• Sonuç bulunamadı

Devlet Merkezli Yaklaşım

Belgede akdeniz üniversitesi (sayfa 73-76)

1.4. Sığınma Türleri

2.1.1. Devlet Merkezli Yaklaşım

İKİNCİ BÖLÜM

SIĞINMA HAKKININ BELİRSİZLİĞİ: DEVLET YETKİSİ VE İNSAN HAKKI İKİLEMİ

2.1. Sığınma Hakkına Yönelik Yaklaşımlar

Sığınma hakkına yönelik en önemli tartışma sığınma hakkının bireysel bir hak mı yoksa sadece bir devlet yetkisi mi olduğuna ilişkindir. Devletler bireylere sığınma hakkı tanımakta özgürdür ve bunun için ayrıca yetkilendirilmelerine gerek yoktur. Yabancıların ülkeye kabul koşulları devletlerin ulusal hukuklarınca belirlenir. Ancak bireylerin devletleri yükümlülük altına sokabilecekleri bir sığınma haklarının bulunup bulunmadığı konusunda görüş ayrılıkları mevcuttur. Bu bağlamda sığınma hakkının insani niteliği ve insan hakları hukuku ile olan ilişkisinin ortaya konulması son derece önemlidir. İlerleyen bölümlerde incelenecek olan uluslararası belgelerin ve uluslararası yargı yerlerinin içtihatlarının anlaşılabilmesi ve tartışmanın bu doğrultuda sonuçlandırılabilmesi açısından, ilgili tartışmaların ele alınması uygun olacaktır.

Sığınma hakkının ülkesel egemenlik yetkisinden kaynaklanmasının üç önemli sonucu bulunmaktadır. Buna göre:

i. Sadece ülkesel egemenliğe yönelik sınırlamalar devletin sığınma hakkının sınırlandırılması sonucunu doğurabilir.245

ii. Devletler, bir uluslararası antlaşmadan doğan bir yükümlülük olmadıkça, sığınma uygulamalarına ilişkin gerekçelendirme yapmak zorunda değildir.

iii. Bir devletin sığınma uygulamalarını etkilemeye yönelik eylemler, iç işlerine karışmak olarak nitelendirilebilecektir. 246

Ülkesel sığınmada sığınmacı, kaçtığı devletin hâkimiyeti dışındaki topraklarda bulunmaktadır. Bu sebeple sığınma veren devletin yetkisi, sığınmacının kaçtığı devletin kişi üzerindeki yetkisinden önceliklidir. Devlet kişinin kendisine iadesini talep etme hakkına sahiptir, ancak buna ilişkin bir antlaşma bulunmadığı sürece iade edip etmemek diğer devletin inisiyatifine kalmış bir durumdur. Zira uluslararası hukukta genel bir iade yükümlülüğü bulunmamaktadır. Sığınma hakkı verilmesi gibi iade talebinin reddedilmesi de, talepte bulunan devletçe düşmanca bir hareket olarak algılanmamalıdır.

Sığınma hakkı tanıyan devlet sığınmacıyı ülkesine kabul etmekte ve ülkesinde kalmasına izin vermektedir. Ayrıca kişiyi geri göndermemekle, sınır dışı etmemekle ve kişi hakkında kovuşturma yürütmemekle yükümlüdür.247 Sığınma, ilgili yükümlülüklerin yerine getirilmesi durumunda kişiye barınma ve korunma imkânı sağlayan bir kurumdur. Korunma ihtiyacı devam ettikçe, sığınma hakkı da devam edecektir.248 Söz konusu korumanın içeriğinin tespit edilebilmesi bakımından devletlerin hak ve yükümlülüklerinin kapsamının irdelenmesi uygun olacaktır.

Bir devletin ülkesine giriş koşulları, temel olarak o ülkenin iç hukuk kurallarınca belirlenir. Devletlerin herhangi bir yabancıyı ülkelerine kabul etmelerini engelleyecek bir uluslararası hukuk kuralı bulunmamaktadır. Devletler, yabancıların hak ve özgürlüklerine ilişkin hükümler koyan antlaşmalar saklı kalmak üzere, ülkelerindeki yabancıların tabi olacakları kuralları kendileri belirlemektedirler. Bunun yanı sıra, İHEB ve Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi (MSHS) gibi uluslararası belgelerde de belirtildiği üzere, herkesin bulunduğu ülkeyi terk etme hakkı bulunmaktadır. Devletler, bulundukları ülkeyi terk ederek kendi topraklarına ulaşan yabancıları ülkelerine kabul etme yetkisine sahiptir.

245 Uluslararası antlaşmalardan doğan yükümlülükler saklıdır. Örneğin; Cenevre Sözleşmesi madde 1/F uyarınca, belirli kategorilere giren kişilere sığınma hakkı tanınmamaktadır.

246 Nathwani, 2003: 117.

247 Clark, 1992: 190; Nathwani, 2003: 117.

248 Nayar, 1972: 20.

Sığınma hakkının en temel unsuru, kişinin ülkede kalmasına müsaade edilmesidir.

Cenevre Sözleşmesi gereğince mülteci statüsü elde etmiş bir kimse, o ülkede yasal olarak kalmak hakkına sahiptir. Kişi ihtiyacı olduğu müddetçe ülkede ikamet edebilecektir. Devletin söz konusu ikamet iznini daimî olarak vermesi şart değildir. Kişinin sığınma talebinin geçerli olarak kabul edilmesine sebebiyet veren koşulların ortadan kalkması veya bir üçüncü ülkeden ikamet hakkı elde edilmesi halinde, verilen ikamet izninin sona erdirilmesi mümkündür.

Ancak, iç hukuk düzenlemelerinde genellikle belirli bir süre ülkede ikamet eden yabancılara süresiz veya kalıcı ikamet hakkı verildiği görülmektedir.249 Zira mülteci politikalarının amaçlarından biri de kendi ülkesinde hayatını devam ettiremeyecek olanlara kalıcı bir çözüm üretmek ve bu doğrultuda yeni bir devletle bütünleşmelerini sağlayabilmektir. Özellikle gönüllü geri dönüşün veya üçüncü bir devlete yerleşme olanağının bulunmadığı hallerde, sığınma devleti ile bütünleşme, mülteci bakımından önemli bir unsur haline gelmektedir.250 Mülteciler geçici süreli kabul edildikten sonra, bazı durumlarda kendi ülkelerine güvenli şekilde dönmeleri ve burada tekrar yaşam kurabilmeleri imkânsız hale gelebilmektedir.

Dolayısıyla bu kişilere vatandaşlık tanınması yahut kalıcı ikamet izni verilmesi gerekmektedir. Benzer şekilde mülteci kampı gibi uygulamaların geçici süreli olmasına özen gösterilmeli, geri dönemeyecek durumda olanlar veya başka bir devlet tarafından kabul edilmeyenlere de sığınma hakkı tanıyan devletçe, ülkesinde hayat kurma olanağı sağlanmalıdır.251

Devletler sığınmacıları ülkelerine kabul etmek ve ikamet hakkı tanımak konusunda serbest olmakla birlikte, her koşulda sınır dışı etme ve geri göndermeye ilişkin uluslararası antlaşmalardan yahut yapılageliş hukukundan doğan yükümlülüklerini yerine getirmek zorundadır. Sınır dışı kurumu açısından bakılacak olursa, devletlerin bireyleri sınır dışı etmelerini gerektiren durumlar ortaya çıkabilmektedir, ancak bu durum bir antlaşmayla hüküm altına alınmadıysa böyle bir yükümlülüğün bulunduğu söylenemez. Zira devletin ülkesinde bulunan yabancıları sınır dışı etmemesi de egemenlik yetkisinin bir sonucudur.

Genellikle uygulamada ve uluslararası antlaşmalarda siyasi suçluların iade edilmeyeceği anlayışı hâkimdir.252 Geri göndermeme ilkesi açısından bakıldığında, geri gönderilmesi halinde hayatı veya özgürlüğü tehlike altına girecek kişilerin geri gönderilmeyeceği, uluslararası hukukta artık bir yapılageliş kuralı olarak benimsenmektedir. Dolayısıyla devletler ülkeye geçici olarak kabul etmiş olsalar bile, sözü edilen tehlike ortadan kalkmadan

249 Grahl-Madsen, 1980: 52.

250 Wouters, 2009: 159.

251 Miller, 2007: 225.

252 Oppenheim, 2018: 437.

sığınmacıları bu ülkelere geri gönderemeyeceklerdir. Keza dolaylı geri gönderme sonucuna yol açacak şekilde de işlem yapmamaları gerekmektedir.253 Devletler herhangi bir uluslararası antlaşma hükmüne bağlı olmaksızın sığınmacılara ülkelerine giriş ve ülkelerinde kalma hakkı tanıyabilirler, fakat bu kişilerin sınır dışı edilmesi veya geri gönderilmesi söz konusu olduğunda antlaşmalar ve yapılageliş kuralları ile bağlı olacaklardır. Doğal olarak ulusal güvenliğin ve kamu düzeninin olumsuz etkilenmesi durumunda istisnaların olacağı kabul edilmektedir.

Uluslararası hukuk uyarınca, devletler kendi topraklarında hem kendi vatandaşlarının hem de sığınma hakkı tanıdığı yabancıların diğer devletler aleyhine sergileyebileceği eylemleri kontrol altında tutmakla yükümlüdür. Diğer devletlerin ulusal güvenliğini tehlikeye atacak eylemlerin engellenmesi gerekmektedir.254 Devletler, sığınmacılara bu hakkı tanıdıktan sonra, bu kişilerin geldikleri ülkeye veya başka ülkelere karşı zarar verici eylemlerde bulunmalarına engel olmamaları veya göz yummaları durumunda, uluslararası sorumluluk ile karşı karşıya kalacaklardır. Bu husus Ülkesel Sığınma Bildirisi’nin255 4. maddesinde de açıkça belirtilmektedir. İlgili maddeye göre: “Sığınma hakkı tanıyan devletler, sığınma hakkı elde etmiş kimselerin, Birleşmiş Milletler'in amaç ve ilkelerine aykırı etkinliklerde bulunmalarına izin vermeyeceklerdir.” Devletler mülteci ya da sığınmacıların eylemlerini kontrol edebilmek amacıyla bu kişileri kamplarda veya buna benzer diğer yerleşim noktalarında barınmaya zorlamaktadır. Ancak bu gibi gözetim yöntemlerinin yaygınlaştırılması ve genelleştirilmesi mülteci ve sığınmacıların hak ve özgürlüklerine halel getirebilir. Buna benzer uygulamaların, tehlike arz eden kişiler bakımından uygulanması ve ifade özgürlüğü ve dolaşım serbestisi gibi hakların özüne dokunmadan gerçekleştirilmesi yerinde olacaktır.

Belgede akdeniz üniversitesi (sayfa 73-76)