• Sonuç bulunamadı

Doğu Akdeniz Enerji Kaynaklarının Keşif Süreci ve Rezervler

6. AB’NİN ENERJİ ARZ GÜVENLİĞİ VE ÇEŞİTLENDİRME POLİTİKASI

6.1 Doğu Akdeniz Enerji Kaynaklarının Keşif Süreci ve Rezervler

Doğu Akdeniz bölgesinde enerji ticaretinin gelişmesi Birinci Dünya Savaşı sonrası 1930’lu yılların başında petrol botu hatları inşa edilmesiyle Kerkük petrollerinin Trablus’a ve Hayfa limanına ulaşması ile başlamıştır. Bu limanlara ulaşan petrol Fransa ve İngiltere başta olmak üzere Avrupa’ya iletilmiştir. 2. Dünya Savaşı sonrası artan enerji ihtiyacı ve soğuk savaş süreci bölgedeki dengelerin değişmesine ve daha fazla petrol üretimine, aynı zamanda Basra körfezine uzanan daha farklı petrol iletim hatlarının inşa edilmesine yol açmıştır. Bu aşamada Irak petrollerinin güneye kayması, Suudi Arabistan ve Kuveyt petrollerinin ortaya çıkması sonucu Basra Körfezi’nin enerji ihracatında öncelik kazanmasına rağmen Arap-İsrail savaşları ve Süveyş krizi sonrası enerji iletim rotaları yeniden Doğu Akdeniz’e kaymaya başlamış ve bölgenin önemi artmıştır (Ediger, Devlen, & Mcdonald, 2012). Soğuk savaş döneminde ABD ve NATO’nun bölgeye ilgisinin artmasına paralel olarak Sovyetler Birliği’nin Cezayir, Suriye ve Mısır gibi ülkeler ile ilişkiler geliştirerek karşıt ağırlık oluşturma çabası gözlenmiştir. Aynı dönemde gelişme gösteren AB Akdeniz’de çıkarları doğrultusunda hareket etmeye başlamış ve AB Akdeniz İş Birliği ve Barcelona süreçlerinde

92

Akdeniz’e yönelik politikalar geliştirmeye başladığı görülmüştür. (Kedikli & Çalağan, 2017). Son dönemlerde ise Kerkük-Yumurtalık boru hattıyla gelen petrol ve Azerbaycan gazının Türkiye-Ceyhan limanına ulaşması Doğu Akdeniz’in enerji rotası haline gelmesine katkı sağlamıştır (Ediger, Devlen, & Mcdonald, 2012).

Doğu Akdeniz’de açık deniz doğalgaz keşif faaliyetleri 1960’ların sonunda ve 1970’lerin ilk çeyreğinde başlamıştır. Bu keşifler üretim açısından bir katkı sağlamasa da kaynakların miktarının tespit edilmesi ve bölgenin enerji haritasının çıkarılması için önemli bir gelişme olmuştur. 1980’lerde başlayan ikinci keşif girişimleri Sina açık deniz alanında kuyular açılması ve birçok bölgede hafif petrol bulunması sonucu daha fazla başarı elde etmiştir. Fakat üretim anlamında hâlâ başarı elde edilemeyen bölgede Gazze ve Aşkelon şehri kıyısında 2000’li yıllarda başlayan doğalgaz keşifleri ile bulunan beş önemli doğalgaz alanı bölgenin doğalgaz miktarı görünümünde bir dönüm noktası olmuştur. Bu sahaların keşfi bölgede gaz arama girişimleri açısından ülkeleri cesaretlendirerek ülkelerin faaliyetlerinin hızlanmasına sebep olmuştur. 2009 yılında İsrail’in Tamar sahasında Noble enerji şirketi tarafından yapılan doğalgaz keşifleri ise asıl dönüm noktasını teşkil etmiştir (Oğurlu, 2017). İsrail menşeili Delek enerji şirketi 2009 ve 2011 arasında gerçekleştirilen Tamar ve Leviathan sahalarında keşfedilen doğalgazın yüksek miktarda olduğunu ilan etmiştir. İsrail Ulusal Planlama Konseyi 2011’de Hedera kentinin kuzeyinde kıyıdan 2,5 km uzaklıkta 300 milyon dolar değerinde bir LNG santrali inşa edeceğini duyurmuştur. Santralin amacının LNG’nin doğalgaza dönüştürülerek kıyı üzerinde boru hattına aktarılması olduğu belirtilmiştir.

Kararda Mısır’dan gelen doğalgazda yaşanan aksamaların etkili olduğu vurgulanmıştır (Khadduri, 2012).

Sonraki yıllarda yapılan sondajlarda 2012’de Tanin ve 2013’te Karish doğalgaz sahalarının keşfinin yapıldığı duyurulmuştur. Tanin sahasında yapılan keşif sonucu 143 milyar varil petrol eşdeğeri (mmboe) doğalgaz veya 2,1 trillion cubic feet (TCF) (59,46 milyar m³) doğalgaz bulunduğu ve Karish sahasında 0,9 TCF (25 milyar m³) doğalgaz tespit edildiğini açıklamıştır. İki sahanın İsrail’e 88 milyar m³ doğalgaz ve 44 milyon varil sıvı gaz temin edebileceği hesaplanmıştır (Offshore Technology,

‘Karish and Tanin Field Development, Mediterranean Sea’, Erişim; 27.06.2020).

İsrail doğalgaz sahalarının ve Güney Kıbrıs açık deniz sahasında keşfi yapılan Aphrodite doğalgaz sahaları bölgeye yüksek seviyede bir ilginin yeniden odaklanmasına neden olmuştur. Bu dönemde yapılan analizlerde bölgenin yalnızca

93

enerji iş birliğini artırmakla kalmayıp yeni bir ekonomik ve siyasi istikrar dönemini başlatabileceği vurgulanmıştır (Tekin & Demir, 2017).

Güney Kıbrıs Rum Yönetimi 2006 yılında adanın güney kısmında başlattığı arama faaliyetleri ile 13 adet doğalgaz sahası belirlediğini duyurmuştur. Bu alanlarda uygulanacak delme ve çıkarma faaliyetleri için enerji şirketlerine yönelik açtığı uluslararası ihaleler sonucunda 12 sayılı parsel için ABD’li Noble şirketine 2007’de lisans vermiştir. 2, 3 ve 9 sayılı parseller için Güney Kore-İtalya konsorsiyumu olan Eni-Kogas şirketlerine 2013’te ve Fransız şirketi Total’e 2013’te lisanslama yapmıştır.

Noble şirketi Aphrodite sahasında ilk kazı işlemini 2011’de yaparak 198 milyar metreküp (milyar m³, billion cubbicmetre-bcm) doğalgaz belirlediğini açıklamıştır.

Bundan sonra 2013’te yaptığı tespit yenileme çalışmasında 140 milyar m³ düşürmüştür. Eni-Kogas ve Total şirketleri sorumlu oldukları alanlardaki faaliyetlerine 2014’ün sonuna doğru başlamıştır (Gürel & Le Cornu, 2014).

Bununla beraber, Doğu Akdeniz’de enerji girişimleri ticari olarak gelir getirici olmadıkları gerekçesiyle ertelenmek zorunda kalmıştır. Aphrodite sahasında keşfedilen doğalgazın diğer sahalardan elde edilecek doğalgazla birleştirilmemesi hâlinde ticari olmayacağının anlaşılması sonucu G. Kıbrıs hükümeti Visilikos’da inşa etmeyi planladığı LNG işleme tesisi projesini ertelemek zorunda kalmıştır. Bu sebebin yanında Doğu Akdeniz’de Türkiye ile gerçekleşmekte olan çekişmeden kaynaklı istikrarsız ortam ve deniz alanlarının bölüşülmesindeki sorunlar da yer almıştır. İlk tahminler, Aphrodite sahasında 200 milyar m³ doğalgaz olduğunu gösterdiği için üretilen proje planlamaları yanlış değerlendirilmiştir. Lefkoşa yönetimi bundan sonra LNG tesisi projesi yerine Aphrodite sahasından yılda 8 milyar m³ doğalgaz çıkarma ve deniz altından geçecek bir boru hattıyla Mısır’a doğalgaz satma politikasını gündemine almıştır (Winrow G. M., 2016, s. 436).

Eni’nin 2018 yılında Kıbrıs MEB’inde saha 6 olarak belirlenen alanda yaptığı kazı çalışmaları sonucunda Calypso 1 adı verilen bu bölgede kayda değer miktarda doğalgaz keşfi yaptığını açıklamıştır. Henüz kesin miktarı belli olmamakla birlikte umut vadeden bir kazı girişimi olduğu vurgulanmıştır. Bu bölgede Eni ve Total şirketleri %50’lik ortak olarak çalışmıştır (Eni, ‘Eni announces a gas discovery Offshore Cyprus’, Erişim; 28.06.2020). Devam eden çalışmalar neticesinde GKRY tarafından verilen lisansa dayalı olarak 2019’da ExxonMobil şirketinin sorumlu olduğu 10. Sahada Qatar Petroleum şirketiyle birlikte yaptığı sondaj ve arama

94

faaliyetleri sonucunda 141-145 milyar m³ arası doğalgaz rezervi tespit ettiğini duyurmuştur. Bununla birlikte şirket yetkilileri gelecek çalışmalar için bu çalışmanın öncül ve teşvik edici bir keşif olduğunu, bölgesel ve küresel piyasaları etkileyeceğini vurgulamıştır (Offshore Technology, ‘ExxonMobil discovers natural gas offshore Cyprus at Glaucus-1 well’, Erişim; 28.06.2020).

Mısır ise önemli doğalgaz kaynaklarına sahip bir ülke olarak Doğu Akdeniz enerji denklemine dahil olmuştur. Mısır’ın elinde bulundurduğu toplam 2,2 Trilyon m³ gaz rezervi farklı gaz sahalarında bulunmaktadır. Batı Nil Deltası, Selamet, Atoll sahalarının yanında asıl önemli keşfi Zohr sahası olarak adlandırılan alanda yapılan 628 milyar m³ hacmindeki doğalgaz bulgusu olmuştur (Akyener-TESPAM, Mısır’daki Gelişmeler, Zohr Sahası & Kıbrıs, Erişim; 28.06.2020).

6.2 Doğu Akdeniz Deniz Alanları Hukuksal Çerçevesi ve Kıta Sahanlığı