• Sonuç bulunamadı

İslamofobi’yi Doğuran ve Besleyen Sebepler

38

2.GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE İSLAMOFOBİ

Çalışmanın birinci bölümünde konuya giriş olarak İslamofobi kavramının ne anlama geldiğinden, İslamofobi ile ilişkili kavramlardan ve İslamofobi söyleminin kaynaklarından bahsedilmiştir.

İkinci bölümde ise İslamofobi’nin geçmişten günümüze kadar tarihsel gelişimi ile İslamofobi’nin sebepleri açıklanacaktır. İslamofobi’nin kırılma noktaları olan 11 Eylül 2001 ikiz kulelere saldırılar ve 2010 Arap baharı sonucu yaşanan Suriyeli mülteciler krizi gibi gelişmeler bölümün konuları olmakla birlikte öncelikle kısaca Avrupa’nın yabancı düşmanlığının Müslüman göçmenler özelinde dönüşmeye başladığı Avrupa’ya işçi göçünün yaşandığı 1960’lı yıllardan incelenmeye başlanılacaktır.

2.1.İslamofobi’yi Doğuran ve Besleyen Sebepler

39

2018, s. 24). Anti-İslamist söylemlerin fikir babası Martin Luther’e göre İslam savaş dinidir, Hz. Muhammed ise bir deccaldır ve şeytanların sonuncusudur. Ortaçağ protestanı Luther’in ortaya attığı bu olumsuz fikirler günümüzde İslam’a karşı teolojik saplantıların Batı dünyasına yansıması olarak görülmektedir (Şafak Oktay, 2019, s.

28-29). Tarihte kutsal savaşlar olarak bilinen Haçlı Seferleri de İslam’ın Hristiyanlığa karşı bir tehdit olarak görülmesinden dolayı başlatılmıştır. Dini gerekçelere dayalı İslam ve Hristiyan savaşı ise İslamiyet’ten bu yana şekil değiştirerek günümüzde İslamofobi’nin bir sebebi olarak devam etmektedir.

İslamofobiye gerekçe oluşturan din temelli bir diğer önemli sebeplerden biri ise kısaca Doğu-Batı ayrımı olarak adlandırılan ve çalışmanın birinci bölümünde anlatılan Oryantalizmdir. Özellikle 18. ve 19. Yüzyıllarda şekillenen, Batı’nın Doğu’ya ilişkin yapmış olduğu çalışmaları anlatmak amacıyla kullanılmaya başlayan Oryantalizmin, özünde barındırdığı dışlayıcı ve ötekileştirici niteliği İslam’a ve Müslümanlara karşı düşmanlığı her daim canlı tutmaktadır (Dikici, 2014, s. 46). “Ben ve diğerleri”

ayrımını temel alan Batı, kendisini merkeze koyarak Doğu kültürleri hakkında başlattığı çalışmalarla kendi nezdinde adeta yeni bir Doğu yaratarak bu çalışmalarla akla gelebilecek tüm olumsuzlukları Doğu’ya yüklemektedir. Böylece kendi yarattığı Doğu imajını günlük-sosyal yaşama, siyasete, sosyal bilimlere, güzel sanatlara ve hemen hemen yaşamın her alanında kullanıma sokmakta ve zihinlerde Doğu imajını hep İslam ile birlikte hatırlatabilmektedir (Çoruk, 2007, s. 193-194).

2.1.2.Ekonomik Sebepler

İslamiyet’in rakip bir din olarak görülmesinden dolayı oluşan Müslüman düşmanlığının temel kaynaklarından biri ekonomik kaygılar olmuştur. Özellikle göç hareketleriyle birlikte Müslüman görünürlüğünün artması göç edilen halk nezdinde finansal rakip olarak görülmektedir. Avrupa aşırı sağ siyasetine göre Üçüncü dünyadan gelen göçmenler AB vatandaşlarının ekonomik refah seviyelerini tehdit etmektedir. Avrupa’da küreselleşmenin meydana getirdiği değişimlere bağlı ortaya çıkan işsizliğin sorumlusu olarak göçmenler görülmüş, yıllar içinde göçmenlerin iş piyasasında etkinlik göstermeleriyle Avrupa’da gelişen işsizlik kaygısı ayrımcılığı ve dışlayıcılığı beslemektedir (İnanç & Çetin Selvet, 2011, s. 8). Örneğin Suriye’den Almanya’ya gelen mülteciler mülteci karşıtlarını rahatsız etmektedir. Almanlar, Suriyelilere harcanacak bütçenin onlara değil ekonomik olarak zor durumda olan

40

Almanlara harcanması gerektiğini vurgulamaktadırlar (Alkan, 2015, s. 283-284).

Sadece Almanya değil diğer Avrupa ülkeleri de özellikle Arap Baharı ile yaşanan mülteci krizi sonrasında göçmen karşıtı söylemlerini sürdürmeye devam etmişlerdir.

Müslümanların profesyonel iş yaşamında yer edinip başarı kazanmalarına bağlı olarak daha iyi işlerde istihdam edilmeleri, kaliteli eğitim fırsatlarından faydalanmaları kısacası daha iyi ekonomik ve sosyal bir statü elde etmeleri takdirden ziyade kıskançlık getirmekte ve İslamofobik söylemler ekonomik zeminden üretilmektedir (Bodur, 2017, s. 82).

Göçe bağlı olarak artan Müslüman görünürlüğü Avrupa’da ayrıca demografik olarak da kaygı yaratmaktadır. Son 20-30 yıldan beri Batı’da sayıları artan Müslüman sayısı Avrupa’yı sosyo-ekonomik açıdan endişeye sevk etmektedir. Batı’da yaşayan Müslüman sayısının 2050 yılında %20’yi bulacağı söylenmektedir. Bahsedilen artış ise batılı yazarlarca kışkırtıcı bir üslupla Avrupa’nın gelecekte “Avrobistan” olacağı yazılıp çizilmektedir (Alıcı, 2019, s. 415-416). Buna bağlı olarak da Avrupa’da zaten işsizliğin sebebi olarak görülen Müslümanlar bir de Avrupa kültürüne tehdit olarak görülmekte, Müslümanların Avrupa’yı İslamlaştıracağı endişesi yaratmaktadır.

2.1.3.Siyasi Sebepler

İslam ve Müslümanlara karşı düşmanlığın tarihsel bir geçmişinin yanında, 1970’lerden itibaren göçle başlayan Müslüman görünürlüğünün artması ve buna bağlı olarak Avrupa halkında baş gösteren ekonomik kaygılar 20. Yüzyılda İslamofobi adı altında siyasal bir argüman haline getirilmiştir (Aydın Varol, 2019, s. 81). Siyasal temelli İslamofobi’nin çıkış noktası olarak gösterilen “yeşil tehlike” argümanı, Soğuk Savaş sonrası yıkılan komünizm yerine kullanılmış ve uluslararası sistemde yeni düşman olarak İslam seçilmiştir. (Şafak Oktay, 2019, s. 25). Yeni düşman İslam ilan edilmiştir çünkü Avrupa’ya göre İslam da Komünizm gibi yayılmacıdır, dünya egemenliğini gaye edinmiştir, barış içinde bir arada yaşamak için güvenilmez ve Batı için bir tehdittir (yeniakit.com.tr, 2015). Siyasi arenada İslam’ın yeni bir ideolojik düşman ilan edilmesinin ardından gelen 11 Eylül terör olayları sonrasında ise göçmen karşıtı yani Müslüman karşıtı siyasi argümanlar, medyada özellikle yansıtılan 21.yüzyılda yükselişe geçmiş aşırı sağ partilerin İslam karşıtı söylemleri, İslamofobi’nin politikacılar için bir oy kapısına dönüştüğü bir süreç haline gelmiştir. Ulusalcı ve popülist partiler açısından Müslümanları hedef göstermek ve İslam karşıtı söylemler

41

üzerinden kendi seçim kampanyalarını yürütmek oy bakımından olumlu getirisi olan bir yöntem olarak görülmektedir (Samur, 2016, s. 310).

Avrupa’da göçmenlere karşı özellikle de Müslüman göçmenlere karşı oluşan -Suriyeli göçmenlerin gelmesiyle etkisi daha da artan- İslamofobi, birçok ülkede İslamofobik partiler için halk desteğini almanın ve oylarını arttırmanın yolu olarak görülmektedir (Hıdır, 2018, s. 30). Özellikle 11 Eylül’de Amerika’nın ticaret merkezine El-Kaide tarafından gerçekleştirilen saldırılar sonrası Müslüman göçmenlerin “terörist”

olduklarına dair siyaset ve medya eliyle yapılan açıklamalar halktan destek görmüştür.

Saldırı sonrasında siyasilerin söylemlerinin daha da sertleşmesi ve Müslümanları hedef alan açıklamaları daha önce Müslümanlara karşı önyargısı olmayan insanlar da bile bir önyargı oluşturmuş bununla beraber Avrupa’da Müslüman karşıtı aşırı sağ partilerin yükselişe geçmesiyle İslamofobi Avrupa kıtasına hızla yayılmıştır (Alkan, 2015, s. 279).

Avrupa kıtasındaki neredeyse tüm sorunların sebebi olarak Müslüman göçmenlerin görüldüğü aşırı sağ anlayışı, göçmenleri negatif söylemlerin mağduru ve göç olgusunu da güvenlik sorunu haline getirmektedir. Bunların yanında 11 Eylül sebebiyle de göçmenleri her zaman potansiyel bir tehdit unsuru olarak göstermek uğraşısı içerisinde olmuşlardır. Aşırı sağ parti siyasileri toplum nezdinde göçmenlere olumsuz bir vizyon yüklemiş ve onların dışlanması gerektiği tezini savunmuştur (Uzunçayır, 2014, s. 139).

Televizyonlarda medya yoluyla halka arz edilen tüm bu siyasi söylemler halk nezdinde olumsuz bir Müslüman algısı yaratmakta ve İslamofobi’nin artmasında etki etmektedir.

2.1.4.Diğer Sebepler

İslamofobi’nin temel sebepleri olarak incelenen İslam-Hristiyan çatışması, göçmen karşıtlığı, aşırı sağ partilerin söylemleri, medya etkisi, Müslüman terörist göçmen anlayışlarının yanında İslamofobiye etkisi olan birçok sebep daha mevcuttur.

Bunlardan kısaca bahsetmek gerekirse (Sabancı, 2016, s. 61-63);

• İslam dini düşmanlığı, İslam dininin doğası itibariyle şiddet ve terör arasında bir ilişki olduğu düşüncesi, İslam’ın terörizm, köktendincilik, aşırıcılık ile anılması, din temelli önyargı

• 11 Eylül 2001 saldırıları, Radikal İslamcı terör örgütlerinin eylemleri

42

• Dünya’nın İslam’dan haberlerde görülen kadarıyla ve çoğunlukla şiddetle ilintili haberler vesilesiyle bilgi sahibi olması, şahit olunan namus ve töre cinayetleri

• İslam dininin Avrupa ve Avrupalılık fikrine karşı bir tehdit olduğu düşüncesi, Batı’nın Doğu’yu tehdit eden bir güç olduğu paradigması

• Endülüs ve Osmanlı’da sonra İslamiyet’in tekrar göçle Avrupa üzerinde etkisini göstermesi, Müslüman nüfusun göç ve doğumla artması

• Samuel Huntington’un Medeniyetler Çatışması tezi, Oryantalist bakış açısı, Hristiyan-İslam dininin tarihi rekabeti

• Batı’nın “medeni”, Doğu’nun ise “barbar” olduğu iddiası

• İslam karşıtı kaynak üreten düşünce kuruluşlarının ve bunları finanse eden vakıfların varlığı

• İslam’ın kamusal alanda görünürlüğünün artması

• İslam’ın siyasal bir araç olarak kullanılması, Aşırı Sağ siyasetin yükselişi ve İslam karşıtı kullandığı dil, popülist muhafazakar partilerin İslamofobiden beslenerek yükselişi

• Alman medyasının sürekli olarak “biz ve onlar” anlayışını aşılaması

• Köklü ırkçı ideolojik tavırlar, aşırı milliyetçilik

• Yabancı olana duyulan korku ve endişe, yabancı düşmanlığı, ötekileştirme, çoğunluğun azınlığı toplumdan dışlaması, ekonomik kriz, gelecek kaygısı