• Sonuç bulunamadı

Deforme kanat virüsü (DWV)

2. KAYNAK TARAMASI

2.7. Bal Arısında Viral Hastalıklar ve Bulaş Yolları

2.7.1. Deforme kanat virüsü (DWV)

Koloni kayıplarında büyük rol oynayan virüslerden biri Deforme kanat virüsü (DWV) Iflaviridae cinsine ait pozitif iplikçikli RNA virüsüdür (Lanzi vd. 2006) ve genellikle, bal arılarında gizli enfeksiyonlara neden olmaktadır (Yue vd. 2007). Fakat yine de akar virüsünün patogenezindeki rolü hala tam olarak anlaşılamamıştır ve virüs ile 'kanat deformitesi semptomu arasında doğrudan bir nedensel bağlantı kurulmamıştır.

Son zamanlarda, DWV enfeksiyonlarının dronlar ve kraliçeler vasıtasıyla dikey olarak iletilebileceği ve bu iletim yolunun gizli enfeksiyonlara (görünür semptomların yokluğunda virüs varlığı) neden olduğu gösterilmiştir (de Miranda ve Genersch 2010).

DWV kolonilerdeki bireyler arasında dışkı, tükrük bezleri salgıları ile yatay olarak, dronlardan kraliçelere çiftleşme sırasında ve enfekte kraliçlerden yavrularına dikey olarak da iletilebilmektedir (Chen ve Siede 2007). Ayrıca DWV'nin, açık bir hastalık semptomuna neden olmadan DWV içeren larva gıdalarının alımı yoluyla larvalara yatay olarak iletilebileceğine dair kanıtlar da bulunmuştur (Gisder vd. 2009;

Yue ve Genersch 2005).

2008 yılında Miranda ve Fries, DWV içermeyen bakire kraliçelerde enfekte spermlerle yapılan suni dölleme vasıtasıyla DWV'nin cinsel yolla bulaşan iletimini göstermiştir (Miranda ve Fries 2008). Ayrıca DWV genomik sekansları sadece spermatekada değil, aynı zamanda yumurtalıklarda da tespit edilmiş ve bu sonuçlar, suni dölleme ile DWV cinsel yolla bulaşma varlığını da ortaya koymuştur (Tantillo vd.

2015).

DWV'nin klinik bulguları; kanat deformasyonu, kısalmış karın, gövde büyüklüğü, canlılığın azalması gibi yetişkin arı deformitelerini içermektedir (Bowen- Walker vd. 1999; Martin 2001). Akar aynı zamanda, arıdaki bağışıklık sistemindeki genlerin ekspresyonunu baskı altına alarak arıdaki viral titrelerin artmasını sağlamakta ve arıların bağışıklık sistemini zayıflatmaktadır, bu durum işçi arıların hayatta kalma oranını ve onların koloniye uyumunu azaltmaktadır (Yang ve Cox-Foster 2007).

Yakın geçmişte gözlemlenen bal arısı koloni kayıpları, özellikle kış aylarında, hem ektoparasitik akar varroa hem de Pikornavirüs benzeri virüs olan DWV ile ilişkilendirilmiştir (Wu vd. 2017). Bununla birlikte, DWV’nin konukçuya bağlanması veya giriş mekanizmaları hakkında çok az şey bilindiği kabul edilmektedir (Organtini vd. 2017).

Kolonide V. destructor olmadığında DWV enfeksiyonun görünür semptomlara neden olmadığı veya konukçusuyla bir belirgin etki yaratmadığı (De Miranda ve Genersch 2010) ancak ektoparasitik akar Varroa destructor tarafından iletildiğinde, morfolojik deformite hatta ölüme yol açarak arılar üzerinde yıkıcı etkilere neden olduğu bildirilmektedir (Gisder vd. 2009).

DWV'nin bal arısına iletilmesi, kontamine polen tüketimi yoluyla ve yetişkin arılar arasında doğrudan irtibat yoluyla yatay olarak gerçekleşebildiği gibi virüs tarafından enfekte olmuş erkek arı (drone) bir kraliçeyi döllediği zamanda görülebilmektedir. Ayrıca DWV enfekteli yumurta yumurtlayan bir kraliçe tarafından da dikey olarak iletilebilir (Organtini vd. 2017).

Bu konu hakkında sıkça yapılan çalışmalardan biri olan ve bal arısında virüslerin dikey olarak geçebildiğini gösteren ilk çalışma olduğunu belirten Chen vd. (2006), toplamda altı virüs üzerinde gözlemledikleri virüs iletimini kraliçelerin dışkı ve dokularındaki virüslerin varlığını inceleyerek değerlendirmişler ve kafa dokusu haricinde, beş dokunun yanı sıra kraliçenin dışkılarını da virüs enfeksiyonları için pozitif bulduklarını belirtmişlerdir.

Ayrıca bal arılarının kafalara DWV enfeksiyonu enjekte edilerek yapılan bir çalışmada bu virüsün bal arılarında öğrenme eksikliklerine neden olduğu (Iqbal ve Mueller 2007) tarafından bildirilmiştir. Bu çalışmada, foretik akarların, arıların hemollemfi ile beslenirken DWV'yi yetişkin arılara yatay olarak iletebildiğini ve bu iletimin muhtemelen beyni ve sinir sistemini (Shah vd. 2009) etkilediğini belirtmişlerdir.

DWV’nin, her ne kadar bal arısı virüsü olarak ismi geçse de, ülkemizde Sarıca olarak bilinen, Avrupa Eşek Arısı (Vespa crabro L.) ile yapılan bir çalışmada (Forzan vd. 2017) Avrupa Eşek Arısı’nın (Sarıca arısı) kraliçelerinin de DWV ile enfekte olduğunu gösterilmiştir. Bu çalışmada semptom gösteren ve göstermeyen eşekarısının karın ve gögüs bölgesinin RT-PCR tetkikiyle pozitif olduğu ve aktif replikasyona işaret ettiği bildirilmiştir. Bu bulgunun sadece Avrupa Bal Arısını (Apoidea) değil, aynı zamanda virüslü bal arılarının eşekarısı tarafından yutulması ile olası bir bulaş yolunu doğruladıklarını ve bu çalışmanın eşekarısında DWV'nin saptanmasına ilişkin ilk raporunun olduğunu belirtmişlerdir.

Buna ek olarak (Zanni vd. 2017) Kuzey yarımkürede bildirilen bal arısı kolonilerinin (Apis mellifera L.) yıllık kayıplarının tarım ve biyoçeşitlilik için küresel

bir problemi temsil ettiğini belirterek parazit akar Varroa destructor’ın, Deforme Kanat Virüsü (DWV) ile birlikte bu fenomende anahtar rol oynamakta olduğunu, ancak altta yatan mekanizmaların halen belirsizliğini koruduğunu belirtmişlerdir. Bu mekanizmaları aydınlatmak için, laboratuar ve tarla koşullarında, enfekte edilmemiş ve akar bulaştırılmış arıların gen ekspresyon profilini analiz ederek, çeşitli koşullarda parazitleşmenin bal arısının transkriptomuna (organizmadaki genler bütünü) etkilerini incelemişlerdir. Çalışmalarının sonucunda parazitleşmenin yüksek viral yüklerle anlamlı derecede korelasyon içinde olduğunu ve akar istilasına maruz bırakılan arıların, stres tepkisi, bağışıklık, sinir sistemi fonksiyonu, metabolizma ve davranışsal olgunlaşma ile ilişkili genlerin değişen bir ifadesini sergilediklerini bildirmektedirler.

2.7.2. Torba Çürüklüğü/Tulumsu Yavru Çürüklüğü Virüsü (SBV)

Tulumsu yavru çürüklüğü /Sacbrood virüsü (SBV) ve Deforme Kanat Virüsü (DWV), evrimsel olarak pozitif iplikçikli RNA virüsleri, Iflavirus grubunun üyeleridir.

Her ikisi de Apis mellifera L. ile arıcılık yapanların büyük bir sorunudur. Arazide SBV ile enfekte olan larva dönemindeki arılar genellikle larval gelişimini durduran, larva ölümüne neden olan virüsü yüksek seviyede biriktirme semptomları göstermektedir (Ryabov vd. 2016).

Tulumsu Yavru Çürüklüğü (Sacbrood) virüsü (SBV) Avrupa bal arıları Apis mellifera L. 'de yaygın olarak bulunur. SBV, en yaygın arı virüsü olup dünya çapındaki hemen hemen tüm kolonilerde tespit edilmiştir. Asıl enfeksiyon larva üzerinde meydana gelse de yetişkin arıları da etkilemektedir (Choe vd. 2012). Asya bal arılarında (A.

cerana) farklı bir SBV türü olan AcSBV pupa oluşumundan önce larvanın ölümüne neden olmakta ve çoğunlukla kolonileri boşaltarak çöküşe yol açmaktadır (Huang vd.

2017).

Tulumsu Yavru Çürüklüğü hastalığı ilk defa 1913 yılında tanımlanmış ve 1917 yılında virüs enfeksiyonu olarak bilinmiş olsa da (White 1917) bu enfeksiyona sebep olan SBV etmeni 1964’e kadar tanımlanamamıştır (Bailey vd. 1964).

Tulumsu Yavru Çürüklüğü (SBV) Çin bal arısına bulaştığında ise Çin sacbrood virüsü (CSBV) olarak adlandırılmıştır. CSBV ilk kez 1972'de Guangdong Çin'de tanımlanmış ve 2008 yılında Liaoning China'da bireysel arılarda ölümcül hastalıklara neden olmasıyla ve tüm kolonilerin çökmesine sebebiyet vermesiyle yeniden ilan edilmiştir (Mingxiao vd. 2011). Çin Sacbrood virüsü (CSBV) hem Avrupa bal arısı (Apis mellifera) hem de Asya bal arısı (A. cerana) 'yi enfekte eden pozitif iplikçikli bir RNAvirüsdür. Bununla birlikte, CSBV, Asya bal arılarında Avrupa bal arılarından çok daha yıkıcı etkilere sahiptir ve A. cerana'ya dayanan tarım ve doğal ekosistemler için ciddi bir tehdit oluşturmaktadır (Shan vd. 2017).

Tulumsu Yavru Çürüklüğü hastalığı genellikle, koloninin en hızlı şekilde büyüdüğü ve kolonide larva ve genç erişkinlerin çok fazla olduğu ilkbahar döneminde ortaya çıkmaktadır (Bailey 1969).

Enfekte olmuş kolonide hastalık, ölen larvanın hücrede kalmış atığını temizlemek için larvaları yiyen işçi arılara bulaşmasıyla başlar (Bailey 1969) ve enfekte olan işçi arılar diğer yavruları beslerken ağız salgıları ile virüsü yavrulara bulaştırırlar.

Enfekte olmuş larvanın rengi beyazdan soluk sarıya dönüşür ve ölümünden sonra çabucak kuruyarak koyu kahverengi gondol şeklini almaktadır (Bailey 1975). Hastalık,

yavrunun deri değişimi sırasında gerçekleştiğinden deri değişemez ve iki deri arasında sıvı birikmesi olup tulumsu bir şekil alır. SBV ayrıca yetişkin arıyı enfekte edebilir ve enfekte işçilerin ömrünü kısaltır (Bailey 1976). Bununla birlikte, yetişkin bal arısı enfekte olduğunda, açık bir fiziksel bulgu göstermez (Bailey 1975; Berényi vd. 2006).

Çin sacbrood virüsünün (CSBV) çapı 26-30 nm olup, zarflanmamış, yuvarlak ve görünüm bakımından özelliksizdir ve küçük RNA virüsü ailesine, Picornaviridae'ye aittir. Virüs genomu + ssRNA'dır ve kapsidinde (Qinfen vd. 2002) dört tane yapısal protein (30.5, 31.5, 37.8 kDa ve 44.2 kDa) bulunur, ancak SBV hakkında üç yapısal protein (25, 28 ve 31.5 kDa) bildirilmiştir. (Ghosh vd. 1999). SBV, tamamen sekanslanmış ve genomik RNA'sı tipik memeli pikornavirüslerinden (yaklaşık 7,500 nt) daha uzun 8,832 nükleotid olan ve 2.858 amino poli proteini kodlayan tek, büyük bir açık okuma çerçevesi içeren ilk arı virüsüdür (Mingxiao vd. 2011).

2.7.3. Kronik Arı Felç Virüsü (CBPV)

Kronik Arı Felci Virüsü yetişkin arı felcinin bir etmenidir ve işçi arılarının kayıplarına neden olur (Bailey vd. 1963; Allen ve Ball 1996). CBPV pozitif tek iplikli RNA virüsü olarak kabul edilmesine rağmen, herhangi bir ailede sınıflandırılmamıştır.

Virüs parçacıklarının morfolojisi ve RNA genomunun yapısal düzenlenmesi diğer bal arısı RNA virüslerine kıyasla belirgin profillerdir (Olivier vd. 2008). CBPV ilk kez 1963 yılında tanımlanmış ve iki farklı önemli hastalık belirtisi indüklemiştir (Bailey vd.

1963).

Kronik Arı Felci Virüsü, izole edilmek istenen ilk bal arısı virüslerinden biridir.

Bal arısı virüsleri arasında farklı bir parçacık boyutuna ve genom kompozisyonuna sahip olması bakımından benzersiz olmakla birlikte enfeksiyondan kaynaklanan hem gözlemlenebilen davranış hem de fizyolojik değişikliğe sahip olan tek bal arısı virüsü olarak nitelendirilmiştir.

Hastalığın belirtileri yetişkin arılarda iki semptom grubundan birinde görülür (Genersch ve Aubert 2010). Tip 1 semptomlarında, yetişkin arıların uçamayarak, kanatları ve vücutları titrek hareketler gösterir, çoğunlukla birlikte kümelenirler.

Arılarda ayrıca dizanteri oluşturan şişmiş bir karın olabilir ve belirtiler gösterdikten birkaç gün içinde ölürler ( Moore vd. 2015).

Tip 2 belirtileri, uçabilen yağlı, tüysüz siyah yetişkin arılardır, ancak birkaç gün içinde uçuşa elverişsiz olurlar ve titreyerek ölürler. Bu sendromların her ikisi de aynı koloni içerisinde oluşabilir. Çoğunlukla koloni (Ribiere vd. 2010) hızlı bir şekilde yetişkin işçilerini kaybederek çöküşe doğru ilerler (Bailey ve Ball 1991). Ancak bu belirtiler benzerdir ve sıklıkla Nosema apis, koloni çöküş bozukluğu (CCD), trakeal akarlar, kimyasal toksisite ve diğer virüsleri içeren diğer bal arısı hastalıklarıyla karıştırılmaktadır (Moore vd. 2015) .

Yetişkin bir arının kütikülü üzerindeki kırık tüylerden küçük kesikler ve enfekte erişkin arılarla doğrudan temas, virüsü açık gözenekler yoluyla yayar; Bu hızla meydana gelir ve yetişkin arılara enfekte olursa, koloni ölümü ile sonuçlanan bir salgın ortaya çıkar. Bir koloni içinde enfekte arılardan alınan dışkı da hastalığı yayabilir, ve olası diğer varroa iletimi de dahil olmak üzere, diğer iletim yolları da yaymakta rol oynar.

Virüs yılın herhangi bir zamanında bir salgın olarak ortaya çıkabilmektedir.

İlkbahar ve yaz virüsün ölüm nedeni olarak en sık görülen mevsimdir ancak belirgin

semptomlar göstermeksizin koloni yıl boyunca devam edebilmektedir (Miranda vd.

2012).

Kronik Arı Felci Virüsü bir RNA genomuna sahiptir ancak pikornaya benzemez. Bunun yerine, bu virüs olağandışı elipsoid bir yapıya ve 5 molekül RNA bulundurmaktadır (Bailey 1976).

CBPV, tek sarmallı bir RNA virüsüdür. Genomu RNA1 ve RNA2 olmak üzere iki büyük RNA'dan oluşur (Overton vd. 1982). CBPV'nin yapısal proteinlerinin RNA2'de bulunan ORF2 ve ORF3 tarafından kodlandığı önerilmiştir (Olivier vd. 2008).

CBPV virionlarının RNA2'nin ORF2 ve ORF3'ü tarafından kodlanan iki protein içerdiğini (Gisder ve Genersch 2015) bildirmişlerdir.

2.7.4. Akut Arı Felç Virüsü (ABPV)

Akut Arı Felci Virüsü, CBPV ilk izole edildiğinde yanlışlıkla keşfedilen bir virüs olmuştur (Bailey 1963). CBPV'den farklı olarak, ABPV virüsü doğrudan varroa istila ile ilgilidir fakat CBPV’ye benzer semptomları da vardır. APBV, semptom göstermeyen enfekte erişkin arılardan, larval jölede (arı sütü) gelişmekte olan larvalara veya varroa akarları tarafından larvalara ve pupalara gönderilmektedir (Moore vd. 2015) ve oral yolla erişkinlerden arılara bulaştırıldığında tipik olarak gizli enfeksiyonlara neden olmaktadırlar.

ABPV, beslenme yoluyla ölüme neden olan yaklaşık bir milyar viral parçacık almaktadır ancak varroa tarafından vektörlendiğinde ve gelişmekte olan arının hemollemasına doğrudan enjekte edildiğinde, yalnızca 100 virüs parçacığı ölmeye yeterli olmaktadır (Genersch ve Aubert 2010). Varroa akarının beslenme periyodu ne kadar uzun olursa, iletim hızı da o kadar yüksek olmakta (Genersch ve Aubert 2010) ve ABPV ile enfekte olan pupa, o dönemi atlatamadan ölmektedir. Gelişmekte olan arılardaki virüs ise bir koloninin çöküşe doğru gitmesine neden olmakta, ABPV salgınıyla enfekte olmuş koloni aynı sezonda ölmektedir (Sumpter ve Martin 2004).

Akut Arı Felç Virüsü’nün İnkübasyon süresi çok zaman almamakta, felcin gelişimi ve belirtilerinin ortaya çıkması 3-4 gün sürmekte ve ortaya çıktıktan 1-2 gün içersinde de bireyler ölmektedirler. Yetişkin arılar ve larvalar üzerinde etkili olan bu virüs daha çok yaz aylarında görülür. Kurak havalarda hastalığın şiddeti artar. Arıların kanatları açık, sarkık ve titrer vaziyettedir ve uçma yetenekleri kaybolmuştur. Kümeler halinde, arılık önünde, toprakta sürünürler. Kovandaki arılar ise, yavrulu çerçevelerin üst kısmında toplanmaktadırlar.

Kanatlarda ve vücutta felç olarak tanımlanan titremeler görülmekte, midedeki bal dolu sıvı dışarı atılmadığı için abdomen şişkinleşmektedir. Ayrıca vücutlarının tüysüz, parlak ve yağlı bir görünümde olması da Kronik Arı Felcine benzer nitelikteki semptomlarıdır. Bütün arı hastalıklarında olduğu gibi bulaşmanın besin alışverişi ile meydana geldiği sanılmaktadır.

ABPV’nin tek-iplikcik RNAsı poly (A) kuyruğu hariç 9470 nükleotid içerir. İki kodlama bölgesi bulunur (ORF1 ve ORF2) ve 5’ ORF1 sekansı 605-6325 ve 3’ORF2 sekansı ise 6059-9253 arasındadır. ORF1 sekansı polimeraz, helikaz ve proteaz kodlaması yaparken ORF2 35, 33 ve 24 kDa büyüklüğünde kapsid proteinleri kodlar.

ABPV sekansı ile Drosophila C virüs, Plautia stali, Rhopalosiphum virüs ve Himetobi P virüs arasında yüksek benzerlik olup bunlar pikorna benzeri insekt enfeksiyonu yapan RNA virüsleri olarak tanımlanmaktadır (Govan vd. 2000).

2.7.5. İsrail Akut Felç Virüsü (IAPV)

Bal arısı mortalitesi, yakın zamanda, koloni çökme bozukluğu (CCD) olarak bilinen yeni bir sendrom için önerilen etiyolojik bir etmen olan İsrail Akut Felç Virüsü (IAPV) ile ilişkilendirilmiştir. Bu virüsle bulaşık arıların belirtileri kanat titremesi sonrasında felç ve kovanın dışında ölümle son bulmaktadır (Reynaldi vd. 2011).

ABD'de sağlıklı ve CCD’den etkilenen koloniler arasında yapılan bir araştırmada (Foster vd. 2007), CCD’den etkilenmiş koloniler ile 2004 yılında ilk kez tanımlanan RNA virüsü olan İsrail Akut Felci Virüsü arasında önemli bir ilişki bulunmuştur (Maori vd. 2007).

İsrail Akut Felç Virüsü, KBV ve ABPV ile yakın ilişkili görülse de IAPV’nin genetik ve serolojik olarak farklıklarının bulunduğu bildirilmiştir (Maori vd. 2007). Son yıllarda ABD’de meydana gelen büyük koloni kayıpları ile yakından ilişkili olduğu düşünülen ve bu yönde araştırılan çalışmalarda ani sönme gelişen kolonilerin büyük çoğunluğunda IAPV tespit edilmiştir (Cox-Foster vd. 2007).

Genetik yapısından dolayı Dicistroviridae ailesinin yeni bir üyesi olarak karakterize edilen IAPV’nin genomik RNA büyüklüğü 9487 nükleotid 2 ORF bölgesine sahiptir (Maori vd. 2007). Bir ORF kodlama bölgesi sahip ve bir protein sentezi olan Picornaviridae ailesine benzemeyen özelliği 2 ORF bölgesine sahip olmasıdır (Palacios vd. 2008).

Chen vd. (2014)’te yaptıkları çalışmalarında arı kolonileri hiçbir klinik enfeksiyon bulgusu göstermese de, IAPV’nin yaygın olarak bulunduğunu ve IAPV- pozitif PCR sinyali, yumurta, larva, pupa, yetişkin işçiler, dronlar ve kraliçelerde ve arılar üzerinde beslenen V. destructor'da da tespit ettiklerini bildirmişlerdir.

Fransa’da tespit edilen ilk IAPV’ yi bildirdiklerini belirten Blanchard vd. (2008) şiddetli kayıp ve ölüm oranı gösteren Fransa’da ki arılıktan arıları toplayarak İsrail Akut Felç Virüsü (IAPV) varlığı açısından RT-PCR ile taradıklarını ve iki farklı coğrafi bölgede bulunan 35 çalışma yapılan arılıktan 5i pozitif belirlenmiştir.

Bal arısı ölümleri son yıllarda Arjantinli arıcılar arasında da ciddi bir problem haline gelmiştir. Bu nedenle Reynaldi vd. (2011)‘de Arjantin'deki birkaç ilden alınan örneklerde IAPV'yi tespit etmek için bir çalışma gerçekleştirerek ters transkripsiyon Polimeraz Zincir Reaksiyonu ile çalışmalarını gerçekleştirmişlerdir. Çalışma neticesinde Arjantin'in asemptomatik kovanlarında IAPV görülme sıklığının yüksek olduğunu bildirmişlerdir.

2.8. Varroa destructor

Örümcek (Araneae), arı biti (Braula coeca Nitzsch), eşek arısı (Vespa crabro L.), büyük balmumu güvesi (Galleria mellonella L.), kulağakaçan (Forficula auricularia L.), arı kuşu (Merops apiaster L.), gümüş böceği (Lepismatidae) gibi birçok bal arısı zararlısının yanında Varroa destructor’da bulunmaktadır (Lermi 2010). Fakat Varroa destructor diğer bal arısı zararlılarından daha baskın bir şekilde ‘arıcılık endüstrisini tehdit eden en ciddi zararlı’ olarak anılmaktadır (Jiang vd. 2016). Bu küçük

akarın ününe yakışır bir şekilde aldığı ‘yıkıcı’ (destructor) ünvanı da bunu belirtir niteliktedir.

Varroa destructor, bal arısı (Apis mellifera L.) 'nin ektoparasitik bir akarıdır (Pritchard 2016). Asya anakarasına ait olan ve sadece Apis cinsi bal arılarında üreyen küçük akar grubundan biri olan varroa, dünyada hemen hemen her ülkeye hızlı bir biçimde yayılmıştır. Bal arısı kolonileri üzerinde büyük zararlara neden olan bu akar, bal arılarında (Apis mellifera L.) ilk kez görülmesinden günümüze kadar (Morse ve Laigo 1969) halen araştırılmaktadır.

Varroa destructor orijinalde Doğu Bal Arısı Apis cerana ile sınırlı bir parazitken, geçen yüzyılın ilk yarısında yeni ev sahibi Apis mellifera'ya geçtikten sonra, dünyadaki diğer ülkelere dağılmış ve günümüzde arıcılık için baş tehdit olarak görülmeye başlanmıştır. Varroozun neden olduğu hasar Avrupa'da ve ABD'de periyodik koloni kayıpları için önemli bir itici güç olarak düşünülmekte ve bu ülkelerde düzenli varroa tedavilerini zorunlu kılmaktadır. Dolayısıyla varroa araştırması, sadece konukçu- parazit ilişkisi ile değil, aynı zamanda arıcılık için sürdürülebilir çözümler bulmakla da yükümlü hale gelmiştir (Peter Rosenkranz vd. 2010).

Apis mellifera'ya V. destructor'un bulaşmasının arıcılar aracılığıyla olduğu yaygın olarak kabul gören bir gerçektir. V. destructor ve A. mellifera birlikte gelişmediğinden parazit /konukçu ilişkisinin olgunlaşmadığı dolayısıyla A. mellifera'nın varroaya karşı savunmasının yetersiz kaldığı tahmin edilmektedir. V. destructor, Apis mellifera'da hem işçi hem de erkek arıda (drone) kuluçka üretirken, doğal konakçısında sadece erkek arı sürüsünde çoğalmaktadır (Anderson ve Trueman 2000). Bu önemlidir çünkü işçi arıların kuluçka hücresi erkek arı (drone) kuluçka gözünden çok daha fazla olmaktadır.

Varroa akarının neden olduğu ciddi sorunlardan biri de, bal arılarında ölümcül hastalıklara neden olan virüslerin bulaşmasına aracılık etmesidir. Bal arılarında bulunan virüslerin 50 yıldır bilim adamları tarafından bilinmesine rağmen varroanın yaygın bir sorun haline gelmesiyle (1980'li yıllara kadar) genellikle zararsız sayılan virüsler de başlıca sorun olarak ele alınmıştır (Moore vd. 2015).

O zamandan bu yana, yaklaşık yirmi bal arısı virüsü keşfedilmiş ve bunların çoğunluğu, fiziksel ve / veya biyolojik vektör olarak davranan Varroa akarları ile ilişkilendirilmiştir (Kevan vd. 2006).

V. destructor, hemen hemen tüm dünyaya kısa sürede yayılmıştır ve Avustralya dışında herhangi bir yerde varroa içermeyen bir bal arısı kolonisi bulmak artık zor görünmektedir. Periyodik tedavi olmadan, ılıman iklim koşullarındaki bal arısı kolonilerinin çoğu 2-3 yıllık bir süre içinde çökmekte ve sürekli uygulanan tedaviler, arıcılık maliyetlerini ve arı ürünlerinin kimyasal kalıntı riskini arttırmaktadır (Anderson ve Trueman 2000).

Varroa destructor, Avrupa'daki arıcılık ve bal arısı kolonilerinin sayısındaki azalışta önemli bir faktör olarak görülmektedir. Doğal polinatörlerin dünya çapında azalması ile birlikte, varroa akarı, gelecekteki tozlaşma olaylarındaki olumsuzluğu daha da arttırabileceği görülmektedir (De la Rua vd. 2009). Bu nedenle varroa araştırmaları, arıcılık, böcek patolojisi ve akaroloji alanlarında çalışan tüm bilim adamları için bir mücadeledir.

Ongus vd. (2004)’de yaptığı çalışmada, Varroa destructor’da virüsün üreyebilme durumu araştırılmış ve varroa akarından virüslerin bulaşabildiğini kanıtlanmıştır, önceden de varlığı bilinen fakat önemsenmeyen virüsler varroa zararlısı yüzünden hemen hemen tüm ülkelerde sorun olarak bildirildiği belirtilmiştir.

Koyu-kızıl kahverengi renkte olan dişi yetişkin varrolar 1,1-1,2 mm uzunluğa sahip ve 1.6-1.7 mm genişliğindedir. Dişi varroalardan daha küçük gri-beyaz sarımtrak renkte olan erkek varroalar 0,8-0,9 mm uzunluğunda ve 1-11 mm kadar genişliğindedirler. (Kaftanoğlu vd. 1992). Dişi varroalar; yetişkin bal arısı üzerinde, pupa veya larva üzerinde görülebilmekteyken erkek varroaları sadece petek gözler içinde görülmektedir. Bunun nedeni erkek varroaların hücre içerisinde dişilerle çiftleştikten sonra ölmeleridir (Akyol ve Korkmaz 2005).

Dişi varroalar delici-emici ağız yapısında olup, ağız tarafında eğri uçlu ve keskin bir çift kıskaç bulunur. Her kıskaç ileri geri hareket edebilmekte ve ön kısımda bulunan iğneler aracılığıyla arının segmentleri arasında kolaylıkla tutunabilmektedirler (Akyol vd. 1997). Kıskaçlarınn iki yanlarında bulunan çift hareketli ağız kenarları vardır ve bunlar kütiküla tabakasının delinmesini sağlamakta ve açılan delikten yetişkin arının hemolenfini emmekte kullanmaktadırlar.

Dişi varroa, genellikle yetişkin arı üzerinde bir hafta kadar kalarak onun kanı ile beslendikten sonra ergin arıyı terk eder ve hücre kapanmadan hemen önce (5. İnstar) (Boot vd. 1992) kapanma durumunda olan larvalı bir petek gözüne girer, orada larva kanını emerek beslenir, yumurtlar ve çiftleşirler. (Anderson ve Trueman 2000). Dişi petek gözlerine oranla, erkek petek gözlerinde yaklaşık 8-10 kat fazla sayıda varroa bulunur (Fuchs 1990). Bunun sebebi ise erkek arı hemolenflerinde varroanın üreyebilmesi için gereken juvenil hormonunun dişi arılardaki juvenil hormonuna göre fazla miktarda bulunmasındandır.

Ağız yapısı yetişkin arının hemolenfini emmeye uygun olmayan erkek varroalar, sadece spermlerini dişi varroaya aktaracak şekilde gelişmişlerdir, bu yüzden beslenemeyen erkek varroalar petek göz içerisinde çiftlestikten kısa bir süre sonra ölürler (Tutkun ve İnci 1992).

Eğer bir kolonide varroa yoğunluğu fazla değilse o kolonide varroa uzun süre kendini belli etmeden yaşayabilmektedir. Çünkü varroa, bal arısının vücudundaki toraks ve abdomen segmentleri arasına girerek arı hemolenfiyle beslenirken, arıdan başka bir arıya ya da arıdan petek gözüne veyahut petek gözünden arı üzerine yerleşerek kovan içinde istediği gibi hareket edebilmekte ve belirti göstermeden uzun süre gizlenebilmektedirler ve bu şekilde parazit yoğunluğu artmadan yaşamlarını idame ettirebilmektedirler. Fakat çok az sayıda varroa bir yetişkin arı üzerinde görülse dahi koloni içerisindeki nüfus yoğunluğu çok hızlı bir şekilde artabilmektedir (Kaftanoğlu vd. 1992).

Bal arısının paraziti olan varroalar tıpkı bal arılarında olduğu gibi döllenmesiz yumurtadan erkek, döllenen yumurtadan ise dişi varroa üremektedir. Kapanacak larva gözüne giren dişi varroa hücre gözünün kapanmasından yetmiş saat sonra (Ifantidis 1983) ana akar (dişi varroa) yumurta bırakmaya başlar ve beş ila altı yumurta 30 saat aralıklarla atılabilir (Ifantidis 1983; Martin 1994 ). İlk yumurta haploiddir ve bir erkek akar halinde gelişirken, sonraki yumurta diploiddir ve dişi akara dönüşür (Rehm ve Ritter 1989; Martin 1994). Böylece 6,5-7 günde ergin duruma gelen erkek varroalar 5-6