2. Bölüm: Literatür

2.1. Anahtar Kavramlarla İlgili Açıklamalar

Ekolojik dengeyi koruyabilmek için canlılar arasındaki ilişkiyi de bilmemiz gerekir.

Canlılar arasındaki ilişkiyi besin zinciri ile ifade edebiliriz. Besin zinciri, ekosistem içerisinde var olan canlıların birbirini tüketmesi sonucu oluşan bir sıralamadır. Başka bir ifadeyle biyolojik çeşitlilik, besin zincirinin yani canlılar arası ilişkilerin devam etmesidir (Akkaya ve Benzer, 2019). Karakaya, Yılmaz ve Adıgüzel (2021)’e göre, bir topluluktaki çeşitli türler arasındaki beslenme ilişkileri, trofik yapılar olarak tanımlanır ve trofik seviyeler arasındaki besin aktarım dizisine besin zinciri denir. Diğer bir tanımıyla, belirli bir komünitede kimin kimi yediğini niteleyen doğrusal bir dizilimdir; besin zincirleri, bir besin ağındaki örgülerdir (Sadava, Hillis, Heller ve Berenbaum 2014; Simon, Dickey, Hogan & Reece, 2016; Krebs, 2009; Smith ve Smith, 2009). Farklı besin zincirleri kesin çizgilerle birbirinden ayrılmış değildir birbiriyle bağlantı içindedir ve bu da besin ağı kavramını ortaya çıkarır. Bir ekosistemde besin zincirlerini birbirlerine bağlayan karmaşık ilişkiler bütününe besin ağı diyebiliriz (Cunningham ve Cunningham, 2018: s.62; Simon vd., 2017; akt. Yılmaz, Gündüz, Üçüncü, Karakaya ve Çimen, 2018). Wyner ve Blatt'a (2019) göre besin ağları, bir

ekosistemdeki canlılar arasındaki enerji transferini göstermek için besin zincirinde her bir basamak için oluşturulmuş çoklu besin zincirleridir. (akt. Karakaya ve diğerleri, 2021) Besin ağındaki tüm canlıların aynı ekosistemde yer alması gerekir.

Besindeki enerjinin üreticilerden itibaren kademe kademe tüketicilere doğru ilerlemesi devamlılığına besin zinciri denir (Odum ve Barrettt, 2008; akt. Yılmaz, Gündüz, Diken ve Çimen 2017). Bu tanımdan yola çıkarak besin zincirindeki canlı gruplarını üreticiler, tüketiciler ve ayrıştırıcılar olarak dile getirebiliriz. Burada üreticiler grubunu bitkiler, tüketiciler grubunu etçil, otçul ve hem etçil hem otçullarla beslenenler oluşturmaktadır.

Ayrıştırıcıları ise bakteri, mantarlar ve böcekler olarak sınıflandırabiliriz. Ayrıştırıcılar, çözünmüş organik maddeleri salgı maddeleri şeklinde tüketen canlı grubudur(Odum &

Barrettt, 2008; akt. Yılmaz ve diğerleri, 2017). Metlek ve Kayaalp’ göre (2021), besin

zincirinin en üstünde yer alan insan ve etçil hayvanlar, protein gereksinimini otçullardan ya da bitkilerden sağlamaktadırlar. Otçullar ise besin gereksinimini direkt olarak bitkilerden

sağlamaktadır. Besin zincirinde bir canlı grubunun yok olması, diğer canlı türlerini de etkilemektedir. Örneğin; bir besin zincirinde kartallar yılanlarla, yılanlar kurbağalarla,

kurbağalar çekirgelerle, çekirgeler de otla beslenmektedir. Bu besin zincirinde kurbağalar yok olduğunda ya da nesli tükendiğinde, bu çekirgelerin sayısını sayısının arttırır. Çekirgelerin sayısının artması otların azalmasına sebep olarak otla beslenen diğer hayvanları ve insanları da etkilemektedir. Aynı zamanda bu besin zincirinde kurbağaların yok olması kurbağa ile beslenen yılanların sayısının azalmasına ve yılanla beslenen diğer canlı türlerinin olumsuz etkilenmesine neden olur. Bu da doğal dengenin bozulmasına yol açmaktadır. Doğal dengenin bozulması besin zincirinin en üstünde buluna insanın geleceğini olumsuz yönde etkiler

(Türkoğlu, 2017).

Endonezya’nın Borneo Adası’nda 1950’li yıllarda sıtma için sivrisineklere karşı geliştirilen bir ilaç olan DDT (dikloro difenil trikloroethan, çok zehirli bir böcek

öldürücüdür.) kullanılmıştır. DDT, ayını ortamda bulunan böceklerin de yok olmasına sebep olduğundan dolayı tırtılların sayısı artarak insanların yaşam alanı olan evlerin saz damlarını yiyerek zarar görmesine yol açmışlardır. Aynı zamanda, DDT taşıyan hamam böceklerini

tüketen kertenkeleler ve kedilerin ölmesine ve böylece farelerin sayısının artmasına yol açmıştır. Bunun ardından adada veba salgını başlamıştır (Türkoğlu, 2017). Bu örnek bize besin zincirinde bir canlının yok olmasının aynı zamanda biyolojik çeşitliliğin de yok olması anlamına geldiğini ve birçok olumsuz duruma yol açtığını gösterir.

2.1.2.Tür.

Tür, üyeleri doğada kendi aralarında verimli döller meydana getirebilen ve tekrar üreyebilme yeteneğine sahip popülasyonlar grubudur (Gündüz ve Türkan, 2013; akt. Yüce ve Önel, 2015).

Ülkemiz bulunduğu jeopolitik konumu nedeniyle bitki ve hayvan türüne yaşam alanı sağlamaktadır. Ülkemizde tür çeşitliliği ile bilinen en son rakamlara bakıldığında omurgasız hayvan türü sayısı yaklaşık 19.000’dir ve bunlardan yaklaşık 4000 tür endemiktir. Omurgalı hayvanlara bakıldığında ülkemizde 460 kuş, 161 memeli, 141 sürüngen, 480 deniz balığı ve 236 tür de tatlı su balığı türü yer almaktadır. Bugüne kadar açıklanan toplam omurgalı hayvan türü sayısı 1500’e yakındır. Omurgalılardan, 70’i balık türü olmak üzere 100’ün üstünde balık türü endemiktir. Türkiye’ye, bitki türü açısından baktığımızda, tüm Avrupa kıtasında 12.500 açık ve kapalı tohumlu bitki türü yer alırken, sadece ülkemizde yaklaşık 11.000 bitki türü olduğu var sayılmaktadır. Bunların ise üçte biri endemik türlerdir (Ulusal Biyolojik Çeşitlilik Stratejisi ve Eylem Planı, 2011). Yani bu türler yalnızca ülkemize özgüdür başka yerde yetişmezler (Güner, Aslan, Ekim, Vural ve Babaç, 2012; akt. Türkoğlu, 2017).

2.1.3.Biyolojik Çeşitlilik.

İnsanların kaynakları sınırsızmış gibi tüketmesi biyolojik çeşitliliğin azalmasına sebep olmuştur. Yörek (2006) biyolojik çeşitliliği, dünya üzerinde yaşayan canlıların ve yaşam biçimlerinin çeşitliliği şeklinde ifade eder. Biyolojik çeşitliliğin fazla olması ekolojik dengeyi ayakta tutan temel unsurlardandır. Biyolojik kavramı; genetik çeşitlilik, tür çeşitliliği ve ekosistem çeşitliliği olmak üzere üçe ayrılabilir.

Genetik çeşitlilik bir türün ya da popülasyonun içerisindeki genlerin farklılığı olarak ifade edilebilir (Şahin, 2018). Ekosistem çeşitliliği canlı ve cansız ögelerin birbirine bağlı oldukları ekolojik dengenin sağlandığı ekosistemlerin çeşitliliğini ifade eder (Ateş, 2010). Tür çeşitliliği ise belli bir bölgede yaşayan türlerin hepsini kapsamaktadır.

2.1.4.Nesli Tükenmekte Olan Canlılar.

Zamanla çevrede meydana gelen değişiklikler sonucu adaptasyon sorunu yaşayan canlıların hayatta kalması zorlaştığında bir türün neslinin tükenmesi meydana gelir (NRC, 1996; akt. Harman, 2011).

2.1.5.Ekosistem.

Ülkemiz Avrupa ve Asya kıtalarının kesişme noktasında bulunması, üç tarafının denizlerle çevrili olması, yükseltisinin değişkenlik göstermesi bakımından göl, deniz, orman, dağ gibi farklı ekosistemlere ev sahipliği yapmaktadır. Bu ekosistemlerin birleşmesi biyolojik çeşitliliği zenginleştiren unsurlardandır. Belirli bir alanda yaşayan canlı ve cansız varlıkların birbiri ile etkileşime girmesi ile oluşan bütün ekosistemi kapsar (Yardımcı, 2009).

Ekosistemde yer alan cansız varlıkları su, sıcaklık, ışık, toprak, nem, hava, rüzgar olarak sıralayabiliriz. Ekosistemdeki yer alan canlı varlıkları ise üreticiler, tüketiciler ve ayrıştırıcılar olarak söyleyebiliriz. Ekosistemlerin orman, göl, çöl, dağ, sazlık, akarsu, okyanus gibi

çeşitleri vardır. Erozyon, su kaynaklarının azalması, ormanlık alanların tahribi gibi nedenler ekosistemde yer alan canlı ve cansız varlıkları etkileyerek ekolojik dengenin tahribime sebebiyet verir. Bu da ekosistemde yer alan canlı varlıkların sayısının azalmasına besin zincirinin de bundan etkilenmesine sebep olur.

2.1.6.Çevre sorunları.

Çevre sorunu insanların bilinçsizce uygulamaları sonucunda çevrenin değişime uğrayarak bitki ve hayvan topluluklarının yok olma süreci olarak tanımlanır (Kaypak, 2013).

2.1.7.Çevre Koruma.

Çevre koruma, hem çevre ile ilgili mevcut durumu korumak hem de olası çevre ile ilgili meydana gelebilecek zararları önleme sürecidir (Kaypak, 2013).

Belgede T.C. BURSA ULUDAĞ ÜNİVERSİTESİ EĞİTİM BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ MATEMATİK VE FEN BİLİMLERİ EĞİTİMİ ANA BİLİM DALI FEN BİLGİSİ EĞİTİMİ BİLİM DALI (sayfa 33-37)