• Sonuç bulunamadı

Geleneksel Medyanın Durumu

Belgede of DSpace - Akdeniz Üniversitesi (sayfa 112-115)

2.2. Türkiye’de Medya Politikaları

2.2.1.1. Geleneksel Medyanın Durumu

Medyayı geleneksel ve yeni medya olarak iki ayrı biçimde tanımlama zorunluluğu yeni medyanın ortaya çıkışı ile başlamıştır. Yeni medya ortaya çıkana kadar geleneksel medya terimi literatürde kullanılmayan bir kavramdır. Medya orta çıktığı tarihlerden günümüze büyük dönüşümler geçirmiş olsa da hiçbir zaman böyle bir ikili ayrıma gidilmemiştir. Bu ayrım yeni medyanın geleneksel medya karşısında büyük bir farklılık içerdiği anlamına gelmektedir.

İletişim, sosyal bir ihtiyaç olarak (haberleşme, sohbet, eğlenme vb.) nedenlerden dolayı insanlık tarihi boyunca var olagelmiştir. Kitle iletişimi ise basılı, analog ve dijital olmak üzere üç temel aşamadan geçerek günümüzdeki halini almıştır. Guttenberg’in (1450) matbaayı geliştirmesi ve seri baskı yapabilecek şekle getirmesi ile dünya çok hızlı bir dönüşüme girmiştir. 16. Yüzyılda ilk gazetelerin basılması ile birlikte matbaanın kitle iletişiminde ilk defa kullanımı gerçekleşmiştir. Bu dönemde ve sonrasında gazetelerin yaptığı etki kitle iletişimini günden günde daha önemli bir hale getirmiştir. Teknolojinin gelişmesine paralel olarak telgraf, telefon, radyo ve devamında televizyonun icadı ile birlikte kitle iletişiminin önemi giderek artmıştır (Kılıç, 2019: 229).

Kitle iletişiminin tarihi daha eski dönemlere dayanıyor olsa da modern anlamına Sanayi Devrimi ile başlayan süreçte ulaştığı kabul edilir. Gazetecilik yine bu dönemlerde profesyonel bir meslek haline gelmiş, gazeteler daha fazla okuyucu kazanmış ve basın özgürlüğü hususu bu dönemde önem kazanmış ve gazeteler sadece haber veren araçlar olmaktan çıkıp toplumda etkin bir rol oynamaya başlamıştır. Sanayi Devriminin bir diğer

katkısı da baskı makinelerinde kullanılan teknolojilerin geliştirilmesine paralel gazetelerin baskı sayılarının artması ve buna bağlı olarak onun toplumdaki rolünün daha da artmasıdır.

Sanayi Devrimi ile başlayan dönüşüm her alanda olduğu gibi iletişim teknolojilerinin de hızla gelişmesine ve yeni iletişim araçlarının ortaya çıkarılmasına olanak sağlamış ve kitle iletişim araçlarının önemi yıllar içerisinde artarak devam etmiştir (Tokgöz, 1992: 91-92). Özellikle radyonun propaganda aracı olarak kullanıldığın ikinci dünya savaşı bu önemin artışında büyük bir etkendir. Gazetelerin ortaya çıkışından yaklaşık üç yüz yıllık bir fark olsa da radyonun dönemin temel sorunlarından biri olan okuryazarlık gerektirmemesi onun bir kitle iletişim aracı olarak ne kadar etkili olabileceğini ortaya koyar. XX. Yüzyılın ikinci çeyreğinin başlarında televizyonun ortaya çıkışı kitle iletişiminde yeni bir dönemin başlangıcı olarak görülebilir. Nasıl radyo ortaya çıktığında büyük bir etki yarattıysa televizyon için de aynı şey geçerlidir. Televizyonu sadece bir kitle iletişim aracı olarak değil aynı zamanda bir kültürel üretim aracı olarak gören Williams’ın bu değerlendirmesini televizyonun ortaya çıkışından sonraki toplum üzerinde etkilerini göz önüne alınarak değerlendirilmelidir. Televizyonu anlamak adına McLuhan’ın “araç mesajdır” sözü düşünüldüğünde televizyonun bir araç olarak nasıl bir mesaj olduğunu düşünmek adına iletişim çalışmalarına farklı bir bakış açısı getirmiştir. McLuhan’a göre “lamba, araba, uçak, telefon televizyon vs.” tüm araçların kendisi bir mesajdır. Bir hikâyenin sahnede, televizyonda, radyoda kısacası farklı bir araçta anlatılması onun farklı anlamları ortaya koyacaktır. Bu da aracın kendisinin bir mesaj olduğunun göstergesidir (McLuhan, 1967: 108-109). Enformasyon teknolojinin tarihsel gelişiminde teknolojinin önemi ve her yeni iletişim aracının bağlamsal bir fark yarattığı göz önüne alındığında geleneksel medya ve yeni medya ayrımının nedenselliğini de açıklar.

Geleneksel medya ve yeni medya arasındaki ayrımın teknik farklılıkların yanı sıra anlatısının da farklı olduğu yani mesajının farklı olduğu göz önüne alındığında daha anlaşılır bir hal almaktadır. Bu ayrımın temel nedenlerinden biri de iletişimin yönünün birinde büyük ölçüde kaynaktan alıcıya, diğerinde ise iki yönlü olmasıdır. Yeni medyayı geleneksel medyadan ayıran temel etmenlerden biri iki yönlü iletişime olanak sağlamasıdır. Yeni medya bu yönüyle düşünüldüğünde kendi iletisine sahip bir araç (McLuhan’ın ifadesiyle “araç mesajdır”) olduğu düşünülebilir. Fakat yeni medyayı geleneksel medyadan ayıran temel özellikler de giderek silikleşmektedir çünkü yeni medyanın sağladığı tüm yeni olanaklar geleneksel olarak tanımlanan medyayı da kapsamaktadır.

Kitle gazeteleri ortaya çıkışından itibaren sermaye sınıfının, siyasetin ilgisine mazhar olmuş ve bu durum gazetelere biçilen toplumsal rolün tartışmaya açılmasına neden olmuştur.

Gazetelerin ardından radyo ve daha sonra televizyonlar için de bu durum geçerli olmuştur.

Özellikle televizyon kanalı kurmak maliyetli bir yatırım olmasından dolayı özel kanalların sahipleri ve bu sahiplerin hükümetlerle olan ilişkileri bağlamında değerlendirildiğinde bir enformasyon endüstrisi olarak televizyon işletmelerinin karmaşık bir yapıda olduğunu ifade etmek mümkündür. Bu karmaşık yapının incelenmesi ve tarihsel bağlamda ortaya konabilmesi konunun çok yönlü bir biçimde ele alınmasını zorunlu kılmaktadır.

Medya alanına yatırım ciddi sermaye gerektiren, sürekli olarak sabit bir sermaye talep eden, kârlılık oranı göreceli olarak değişebilen, fikir işçiliği ve yaratıcılık gerektiren ve yeni girişlerin oldukça piyasanın yapısından dolayı kısıtlı ve zor olduğu bir ekonomik faaliyet alanı haline gelmiştir (Kaya, 1999: 26). Piyasaya yeni girişlerin ne kadar zor olduğunu Türkiye’de özel kanalların kurulduğu 1990’lı yıllarda kurulan özel televizyon kanallarının hala büyük ölçüde Ana akım medyayı oluşturulduğu göz önüne alındığında ortaya daha net bir resim çıkmaktadır. Medyaya yeni giriş yapan büyük sermaye grupları yeni bir kanal kurmak yerine satın alma yolunu tercih etmelerinin sebebinin bu olduğu düşünülmektedir.

Medya faaliyetleri itibariyle yıllar içerisinde mülkiyet ve denetim hususu daha önemli hale gelmiştir. İlk olarak bir ekonomik girişim olmasından mütevellit medya sahiplerinin beklentileri vardır. Bu beklentiler ekonomik çıkar sağlamanın yanı sıra farklı biçimlerde ortaya çıkabilir. Liberal yaklaşımlar mülkiyetin içeriğe etkisini mümkün olduğunca gidermek adına diğer ekonomik faaliyet alanlarında olduğu gibi piyasanın serbest olmasını önermektedir. Ancak bu önerinin temel sorunsalı da rekabet ortamının tesis edilmesindeki problemlerin yanı sıra pazarın hacmidir. Bu da tekelleşme eğilimlerini ortaya çıkarmaktadır.

Tüm bu nedenlerden dolayı Türkiye’de medya sektörü, özellikle özel televizyonların ortaya çıkmaya başladığı dönemlerden itibaren büyük sermaye gruplarının denetimi altındadır (Kaya, 1999: 29). Bu medya kuruluşlarının sahiplik yapıları zaman içerisinde değişim göstermiş olsa da ortaya çıktığı zamanlardan beri süren temel problemeler günümüzde de devam etmektedir.

Geleneksel medyanın Türkiye’deki durumu göz önüne alındığında ister gazetecilik faaliyetleri olsun ister televizyonculuk33 vb. faaliyetler olsun pazarda çok sayıda firma olmasına rağmen bir yoğunlaşma olduğu görülmektedir. Büyük sermaye gruplarının medyaya ilgisi ve bu alanda yatırımlarının yasal zeminini, neoliberal iktisadi örgütlenme biçimi neticesinde ortaya çıkan deregülasyon (kuralsızlaştırma) politikaları oluşturmuştur.

33 RTÜK’ün Uydu Yayın Lisansı Olan Kuruluşlar Listesine göre Türkiye’de 350 TV kanalının lisansı bulunmaktadır. Pazarda çok sayıda TV kanalı bulunmasına rağmen bu çeşitliliğin yoğunlaşmayı ortadan kaldırmadığı bilinmektedir. “https://www.rtuk.gov.tr/medya-hizmet-saglayicilar/3747/1994/uydu-yayin-lisansi- olan-kuruluslar-listesi-rd-ve-tv-olarak.html” (erişim tarihi: 02. 03. 2021)

Geleneksel medyanın sermayenin kontrolünde olmasının yanı sıra Türkiye’de ana akım medyanın sahiplik yapısı göz önüne alındığında 2000 sonrası değişen mülkiyet yapısısın sadece bir ekonomik etkinlik olarak değerlendirmek mümkün değildir. Hegemonyanın tesis edilmesinde ve korunmasında medya en önemli araçlardan biri olması sahiplik yapısındaki dönüşümlerin en temel nedenlerinden biridir. Türkiye’de 2002 sonrasında siyasi iktidarın tek sahibi olan AK Parti’nin hegemonyasını sürdürmesi ile medya mülkiyetinde yaşanan dönüşümler arasındaki bağlantı neoliberal iktisadi örgütlenme biçiminin sağladığı zemin üzerinden değerlendirilebilir. Büyük sermaye gruplarının kontörlü altında bulunan medya kuruluşlarının mülkiyet değişimi serbest pazar koşullarında herhangi bir yasal engele takılmamakla birlikte medyada yoğunlaşma ve bu yoğunlaşmanın belli başlı holdingler bünyesinde yaşanması medyanın toplumda üstlendiği rol bakımından sakıncalıdır. AK Parti iktidarının ilk dönemlerinde medya mülkiyetinde aktif müdahaleci bir tavır takınmamış fakat özellikle bir kırılma noktası olarak değerlendirilen 2007 sonrasında çok daha belirgin bir biçimde medya mülkiyeti hususunda iktidarın gücünü kullanmıştır. Günümüzde AK Parti’nin toplumsal mesellerdeki tavrından siyaset ortamına nüfuz eden anlayışa kadar birçok konuda ideolojisini benimsetmiş olmasında medyanın etkili olduğu düşünülmektedir. Yaklaşık yirmi yıllık iktidar sürecinde topluma nüfuz eden anlayışın oluşturduğu atmosfer tarihsel blok kavramı açıklanabilir. Medya mülkiyetinde yaşanan dönüşümün gündemi belirlemek, olaylara karşı ortak bir söylem geliştirmek vb. amaçlardan çok tarihin bir döneminde birçok olguyu içinde barındıran anlayışların bütüncül bir biçimde kanıksanması ve bütüncül anlayış setinin çağın koşullarını belirlemesi olarak değerlendirildiğinde durum daha net bir biçimde anlaşılmaktadır.

Geleneksel medyada yaşanan dönüşümler çalışmanın üçüncü bölümünde kuramsal kısmın sunduğu anlam seti çerçevesinde açıklanacaktır.

Belgede of DSpace - Akdeniz Üniversitesi (sayfa 112-115)