T.C.
SELÇUK ÜNİVERSİTESİ
SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ
SANAT TARİHİ ANA BİLİM DALI
ARŞİV BELGELERİNE GÖRE KONYA’DAKİ
SELÇUKLU CAMİ VE MEDRESELERİNİN TAMİR VE
ONARIMLARI
Şerife GÖKBAŞ
YÜKSEK LİSANS TEZİ
Danışman
Prof. Dr. Haşim KARPUZ
T. C.
SELÇUK ÜNİVERSİTESİ Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürlüğü
BİLİMSEL ETİK SAYFASI
Bu tezin proje safhasından sonuçlanmasına kadarki bütün süreçlerde bilimsel etiğe ve akademik kurallara özenle riayet edildiğini, tez içindeki bütün bilgilerin etik davranış ve akademik kurallar çerçevesinde elde edilerek sunulduğunu, ayrıca tez yazım kurallarına uygun olarak hazırlanan bu çalışmada başkalarının eserlerinden yararlanılması durumunda bilimsel kurallara uygun olarak atıf yapıldığını bildiririm.
T. C.
SELÇUK ÜNİVERSİTESİ Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürlüğü
YÜKSEK LİSANS TEZİ KABUL FORMU
Öğre
n
cin
in
Adı Soyadı : Şerife Gökbaş
Numarası : 144204011002
Ana Bilim /Bilim
Dalı : Sanat Tarihi/ Türk ve İslam Sanatları Tarihi
Programı
Tezli Yüksek Lisans Doktora
Tezin Adı Arşiv Belgelerine Göre Konya’daki Selçuklu Cami ve Medreselerinin
Tamir ve Onarımları
Yukarıda adı geçen öğrenci tarafından hazırlanan Arşiv Belgelerine Göre Konya’daki Selçuklu Cami ve Medreselerinin Tamir ve Onarımları başlıklı bu çalışma 24.06.2019 tarihinde yapılan savunma sınavı sonucunda oybirliği/oyçokluğu ile başarılı bulunarak, jürimiz tarafından yüksek lisans tezi olarak kabul edilmiştir.
ÖNSÖZ
Anadolu Selçuklu Mimarisine ait Konya merkezde çok sayıda mescit, medrese, cami, türbe, kervansaray, tekke ve zaviye yapıları yer almaktadır. Bundan dolayı çalışmamız kapsamında günümüzde ayakta olan cami ve medrese yapıları incelenmiştir. Yapılar hakkında kısaca bilgiler verilmiş, mimari özelliklerine değinilmiş, zaman içerisinde meydana gelen bozulmalar, yapılan tamir ve onarımlar ele alınmış ayrıca eldeki belgeler ışığında gerçekleştirilen restorasyon çalışmaları tespit edilmiştir.
Anadolu Selçuklu Devleti’nin simgesi olan başkent Konya’da yer alan bu eşsiz eserlerin kaybolmaktan kurtarılması, camilerin içerisinde ibadet yapılmaya devam edilebilmesi ve tekrar kullanıma kazandırılması, medreselerin ise fonksiyonlarına uygun şekilde kullanılması bu tarih varlıklarının kurtarılması anlamına gelmektedir.
Zamanın yıpratıcı etkisinden ve insanların yaptıkları hasarlardan zarar görmeden günümüze ulaşabilen eser sayısı oldukça azdır. Eserlerin ve kültür varlıklarının korunmasında asıl olan onların genel görünümleriyle olduğu kadar özgün tarihi dokularıyla da yaşatılmalarıdır.
Tarih boyunca taşınır ve taşınmaz eski eserler, varlıklarının sürdürülmesini isteyen kişi ve toplumların çabalarının sonucu olarak korunmuş ve onarılmıştır. Bu onarımlarda yönlendirici güç, eserin bütünlüğünün bozulmaması ya da işlevinin gerektirdiği koşullara uyarlanabilmesi olmuştur.
Günümüzde tarihi ve mimari eserlerin korunmasındaki temel yaklaşım sürekli bakımlarının sağlanmasıdır. Bilimsel restorasyonda olabildiğince az müdahaleyle, eserin tarihi belge ve estetik değerinin korunması amaçlanmaktadır.
Tez sürecim boyunca benden hiçbir desteğini esirgemeyen, her daim yanımda ve yardımcı olan, anlayışlı tavrı, yol gösterici tutumu, önemli düşünce ve fikirleriyle ufkumu açan danışmanım değerli hocam Prof. Dr. Haşim Karpuz’a sonsuz teşekkürlerimi sunarım. Engin bilgi birikimleri ve farklı fikirleri ile tezimi
yönlendirmeme katkı sağlayan, yardımlarını esirgemeyen kıymetli hocalarım Prof. Dr. Ali Baş ve Prof. Dr. Remzi Duran’a teşekkürü bir borç bilirim.
Çalışmalarım sırasında gösterdikleri anlayış ve yardımlarından dolayı Konya Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu Müdürü Muammer Koyuncu’ ya, Mimar Belgin Şahin’e ve Harita Mühendisi Cemil Tütüncü’ye, Konya Vakıflar Bölge Müdürlüğü çalışanlarına ve Ankara Vakıflar Genel Müdürlüğü çalışanlarına teşekkür ederim.
Şerife Gökbaş Konya-2019
T. C.
SELÇUK ÜNİVERSİTESİ Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürlüğü
Öğre
n
cin
in
Adı Soyadı : Şerife Gökbaş
Numarası : 144204011002
Ana Bilim /Bilim
Dalı : Sanat Tarihi/ Türk ve İslam Sanatları Tarihi
Programı
Tezli Yüksek Lisans Doktora Tezin Danışmanı : Prof. Dr. Haşim Karpuz
Tezin Adı Arşiv Belgelerine Göre Konya’daki Selçuklu Cami ve Medreselerinin
Tamir ve Onarımları
ÖZET
Konya eski çağlardan beri Anadolu’nun sayılı kültür merkezlerinden biri olmuştur. Bu durum Anadolu Selçukluları ile daha da gelişip genişlemiş ve en önemli anıtsal sanat eserlerini bırakmışlardır. Bu çalışmada Konya il merkezinde yer alan Anadolu Selçuklu Dönemine ait günümüzde hala ayakta olan cami ve medrese örnekleri ele alınmıştır.
Anadolu Selçuklu Mimari’sinin başkent Konya’da yapılmış eşsiz eserlerinden olan bu yapıların geçirmiş olduğu tamir, onarım ve restorasyon çalışmaları kronolojik bir sıra takip edilerek günümüze kadar olan süreçte anlatılmıştır.
Arşiv belgelerinin incelenmesiyle, yapılması düşünülen onarım ve restorasyon çalışmalarının bir kısmının gerçekleştirildiği bir kısmının ise girişimden öteye
geçemediği daha ziyade yapıların bakım ve korumalarının yapılarak ayakta tutulmaya çalışıldığı görülmüştür.
İncelediğimiz yapıların sırası ile tamir ve problemlerinin önemine yer verilmiştir:
1. Alâeddin Camisi: Yapının höyük üzerinde yer alması, sürekli oturma ve kayma yapabilecek bir zemin yapısına sahip olmasından dolayı zeminden kaynaklanan çökmeler ve bozulmalar caminin strüktürünü bozmuş ve 1980-1995 onarımlarında yapı adeta yeniden yapılmıştır. Betonarme çatı üzerine kurşun kaplanmıştır.
2. İplikçi Camisi: Tarihi süreçte en çok onarım gören Selçuklu yapılarından birisidir. Karamanoğlu döneminde bugünkü planına kavuşan yapının dış ölçüleri hariç, planı, iç ve dış örtüsü tamamen değişmiş ve minare ilave edilmiştir.
3. Sahip Ata Camisi: 1871’de, yangın sonrası onarımlarla bugünkü planına kavuşmuştur. Selçuklu Camisi’nden taç kapı, mihrap ve ahşap kapı kanatları günümüze gelmiştir. Mevcut yapı XIX. yüzyıl özellikleri taşımaktadır.
4. Ali Gav Medresesi: XIII. yüzyıl erken medreselerinden olan yapı geniş ölçüde yıkılmış, ana eyvan ve iki kubbeli mekân günümüze gelmiştir. Kubbeli avlu ve etrafındaki mekânlar restitüsyona göre tamamlanmıştır.
5. İnce Minareli Medrese: Konya yapıları içerisinde özgün özelliklerini koruyan yapıların başında gelmektedir. 1901’de yıldırım düşmesi sonucu yıkılan mescidi ve sıbyan mektebi 2000’li yıllarda tamamlanmıştır. Yapının kurşun örtüsü özgün görünümünü bozmaktadır.
6. Karatay Medresesi: XX. yüzyıl başlarında çok harap olan yapının 1930’lu yıllarda korunması için müze müdürü Yusuf Akyurt tarafından çalışmalar yapılmıştır. Daha sonra gerçekleştirilen restorasyonlarda öğrenci hücrelerinin arası açılarak sergi salonu haline getirilmiş ve üst örtüsü bilinmeyen mekânlar olduğu gibi bırakılmıştır. Kubbesi kurşunla kaplanmış ve sağlamlaştırılması yapılan çinilerin eksik olan kısımlarında desenlerin orijinal görünümünde ve renginde restorasyon olduğu anlaşılacak şekilde devam ettirilerek tamamlanmıştır. Kuzeybatı köşesinde yer alan
mekân tamamlanmıştır. Üst örtüsü tanımlamayan mekanların restorasyon çalışmaları sürdürülmektedir.
7. Sırçalı Medrese: En çok tahrip edilen Selçuklu yapılarından birisidir. Taç kapı cephesi ve ana eyvan dışındaki kısımlar Mahmut Akok projelerine göre restore edilmiştir.
T. C.
SELÇUK ÜNİVERSİTESİ Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürlüğü
Öğre
n
cin
in
Adı Soyadı : Şerife Gökbaş
Numarası : 144204011002
Ana Bilim /Bilim
Dalı : Sanat Tarihi/ Türk ve İslam Sanatları Tarihi
Programı
Tezli Yüksek Lisans Doktora Tezin Danışmanı : Prof. Dr. Haşim Karpuz
Tezin İngilizce Adı
Repair and Restoration of Seljuk Mosques and Madrassas in Konya According to Archive Documents
SUMMARY
Since ancient times, Konya has been one of the most important cultural centers of Anatolia. Anatolian Seljuks also contributed to Konya becoming such a cultural center and left the most important monumental works of art. This study deals with historical monuments, such as mosques and madrasas, which were built in the Anatolian Seljuk period and still stand in the city center of Konya.
In Konya, which was once the capital of the Seljuks, repair and restoration works of these monuments, which are unique historical monuments of the Anatolian Seljuk Architecture, are given in a chronological order.
When the archival documents are examined, it is seen that some of the planned repair and restoration works cannot go beyond attempts but the maintenance and protection of the monuments are still in progress.
The importance of repair and problems of the monuments we examine are given below:
1. Alâeddin Mosque: Due to the fact that the mosque is located on the mound and has a floor structure that can permanently make seating and slip, the collapses and distortions caused by the ground disrupted the structure of the mosque. The mosque was rebuilt during the repairs in 1980-1995. Reinforced concrete roof is coated with lead alloy.
2. İplikçi Mosque: It is one of the most frequently restored Seljuk monuments during the course of history. The inner and outer covers of the plan have been completely altered except for the external dimensions of the mosque which have reached today's plan during the Karamanoğlu period.
3. Sahip Ata Mosque: In 1871, after the repairs following a fire, it reached today's plan. The gate, mihrab and wooden door wings have remained from the Seljuk
Mosque. The present monument has features of the 19th century.
4. Ali Gav Madrasah: The monument, which was one of the early 19th century
madrasahs, was demolished but the main iwan and two domed places have remained. The domed courtyard and the surrounding areas have been completed according to the restitution.
5. İnce Minareli Madrasah: It is one of those monuments that have maintained their original features among other historical monuments in Konya. The mosque and Ottoman elementary-primary school which were destroyed in 1901 as a result of a lightning strike, were completed in 2000s. The cover of the structure covered with lead alloy distorts its original appearance.
6. Karatay Madrasah: Yusuf Akyurt, the director of the museum, took action in the 1930s and made practical efforts to protect the building which was badly ruined
in the early 20th century. After the restorations, the areas existing between the cells of
students were turned into exhibition halls.Places with unknown top cover were left as
they are. The dome was covered with a lead alloy and the missing parts of the reinforced tiles were completed in such a way that the designs were restored to their original appearance and color. The restoration of the area in the northwest corner was
completed. Restoration works of the places where top cover is not completed are underway.
7. Sırçalı Madrasah: It is one of the most extensively destructed Seljuk monuments. Apart from the crown gate facade and main iwan, the parts were restored according to the projects of Mahmut Akok.
İÇİNDEKİLER
BİLİMSEL ETİK SAYFASI... İV YÜKSEK LİSANS TEZİ KABUL FORMU ... V ÖNSÖZ ... Vİ ÖZET ... Vİİİ SUMMARY ... XI İÇİNDEKİLER ... XIV
1.GİRİŞ ... 1
1.1. Konunun Tanımı, Önemi ve Sınırları ... 1
1.2. Metot ve Yöntem ... 2
1.3. Konya’nın Kısa Tarihi ve Coğrafyası ... 3
1.4. Anadolu Selçuklu Cami ve Medreseleri ... 7
1.5. Konu İle İlgili Yapılan Çalışmalar ... 11
2. KATALOG ... 20
2.1. ALÂEDDİN CAMİSİ ... 20
2.1.1. Yapının Yeri ve Bugünkü Durumu: ... 20
2.1.2. Yapının Mimari Özellikleri ... 20
2.1.3. Yapılan Tamir ve Onarımlar ... 24
2.1.3.1. Yapıda Oluşan Bozulmalar ve Nedenleri ... 41
2.1.3.2. Yapıda Koruma Önlemleri ... 42
2.1.3.3. Yapıda Gerçekleştirilen Restorasyonlar ... 43
2.1.3.4. Yapılan Onarım ve Restorasyonların Kronolojisi ... 47
2.1.4. Yapı İle İlgili Görseller ... 52
2.2. İPLİKÇİ CAMİSİ ... 116
2.2.1. Yapının Yeri ve Bugünkü Durumu: ... 116
2.2.2. Yapının Mimari Özellikleri ... 116
2.2.3. Yapılan Tamir ve Onarımlar ... 118
2.2.3.1. Yapıda Oluşan Bozulmalar ve Nedenleri ... 122
2.2.3.2. Yapıda Koruma Önlemleri ... 123
2.2.3.3. Yapıda Gerçekleştirilen Restorasyonlar ... 124
2.2.3.4. Yapılan Onarım ve Restorasyonların Kronolojisi ... 125
2.2.4. Yapı İle İlgili Görseller ... 127
2.3. SAHİP ATA CAMİSİ ... 154
2.3.1. Yapının Yeri ve Bugünkü Durumu: ... 154
2.3.2. Yapının Mimari Özellikleri ... 154
2.3.3. Yapılan Tamir ve Onarımlar ... 155
2.3.3.2. Yapıda Koruma Önlemleri ... 164
2.3.3.3. Yapıda Gerçekleştirilen Restorasyonlar ... 164
2.3.3.4. Yapılan Onarım ve Restorasyonların Kronolojisi ... 165
2.3.4. Yapı İle İlgili Görseller ... 168
2.4. ALİ GAV MEDRESESİ ... 197
2.4.1. Yapının Yeri ve Bugünkü Durumu: ... 197
2.4.2. Yapının Mimari Özellikleri ... 197
2.4.3. Yapılan Tamir ve Onarımlar ... 198
2.4.3.1. Yapıda Oluşan Bozulmalar ve Nedenleri ... 206
2.4.3.2. Yapıda Koruma Önlemleri ... 207
2.4.3.3. Yapıda Gerçekleştirilen Restorasyonlar ... 208
2.4.3.4. Yapılan Onarım ve Restorasyonların Kronolojisi ... 209
2.4.4. Yapı İle İlgili Görseller ... 211
2.5. İNCE MİNARELİ MEDRESE ... 242
2.5.1. Yapının Yeri ve Bugünkü Durumu: ... 242
2.5.2. Yapının Mimari Özellikleri ... 242
2.5.3. Yapılan Tamir ve Onarımlar ... 244
2.5.3.1. Yapıda Oluşan Bozulmalar ve Nedenleri ... 252
2.5.3.2. Yapıda Koruma Önlemleri ... 255
2.5.3.3. Yapıda Gerçekleştirilen Restorasyonlar ... 256
2.5.3.4. Yapılan Onarım ve Restorasyonların Kronolojisi ... 260
2.5.4. Yapı İle İlgili Görseller ... 263
2.6. KARATAY MEDRESESİ ... 301
2.6.1. Yapının Yeri ve Bugünkü Durumu: ... 301
2.6.2. Yapının Mimari Özellikleri ... 301
2.6.3. Yapılan Tamir ve Onarımlar ... 303
2.6.3.1. Yapıda Oluşan Bozulmalar ve Nedenleri ... 324
2.6.3.2. Yapıda Koruma Önlemleri ... 324
2.6.3.3. Yapıda Gerçekleştirilen Restorasyonlar ... 325
2.6.3.4. Yapılan Onarım ve Restorasyonların Kronolojisi ... 328
2.6.4. Yapı İle İlgili Görseller ... 332
2.7. SIRÇALI MEDRESE ... 384
2.7.1. Yapının Yeri ve Bugünkü Durumu: ... 384
2.7.2. Yapının Mimari Özellikleri ... 384
2.7.3. Yapılan Tamir ve Onarımlar ... 385
2.7.3.2. Yapıda Koruma Önlemleri ... 393
2.7.3.3. Yapıda Gerçekleştirilen Restorasyonlar ... 393
2.7.3.4. Yapılan Onarım ve Restorasyonların Kronolojisi ... 394
2.7.4. Yapı İle İlgili Görseller ... 397
3. YAPILAN TAMİR VE ONARIMLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ ... 412
3.1. Alâeddin Camisi ... 412
3.2. İplikçi Camisi ... 420
3.3. Sahip Ata Camisi ... 424
3.4. Ali Gav Medresesi ... 428
3.5. İnce Minareli Medrese ... 432
3.6. Karatay Medresesi ... 439
3.7. Sırçalı Medrese ... 447
4. SONUÇ ... 452
1.GİRİŞ
1.1. Konunun Tanımı, Önemi ve Sınırları
Geçmiş uygarlıklardan günümüze kalan mimari anıtlar ait olduğu dönemin sosyal ve ekonomik yapısı, yaşam düzeni, kültürü, mimari anlayışı ve daha birçok konuda gerekli ayrıntıları içinde barındırır. İçinde pek çok ayrıntıyı saklayan kültür varlıklarımız, kendimizi tanımaya ve geçmişimiz hakkında birinci elden bilgi sahibi olmaya olanak sağlar. Tarihi ve kültürel değerleri yok olmaktan kurtarmak, ulusal tarihin ve kültürün devamlılığını sağlamak ve de onu korumaktan geçer.
XIII. yüzyıl; Anadolu Selçuklu Devletinin kendine geldiği, imar faaliyetlerinin bilinçli olarak başlatıldığı, Anadolu’ya ekilen kültür tohumlarının filizlenerek meyvelerini verdiği parlak bir devir olmuştur. Alâeddin Keykubat zamanında, Anadolu Selçuklu Devleti cihan devleti olmuş, Türkiye’nin her tarafı sosyal kurumlarla donatılmış, ilim en yüksek seviyesine ulaşmıştır.
Anadolu Selçuklu Devletine başkentlik yapmış olan Konya, dönemin en görkemli mimari yapıları ile donatılmıştır. Bu mimari anıtlar arasında camiler ve medreseler önemli bir yere sahiptir. Çalışmamız kapsamında incelenecek eserler Anadolu Selçuklu Mimarisinin süsleme ve tasarım açısından en seçkin örnekleridir. Bu eserlerde uygulanan restorasyon çalışmaları ülkemizin restorasyon alanında yaptığı uygulamaları yansıtan önemli örneklerdendir.
Konya il merkezinde Anadolu Selçuklu Dönemine ait çok sayıda mescit, medrese, cami, türbe, kervansaray, tekke ve zaviye yapıları bulunmaktadır. Bu nedenle araştırmamız sadece günümüzde hala ayakta olan cami ve medrese örnekleri ile sınırlandırılmıştır. Çalışmamızın amacı; Anadolu Selçuklu Mimari’sinin başkent Konya’da yapılmış eşsiz eserlerinden olan cami ve medrese yapılarını tanıtmak, tarihsel bir kronoloji içerisinde ortaya çıkışlarını ve gelişimlerini inceleyerek, yapıların geçirdiği tamir ve restorasyon çalışmalarını ortaya koymaktır. İlk olarak cami ve medrese yapıları tanımlanacak, cami ve medrese mimarisinin oluşumu, yapıların gruplandırılması, yapıların anıt türleri içerisindeki yerleri ve içerdikleri anıtsal
değerler ortaya konulacaktır. Çalışmamız kapsamında Konya il merkezinde yer alan Alâeddin Camisi, İplikçi Camisi, Sahip Ata Camisi ve Ali Gav Medresesi, İnce Minareli Medrese, Karatay Medresesi, Sırçalı Medrese yapıları incelenecektir.
Araştırmamız dahilinde incelenecek mimari yapıları ve bu yapıların restorasyon çalışmalarını incelemekle Anadolu Selçuklu cami ve medreselerinin temel özellikleri belirlenmiş olacaktır. Yapılan restorasyon çalışmalarında en iyi uzmanların çalışmış olduğu ve yapılan uygulamaların başarılı kabul edildiği öngörülmektedir. Anadolu Selçuklu Devletine başkentlik yapan Konya’da çok az yapının orijinal haliyle günümüze geldiği anlaşılmaktadır.
1.2. Metot ve Yöntem
Araştırma konumuzun belirlenmesine sayın Prof. Dr. Yılmaz Önge’nin Konya ve çevresinde yapmış olduğu restorasyon çalışmalarından yola çıkılarak karar verilmiştir. Danışman Hocam Prof. Dr. Haşim Karpuz ile yaptığımız görüşmeler neticesinde seminer çalışması için, Anadolu Selçuklu Dönemi’nde başkent Konya’nın Ulu Camisi olan, Alâeddin Camisi’nin geçirmiş olduğu onarım ve restorasyonları hakkında araştırma yapmam doğrultusunda fikir birliğine varılmıştır. Tez konusu olarak da başkent Konya’da yer alan Selçuklu cami ve medreselerinin tamir ve onarımlarının arşiv belgelerine göre incelenmesi şeklinde belirlenmiştir.
İlk olarak çalışma konumuzu doğrudan ve dolaylı olarak ele alan literatür taraması yapılarak kaynaklar tespit edilmiştir. Konu ile ilgili tezler, seminerler, kitaplar, makaleler ve bildiriler taranarak, önceki araştırma, değerlendirme ve eleştiri çalışmalarından yararlanılmıştır. Ancak doğrudan restorasyonları inceleyen bütüncül bir çalışma ile karşılaşılmamıştır.
Ayrıca yapıların bugünkü durumları yerinde gözlem yöntemiyle
tanımlanmıştır. Çalışmamız kapsamında incelenecek yapıların rölöve ve restorasyon çalışmaları, rapor ve planları ve eserlere ait fotoğraflar; Konya Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’nda, Vakıflar Konya Bölge Müdürlüğünde ve Ankara Vakıflar Genel Müdürlüğü’nde yapılan arşiv çalışmaları sonucunda temin
edilmiştir. Adı geçen kurumlarda yapılara ait dosyalar, arşiv belgeleri ve ilgili kararlar tek tek incelenmiş, görsel malzemeler kopyalanmıştır.
Çalışmamızın giriş bölümünde konumuzun içeriği hakkında kısaca bilgiler verilmiştir. Başkent Konya’nın tarihine değinilmiş ve Anadolu Selçuklu cami ve medreselerinin gelişim ve plan tipleri hakkında bilgiler sunulmuştur. Katalog bölümünde konumuz dâhilinde yer alan her bir yapı ayrı ayrı ele alınmış ve genel özellikleri hakkında bilgiler verilmiştir. Ayrıca yapılarda bugüne kadar yapılan onarımlar, yapılarda oluşan bozulmalar ve nedenleri, yapılarda alınan koruma önlemleri ve de uygulanacak restorasyon müdahaleleri anlatılmış, yapılan onarım ve restorasyonların bir kronolojisi verilmiştir. Her bir yapının detaylı anlatımından sonra yapıya ait belgeler ve fotoğraflar devamında ilave edilmiştir.
Yapılan tamir, onarım ve restorasyon uygulamalarının yapıda meydana getirdiği değişiklikler değerlendirme kısmında ele alınmış ve sonuç bölümünde restorasyon çalışmalarının durumu hakkında kısaca bilgiler verilmiştir.
Yapılarda gerçekleştirilen restorasyon çalışmalarına, metin içerisinde uygulama tarihlerine göre kronolojik olarak yer verilmiştir. Yapıların restorasyonları ele alınırken, ilk önce yapıların mimari özellikleri üzerinde durulmuştur. Ancak yapıların tasarım özellikleri, süsleme özellikleri gibi ayrıntıları üzerinde sdurulmamıştır.
1.3. Konya’nın Kısa Tarihi ve Coğrafyası
Aynı adı taşıyan ovanın batı kısmında, denizden yüksekliği 1000 metreyi pek az geçen düzlüğün batı kenarına yakın bir kesiminde yer alan, kimler tarafından nasıl kurulduğu bilinmeyen Konya’nın ilk yerleşme yerinin küçük bir yükselti olan Alâeddin Tepesi olduğu tahmin edilmektedir. Konya adının Frig dilindeki Kawania’dan geldiği ve bunun Konian şekline dönüştüğü, daha sonra Roma çağında ve Bizans döneminde İkonian / İkonium olarak söylendiği belirtilmiştir. İslam coğrafyacılarının eserlerinde şehrin adı Küniye şeklinde geçmektedir. Bu yazılış tarzı Türkler tarafından da benimsenmiş ve Konya olarak söylenmiştir. Bununla birlikte XIII. yüzyıla ait bilgileri de içeren Saltuknâme’deki, “Kavâniyye ki ona Konya derler”
ifadesi dikkat çekmektedir. Ayrıca XI. yüzyıldan itibaren Batı kaynaklarında İconium’dan başka Conia, Conium, Como, Cunnyo ve Konn şekillerinde de zikredilmiştir.
Çok eski bir yerleşme yeri olan ve çevresinde İlkçağlara ait yerleşim izlerine rastlanan Konya’nın Antikçağ tarihi hakkında pek fazla bilgi bulunmamaktadır. Buranın Hitit hâkimiyeti altında kaldığı, ardından Frig idaresine girdiği ve sonra da Lidyalılar tarafından ele geçirildiği sanılmaktadır. Milattan önce VI. yüzyılın ortalarında şehir Pers hâkimiyetinde kalmıştır. II. Darius’un oğlu Kurus’un isyanı sırasında Yunan askerleriyle buradan geçen Ksenephon, Konya’yı Frigler’in en doğudaki şehri olarak anmıştır. Milattan önce IV. yüzyılın ikinci yarısında İskender İmparatorluğu’na, onun ölümünden sonra Selevkoslar’a ardından da Bergama krallarının eline geçmiştir. III. Attalos’un ölümü üzerine Roma İmparatorluğu topraklarına katılmıştır. Roma kaynaklarında bu sırada şehrin giderek önem kazandığı kaydedilir.
Hristiyanlığın yayılışı esnasında havarilerden Pavlus’un burada kalması şehre kutsal bir önem vermiştir. Roma İmparatorluğu’nun ikiye ayrılmasından sonra Doğu Roma şehri haline gelen Konya VII. yüzyılın ortalarından itibaren Arap ordularının hedefi olmuştur. Emeviler döneminde Mervan b. Muhammed Konya‘yı fethetmiştir (105/723-24 ). Abbasiler zamanında Tarsus Emiri Ebu Sabit 287 (900) yılında gerçekleştirdiği bir seferde esir düşmüş ve bir süre Konya Kalesi’nde hapsedilmiş, ardından bir grup Müslümanla birlikte İstanbul’a gönderilmiştir. Bundan yedi yıl sonra Abbasi kuvvetleri Konya’ya bir sefer düzenleyip şehri harap etmişlerdir.
Bunun üzerine Bizans imparatoru VI. Leon, Halife Müktefi-Billah’a elçi gönderip zararın karşılanmasını istemiştir. Abbasi Halifesi Mutilillah zamanında Şevval 352’de (Kasım 963) Tarsus’taki garnizondan yola çıkan bir İslam ordusu Konya’ya kadar bir sefer yapmış ve geri dönmüştür. Ancak bu hâkimiyet geçici olmuştur. X. Yüzyılın ikinci yarısından itibaren buraya yönelik herhangi bir akın gerçekleşmemiştir.
Anadolu, Türkler tarafından XI. yüzyıldan itibaren feth edilmeye başlanmış ve Selçuklu kumandanı Afşin Bey ilk defa 1067 yılında Konya’yı Bizanslılardan almıştır. Fakat kısa zaman içinde elden çıkan Konya, 1068 yılında Süleyman Şah tarafından yeniden Türklerin eline geçmiştir. 1075 yılında İznik’in fethiyle Anadolu Selçuklu
Devleti kurulmuş ancak 1097 yılında Kılıç Arslan’ın Bizanslılarla yaptığı Eskişehir meydan savaşında yenilmesiyle Konya’ya kadar geri çekilmişlerdir. Daha sonra İznik’in kaybedilmesiyle Selçuklu hükümdar ailesi tarafından Konya başşehir olarak seçilmiştir (Turan, 1971: 20, 54-55, 102,105).
Konya Kalesi, bu ilk dönemde ülke içlerini koruyan önemli bir askeri istihkâm özelliği taşımaktaydı. I. Haçlı Seferi’ne katılan ordular, Dorylaion’dan Akşehir-Konya-Ereğli yolunu takip ederek Maraş ve Göksu üzerinden Antakya’ya inmişlerdir. Kalenin savunması güçlendirilmiş, asker sayısı arttırılmıştır. Böylece Konya, I. Haçlı Seferi’ni atlatan Anadolu Selçukluları Devleti’nin başşehri olarak önemli bir gelişim sürecine girmiştir. 1101 yılı Haçlı seferlerine katılan Nevers Kontu II. Guillaume’un emrindeki Fransızlardan oluşan ikinci ordu yol boyunca Türkler’ in hücumuna maruz kaldıysa da sonunda Konya’ya ulaşmayı başarmıştır. Bunlar, sağlam surlara sahip şehrin kuvvetli bir Türk garnizonu tarafından savunulduğunu gördüler ve gün boyunca surlara hücum ettilerse de bir sonuç alamadan şehri terk etmek zorunda kaldılar.
Selçuklu Sultanı Mesut ve II. Kılıç Arslan dönemlerinde Konya bir kasaba olmaktan çıkıp kalabalık bir şehir kimliği kazanmıştır. Bizans’ın burayı geri almak ümidi ve hayali 1176 Miryokefalon Savaşı ile yok edildikten sonra Konya Haçlı tehlikesiyle karşı karşıya gelmiştir. III. Haçlı Seferi’ne katılan Alman imparatoru Friedrich Barbarossa, 17 Mayıs 1190’da II. Kılıç Arslan’ın oğlu Kutbüddin Melik Şah’ı yenerek sultan tarafından boşaltılmış olan Konya’ya girmiş, fakat burada fazla kalmayıp yoluna devam etmiştir. Bu olayları anlatan bir kaynakta o sırada Konya’nın Almanya’daki Köln (Cologne) şehri kadar büyük ve zengin bir yer olduğu belirtilmektedir.
XIII. yüzyıl başlarında Konya, II. Kılıç Arslan’ın oğulları arasındaki saltanat çekişmesine sahne olmuştur. I. Gıyasettin Keyhusrev’in ölümünün ardından tahta çıkan I. İzzeddin Keykavus ve I. Alâeddin Keykubad dönemlerinde Konya parlak bir devir yaşanmıştır. I. İzzeddin Keykavus ile başlatılan yeni imar hareketi kardeşi I. Alâeddin Keykubad döneminde hızlanarak devam etmiş ve Konya şehrine yeni mahalleler eklenmiştir.
Anadolu Selçukluları zamanında “Darülmülk” unvanıyla anılan Konya şehrinin XII. yüzyıl sonları ile XIII. yüzyıl başlarındaki büyümesi eski savunma düzenini etkisiz durumda bırakmıştır. Bunun üzerine Konya şehrinin çevresine 4 km
uzunluğunda yeni sur ve burçlar yaptırılmıştır (1221). Surlar ortasında kaldığından önemini kaybeden Alâeddin tepesindeki kale yerine batıdaki kesimde yeni bir iç kale (Ahmedek, Zindan kale) yaptırılmıştır. Bu imar hareketi, şehrin fiziki şartları ve sosyal hayatın da XIX. yüzyıl ortalarına kadar etkili olmuştur.
Konya şehrinin oturma mahalleleri, çarşı pazarları, sur kapıları ve diğer özellikleri XIII. yüzyılın ikinci çeyreğindeki yeni fiziki duruma göre oluşturulmuştur. Şehrin kapıları oradan başlayan yolun ulaştığı şehre göre adlandırılmıştır. Antalya, Larende, Aksaray kapıları gibi. Konya şehrine yerleşmek üzere gelen yeni insanlar arasında büyük ölçüde Türkmenler olmakla birlikte bir kısım Hristiyanlar da bulunmaktaydı. Bunlar çoğunlukla kendi adlarıyla anılan hanlarda bir ücret ödeyerek kalıyorlardı. Rumlar şehrin fethinden beri iç kaledeki kendi mahallelerinde oturmaktaydılar. Konya’nın en canlı ve kalabalık dönemi XIII. yüzyıl ortalarındadır. Bu sırada şehirde, %10 kadarı gayrimüslim olmak üzere yaklaşık 60.000 nüfus bulunduğu tahmin edilmektedir.
1243 Köse Dağ Savaşı yenilgisi, ardından 1256 Sultan Hanı Savaşı ve 1258’de Hülagu’nun Yakındoğu’ya gelişinin siyasi sonuçları Konya’yı ekonomik ve sosyal bakımdan çok etkilememiştir. Konya, bu yıllarda güçlü bir Ön Asya devletinin merkezi olarak adeta milletlerarası bir ticaret şehriydi. Ancak yine de II. İzzeddin Keykavus’un Bizans’a sığınması ile sonuçlanacak olan olaylar Konya’da yeni bir siyasi devrin başlangıcını oluşturmaktadır.
Selçuklu sultanları Moğol idarecilerinin birer siyasi görevlisi haline gelince Selçuklu ülkesinde olduğu gibi Konya şehrinde de Selçuklu Hanedanına karşı saygı giderek azalmaktaydı. Anadolu Selçuklu hükümdarlarından Melik Şah, II. Kılıç Arslan, I. Gıyasettin Keyhüsrev, II. Süleyman Şah, III. Kılıç Arslan, I. Alâeddin Keykubad, II. Gıyasettin Keyhüsrev, IV. Kılıç Arslan ve III. Gıyasettin Keyhüsrev Konya’ya defnedilmiştir.
İlhanlı idaresinin her geçen gün kuvvetlenmesiyle esasen devletin siyasi ve ekonomik ağırlığı İç Anadolu’nun daha doğu taraflarına (Kayseri ve Sivas) kaymıştır. Bununla birlikte Konya, bu yıllardaki bütün siyasi ve sosyal karışıklığa rağmen canlı şehir hayatını sürdürebilmiştir. Fakat karışıklıklar nüfusta gerilemeye yol açmıştır. Şehir XIII. yüzyılın ikinci yarısında Mevlana Celâlettin Rumi ile adeta özdeşleşmiştir. Onun vefatından sonra oğlu, torunları Konya’da önemli bir konuma gelmişledir.
Mevlana Türbe ve Tekkesi ’ne vakfedilen zengin gelir kaynakları ekonomik hayatta etkili olmuştur.
Selçuklu idaresinin İlhanlılar’a tabi olmasının ilk zamanlarda doğrudan halk arasında bir etkisi görülmemiştir. Fakat Selçuklu siyasi gücünün yerini almak isteyen Karamanoğulları Konya şehrine yönelik saldırılarda bulunmaya başlamışlardır. Bu saldırılara karşı Konya halkı İğdişbaşı önderliğinde direnmeye çalışmıştır. Zamanla İğdişlerin etkilerini yitirmeleri sebebiyle Konya içindeki mücadelede yeni dengeler kurulmuş, Ahi önderleri ortaya çıkmış ve XIV. Yüzyıl başlarından itibaren Karamanoğulları’nın gücü etkisini göstermiştir. Cimri Vakası sırasında ( 1277) bir süre için Konya’yı ele geçiren Karamanlılar, XIV. yüzyılın başın da Konya’ya tamamıyla hâkim olup İlhanlılarla mücadeleye girişmişlerdir (Baykara, 2002: 182-187).
1.4. Anadolu Selçuklu Cami ve Medreseleri
Camiler, sanat eserlerimiz arasında en fazla incelenmiş ve üzerinde tek tek en fazla bilgimiz olan yapılar olmalarına rağmen çok farklı ölçütlere göre yorumlanmış ve gruplanmıştır.
Bazen ölçüt olarak camilerin etkilendiği diğer bir caminin yeri veya devri Kûfe tipi, Emevi tipi şeklinde, bazen binanın boyutlarından dolayı başka bir yapı türüne benzetilerek ya da başka bir yapı türünde kullanılan terimleri kullanarak bazilikal tipli camiler gibi, bazen yapının taşıyıcı ve üst örtü sistemine göre ağaç direkli camiler gibi, bazen de camide ağırlık kazanan bir unsurun varlığına göre köşklü camiler gibi farklı gruplar ortaya çıkmıştır. Herhangi bir yapı türünün ilk örneğinin kendinden önceki yapı türlerinin bütününden ya da farklı ögelerinden etkilenmesi ve bunları kullanması çok normaldir. Ancak sorun, camilerin sınıflanmasında kullanılan ölçütlerin doğru olup olmamasından değil, her grup için farklı ölçütlerin kullanılmasından doğmaktadır (Yavuz, 1981: 921-929).
Selçuklu cami mimarisinde farklı etki alanlarının izini taşıyan beş ana plan tipi görülmektedir. Bu beş tipe tam olarak girmeyen fakat onlardan esinlenen ara tipler de mevcuttur.
“Transept tipi” (Çapraz sahınlı) olarak adlandırılan camiler Diyarbakır (ilk yapılışı VII. yüzyıl, XII-XIII. yüzyıllarda son şeklini aldı), Silvan (1152-1157), Dunaysır (1204-5), Mardin (XII. yüzyıl) Ulu Camileri gibi Güneydoğu Anadolu’da hâkimdir. Mihrap önü kubbeli cami tipinin ilk örneklerini Orta Asya ve İran’da görmekteyiz. En eski örneklerinden birisi Leşkeri Bazar Ulu Camisi’dir (Aslanapa, 2010: 43-46). Ayrıca bu tipin diğer bir örneği Emevi Dönemi’nin ünlü Şam Ulu Camisi’dir (Ümeyye Camisi 706-714). Bu camilerde enine uzanan harim, mihrap aksında maksure kubbesi ile taçlanan ve “transept” olarak adlandırılan, daha yüksek sivri çatılı dik bir sahınla kesilmektedir. Şam Ulu Camisi’nde olduğu gibi, çoğu örnekte avlu sütunlu bir revak sırasıyla çevrilmiştir. Bazı örneklerde avlu yoktur veya bugüne ulaşamamıştır.
“Kûfe tipi” olarak adlandırılan camiler daha çok orta Anadolu’da yaygındır. Enine planlı harimde eşit aralıklarla sıralanan sütun veya destekler düz çatıyı taşımaktadır. Mihrap aksı özel olarak vurgulanmamıştır. Arap Yarımadası’nda, VIII. yüzyılda Kûfe şehrinde ilk örneği görülen bu cami tipi adını oradan almıştır. Bu tipin avlulu ve avlusuz örnekleri bulunmaktadır. Sivas Ulu Camisi (1197-98), Konya Alâeddin Camisi’nin ilk yapılan doğu bölümü (1155) bu tipe örnek teşkil etmektedir. Sivrihisar (1274) ve Afyon Ulu Camileri (1273) düz ahşap kirişli tavanları ve ahşap sütunları ile Anadolu’ya özgü ilginç “Kûfe tipi” örnekleri arasında yer almaktadır.
XIII. yüzyıl Anadolu’sunun daha yaygın cami örnekleri “Bazilikal tip” olarak adlandırılan gruba girmektedir. Kıble yönüne göre uzunlamasına yönlenen, sütun veya desteklerle 3-5 sahına ayrılan bu yapılarda orta sahın daha geniş ve yüksek tutulmuştur. Avluları yoktur. Çoğu kez kıble aksında veya orta sahında sayısı değişen kubbeleri vardır. Orta sahının merkezindeki kubbe veya tonoz “aydınlık feneri” olarak isimlendirilen bir açıklıkla aydınlanmıştır. Bu plan tipi Anadolu’da bol olarak görülen Ermeni, Gürcü ve Bizans Dönemi bazilikalarından ilham almış ve İslam dünyasında ilk kez Selçuklularda gelişmiştir. Divriği Ulu Camisi (1228), Niğde Alâeddin Camisi (1223) bazilikal planlı örneklerdir. Ankara Arslanhane Camisi (1289-90), Beyşehir Eşrefoğlu Camisi (1299-1300) Orta Asya çadır geleneğine ve XI-XII. yüzyıl Türkistan ahşap camileri geleneğine uzanan ahşap tavanlı, konsollu ve kirişli örneklerdendir. Arslanhane Camisi’nde devşirme Bizans Dönemi sütunları kullanılırken, Afyon’da
ahşap sütun ve başlıklar kullanılmıştır. Bu eserler Selçuklulara özgü Doğu-Batı sentezi uygulamasını yansıtmaktadır.
İran’da Büyük Selçukluların ana cami tipi olan, revaklı büyük avlunun etrafında dört eyvanın yer aldığı camiler Anadolu’da terk edilmiştir. Bu tipin ilginç bir uzantısını tek eyvanla Malatya Ulu Camisi’nde (1247-1273) görülmektedir. Bu ilginç yapı dekoratif şekilde kullanılan tuğla malzemesiyle de İran geleneğini sürdürmektedir.
Kare planlı gövde üzerinde tek kubbeli cami ve mescitler, Anadolu’nun her yöresinde yüzyıllar boyu, bazı detay farklılıkları ile karşımıza çıkmaktadır. Son cemaat revakı, önlerinde veya yanlarında hol gibi bölümleri olan örnekler olduğu gibi, sadece duvarların taşıdığı kubbeden ibaret olanları da vardır. Bu yapıların kökeni konusunda çeşitli görüşler ortaya atılmıştır. İlhamlarını büyük olasılıkla İran bölgesi Büyük Selçuklu türbelerinden almışlardır. Genelinde moloz taş veya tuğladan yapılmış olan bu küçük cami veya mescitler dışta süslü taş taç kapıları, taş veya tuğla minareleri, içte sırlı ve sırsız tuğla dizilerinin bezediği kubbeleri ile özenle yapılmış yapılardır. Konya Hacı Ferruh (1215) ve Hoca Hasan (XIII. yüzyıl sonu) Mescitleri, Akşehir Ferruh Şah (1224) ve Taş Medrese (1250) Mescitleri bu grubun örnekleri arasında yer almaktadır (Aslanapa, 2010: 129-30) .
İslam yazarları genellikle Selçuklu Sultanları Alp Arslan (1063-1072) ve Melik Şah’ın (1072-1092) ünlü veziri Nizamülmülk’ü medresenin kurucusu olarak kabul ederler. Fakat bugün İslam dünyasında özel vakfiyelerle kurulup devlet tarafından yardım gören medreselerin Nizamülmülk’ten önce mevcut olduğu bilinmektedir. Gazneli Sultam Mahmut (997-1030) zamanında Nişapur’da dört tane medrese bulunmaktaydı ve Sultan Mahmut, Gazne şehrinde yüksek eğitim yapan bir okul kurmuştu. Sultan Mahmut’un oğlu I. Mesut (1030-1040) da pek çok medrese inşa ettirmiştir. Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey’in (1037-1063) de Nişapur’da 1046 tarihinde bir medrese yaptırdığı bilinmektedir (Kuran, 1969: 5; Sayılı, 1948, 55-56).
1071 Malazgirt zaferiyle Anadolu’nun kapılarını açan Türkler kısa bir süre içerisinde ortaçağ Anadolu’sunda yerleşik bir medeniyet kurmuşlardır. Selçuklu Türkleri devamlı bir askeri ve siyasi mücadele içinde bulunmalarına rağmen yeni yurtlarında sosyal ve ekonomik bir düzen kurmayı başarmışlar, Anadolu’nun her yanında imar faaliyetine geçmişlerdir.
Bir eğitim kuruluşu olarak medrese sisteminin mazisi 1071 yılından daha gerilere gitmektedir. Ancak X. ve XI. yüzyıllara ait medrese yapısı hemen hiç kalmamıştır. Mevcut yapılar XII. yüzyıl ve sonralarına aittir. Anadolu’da bugün mevcudiyetini bildiğimiz en eski medreseler de XII. yüzyılın ortalarında yapılmışlardır. Diğer yapı tiplerinde olduğu gibi medrese mimarisi de Anadolu’da İslam dünyasının diğer yerlerinden faklı bir gelişme göstermiş ve kendine has bir stil ortaya çıkarmıştır. Genellikle avlulu ve avlusu kubbeyle örtülü iki tip halinde gelişen Anadolu medrese mimarisinde merkezi kubbeli medrese, fikir ve plan şeması bakımından Anadolu’ya has olmasa da Anadolu dışında başka bir yerde gelişmemiş olması kapalı medrese tipini Anadolu yapı türü haline getirmiştir (Kuran, 1969: IX).
XII. yüzyılda doğu Anadolu’nun kuzeyinde Danişmendliler’in merkezi kubbeli -veya kapalı avlulu- güneyinde Artukoğulları’nın açık avlulu medreseler inşa ettiklerini görmekteyiz. Anadolu Selçukluları her iki tip medreseyi de almışlar ve geliştirmişlerdir. Aslında kapalı ve açık avlulu tipler arasındaki fark büyük değildir. Kapalı avlulu tipte orta mekân kubbeyle örtülü olduğu için kare veya kareye yakın bir dikdörtgen biçimde olmaktadır. Açık avlulu tipin avlusu ise genellikle giriş ekseni itibariyle uzunlamasına dikdörtgen biçimindedir. Ancak dikdörtgen avlunun enlemesine inşa edildiği örnekler de bulunmaktadır. Bu önemli fark dışında her iki tipin mimari esasları ve unsurları eştir denilebilir. Anadolu Selçuklu medresesi genellikle tek katlıdır. Fakat iki katlı olanlar da mevcuttur. Anadolu Selçuklu medreselerinde eyvan sayısı tespit edilmemiştir ve Büyük Selçuklu medreselerinde olduğu tahmin edilen dört eyvanlı şema Anadolu Selçuklu mimarisinin ana unsuru değildir. Eyvanlar sivri beşik tonozla örtülü, ana eyvanın yanlarındaki odalar ise genellikle kubbelidir. Bunlar kışlık dershane veya türbe gibi önemli hacimlerdir. Fakat türbenin büyük eyvanın yanına konulması şartı da yoktur. Büyük eyvanın arkasında, giriş eyvanının ya da yan eyvanlardan birinin yanında, yapının daha başka bir yerinde, hatta yapı yakınında bağımsız bir yapı halinde de olabilmektedir (Kuran, 1969: 43).
1.5. Konu İle İlgili Yapılan Çalışmalar
Çalışmamız kapsamında faydalandığımız çalışmaların bir kısmı aşağıda sıralanmış olup, yapılar hakkında verdikleri bilgilere kısaca değinilmiştir.
İbrahim Hakkı Konyalı’nın, “Abideleri ve Kitabeleri ile Konya Tarihi” adlı kitabı, Konya ile ilgili en önemli kaynaklardan biri olup çalışma kapsamımızdaki yapılarla ilgili geniş bilgiler bulunduran her zaman başvurulan tarihi bir yayındır. Yapıların yeri, banisi, ustası, vakıfları ve kitabeleri hakkında bilgiler verilmiştir. Yapılar ölçüleriyle tanıtılarak plan özelliklerine değinilmiştir. Yapıların kitabelerine göre geçirdiği onarım safhaları hakkında da bilgiler verilmiştir (Konyalı, İbrahim Hakkı (1964). Abideleri ve Kitabeleri ile Konya Tarihi. Konya.).
Mehmet Önder, “Mevlana Şehri Konya” kitabında, diğer yapılarla beraber Selçuklu cami ve medreselerine de yer vermektedir. Yapıların yeri, tarihi, yaptıranı, ustası ve kitabeleri hakkında bilgiler vermiş, yapılar genel hatlarıyla tanıtılmıştır (Önder, Mehmet (1971). Mevlana Şehri Konya. Ankara.).
Haluk Karamağaralı, Röleve ve Restorasyon Dergisinde “Konya Ulu Camisi” başlığı ile yayınladığı makalesinde, Alâeddin Camisi’ne yeni bir bakış açısı getirmiş ve bu eserin doğu tarafındaki çok sütunlu bölümün Konya’nın ilk Ulu Camisi olduğunu ortaya koymuştur. Selçuklu başkenti olan Konya’da bir Ulu Caminin yapılmamış olmasının düşünülemez olduğunu ve bu caminin şehir merkezinde sarayın yakınında ve daha sonra inşa edilen İplikçi Camisi, Karatay, İnce Minare ve Sırçalı medreseler gibi Selçuklu eserlerinin yoğunlukta olduğu bir bölgede yer alması gerektiğini ifade etmektedir. Alâeddin Camisi’nin ilk inşa edilen “Konya Ulu Camisi” olarak restitüsyon planını da vermiştir. (Karamağaralı, Haluk (1982a). Konya Ulu Camisi. Röleve ve Restorasyon Dergisi, (4), 121-132.).
“Sahip Ata Camisi’nin Restitüsyonu Hakkında Bir Deneme” adlı makalesinde ise, 1964 yılında yapmış olduğu sondaj çalışmalarını ayrıntılı bir şekilde anlatmakta ve eser hakkında bilgiler vermektedir. Sahip Ata Camisi’nin tespit etmiş olduğu harim planı ve örtü sistemi ile 1296-1299 yıllarında yapılmış olan Beyşehir Eşrefoğlu
Camisi’nin hem sahın sayısı ve düzeni hem de örtü sistemi hatta sebilleri arasındaki benzerliğe vurgu yapmaktadır (Karamağaralı, Haluk (1982b). Sahip Ata Camisi’nin Restitüsyonu Hakkında Bir Deneme. Rölöve ve Restorasyon Dergisi, (3), 49-76.)
“Konya’daki İplikçi Camisi’nin Aslî Hali ve Ehemmiyeti” isimli bir diğer yayının da ise caminin ne bani ve inşa kitabesi ne de vakfiyesinin olmaması sebebiyle caminin inşa tarihi hakkında kesin bir görüş ileri sürülmekten kaçınıldığını belirtmektedir. İplikçi Camisi’nin yüzyıllar boyunca maruz kaldığı tamir ve değişikliklerle ilk hali ile ilgisi kolay fark edilemeyecek ölçüde değişmiş olduğunu dile getirmektedir. Bu tamir ve yenilemelerin kronolojisini tespit etmenin mümkün olmadığını söylemektedir. Bununla beraber eserin her noktasının bütün detayları ile incelenmesi yoluyla, 12-14. yüzyıllardan kalan camilerle karşılaştırılmasıyla restitüsyonunun yapılabileceğini belirtmektedir (Karamağaralı, Haluk (2006). Konya’daki İplikçi Camisi’nin Aslî Hali ve Ehemmiyeti. Sanatta Anadolu Asya
İlişkileri, Beyhan Karamağaralı Armağanı, 277-297.).
Neslihan Asutay Effenberger, “Konya Alâeddin Camisi Yapım Evreleri Üzerine Düşünceler” isimli makalesinde, yapının yeri ve konumunu belirttikten sonra özellikleri hakkında kısa bilgiler vererek kitabelerin ışığında ilk ve ilave bölümlerin evrelerini değerlendirmektedir (Asutay Effenberger, Neslihan (2006). Konya Alâeddin Camisi Yapım Evreleri Üzerine Düşünceler. ODTÜ Mimarlık Fakültesi Dergisi, 23 (2), 113-122.).
Erol Yurdakul, “1978 Yılına Kadar Alâeddin Camisi’nde Yapılan Onarımlar” başlıklı yazısında onarımların kronolojik bir listesini vererek bu kronolojiyle ortaya konan çalışmalara değinmiş, yapılan faaliyetleri ortaya konan sonuçları anlatmıştır. Toplam 10 belge olarak sunmuş olduğu raporlar yapı ile ilgili 1959 yılından 1972 yılına kadarki bütün faaliyetleri anlatmaktadır. Aynı zamanda Vakıflar Genel Müdürlüğünün teknik elemanı olarak görev yapan Erol Yurdakul, Alâeddin Camisi’nin 1967-1972 yılları arasındaki onarımlarında bizzat görev alarak minarenin rölevesini çıkarıp projesini çizmiş ve 1970-1971 yıllarında avluda yapılan kazıların bir kısmını yürütmüştür. 2 plan ve 34 fotoğrafla yapının geçmişiyle ilgili önemli belgeler
sunmaktadır (Yurdakul, Erol (1996). 1978 Yılına Kadar Alâeddin Camisi’nde Yapılan Onarımlar. XIII. Vakıf Haftası Kitabı, 125-171.).
Osman Nuri Dülgerler ve Yaşar Kaltakcı, “Konya Alâeddin Camisi Restorasyon Projesi Uygulamaları”, adlı makalesinde Alâeddin Camisi’nin konumu ve tarihçesi hakkında kısa bilgiler verdikten sonra caminin geçirdiği bazı onarımlardan bahsetmiş ve caminin statik sorunlarını maddeler halinde ifade etmişlerdir. Yapının mevcut durumunun korunabilmesi için yapılan ve yapılamayan hususlar üzerinde durularak ibadete açılan Alâeddin Camisi’nde hala ilave işlerin yapıldığını, eksiklik ve yanlışlıkların giderilmesi gerektiğini belirtmektedirler (Dülgerler, Osman Nuri ve Kaltakcı, Yaşar (1996). Konya Alâeddin Camisi Restorasyon Projesi Uygulamaları.
XIII. Vakıf Haftası Kitabı, 193-219.).
Yusuf Oğuzoğlu, “Alâeddin Camisi’nin XVII. Yüzyıldaki Durumu ve Şeriye Sicillerindeki Onarım Belgeleri” makalesinde Konya’nın bu yüzyıldaki durumuyla eserin inşa edildiği tepenin konumu ve tarihine değinmiş, geçirdiği evreleri sıralamıştır. Alâeddin Keykubat’ın vakıflarından bahsederek Sultan’ın Konya’da iki ayrı vakfının bulunduğunu, eser hakkındaki bilgilerin Konya Şer’iyye Sicil Defterleri’ne kaydedildiğini ifade etmektedir. Alâeddin Camisi ile ilgili kayıtlı belgelere yer vererek açıklamalarda bulunmuştur (Oğuzoğlu, Yusuf (1987). Alâeddin Camisi’nin 17. Yüzyıldaki Durumu ve Şer’iyye Sicillerindeki Onarım Belgeleri. V.
Araştırma Sonuçları Toplantısı I, 78-90.)
Kenan Bilici, “XVII. Yüzyıla Ait Mahkeme Sicillerindeki Konya Alâeddin Camisi’nde Yapılan Onarımlarla İlgili Kayıtlar” isimli yazısında Mevlana Müzesindeki sicil kayıtlarından eserin 1663-1698 yılları arasındaki sürede pek çok onarım, yenileme ve ilavelere maruz kaldığını bu konuda yapılan çalışmaları ve yapıyı ayakta tutabilmek için sarf edilen çabaları, kayıtlardaki bilgilerin açıklamalarını yapmış ve bazı sonuçlara ulaşmıştır (Bilici, Kenan (1987). 17. Yüzyıla Ait Mahkeme Sicillerindeki Konya Alâeddin Camisi’nde Yapılan Onarımlarla İlgili Kayıtlar. V.
Araştırma Sonuçları Toplantısı I, 91-99.)
Ali Osman Uysal, “XVII. Yüzyıla Ait Mahkeme Sicillerine Göre Onarımlar Sonucunda Konya Alâeddin Camisi’nde Meydana Gelen Değişikliklerin Tahlili ve
Bazı Düşünceler” adlı makalesinde yapıda meydana gelen değişikliklerin araştırmasını yaparak bunlarla ilgili düşüncelerini açıklamaktadır. Alâeddin Camisi’nin kûfe planlı kısım ve kubbeli kısım olmak üzere birbirinden farklı planda iki parçadan oluştuğunu, 1663 yılında gerçekleştirilen tamir esnasında yapının mimarî bünyesinde bir değişiklik olmadığını, buna karşılık 1672’de büyük bir onarım geçirerek bazı bölümlerinin yenilendiğini ifade etmektedir. Mihrap önü kubbesinin Selçuk dönemi kubbesi olmadığını, iç yüzündeki süslemelerin geç döneme ait olduğunu kaynaklara atıf yaparak açıklamaktadır.
Kaynaklarda üstü açık yarım türbenin sarnıç olarak kullanıldığını ancak sarnıç olarak kullanıldıktan sonra üzerinin örtülmüş olduğunu, eski fotoğraflardaki testere dişli tuğla saçak korniş ile Charles Texier’in gravürünün bunu desteklediğini bu kubbenin (1835’deki Texier’in tespitiyle) sonradan yıkılmış veya ortadan kaldırılmış olduğunu ifade etmektedir. Alâeddin Camisi’ndeki en büyük onarımın 1685-1687 yılları arasında doğudaki kûfe planlı bölümde yapıldığını; destek sayısı, kemer düzeni gibi ipuçlarından yola çıkarak düzenlemenin daha önce ileri sürülen görüşlere uymadığını iddia ederek çizimlerle anlatmaktadır (Uysal, Ali Osman (1987) . XVII. Yüzyıla Ait Mahkeme Sicillerine Göre Onarımlar Sonucunda Konya Alâeddin Camisi’nde Meydana Gelen Değişikliklerin Tahlili ve Bazı Düşünceler. V. Araştırma
Sonuçları Toplantısı I, 99-125.).
Mustafa R. Abicel, “Konya Alâeddin Camisi’nde Yapılan Onarımlar ve Zemin Güçlendirme Çalışmaları ile Alâeddin Tepesinin Sorunları” makalesinde Konya Alâeddin Camisi’nde yapılan onarımların kronolojik bir araştırmasını vermiş, arkasından zemin güçlendirme çalışmaları ile bu tepenin sorunlarına değinmiştir (Abicel, Mustafa (1987). Konya Alâeddin Camisi’nde Yapılan Onarımlar ve Zemin Güçlendirme Çalışmaları ile Alâeddin Tepesinin Sorunları. V. Vakıf Haftası Kitabı, Ankara, 27-70.)
Yılmaz Önge, “Konya Alâeddin Camisi’nin Çinili Mihrabı” başlıklı yazısında Alâeddin Camisi’nin yığma bir höyük üzerine inşa edilmesinden dolayı yıkılmalar ve bozulmalar meydana geldiği, duvarların çatladığı, eğilip bozulduğu, orijinal çini mihrabın da zarara uğradığını söylemektedir. 1968 yılında Vakıflar Genel Müdürlüğü
tarafından gerçekleştirilen bakım ve onarımlarda çatlayan kıble duvarının temelleri sağlamlaştırılırken mihrap zeminin açılması sırasında temelde toprak altında mozaik tekniğinde orijinal çini parçaları bulunduğunu ve bunların 1889 yılındaki tamiri sırasında mihrap nişinin ortasına yerleştirilen şimdiki mermer mihrabın altında kalan parçalar olduğunu ifade etmektedir (Önge, Yılmaz (1969). Konya Alâeddin Camisi’nin Çinili Mihrabı. Önasya, 4 (41), 10-12.).
“Bilinmeyen Bir Selçuklu Medresesi Konya Ali Gav Zaviyesi ve Türbesi” adlı makalesinde ise bugüne kadar Ali Gav namı ile tanınan eserin artık kubbeli iç avlusu bulunan bir Selçuklu medresesi olduğu açıklamalarını yapmıştır. 1965 yılında eserin eski eser onarım programına alınarak çalışmalara başlanıldığını ve yapılan sıva raspaları, toprak hafriyatı, sondaj ve araştırmaları ile rölöve projesinin yapıldığını ifade etmektedir (Önge, Yılmaz (1965). Bilinmeyen Bir Selçuklu Medresesi Konya Ali Gav Zaviyesi ve Türbesi. Önasya, 3 (28), 14-15,22 ).
Remzi Duran, “Selçuklu Devri Konya Yapı Kitabeleri” adlı kitabında şehrin Selçuklular zamanındaki durumundan bahsettikten sonra Konya’daki mimari yapılara ait kitabeleri konum, malzeme, teknik, tezyinat ve yazılarıyla analiz etmiştir. Konya’daki Selçuklu yapılarının inşa ve tamir kitabelerini araştırarak, yapıların kitabelerini okuyup transkripsiyonunu vermiştir (Duran, Remzi (2001). Selçuklu Devri
Konya Yapı Kitabeleri. Ankara: Türk Tarih Kurumu Basımevi.).
Abdullah Kuran, “Anadolu Medreseleri”, Anadolu Medreselerinin tamamına
yer veren kitap medrese eğitimi hakkında genel bilgiler vererek başlamaktadır. Medreselerin doğuşu ve gelişimi hakkında da detaylı açıklamalar bulunmaktadır. Selçuklu Medreselerinin anlatıldığı bölümde genel bilgiler verdikten sonra yapılar tek tek anlatılmış, mimari özelliklerinden bahsedilmiş ve planlarına yer verilmiştir (Kuran, Abdullah (1969). Anadolu Medreseleri. I. Ankara.).
Metin Sözen, Anadolu Medreseleri Selçuklu ve Beylikler Devri isimli kitabında yapıları tek tek ele alarak mimari özellikleri açısından incelenmektedir. Ayrıca yapılara ait plan ve kesitlere de yer verilmektedir (Sözen, Metin (1972).
Mahmut Akok, “Konya’da Karatay Medresesi Röleve ve Mimarisi” adlı
makalesinde eserin mimari yönlerini kısaca anlatmış, özellikle yapının çizimlerine yer vererek planını, kesitini, taç kapısını, çini motiflerini ayrı ayrı ve detaylı olarak ölçekli bir şekilde tanıtmıştır (Akok, Mahmut (1969a). Konya’da Karatay Medresesi Rölöve ve Mimarisi. Türk Arkeoloji Dergisi, (XVIII-2), 5-28.). “Konya’da Sırçalı Medrese’nin Röleve ve Mimarisi” adlı makalesinde medrese ile ilgili geniş bilgiler içermektedir. Özellikle eserin mimari yönüne açıklık getirmektedir. Yapının rölevesi yapılmış, plan, kesit ve motifleri çizilmiştir (Akok, Mahmut (1969b). Konya’da Sırçalı Medrese’nin Rölöve ve Mimarisi. Türk Arkeoloji Dergisi, (XVIII-I), 5-35.). “Konya’da İnce Minareli Medrese’nin Röleve ve Mimarisi” medreseyle ilgili yapılan onarım çalışmalarını anlatmaktadır. Medresenin planı tespit edilmiş, restitüsyon çalışmaları yapılmıştır (Akok, Mahmut (1970a). Konya’da İnce Minareli Rölöve ve Mimarisi. Türk Arkeoloji Dergisi, (XIX-I), 5-36.). “Konya’da Restore Edilme Yoluyla Kurtarılması Düşünülen Üç Selçuklu Eseri, Sırçalı, Karatay ve İnce Minareli Medreselerin Restorasyon Projeleri” isimli makalesinde ise yapıların restitüsyonunu çizerek yapıların restorasyonunun yapılmasına yönelik katkı sağlamıştır. Yapıların restorasyon projesine göre onarımlarını gerçekleştirmek için yapılan işler ve uygulanan yöntemler anlatılmıştır (Akok, Mahmut (1977). Konya’da Restore Edilme Yoluyla Kurtarılması Düşünülen Üç Selçuklu Eseri Sırçalı, Karatay ve İnce Minareli Medreselerin Restorasyon Projeleri. Türk Arkeoloji Dergisi, (XXIV-1), 41-69.).
Ayrıca “Konya’da Sahip Ata Hanikâh, Camisinin Röleve ve Mimarisi” adlı makalesinde ise Sahip Ata Mimari Külliyesi’nde röleve çalışmasına alınan kısımlara ait açıklamalarda bulunmaktadır. Camisinin durumu hakkında da bilgiler vermektedir. Ayrıca Külliye yapılarının her birinin röleve çizimleri yer almaktadır (Akok, Mahmut (1970b). Konya’da Sahip Ata Hanikâh, Camisinin Rölöve ve Mimarisi. Türk Arkeoloji
Dergisi, (XIX-II), 5-38.).
Zeki Atçeken,“Konya’daki Selçuklu Yapılarının Osmanlı Devrinde Bakımı ve
Kullanılması” adlı kitabı Konya’da yer alan her yapı türü hakkında açıklamalar da bulunarak Selçuklu yapılarının Osmanlı döneminde bakım ve kullanılmasıyla ilgili bilgiler vermektedir. Her yapı tek tek ele incelenmiş, Osmanlılar zamanında yapıların durumundan yapılan onarımlardan bahsedilmiş ve eserlerin vakıf yerleri ve gelirleri,
esere yapılan tayinler hakkında da bilgiler verilmiştir. Yapıların eski arşiv belgeleri incelenmiş, bakım ve onarımları ile ilgili açıklamalar yapılmış, yapıların bugünkü durumlarından da söz edilmiştir (Atçeken, Zeki (1998). Konya’daki Selçuklu
Yapılarının Osmanlı Devrinde Bakımı ve Kullanılması. Ankara: Türk Tarih Kurumu
Basımevi.).
Yaşar Erdemir’in, “Karatay Medresesi Çini Eserler Müzesi” adlı kitabı medresenin banisi ile vakfiyesi ve vakıflarının anlatıldığı, yapının geniş kapsamlı tanıtımının yapıldığı bir eserdir. Medresenin tarihi faaliyetlerini, eğitim ve öğretim sisteminin işleyişini ayrıntılı bir şekilde anlatmıştır. Medresenin tanıtımı yapılırken her bir kısmı ayrı ayrı ele alınmış ve detaylı bir şekilde incelenmiştir. Ayrıca medresede sergilenen Kubadabad Sarayı örnekleri tek tek tanıtılmış ve anlatılmıştır (Erdemir, Yaşar (2015b). Karatay Medresesi Çini Eserleri Müzesi. Konya.). “İnce Minareli Medrese” (Erdemir, Yaşar (2015a). İnce Minareli Medrese. Konya. ve “Sırçalı Medrese” (Erdemir, Yaşar (2015c). Sırçalı Medrese Mezar Anıtları Müzesi. Konya, isimli kitaplarında da yine aynı şekilde yapıların sahibi, ustası, tarihi, vakfiyesi ve vakıfları hakkında bilgiler verilmiştir. Medreselerin tarihi faaliyetleri de anlatılarak tanıtımları yapılmıştır.
Haşim Karpuz, “Türk Kültür Varlıkları Envanteri Konya” adlı eserinde diğer yapı gruplarıyla beraber Selçuklu cami ve medreselerine de yer vermektedir. Her bir yapı ayrı ayrı detaylı bir şekilde incelenmiştir. Yapılar mimari özellikleriyle tanıtılırken kitabeleri de okunmuştur. Ayrıca yapıların planları ve fotoğrafları da yer almaktadır (Karpuz, Haşim (2009). Türk Kültür Varlıkları Envanteri Konya. I. Ankara.) Bir diğer eseri olan “Anadolu Selçuklu Mimarisi” adlı kitabında Anadolu Selçuklularının tarihi ve sosyokültürel hayatından bilgiler verilmektedir. Selçuklu dönemi yapılarında malzeme, yapı elemanları, planlama ve süsleme genel özellikleri ile anlatılmıştır. Selçuklu cami ve medreselerinin yanı sıra bütün yapı türlerine de yer verilmiştir. Yapılar genel özellikleriyle tanıtılmakta ve planları da bulunmaktadır (Karpuz, Haşim (2004). Anadolu Selçuklu Mimarisi. Konya.)
Semavi Eyice, “Alâeddin Camisi”ni İslam Ansiklopedisi’nde türbelerle beraber ayrıntılı bir şekilde anlatmaktadır (Eyice, Semavi (1989). Alâeddin Camisi.
Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, 2, 324-327.)
Selçuk Mülayim, İslam Ansiklopedisi’nde “Karatay Medresesi” (Mülayim, Selçuk (2001). Karatay Medresesi. Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, 24, 475-476.). ve “İplikçi Camisi” (Mülayim, Selçuk (2000). İplikçi Camisi. Türkiye
Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, 22, 373-375.). hakkında genel bilgiler vererek yapıların mimari özelliklerinden bahsetmektedir.
Abdüsselam Uluçam, “Sırçalı Medrese” yi İslam Ansiklopedisi’nde eserin tarihi süreçteki kullanımlarından da söz ederek genel hatlarıyla anlatmaktadır (Uluçam, Abdüsselam (2009). Sırçalı Medrese. Türkiye Diyanet Vakfı İslam
Ansiklopedisi, 37, 126-127.)
Sevgi Parlak, “Sahip Ata Külliyesi” ni İslam Ansiklopedisi’nde bütün
yapılarıyla beraber tanıtırken Sahip Ata Camisi hakkında da bilgiler vermektedir (Parlak, Sevgi (2008). Sahip Ata Külliyesi. Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, 35, 516-518.).
Doğan Yavaş-Ahmet Vefa Çobanoğlu, “İnce Minareli Medrese” nin ölçülerini de vererek eserin plan özelliklerini anlatmakta ve taç kapısının süsleme detayları hakkında da bilgiler vermektedir (Yavaş, Doğan ve Çobanoğlu, Vefa Ahmet (2000). İnce Minareli Medrese. Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, 22, 269-270.).
Tuncer Baykara, “Konya” başlıklı İslam Ansiklopedisinde yer alan maddesiyle, Konya’nın İlkçağlardan, Cumhuriyet Dönemine kadar tarihsel süreçteki konumunu, durumunu anlatmaktadır (Baykara, Tuncer (2002). Konya. Türkiye
Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, 26, 182-187.).
Ayşıl Tükel Yavuz, “Anadolu Camilerinin Fiziksel Özellikleri” isimli makalesinde, ikinci beylikler devrine kadar Anadolu camilerinin özelliklerini belirlemek için hazırladığı çalışmasında camilerin plan özelliklerinden yola çıkarak bir tipoloji oluşturmuştur (Yavuz, Tükel Ayşıl (1981). Anadolu (İkinci Devir Beylikler
Öncesi) Camilerinin Fiziksel Özellikleri: Bir Yöntem Denemesi. VIII. Türk Tarih
Kongresi Tebliğler-11-15 Ekim 1976, II, 921-930.)
Osman Nuri Dülgerler, “Karamanoğulları Dönemi Mimarisi” adlı eserinde İplikçi Camisi’ne de yer vermiştir. Yapının tarihi, yaptıranı hakkında bilgiler verip yapıyı mimari özellikleriyle incelemiştir (Dülgerler, Nuri Osman (2006).
2. KATALOG
2.1. ALÂEDDİN CAMİSİ
2.1.1. Yapının Yeri ve Bugünkü Durumu
Alâeddin Camisi, şehrin ulu camisi olarak, Konya’nın merkezini teşkil eden ve Alâeddin Tepesi denilen höyüğün üstünde Selçuklu sarayının yakınında inşa edilmiştir (Eyice, 1989: 324). Yapı günümüzde ulu cami karakterini korumakta ve ibadethane olarak işlevini yerine getirmektedir.
2.1.2. Yapının Mimari Özellikleri
İnşa Tarihi ve Banisi: Alâeddin Camisi’nin ilk yapımına 1116-1155 yılları arasında hüküm süren I. Mesut zamanında başlanıldığı, minberdeki I. Mesut’a ait kitabe ve 1155 tarihini ihtiva eden sanatkâr kitabesi ile sabittir. Minberin kapı sövelerinde II. Kılıç Arslan’a (1155-1192) ait kitabenin bulunması ise caminin veya minberin son işlerinin onun zamanında tamamlandığına işaret etmektedir (Bayburtluoğlu, 1996: 111-122; Oral, 1962: 29). Alâeddin Camisi’nin genişletilmesine yani kubbeli orta mekân ile hünkâr mahfilini de ihtiva eden batıdaki bölümün yapılmasına, kuzey cephede yer alan kitabelerden I. İzzeddin Keykavus (1211-1219) zamanında onun emriyle başlandığı ve ölümü üzerine yarım kalan inşaatın I. Alâeddin Keykubat (1219-1237) tarafından tamamlattırıldığı anlaşılmaktadır (Eyice, 1989: 325).
Mimarı ve Ustaları: Kuzey cephede, sekiz kollu yıldız çerçeveli panonun hemen sağında yer alan mermere işlenmiş iki satırlık kitabeden caminin mimarının Muhammed bin Havlan ed-Dımışkî, mütevellisinin Atâbekî Ayaz olduğu belirtilmiştir. Kılıç Arslan Türbesi’nde pencere alınlığında yer alan kitabeden, türbenin Hocend’li Abdu’l-Gaffâr oğlu Yusuf’un eseri olduğunu öğrenmekteyiz. Minber kitabesinde usta ismi olarak Ahlâtlı Mengü bin Berti’nin ismi geçmektedir. Kuzey cephede, kuzeybatı kapı kemeri üstündeki mermere yerleştirilmiş, yuvarlak madalyon şeklindeki çini kitabeden içtekinde H. 617/M. 1220 yılı başlarında, Kerimü’d-Dîn Erdişâh tarafından yapıldığı bildirilmektedir. Fakat bu zatın kimliği ve hangi hizmeti
yaptığı tespit edilememiştir. Yazı çini üzerinde olduğuna göre çini ustası olduğu muhtemeldir. Mihrap çinilerinin onun eseri olması mümkündür (Eyice, 1989: 324-325).
Kitabeleri: Cami üzerindeki en erken tarihli kitabe minber üzerinde yer alan ustasının adının da yazılı olduğu kitabedir. Minberde; Sultan I. Mesut ve II. Kılıç Arslan’ın isimleri bulunur. Minberin kitabesinde usta ismi olarak Ahlâtlı Mengü Berti’nin de ismi geçer. Yapıdaki en eski tarihli ikinci kitabe türbe de bulunur. Sultanlar Türbesi olarak da adlandırılan yapı, Sultan II. Kılıçaslan’ın ölümü üzerine tamamlanmıştır. Kılıç Arslan Türbesi’nde külahın altında gövdeyi çepçevre dolaşan saçak seviyesinde iki, girişin hemen üzerinde de bir tane olmak üzere üç adet kitabe işlenmiştir. Türbe külah eteğindeki birinci kitabede şunlar yazılıdır.
“Bu imaretin (türbenin) yapılmasını büyük sultan, din ve dünyanın izzeti, İslâm ve Müslümanların direği, müşriklerin katili, meliklerin ve sultanların medarı iftiharı, Rum ve Şam beldelerinin sultanı, fetihler sahibi, müminlerin emirinin yardımcısı, Kılıç Arslan oğlu Mesut oğlu Kılıç Arslan emretti. Allah onu aziz kılsın.”
İkinci kitabe girişinin üstünde pencerenin alınlığındadır.
“Hocend’li Abdu’l-Gaffâr oğlu Yusuf’un eseri. Allah ona ve cümle Müslümanlara mağfiret etsin.”
Üçüncü kitabe türbenin külah eteğinde yer alır. Çini üzerindeki kitabe büyük oranda tahrip olmuştur.
Yapı üzerinde farklı dönemlere ait çok sayıda kitabe yer almaktadır. Kuzey cephede, sekiz kollu bir yıldızla çerçevelenmiş kitabe şöyledir:
“Bu mübarek camiin tamamlanmasını, muazzam sultan, fetihler babası, Müminlerin Emirinin burhanı, Alâü’d-Dünyâ ve’d-Dîn, Kılıç Arslan oğlu, şehit Sultan Keyhüsrev oğlu, Keykubat emretti.”
Kuzey cephede, sekiz kollu yıldız çerçeveli panonun hemen sağında yer alan kitabe usta kitabesidir. Mermere oyma olarak yazılmıştır.
“Mütevelli Atâbekî Ayaz’dır, amele Muhammed bin Havlan ed-Dımışkî” (Şamlı Havlan oğlu Muhammed yaptı.)
Kuzey cephede alttaki kapı açıklığı ile üstteki yıldız çerçeveli panonun sağında bunların arasına gelecek seviyede duvar içine iki kademeli kemerli bir niş oyulmuş ve içerisine bir kitabe yerleştirilmiştir, kitabede şunlar yazılıdır:
“Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla, bu camiin imarını, Sultânü’l-Galib, İzzü’d-Dünyâ ve’d-Dîn, karanın ve denizlerin Sultanı, fetihler babası, Müminlerin Emirinin burhanı, Kılıç Arslan oğlu Keyhüsrev oğlu Keykâvus, 616 senesi aylarında, mütevellisi, Allah’ın rahmetine muhtaç kul Atabekî Ayâz’a emretti.”
Kuzey cephede ortadaki taç kapının, geçmeli yuvarlak kemerli nişi içerisinde, giriş açıklığının üzerinde yer alan kitabede şunlar yazılıdır.
“Allah’ın adıyla, selâm Onun resulü üzerine, bu Allah’ın evi, Muazzam sultan fetihler babası, Müminlerin Emirinin yardımcısı, Alâü’d-Dünyâ ve’d-Dîn, Mesut oğlu, Kılıç Arslan oğlu, saîd ve şehit Keyhüsrev oğlu Keykubat’ın Atabekî ve mütevelli, Allah’ın rahmetine muhtaç fakir kul Ayâz’ın eliyle, 617 senesinde tamamlandı.”
Kuzey cephede ortada yer alan taç kapının sağ tarafına kitabeli dilimli bir niş açılmıştır. Nişin içerisinde yer alan mermer kitabede şunlar yazmaktadır:
“Bu mübarek mescit ve türbenin yapılmasını, sultan, fetihler babası, Müminlerin Emirinin yardımcısı âlâ ed-Dünyâ ve’d-Dîn Kılıç Arslan oğlu, şehit Sultan Keyhüsrevoğlu Keykavus bitevellî, kul, Atabekî Ayâz’a 616 senesinde emretti.”
Kuzey cephede duvarın batı ucundaki kuzeybatı kapı kemeri üstündeki mermere yerleştirilmiş, yuvarlak madalyon şeklindeki çini kitabede içteki oyma dıştaki kabartma olarak yazılmış, iç içe iki daire halinde yer alan kitabede şunlar yazılıdır:
Dış dairede, “Muazzam sultan, Alâü’d-Dünyâ ve’d-Dîn; iç dairede, Peygamber Aleyhisselâm’ın hicretinin 617 yılı başlarında, Kerimü’d-Dîn Erdişâh yaptı.”
Avlu batı duvarı üzerinde yer alan örülü ilk kapının, üstündeki kemerli niş içerisinde bir kitabe bulunmaktadır.
“Sultan, el-galib izzü’d-Dünyâ ve’d-Dîn, fetihler babası, Müminlerin Emirinin burhanı, Keyhüsrev oğlu Keykavus “ ibaresi yer almaktadır.
Avlu batı cephe duvarının devamı olan harimin batı cephesinde yer alan sultan mahfeline açılan kapı açıklığı tuğla ile örülerek kapatılmıştır. İçerisine monte edilen mermer kitabede şunlar yazmaktadır: