ve beşinci sualinize cevaK vermekle iktifa edeceğim. Millî bir eserin vasfı aslî ve samimî olmasıdır. Asliyi (orijinal) manasın kuallanıyorum.. Sami mî ve aslî olan eser insanın kendi şahsın dan nebean eder. Şahsiyet ise muhitin tesirile hâsıl olduğundan şahsî ve samimî olan her eser millidir ve esasen edebî de nilen eser de gene bu eserdir. Yoksa mev zuun muhakkak mahallî olmasına lüzum yoktur. Böyle eserlere nümune olarak kudemadan şair Nedimin asarını ve yuka rıda isimlerini zikrettiğim zevatın eserle rini gösterebiliriz.
Yeni Türk edebiyatının beynelmilel bir kıymeti olup olmamasına gelince, Türk ediblerinden şimdiye kadar kimlerin eseri veya eserleri ecnebi lisanlarına ter cüme edilmişse o eserlerin haric.de bir te sir hâsıl ettiğine veya edeceğine hükmolu- nabilir. Ecnebi lisanına türkçe bir eser tercüme etmek için benim fikrim sorulsa ben meselâ Fuzulinin Leylâ ile Mecnunu nun, hatta gazellerinin bile tercüme edil mesi taraftarıyım. Çünkü bunların ehem miyetle telâkki edileceği pek memuîdür.» Ustad. işte söyliyeceklerimin hepsi bu- dur demek istiyen bir eda ile susunca, kendisine teşekkürler ederek yerimden kalkıyorum ve müsaadesini alarak, Cemal Reşid, F.krem Reşid. Hazım ve Niza- ınettîn Nazilin töpLunıs oldukları öteki salona geçiyorum.
SU AD DERVİŞ
Taha Toros Arşivi