• Sonuç bulunamadı

Tüketim kültürü, gittikçe farklılaşan, benimsenen ve son aşamada da tüketme temel amacı ile düzenlenen, kişiye, bölgeye ve “kültüre” özel kılınan hatta ayrı bir kültür oluşturarak gerçekleşen tüketim eylemlerine karşılık gelmektedir Yerli ve yabancı literatür incelendiğinde tüketim kültürü kavramının iki şekilde kullanıldığı belirtilebilir. İlk olarak tüketim kültürü geçmişten günümüze tüm toplumlardaki farklı tüketim alışkanlıklarını, bu kapsamda oluşan farklı gelenekleri karşılamak için kullanılmaktadır. İkinci olarak ise;

günümüzde küresel, ileri ya da post-modern olarak nitelendirilen toplumlara özgü, bu toplumların koşulları gereği oluşan bir kavram olarak karşımıza çıkmaktadır. Featherstone'a göre tüketim kültürünü üç bakış açısı ile ele almak mümkündür. İlk olarak tüketim kültürü net anlamda kapitalist meta üretiminin genişlemesinden destek almaktadır. Bu doğrultuda maddi kültürün tüketim malları, alışveriş merkezleri ve çeşitli tüketim alanlarında büyük miktarlarda biriktirilir ve tüketilmek üzere sergilenir. Sosyolojik olarak değerlendirilebilecek ikinci bakış

açısına göre tüketim neticesinde elde edilen statü ve doyum gibi unsurlar aslında enflasyon koşullarındaki farklılıkları, tüketim ürünlerine erişimin toplumsal olarak yapılanma durumunu yansıtmaktadır. Bu perspektif daha çok insanların ürün tercih ve kullanımlarında izledikleri farklılıklar üzerinde durur. Son perspektifte ise tüketimin soyut unsurlarına değinen Fearherstone, bireylerde haz yaratan, tüketicinin coşkuyla karşıladığı rüyalar, arzular ve hazlar üzerinde durur.

Tüketim kültürünün ortaya çıkışı Dolgun’ a (2012) göre 1929 da yaşanan büyük buhranın tekrar yaşanmaması için talep yaratıcı ve tüketimi attırıcı Keynesyen ekonomik politikaların fordist üretimin kitlesel pratikleri ile hareket ederek tüketimin öncelikli hale getirilmesi neticesinde gerçekleşmiştir. Bu doğrultuda tüketim eylemi, ekonomik sistemin hayatın her alanına müdahale etmesini kolaylaştırmış ve böylece kültürel model ve değerler, tüketimle iç içe girmiştir. Benzer bir söylem ile Cengiz de tüketim kültürünün temel körükleyicilerini kültürün ve kültürel ürünlerin dışsal anlamlarından koparak içselleşmesi ve bu sayede kültürel anlamın üretim ve tüketim ilişkileri sınırlarında biçimlenmesi olarak tanımlar, bu sayede tüketim kültürü toplumun temel ilişki biçiminin tüketimcilik olarak belirlenmesini ve bu eylemin bir yaşam biçimi olmasını sağlar. (2009: 309). Böylece yaygın kültüre göre şekil alan tüketim kalıpları kişinin tüketim tercihlerini etkiler. Bu doğrultuda

"sağlıklı yaşamak için", "moda olduğu için", "fit görünmek için", "genç görünmek için",

"herkes kullandığı için"…gibi gerekçelerle tüketen birey tüketim seyrini hâkim kültürel, sosyal ve ekonomik koşullara yaklaştırmış olur. Bu gerekçeler Hürmeriç ve Baban' a (2012) göre tüketicilerin çoğunluğunda yararcılıktan başka statü ve yenilik arama, ilgi uyandırma, diğerlerinden görece farklılığını yansıtma şekillerinde öne çıkar ve kişi bunu sağlayacağına inandığı ürün ve hizmetleri arzular, hatta peşine düşer, edinir ve sergiler. Belk' e (1988) göre tüketim kültüründe birey ilgi uyandırma, yenilik arama gibi çeşitli özelliklerle öne çıkan ürün veya hizmetleri arzular hatta bir şekilde peşine düşüp edinerek sahipliklerini sergilemekten haz alır. Ona göre bu kültür içindeki birey yenilik arama, kıskançlık, statü kazanımı gibi çeşitli amaçlara ulaşmak için bunu sağlayan ürün ve hizmetleri tutkuyla arzulamaktadır.

Dolayısıyla Featherstone' a (2013) göre farklılaştırma ve farklılık oyununun teşvik edildiği, farklılıkların toplumsal olarak hem tanındığı hem de meşrulaştığı bu kültürde mutlak bireysellik de mutlak farklılık da anlamsız olarak karşılanmaktadır. Tüketim kültürünün bu içeriği kültürü bir yandan toplum merkezine taşırken bir yandan tüketim kültürü içindeki bireyin da dağınık, parça parça ve sürekli yeniden yapılandırılan unsurlarca kuşatılmasına neden olur.

Tüketim kültürünün dinamik içeriğini içselleştirmeye çalışan birey Wernick tarafından metaları sahiplenmekle yetinmeyen, kendini de bir meta gibi tasarlayan ve sunan yeni bir birey tipi olarak tanımlanmaktadır. (1994: 67). Bu koşullarda tüketim kültürü tarafından sarmalanan birey adeta doyumsuzdur. Bauman (1999b) dinamik tüketim kültürü içinde var olan bireyin hâkim tüketim piyasasında körüklenen haz alma ve canlandırıcı deneyimleri kovalama gibi eylemlere açık olması gerektiğini belirterek bunu başaramayanları post-modern

"arı"lığın "kir"i olarak nitelendirir. Tüketme eylemini coşku ile karşılamaya başlayan “kirli”

birey için bu hazzın sürekliliğinden bahsetmek mümkün görünmemektedir. Çünkü sistem ihtiyaç tanımının sürekli güncellenmesi için bireylerin algılarını yönetmekte, bu doğrultuda hiçbir ürün ya da hizmetin bireylerin beklentilerini tam olarak karşılamasına izin vermemekte, sahte ihtiyaçlar yaratmakta, var olan ürün ve hizmetleri ise planlı olarak eskitmektedir.

Adorno - Horkheimer (2010) ve Marcuse' un (2002) hem fikir olduğu gibi bireylerin yaşamlarını adeta satın almaya zorlayan tüketim kültürü “yanlış ve sahte ihtiyaçlar”

üretmektedir. Bu süreçte ihtiyaçları manipüle edilen birey ihtiyacı olmayan şeylere de ihtiyaç duyar hale gelmekte, sürekli "eskitilen" ürün ve hizmetlerini yeni ve modaya uygun kılmaya çalışmaktadır. Bauman da benzer bir şekilde, yapay ihtiyaçların sürekli olarak üretilerek tüketiciler üzerinde baskı oluşturduğu bu kültürde, kişinin diğerleri gibi tüketmediğine, moda olana uymadığına kanaat getirdiğinde kendisini kültürel olarak alçak ve itibarsız hissetmesine neden olan suni bir ortam yaratıldığını belirtmektedir (2005: 127). Sonuç olarak Ekin'in değindiği gibi böylesi bir ortamda bireyin tüketime ilişkin yaklaşımı ihtiyaç karşılamaktan çıkmış ve tüketme eylemi birey için bir adeta bir zorunluluğa dönüşmüştür ( 2010: 25). Bu dönüşüm neticesinde günümüz toplumunda bireylerin tüketim tercihleri adeta onları niteleyen sıfatlar haline gelmiştir. Tüketimin kendisinin öğütlendiği bu ortamda bireyleri yönlendiren sendromlar ve anlayışlar ortaya çıkmıştır. Özellikle 1980' li yıllarda ortaya çıkan "shop till you drop (tükenene kadar tüket)" (Schor, 1991: 107) ve "kullan ve at" sendromunu örnek vermek mümkündür. Kadıoğlu’ na göre insan ilişkilerine de yansıyan bu durumlar sonucunda tüketim toplumunda yaşayan birey her anlamdan "geçici kullanıcı" olarak konumlandırılmaktadır (2014: 52). Tüketim kültürünce içselleştirilen bu koşullar Bauman (1999) a göre günümüz tüketim toplumlarının esas ayırıcı noktalardır. Dolayısıyla geçmişte üretime yapılan vurgunun günümüzde tüketime ve harcamaya yönelmiş ve bu durum tüketim toplumunu irdelemeyi gerekli kılmıştır.