• Sonuç bulunamadı

Türkiye’de Yeni Sağ Politikalar

1.3. Yeni Sağ Politikalar ve Medya

1.3.2. Türkiye’de Yeni Sağ Politikalar

Tarihin yeknesak bir düzen içerisinde seyretmeyeceği ve her çağın kendine özgü birey ve toplumları ortaya çıkardığı bilinen bir gerçektir. Ortaya çıkan her yeni tarihsel süreçte ekonomik etkenlerin büyük etkisi bulunmakla birlikte eskinin de yeniden revize edilmesi veya büyük ölçüde dönüştürülmesini gerektirir. Yeni sağ politikaların ortaya çıkışı da çağın koşullarının değişmesi sonucunda teşekkül etmiştir. Dünya tarihindeki birçok keskin dönüşümlere ekonomideki değişim ve dönüşümler neden olduğu gibi yeni sağın ortaya çıkışında da dünya kapitalizminin gerileme sürecine girdiği 1970 sonrası süreç etkili olmuştur.

Genel olarak “yeni sağ” 1980’li yıllardan itibaren gerek siyasi gerekse iktisadi anlamda üretilen liberal savların kendini ürettiği zemin olarak değerlendirilmektedir. Bilindiği üzere 1929 yılında ortaya çıkan büyük buhrana devletin ekonomi alanındaki faaliyetlerinin genişletilmesi ise çözüm sağlanmaya çalışılmıştır. Bu anlayışla birlikte sorumluluk alanı genişleyen devlet “refah devleti” olarak adlandırılmıştır. Bu süreç 1970’li yıllarda ortaya çıkan petrol krizi ile başlayan ekonomik krize kadar sürmüş ve bu krizle birlikte yeni bir paradigma dönüşümü yaşanmıştır. Kapitalizmin krizler karşısında seçenekler getirebilme esnekliği bu dönemde yeni bir çıkış yolu göstermiş ve yeni sağ politikalara böylece geçiş sağlanmıştır. Yeni sağın politikaların sunduğu temel anlayış; refah devleti sonucunda artan toplumsal talepler, devletin ekonomideki varlığının sermaye akışını hantallaştırması gibi durumların üstesinden gelmektir. Bu dönemde teknoloji, altyapı gibi birçok alanda yaşanan dönüşümler ile birlikte hız kazanan küreselleşmenin önündeki engellerin kaldırılmak da ana hedeflerden biri olarak görülmüştür (Çolak, 2015: 400).

Yeni sağ aynı zamanda, 1970-1980’li yıllarda ABD’de Reagan, İngiltere’de Thatcher’ın politikalarını ve ideolojilerini tanımlamak için kullanılan ve sağın yeni bir anlayış çerçevesinde revize edilmesiyle kazandığı hegemonik potansiyeli ifade eder. Bu yeni biçimde aslolan muhafazakârlığa yeni bir gömlek biçerek neolibralizme birleştirilmesidir. Nasıl ki sağ liberalizmle özdeşleştiyse yeni sağ da neoliberalizmle özdeşleşecektir (Bora, 2017: 554). 1929 ekonomik buhranından sonra benimsenen Keynesyen ekonomi politikaları ve II. Dünya savaşı sonrasında toplumsal hareketler sosyal devlet anlayışını genişletmiştir. Bunun sonucunda burjuva siyaseti tarafında işçi sınıfının güçlenmesi tehdit olarak algılanmış ve yeni politikaları uygulamaya geçirmiştir. İngiltere’de Thatcher hükümeti bu yeni politikaları kollektif bir uygulama biçimiyle toplumun her alanına yaymıştır. Sendikalara karşı yasal yaptırımlar, sıkı parasal kontrollerle kitlesel işsizliğin ortaya çıkarılması, grevci aileler için sosyal yardımların kesilmesi, çeşitli alanlarda sosyal ücretlerde azalma ve refah alanında daha otoriter uygulamalara geçiş Thatcherizmin genel politikalarını özetler (Gough, 1980: 11). Yeni sağ ideolojide, neoliberal politikaları gerçekleştirmek için devlet, piyasa ve yönetim arasındaki ilişkiyi değiştirmenin gerekliliğine uygun bir biçimde bir yeniden yapılanma söz konusu olmuştur. Bunun için devletin tüm imkânları kullanılmak durumunda kalınmıştır. Liberal anlayış, devleti piyasayı kendi istekleri doğrultusunda faaliyetlerini genişletmek için revize eden bir aygıt olarak yeniden konumlandırmıştır (King, 1987: 36 ). Yeni sağ, dünyadaki diğer ekonomik anlayışlara nazaran liberal ekonomiyi benimseyen ülkelerde çok daha hızlı kabul görmüştür.

İngiltere’de Thatcher, ABD’de Reagan’ın yeni sağ politikaların özdeşleştiği siyasi figürler olması gibi Türkiye’de de yeni sağ, Turgut Özal ile özdeşleşmiştir. 1980 yılında Başbakanlık Müşaviri olan Özal, Türkiye’de liberal ekonomi politikalarının ortaya çıkışı ve devlet politikası olarak belirlenmesinde dönemin asli aktörüdür. 24 Ocak 1980 yılında alınan kararlar, bu tarihten sonra Türkiye siyasi ve ekonomik olarak yeni bir başlangıca yol açmıştır.

Türkiye’de yeni sağın beslendiği ideolojik temeller ise Demokrat Parti ile ortaya çıkan ve geniş bir temsiliyet tabanı bulan merkez sağın sözlüğünde mevcuttur. Adnan Menderes öncülüğünde CHP’nin tek parti döneminde din ve toplumsal değerler konusundaki tavır ve tutumlarına tepki olarak doğan merkez sağ ideoloji, özünde popülist olmakla birlikte siyasetin pragmatist yönünün de bir göstergesi niteliğindedir. Bu nedenle kendine göre eski olan siyasi anlayışa tepki olarak ortaya çıkan merkez sağın ve devamı olarak yeni sağın, muhafazakâr terminolojiyi benimsemesi olağandır.

Yeni sağ politikalar dünyada ve Türkiye’de uygulama olarak birbirine benzese de tarihsel olarak daha geriye gidildiğinde özellikle Amerika ve İngiltere’de bir tarihsel sürecin

dönemin koşullarına göre aldığı seyir olarak görülürken Türkiye’de bir dönüşümü ortaya çıkarması bakımından farklı olduğu söylenebilir. İktisadi örgütlenme biçimindeki radikal dönüşümler her alana doğrudan etki etmekte ve bunun sonucunda birçok değişim ve dönüşümü de beraberinde getirmektedir. Bu nedenle yeni sağ politikaların sonuçlarının yansımaları her ülkede kendine özgü farklılıkların ortaya çıkmasına neden olmuştur.

Türkiye’de İktisadi örgütlenme biçiminin değişmesinin toplumsal sonuçlarından biri de siyasal partilerin kitleleri ekonomik vaatlerle ikna etmeye yönelmeleridir. Bunun sonucunda sağ siyasetin kelime dağarcığında var olan ekonomik vaatler daha da pekiştirilmiştir. Sağ ideolojinin temel politikalarında ekonomi her dönem kilit taşı görevini taşımaktadır. “Bu söylem Demokrat Parti’de ‘nurlu ufuklar’, Adalet Partisi (AP)’nde ‘büyük Türkiye’ ve Anavatan Partisi (ANAP)’nde ise çağ atlamak’ şeklinde sloganlaştırılmıştır”

(Duman’dan akt. Uluç, 2014: 113). Aynı şekilde sağın günümüzdeki devamı olan Ak Parti’nin söylemlerinde de benzer sloganlar (güçlü Türkiye, yeni Türkiye) bulunması tesadüfi değildir.

Bu noktada vurgulanması gereken önemli hususlardan biri AK Parti’nin iktidara geldiği 2002 yılında Türkiye’de neoliberal iktisadi düzenin büyük ölçüde benimsendiğidir.

AK Parti sürece ileri bir aşamada dâhil olmuş fakat neoliberal politikaların devlet yapısına tam anlamıyla kazınması AK Parti iktidarında gerçekleşmiştir (Oğuz, 2012: 12). Bu bağlamda AK Parti’nin sağ politikaların hem sürdürücüsü hem de tamamlayıcısı olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.

1.3.3. 2000 Sonrası Yeni Sağ Politikalar

1950-1980 arasındaki zaman dilimi, Türkiye’nin liberalizmle tanışması şeklinde okunabilir ve bu dönemin sağ siyasette asli figürü Adnan Menderes’tir. Müteakiben Türkiye, dünya ekonomik sistemine tam anlamıyla 1980 sonrasında entegre olmaya başlamıştır. Bu dönemin önemli siyasi figürü olarak Turgut Özal yeni sağ politikalarının hayata geçirilmesinde ve süreklilik kazanmasında önemli rol oynamıştır. Türkiye siyasi tarihinde birçok sağ siyasetçi bulunmasına rağmen Ak Parti nezdinde Menderes ve Özal isimleri her zaman ayrı bir yerde konumlandırılmasının nedeni de budur. Her ne kadar siyasi tarihin farklı dönemlerinde iktidara gelmiş olsalar da DP, ANAP, AK Parti birbirinin devamı niteliğindedir.

Yeni sağ ve merkez sağın temel ideolojileri “muhafazakârlık”, “milliyetçilik (popülist bir milliyetçilik)”, “neoliberalizm” gibi kavramlar bu partilerin iktidarı döneminde aşama aşama hayata geçirilmiştir. Özellikle muhafazakâr ideoloji her üç siyasi dönemde de kendine geniş bir yer edinmiştir.

Türkiye’de 2000 sonrası siyasetinin hâkim unsuru olarak AK Parti, yeni sağ politikaları tamamen benimsemekle birlikte Türkiye tarihinde önemli dönüşümleri de gerçekleştirmiştir. Sağ ideolojiden beslenmekle birlikte sağın beslendiği temel kavramlara kendine has unsurlar katmıştır. Siyasal İslam’ın Türkiye’deki karşılığı olan Necmettin Erbakan liderliğindeki partinin (MSP, RP) içinden gelen kadroların kurduğu AK Parti merkez ve yeni sağın tüm fraksiyonlarını bünyesinde toplamıştır. “AK Parti’yi iktidara taşıyan nedir?” sorusunun karşılığı 1950’li yıllarda başlayan sağ siyasetin yükselişi ile birlikte 1990’lı yıllarda Türkiye’de yaşanan siyasi karmaşalarla geçen süreçte yaşananlardır. Koalisyon sonucunda kurulan hükümetlerin kısa ömürlü olması ekonomik istikrarsızlığı, siyasi karmaşayı ve bunun sonucunda toplumsal tepkileri beraberinde getirmiştir. 2002 seçimlerinin sonuçları bu süreçte yaşananlara karşı halkın tepkisi niteliğindedir.

Bunların yanı sıra Doğu toplumları ile Batı toplumları arasındaki temel farkı oluşturan en önemli unsur rasyonaliteyi algılayış biçimi ile ilgilidir. Aydınlanma çağının Batı toplumlarını rasyonel bir biçimde modernleştirirken Türkiye modernleşmesi aynı şekilde olmamıştır. Daha çok yukarıdan aşağıya bir modernleşme biçimi olan Türkiye modernleşmesi ardında, aydınlanma çağı gibi felsefi temellerden yoksun olması sebebiyle Avrupa toplumlarından farklı bir toplumsal yapının ortaya çıkmasına yol açmıştır. Rasyonaliteyi algılama biçiminden doğan farklılıklardan dolayı seçmenler siyasi kararlarda duygusal hareket etmeyi öncelemiştir. Bunların yanı sıra 2002 seçimlerinde, 90’lı yılların siyasi karmaşalarının, ekonomik istikrarsızlığın yanı sıra 28 Şubat süreci ile hesaplaşma da etkili olmuştur.

Türkiye’nin etkili kurumları tarafından siyasal olarak yıpratılan ve sonunda Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılan Refah Partisi’nin içinden çıkan AK Parti, sancılı bir sürecin sonunda doğmuştur. Ayrıca, 2001 yılında yaşanan ekonomik kriz kitleleri iş becerebileceğine güvenebileceği bir lider arayışına yöneltmiştir. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanlığı döneminde başarılı bir grafik çizen Recep Tayyip Erdoğan böyle bir imaj yaratabilmeyi başarmıştır. Sonuç olarak denilebilir ki AK Parti’yi 2002 yılında iktidara taşıyan tek bir parametre yoktur, hatta birçok parametre AK Parti’yi iktidara taşımıştır (Savran, 2014: 87- 96).

İktidarı boyunca AK Parti’de kadrolardan politikalara birçok değişim ve dönüşüm yaşanmış olmasına rağmen yeni sağ politikalarının uygulamalarından sapma olmamıştır. Bu süreçte seçim beyannamelerinde en geniş olarak ekonomi politikalarına yer verilmiş ve her defasında yeni sağ politikalara uygun bir beyanname sunulmuştur. Bu bağlamda girdiği ilk seçim olan 2002 seçim beyannamesinde yer alan maddeler incelendiğinde AK Parti’nin yeni sağın temsilcisi olduğu anlaşılmaktadır. “Her Şey Türkiye İçin” başlığı ile sunulan doksan

dört sayfalık beyannamede ekonomi başlığına geniş yer verilmiştir. Beyannamede yer alan bazı maddeler AK Parti’nin yeni sağ politikaların uygulayıcısı olduğunun göstergesi niteliğindedir.2

“Partimizin sermaye hareketleri konusundaki temel yaklaşımı, yasaklayıcı ve süreci tersine çevirici yönde olmayıp, piyasa mekanizması içinde olumsuz etkileri en aza indirmek şeklinde olacaktır.”

“Küreselleşmeyle beraber bilgi ve teknolojiye erişim, yabancı sermeye kullanımı, ihracat imkânları gibi gelişmeyi destekleyen unsurlar gündeme gelmektedir. Öte yandan, ülkeler arası ve ülke içi gelir dağılımının bozulması ve geleneksel bazı kalkınma araçlarının etkisiz kalması gibi sorunlar ortaya çıkmıştır. Partimiz, bu yeni ortamın gerçekçi analizini yaparak, gerekli uyumu sağlayacak etkin bir ekonomi yönetimini uygulayacaktır. Ülkemizin uluslararası rekabet gücünü artıracak tedbirler alacaktır Ayrıca, AB gibi güçlü bölgesel entegrasyonların içinde yer alarak, küreselleşmenin sağladığı fırsatları, halkımızın refahını artırmak yönünde kullanacaktır.”

“Kamu bankaları, ticari esaslara göre yönetilecek, finansal ve operasyonel açıdan yeniden yapılandırılarak, özelleştirilecektir.”

“Özelleştirme sürecini hızlandıracak hukuki ve idari düzenlemeler yapılacak ve Özelleştirme idaresi, esnek ve karar sürecini kısaltacak dinamizme kavuşturulacaktır.”

“Özelleştirme sürecindeki KİT'ler, piyasadaki konumları ve faaliyetleri itibariyle; üç gruba ayrılarak özelleştirilmelerinde farklı stratejiler geliştirilecektir.

1. Piyasa mekanizması içerisinde faaliyet gösteren KİT'ler acilen özelleştirilecektir.

2. Tekel niteliğini haiz veya hakim konumda olma ve piyasayı yönlendirme gücüne sahip KİT'ler, özelleştirme sonucunda ortaya çıkabilecek piyasa aksaklıklarının önlenmesine, rekabetin tesis edilmesine ve/veya tüketicinin korunmasına yönelik her turlu düzenleyici tedbirler alındıktan sonra özelleştirilecektir

3. Tarımsal destekleme ile ilgili KİT'lerin özelleştirilmesi, tarım politikaları ile birlikte bir bütün olarak değerlendirilecek ve gerekli tedbirler alınmasını müteakip özelleştirmeye geçilecektir.”

Seçim beyannamesinde vurgulandığı gibi serbest piyasa ekonomisi, küresel ekonomiye uyum, özelleştirmeler vb. AK Parti’nin sağ politikaların uygulayıcısı olduğunun ve olacağının bir göstergesidir. İlerleyen yıllardaki seçim beyannamelerinde de ekonomi başlığına bu beyannamede olduğu gibi geniş bir yer verilmiştir. Bu doğrultuda 2000 sonrası tarihsel süreçte yeni sağ politikalar devlet politikası haline gelmiştir.

AK Parti iktidarının 2007 öncesi ve sonrasında farklı iki dönemde incelenmesi doğru olacaktır. 2007 yılında Cumhurbaşkanlığı seçimi ile devlet yönetiminin hâkimi haline gelen AK Parti, bu tarihten sonra iktidarını mutlaklaştırmıştır. 28 Şubat sürecinde etkin rol oynayan bürokratik yapı bu tarihlerden sonra tasfiye edilerek yeni bir bürokratik yapı inşa edilmeye

2 https://acikerisim.tbmm.gov.tr/xmlui/bitstream/handle/11543/954/200304063.pdf?sequence=1&isAllowed=y

başlanmıştır. Aynı şekilde 28 Şubat sürecinde etkin rol oynayan medya da iktidar eliyle güçlendirilen sermaye sınıfının kontrolüne geçmiştir. Yeni sermaye sınıfı kamu ihaleleri ve sübvansiyonlarla desteklenerek önce güçlü hale getirilmiş daha sonra da bu sermaye sınıfı eliyle medyanın iktidar tarafından kontrol altına alınmasını kolaylaştırmıştır.