• Sonuç bulunamadı

6. AB’NİN ENERJİ ARZ GÜVENLİĞİ VE ÇEŞİTLENDİRME POLİTİKASI

6.4 Doğu Akdeniz Ülkeleri’nin Enerji Görünümü

6.4.6 Suriye

Suriye, 1964’te petrol endüstrisini tek yanlı olarak millileştirmiş ve 1968’de kuzey Suriye petrol alanlarını Tartus limanına bağlayan boru hattı inşaatını tamamlamıştır.

Bu aşamadan sonra Hafız Esad yönetiminde Suriye petrol ihracatçısı bir konuma gelmiştir. Suriye petrol rezervleri diğer Orta Doğu üreticilerine kıyasla çok düşüktür.

Fakat Hafız Esad petrol kazancıyla Baas rejimini finanse etmeyi başarmıştır.

1970’lerdeki petrol fiyatlarının artması Suriye’yi artı bir endüstri kurmaktan uzaklaştırmış ve 1998’e gelindiğinde Suriye’nin ihracatı %70 oranında Petrol ve mineral ticaretine bağlı hale gelmiştir (Gürcan, 2019, s. 96-97).

119

Suriye enerji görünümünü Arap Baharı süreciyle başlayan Suriye iç savaşı ve terörizm merkezi haline gelmesi durumlarıyla değerlendirmek daha doğru olmuştur. Petrol zengini olmayan Ürdün ve Mısır gibi ülkelerde Körfez Ülkeleri’ne kıyasla Arap baharı etkisini daha şiddetli göstermiştir çünkü petrol zengini ülkeler petrol kazançlarını halka dağıtıp tansiyonu düşürürken aynı zamanda reform sözleri vermiştir. Fakat Suriye’de durum bilindiği üzere farklı bir seyir göstermiştir (Lesch, 2012). Suriye ve Irak’ta artan gerilim petrol ve çatışma ilişkisini gündeme getirmiştir. Çatışmaların ve savaşın büyüyen maliyeti devlet bütçelerine büyük miktarda ilave yük bindirmiştir.

2011’de sonra yaşanan petrol fiyatlarındaki düşüş ekonomik ve mali yapıları iyice etkilemiştir. Bu fiyatlar petrol üretimini sekteye uğratmış ve politik istikrarı da tehdit etmiştir (İpek, 2017). Daha sonra yükselişe geçen petrol fiyatlarının etkisiyle doğalgaz fiyatları da artmaya başlamıştır. Suriye’nin de aralarında bulunduğu Sudan, Nijer gibi üretici ülkelerde yaşanan petrol arz kesintileri ve jeopolitik güvenlik endişeleri bu duruma yol açmıştır (Coote, 2016).

2014’ten sonra terörist organizasyon DAEŞ (Irak-Şam İslam Devleti) Suriye’nin kuzeyinde petrol sahalarını ele geçirmiş ve bundan sonra PKK’nın Suriye uzantısı PYD-YPG11 (Demokratik Birlik Partisi) ile çatışmalar başlamıştır. ABD ve Türkiye’nin askeri girişimleriyle bitirilme eşiğine gelen DAEŞ’in boşalttığı alanlara PYD güçleri yerleşmiş ve bu grup petrol sahalarını kontrolüne almıştır. Bu sırada meydana çıkan Suriye’deki Kürt grupları üzerinde kontrole yönelik PYD ve KDP (Kurdısh Democratic Party) arasındaki rekabet kendini PKK’nın Kuzey Irak’daki Barzani yönetimini doğalgaz iletimini kesmekle tehdit etmesi sonucu Barzani’nin PYD’yi PKK’nın uzantısı olarak tanımlamasıyla ortaya koymuştur (İpek, 2017, s.

412).

Suriye’nin iç savaştan önce günde 380 bin varil petrol ürettiği bilinmektedir. Savaşın ardından Şam yönetimi petrol açısından zengin Deyr-el zor bölgesini kaybetmiş ve böylece petrol kaynaklarının kullanımı da el değiştirmiştir (Sözcü Gazetesi, 2020a).

Suriye petrol rezervlerinin önemli bir kısmı ve doğalgazın yaklaşık olarak yarısı Fırat Nehri’nin doğusunda yer almaktadır. Türkiye’nin ABD askeri varlığının Suriye’nin

11 2005 Yılında YPG, PKK lideri Abdullah Öcalan’ın İmralı’ dan verdiği talimatla PKK terör örgütü’

nün dört parçalı Kürdistan projesini hayata geçirmek adına Suriye kolu olarak kurulmuştur. 2011 yılında Suriye iç savaşının patlak vermesi diğer radikal ve muhalif gruplarda olduğu gibi PYD’ ye bölgede güç boşluğundan yararlanarak yükselme şansı vermiştir. 2014 yılında DAEŞ terör örgütü’

nün ortaya çıkması ile PYD, ABD tarafından DAEŞ’ le mücadele kapsamında seçilmiş ve yoğun şekilde silahlandırılmaya başlanmıştır.

120

kuzeyinden aşamalı olarak çekilmesi sonucunda Türkiye, iddia ettiği güvenlik kaygıları nedeniyle bu bölgelerden bazılarına askeri olarak müdahil olmuştur. 2019’da 30 km kare güvenli bölge kurma iddiasında bulunan Türkiye henüz Fırat Nehri’nin doğusuna geçmemiştir (Firmian, 2020, s. 24).

Ağustos 2020’de ABD’li Delta Crescent Energy LLC petrol şirketi Suriye’nin kuzeyinde PYD-YPG ile bu bölgedeki petrolü işlemek ve satın almak için anlaşma imzalamıştır. Türkiye ve İran’dan bu anlaşmaya terörist grupları meşrulaştırması sebebiyle karşı çıkılmıştır. ABD hükümeti ise bu anlaşmayı desteklediğini duyurmuştur (Koç, 2020). Türkiye Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada

“ABD'nin uluslararası hukuku hiçe sayan, Suriye'nin toprak bütünlüğüne, birliğine ve egemenliğine kasteden ve terörizmin finansmanı kapsamına giren bu adıma destek vermesini esefle karşılıyoruz. Hiçbir meşru saikle gerekçelendirilemeyecek olan bu tasarruf asla kabul edilemez” denilmiştir (TRT Haber, 2020). Suriye’deki petrol ve enerji kaynakları paylaşımı çatışmaları devam ederken Şam yönetimi altyapı yatırımları ve tekrar kalkınma adımları için yollar aramaktadır. Bu nedenle Şam yönetimi Çin’in Suriye’de altyapı yatırımları yapmasını ve özel şirketler aracılığıyla sermaye girdisi oluşturmasını istemiştir. Çin’in Orta Doğu’ya yaklaşımına uygun düşen bu politikanın gerçekleşmesi için Şam yönetimi 2017’de borçlara karşılık petrolle ödeme yapmayı teklif etmiştir. Bazı Çinli yatırımcılar bu teklife sıcak baksa da yatırım girişinin sınırlı kalacağı tahmin edilmektedir. Çin’in bu politikayı Suriye’de uygulamak isteyip istemediği de bir bilinmezdir. Çin ekonomik ve içerde ve dünyada prestij sağlama kaygısıyla yatırımlarını riske atmaktan kaçınmaktadır (Orion & Lavi , 2019).

Şekil 6.7’nin gösterdiği üzere, Katar 2019’un ilk çeyreğinde petrol üretiminde tahmin edilenin üstünde performans göstermiştir. Katar 2024 itibariyle ‘North Field’ alanının yeni yoğunlaştırma çalışmaları sonrası üretimini 75 kb/d’e (günlük varil miktarı) yükseltmesi beklenmektedir. Umman ise 2019 ilk yarısında ham petrol üretimini günlük 25 kb/d düşürerek 980 kb/d’e çekmiştir. 2024 itibariyle üretimin bu oranda sabit kalması beklenmektedir. Suriye’de ise iç savaşın ve belirsizliklerin devam etmesinden dolayı tedarikin düşük miktarlarda devam edeceği tahmin edilmiştir (IEA,2019c). Suriye’nin 2018 verilerine göre günlük milyon varil cinsinden petrol üretimi 2017’nin ilk çeyreğinden itibaren 0,02 milyon varil olarak gerçekleşmiş,

121

2018’de değişmemiştir. Fakat 2021’de 0,04 ve 2022’de 0,06’ya düşeceği öngörülmüştür (IEA, 2018c, s. 126).

Şekil-6.7 OPEC Üyesi Olmayan Orta Doğu Petrol Tedarikçileri Kaynak: Https://Www.İea.Org/Reports/Oil-2019

Doğalgaz verilerine bakıldığında ise 2012 verilerine göre Suriye’de 0,3 trilyon m³ olduğu düşünülmektedir. Dünya doğalgaz rezervleri ile karşılaştırıldığında Suriye rezervleri %0,1’lik kısmını oluşturmaktadır. Üretimde ise dünya toplam üretiminin

%0,2’lik pay olarak hesaplanmıştır (Ediger ve diğ, 2012). 2010’da 337,038.0 TJ olan doğalgaz üretimi 2017’ ye gelindiğinde 139,490.0 TJ’ye gerilemiştir (IEA, 2020c).

Son olarak Rusya, Suriye müdahalesinden sonra Şam yönetimiyle kaynak keşifleri ve kullanımları konusunda uzun dönemli anlaşmalar imzalamıştır. Amacı Orta Doğu enerji rotalarını kontrol etmek olarak değerlendirilmiştir (Demir & Tekir, 2017).

Suriye açık deniz alanlarında doğalgaz rezervi tahmin edilmesine rağmen Suriye’deki savaşın devam etmesi, karışıklıklar ve belirsizlikler dolayısıyla henüz deniz alanlarında arama faaliyeti yapılamamıştır.