• Sonuç bulunamadı

Ehl-i Kitap ( باتكلا لها )

Belgede KUR’ÂN’DA ULEMÂ KAVRAMI (sayfa 52-56)

C- Araştırmanın Yöntemi

1.5. Cahiliye Döneminde “Ulemâ” ile İlgili Kavramlar

1.5.7. Ehl-i Kitap ( باتكلا لها )

Kitap ehli veya kitaplılar anlamına gelen bu terim; Allah’ın peygamberlerine indirdiği kitaplara iman edenlere denir. Bu tabir, Kur’ân âyetlerinde; “kendilerine kitap verilenler”,199Kendilerine kitap verdiklerimiz,”200Kendilerine kitaptan bir pay verilenler201 şeklindeki ifadelerle geçmektedir.

Kur’ân’da Yahudi ve Hıristiyanlar için “

باتكلا لها

Ehl-i Kitap” ifadesi kullanıldığı gibi,202 diğer peygamberlere indirilen kitaplara inananlar için de “Ehl-i Kitap” kavramı kullanılmıştır.203 Sabiîler, buna örnek verilebilir.204

Arabistan yarımadasında cahiliye döneminde putperestler (müşrikler) dışında Ehl-i kitap olarak; Yahudiler, Hıristiyanlar, Sâbiîler, Mecûsîler ve Hanifler mevcuttu.205

Yahudiler Arabistan’ın çeşitli bölgelerine dağılmışlardı. Bu bölgelerin başında Medine, Bahreyn, Taif, Tebük ve Umman gelmektedir. Yahudiler bu bölgelerde ticaret, sanat ve ziraat ile uğraşmışlardır. Ancak onlar, ticarette daha çok ön plandaydılar. Örneğin Medine’nin çarşı-pazar hâkimiyeti bunların elindeydi.

Hıristiyanlar ise misyonerlik ve kölelik münasebetiyle Arabistan yarımadasına gelmiş ve yayılmıştır. Daha çok Bahreyn sınırları içinde yer alan Necran bölgesinde yaşarlardı. Ayrıca Eyle, Teyma ve Arabistan yarımadasının kuzeyinde yer alan Gassan, Cüzâm, Lahm, Bekr, Tağlip ve Temim gibi Arap kabileleri arasında da Hıristiyanlık tesir etmiş ve yayılmıştı. Sabiiler ise önce Harran merkezli olarak ortaya çıkmış, sonrasında Ceziretü'l-Arab’ın kuzeyinde yayılmış ve Arabistan yarımadasına inmiştir. İslamiyet gelinceye kadar buralarda varlığını devam ettirmişlerdir.206 İsimlerinin kökü ve manası hakkında çeşitli görüşler mevcuttur.

Sabiî Arapça bir kelime olup sab’ dönme ve değişme veya “sabv”dan türediği meyletme, çocukluğa dönme anlamlarına geldiği ileri sürülmektedir. Diğer bir görüşe göre sâbiî kelimesinin Mandence dilinden gelen “sabaa” (vaftiz olmak ve yıkanmak)

199Müddessir, 74/31.

200 Bakara, 2/121.

201 Nisa, 4/44.

202 Nisa, 4/153; Maide, 15,19.

203Bkz.En’âm, 6/84-90.

204 İsmail Karagöz, v.dğr., Dini Kavramlar Sözlüğü, 138-139.

205 Demirayak, Arap Edebiyatı Tarihi (Cahiliye Dönemi), 47.

206 Demirayak, Arap Edebiyatı Tarihi (Cahiliye Dönemi), 48.

manalarına geldiğini kabul edilmektedir. Sâbiîler, kendileri için Mandaye ve Nasuraye isimlerini kullanmışlar.207

Mecusilerin İslamiyet’in doğuşu sırasında yoğun olarak Yemen, Umman ve Bahreyn taraflarında yaşadığı görülmektedir. Bu dinin mensuplarının büyük bir bölümü din değiştirerek İslamiyete veya Hıristiyanlığa girmişlerdir.208Kökü Hz.

İbrahim’e dayandırılan diğer bir dinin mensupları ise kendilerini “Hanif” olarak isimlendiren gruptur. Bu gruptan Hz. Peygamber’den önce Hicaz bölgesinde yaşayan bazı insanlar, Putperestliği bırakıp Yahudilik ve Hıristiyanlığa biraz yakınlık hissetmişlerdir. Fakat bu dinlere girmemişlerdir. “Hanif”lerin başlıcası: Varaka b.

Nevfel, Ubeydullah b. Cahş, Osman b. Huveyris, Zeyd b. Amr b. Nufeyl, Umeyye b.

Ebi Salt, Kus b. Sâide, Halid b. Sinan ve A’şa b. Kays’tır.209

207 Şinasi Gündüz, “Sâbiîlik” DİA, XXXV/ 341.

208 Heyet, Yaşayan Dünya Dinleri, DİB Yay., 1.Baskı, Ankara, 2007, 512; Mecusiler hakkında daha geniş bilgi için bkz. Mahmud Es’ad, İslam Tarihi, 291.

209 Demirayak, Arap Edebiyatı Tarihi (Cahiliye Dönemi), 49; Şaban Kuzgun, “Hanif” DİA, XVI/ 32- 39.

DEĞRLENDİRME

Ulemâ konusunu genel anlamda ele alırken konuya genel bir bakışla giriş yaptık. İlmin semantiği, çeşitleri diğer kavramlarla ilişkisi; amel ve ahlakla ilişkisi ve ulemânın semantik yapısını ele aldık.

Tarihi serüven içerisinde ulemânın tarihi gelişimini Yahudilikten başlayarak;

levi, kohen, haham, rabbi ve sofer gibi unvanlara sahip kesimlerin dini ve sosyal alanda toplum üzerindeki etkilerini gördük.

Hıristiyanlık dininde ulemayı ele aldık. Clericalizm, Rahip, asceticisim, papa, piskopos, patrik ve papaz gibi sınıflarda görev ve ünvanları kazanmış olanların o dönemin toplumundaki rollerini ve bugün dini ve sosyal hayatta toplum üzerindeki etkilerini ele alıp tanıtmaya çalıştık.

Ayrıca konu ile ilgili cahiliye döneminde -her ne kadar karanlık bir dönem olarak tarihte bilinse de- insanları etkileyen yapılar ve bu yapılarda etkili olan şahısları işledik. Bu şahısların ortaya çıkışlarını gördük. Bu dönemde kâhin, arraf, nessab, müneccim ve ehl-i kitap gibi cahiliye döneminde faal olan kesimler olduğunu gördük.

Bu dinlerde ve inanç sistemlerindeki kesimleri ele alırken ulemâların ilk başta hak üzere olduklarını gördük. Ancak daha sonra bozulup yoldan çıkıp, makam ve ünvanlarını dünyevi menfaatlar için kullandıklarına fark ettik.

İKİNCİ BÖLÜM

KURÂN’A GÖRE “ULEM”

Toplumda önder ve bilgin olan toplumu yönlendiren, aydınlatan İslamiyette peygamberin görevi olan tebliği gerçekleştiren kesimdir.

Daha önce ifade edildiği gibi “ulemâ” kelimesi, sözlükte işinde, mesleğinde becerikli, marifetli ve mahir olan kimseler için kullanılır.210

Istılahta ise ilmiyle amel eden ve haramdan kaçınan kimselere denilmektedir.211

İslamiyet’in ilk tebliğ döneminin yanı sıra diğer semavi dinlerin ilk tebliğ sürecinde de bu tebliğe engel olmaya çalışanlar, genellikle toplumun elit kesimi ve karizmatik yapıya sahip olan din adamları olmuştur. Hz. Peygamber İslam’ı tebliğ ettiğinde bu tebliğe karşı en fazla direnç gösterenler, Mekke’de müşriklerin ileri gelenleri ve bilginleri olmuş, Medine’de ise Yahudi âlimleri, din adamları ve ileri gelenleri olmuştur. Tarih boyunca her toplumda iyi veya kötü yöndeki değişimlerde, âlimlerin tavrı ve oynadıkları rol etkili olmuştur. Toplumsal değişimlerde veya toplumların ıslahında âlimlerin rolü göz ardı edilemeyecek kadar büyük etkiler yapmıştır. Toplumu bir malzemeler manzumesi olarak düşünürsek bu malzemeyi kıvamında ve miktarında birbirine karıştırarak bir ürün elde edecek bir tarife ve ustaya ihtiyaç vardır. Tarife, Kur’ân-ı Kerim, ustası ise Hz.Peygamber ve onu takip eden “ulemâ” olmuştur.

Kur’ân’ın işaret ettiği âlim profili; varisi olduğu peygamberler gibi yaptığı tebliğ karşılığında herhangi bir menfaat beklentisi içinde olmamak, hakkı her yerde ve herkese karşı söylemek, hakka tabi olmak, ihlâslı, merhametli, sabırlı, müsâmahakâr, mütevazı, güvenilir dürüst ve ilmiyle amil gibi özeliklerle

210Fîrûzâbâdî, Mecdu’din Muhammed b. Yakub, Kâmûsu’l-Muhît, Beyrut 1986, I/ 1060.

211Ebû Nuaym, Ahmed b. Abdillâh el-Ebehanisi, Hilyetu’l-Evliya ve Tabakatu’l-Esfiyâ, Mısır, ts., IV/

311.

vasıflanmaktır. Bunun yanı sıra hased, kibir, riya, hırs, yalan, aldanma ve gururdan uzak durmak şeklindedir. 212

Belgede KUR’ÂN’DA ULEMÂ KAVRAMI (sayfa 52-56)