• Sonuç bulunamadı

1.7. Ekoloji Yönüyle Veganlık

bakasının delinmesi rol oynamaktadır (Muslu,2000: 241.). Yaşanan ekolojik ve iklimsel deği- şimin yavaşlatılamaması halinde, dünyada yeni ve tehlikeli bir dönemin başlayacağı öngörül- mektedir.

Toplumun yaşam kalitesini arttırmak ve devamlılığını sağlamak için doğal kaynak ve diğer çevresel döngülerin korunmasını sağlamak aynı zamanda iyileştirilmesine yönelik faali- yetler bütününü planlamak son derece elzemdir (Foer, 2015: 60.). Ahlaki muhakemenin tarihi evrimsel açıdan değerlendirilecek olursa, etik yargıların öznenin dışına çıkarılması; toplumları ve toplulukları kapsayacak hale gelmesi gerekliliği Leopord’un günümüzde yaşayan varlıkların tümünü kapsayan etik topluluğun oluşturulmasında katkıda bulunacağını savunmaktadır (Lee ve Wallerstein, 2007: 235.). Ahlaki sorgulamanın yapılması gerekli görülen canlı türü olan hay- vanların yaşam hakkının tanınması ile hayvanların gıda olarak görülmesinin önüne geçilerek, hayvan üretimi ve tüketiminden kaynaklanan çevresel kirliliğin önlenmesi, ekolojik dengenin sağlanmasında atılacak önemli bir adımdır.

Burada hayvan olarak tanımlanan sadece çiftlik hayvanları değil, aynı zamanda nesli tükenme tehlikesinde olan ve çoğunlukla avlanmasına öncelik verilen hayvanları da kapsamak- tadır. Chicago Üniversitesinde yapılan bir araştırmaya göre, yiyecek tercihlerimizin küresel ısınmaya en az ulaşım tercihlerimiz kadar etkilediği saptanmıştır (https://tvd.org.tr/2016/06/gercekten-cevreci-misin-et-tuketerek-cevre-korunmaz/ (erişim ta- rihi:02.03.2020)). Yapılan araştırmaları yorumlayacak olursak, beslenme tercihlerimizi çiftlik hayvanları ve hayvansal besinler yönünde kullanmamız küresel ısınmaya etki eden nedenlerden birine dâhil olduğumuzu göstermektedir:

‘’çiftlik hayvanları sektörü, sera gazı emisyonunun %18’inden sorumlu ve bu ulaşımdan %40 fazladır.

Hayvan yetiştiriciliği, insan kaynaklı metan gazının %37’sinden sorumludur. Yani hepciller sera gazı hacmine veganlara oranla %7 daha fazla katkı sağlamaktadır. ‘’ (Foer,2015: 61.).

Üretimin verimi ve miktarının yükselmesi olumlu sonuç olarak görülse de fosil yakıt ve çevre kirlenmesinin artması gelecek yıllarda karşılaşılacak olumsuz durumun alt yapısını oluş- turmaktadır.

1.7.2. Veganlık ve Ekoloji

İnsanoğlu varolduğu dönemden beri en büyük korkularından biri olan açlıkla savaşmış- tır. Yaşamı boyunca, toplayıcılık, avcılık, balıkçılık ile uğraşmış; güvenli besini elde etmeye çalışarak yaşamını idame ettirmek istemiştir. Nüfusun artışı ile insanın daha fazla besin elde etme arayışı teknolojik ilerleme ile yarış boyutu kazanmıştır. Tarımda sulama, hayvan gücünü kullanma, kalıtım ve gen değiştirme, zirai ilaçlar kullanma ile bu tehlikeli yarış hem insan be- deninde hemde çevresel boyutta problemlerin oluşmasına neden olmuştur. DDT denilen, ‘’suda

güçlükle erimekle beraber yağda kolaylıkla eriyen’’(Şişli,1999: 432) böcek ilacının ya da ‘’pes- tisit’’ olarak bilinen ürünlere spreyle püskürterek kullanılan ilacın (Şişli,1999: 433.) tarımsal ürünlerde kullanılması, pek çok canlı popülasyonun etkilenmesine neden olmaktadır. ‘’Besinin büyük kısmını, et, balık, kümes hayvanları teşkil eden toplumlarda birikim daha da yüksektir’’

(Şişli,1999: 433.). Yine toprakta ve toprakta yaşıyan diğer canlıların bedenlerinde de birikerek onlarla beslenen diğer hayvanların vücudunda birikmesine yol açmaktadır. Bu hayvanlardan elde edilen ürünleri tüketen insanlarında bedeninde bu maddeler birikmektedir. Hayvan endüst- risinin genişlemeye devam etmesi hem çevresel hem de insanın fiziki sağlığı açısından risk teşkil etmektedir.

Hayvansal beslenmenin getirisi olan hayvansal endüstrinin sağlanması için yaratılmak istenilen alan ormanların ve verimli tarım alanlarının yok olmasına neden olmaktadır (Mas- son,2015: 26.). Bu nedenle oluşan erezyon ve heyelan çevresel dengeyi olumsuz şekilde etki- lemektedir. Hayvanların beslendiği kafeslerin temizliğinin denetlenmemesi veya hayvansal atıkların suya karışması aynı zamanda su kirliliğini beraberinde getirmektedir. Endüstriyel or- tamda hayvanın kıpırdamasına imkan tanımayan yöntemler nedeniyle hayvanın biyolojik bü- tünlüğü değiştirilmektedir. Tüketiciye paketlenmiş halde sunulan hayvansal ürünlerin arkasında sağlıksız koşulların varlığı, bireyin sağlığını da riske atmaktadır (Masson,2015: 29.). Sera gazı salınımın engellenememesi, azotlu gübrelerin hayvan besiciliğinde kullanılan yemlerde kulla- nılması kısır bir döngüye neden olmaktadır (Masson,2015: 30.). Yenilemez enerjinin kullanım sıklığı ile hayvansal ürün elde etmede kullanılan geleneksel ürünler karbondioksit salınımını arttırmaktadır.

Her bir canlı dünya sisteminin vazgeçilemez bir parçasını oluşturmaktadır. Hedef dışı avlanma veya istenilen türün dışında yakalanan canlının serbest bırakılmaması, nesli tükenme tehlikesi altında olan canlı türlerin yok olmasına neden olmaktadır. Trol avlanma türü bu av- lanma türüne örnek verilebilir. Trolle avlanmayı, balıkçıların zamandan ve enerjiden tasarruf etmesini sağlayan bir yöntem olarak görmeleri tüketilen türün dışında kalan canlıların umar- sızca öldürülüp neslinin tehlike altına girmesine neden olmaktadır (Foer,2015: 66.). Her canlı- nınn ekolojik döngüde edindiği bir görev vardır. Örneğin, bazı hayvanlar besin sisteminde ken- dinden daha güçlü hayvanın beslenmesinde rol alarak az avlanma ile daha uzun zaman tok kal- masını sağlarken, kendinden zayıf hayvanların veya bitkilere zararlı haşerelerin artmasını en- gellemektedir. Bir neslin yok olması, bu düzenin bozulmasına ve tarım ürünlerine, insanlara saldırgan davranış sergileyen hayvanların üremesinin hızlanmasına neden olabileceği öngörül- mektedir. Hayvansal ürün tüketiminin fazla olduğu bölgelerde bu risklerle karşılaşılma oranının da arttığı öngörülmektedir.

Ülkeler arası karşılaştırma yapıldığında, hayvansal ürün tüketiminde farklılıkların ol- duğu görülmektedir. Hayvansal ürün tüketiminin fazlalığı ile ülkenin gelişmişliği arasında doğ- rusal bir orantı mevcuttur (Akman,2013: 216-217.). Tüik verilerine göre Türkiye’de büyükbaş hayvan sayısı Haziran 2019 verilerine göre 18 milyon 251 bin, küçük baş hayvan sayısı ise 49 milyon 816 bindir (https://www.esk.gov.tr/tr/13886/TUIK-Hayvansal-Uretim-Istatistikleri-Ha- ziran-2019 (erişim tarihi:02.03.2020.)). Gelir düzeyi yükseldikçe bireylerin kırmızı et tüketi- mine yönelme sorunsalı, bu üretimin talep kısmını oluşturmaktadır.

Ekosistemin, besin zincirinin devamlılığı için tüm canlıların vazgeçilmez olduğu kabul edil- mektedir. (Son ve Yasemin,2016: 44.). Yukarıda da bahsedildiği üzere bir toplumun beslenme alışkanlığı çevrede olumlu veya olumsuz etkiler bırakmaktadır. Günümüz çevre sorunlarının yavaşlatılması adına ‘’sürdürülebilir çevre için sürdürülebilir beslenme veya diyet’’ kavramları literatüre girmektedir. Bu sürdürülebilir diyet örneklerinden biri olarak vegan beslenme anlayışı da çevresel problemlere çözüm olarak tartışılmaktadır.

Vegan yaşam tarzını kabul etmek aynı zamanda insan merkezci yaklaşımı ekolojik mer- kezci yaklaşımla değiştirmektir. Bu düşünceye göre sadece insanın refahı değil, dünya üzerinde yer alan tüm canlıların iyi halde olması önemlidir. Gelecek yıllarda veganlığa yönelimin arta- cağı düşünülmektedir.

‘’Giessen Deklarasyonu (Giessen Üniversitesi’nde yapılan bir çalıştay sonucunda oluşturulan deklarasyon) ile literatüre “Beslenme Ekolojisi” (Nutrition Ecology) ve “Yeni Beslenme Bilimi” (New Nutrition Science) kav- ramların girmesi ve bu konuda projelerinin yapılmasının planlanması bu alanda gelecekte olumlu gelişmelerin olacağının bir göstergesidir.’’ (Son ve Yasemin,2016: 48.)

Vegan beslenme ekolojik sorunların tamamen çözümü olarak kabul edilmese de bireye yükle- nen sorumluluk ile ekolojik dengenin sağlanması adına katkı olarak görülmektedir.

1.8. Yeni Sosyal Hareketler İçerisinde Vegan Yaşam Tarzı