• Sonuç bulunamadı

Yeni Medyanın Durumu

Belgede of DSpace - Akdeniz Üniversitesi (sayfa 115-122)

2.2. Türkiye’de Medya Politikaları

2.2.1.2. Yeni Medyanın Durumu

Geleneksel medyanın sermayenin kontrolünde olmasının yanı sıra Türkiye’de ana akım medyanın sahiplik yapısı göz önüne alındığında 2000 sonrası değişen mülkiyet yapısısın sadece bir ekonomik etkinlik olarak değerlendirmek mümkün değildir. Hegemonyanın tesis edilmesinde ve korunmasında medya en önemli araçlardan biri olması sahiplik yapısındaki dönüşümlerin en temel nedenlerinden biridir. Türkiye’de 2002 sonrasında siyasi iktidarın tek sahibi olan AK Parti’nin hegemonyasını sürdürmesi ile medya mülkiyetinde yaşanan dönüşümler arasındaki bağlantı neoliberal iktisadi örgütlenme biçiminin sağladığı zemin üzerinden değerlendirilebilir. Büyük sermaye gruplarının kontörlü altında bulunan medya kuruluşlarının mülkiyet değişimi serbest pazar koşullarında herhangi bir yasal engele takılmamakla birlikte medyada yoğunlaşma ve bu yoğunlaşmanın belli başlı holdingler bünyesinde yaşanması medyanın toplumda üstlendiği rol bakımından sakıncalıdır. AK Parti iktidarının ilk dönemlerinde medya mülkiyetinde aktif müdahaleci bir tavır takınmamış fakat özellikle bir kırılma noktası olarak değerlendirilen 2007 sonrasında çok daha belirgin bir biçimde medya mülkiyeti hususunda iktidarın gücünü kullanmıştır. Günümüzde AK Parti’nin toplumsal mesellerdeki tavrından siyaset ortamına nüfuz eden anlayışa kadar birçok konuda ideolojisini benimsetmiş olmasında medyanın etkili olduğu düşünülmektedir. Yaklaşık yirmi yıllık iktidar sürecinde topluma nüfuz eden anlayışın oluşturduğu atmosfer tarihsel blok kavramı açıklanabilir. Medya mülkiyetinde yaşanan dönüşümün gündemi belirlemek, olaylara karşı ortak bir söylem geliştirmek vb. amaçlardan çok tarihin bir döneminde birçok olguyu içinde barındıran anlayışların bütüncül bir biçimde kanıksanması ve bütüncül anlayış setinin çağın koşullarını belirlemesi olarak değerlendirildiğinde durum daha net bir biçimde anlaşılmaktadır.

Geleneksel medyada yaşanan dönüşümler çalışmanın üçüncü bölümünde kuramsal kısmın sunduğu anlam seti çerçevesinde açıklanacaktır.

vurgulanmaktadır (Altay, 2005:18). Mcluhan elektronik iletişim çağındaki bu tanımlamasından yola çıkarak “yeni medyada yeni olan ne?” sorusunun cevabını aramak yeni medyayı anlamak adına anlamlı bir girişimdir.

Yeni medya ile eski/geleneksel medyayı birbirinden ayıran en belirgin fark yeni medyanın iletişimin çift yönlülüğüne sağladığı olanaktan kaynaklanmadır. İnternetin sağlamış olduğu bu olanaklar sayesinde geleneksel medyada okuyucu/dinleyici/izleyici medyadaki içeriklerin tüketicisi olmaktan çıkmış bir üretici pozisyonuna ulaşmıştır. Özellikle sosyal medyanın ortaya çıkışı ile birlikte kullanıcıların içerik üretebildiği birçok platform medya sistemi içerisinde yerini almıştır. Kitle iletişimin ortaya çıktığı ilk tarihlerden itibaren teknolojik anlamda önemli ölçüde yenilikler olmuş fakat internet teknolojilerine kadar alıcı konumunda olan kitleler edilgen bir konumda kalmıştır. Bu anlamda McLuhan’ın ifade ettiği biçimdeki bir küresel köyün internet çağında daha geçerli olduğu söylenebilir.

Terim olarak “yeni medya” kavramının kullanımına literatürde eleştiriler getirilmektedir. Scloari (2009: 944), kavram olarak “yeni medya” teriminin kullanılmasının teorik açıdan mümkün olmadığını ifade eder. Buna göre ilk eskiye nazaran birçok farklılığın olduğu televizyon da ortaya çıktığı dönemlerde yenidir. Aynı şekilde radyo veya sinema için de ilk dönemleri göz önüne alındığında yenidir. Tarihin benzer yeniliklerle dolu olduğu düşünüldüğünde bu terimin kullanımının bir anlamı yoktur. Bu yeni iletişim biçimini tanımlamak için farklı özelliklere odaklanılabilir. Örneğin: dijitalleşme, etkileşim, sanallık, dağılım, hipermetinsellik, sayısal temsil, kod dönüştürme, yakınsama vb. Scolari’ye göre (2009: 945), sağladığı olanaklarla metni kolayca dönüştürebilen, işlenebilen, birbirine bağlanabilen bir şeye indirgeyen bu yeni teknolojinin “dijital iletişim” olarak tanımlanmasını kavram karmaşasını gidermede ve bu yeni teknolojiyi anlamlandırmada daha işlevseldir.

Yeni medya araştırmalarında eski teorilere başvurulması (McLuhan, Frankfurt Okulu, İngiliz Kültürel Çalışmaları, eleştirel yaklaşımlar vb.) ve eski teorilerin dijital çağda yeniden formüle edilmesi söz konusudur. Dijital teknoloji, kitle iletişimde üretim biçimlerini önemli ölçüde değiştirmiştir. Örneğin gazetecilik mesleğinde (açık kaynak kullanımı, yurttaş gazeteciliği) yeni biçimlerin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bu durum aynı zamanda meslek pratiklerinde de değişimin yaşanmasına neden olmuş ve yeni gereksinimleri de beraberinde getirmiştir (Scolari, 2009: 945).

Yeni medyanın hala gelişen bir teknoloji olarak tanımının yapılması zor olmakla birlikte medyanın bir parçası olduğunu kabul etmek gerekir. Yeni medyanın “yeni” olarak tanımlanmasının ve eski medyaya göre bariz farklar teşkil etmesinin ana nedeni internet teknolojilerinin sağladığı olanaklarla mümkündür. Dijital teknolojinin kökeni daha eskiye

dayanıyor olmasına rağmen web 2’nin ortaya çıkışı ile birlikte bu fark daha belirgin bir biçimde kendini göstermesi bu durumun en somut göstergesi olarak değerlendirilmelidir. Bu nedenle yeni medyanın eski medyaya nazaran farkını anlatmak gerektiğinde internet teknolojisine değinmeden bunun yapılabilmesi mümkün değildir. Üstelik internetin keşfi sadece medya düzeninde değil birçok alanda (ticaret, ekonomi, bankacılık vb.) yenilikler sağlamış ve böylece bu alanlarda dönüşümlere neden olmuştur. İnternetin günümüzde çokça yaygınlaşması ve hayatın bir parçası haline gelmesindeki en önemli etkenlerden biri de bilgisayar teknolojilerinin ulaştığı seviye ile mümkün olmuştur. Akıllı telefonların geliştirilmesi ile birlikte zaman ve mekânsal sınırlar ortadan kalkmış, bilgisayar ve internet günlük hayatın bir parçası haline gelmiştir. Günümüzde akıllı telefonların kullanım oranları oldukça yüksek olmakla birlikte günlük hayatın bir parçası haline gelmiş ve kullanım oranlarındaki artış ile birlikte bireylerin bir uzantısı gibi olmuştur. We Are Social tarafından yayınlanan 2020 raporuna göre dünyada internet kullanıcı sayısı 4,18 milyara ulaşırken, bu rakamın içinde mobil internet kullanıcı oranı %92’ye ulaşmıştır. Türkiye’de de mobil bir cihazla internete bağlanma oranı %92 ile dünya ortalaması ile aynıdır. Türkiye’de 2020 yılı itibari ile internette geçirilen vakit günlük ortalama 7 saat 29 dakikadır34. Çevrimiçi geçirilen süre dikkate alındığında Türkiye’de internet kullanımının oldukça yüksek düzeyde olduğu söylenebilir.

İnternet kullanımının böylesine yaygınlaşması sonucunda birçok alanda değişimlere neden olduğu gibi toplumsal yaşamda da değişim ve dönüşümlere yol açmıştır. Bu değişim ve dönüşüm mobilizasyon ve pekiştirme kuramları çerçevesinde farklı şekilde değerlendirilmektedir. Mobilizasyon yaklaşımına göre internetin siyasal yaşam üzerinde büyük etkileri bulunmaktadır. İnternet ve yeni iletişim teknolojilerinin sağladığı olanaklar yönetilenlerle yönetenler arasındaki mesafeyi daraltmış ve doğrudan demokrasinin kuvvetlenmesine yol açmıştır. Bu yaklaşıma göre internet kullanımı ile kamusal alanda bilgi ve düşüncelerin paylaşılması ile sivil toplum güçlenerek siyaset üzerinde baskı oluşturabilecektir. Diğer yandan pekiştirme yaklaşımına göre ise internet sosyal eşitsizliklerin ve siyasal katılımın mevcut durumunu kökten değiştirmesi mümkün olmamakla birlikte pekiştirecektir (Karaçor, 2009: 126).

Mobilizasyon yaklaşımına göre internetin yaygınlaşması ile aktivist hareketler dijital bir boyut kazanmıştır. Bu durum verilen en somut örneklerden biri ise Arap coğrafyasında

34 https://wearesocial.com/digital-2020 , https://datareportal.com/ İnternet kullanım istatistikleri için daha detaylı bilgiler içermektedir.

2011 yılından itibaren internetin kullanımı ile Arap Baharı olarak tanımlanan protest hareketlerdir. İlk olarak Tunus’ta başlayan hareketler kısa sürede bölge ülkelerini de etkisi altına almıştır. Uzun yıllar otoriter rejimlere karşı ses çıkaramayan ve organize olma imkânı bulamayan Arap halkları sosyal medyanın doğuşu ile devletin tekelinde olmayan bir kitle iletişim aracına sahip olmuşlardır. İnternetin sınırlandırılması zor yapısı bölgedeki hareketlerin yöneticiler tarafından engellenmesine olanak tanımamıştır (39). Sosyal medya aracılığıyla protesto amaçlı örgütlenme kültürü ilk olarak Batı ülkelerinde #Occuppy (işgal et) akımı ile başlamış fakat batıda occupy hareketleri çıkış nedenleri bakımından Arap Baharından oldukça farklıdır. Batılı ülkelerde daha çok hükümetlerin bir takım uygulamalarına karşı başlatılan hareketler Arap coğrafyası ve Afrika’nın kuzeyindeki ülkelerde hükümetlere karşı genel bir karşıtlık olarak şekillenmiştir. Bu ülkelerde protestolar sonucunda hükümetler ve otoriter liderler devrilmiş ne var ki demokrasi kültürünün yerleşik olmamasından dolayı yeni otoriter liderlerin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bölgede protestoların başladığı 2011 yılından biri ciddi istikrarsızlık hüküm sürmektedir. Demokrasi kültüründen beslenmeyen hareketlerin yıkıcı sonuçlar doğurabileceği bölgede gelinen nokta ile daha iyi anlaşılmaktadır35. Occupy hareketleri ile başlayan protestolar Türkiye’de Gezi Parkı eylemleri ile ilişkilendirilebilir. Gezi Parkı eylemlerinde protestoların çıkış nedenleri Batılı ülkelerdeki occupy hareketleri ile örtüşürken zamanla Arap Baharında olduğu gibi doğrudan hükümet karşıtlığına dönüşmüştür. Hükümetin eylemlere müdahalesinin zaman zaman sertleştiği Gezi Parkı eylemleri kısa vadede amacına ulaşamamış olsa da uzun vadede etkilerinin sürdüğü görülmektedir.

Pekiştirme yaklaşımı ise internetin eşitsizlikleri sürdürdüğünü, ana yüzde kullanıcının fart etmesinin mümkün olmadığı algoritmalar sayesinde fikirlerini pekiştirdiğini öne sürer. Bu yaklaşım; filtre balonu36, yankı odası37, siberbalkanlaşma38 gibi kavramlarla durumu

35 “Arap Baharı ve göz ardı edilen sonuçları.” ALjazeraa, 25. 01. 2016.

36 “Filtre balonu, Facebook ve Twitter gibi sosyal ağların, kullanıcıları kendi haber kaynakları, kültürel ve siyasi eğilimleri olan kişiselleştirilmiş geri bildirim döngülerine kilitleme eğilimini ifade etmektedir.

“https://www.nytimes.com/2017/03/03/arts/the-battle-over-your-political-bubble.html”. Google, Facebook, Twitter gibi büyük ölçekli teknoloji şirketleri günümüzde sayısı milyarlara ulaşan kullanıcılarına arka planda çalışan algoritmalar aracılığıyla kullanıcılara hangi konuları getireceklerine karar veriyorlar. Bu sayede internetten edinilen bilgi algoritmalar sayesinde zaten tüketilmek istenen bilgilerden oluşuyor. Kullanıcı ile aynı görüşte olmayan diğer kullanıcılar “trol” olarak değerlendirilip kapı dışarı ediliyor. Sonuç olarak filtre balonları sayesinde farklı düşüncelere kapatılan kapılar ve sürekli beğenilen içeriklere maruz kalarak düşüncelerin pekiştirilmesine neden oluyor (Alpay, 2020: 50).

37 “Kapalı grupların sadece kendi aralarında konuştuklarını genel norm sanarak daha fazla konuşması, konuşulduğunu duydukça kendi dediklerine daha da güvenmesi ve daha çok konuşması, konuşmanın daha çok

açıklamaya çalışır. 1980’li yıllarda neoliberal iktisadi düzene geçişle birlikte değişen dünya düzeni ve bu düzenin daha da pekiştirdiği temsili demokrasi ile kitlelerin retorik düzeyinde dahi temsil edilmemesi ile sisteme yabancılaşma daha da artmıştır. Yeni teknolojilerin ortaya çıkışı ile bu yeni sistem teknolojiye uyumlu olmayan bireyleri dışlamış ve çağın temel ekonomik yapısını ifade eden risk toplumunda siyasetin de dili değişmiştir. Bu yeni durum sürekli olarak yeni düşmanlar icat etmekte, yeni krizler yaratmaktadır çünkü probleme getirilebilecek hakiki bir çözüm yolu bulunmamaktadır (Alpay, 2020: 56).

Yeni medyayı eleştirel ekonomik politik bağlamda değerlendiren yaklaşımlar ise eleştirel ekonomi politiğin temel savlarından yola çıkarak durumu ortaya koyar. Yeni medyanın sunduğu olanakların bireyin gündelik hayatını etkilediği fakat işin ticari yanı göz ardı edildiği ifade edilmektedir. Yeni medya alnında da enformasyonun üretimi ve dağıtımı geleneksel medyada olduğu gibi kapitalist piyasa koşulları çerçevesinde yürütülmektedir.

Üretim güçleri yeni medyanın yapılanmasında da geleneksel medyada olduğu gibi sayısal ortamı da biçimlendirmektedir. Geleneksel medya piyasasında var olan ticarileşme ve yoğunlaşma eğilimleri aynı şekilde yeni medya ortamında da varlığını sürdürmektedir (Berkman, 2014: 46). Bagdikan (2004: 18) ; medyada tekelleşme eğiliminin daha da arttığını, tekelleşmenin tek bir firmanın belli bir alanda faaliyeti olarak görülmemesi gerektiğini oligopol piyasanın da tekel olduğunun altını çizmektedir.

Bu alandaki tekelleşme geçmişte geleneksel medyada olduğundan daha fazla küreselleşme eğilimi göstermektedir. Bunun en önemli gerekçesi ise internet ve bilgisayar teknolojilerine küresel şirketlerin hâkim olması, küresel servis sağlayıcılar ve Microsoft, Google gibi dev ölçekli şirketlerin piyasa koşullarını belirleyebilecek güce sahip olmalarıdır.

Bilgisayar teknolojileri ve internetin küresel ölçekli şirketlerin kontrolünde olması Üçüncü Dünya Ülkelerini küresel pazarın içerisinde bağımlı hale getirmektedir. Dünyadaki var olan ekonomik eşitsizlik internet ile birlikte daha da belirgin bir biçimde kendini göstermektedir.

Bilgisayar ve internet teknolojileri alanındaki tekelleşmiş küresel şirketler donanım ve içeriklerini sürekli geliştirerek piyasadaki hâkimiyetlerini pekiştirmektedir. Bağımlı pozisyondaki ülkeler ise bu gelişmelere adapte olmaya çalışarak sürekli olarak kendilerini sürece uydurmaya çalışmaktadır (Yaylagül, 2013: 220).

konuşma yaratması ve sadece konuşmalardan oluşan, gerçekten uzak bir portrenin gerçek sanılması”(Süleyman Okan, 2012 https://sosyalmedya.co/olculemeyen-internet/.)

38 Siberbalkanlaşma ise aynı görüşlerden oluşan bireylerin bir araya geldiği ve oluşan farklı grupların birbirine tıpkı coğrafi bölgelerdeki ayrım gibi ayırımları ortaya çıkardığını ifade eden bir yaklaşımdır (Alstyneve ve Brynjolfsson. 1996: 3).

Yeni medya ve internet teknolojilerinde de tekelleşme eğiliminin olduğu açık bir biçimde görülmektedir. Sosyal medya platformlarında aynı şekilde küresel şirketlerin hâkim olduğu bir tekelleşme söz konusudur. Farklı ülkelerin kendi sosyal medya platformları olmasına rağmen günümüzde büyük ölçüde ABD menşeili programlar rağbet görmektedir.

Teknolojik geliştirmeler ile birlikte bu popülerlik de günden güne artmaktadır. Sosyal medya platformları arasında hem ilklerden olması hem de farklı platformları satın almalar yoluyla bünyesine katması bakımından Facebook, bu alanda ciddi manada egemenliğini sürdürmektedir. Aşağıda yer alan 2008-2020 arasındaki değişim bu durumu net bir biçimde ortaya koymaktadır.

Tablo 2.2Ülkelere göre dünyada en çok tercih edilen sosyal medya platformları 200839.

Tablo 2.3 Ülkelere göre dünyada en çok tercih edilen sosyal medya platformları 2020

Tablolardan da anlaşılacağı üzere Facebook sosyal medya üzerindeki hâkimiyetini yıllar içerisinde ciddi oranda arttırmıştır. Bu veri Facebook bünyesinde yer alan diğer platformlarla birlikte değerlendirilmiştir. Facebok’un yanı sıra dünyada tercih edilen diğer

39 Tablo 2 ve Tablo 3, “https://www.visualcapitalist.com/map-facebook-path-social-network-domination/”.

sosyal medya platformları da büyük ölçüde ABD menşeilidir. Bunlardan biri olan Twitter özellikle siyasi konuların tartışıldığı bir mecra olması bakımında önem arz etmektedir. Bu bağlamda sosyal medyanın toplumsal eşitsizliklerin giderilmesi noktasında ne gibi olanaklar sağladığı tartışmalı bir konudur. 2011 yılının başlarında Tunus, Yemen, İran, Mısır, Fas, Libya vd. ülkelerde başlayan ve Arap Baharı olarak adlandırılan toplumsal hareketlerde sosyal medya aracılığıyla örgütlenen protestocular kısa süre içerisinde bölgede ciddi ölçüde etkili olmuşlardır. Fakat bu noktada dikkate alınması gereken asıl mesele sosyal medyanın sadece bir araç olmasıdır. Neticede eylemi yapan kişiler belli koşullar altında yaşayan ve buna karşı bir hareket başlatan kişilerdir. Sosyal medya bu bağlamda örgütlenmeyi kolaylaştırmıştır fakat devrimin sahibi protestoları başlatan kişilerdir, teknoloji kendi başına bir devrim değildir. Sosyal medyanın kapitalist sistemdeki yeri göz önüne alındığında Web 2’yi katılımcı bir sistem olarak değil; sınıf, sömürü, artı değer gibi eleştirel terimler üzerinden anlamak mümkündür (Fuchs, 2021: 82). Medyanın eleştirel ekonomi politik incelemesinde en dikkate alınan konulardan biri de medyadaki yoğunlaşmadır. Geleneksel medya analizlerinde mülkiyet yapısı ve tekelleşme konuları sıklıkla değerlendirmeye alınmaktadır. Sosyal medya da mülkiyet ve kontrol ilişkileri bağlamında değerlendirilmeye alındığında geleneksel medyada olduğu gibi bu alanda da oligopol bir tekelleşme olduğu görülmektedir. Hatta küresel anlamda bir tekelleşme söz konusudur. Bu tekelleşme sonucunda piyasadan elde edilen artık değer büyük ölçüde küresel ölçekli şirketlerin kasasına girmektedir

2019 yılının verilerine göre dünyada dijital reklam pazarının %57.8’i Google ve Facebook’un hâkimiyetindedir. Bu aynı zamanda küresel reklam pazarının %28’ine denk düşmektedir. Bunun yanı sıra Facebook ve Google, büyük veriyi (big data) de önemli ölçüde kontrol etmektedir. Bu sayede kullanıcı profili analizi yoluyla tüketici davranışlarını analiz ederek kişiye özel emtialar için kullanıcının hedeflenmesine olanak sağlar. Ayrıca sosyal medya kullanıcıları çevrimiçi olduklarında mecbur olmamalarına rağmen içeriğe katkı sağlayarak birer ücretsiz işçiye dönüşür (Fuchs, 2021: 87-89).

Yeni medyanın ortaya çıkması ile birlikte geleneksel medyanın en büyük açmazlarından biri olan etkileşimin önündeki engeller kalkmıştır. Ayrıca bireyler kişisel sosyal medya platformlarında kişisel sayfalar oluşturarak fikirlerini özgürce dile getirebilecekleri mecralara sahip olmuşlardır. XXI. Yüzyılda ifade özgürlüğü bağlamında en önemli gelişmenin bu olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. İnternet vasıtasıyla el edilen ifade özgürlüğü “kamusal alan” kavramının yeniden gündeme gelmesine yol açmış ve Arap Baharı gibi örnekler üzerinden bu konu tartışılmıştır. İnternetin kullanımı ile birlikte yeni bir denetim mekanizmasının da ortaya çıktığı ve bunun siyasetçileri de hesap verebilme

noktasında zorladığı ve bu doğrultuda daha ihtiyatlı olmalarına olanak sağladığı kabul edilebilir. Fakat internet eleştirel ekonomi politik bağlamda değerlendirildiğinde kapitalist sistemin yol açtığı eşitsizlikler, tüketim toplumu, tekelleşme gibi sorunları da bünyesinde barındırdığı görülmektedir. Ayrıca yeni medya ortaya çıktığında yeni olmasından kaynaklı kontrolün zor olduğu bir alanken giderek bu alanda da kontrol mekanizmalarının geliştirildiği ve bu kontrolün küresel tekellerin elinde olması ilerinde tekelleşmenin yol açtığı klasik sorunlarla karşı karşıya kalınmasına yol açabilir.

Belgede of DSpace - Akdeniz Üniversitesi (sayfa 115-122)