• Sonuç bulunamadı

Kutsal Hayatın Çıplak Hayatla İlişkisi: Homo Sacer ve Zoe

Belgede BİR - of DSpace (sayfa 31-36)

Agamben, egemenin kutsal hayatla olan ilişkisini oldukça eski bir siyasi ilişki olarak tanımlamıştır. Ona göre zoe’nin, bios’un alanından dışlanmasından itibaren egemen, her zaman hayatın üzerinde söz sahibi olmuştur. Bu nedenle Agamben kutsal hayatın, egemen ile olan ilişkisinin kökenlerini incelemiş ve çalışmasını, modern demokrasinin ortaya çıkış sürecine kadar devam ettirmiştir (Swiffen, 2012: 352).

Agamben’e göre, hayatın kutsallığı ilkesi günümüzde tek bir anlama tekabül etmektedir.

Oysa Eski Yunanlılar, bu ilkeyi bizim kabul ettiğimiz şekliyle kullanmamışlardır. Günümüzde kabul edilmiş olan tek hayat anlayışı, eski dönemlerde daha karmaşık bir terimi ifade etmektedir. Zoe ve bios, genel hayattan, insana özgü bir hayata giden ve genelden özele uzanan geniş kavramlardır. Ancak bu iki kavram, hiçbir kutsallık içermemektedir (Agamben, 2013:

85). Bu nedenle Agamben, hayatın kutsal oluşunun izini Antik çağlara değin sürmektedir.

Agamben kutsal hayat figürünü, tarihsel bir oluşumdan ziyade egemen iktidarın, politik ve hukuki yönünün dönemsel olarak incelenmesi için kullanmaktadır. Dolayısı ile amacı, egemenin paradoksal yapısının siyasetteki yansımasının Antik çağdan itibaren günümüze nasıl uzandığını tespit etmektir (Lemke, 2005: 4).

Eski Yunanlar, canlı vücut için ceset kavramını kullanmışlardır. Çünkü onlar için hayat, birçok işlevin bir araya gelmesiyle ortaya çıkan bir oluşumdur. Agamben’e göre yalnızca Eski Yunanlılar da değil, çoğu antik toplum hayatı kutsal olarak kabul etmemiştir. Hatta insan hayatını yalnızca tanrılarına kurban ederken kutsal olarak görmüşlerdir. Bunun nedeni yaşayanların dünyasından insanı ayırarak, onun diğer dünyaya geçişini sağlamaktır. Dolayısı ile Agamben, kendisine şu soruyu yöneltmektedir: İnsan hayatı, ne zaman kutsal hayat olarak nitelendirildi? (Agamben, 2013: 85).

Agamben, bilinen hayatın ilk defa Eski Roma Hukuku tarafından kutsal olarak kabul edildiğini ifade etmektedir. Eski Roma hukukunda ilk defa bir şahsiyetin hayatı kutsal olarak kabul edilmiştir (Agamben, 2013: 89). Eski Roma Hukukunda kutsal hayat (homo sacer) şu şekilde tanımlanmaktadır:

Kutsal insan, bir suçtan dolayı Halk tarafından yargılanan kişidir. Bu kişinin kurban edilmesine izin verilmez. Fakat bu kişiyi öldüren birisi cinayet işlemiş sayılmaz. Gerçekten de tribuna hukukunun ilk yasasında şöyle denmektedir: “Birisinin plebisite/kamu oylamasına göre kutsal olan bir insanı öldürmesi cinayet sayılmaz”. Bundan dolayı da kötü ya da murdar (impure) bir adama kutsal demek adettendir (Agamben, 2013: 90).

Sacer kavramı, sacratio teriminden gelmekte olup, tanrılara adanmış ve tanrılara ait olan kişi demektir. Ancak Agamben’e göre sacer teriminin sıfat anlamı ilk defa Freud tarafından fark edilmiştir. Sacer; tanrılara adanmış, toplum dışına itilmiş ve lanetlenmiş anlamına gelmektedir. Terimin fiil hali ise, Sacrificare, kurban etmek demektir. Dolayısı ile homo sacer kelime anlamı olarak şunu ifade etmektedir: Bir kişi tanrılara adandığı için kutsaldır. Ancak artık tanrılara ait olduğu için topluma ait değildir (Agamben, 2017: 132-133). Bu kişi artık öldürülebilir çünkü bedeni tanrılara aittir. Onun öldürülmesi meşrudur. Ancak öldürülmesi kurban edilmek olarak adlandırılamaz çünkü kişi zaten tanrıların mülkiyetindedir. Bu gelenek kutsal ve dünyevi hayat üzerine inşa edilmiştir (Agamben, 2017: 134). Homo sacer, kutsal ve dünyevi yasalardan yani dini ve hukuksal yasalardan tamamen muaf bırakılmıştır. Homo sacer, Eski Roma’da oluşturulmuş bir yaşam biçimidir. Dini ve hukuki olarak dışlanmak, kutsal hayatın yasal statüsü olarak kabul edildiği için hukuk, bu hayat biçiminde geri çekilmiştir.

Ancak yine de hala bir yasal statüsü mevcuttur (Swiffen, 2012: 351).

Homo sacer, dünyevileştirilmiş insandır. Kutsal olan kurban, yere indirilmiştir. Bir kere dünyevileştirmek, göksel monarşinin yeryüzüne indirilmesi anlamına gelmektedir. Agamben’e göre bu yönetim devri, siyasi bir işlemdir. Göksel monarşinin kurban üzerindeki hakkını, yerdeki monarşiye vermektedir. Gücün kullanımı ve güç aygıtlarının kullanımı söz konusudur

(Agamben, 2017: 132-133). Bu gelenek itibari ile homo sacer, Roma hukukunun en eski cezası niteliğindedir. Çünkü kutsal olarak ilan edilen homo sacer, öldürülebilir olarak kabul edilmiştir.

Ancak öldüren kişinin suç işlemiş olarak görülmemesi, kişinin öldürülmesi durumunda cinayet işleyen kişinin hukuki bir ceza almasını engellemektedir. Aynı zamanda kurban edilmesi de yasaklanmıştır. Kurban edilmek, kutsal bir nitelik taşıdığı için homo sacer’in kutsanma şansı elinden alınmıştır. O halde bu insan neden kutsal insan olarak kabul edilmiştir? Agamben’e göre homo sacer, – impune occidi- ceza gerektirmeden öldürülme niteliğine sahiptir (Agamben, 2013: 90).

Eski Roma hukukuna göre, özgür bir insanı kasıtlı olarak öldüren kişi ceza almaktadır.

Ancak homo sacer, bu kuralın askıya alınmış biçimini yansıtmakta olup bir istisna halidir. Eğer homo sacer öldürülürse, ölümü nedeniyle kimse ceza almamaktır. Dolayısı ile toplumun bir parçası olarak kabul edilmemektir. Hukukun dışına itilmektedir. Çünkü aynı zamanda kurban edilmesi de yasaktır. Dolayısı ile kişi, içlenerek dışlanmaktadır. Bununla birlikte homo sacer’in öldürülmesi açıkça bir şiddet göstergesi olduğu halde ona yapılan şiddet meşru kabul edilmiştir.

Bu durum egemenin istisnasını yansıtmaktadır (Agamben, 2013: 101-102). Homo sacer, hukuksal bir düzenin içinde yaşamamaktadır.7 Kavram zaten toplumsallaşma-öncesi ilkel toplumlara aittir (Agamben, 2013: 128).Nasıl ki hukuk, egemen istisna durumunda, istisnai durum için, artık geçerli olamamakla ve bu durumdan çekilmekle geçerli oluyor; aynen bunun gibi homo sacer de, kurban edilmezliğiyle Tanrı’ya ait oluyor ve öldürülebilir olmasıyla da topluma dahil ediliyor. Kutsal hayat, kurban edilemeyen fakat öldürülebilen hayattır (Agamben, 2013: 103).

Dolayısı ile homo sacer, dışlanarak şiddet görmektedir. Buradaki şiddet, yeni bir insani eylem alanı yaratmaktadır: Kurban edilemeyen ve hukukun dışında bırakılmakta olan insanların alanı. Agamben’in hipotezi şu yöndedir: Homo sacer, ceza hukukuna dahil olmadığı ve kurban edilmediği için egemen iktidarın siyasal hayattan dışladığı ilk çıplak hayattır. Bu nedenle siyasal egemenlik alanı, kurban edilmek ve katledilmek arasında yer alan belirsizlik eşiği olup, istisna halidir. Egemen, cinayet işlemesine gerek olmaksızın meşru bir şekilde insan öldürebilmektedir. Bu sebeple kutsal hayatı zapt etmektedir. Agamben’e göre egemenin zapt ettiği kutsal hayat, çıplak hayatın kendisidir. Bu nedenle egemen iktidar, çıplak hayatın üretimini devam ettirmek istemektedir. Agamben’e göre, günümüzde kullanılan ve temel bir hak olarak öne sürülen kutsal hayat ilkesi bu nedenle, çıplak hayatın iktidara tabii olduğu

7 Roma ceza hukukunda vatan haini olarak ilan edilen bir kişi, her tür hukuki statüden yoksun bırakılmasına rağmen öldürülebilir bir kişi olmuştur. Roma yurttaşı statüsüne sahip olmasından dolayı öldürülmesi bir suçtur.

Ancak homo sacer, yurttaş değildir, vatan haininin aksine hiçbir hukuksal statüye sahip değildir ve öldürülmesi suç teşkil etmemektir (Agamben,2006:96).

gerçeğine dayanmaktadır. Bu durumda iktidara tabii olan hayat, iktidar tarafından dışlanması riski ile de her zaman karşı karşıyadır (Agamben, 2013: 103-104).

Kutsal insanın hayatı, ne insanın ne de bir hayvanın hayatıdır. Agamben, kurt-adam benzetmesini kullanmaktadır. Kurt- adam, ne şehre aittir, ne de ormana. Dolayısı ile Agamben’e göre, kutsal insan da tıpkı bir kurt-adam gibi hem insana hem de hayvana aittir ama ikisi de değildir (Agamben, 2013: 130). Hayatı, iki farklı mekan arasında sıkıştırılmıştır. Hayvan olmak ve insan olmak arasında yer alan eşikte sıkışmıştır. Kurt adamın içinde yer aldığı belirsizlik eşiği, onu orada egemenin bekası için tutmaya devam etmektedir (Minca, 2006: 392).

Agamben’e göre dünyevileştirme durumu, insanlar arasındaki ayrımların kaldırılması ve sınıfsız bir topluma giden yoldaki bir araç olarak görülebilir. Ancak dünyevileştirme, sınıf farkının ortadan kaldırıldığı bir toplum değil, yeni bir kullanımı mümkün kılmak için etkisiz hale getirilmiş bireylerden oluşan bir toplumdur (Agamben, 2017: 147-148).

Egemen ile homo sacer arasındaki ilişki bir düzlemin iki zıt noktası gibidir. Egemen iktidarın karşısında kalan bütün hayatlar potansiyel bir homo sacer’dir. Homo sacer ise, bir egemene tabii olan kişidir. Homo sacer’in çıplak hayatı, hukuk alanına doğrudan dahil edilmiştir (Agamben, 2013: 105). Hayat, egemenin istisna halinin içinde kaldığı sürece kutsal olarak kabul edilmektedir. Homo sacer aynı zamanda egemenin, iktidarının dayatıldığı ilk siyasal oluşumdur. Homo sacer ile birlikte insan hayatının öldürülme hakkı koşulsuz bir biçimde egemenin istisna haline bırakılmıştır (Agamben, 2013: 106). Homo sacer, ölüler dünyasına gitmeden, yaşayanlar dünyasında yaşamaya çalışan bir figürdür (Agamben, 2013:

123). Egemen kutsal hayatın sahibi olarak, kişiyi öldürülmediği sürece kurtulamadığı bir çıplak hayata hapsetmiştir (Agamben, 2013: 124). Dolayısı ile egemen iktidarın, hayata ve ölüme karar verme hakkı (Vitae Necisque Potestas) olmuştur (Agamben, 2013: 108).

Roma hukukunda hayat (vitae) kavramı yalın, doğal yaşam anlamına tekabül etmektedir. Egemen-çıplak hayat ilişkisi; bir babanın, sadece kendi oğlu olduğu için oğlu üzerinde yaşatma ve öldürme hakkına sahip olması gibidir. Çıplak hayat, siyasi bir unsur olarak ölüme maruz bırakılmıştır. Bu durum kan dökmeden öldürmektir. (Agamben, 2013: 109).

Egemen, kutsal hayatı bios olarak kabul ederek biyopolitik bir beden yaratmıştır. Çıplak hayatın ana hayat olarak kabul edilmesi, bireyleri yalnızca bedenlerinden oluşan bir kitleye dönüştürmüştür (Ekiz, 2018: 20). Agamben’e göre siyasal hayat, öldürülebilir hale getirilmiş ve siyasallaştırılan insan hayatı üzerinden inşa edilmiştir (Agamben, 2013: 110).

Çıplak hayat, zoe ile tamamen eş değer olarak algılansa da Agamben, çıplak hayatı zoe’den daha farklı bir konumda ele almıştır (Murray, 2013: 96-97). Çıplak hayat, zoe’nin ve bios’un arasında yer alan ve her iki hayatın da iç içe geçtiği noktada yer alan belirsiz hayat

durumunu ifade etmektedir. Çıplak hayat, biyopolitik öznenin yaşamıdır. İktidarın, bios ve zoe arasındaki ayrımı yok ederek oluşturduğu ve ürettiği hayattır. Dolayısı ile Agamben, çıplak hayatın üretiminin Antik dönemden beri süregeldiğine dikkat çekmektedir (Yağbasan, 2017:

14). Zoe, yalın hayat, bios ise, nitelikli hayat ise; çıplak hayat, siyasal alanda var olan zoe’nin hayatının isimleştirilmiş halidir. Siyasal hayatın krizi olan çıplak hayat, Agamben’in siyasal düşüncesinin tam ortasında yer alan karakteristik unsurdur (Murray, 2013: 96-97). Bu noktada egemenin çıplak hayatı sürekli olarak üretmeye devam etmesinin asıl amacı, siyasete katılmasına izin vermediği hayatları siyasetten bütünüyle dışlaması gerektiğinin bilincinde olmasıdır. Dolayısı ile başından itibaren sınır çekilerek yasaklanan ve dışarda bırakılan şey, siyasal ilişkidir. Agamben’e göre asıl yasak olan her zaman siyasi ilişkiler olmuştur (Lemke, 2005: 3).

Agamben’e göre siyaset, klasik dönemde zoe ve bios’un ayrılması sonucu doğduysa, ikisinin birbirinden ayrı kalması gerekmektedir. Çıplak hayat, hukuksal-siyasal düzene dahil edildiği takdirde, zoe ve bios belirsizlik eşiğine sürüklenmektedir. İnsan hayatı yalnızca, kendi öldürülme hakkını egemen iktidara verdiği sürece politikaya dahil olabilmektedir. Agamben’e göre bu hayat, ne zoe ne de bios’dur: kutsal hayattır (Agamben, 2013: 112).

Özetle bu bölümde, Agamben’in siyaset felsefesinin temel kavramları olan zoe, bios, homo sacer ve egemenin istisna hali incelenmiştir. Agamben, zoe ve bios kavramlarını Aristoteles’ten ödünç alırken, homo sacer (kutsal insan) kavramını Eski Roma Hukukundan devralmıştır. Zoe, siyasi hayattan uzak olan hayvana özgü doğal yaşamı simgelerken, bios ise, nitelikli ve insana özgü siyasal hayatı ifade etmektedir. Homo sacer ise, öldürülemeyen ancak kurban edilmesi de yasak olan ve öldürülmesi suç teşkil etmeyen haklardan yoksun bir insanın hayatıdır. Egemenliğin istisna durumu ise; egemen iktidarın, kendisini hukukun dışında bırakarak hukuki kuralları koyuyor olması ile sahip olduğu gücü ifade etmektedir. Egemen istisna, hukuk aracılığı ile yasal olmayan bir şekilde insan hayatını belirsizlik bölgesinde- hukukun ne içinde ne de dışında- tutmaktadır. Agamben, zoe ve homo sacer’in hayatlarını çıplak hayat adı altında birleştirmiştir.

Bu bölümde Agamben’in gözünden, siyasi hayattan dışlanan ve zoe olarak kalmaya mahkum bırakılan kutsal hayatın, egemenin karşısında hukuksal ve politik statüsünü yitirdiği ortaya koyulmuştur. Bölüm sonucunda Agamben’in egemen iktidarının, kutsal hayatı üretmeye sürekli olarak devam ettiğine ve bu şekilde yurttaşın politik haklarını elinden alarak onu kamusal alandan dışladığı sonucuna ulaşılmıştır. Agamben için bu durum, egemenin istisna halinden kaynaklanan ve devletin oluşumundan günümüze uzanan bir paradokstur.

Belgede BİR - of DSpace (sayfa 31-36)