• Sonuç bulunamadı

Piyasa-Temelli Görüş

Belgede PDF MURAT BELKE TEZ - Akdeniz (sayfa 139-143)

3. FİNANSAL YAPI ve EKONOMİK BÜYÜME

3.1. Finansal Yapı ve Ekonomik Büyüme: Teorik Literatür

3.1.2. Piyasa-Temelli Görüş

Piyasa temelli görüş, finansal piyasaların ekonomik büyüme sürecindeki fonksiyonlarının altını çizmektedir. Piyasa-temelli görüş, hisse senedi piyasalarının bilginin elde edilmesi ve yayılması için teşvikler yaratarak, bilgi ve işlem maliyetleri üzerinde ekonomik olmayı sağladığını, bunun yanı sıra uzmanlaşmayı desteklediğini ileri sürmektedir. Ayrıca hisse senedi piyasaları, şirket ele geçirmeleri için piyasalar sağlayarak ve şirket ele geçirmelerini firma performansına bağlayarak şirket yönetimini iyileştirmekte, temsil problemini hafifletmekte, tasarrufların mobilizasyon maliyetlerini düşürmekte ve risk yönetimi ve paylaşımı sağlamaktadır. Hisse senedi piyasaları böylece, yatırımların miktarını ve ortalama verimliliğini arttırarak uzun dönemli ekonomik büyümeyi arttırmaktadır (Levine, 2002, s.400;

Arestis vd., 2001; Singh, 1997, s.774).

Piyasa-temelli finansal sistemin etkin olduğu ülkelerde, özellikle İngiliz ve Amerikan finansal sistemlerinde fonların tahsisinde ya da finansal varlıkların sahipliğinde bankalara nispeten yüksek derecede gelişmiş sermaye piyasaları rol oynamaktadır. Şirketlerin sahipliği nispeten düşük paya sahip, çok sayıdaki pay sahibine aittir. İngiltere ve Amerika, nispeten iyi gelişmiş sermaye piyasalarına sahiptir ve bu sermaye piyasaları endüstrinin finansmanı için büyük miktarda fonlar sağlamaktadır (Arestis ve Demetriades, 1996, s.5).

Ayrıca piyasa-temelli görüş, bankalarla ilgili problemlerin altını çizmektedir. Özellikle güçlü bankalar, bilgisel rant elde ederek ve firmalarla yakın banka-firma bağı kurarak, rekabeti ve yenilikleri engellemektedir. Ayrıca, faaliyetleri üzerinde az düzenleyici kısıtlamalara sahip güçlü bankalar, firma yöneticileri ile birlikte diğer alacaklılara karşı hileli birliktelik yaparak etkin şirket yönetimini engelleyebilirler. Aksine, rekabetçi sermaye piyasaları, firmanının ekonomik performanına olumlu etki edebilecek, bilgi sinyallerinin toplanmasında ve bilginin etkin olarak yatırımcılara taşınmasında pozitif rol oynarlar. Bundan dolayı, piyasa-temelli görüş, piyasaların bankalarla ilgili doğal etkinsizlikleri azalttığını ve ekonomik büyümeyi arttırdığının altını çizmektedir (Levine, 2002, s.400).

Piyasa-temelli finansal yapıya ilişkin bu olumlu görüşlere karşın Singh (1997), hisse senedi piyasalarındaki gelişmelerin ekonomik büyümeyi olumsuz etkileyebileceğinin altını çizmiştir. Singh (1997, s.779–780), finansal serbestleşmeyle meydana gelen hisse senedi piyasalarındaki genişlemenin, gelişmekte olan ülkelerde büyüme üzerinde olumsuz etkiler doğurabileceğini ileri sürmektedir. Singh (1997)’a göre bu olumsuzluğun sebebi, gelişmekte olan ülkelerdeki hisse senedi piyasasındaki fiyatlama mekanizmasının etkinsizliğinin ve değişkenliğinin, yatırımların etkin dağılımını olumsuz etkilemesi, para ve hisse senedi piyasaları arasındaki ilişkinin makroekonomik şoklar karşısında ekonomide daha fazla istikrarsızlığa neden olması ve finansal sistemin gelişmesinin bankacılık sistemine olumsuz etkilerde bulunabilmesidir.

Allen ve Gale (1994), iyi birer örnek olarak bankacılık-temelli finansal sisteme sahip Almanya ile piyasa-temelli finansal sisteme sahip Amerika’yı kıyaslamıştır. Almanya’daki finansal sistem içerisinde, finansal piyasalar sınırlı öneme sahipken, bankalar, emeklilik fonları ve sigorta şirketleri gibi finansal aracılar önemli bir yer tutmaktadır. Amerika’daki finansal sistemde ise, aracılar önemsizken, finansal piyasalar baskın rol oynamaktadır (Allen ve Gale, 1994, s.4).

Almanya’daki finansal piyasalar birçok endüstrileşmiş ülkeye göre daha az gelişmiştir.

Piyasalara az sayıda hanehalkı doğrudan katılabilir. Yatırım fonları ve dolaylı olarak hisse senedi tutma sınırlıdır. Alman yatırımcısının yatırım yaparken kullanabileceği finansal araçlar sınırlı sayıdadır. Tahvil piyasası, hisse senedi piyasasından daha önemlidir. Almanya’da future ve opsiyon piyasaları çok az öneme sahiptir. Almanya’nın ilk future ve opsiyon piyasası (Deutsche Termin Bourse) Haziran 1990’da açılmıştır. Alman finansal sisteminin önemli niteliği, endüstriyel firmaların kontrolündeki bankaların rolüdür. Alman Bankaları,

endüstriyel firmalarla uzun dönemli yakın ilişkiler kurmaktadırlar. Bankalar ve endüstriyel firmalar arasındaki yakın bağlantıya ilave olarak, Alman sisteminin bir diğer önemli özelliği şirket kontrolü için piyasaların bulunmamasıdır. Birçok birleşme meydana gelmesine rağmen, büyük çoğunluğu dostça birleşmelerdir. Alman firmalarının yüksek derecede yoğunlaşmış olma özelliği ve Alman firmaları tarafından sağlanan muhasebe bilgilerinin düzensiz olması, şirket ele geçirmelerini zorlaştırmaktadır. Nadiren olan bu şirket ele geçirmelerinin ilki 1989’a kadar gerçekleşmemiştir. Özetle, Alman finansal sistemi bankalar tarafından yönetilmektedir. Bankacılık endüstrisi nispeten yoğunlaşmıştır. Bankacılık ofisleri çok sayıdadır. Bankalar, nispeten önemsiz olan finansal piyasalarla çok az rekabet etmektedir.

Hanehalkı az sayıdaki yatırım araçlarına erişebilmektedir. Bankalar ağırlıklı olarak, endüstrilerin kontrolünü ve firmalarla uzun dönemli ilişkileri içermektedir. Firmalar hakkında çok az alenen bilgi vardır ve şirket kontrolü için herhangi aktif bir piyasa yoktur (Allen ve Gale, 1994, s.5–8).

ABD’deki bankacılık endüstrisi, büyük endüstrileşmiş ülkeler arasında tektir, çünkü birkaç büyük banka tarafından yönetilmemektedir. Amerikan bankacılık sisteminin bir diğer farklı özelliği, 1933 Glass-Steagall yasasıdır. Bu yasaya göre, ticaret ve yatırım bankaları ayrılmıştır, ticaret bankalarının hisse senedi tutması yasaklanmıştır. Yatırımcılar için hem likit finansal piyasalar hem de buna ilave olarak aktif opsiyon ve future piyasalar bulunmaktadır.

ABD’deki finansal piyasaların bir diğer özelliği bilginin elde edilmesidir. Diğer özellikler arasında bu özellik, şirket kontrolü için aktif bir piyasa sağlamaktadır. ABD’deki finansal piyasalar, doğrudan finansman için fırsat sağlamada önemli rol oynamaktadır (Allen ve Gale, 1994, s.8–10).

İki ülke arasındaki temel farklar, bankacılık endüstrisinin yapısı ve finansal piyasaların rolüdür. Almanya’daki sistemde yatırımcılar için mevcut finansal araçlar birkaç büyük banka tarafından kontrol edilmektedir ve sınırlıdır. Aksine, ABD’deki rekabetçi finansal piyasalar, yatırımcılara geniş sayıda finansal araçlar sağlamaktadır. Ayrıca iki ülke arasındaki bir diğer fark, şirket kontrolüdür. Almanya’da, idarecilerin yönetim kurulunda yaygın olarak temsili söz konusudur, ancak şirket kontrolü için piyasalar yoktur. ABD’de ise şirket kontrolü için gelişmiş piyasalar bulunmaktadır (Allen ve Gale, 1994, s.10–13).

Allen ve Gale (1994), Almanya ve Amerika’nın finansal sistemleri arasındaki farkı aşağıdaki tabloda özetlemektedir:

Tablo 3.1. Almanya ve ABD Finansal Sistemlerinin Karşılaştırılması

ÜLKE ALMANYA AMERİKA

Uluslararası Bankacılık Var Yok

Önemli Banka Sayısı Az Çok

Bankalar ile Firmalar Arasındaki Uzun Dönem İlişkisi Yoğun Sınırlı

Bankalar ile Finansal Piyasalar Arasındaki Rekabet Az Fazla

Aracılar ile Finansal Piyasalar Arasındaki Etkileşim Sınırlı Yoğun

Listelenmiş Firmaların Sayısı Az Çok

Future ve Opsiyon Piyasaları Likit değil Likit

Listelenmiş Firmalar Hakkında Bilgi Elde Edebilme Sınırlı Yoğun

Şirket Kontrolü için Piyasa Yok Var

Kaynak: Allen ve Gale, 1994, s.42.

Bankacılık-temelli ve piyasa-temelli finansal sistemler arasında önemli farklar olmasına rağmen her iki finansal sistemde iç finansman finansmanın en önemli kaynağıdır ve hisse senedi piyasaları büyük oranlarda endüstrinin fonlarını karşılayamamaktadır. Özellikle, bireysel finansman oranı İngiltere ve Amerika’da aracılık pozisyonuna sahip Almanya, Japonya ve Fransa’dan daha yüksektir (Arestis ve Demetriades, 1996, s.6). Arestis ve Demetriades (1996)’e benzer olarak Allen ve Gale (2004) beş büyük gelişmiş ülkenin (Amerika, İngiltere, Fransa, Japonya, Almanya) finansal yapılarını karşılaştırmıştır.

Karşılaştırma sonuçlarına göre, içsel finansman, bütün ülkeler için en önemli fon kaynağıdır.

Sonuçlara göre, bankacılık finansmanı hemen hemen bütün ülkelerde önemlidir, ama içsel finansman kadar önemli değildir (Allen ve Gale, 2004, s.701–702).

İki görüşü de göz önünde bulundurduğumuzda, finansal sistemler çözmeleri umulan üç problemle karşı karşıyadır. Bunlar, finansal piyasalardaki bilgi, temsil problemi ve belirsizliklerle ilişkilidir. Genel olarak kabul gören görüşe göre, bankacılık-temelli sistemler piyasa-temelli sistemlere nispeten bu sorunları çözmede daha başarılıdır. Zaman ufkunu genişletir, finansal kararlılığı teşvik eder ve başarılı finansal politikaların uygulanması için destek sağlar. Zıt olarak, sermaye piyasaları firmaların performans ölçütü ile ilgilenmesinden dolayı daha kısa zaman ufkunu teşvik etmektedir. Hükümetlerin piyasa-temelli sistemde bankacılık-temelli sisteme nazaran daha sınırlı rol oynamaları beklenmektedir. Bankacılık- temelli finansal sistemlerdeki, finansal ve endüstriyel firmalar arasındaki yakın bağ, hükümetlerin başarılı genişletici para politikası ve endüstriyel strateji uygulayarak daha başarılı politika sonuçları almasına olanak sağlamaktadır (Arestis ve Demetriades, 1996, s.6–

7).

Belgede PDF MURAT BELKE TEZ - Akdeniz (sayfa 139-143)