• Sonuç bulunamadı

26

bu etnik köken toplumunda yeri yoktur. Almanların bu homojen ulus kültürü oluşturma istekleri ise çok kültürlülüğün kabul edilmesi noktasında çatışma yaratmaktadır (Gedik E. , 2010, s. 43). Çünkü bu devlet anlayışında ne çok etnisiteli bir yapıya ne de çok kültürlülüğe yer vardır. Yabancılar mümkünse sadece “misafir”

statüsünde kalmalıdır (Gedik E. , 2010, s. 47).

Yabancı olan her şeyi kendi kimliği ve kültürüne tehdit gören Alman milliyetçiliği ve bir göçmen ülkesi olduğunu reddeden Almanya, çok kültürlülüğü bir çözüm modeli olarak görmemektedir. Alman kültürünü yücelten ve entegrasyon için gerekli olanın kendi ulusal ve kültürel kimliğine uymak olduğunu ileri süren Almanya tarihsel arka planına dayanarak kan bağıyla yurttaşlık kimliğinde ısrarcıdır. Almanya’nın bu kimlik anlayışı, “farklılıkların”, “öteki olanın”, çok kültürlülüğün kabulü, göçmenlere dair uyum politikalarının geliştirilmesi konularında bir çıkmaz yaratmaktadır.

Çok kısaca kültürlerin kaynaşımı olarak ifade edilebilecek olan çok kültürlülük bugün Avrupa tarafından Müslüman göçmenlerin Hristiyan değerlerine bağlı Avrupa’ya entegre olamadığı, İslam’ın 11 Eylül saldırıları sebebiyle bir terör dini olarak algılanması ve yabancı düşmanlığını Müslümanlara ve İslam korkusuna evrilmesi gibi temel sebeplerden reddedilmekte, şüpheyle yaklaşılmaktadır.

27

2000’li yılların başlarında Batılı liberal devletlerde politik alanlarda, medyatik çevrelerde ve akademi dünyasında orada yaşayan Müslümanlara yönelik kullanılan bir terim haline gelmiştir (Alıcı, 2019, s. 407). Modern dünyada Müslümanlara karşı yapılan ırkçılık, Müslümanlara karşı korku olarak tanımlanan İslam karşıtlığının temeli Endülüs’ün fethi, Haçlı seferleri, İstanbul’un fethi, Viyana ilerleyişi gibi Avrupa’nın Müslümanlar ile karşı karşıya kaldığı ve İslam’ın hızla yaygınlaşmasına şahit olduğu eski zamanlara dayanmaktadır (Hıdır, 2017, s. 26-27).

Dünya literatüründe İslamofobi küresel bir olguyu ve sorunu niteleyen yeni bir kavram olsa da çok kısa bir zamanda Hristiyan Batı dünyasında ve ABD’de yani Müslüman göç hareketinin fazla olduğu yerlerde popülarite kazanmış ve bunun yanında son yıllarda da tüm dünyada İslam korkusu kısaca İslamofobi olarak tanımlanmaya başlanmıştır. Kavramın yeni olması fakat tarihinin çok eskilere dayanması ve Batılı medyada daha çok önyargılı ve öznel olarak tekrar tekrar gündeme getirilip değerlendirilmesine bağlı olarak kavram oldukça karmaşık hale gelmektedir ve bunun neticesinde literatürde kavramın üzerinde mutabakata varılmış ortak bir tanımlama yapılamamıştır. Fakat yine de kavrama ilişkin bazı tanımlamalar yapmak mümkündür (Kirman, 2010, s. 22).

Tarihsel olarak İslam’ın doğuşundan başlayan günümüzde ise göçmen krizi ile devam eden “İslamofobi” terimi etimolojik olarak “İslam” ve eski Yunancada korku anlamına gelen “phobos” kelimelerinden türemiştir ve kısaca İslam korkusunu anlatmaktadır (Gedik S. , 2016, s. 69). Kavrama en geniş anlamda bakıldığında şöyle denilebilir;

İslamofobi Batı Dünyasında görülen İslam ve Müslümanlara karşı duyulan kin, nefret;

onlardan hoşlanmama, onlara karşı düşmanlık besleme şeklinde “irrasyonel” bir korkuyu, bir fobiyi ifade eder (Kirman, 2010, s. 22). Çalışmanın diğer konu başlıklarından hareketle İslamofobi, Müslümanlara karşı duyulan bir yabancı korkusu, bir ayrımcılığı; şiddet ve baskı evresine geldiği noktada ise yeni tür bir ırkçılığı ifade etmektedir.

European Union Monitoring Centre on Racism and Xenophobia (EUMC) yani Avrupa Birliği Irkçılık ve Yabancı Düşmanlığı İzleme Merkezi’ne göre İslamofobi tanımı çok kullanılan fakat az anlaşılan bir kavramdır. Terimin şu anda sosyal bilimler, hükümetler, uluslararası kuruluşlar tarafından yasal olarak kabul edilmiş evrensel bir

28

tanımı olmasa da ırksal ayrımcılık kategorisinde değerlendirilmektedir ve çalışmalarını da bu temelde ilerletmektedir (EUMC, 2006, s. 13).

Kavram tarihsel olarak günümüze kadar belirli değişiklere uğrasa da bu durumun negatif etkilerine maruz kalan “öteki” grubu Müslümanlardır ve kavram onların yaşadıklarını dile getirmektedir. Literatürde İslamofobi ile ilgili akademisyenler ve uzmanlar tarafından yapılan çalışmalara bakıldığında “önyargı” (prejudice),

“ayrımcılık” (discrimination), “dışlanma” (exclusion), “şiddet” (violence) kavramlarıyla birlikte ele alınmaktadır. Önyargı; Müslümanların gündelik yaşamlarında ve Batılı medyada karşı kaşıya kaldıkları negatif tutum ve davranışları, ayrımcılık; Müslümanların sosyal yaşamlarında, eğitim ve sağlık hizmetleri alanında yüzleştikleri farklı uygulamaları, zorluk ve sıkıntıları, dışlanma; Müslümanların siyasal yaşama atılma noktasında haklarından yoksun bırakılması, şiddet ise Müslümanlar tarafından yapılan sözlü sataşmalar ve fiziksel saldırıları ifade etmektedir (Kedikli & Akça, 2017, s. 70). Uluslararası literatürde ve akademik tartışmalarda ayrıca “Müslüman Karşıtı Irkçılık”, “Müslüman Karşıtlığı”,

“Müslümanlara Nefret”, “Anti-İslamcılık”, “Müslüman”, “Müslümanfobi” ve

“Müslümanların Şeytanlaştırılması” gibi terimler de sık sık kullanılmaktadır. Her ne kadar İslamofobi’yi tanımlamak için farklı tanımlar ve terimler kullanılsa da hepsinin ortak amacı İslam’a ve dolayısıyla Müslümanlara karşı olan düşmanlığı, kini, ayrımcılığı ve ırkçılığı tanımlamaktır (Gölcü & Çuhadar, 2017, s. 75).

Fransızca “islamophobie” sözcüğünün 1920’lerde ve sonrasında 1970’lerde bazı eserlerde kullanıldığı görülmüştür (Kedikli & Akça, 2017, s. 72). Terimin yazılı kaynaklarda ilk kullanımı 1985 yılında Edward Said tarafından yapılmıştır. 1991 yılında ise Amerikan Journal Insight dergisinde Sovyetler Birliği’nin Müslümanlara karşı bazı bölgelerde gösterdiği düşmanca tavırlar ve yok sayıcı politikaları tanımlamak için kullanılmıştır (Gölcü & Çuhadar, 2017, s. 76). 1992 yılında ise kavram Oryantalist Etinne Dinet, Müslüman Antropolog W.A.R Şadid ve İslamalog P.S Van Koningsveld tarafından tekrar kullamıştır (Kedikli & Akça, 2017, s. 72).

İslamofobi kavramının duyurulmasında etkili olan ve bugün bilinen anlamda kullanılması ise 1997 yılında İngiliz düşünce kuruşu Runnymede Trust’ın yayınlanan

“Islamophobia: A Challenge for Us All” (İslamofobi: Hepimiz İçin Bir Meydan Okuma) isimli raporudur (Aktaş, 2014, s. 38).

29

11 Eylül terör saldırıları ile popülerlik kazanan İslam korkusu aslında -daha önce de söylediğimiz gibi- daha öncelere dayanmaktadır. 1997 yılında yayınlanan bu rapor İslamofobi’nin 11 Eylül ile var olmadığını daha eskiye dayandığını göstermesi açısından önemli bir rapordur (Kirman, 2010, s. 24). Raporda İslamofobi terim olarak, İslam’a karşı temelsiz bir düşmanlık olarak ifade edilmiştir. Bu düşmanlığın da pratikte Müslüman bireylere ve topluluklara karşı ayrımcılıkla; sosyal ve siyasal yaşamdan dışlanmayla sonuçlandığı ifade edilmiştir. Raporun “The nature of anti- Muslim prejudice” başlıklı bölümde İslamofobi 8 maddede açıklanmıştır (The Runnymede Trust, 1997, s. 4):

• İslam, monolitik(tek parça) ve statik(durağan) dır. Dinamik ve çeşitliliklere açık değildir.

• İslam, ayrı ve ötekidir. Diğer kültürlerle ortak bir değere sahip değildir.

• İslam, Batı karşısında aşağı bir dindir.

• İslam, saldırgan bir düşmandır.

• Müslümanlar samimi değil, manipülatiftirler.

• Müslümanlar tarafından yapılan Batı değerlendirmeleri dikkate alınmaz, anında reddedilir.

• İslamofobi, Müslümanlara yapılan ayrımcı davranışların haklı çıkarılması için kullanılmaktadır.

• Müslüman karşıtlığı doğaldır.

Rapordan da anlaşılacağı üzere İslam’ın Batı değerlerinden uzak, aşağı olduğu ve bu sebeple bu ayrımcılığın doğal olduğu söylenerek bir nevi İslamofobiye meşruluk kazandırılmaya çalışılmıştır.

İslamofobi; İslam’ın hümanist bir medeniyet zeminine dayanan Batı ile ortak hiçbir değerinin olmadığı ve Batı’dan daha aşağı bir siyasi ideoloji olduğu söyleyerek İslam’ın bir inanç ve maneviyat olduğunu reddeder. Bu ideolojiye sahip Müslümanların ise dini fanatikler olup demokrasi, özgürlük hoşgörüden yoksun ve gayr-i Müslimlere yönelik bir şiddet eğiliminde olduklarını iddia etmektedir (Hıdır, 2017, s. 30). İslamofobi; İslam’a olumsuz anlamlar yükleyerek ve Müslümanlara

30

yönelik dışlayıcı uygulamaları haklı çıkaran söylemler kullanarak Müslümanların

“öteki” olarak inşa edilmesidir. İslamofobi; Batı kültürüyle bağdaşmayan İslam kültürünün düzenlenmesi ve disiplin altına alınması gerektiği varsayımına dayanan birtakım görüşlere ve psikolojik süreçlere de atıf yapmaktadır. İslamofobi sadece camii ve diğer İslam sembollerine yönelik fiziksel saldırılarla, politikacılar tarafından yapılan yabancı düşmanlığıyla veya medya tarafından çizilen olumsuz İslam tasvirleriyle sınırlı değil aynı zamanda okul, kamu alanı gibi toplumsal alanın her yerinde günlük yaşamda da kendisini göstermektedir (Öztığ, 2021, s. 449).

İslamofobi; İslam ve fobi sözcüklerinin bir araya gelmesiyle oluşur, İslamdan kaynaklı olarak Müslümanları hedef alan, Müslümanlar hakkında korku, endişe, düşmanlığı, önyargıyı, dışlanmayı, ırkçılığı ele alan ve medyada, kamuda, politik ve akademik söylemlerde yer edinen Batı’nın bakışındaki en kapsamlı tanımlamadır. Bu anlamda terim bir Batı söylemidir. Buna dayanak olarak denilebilir ki; tarih boyunca Çin, Hindistan, Rusya gibi ülkelerde Müslümanlar yaşamasına rağmen, İslamofobi modern çağda tekrar anlam kazanmış bir Batılı icadıdır (Alıcı, 2019, s. 408). Peki bu icat nasıl oluşturulmuştur? Bu sorunun somut cevabı için İslamofobi’nin kaynağı olarak gösterilebilecek “Oryantalizm” ile “Medeniyetler Çatışması” tezine bakmak gereklidir.