• Sonuç bulunamadı

Bankacılık Piyasası Ağırlıklı Zaman Serisi Çalışmaları

Belgede PDF MURAT BELKE TEZ - Akdeniz (sayfa 87-101)

2. FİNANSAL GELİŞME ve EKONOMİK BÜYÜME: UYGULAMALI LİTERATÜR

2.2. Zaman Serisi Çalışmaları

2.2.1. Bankacılık Piyasası Ağırlıklı Zaman Serisi Çalışmaları

ilerleme ile birlikte yurt içi krediler anlamsız hale gelirken, ekonomik büyümeye katkıda eğitim, reel sermaye birikimi ve tahvil piyasaları ile birlikte en önemli faktörlerden biri haline gelmektedir. Gelişmiş ülkelerde, hiçbir finansal gelişme göstergesi büyüme sürecinde anlamlı bir rol oynamazken, emek, reel sermaye birikimi ve eğitim ile birlikte anlamlı hale gelmektedir (Fink vd., 2004, s.3–23).

fazla işlem, nakit dışı biçiminde yapılmaktadır. Finansal gelişmenin ikinci ölçüsü, parasallaşma göstergesi olarak sayılan geniş tanımlı para arzının nominal GSMH’ya (ya da GSYİH) oranıdır. Parasallaşma göstergesi, büyüyen ekonomilerde reel sektörün reel büyüklüğünü göstermektedir. Eğer zaman içinde finansal sektör reel sektörden daha hızlı (daha yavaş) büyürse oran artacaktır (azalacaktır). Nakit oranı ve parasallaşma göstergesi gibi iki alternatif finansal gelişme göstergesinin kullanıldığı nedensellik testi sonuçları, az gelişmiş ülkelerde arz-öncü nedensellik şeklinin talep-izleyici nedensellik şeklinden daha fazla sıklıkta görüldüğünü göstermektedir. Geçici nedensellik şeklinde ise, Schumpeter hipotezine yönelik karışık sonuçlar bulunmaktadır. Nakit oranı, finansal gelişme göstergesi olarak kullanılırsa, ekonomik gelişme sürecinde arz-öncü ve daha sonra talep-izleyici nedensellik şeklinin verilerle az çok desteklendiği görülmektedir. Böylece, hangi nedensellik anlayışı kullanılırsa kullanılsın, az gelişmiş ülkeler finansal gelişmeden ekonomik büyümeye doğru hareket eden nedensellik yönü ile nitelendirilirken, gelişmiş ülkeler ters yönlü nedensellik ilişkisi ile nitelendirilmektedir. Diğer yandan, parasallaşma göstergesi nedensellik yönü ile ilgili olarak gelişmiş ülkeleri az gelişmiş ülkelerden ayırmamaktadır. Az gelişmiş ülkelerde, GSMH (ya da GSYİH)’nın ortalama büyüme oranından daha yüksek büyüme oranına sahip olan ülkelerde, finansal gelişme göstergesi olarak nakit oranı kullanıldığı zaman, arz öncü olguyla daha güçlü bir şekilde ilişkili olmaktadır. Parasallaşma göstergesi kullanıldığı durumda, az gelişmiş ülkeler arasında ters yönlü nedensellik biçimi görülmesine rağmen, tüm sonuçlar Schumpeter hipotezi için az çok destek sağlamaktadır (Jung, 1986, s.333–344).

Thornton (1994, s.41–50), 9 Asya ülkesinde, finansal derinleşmenin uzun dönem ekonomik büyümeye etkisini, eşbütünleşme ve nedensellik testini kullanarak incelemiştir.

Dokuz ülkenin sadece üçünde finansal derinleşmeden ekonomik büyümeye pozitif tek yönlü nedenselliğe rastlanmaktadır. Granger nedensellik testi sonuçları, finansal derinleşmenin kısa dönemde ekonomik büyümeyi çok fazla farklılaştırmadığını ortaya koymaktadır.

Murinde ve Eng (1994, s.391–404), Singapur’daki finansal gelişme ve ekonomik büyüme arasındaki ilişkiyi, arz-öncü ve talep-izleyici finans bağlamında, eşbütünleşme ve Granger nedensellik testini kullanarak uygulamalı olarak incelemektedir. Sonuçlar, dar tanımlı parasal büyüklüklerin ve bazı parasallaşma göstergelerinin kullanıldığı durumda, Singapur için güçlü bir şekilde arz-öncü hipotezi destekleyici niteliktedir.

Demetriades ve Hussein (1996), finansal gelişme ve reel GSYİH arasındaki nedenselliği, zaman serisi tekniklerini kullanarak test etmektedir. Çalışma, Türkiye’nin de aralarında

bulunduğu on altı ülkeye ait zaman serisi verileriyle, hem Engle-Granger iki adımlı süreci hem de Johansen en büyük olabilirlik yöntemine dayanan eşbütünleşme testlerini kullanmaktadır. Yazarlara göre eşbütünleşme testlerini kullanmanın sağladığı avantaj, finansal ve ekonomik gelişme arasındaki kararlı uzun dönem ilişkilerinin varlığına kanıt sağlamaktadır. Finansal gelişme ölçüsü olarak iki kukla değişken kullanılmaktadır. Geniş tanımlı para arzından dolaşımdaki paranın çıkarılması gerektiğini savunan yazarların kullandığı ilk finansal gelişme ölçüsü, banka mevduat yükümlülüklerinin nominal GSYİH’ya oranıdır. İkinci gösterge ise, özel sektöre verilen bankacılık kredilerinin nominal GSYİH’ya oranına eşittir. Engle-Granger test sonuçlarına göre, beş ülkede (Honduras, Güney Afrika, Sri Lanka, Türkiye ve Venezuela) finansal göstergelerin en azından bir tanesi, kişi başına reel GSYİH ile eşbütünleşme göstermektedir. Bütüne bakıldığında, Engle-Granger sonuçları, ülkelerin birçoğunda eşbütünleşme belirlemede başarısızlığa uğramıştır. Johansen test sonuçlarına göre, örnek kütledeki 16 ülkenin 13’ünde finansal gelişmenin en azından bir göstergesi ile kişi başına reel GSYİH arasında kararlı ilişkiye yönelik kanıtlara ulaşılmıştır.

Kanıt, ilk finansal gelişme göstergesinde, bu göstergenin kişi başına reel GSYİH ile eşbütünleşme göstermesinde daha kuvvetlidir. Johansen analiz sonuçlarında, Pakistan, İspanya ve Sri Lanka için finansal gelişmenin herhangi bir göstergesi ile kişi başına reel GSYİH arasında eşbütünleşmeye dair hiçbir kanıt yoktur. İlginç olarak, Engle-Granger sonuçlarında da bu ülkelerin ikisi için hiçbir eşbütünleşmeye rastlanmamıştır. İkinci finansal gelişme göstergesini kullanan Engle-Granger vektör hata düzeltme modeli sonuçlarına göre, Güney Afrika ve Mauritius Adası için nedenselliğin yönü hakkında kanıt yoktur. Honduras ve Sri Lanka, finansal gelişmenin ekonomik büyümeye öncü olduğu hipotezini desteklerken, Türkiye üzerindeki sonuçlar, güçlü bir ters nedensellik göstermektedir. Johansen tipi vektör hata düzeltme modeline dayanan eşbütünleşme testinin sonuçları, Kostarika, El Salvador, Yunanistan, Guatemala, Portekiz ve Türkiye için ters nedensellik göstermektedir. Bu sonuçlar, Robinson’un finansın ekonomik büyümeyi takip ettiği görüşünü desteklemektedir.

Sonuçlar, ekonomik gelişme sürecinde finansal gelişmenin öncü sektör olduğuna çok az destek sağlamaktadır. Diğer yandan, birçok ülkede ekonomik büyümenin sistematik olarak finansal gelişmeye neden olduğuna dair kanıt bulmuşlardır. Ayrıca, kanıtların birçoğu finansal gelişme ve ekonomik büyüme arasındaki ilişkinin iki yönlü bir ilişki oluğunu göstermektedir.

Nedensellik testinden elde edilen sonuçlar ülke temellidir. Sonuçlara göre, ne finansın büyümenin öncüsü olduğu görüşü, ne de finansın büyümeyi takip ettiği görüşü hakkında genel bir kabul bulunmamaktadır (Demetriades ve Hussein, 1996, s.388–407).

Thornton (1996), 22 gelişmekte olan ülkede (Asya, Latin Amerika ve Karayip), finansal derinleşme ve ekonomik büyüme arasındaki ilişkiyi mevcut uygun verilerle test etmek için Granger nedenselliği kullanmışlardır. Finansal derinleşme, toplam banka mevduatlarının nominal GSYİH’ya oranı olarak ölçülmektedir. Dolaşımdaki para, bankacılık sistemince aracılığa konu olmadığı için tanım dışı bırakılmıştır. Sonuçlar, yirmi iki ülkenin sekizi için finansal derinleşme ve ekonomik büyümenin eş anlı olarak belirlendiğini ortaya koymaktadır, yani yokluk hipotezi her iki yönde de reddedilmektedir. Finansal derinleşmenin ekonomik büyümeyi arttırdığı %5 anlamlılık düzeyinde beş ülkede (Filipinler, Dominik Cumhuriyeti, El Salvador, Jamaika ve Malezya) ve ayrıca %10 anlamlılık düzeyinde iki ülkede (Nepal ve Tayland) desteklenmektedir. Bu durum, finansal derinleşmeden ekonomik büyümeye doğru tek yönlü nedenselliğin kanıtı olmaktadır. Yapısalcı görüş ise, yalnızca Meksika örneğinde desteklenmektedir, yani finansal derinleşmeden ekonomik büyümeye doğru negatif tek yönlü nedensellik ortaya çıkmaktadır. Ekonomik büyümeden finansal derinleşmeye doğru tek yönlü nedensellik dört ülkede (Myanmar, Peru, Uruguay ve Kore) %5 anlamlılık düzeyinde ve iki ülkede (Guatemala ve Paraguay) %10 anlamlılık düzeyinde ortaya çıkmaktadır. İki ülkede (Jamaika ve Venezuela), finansal derinleşme ve ekonomik büyüme arasında geri besleyici etkiler görülmektedir. Özet olarak, sonuçlar birçok durumda finansal derinleşmenin ekonomik büyümeyi çok farklılaştırmadığını ortaya koymaktadır. Yirmi iki gelişmekte olan ülkenin on dördünde, finansal derinleşmeden ekonomik büyümeye doğru tek yönlü nedenselliğin (pozitif ya da negatif) varlığına dair hiçbir kanıta rastlanmamıştır. Yazarlara göre bu durum, her iki değişkeni birlikte etkileyen ilave bir bağımsız faktörün tahminlerdeki yokluğunun ya da alternatif olarak finansal faktörlerin yalnızca ayrı bağımsız birim olarak önemli olabileceğini yansıtıyor olabilir (Thornton, 1996, s.244–245).

Türkiye’nin de aralarında bulunduğu 12 ülkede (ABD, İngiltere, Almanya, Japonya, Güney Kore, Fransa, Hindistan, İspanya, Yunanistan, Türkiye, Şili ve Meksika), 1949–1992 döneminde finansal gelişme ve ekonomik büyüme arasındaki uzun dönem ilişkisini inceleyen Arestis ve Demetriades (1996), kullanılan finansal gelişme ölçüsüne göre ülke temelli ilişkilerin değiştiği sonucuna ulaşmıştır. Johansen eşbütünleşme analizinin kullanıldığı çalışmadaki ilk finansal gelişme ölçüsü, geniş tanımlı para arzının (M2Y) GSYİH’ya oranıdır.

İkinci ölçü, M2’den bankacılık sektörü dışında tutulan nakitin çıkarılmasının GSYİH’ya oranı ve üçüncüsü, özel sektöre verilen kredilerin GSYİH’ya oranıdır (Arestis ve Demetriades, 1996, s.10–11). Ekonomik gelişme ölçütü ise, kişi başına reel GSYİH’dır. İlk finansal gelişme ölçüsünün kullanıldığı eşbütünleşme analizi sonuçlarına göre, Fransa, Almanya, İngiltere, İspanya, Türkiye ve Meksika’da eşbütünleşmenin olmaması hipotezi reddedilmektedir.

Alternatif finansal gelişme göstergeleri durumunda, eşbütünleşme olmaması hipotezi, Japonya, Güney Kore, Hindistan, Yunanistan, İspanya ve Şili durumunda reddedilmiştir. Özel sektöre verilen krediler ve GSYİH arasındaki eşbütünleşme, Şili hariç bütün durumlarda reddedilmektedir. Sonuçlar, finansal değişkenlerle reel kişi başına GSYİH arasında uzun dönemli kararlı ilişkinin varlığını göstermektedir. Johansen tipi hata düzeltme modelinde, iki ülkede (İlk ölçü kullanıldığı durumda İngiltere, ikinci ve üçüncü ölçülerin kullanıldığı durumda Japonya’da) finans büyümeye neden olmaktadır. Üç durumda, üçüncü finansal gelişme ölçüsünde Yunanistan, ikinci ölçüde İspanya ve Şili ve birinci ölçüde Fransa ve bunlara ilaveten üçüncü ölçüde Hindistan, Yunanistan, İspanya ve Türkiye’de finans büyümeyi takip etmektedir. Kalan diğer durumlarda, iki yönlü nedensellik gözlemlenmektedir. Endüstrileşmiş ülkeler Almanya, İngiltere ve Amerika’da iki yönlü nedensellik varken Japonya’da tek yönlü nedensellik bulunmaktadır (Arestis ve Demetriades, 1996, s.12). Güney Kore’de ise enteresan bir sonuçla karşılaşılmaktadır. Finansal gelişme ölçütlerinin ikisi, iki yönlü nedensellik önermektedir. Bu ülkenin uzun yıllar boyunca finansal olarak baskı altında kaldığı düşünüldüğünde, finansın büyümeye neden olması sürpriz bir sonuç olmaktadır. Diğer yandan bu bulgu, finansal politikaların başarılı yönetimiyle tutarlıdır.

Luintel ve Khan (1999, s.384–405), on ülkede çok değişkenli VAR (vektör otoregresif model) yaklaşımını kullanarak finansal gelişme ve ekonomik büyüme arasındaki uzun dönem ilişkisini, eşbütünleşme yapısını kullanarak incelemiştir. Finansal gelişme ölçüsü, toplam mevduat yükümlülüklerinin bir dönem gecikmeli nominal GSYİH’ya oranıdır. Büyüme göstergesi ise reel kişi başına GSYİH’dır. Uygulamalı literatürden farklı olarak sonuçlar, tüm örneklem ülkelerde finansal gelişme ve ekonomik büyüme arasında iki yönlü nedenselliği ileri sürmektedir.

Rousseau ve Wachtel (1998, s.657–678), finansal ve reel sektör arasındaki bağlantının kuvvetini ve ayarlamasını daha keskin bir şekilde nitelendirmek için 1870–1929 döneminde beş sanayileşmiş ülkeye ait (Amerika, İngiltere, Kanada, Norveç ve İsveç) tarihsel verileri kullanarak, finansal aracıların yoğunluğu ile uzun dönem ekonomik büyüme arasındaki ilişkilerin niteliğini incelemektedirler. Finansal yoğunluğun ölçüleri, kişi başına reel çıktı seviyesi ve parasal taban arasındaki uzun dönemli ilişkilerin nicel önemi için vektör hata düzeltme modeli oluşturulmuştur. İlk olarak, reel kişi başına çıktı seviyesi, para ve aracı varlıkları arasında tek bir eşbütünleşmiş ilişki bulunmaktadır. Sonuçlara göre, VAR sisteminde finansal aracılık kişi başına çıktı seviyesine Granger anlamında neden olurken, çıktı finansal aracılığa Granger anlamında neden olmamaktadır. İkinci olarak, bir dizi vektör

hata düzeltme modeli kestirilmiş ve çıktı eşitliğinde hata düzeltme teriminin çoğunlukla anlamlı olduğu, ancak aracılık eşitliğinde anlamlı olmadığı gösterilmektedir. Sonuçlar, finansal aracılığın çıktıya öncü olduğunu, ancak çıktının doğrudan aracılığa geri beslemesi olmadığını ileri sürmektedir. Bulgular, Schumpeter (1911)’in hızlı büyüyen finansal sistemlerin hem kaynak tahsisinde hem de genel ekonomik performansı ilerletmede kilit rol oynadığı görüşünü desteklemektedir. Sonuçlar, büyük depresyondan önce beş öncü ekonomide hızlı endüstriyel dönüşümün arkasındaki nedensel kuvvetin finansal gelişme olduğunu göstermektedir (Rousseau ve Wachtel, 1998, s.677–678).

Hansson ve Jonung (1997, s.275–301), eşbütünleşme tekniklerini kullanarak İsveç ekonomisi için 150 yıldan fazla bir dönemi kapsayacak şekilde (1834–1991), finans ve ekonomik büyüme arasındaki uzun dönemli ilişkiyi araştırmaktadır. Çalışma, büyüme sürecinde finansa odaklanmakla birlikte eğitimin ve teknolojik ilerlemenin rolünü de incelemektedir. Büyüme göstergesi olarak reel kişi başına GSYİH ve kişi başına toplam yatırımlar kullanılmaktadır. Finansal gelişme ölçüsü ise, finansal sektörden bankacılık dışı kesime verilen kişi başına kredilerdir. Ayrıca büyümeyi etkileyen diğer değişkenler için eğitime ilişkin bir gösterge ve teknik ilerleme için patent başvurularının sayısı kullanılmaktadır. Eşbütünleşme testi sonuçları, finansal gelişmenin büyüme üzerindeki etkisinin en geniş olduğu dönemin 1890–1939 dönemi olduğunu göstermektedir. Dolaysıyla, finansal sistemin gelişmesinin, İkinci Dünya Savaşı öncesi büyüme üzerinde pozitif bir etkiye sahip olduğu söylenebilir. Buna karşın araştırılan bütün bir dönem için finans ve büyüme arasında herhangi bir istikrarlı ilişki bulunmamaktadır. Sonuçlar, herhangi bir tek yönlü nedensel ilişkiden ziyade, değişkenler arasında karşılıklı bir ilişki ortaya koymaktadır. Patent başvurularının sayısı, 1890–1939 döneminde artmasına karşın, patentlerin finansa daha fazla cevap verici olduğu görünmektedir, finansın patente değil. İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemde, GSYİH’nın patentlere dair esnekliği çok büyüktür ve bu patentlerin önemli rolüne işaret etmektedir. Bu nedenle sonuçlar, teknolojik gelişmenin İkinci Dünya Savaşı sonrası ekonomik büyümeyi açıklamadaki önemine işaret etmektedir. Bu bulgular, finansal sistemin büyümeyi ilerletmedeki rolünün ekonomik kalkınmanın ilk aşamalarında önemli olduğu, fakat son otuz yılda OECD ülkeleri arasında önemli olmadığını gösteren araştırmalarla ve Rousseau ve Wachtel (1998)’ın beş büyük sanayileşmiş ekonomi için yaptığı incelemeyle tutarlıdır.

Burhop (2006, s.41–58), Almanya’da sanayileşmenin ilk dönemlerinde ortak sermayeli kredi bankalarının (joint-stock credit bank) ekonomik büyümeye etkisini araştırmıştır. Toda- Yamamoto nedensellik testini ve etki-tepki analizini kullanan çalışma, finansal gelişmenin

etkisini, hem ekonomi hem de modern sektörler bazında ayrı ayrı incelemektedir. Sonuçlara göre, finansal sektör gelişmeleri, 1860 ve 1913 yılları arasında tüm Alman ekonomisi için hasıla, verimlilik ve sermaye birikimi için nedensel bir kuvvet olamamıştır. Ancak, on dokuzuncu yüzyıl Almanya’sında sanayi gelişimi için ortak sermayeli (joint-stock) kredi bankalarının önemli bir rolü olduğu görüşü desteklenmektedir. Kredi bankalarının toplam varlıkları, 1851 ve 1882 yılları arasında sanayi sektöründeki sermaye oluşumunu pozitif olarak etkilemektedir. Daha sonraki dönemlerde (1883–1913), tasarruf bankaları, kredi bankalarına göre sermaye oluşumuna daha fazla bir nedensel bir güç katmıştır. Bu sonuçlar, ekonominin göreceli olarak geri olduğu, Alman sanayileşmesinin ilk yıllarında kredi bankalarının modernize edici rolünü içinde barındıran Gerschenkron’un görüşüne kanıt olarak alınabilir.

Rousseau ve Sylla (2005, s.2–21), yenilikçi ve genişleyen finansal sistemin iş adamlarına ve kamuya, borç ve hisse senedi finansmanı sağlayarak yeni teknolojileri ortaya çıkardıkça, erken safhalardaki büyümenin ve modernizasyonun merkezi olduğunu iddia etmektedirler.

Ekonomik büyümenin ve gelişmenin finans-öncü olduğu hipotezini test etmek için, 1790’dan 1850’ye kadar yatırımlarla ve ticaret şirketleriyle ilişkili bankacılık ve hisse senedi piyasası faaliyetlerinin ölçülerini modelleyen, çok değişkenli zaman serisi veri setini kullanarak, iki yüzyıl önce Amerika’nın modern ekonomik büyümesinin başlatılmasında finansal gelişmenin rolünü araştırmaktadırlar. Sonuçlar, finans öncülüğünde büyüme hipotezini desteklemektedir.

Ahmed ve Ansari (1998), finansal gelişme ve ekonomik büyüme arasındaki ilişkiyi, üç büyük Güney Asya Ülkesi (Hindistan, Pakistan ve Sri Lanka) için incelemektedir. Ekonomik büyüme ile finansal sektör gelişmesi arasındaki nedensellik bağlantısının biçimini belirlemek için standart Granger nedensellik testi kullanılmaktadır. Finansal gelişme ölçüsü olarak, geniş tanımlı para arzının nominal GSYİH’ya oranı, para benzerlerinin (quasi-money) nominal GSYİH’ya oranı ve yurt içi kredilerin GSYİH’ya oranı kullanılırken, reel GSYİH ve reel kişi başına GSYİH olmak üzere iki gelir değişkeni kullanılmaktadır. Granger nedensellik testi sonuçları, arz-öncü hipotezi desteklemektedir. Bu sonuç, Patrick (1966)’in gelişmenin ilk dönemlerinde finansal gelişmenin ekonomik büyümeye neden olduğu sonucu ile tutarlıdır (Ahmed ve Ansari, 1998; 507–515).

Al-Yousif (2002), 1970–1999 dönemi için otuz gelişmekte olan ülkeye ait hem zaman serisi hem de panel verilerini kullanarak, finansal gelişme ve ekonomik büyüme arasındaki ilişkinin özelliğini ve nedenselliğin yönünü incelemektedir. Al-Yousif (2002, s.133),

literatürdeki yatay-kesit verileri kullanan çalışmaların nedensellik problemini çözemediğini ileri sürmektedir. Bu nedenle çalışmasını, hem zaman serisi hem de panel veri teknikleri üzerine tasarlamıştır. Çalışmada iki finansal gelişme göstergesi kullanılmaktadır. Bunlardan ilki olan nakit oranı, nakitin dar tanımlı para arzına bölümüne eşittir. İkinci finansal gelişme ölçüsü ise, geniş tanımlı para arzının nominal GSYİH’ya oranına eşittir (Al-Yousif, 2002, s.138). Eşbütünleşme testi sonuçlarına göre, iki finansal gelişme ölçüsü ile reel kişi başına GSYİH arasında uzun dönem ilişkisi mevcuttur. Hem zaman serisi hem de panel veri tekniklerinden elde edilen sonuçlar, finansal gelişme ve ekonomik büyüme arasındaki ilişkinin iki yönlü olduğunu güçlü şekilde desteklemektedir. Arz-öncü, talep-izleyici ve ilişki yoktur görüşüne dair bazı kanıtlar olmakla birlikte, kanıt iki yönlü nedensellik kadar güçlü değildir. Bulgular, sonuçların ülke temelli olduğunu ve finansal gelişme için seçilen göstergeye göre değişebileceğini göstermektedir (Al-Yousif, 2002, s.139–148).

Ansari (2002, s.73–89), finansal sektörün Malezya ekonomisindeki önemini araştırmak için 1997 Asya Krizinden önceki 1960–1996 dönemini incelemektedir. Zaman serisi niteliğindeki veri setine uygun olarak vektör hata düzeltme modeli kestirilmeye çalışılmaktadır. Eşbütünleşme ve Granger nedensellik testleri, finansal sektörün Malezya ekonomisindeki önemini ve finansal gelişmenin arz-öncü görüşünü açık şekilde desteklemektedir.

Hussein (1999), Mısır’da 1967–1996 dönemindeki finansal liberalizasyon, finansal gelişme ve ekonomik büyüme arasındaki ilişkiyi incelemektedir. Hussein (1999), finansal gelişmenin uzun dönemde ekonomik büyümeye neden olduğuna dair güçlü kanıtlar bulmaktadır. Özel kredilerin toplam kredilere oranındaki %1’lik bir artış ekonomik büyümede %0,17’lik bir artışa neden olmaktadır. Ayrıca, mevduat bankası finansal varlıklarının, mevduat bankası artı merkez bankası finansal varlıklarına oranındaki artış, ekonomik büyüme ile pozitif olarak ilişkilidir.

Xu (2000, s.331–344), çok değişkenli VAR yaklaşımını kullandığı çalışmasında, 41 gelişmekte olan ülkede, 1960–1993 döneminde finansal gelişmenin yatırımlar ve çıktı üzerindeki etkisini incelemektedir. Çalışmada kullanılan değişkenler, reel yurt içi yatırımlar, reel GSYİH ve finansal gelişme endeksidir (bu yılın ve geçmiş yılın toplam banka mevduatlarının geometrik ortalamasının GSYİH’ya oranıdır). Sonuçlara göre, finansal gelişme ekonomik büyüme için önemlidir ve finansal gelişmenin ekonomik büyümeyi etkilediği en önemli kanal, yatırım kanalıdır. 41 ülkenin on dördünde finansal gelişme ve

ekonomik büyüme arasında negatif etki görülmekteyse de, bu ülkelerden dokuz tanesi Afrika coğrafyasındaki düşük gelirli ve düşük orta düzeyde gelire sahip Afrika Ülkesi, üç tanesi küçük ada ülkesi ve iki tanesi yoğun olarak devlet düzenlemelerinin görüldüğü ülkedir. Yirmi yedi ülkede uzun dönemde pozitif etki görülmektedir. Birçok ülkede kısa dönemde negatif etki görülmektedir. Ancak bu etkiler, uzun dönemde pozitif etkiye dönüşmektedir.

Calderon ve Lui (2003, s.321–332), finansal gelişme ile ekonomik büyüme arasındaki nedenselliğin yönünü 1960–1994 dönemindeki 109 gelişmiş ve gelişmekte olan ülke için Geweke ayrıştırma testini kullanarak incelemiştir. Çalışma, daha önceki zaman serisi çalışmaların aksine çeşitli sonuçlara ulaşmıştır. İlk olarak, bütün ülkelerde finansal gelişme ekonomik büyümeyi teşvik etmektedir. İkincisi, modeldeki ülkeler gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler olarak sınıflandırıldığında, iki yönlü nedensellik durumu ortaya çıkmaktadır. Bu durum, finansal derinliğin büyümeyi, büyümenin de eşanlı olarak finansal gelişmeyi teşvik ettiğini göstermektedir. Üçüncü olarak, finansal derinleşmenin büyüme üzerindeki etkisi gelişmiş ülkelerde gelişmekte olan ülkelerden daha fazladır. Dördüncü olarak, örneklem aralığı büyüdükçe finansal gelişmenin ekonomik büyüme üzerindeki etkisi artmaktadır.

Beşincisi ise finansal derinleşme daha hızlı sermaye birikimi ve verimlilik artışına neden olarak ekonomik büyümeyi etkilemektedir. Toplam faktör verimliliği kanalı daha güçlüdür.

Ayrıca, finanstan toplam faktör verimliliğine doğru olan nedensel ilişki, gelişmekte olan ülkelerde daha güçlüyken, tersi gelişmiş ülkeler için geçerlidir. Aynı sonuç sermaye birikimi için de geçerlidir.

Rousseau ve Vuthipadadorn (2005, s.89–105), zaman serisi yaklaşımını kullanarak on Asya ülkesinde (Hindistan, Sri Lanka, Endonezya, Japonya, Kore, Malezya, Pakistan, Filipinler, Singapur, Tayland), 1950–2000 döneminde finansın yatırımlar ve büyüme üzerinde bağımsız bir etki gösterip göstermediğine dair kanıt bulmaya çalışmaktadır. Çok değişkenli analiz, hem vektör hata düzeltme modelini hem de VAR modelini kullanmaktadır. İlk finansal gelişme ölçüsü, geniş tanımlı para arzından dar tanımlı para arzının çıkarılması (M2-M1) ile elde edilmektedir. Diğer bir ölçü ise bankacılık sisteminin özel sektöre verdiği kredilerdir.

Reel tarafta ise, GSYİH ve gayrisafi yurt içi sabit yatırımlar vardır. Johansen eşbütünleşme testi sonuçları, sistemdeki değişkenler arasında kararlı uzun dönem ilişkinin olduğunu göstermektedir. Sonuçlara göre, finanstan yatırımlara doğru sağlam bir ilişki söz konusuyken, finanstan çıktıya doğru zayıf nedensellik vardır. Neredeyse tüm durumlarda finansal gelişme yatırımlara öncü olurken, nadiren ekonomik performanstan finansal sektöre doğru tek yönlü ters nedensellik görülmektedir. Sonuçlara göre, gelişmekte olan ülkelerde finansal gelişmenin

ekonomik büyümeyi etkilemesi yatırım kanalı ile olmaktadır. Bulgular, finansın büyümeyi etkilemesindeki kilit mekanizmanın kaynakların transferi olduğunu göstermektedir.

Darrat (1999), Türkiye’nin de aralarında bulunduğu gelişmekte olan üç Ortadoğu ülkesinde (Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri), ekonomik büyüme sürecinde finansal derinleşmenin rolünü uygulamalı olarak incelemektedir. Hata düzeltme modeli çerçevesinde çok değişkenli Granger nedensellik testini kullanan çalışma, bankacılık sektörü gelişmesi ile ekonomik büyüme arasındaki nedensel ilişkiye odaklanmaktadır. Sonuçlar, finansal derinleşmenin ekonomik büyümeyi teşvik ettiği arz-öncü hipotezi destekler niteliktedir.

Ancak kanıtların kuvveti ve açıklığı ülkeler arasında değişmektedir. Sadece Türkiye örneğinde, tüm finansal gelişme göstergeleri durumunda, kısa ve uzun dönemde arz-öncü hipotezi kuvvetli şekilde desteklemektedir. Diğer iki ülke için finansal derinleşme gerekli faktör olurken, çok kuvvetli değildir. Sonuçlara göre, kanıtların sağlamlığı ülkeler arasında ve kullanılan finansal derinleşme ölçüsüne göre değişmesine rağmen, kanıtlar finansal derinliğin ekonomik büyümede gerekli bir nedensel faktör olduğunu göstermektedir (Darrat, 1999, s.23–

31).

Boulila ve Trabelsi (2004, s.123–134), Orta Doğu ve Kuzey Afrika Bölgesi (MENA) için 1960’dan 2002’ye kadar uzanan farklı dönemler için finansal gelişme ve ekonomik büyüme arasındaki nedensellik ilişkisini araştırmıştır. Johansen eşbütünleşme, hata düzeltme testi ve VAR temelinde Granger nedensellik sonuçları, Umman, Suriye ve Sudan’da nedenselliğin reel büyümeden finansal gelişmeye doğru ters nedenselliği, Bahreyn, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri’nde iki yönlü nedenselliği ve Mısır, Moritanya ve Türkiye’de nedenselliğin finanstan büyümeye doğru olduğunu göstermektedir. Cezayir, Ürdün, Kuveyt ve Suudi Arabistan’da finansal gelişmenin tüm göstergelerinde nedensel bir ilişkiye yönelik kanıt bulunamamıştır. Bulgular, Mısır, Moritanya ve Türkiye’de finansın sadece kısa dönem bağlantıda öncü sektör olduğunu göstermektedir. Bu az sayıdaki ülke, finansal gelişmeden ekonomik büyümeye doğru bir nedensellik ilişkisini desteklemekte yetersiz kalmaktadır.

Sonuçlar genel olarak MENA bölgesinde, nedenselliğin reel sektörden finansal sektöre doğru olduğunu göstermektedir ve bu bölgede finansal yapının gelişmesi için reel büyüme sürecinin önemini ileri sürmektedir. Ayrıca, bu bölgede uzun dönemli büyümenin belirlenmesinde finansal sektörün öncü olduğuna dair az kanıt bulunmaktadır. Çalışma, bu sonuçları dört özelliğe bağlamaktadır: çok uzun zaman için bu ülkelerdeki finansal sektörün katı kontrolü, bu ülkelerde finansal reformların uygulanmasındaki gecikmeler, reform uygulamalarındaki kalıcı konular (özellikle performans dışı ödünçler) ve finansal reformlarla olduğunda bile

Belgede PDF MURAT BELKE TEZ - Akdeniz (sayfa 87-101)