• Sonuç bulunamadı

Utu’l-İlm ( َمْلِعْلا اوُت ۫وُا ): Kendilerine İlim verilenler

Belgede KUR’ÂN’DA ULEMÂ KAVRAMI (sayfa 75-78)

C- Araştırmanın Yöntemi

2.3. Kur’ân’da Geçen Müslüman/Mümin Din Adamları ile İlgili Kavramlar

2.3.4. Utu’l-İlm ( َمْلِعْلا اوُت ۫وُا ): Kendilerine İlim verilenler

Kavram Kur’ân’da dokuz yerde zikredilmektedir: Nahl 16/27, İsra 17/107, Hac 22/54, Kasas 28/80, Ankebut 29/49, Rum 30/56, Sebe 34/6, Muhammed 47/16, Mücadele, 58/11.

“ َّلِْا آََهيٰقَل ُي َلْ َو ً۪ۚاحِلاَص َلِمَع َو َنَمٰا ْنَمِل رْيَخ ِ ٰاللّ ُبا َوَث ْمُكَلْي َو َمْلِعْلا اوُت ۫وُا َني ّ۪ذَّلا َلاَق َو و ُرِباَّصلا”Kendilerine ilim verilmiş olanlar ise şöyle derlerdi: “Yazıklar olsun size!

İman edip iyi işler yapanlar için Allah’ın mükâfatı daha üstündür. Ona da ancak sabredenler kavuşabilir.”315

Âyetteki “ َمْلِعْلا اوُت ۫وُا َني ۪ذَّلا Kendilerine ilim verilmiş olanlar” ifadesiyle ilgili müfessirlerin açıklamalarına bakıldığında; Taberî, bu İfadenin ilim sahiplerinden bahsettiğini ve bu kimselerin ilimden nasiplenenler olduğunu beyan etmiştir.

Âyetteki “sabredenler” ifadesiyle âlimlerin kastedilmediği bilakis dünya hayatının cazibelerine karşı sabredip Allah katındaki sevabı dünya lezzet ve isteklerine tercih eden müminlerin kastedildiğini söylemiştir.316Aslında burada da ulema’nın büyük payı vardır. Çünkü eğer ulemâ sabrın faziletini ve ecrini, müminlere açıklamasaydı

314 Bilmen, Kur’ân-ı Kerim’in Türkçe Meâli Âlisi ve Tefsiri, I/ 22.

315 Kasas, 28/80.

316 Taberî, Câmiu’l-Beyân an Te’vîli Âyil’l-Kur’ân, VI/ 349

müminler sabrın mükâfatını bilmez ve sabretmezlerdi. Beydâvî ise sözkonusu ifadeyi ilim sahibi olan ve iman etmiş olan kişiler olarak tarif etmiştir. İman etmiş ve ilim sahibi olan bu kesimin iman etmeyen kâfirlere bir çağrı ve hatırlatmada bulunacaklarından bahsetmiştir. 317 Burada bir mesaj söz konusudur, kıyamet gününde dahi âlimlerin diğer insanlara dünyada olduğu gibi uyarı ve hatırlatma yapabileceklerini göstermekte ve böylece âlimin faziletini bize hatırlatmaktadır.

Ebû’s-Suûd’da (ö.982/1574); bu kimselerin kendilerine ilim verilenlerle beraber hem dünya hem iman edenler, iki cihana da gerektiği şekilde iman eden, dünyaya önceleyen müminler olduğunu söylemiştir. Yine kendilerine ilim verilenler ve gerçek anlamda hem dünya ve ahrette iman etmiş müminlerin kâfirlere bir kınamada bulunacaklarını ifade etmiştir. 318 Buradan hareketle Nasıl ki dünyada âlimler verasetten aldıkları tebliğ görevini icra ediyorlarsa kıyamet gününde de bu tebliğin hesabını iman etmeyenlerden sorabilecekleri sonucuna varabiliriz. Dahası onların bu tebliğlerini dinlemiş müminlerin dahi onlarla beraber böyle bir hesab ve kınama yapabilecekleri anlaşılmaktadır. Kurtubî’ye göre ise âyetteki ilim ehlinden maksat İsrâil oğullarının ahbârıdır (din adamlarıdır).319

“ ِعَف ْرَي اوُزُشْناَف اوُزُشْنا َليّ۪ق ا َذِا َو ْ۪ۚمُكَل ُ ٰاللّ ِحَسْفَي اوُحَسْفاَف ِسِلاَجَمْلا يِف اوُحَّسَفَت ْمُكَل َليّ۪ق اَذِا اوَُٓنَمٰا َني ّ۪ذَّلا اَهُّيَا آََي َج َرَد َمْلِعْلا اوُت ۫وُا َني ّ۪ذَّلا َو ْ۪ۙمُكْنِم اوُنَمٰا َني ّ۪ذَّلا ُ ٰاللّ

ريّ۪بَخ َنوُلَمْعَت اَمِب ُ ٰاللّ َو ٍتا Ey iman edenler! Size, bulunduğunuz toplantılarda “Yer açın” dendiğinde yer açın ki Allah da size genişlik versin. “Davranıp kalkın” dendiğinde de kalkın ki Allah içinizden (gerçekten) iman etmiş olanları ve ilme kavuşmuş olanları yüksek derecelere çıkarsın. Yapıp ettiklerinizden Allah tamamen haberdardır.”320

Âyette “ َمْلِعْلا اوُت ۫وُا َني ّ۪ذَّلا َو ilme kavuşmuş olanlar” ifadesiyle ilgili tefsir kaynaklarında şu açıklamalar yapılmıştır: Taberî, tefsirinde nakledildiğine göre bu âyette, sahâbeye bir uyarı vardır. Hz. Peygamber’in meclisinde oturduklarında, ona çok yakın, adeta Hz. Peygamber’e yapışacakmış gibi oturyorlardı. Dolayısıyla yeni gelenlere yer kalmıyordu. Amaçları da şüphesiz Hz. Peygamber’e yaklaşarak daha fazla feyiz ve ilim almaktı. Bu davranış Hz. Peygamberimizin yanına gelen herhangi

317Beydâvî, (Şeyhzade Haşiyesi, Muhammed b. Muslihi’d-Din Mustafa Kuçi), Envarü’t-Tenzîl ve Hakaiku’t-Te’vîl, Daru’l-Kutub-i’l İlmiye, Beyrut 1999, VI/ 509-510.

318Ebû’s-Suûd, İrşadu’lAkli’s-Selim ila Mezaye’l-Kur’ân’l Kerim, y.y,ts., IV/ 321.

319Kurtubî, Ebû Abdillâh Muhammed b. Ahmed b. Ebubekir, el-Camiu li-Ahkami’l-Kur’ân, Thk.;

Abdullah b. Abdullah Muhsin Türki ve Muhammed Rıdvan Arkesusi, Al-Risalah, Beyrut, 2006, XVI/

324.

320Mücâdele, 58/11

bir misafirin veya Medine’nin dışından gelen bir müslüman’ın Hz. Peygamber’e ulaşmasında engel teşkil ediyordu. Bunun üzerine bu âyet nazil oldu. Bu görüşü, Mücahid, Katade, Dehhak ve İbn Zeyd de teyit etmişlerdir. İbn Abbas ve Hasan Basri’den nakledilen bir görüşe göre ise âyette bahsedilen meclis, savaş alanlarındaki toplanma yerleridir. Buna göre; toplanan müminlerin diğer mümin kardeşlerine yer vermeleri gerektiği anlaşılmaktadır. İkinci görüşe göre emir gelip bunlara “Kalkıp savaşa gidin.” Dendiğinde ise hemen kalkıp gitmeleri gerektiği ortaya çıkmaktadır.

Taberî her iki görüşü desteklemektedir.321 Âyette “İlim verilenler”den söz edilmesi İslam’da ilmin yeri ve ilmin önemiyle ilgilidir. Ayrıca bu meclis kurallarına, yani adabı muâşerete ilim sahiplerinin daha çok riâyet edebileceğinden bahsedilmiştir.322 Diğer bir âyette şudur:

ِءآََك َرُش َنْيَا ُلوُقَي َو ْمِهي ّ۪زْخُي ِةَمٰيِقْلا َم ْوَي َّمُث َءوَُّٓسلا َو َم ْوَيْلا َي ْز ِخْلا َّنِا َمْلِعْلا اوُت ۫وُا َني ّ۪ذَّلا َلاَق ْمِهيّ۪ف َنوُّقآََشُت ْمُتْنُك َني ّ۪ذَّلا َي

َ۪ۙني ّ۪رِفاَكْلاىَلَع Sonra kıyamet gününde (Allah), onları rezil eder ve der ki: «Kendileri hakkında (müminlere) düşman kesildiğiniz ortaklarım nerede?» Kendilerine ilim verilmiş olanlar derler ki: «Şüphesiz bugün rezillik ve kötülük kâfirleredir.»”323

Âyette geçen “ َمْلِعْلا اوُت ۫وُا َني ۪ذَّلا َلاَق” ifadesiyle ilgili müfessirler şöyle açıklamalar yapmışlar: Taberî, bu kimselerin tevhide davet eden peygamberler ve âlimler olduğunu ifade etmiştir.324 İbn Kesîr ise ‘kendisine ilim verilenler’ ile dünya ve üstün olanların kastedildiğini söylemiştir. Ona göre bunlar dünya ve hakkı haber verenlerdir.325 Kur’ân Yolu Tefsir’inde de bu kimselerle ilgili şöyle denilmiştir. “ilim sahibi kılınmış olanlar” yani dünyada iken hakkı hak olarak tanıyıp o hakkın gereği gibi amel etme basiretine sahip olanlardır.326

۪ٓ ۪هِب اوُنِمٰا ْلُق َّجُس ِناَقْذَ ْلِْل َنو ُّر ِخَي ْمِهْيَلَع ىٰلْتُي اَذِا ۪ٓ ۪هِلْبَق ْنِم َمْلِعْلا اوُت ۫وُا َني ۪ذَّلا َّنِا ۜاوُنِمْؤُت َلَ ْوَا

اد

321Taberî, Câmiu’l-Beyân an Te’vîli Âyil’l-Kur’ân, VIII/ 211-213

322Hayrettin Karaman, v.dğr., Kur’ân Yolu Türkçe Meal ve Tefsir, V/ 542.

323Nahl, 16/27

324Beydâvî, (Şeyhzade Haşiyesi), Envarü’t-Tenzîl ve Hakaiku’t-Te’vîl, V/ 265.

325İbn Kesîr, Tefsiru’l-Kur’ân-i’l-Azim, VIII/ 306.

326Hayrettin Karaman, v.dğr., Kur’ân Yolu Türkçe Meal ve Tefsir, III/ 309.

De ki: Siz ona ister inanın, ister inanmayın; şu bir gerçek ki, bundan önce kendilerine ilim verilen kimselere o (Kur’ân) okununca, derhal yüz üstü secdeye kapanırlar.”327

Birinci âyetle ilgili elbetteki Kurtubî bu manayı verirken bugün batıl Tevrat’ı takip edip ve onunla amel eden ahbardan bahstmemektedir. Bilakis Hz. Musa (a.s) dönemindeki ve daha bozulmaış olan Tevrat’a bağlı olan ahbardan bahsetmektedir.

Onlarda şüphesiz hak dinin birer âlimi idiler.

Âyetlerdeki “ َمْلِعْلا اوُت ۫وُا ” ifadesinden maksat, kıyamet ve 62afiy gününe iman edip kendilerine ilim verilen kimselerdir. Netice olarak müfessirlerin tefsirlerinden anlaşılan ‘ilim verilenler’ maksat Hz. Peygamber’e iman etmiş, ona indirilen ilahi vahye tabi olmuş en başta sahâbeler ve “ulemâ”lardır.

Belgede KUR’ÂN’DA ULEMÂ KAVRAMI (sayfa 75-78)