• Sonuç bulunamadı

Başarısız Bir Girişim: Taslak Sığınma Sözleşmesi

Belgede akdeniz üniversitesi (sayfa 130-134)

2.2. Devlet ve Birey Merkezli Yaklaşımlar Çerçevesinde Temel Uluslararası Hukuk

2.2.5. Başarısız Bir Girişim: Taslak Sığınma Sözleşmesi

teşkil etse de devletler günden güne sığınmacı ve mültecilerin hakları bakımından daha özenli ve dikkatli bir tutum sergilemektedir.467

Taslak sözleşmenin söz konusu maddesi Cenevre Sözleşmesi’nin mülteci statüsüne ilişkin koşullarıyla büyük ölçüde benzeşmekle birlikte, yeni bazı durumları da kapsamına almaktadır. “Irkçılık ve sömürgecilikle mücadele” ifadesi, Cenevre Sözleşmesinde yer almayan bir hükümdür. Bu sebeplerden dolayı kişinin kovuşturmaya veya cezaya maruz bırakılması ihtimalinin ortaya çıkması halinde, bu kimseler sığınma hakkından faydalanabilecektir. Yine, “kovuşturmaya veya ağır bir cezaya maruz kalma” durumu da Cenevre Sözleşmesi’ndeki mülteci tanımından farklılık göstermektedir. Bu ifadeler sığınma hakkının sağlanabileceği dayanakları genişletmektedir.470 Aynı maddenin ikinci fıkrası koruma kapsamı dışında bırakılanları sıralamaktadır. Buna göre:

“i. İlgili suçlar bakımından hüküm getiren uluslararası belgelerde tanımlandığı şekliyle barışa karşı suç, savaş suçu veya insanlığa karşı suç,

ii. Ciddi nitelikte bir adi suç veya

ii. Birleşmiş Milletler’in amaç ve ilkeleriyle bağdaşmayan eylemler

bakımından ceza sorumluluğunun hala mevcut olduğunun düşünülmesi için hakkında ciddi sebepler bulunanlara ve sadece ekonomik amaçlarla sığınma arayanlara 1. paragraf hükümleri uygulanmaz.”

Hükmün amacı ciddi bir adi suçtan veya terör eylemlerinden doğan kovuşturma ve cezalardan kaçmak amacı güden bireylerin Sözleşme kapsamı dışında bırakılmasıdır. Buna ek olarak saf ekonomik gayelerle sığınma talep etmek de mümkün olmayacaktır. Zaten tek başına ekonomik sebeplerin mevcudiyeti, hükmün ilk paragrafı uyarınca kişinin mülteci tanımına girmesini engellediğinden bu hususun ayrıca belirtilmesine gerek olmadığı söylenebilir. Bunun dışında hüküm devletlere zımni bir sorumluluk yüklemektedir. Devletler sığınma hakkı tanıdıkları kişilerin BM amaç ve ilkeleriyle bağdaşmayan eylemler içerisinde bulunmasının engellenmesi bakımından bir sorumluluk altına girecektir.471 Zira her devlet, kendi vatandaşlarının ve sığınma hakkı tanıdığı kişilerin eylemlerinin BM çerçevesinde hukuka uygunluğunu denetlemek ve aksi davranışları engellemek görevini üstlenmektedir.

İlgili maddenin son fıkrasında ise sığınma talebinin, sadece bir başka devlette sığınma aranabileceği gerekçesine dayanarak reddedilmeyeceği belirtilerek, bireylerin ilk giriş yaptıkları ülkede sığınma aramaya zorlanmasının önüne geçilmek istenmiştir.

Taslak Sözleşmenin ikinci ve üçüncü maddeleri geri gönderme ve sınır dışı etme yasağını kaleme almıştır. Cenevre Sözleşmesi’nden farklı olarak sınırda reddedilme durumunu da kapsamına alacak şekilde düzenlenmiştir. Böylelikle sığınmacıların sınırdan

470 Lentini, 1985: 192.

471 Grahl-Madsen, 1980: 65.

geri çevrilerek sığınma arama olanağının fiilen engellenmesinin önüne geçilecektir. Maddede herhangi bir istisnadan söz edilmemektedir. Danimarka ve İran, ilgili hükme ulusal güvenlik sebepleriyle sınır dışı etme imkânının bulunması gerektiğini şerh düşmüştür.472

Sığınma başvurusunu yapmış ancak başvurusu henüz inceleme aşamasında olan mültecilerin durumu 4. maddede düzenlenmiştir. Sözleşme kapsamında, ilgili devletin sınırlarında veya ülke toprakları içerisinde sığınma talep eden kişiye, başvurusu neticelenene kadar söz konusu ülke topraklarında geçici ve şarta bağlı bir ikamet izni verilecektir. Bu izin, belirlenecek olan özel yetkili bir otorite tarafından sağlanacaktır. Bu noktada bazı bireylerin aslında sığınma koşullarını sağlamamalarına rağmen, adaletten kaçmak vb. sebeplerle başvuru yaparak geçici bir ikamet izni elde etmesi ihtimali akıllara gelebilir.473 Bu tür kötüye kullanımları engelleyebilmek amacıyla, ilgili izinlerin gerektiği takdirde yüksek bir otorite tarafından tekrar incelenmesi yöntemi getirilmiştir.

Sözleşme ani veya kitlesel akın gibi özel durumlara ilişkin de bir düzenleme içermektedir ancak bu hüküm kapsamlı değildir. Sözleşme’nin 5. maddesine göre, ani veya kitlesel akın yahut buna benzer diğer zorlayıcı durumlarda, bir ülkenin fazlaca yük altında kalması halinde, tüm taraf devletler dayanışma içerisinde hareket ederek, ilgili devlet üzerindeki yükümlülüğün eşit şekilde paylaşılması amacıyla, tek başlarına, birlikte ya da BM aracılığıyla gerekli önlemleri alacaktır. Esasında sığınma konusuna ilişkin en önemli problemlerden bir tanesi yükümlülüklerin paylaştırılmasına ilişkindir. Özellikle yoğun sığınma hareketlerinin bulunduğu coğrafyalarda yer alan devletler, fazlaca yükümlülük altında kalacakları endişesiyle sığınma hakkı tanıyan sözleşmelere çekinceyle yaklaşmaktadır.

Ancak devletlere yönelen sığınma hareketlerinin doğuracağı sonuçlar bakımından diğer devletlere de mümkün olduğu ölçüde sorumluluk yüklenmesi, hem fazla yük altında bulunan devletlerin rahatlatılmasını sağlayacak hem de sığınmacı ve vatandaşların refah seviyesini yükseltecektir. Böylelikle sığınmacılar daha iyi yaşam koşullarına sahip olabilecek, daha iyi bir eğitim ve çalışma ortamında yaşamlarını sürdürebilecektir. Zira sığındıkları ülkede iyi eğitim alamayan yahut mesleğini icra edemeyen sığınmacılar toplum içerisinde kendilerine yer bulamamakta, kimileri ise yasa dışı aktivitelere karışmaktadır. Sığınmacılara ihtiyaç duydukları imkânları sağlamak, kamu güvenliği açısından da önemli bir husustur. Neticede toplumun selameti bakımından, bu insanların topluma doğru bir yöntemle entegre edilmeleri gerekmektedir. Bir ya da birkaç devlete yönelen mülteci akınları ile sadece bu devletlerin mücadele etmesini beklemek ekonomik ve sosyolojik açıdan olumsuz sonuçlara yol

472 https://www.unhcr.org/excom/excomrep/3ae68c023/note-international-protection-addendum-1-draft- convention-territorial-asylum.html. (Erişim tarihi: 10.09.2019).

473 Plender, 1977: 59.

açmaktadır. Dolayısıyla uluslararası geçerliğe sahip bir sığınma sözleşmesi akdedilmek isteniyorsa, yükümlülüklerin paylaşımına ilişkin kapsamlı bir hüküm getirilmesi bir zorunluluktur. Örnek olarak yoğun sığınma hareketlerine maruz kalan devlete başvuran sığınmacıların önceden belirlenecek oranlarda diğer taraf devletlerce kabul edilmesi ve ilgili devlete maddi yardım yahut sığınmacıların ihtiyaçları doğrultusunda malzeme yardımı yapılması zorunluluğu getirilmesi uygun olacaktır.

Taslak Sözleşme uyarınca sığınma taleplerinin dayandırıldığı koşulların incelemesi devletlere bırakılmıştır. Kişi hangi devlette başvuruda bulunduysa, başvurunun koşulları taşıyıp taşımadığı konusundaki kararı ilgili devlet otoriteleri verecektir. Esasında bu uygun olmayan bir yöntem değildir, ancak bir üst denetim mekanizmasının olmayışı genel anlamda sorun teşkil eden bir husustur. Aynı sorun Cenevre Sözleşmesi’nin yapısında da bulunmaktadır. Burada tarafsız ve devletlerin eşit şekilde temsil edildiği bir uluslararası yapının kurulması ve reddedilen taleplerin başvuru üzerine tekrar değerlendirilmesi yahut başvuru olmaksızın sığınma taleplerinin ne şekilde incelendiğine ilişkin genel bir denetim yapılması sağlanabilir. Ayrıca istikrarlı bir uygulamanın gerçekleşmesi bakımından da denetim mekanizmasının sağlayacağı fayda önemli olacaktır.

1977 yılında yapılan görüşmeler ile yukarıda incelenen taslak metnin kabul edilebilmesi için çok çaba gösterilmiştir. Ne yazık ki söz konusu ülkesel sığınma konferansı başarısızlıkla sonuçlanmıştır. BM, görüşmelerin ilerleyen süreçte devam etmesi gerektiğini belirtse de pek çok Batı Devleti görüşmelerin erken süreçte tekrar başlamasına olumlu bakmamıştır.474 Uluslararası toplumun, mülteci statüsünün yanında sığınma hakkının da tanınmasını sağlamak bakımından önemli bir fırsatı böylelikle kaçırmış olduğu görülmektedir.475 Yine de, 1977 konferansının uluslararası topluma hiçbir katkı sağlamadığını söylemek doğru olmayacaktır. Konferansta yapılan görüşmeler neticesinde devletlerin sığınma hakkı tanınmasına ilişkin olarak olumlu ve olumsuz yaklaştığı hususların neler olduğu öğrenilmiştir. İlerleyen süreçte bir sığınma sözleşmesi yahut protokolü imzalanmak istenirse, BM’nin elinde önemli veriler içeren bir ön çalışma bulunmuş olacaktır. Elbette konunun hassasiyeti ve önceki denemelerin başarısızlığı dikkate alınacak olursa, bundan sonra yapılacak sığınma sözleşmelerinin daha detaylı bir çalışma gerektireceği açıktır. Evrensel düzeyde bir sözleşme için uzlaşılamaması halinde daha az kapsamlı bir protokolün

474 Weis, 1979: 168.

475 Boed, 1994: 14.

imzalanması veya sözleşmelerin bölgesel düzeye indirgenmesi, genel kapsamlı bir sözleşmeye giden yolda atılacak ilk adımlar olabilir.476

Belgede akdeniz üniversitesi (sayfa 130-134)