2.4. Benlik Saygısı Kavramı

2.4.2. Benlik Kuramları

Son dönemlerde psikolojinin birçok dalında benlik kavramı üzerinde daha fazla durulmaya başlanmış olsa da bu kavramın sistemli bir şekilde incelenmesi ilk araştırmacı psikolog William James tarafından gerçekleşmiştir. James'in 1890'da yayınladığı "Principles of Psychology" isimli eserinde "benlik bilinci" konusunu ayrıntılı bir şekilde inceleyip yer vererek bu kavram literatüre kazandırılmıştır (Türedi, 2015).

James (1890) özne olarak ben, bilen benlik (I-self) ve nesne olarak ben, bilinen benli (Me-Self) arasında ayrım yaparak nesne olarak beni "deneysel benlik" olarak ifade etmiştir.

James'e göre deneysel benlik kavramının oluşumunda "maddesel benlik", "sosyal benlik" ve

"tinsel ben" olarak 3 bileşen vardır. Maddesel benliğin en içteki parçası kişinin bedeni ve bundan sonrasında ise kıyafetler, aile ve ev gelmektedir. Sosyal benlik ise başkalarının algıladığı özellikler ve kişiyle ilgili zihinlerinde canlanan imajlardır. Farklı sosyal ortamlarda kişinin farklı yönleri ortaya çıkmaktadır. Genç bir kişi ailesinin ve öğretmenlerinin yanında ağırbaşlı bir davranış sergilerken yasal olmayan işler yapan arkadaşlarının arasında daha asi bir tutum sergileyebilir. Kişinin çevresindeki insanlar tarafından kabul edilme ve fark edilme isteği doğuştan gelen bir özellik olarak değerlendirilmektedir. Kişinin girdiği ortamda çevresindeki insanlar tarafından hiç kimsenin ilgilenmemesi, sorulan sorular hakkında yanıt verilmemesi kişinin kendisini değersiz olarak algılaması ve hissetmesine yol açabilir.

Deneysel benliğin bir parçası da tinsel benliktir. Bu kavram ile bireyin ruhsal ve öznel varlığını, psişik kabiliyetlerini ve eğilimleri somut bir şekilde değerlendirilmektedir. Özetle tinsel benlik, bireyin kendisiyle alakalı olan düşünceleridir. Benlik kavramının ilk incelemeye alındığı bu dönemlerde, yaşanan gelişmelerle birlikte Freud'la beraber psikanalitik kuramda da önemli gelişmeler görülmüştür (Gabay, 1996). Psikanalitik kurama göre kişinin bedeni zihninden çeşitli isteklerde bulunmaktadır. Bunlar cinsellik, kendini koruma, saldırganlık, açlık gibi biyolojik dürtülerlerdir. Belirtilen bu içgüdülerin amacı ise bedensel ihtiyacın yok edilmesi, gerilimin boşaltılması ve haz alınmasıdır. Fakat dürtüler direkt olarak davranışlar ile sonlanmamaktadır (Miller, 2008).

27

Dürtülerle davranışlar arasında "id", "ego" ve "süperego" olmak üzere 3 temel yapı vardır. Bunlardan id doğuştan getirilmekte olan arzular olup anında tatmin beklemektedir.

Dileğin halüsinasyonel şekilde yerine getirilmesi birincil süreçken ego ise ikincil süreç olup algılama, mantıksal düşünce, problem çözme ve bellek gibi akılcı olan zihinsel etkinlikleri kapsamaktadır. İd ve çevreden gelen tehditlerin yoğun anksiyeteye sebep olduğu durumlarda ise savunma mekanizmaları devreye girerek gerçekliğin çarpıtılması görülmekte ve anksiyete kontrol altına alınmaktadır. Süperego ise en son gelişim gösteren yapı olup toplum düzeninin sağlanmasındaki en önemli yollardan birisidir (Miller, 2008).

Anna Freud'a göre (2013) benlik, Freud'un ego (ben) kavramına karşılık gelir. İçsel olgular ile dış dünyanın ihtiyaçları arasında "ben"in aracı rolünü kabul eden analitik kuram, çocuk beninin sağlam kalmasında ve nevrozdan korunmasında çözüm ve çare yol şeklinde gördükleri ifade edilmektedir (Freud, 2013).

Konu üzerine araştırmalar gerçekleştirenlerden birisi de Kohut'tur. Kohut kendiliği benlik ve kendisiyle ilgili simgeler bütünü şeklinde değerlendirmiştir. Kohut'un "kendilik psikolojsi" kuramına baktığımızda çocuğun kaygısının yaygın olmasında çocuğun yaşamındaki anne-baba önemli bir etken olup, benliğinin varlığından ve işleyişinde almış olduğu hazzı onunla paylaşımda bulunmak ve ona yansıtmak amacıyla sürekli olması ve kendine güvenin sağlanması gibi fonksiyonlar son derece önemlidir (Çuhadaroğlu, 2001).

Benliğin sosyal bir yapı olduğunu ifade eden sembolik etkileşimciler ise çocuğun yaşamındaki önemli kişilerin sorumluluğu üzerinde durmaktadır. Onlara göre çocuklar çocukluk çağının başlarında, yaşamındaki önemli olan kişilerin davranışlarını, tutumlarını ve değerlerini kopyalayarak onay ve kabul görmek isteği ile bunları kendi davranışlarına sergileyerek bu önemli kişilerin düşüncelerini benimsemektedir (Harter, 2006).

Cooley'e (1902) göre benliğin oluşumu ve gelişiminde, benliğe ilişkin düşüncelerin ve inançların belirlenmesinde, çevremizdeki diğer insanların hakkımızdaki düşünceleri, fikirleri ve kişinin yaşamında önemli olan kişiler rol almaktadır (Egemen, 2015).

Benlik düşüncesinin üç bileşeni söz konusudur:

 Bireyin görünüşünün diğer insanlardaki imgelemi

 Bu imgelemle ile ilgili yargıların bireyde yarattığı etki

28

 Başkalarının değerlendirmeleri ile ilgili kişinin çeşitli duyguları.

G. Herbert Mead (1925), kişinin yaşamında önemli olan konuları "genelleştirilmiş öteki" kavramı olarak tanımlamış olup kişinin ait olduğu grupların yani öteki insanların fikirlerini, bakış açılarını içselleştirdiğini ifade etmiştir (Egemen, 2015).

Konuyla ilgili araştırmalar gerçekleştiren bir diğer araştırmacı da Allport'tur. Allport (1955) benlik kavramına "proprium" adı vererek benlik kavramının oluşumunda ve gelişiminde 7 farklı aşama olduğunu belirtmiştir (İnanç ve Yerlikaya, 2014):

1. Bedensel kendilik duygusu: Yaşamın ilk yılında bebekler kendileri ve dış dünya arasında ayrım yapamamaktadır. Zamanla kas, eklem ve iç organlardan doğan ve tekrarlayan duyumlar ile bedensel kendilik duygusu oluşmaktadır.

2. Öz-kimlik duygusu: Öz-farkındalık için içsel bir süreklilik ve aynılık duygusunun oluşumuna ihtiyaç vardır. Bu konuda Erikson ile Allport’un aynı fikir de olduğu görülmektedir. Çocuğun adı, benlik sürekliliğini kavraması açısından önemlidir, çünkü çocuk kendisindeki değişikliklere rağmen aynı kişi olduğunu fark etmektedir.

3. Öz-saygı duygusu: Öz saygı duygusu çocuğun yaşamının üçüncü yılında ortaya çıkmaktadır. Çocuğun yapmak istediği şeyleri kendi başına bireysel olarak yaptığında ve başarabildiğinde hissettiği gururlanma duygusunu ifade eder. Keşfetme duyguları ebevyn tarafından müdahale edilmeyen, engellenmeyen ve arkadaşlarından onay gören çocukların öz saygısında gelişim görülmektedir.

4. Öz-uzanım duygusu: 4-5 yaşlarında çocukların fiziksel varlıklarının kendilerine ait olduğunu fark etmeleriyle birlikte çevrelerindeki insanların, nesnelerin ve soyutlamaların bir bölümünü de öz-kavramlarına dahil etmektedir.

5. Kendilik imajı: 5-6 yaşlarında, çocuklarda kendilerini değerlendirme kapasitesi görülmekte ve çocuk çevrenin zamanla kendisiyle ilgili

29

düşüncelerini ve beklentilerini öğrenmeye başlamaktadır. Vicdan tam olarak gelişmemiş olsa da çocuk kendisiyle ilgili “iyi ben” ve “kötü ben” kavramları arasında ayrım yapabilme becerisi oluşmaktadır.

6. Rasyonel baş edici benlik duygusu: Çocuklar 6-12 yaşları arasında gerçeklerle aktif olarak başa çıkmak ve yaşamda karşısına çıkan problemlere çözümler aramakta olup bulmak için gerekli olan rasyonel kapasiteye ve güce sahip olduklarının farkına varmalarına rağmen ahlaki değerlendirmelerde halen aileden, dinden ve arkadaş gruplarından bağımsız değildir.

7. Benlik arayışı: Ergenlik döneminde çeşitli rol denemeleri ile kendini gösteren ve kimlik arayışının başlaması ile son aşama olan benlik arayışı, yetişkinlikte benliğin tüm yönlerinin pekişmesi ile son bulmaktadır.

Belirtilen bu farklı kuramların dikkat çekici olan yanına değindiğimiz zaman benliğin sosyal bir yapı olması ve değerler sistemiyle olan ilişkisidir. Bundan dolayı benlik, temel psikolojik kavramlardan biri ve evrensel bir yapısı olduğu varsayılsa bile benlik kavramı insanların bulundukları farklı kültürel ortamlar açısından bakıldığımda farklı şekillerde değerlendirildiği ve anlaşıldığı görülmektedir (Kağıtçıbaşı, 2012).

Kişinin psikolojik ve sosyal sürecinde benliğin ötekilerle ilişkisinin belirgin, sınırlı ve ayrık olması ya da ilişkili ve akışkan olması son derece önemlidir. Bundan dolayı bireycilik ve toplulukçuluk anlayışında benliğin ilişkisel ve ayrıklı düzeyi kültürler arası araştırmalarda temel bir boyut olarak görülmektedir. Fakat dünyadaki kentleşme ve sosyoekonomik gelişmelerle birlikte aile yapıları ve çocuk yetiştirme tarzları da çağa ayak uyma amacı ile değişmektedir. Baskı uygulamadan ortaya çıkan bu düzeni koruma amaçlı anne ve baba kontrollerinin yoğun görüldüğü ailelerde özerk ve ilişkisel benlik dikkat çekmektedir (Kağıtçıbaşı, 2012).

Belgede T.C. HASAN KALYONCU ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ PSİKOLOJİ ANABİLİM DALI KLİNİK PSİKOLOJİ YÜKSEK LİSANS PROGRAMI (sayfa 41-44)