• Sonuç bulunamadı

İşkence ve Diğer Zalimane, Gayri İnsani veya Küçültücü Muamele veya Cezaya

Belgede akdeniz üniversitesi (sayfa 140-143)

2.2. Devlet ve Birey Merkezli Yaklaşımlar Çerçevesinde Temel Uluslararası Hukuk

2.2.7. İnsan Haklarına İlişkin Temel Sözleşmeler Vasıtasıyla Sığınma Hakkının

2.2.7.2. İşkence ve Diğer Zalimane, Gayri İnsani veya Küçültücü Muamele veya Cezaya

İşkence ve Diğer Zalimane, Gayri İnsani veya Küçültücü Muamele yahut Cezaya Karşı Sözleşme (İÖS), sığınmacıların korunmasına hizmet eden diğer bir sözleşmedir.

Sözleşmenin 1, 3 ve 22. maddeleri bu anlamda üzerinde durulması gereken hükümlerdir.

Sözleşmenin 3. maddesine göre; “Hiçbir taraf devlet bir şahsı, işkenceye maruz bırakılacağına dair esaslı sebeplerin bulunduğu kanaatini uyandıran bir başka devlete geri göndermeyecek, sınırdışı veya iade etmeyecektir”. İşkence yasağı uluslararası hukukta emredici norm olarak kabul edildiğinden, Sözleşme, hükme çekince koymaya müsaade etmemektedir. Benzer şekilde, AİHS de işkence yasağına ilişkin hükmün kayıtsız şartsız uygulanması gerektiğini kabul eder. Sözleşmenin 15. maddesi uyarınca, olağanüstü hallerde dahi bu hükmün askıya alınması mümkün değildir.

İşkencenin tanımı, Sözleşme’nin ilk maddesinde şu şekilde yapılmaktadır:

“İşkence terimi, bir şahsa veya üçüncü şahsa, bu şahsın veya üçüncü bir şahsın işlediği veya işlediğinden şüphe edilen bir fiil sebebiyle, cezalandırmak amacıyla bilgi veya itiraf elde etmek için veya ayrım gözeten herhangi bir sebep dolayısıyla bir kamu görevlisinin veya bu sıfatla hareket eden bir başka şahsın teşviki veya rızası yahut muvafakatıyla uygulanan, fiziki veya manevi ağır acı veya ızdırap veren bir fiil anlamına gelir. Bu yalnızca yasal müeyyidelerin uygulanmasından doğan, tabiatında olan veya arızi olarak husule gelen acı ve ızdırabı içermez”.

502 Soering v. United Kingdom, http://hudoc.echr.coe.int/fre?i=001-57619 (Erişim tarihi: 20.08.2020).

503Bkz. https://www.refworld.org/docid/478b26ae2.html, par. 12. (Erişim tarihi: 19.08.2020).

504 HRC, X v. Denmark. Ayrıca bkz. Harvey, 2015: 51.

Sözleşme işkence eyleminin sebebini bir değerlendirme ölçütü olarak almamaktadır.

Dolayısıyla mülteci statüsü dışında kalanlar veya bırakılanlar da ilgili hükümden faydalanma imkânına sahiptir.505

Sözleşmeye göre işkencenin bazı koşulları bulunmaktadır. İlk olarak eylem, ağır bir acı ya da ızdıraba sebebiyet vermelidir. Bu acı veya ızdırap fiziksel etki doğurabileceği gibi, sadece kişinin manevi dünyasında da gerçekleşebilir. Örneğin kişinin veya ailesinin gelecek yaşantısına ilişkin tehdit yöneltilmesi yahut diğer işkence veya benzer zulüm içeren eylemlerin kişiye zorla izlettirilmesi manevi acının örneklerindendir.506 İkinci olarak işkence eylemi belirli bir amaca yönelik olarak kamu görevlisince veya onun muvafakatiyle bir başka kişi tarafından uygulanmalıdır. Amaç kişinin cezalandırılması, kişiden bilgi ya da itiraf elde edilmesi olabileceği gibi, ayrımcı başka uygulamalar da olabilir. Hüküm, bu sebepleri sınırlı sayıda belirtmemiş, sadece çerçevesini çizmiştir. Dolayısıyla benzer sebeplerle uygulanan tüm işkence eylemleri, ilgili tanım kapsamındadır. İÖS’nin aksine, Cenevre Sözleşmesi’ne göre zulmün aktörleri devlet olabileceği gibi, devlet dışı aktörler de olabilir. Keza MSHS ve AİHS de bu tip bir ayrım içeren bir hüküm ihtiva etmemektedir. İÖS’de böyle bir düzenlemeye gidilmesinin ardındaki temel saik, özel kişiler tarafından gerçekleştirilecek eylemlerin iç hukuk uyarınca cezalandırılacağı düşüncesidir.507 AİHM ise, Sözleşmede yer alan hakların özel kişilerce ihlal edilmesi veya ihlali halinde başvurulacak etkin bir mekanizma bulunmaması durumunda devletlerin sorumlu olacağını kabul etmektedir.508

İÖS, sözleşmenin ihlalinden ötürü bir kimsenin zarar görmesi durumunda İşkenceyi Önleme Komitesi’ne509 şikâyet olanağı getirmektedir. Yabancı ülkelerdeki sığınmacılar, İÖS’ye taraf devletlerin sözleşmeye aykırı eylem ve işlemlerinden zarar görecek olurlarsa, Sözleşmenin 22. maddesi uyarınca Komiteye başvuruda bulunabilirler. Komite kendi yetkisi altında bulunan kişilerden gelen ya da bu kişiler adına yapılan şikâyetleri incelemekle yükümlüdür. Ancak şikâyetin incelenebilmesi için, taraf devletin Komitenin yetkisini ayrıca tanımış olması gerekmektedir. Komitenin yetkisini tanımayan devletler hakkında yapılan şikâyetlerin incelenmesi mümkün değildir. Keza iç hukuk yollarının tüketilmemiş olması veya aynı konunun bir başka uluslararası tahkik veya çözüm usulü çerçevesinde incelenmiş veya inceleniyor olması halinde, Komite başvuruyu reddedecektir. Ancak iç hukukta başvurulan kanun yollarının makul olmayan derecede uzaması veya mağdur olan tarafın zararının etkin şekilde karşılanamamasının muhtemel olduğu hallerde, Komite, iç hukuk

505 Taneri, 2012: 144; McAdam, 2017: 119.

506 Weissbrodt ve Hörtreiter, 1999: 10.

507 Burgers ve Danelius, 1998: 45.

508 Konuya ilişkin detaylı bilgi için bkz. McAdam, 2007: 114 vd.

509 European Committee for the Prevention of Torture and Inhuman or Degrading Treatment or Punishment

yollarının tüketilmiş olması şartını aramaksızın söz konusu şikâyeti incelemeye alabilir.

Komitenin şikâyete ilişkin bağlayıcı karar alma yetkisi bulunmamaktadır; sadece taraflarca öne sürülen iddiaları, sağlanan tüm bilgiler ışığında inceleyerek kendi görüşünü beyan edecektir.510 Aynı sorun MSHS’nin uygulanmasında da ortaya çıkmaktadır. BMİHK, verdiği kararları icra edebilme yetkisine sahip değildir, sadece tespit edici ve açıklayıcı kararlar alabilmektedir. Bu kapsamda bağlayıcı kararlar alabilen AİHM’nin rolü daha da önemli hale gelmektedir. Taraf devletler, haklarında yapılan başvurular sonucunda Mahkemece verilen kararlara uymakla yükümlüdürler. Mahkeme kararları hem uluslararası düzeyde hem de ulusal düzeyde etkili olabilmektedir. Ulusal yargıçlar, iç hukuku uygularken çoğunlukla AİHM kararlarını da göz önünde bulundurarak kanaatlerini oluşturmaktadır.511

Devletler ne yazık ki çoğu zaman sığınmacıları bir külfet olarak gördüğünden, zaman zaman geri göndermeme ilkesine uygun olmayan eylem ve işlemlerde bulunmaktadır. Bazı devletler, bu sığınmacıları kendi ülkelerine kabul etmemek için, diğer ülkelerden, bu ülkelerde işkence riski altında bulunan kişilerin oraya geri gönderilmesi halinde zarar görmeyecekleri konusunda diplomatik güvenceler dahi talep etmişlerdir. İşkenceyi Önleme Komitesi, bu diplomatik güvencelerin işkence riski bulunan yerlerde gereken korumayı sağlamayacağının altını özellikle çizmektedir.512 Zira bu güvenceler kesin ve açık niteliğe haiz olmadığı gibi, etkin şekilde yerine getirilip getirilmediğini denetleyecek bir mekanizma da bulunmamaktadır. Dolayısıyla diplomatik güvence talep ederek bireyleri tehlike arz eden ülkelere göndermek de ilgili Sözleşmelerin ihlal edilmesi anlamına gelecektir. Komiteye göre taraf devletler geri göndermeme ilkesinin etkin şekilde uygulanabilmesi için gerekli tüm önlemleri almak zorundadır. Bu önlemler kişiye geçici bir sığınma hakkı tanınması gibi hukuki nitelikte olabileceği gibi, kişinin sınır dışı edilmeyeceği veya geri gönderilmeyeceği bir devlete kabul edilmesini sağlamak gibi siyasi nitelikte de olabilir.513

Devletler yukarıda söz edilen yükümlülüklerinin yanı sıra, dolaylı geri gönderme sonucu doğuracak işlemleri de gerçekleştirmemelidir. Bir kimse, işkence riski altında bulunacağı bir ülke topraklarına geri gönderilme ihtimali bulunan ülkelere de gönderilmemelidir. Korban514 kararında İşkenceyi Önleme Komitesi, İsveç’te sığınma arayan bir Iraklı vatandaşın ikamet talebinin reddedilmesi üzerine bu konuya ilişkin görüşünü

510 Weissbrodt ve Hörtreiter, 1999: 17.

511 McAdam, 2007: 127.

512 McAdam, 2007: 120.

513 Seid Mortesa Aemei v. Switzerland, https://www.refworld.org/cases,CAT,3ae6b69420.html (Erişim tarihi:20.08.2020), par. 11.; Chetail, 2014: 38.

514 Avedes Hamayak Korban v. Sweden, https://www.refworld.org/cases,CAT,3f588edea.html (Erişim tarihi:

20.08.2020)

belirmiştir. Olayda, Irak vatandaşının Ürdün devleti ile yakın bağlarının olması sebebiyle, kalıcı ikamet talebi reddedilmiştir. Irak vatandaşı ise Ürdün’de ikamet izni alamaması halinde Irak’a geri gönderilme riskinin bulunduğunu belirtmiştir. Komite bu kişinin Ürdün’e gönderilmesinin bir dolaylı geri gönderme meydana getirebileceğini belirterek, İsveç’in sığınmaya ilişkin talebi reddetmesinin İÖS’ye aykırılık teşkil edeceğini belirtmiştir. Ürdün İÖS’ye taraf olmasına rağmen, 22. madde hükmü bağlamında Komitenin yetkisini tanımamıştır. Bu sebeple söz konusu kişinin Ürdün tarafından Irak’a geri gönderilmesi halinde başvurabileceği bir mekanizma bulunmamaktadır.515 Dolayısıyla devletler geri gönderme veya sınırdışı işlemini gerçekleştirirken dolaylı geri gönderme ihtimalini de göz önünde bulundurmakla yükümlüdür. Bu kişilerin tekrardan tehlike altında kalacakları topraklara gönderilme ihtimalleri bulunuyor ise, sığınma talepleri reddedilmemelidir.

Sığınma hakkına ilişkin talepler ve mülteci statüsünün tanınmasına ilişkin koşullar, temel insan hakları sözleşmeleri dikkate alınarak değerlendirilmelidir. Normal koşullar altında, temel hak ve özgürlükleri ihlal edilen bireylerin AİHM gibi uluslararası yargı kuruluşlarına başvurması mümkündür. Ancak temel hakları vatandaşı oldukları devletlerce ağır veya sistematik şekilde ihlal edilen bireyler, uluslararası alanda başka korunma yolları aramak durumunda kalmaktadır. Bu kişilerin haklarının korunması ve ihlallerin denetlenmesi, uluslararası hukukta kolayca yerleşebilecek bir mekanizma değildir. BM nezdinde sığınma hakkına ilişkin yapılmak istenen sözleşmelerin hüsranla sonuçlanması, bu durumun en önemli örneğidir. İnsanlar kendi olanakları ile bir başka devletin topraklarına giriş yaparak burada sığınma aramaktadır. Devletlerin, uluslararası hukukun temel bir ilkesi olarak kabul edilen ve pek çok sözleşmede de açıkça kabul edilen işkence yasağı ve geri göndermeme ilkesi uyarınca, gönderileceği ülkede zulme uğrama riski bulunan bireylere, sadece söz konusu sözleşmelere dayanarak dahi, sığınma vermekle yükümlü olduğu kabul edilmelidir.

Belgede akdeniz üniversitesi (sayfa 140-143)