• Sonuç bulunamadı

Annelik ve Yeni Doğan Bebekle İlgili Ritüel, Kutlama ve Armağanlaşmaya İlişkin

toplumsal döngüyü yaratırken bu döngü de toplumsal bağın kurulmasını ve devamlılığını sağlamaktadır. Bu devamlılık sayesinde kültür, beğeni, duygu ve algılanması umulan çeşitli mesajlar da karşı tarafa aktarılmaktadır. Dolayısıyla armağanın hem birleştirici hem toplumsal hem de sosyal bağları sağlamlaştıran bir konumu vardır. Demez (2011) ise armağanın toplumsallığına dikkat çekmektedir. Ona göre bireysel bir eylem olarak başlayan armağanlaşma belirli toplumsal kurallar, gelenekler çerçevesinde yapılandığı için toplumsal bir içerik kazanmaktadır. Mauss' a (2005) göre de verilen armağan toplumsal bir içerikte değerlendirilirken, armağanlaşma aracılığı ile kurulan toplumsal iletişim önemsenmektedir.

Bu bağlamda armağanlaşma sürecinin bir kod açımını da beraberinde getirdiği belirtilmelidir.

Armağanlaşma sahip olduğu gizli dil sayesinde kişilerin kendileri için ayırdıkları zaman, emek ve bütçeden hareketle ilişkilerin anlam ve önemini çözümler. Bu ilişkilerin bir diğer boyutu da Simmel' e (2009) göre armağanlaşmanın bir sonucu olarak görülen prestijdir. Bu sayede insanların kendi etki alanlarını yine kendilerinin oluşturduğu yorumlanabilir.

Armağanlaşmanın bir dili olarak gücün gösterimini Offer (2003) "itibar ekonomisi" kavramı ile açıklamaya çalışırken, armağanlaşmayı bireysel ve sosyal alışverişin bir ürünü olarak itibarın tatmininde önemli faktör olarak değerlendirmektedir.

Çalışma konusu açısından değerlendirildiğinde; dünya genelindeki diğer kültürlerde olduğu gibi Türkiye’de de annelik ve çocuk ekseninde birçok geleneksel ritüel, kutlama ve armağanlaşma pratikleri gerçekleştirilmektedir. Bu kutlama ve armağanlaşma pratikleri incelendiğinde; bu pratiklerin hem geleneksel hem de modern uygulamaları içeren pratikler olduğu gözlenmektedir. Bu doğrultuda günümüzde hem lohusa, ilk diş ve ilk yaş armağanları gibi geleneksel kutlama ve armağanlaşma pratiklerinin sürdürüldüğü hem de gender partileri (cinsiyet partileri), babyshower partileri, hastane odası süslemeleri, altı ay kınası ve doğum günü hamamı gibi modern kutlama örneklerinin gerçekleştirildiği belirtilebilir. Çalışmanın bir sonraki kısmında annelik ve bebek ekseninde gerçekleşen geleneksel ve modern pratikler incelenecektir.

2.7. Annelik ve Yeni Doğan Bebekle İlgili Ritüel, Kutlama ve Armağanlaşmaya İlişkin

28). Armağan tüketimi özelinde de benzer bir perspektif ile Godbout armağan dünyasını kadınların özel alanı olarak nitelerken; kadınları hediyelerden, hediye ambalajlamaktan sorumlu tutar ve ona göre kadının kendisi de başlı başına bir armağandır (2008: 472). Hurdley (2007) ise armağanlaşma ilişkisini gündelik hayatta, özellikle oturma odasında sergilenen metalar bağlamında ele aldığı çalışmasında armağanın daha çok kadınla ilişkilendirildiğini vurgulamıştır.

Bourdieu (2015) armağan ve cinsiyet ayrımı arasındaki ilişkiyi özel alandaki iktidar şekli ile bağdaştırırken; erkeklerin evlilik hayatındaki simgesel iktidarını koruduklarını belirtmektedir. Ona göre evlilik stratejilerinde erkekler özne, kadınları ise bu mübadele ilişkisinde nesne olarak konumlandırılmaktadır. Kadının armağanlaşma dünyasındaki bu konumu onu sektörün "hedef tüketicisi" haline getirirken, yaşam serüveni içinde edindiği farklı roller ürün ve hizmetlerin yeniden yapılandırılmasına sebep olur.

Hâkim kültürümüzün anne olduktan sonra hem anneye hem de bebeğe yönelik kutlama ve armağanlaşma pratiklerine dair genel tutumu incelendiğinde; bebeğin başlı başına bir "armağan" olarak görüldüğünü belirtmek mümkündür. Benzer şekilde armağanın aslını dünyaya geliş ile ilişkilendiren Godbout (2003) da doğumu sürekli ve nihai bir armağan olarak değerlendirir. Sakarya' ya (2006) göre de soyun devamını sağlayan, haneye bolluk, uğur ve bereket getiren doğum hem büyük sevinç kaynağıdır hem de kutlamaya değerdir.

Çocuk sahibi olan çift artık anne babadır, nesillerini devam ettireceklerdir, çocuk aileye bereket ve şans getirecektir, zira çocuk zaten bereketiyle birlikte gelecektir. Dolayısıyla dünyaya gelişine bu kadar anlam ve değer atfedilen bebek ve annesini armağanlar eşliğinde kutlamak adeta bir gelenektir.

Kültürel değerlerimiz çerçevesinde çocuğa ilişkin armağan ve hazırlıkların annenin hamileliği ile başladığını gözlemek mümkündür. Dünyaya gelmeden eşyalarının hazır edilmesi ile birlikte de çocuğa yönelik armağanlaşma süreci başlamış olur. "Çocuk dünyaya gelmeden; çocuğa yatak, yastık, çamaşır, kundak, şapka, iç çamaşırı, beşik gibi şeyler hazırlanır" (Kalafat, 1996: 249-250). Tunç' a (2002) göre bu süreçte armağanlaşma geleneği yararlılık ilkesi üzerine kurularak, alınan armağanın işe yaramasına, ihtiyaç karşılamasına ve bu anlamda kişiye mümkün olduğunca çok açıdan faydalı olmasına özen gösterilmektedir.

Ona göre hediye sektörünün günümüzdeki kadar gelişmediği bu dönemdeki hediyeler tören ritüeline göre standart içerik taşımaktaydı.

Çalışmanın bu kısmında Türkiye’de geleneksel kültürel değerler bağlamında çocuğun dünyaya gelişinden itibaren hem anneye hem de çocuğa yönelik gerçekleştirilen kutlama ve armağanlaşma pratikleri incelenecektir.

2.7.1. Lohusa Ziyareti

Türkiye’ de yeni doğum yapmış kadına lohusa denmekte, ayrıca "emzikli", "nevse",

"doğazkesen", "loğsa" gibi kavramlarda yeni doğum yapan kadını tanımlamak için kullanılmaktadır. Geleneksel kültürümüzde lohusalığın belli bir süresi vardır. Bu süre kimi kültürlere göre kırk gün, kimilerine göre yatakta geçirilen zaman, kimilerine göre de emzirme eyleminin devam edişine göre ölçümlenmektedir. Kadınların doğumdan sonra yatakta geçirdikleri zaman ise her kadının sağlık durumuna, ruh haline, çevre koşullarına, ailenin mevcut durumuna, kadının ebeveyn desteği alıp almamasına göre değişmektedir. Belirtilen kriterlere göre bu zaman değişse de geleneksel olarak belirlenmiş zaman "kırk gün" dür. Bu süre "kırk uçurma", "kırk kaçırma", "kırk uğurlama", "kırk kovalama" gibi betimlemelerden de anlaşılacağı gibi geleneksel ritüeller açısından netleşmiş boyuttadır.

Lohusayı ziyaret etmenin de geleneksel uygulamalarda belli zaman dilimlerine bölündüğünü belirtmek mümkündür. Genellikle doğumu takip eden ilk haftada "göz aydın" ya da "hayırlı olsun" ve ya "Allah analı babalı büyütsün" ziyaretleri, sonraki hafta ise "hatır sorma" ziyaretleri gerçekleşmektedir. Misafirliğe gelenler bu süreçte hem anneyi hem de bebeği gözeterek çeşitli hediyeler getirirken, bu hediyeleri gıda, giyim, ziynet gibi çeşitli tüketim ürünleri olarak gruplandırmak mümkündür. Örnek’ e (1977) göre bu ziyaretlerde kurabiye, sütlaç, baklava, muhallebi, çorba, börek gibi gıda ürünleri, havlu, kumaş, yemeni ve başörtüsü gibi tekstil ürünleri ve terlik, çorap gibi anneye yönelik ya da bebek bezi, oyuncak gibi bebeğe yönelik hediyeler götürülmektedir. Tunç (2002) ise lohusa ziyaretine eli boş gidilmemesi gerektiğini belirterek, bu ziyaretlerde yakın akraba ve arkadaşların bebeğe altın, ahbapların ise bebek için el örgüsü ürünler, anne içinde oyalı havlu kumaş gibi armağanlar getirdiğini belirtmektedir.

Alınan bu hediyelere karşılık lohusa evinde gelenlere herhangi bir armağan verilmemekte, sunulan yemekler, tatlılar ve özellikle "lohusa şerbeti" denen baharatlı ve tatlı içecek ikram edilmekte, bebeği ve anneyi tebrik etmek için gelen misafirlerin konforu ve iyi şekilde ağırlanması gözetilmekteydi. Gelenlere özellikle şerbet verilmesinin ve şerbetin tatlı olmasının anlamını ise Örnek (1977) hem annenin hem de bebeğin içinde bulunduğu süreci

"ağız tadıyla" geçirmesi olarak açıklamaktadır.

2.7.2. Ana Gecesi

Geleneksel kültürümüzde ana gecesi yeni doğum yapmış anne için yapılan bir eğlence olarak görülmektedir. Günümüzde pek karşılaşılmayan bu geleneksel kutlama ritüeli gereğince doğumun üzerinden bir hafta (yedi gün) geçer ve hem annenin lohusa yatağından

kalkarak sağlığına kavuşması, anne oluşu hem de bebeğin dünyaya gelişi ve sağlıkla ilk haftasını geride bırakması kutlamaya değerdir. Sakarya’ ya (2006) göre de ana gecesi geleneği çocuğun annesi ile geçirdiği yedi gün sonunda yapılan bir eğlencedir. Ona göre "yedi günü sağ salim atlatan bebek ve annesi için düzenlenen eğlence, hediyeleşme için güzel bir vesile olmaktadır" (2006: 81). Bu kutlama ritüeli esnasında da bebek ve anne için gelen armağanlara yönelik lohusa evinin hazırladığı ikramlıklar armağan olarak kabul edilebilir niteliktedir.

Pakalın’ a (1946) göre ana gecesinde de kutlama için gelen misafirlere lohusa şerbetleri ve çeşitli ikramlıklar verilirken akrabalar ve yakın dostlar tarafından lohusaya da çeşitli hediyelikler verilmektedir.

2.7.3. Kırklama

Doğum üzerinden kırk gün geçmesinin ardından hem annenin hem de bebeğin törensel bir havada gerçekleşen yıkanma merasimine "kırklama" denmektedir. "Lohusaya ve çocuğuna kırk basmaması için kırk gün içinde yapılan geleneğimizdeki “kırklama”, “kırk çıkarma”,

“kırk dökme” gibi isimlerle anılan ve doğumun genellikle kırkıncı günü lohusanın ve bebeğinin ayrı ayrı yıkanması ile gerçekleşen bir törendir" (Molu, 2011: 16). Kırklama işlemi için en yaygın süre kırk günlük süredir (Araz ve ark., 1985; Uzun ve Vural, 2000).

Kırklamanın temel özelliği çeşitli ritüeller eşliğinde hazırlanan özel bir su ile annenin ve bebeğin kırklanmasıdır. Bu suya kimi kültürlerde dualar okunup üflenirken kimi kültürlerde tuz ya da şeker ilave edilir. Kırklama suyunun hazırlanışı ve kullanılışında gözetilen bazı kurallar Sakarya tarafından "… bebek erkekse kırk suyunu evlenmemiş genç kızlar hazırlar.

Kırk suyunu hazırlayan kıza bebeğin annesi tarafından patik, eşarp gibi çeyizine koyabileceği hediyeler verilir" (2006: 82) şeklinde açıklanmıştır.

Bebeğin ve annenin kutlama havasında yıkanması olarak düşünebileceğimiz kırklama ritüelinin temel sebebinin anneyi ve bebeğini koruma fikri olduğu belirtilebilir. Sakarya' ya (2006) göre kırklamanın temel amacı anneyi ve bebeği nazardan, kazadan, beladan, hastalıktan korumaktır. Geleneksel inanışa göre doğumdan sonraki kırk gün anne ve bebek açısından oldukça önemli görülmekte aynı zamanda tehlikeli ve riskli olarak da kabul edilmektedir. Bu süreçte anne ve bebeğin evden çıkarılmaması, lohusanın mümkün olduğu kadar yatağından kalkmaması, kırkı çıkmamış başka lohusa ve bebeklerle karşılaştırılmaması ise bu ritüelde gözetilen kurallar arasında sayılabilir. Geleneksel inanışın bir neticesi olarak bu dönemde bebek ya da annede görülen veya görülme ihtimali olan çeşitli rahatsızlıkların tıbbi değil ruhani özellik taşıdığı düşünülmektedir. Bu doğrultuda lohusaya ve bebeğine sataştığı, kimi zamanda onları öldürdüğü varsayılan ve halk arasında al karısı, al basması, al anası, al

kızı gibi adlarla anılan ve musallat olduğu düşünülen bir ruh, cin veya hastalık olarak ifade edilmektedir (Araz ve ark., 1985; Saraçoğlu, 1987; Katebi, 2002). Yaygın inanışa göre kırklandıktan sonra bu risklerden arınan anne ve bebek sosyal hayatlarını yaşayabilir ve rahatlıkla dışarı çıkıp, başka kişilerle iletişim kurabilir. Geleneksel bir ritüel aracılığı ile verilen bu izine ise halk arasında "kırk uçurma ve kırk kovalama" (Erk, 1976: 105), "kırk ziyareti" denir ve genellikle bebeği görmeye gelen kişilere bir iadeyi ziyaret şeklinde gerçekleşir. Bu ziyaretler esnasında da bebeğe çeşitli hediyeler verilir. Bu hediyelerin başında yumurta, tuz ve şeker vardır, ayrıca çeşitli giyim eşyaları da verilebilir. Bebeğe sunulan yumurta sağlam ve sağlıklı bir ömür yaşaması temennisinin metaforu iken tuz ve şeker "tadı tuzu yerinde" bir hayatı sembolize eder. Bazı yörelerde bu ziyaretler esnasında bebeğin yanaklarına un sürüldüğü de gözlemlenmiştir. Ev sahibi bebeğin yanağına un sürerken

"nineler/dedeler olasın, torunlarını okşayasın" diyerek temennisini belirtir.

2.7.4. Diş Bulguru (Diş Hediği, Diş Buğdayı)

Çocuk gelişimi açısından; diş çıkartmak hem yeni bir evre hem de çocuğun sağlıklı bir şekilde büyümeye devam ettiğinin bir göstergesi olarak değerlendirilebilir. Haliyle bu evre hem geleneksel hem de modern uygulamalarda kutlamaya değer görülmektedir. "Diş bulguru, diş hediği, diş buğdayı, diş aşı, tiş çırna gibi isimler alan" (Gönüllü, 2000: 31) bu kutlamada çıkan ilk diş hem çıkacak olan diğer dişlerin hem de bebeğin yakında çiğnemeye başlayacağının habercisi olarak değerlendirilmektedir. İlk dişin ortaya çıkması ile yapılan bu kutlama Molu' ya (2011) göre yiyeceğin kutsanması, çocuğun rızkının artması, bereketin çoğalması ve dişin sağlam olması gibi alt anlamlar da içermektedir. Sakarya' ya (2006) göre ise fizyolojik bir gelişim evresi olan diş çıkarmanın aile tarafından törensel bir kutlamaya dönüşmesinin sebepleri arasında çocuğun dişlerini zorlanmadan ve sağlıkla çıkarması, çıkan dişlerin hayır dualarına vesilesi olması gibi gerekçeler bulunmaktadır. Dolayısıyla içeriği kutlama, armağanlaşma, ikramlaşma seçenekleri ile dolu olan diş buğdayı kutlamasının temel amacı bebeğin gelişim evrelerinden birini gerçekleştirdiğini duyurmak, bu sevinci akraba ve dostlarla paylaşmak olarak değerlendirilebilir. Sarıtaş' a (2011) göre ise bu kutlamanın amacı bebeğin iyi yetiştirildiğini teyit etmek, topluma doğurganlığının önemini vurgulamak ve bebeğin sağlıkla gelişiminin ilerlemesini dilemektir.

Bu özel günün ana yemeği ise içine fındık, fıstık, üzüm, bal ve çeşitli kuru meyvelerin konulduğu buğdaydır. Kaynatılan bu buğdaya "hedik" denir. Hedik dışında birçok yiyeceğinde hazırlandığı kutlama töreninde çocuğun dişini görmeye gelen kişiler yine armağan getirir. Geleneksel kültürümüzde bu ritüelin beraberinde gelen armağanlaşma

geleneğinin de çeşitli uygulama ve yörelere göre farklılaştığını belirtmek, bu konuda örnekler verebilmek mümkündür. Örneğin Ayaldı 1967 yılında gerçekleştirdiği çalışmasında Turgutlu'da bu doğrultuda çocuğun dişini ilk gören kadına "diş annesi" dendiğinden ve diş annesinin çocuğu kucağına aldıktan sonra başından kaynamış buğday serptiğinden söz eder.

Daha sonra buradaki geleneğe göre bebeğin başında kalan buğdaydan yedi adet alınarak bir ipe dizilir. Kalafat ise 1996 yılında gerçekleştirdiği çalışmasında Kars ve Erzurum çevrelerinde çocuğun dişini gören ilk kişinin çocuğun acısının geçmesi ya da hafiflemesi amacıyla gömleğini yırtar, ayrıca aileye demir veya herhangi bir madeni nesne vererek çocuğun gelecek dişlerinin demir gibi sağlam olacağına olan inancını paylaşır..

2.7.5. Ad Verme

Geleneksel kültürümüzde doğan çocuğa ad konulmasının daha çok dinsel içerikli bir tören olarak gerçekleştiğini belirtmek mümkündür. Molu' ya (2011) göre çocuğa isim konması bir kutlama gerektirmektedir, bunun sebebi çocuğa ad koyma işinin sıradan bir iş olmamasıdır. Ailenin çocuğu için belirlediği isim bu tören esnasında bir din görevlisi veya dini açıdan saygın olan bir kişi tarafından kulağına önce ezan ve ardından da üç kere ismi bebeğin kulağına okunarak gerçekleşmektedir.

2.7.6. Saç Kesme

Çocuk açısından gerçekleştirilen bir diğer geleneksel ritüel de saç kesmedir. Bu uygulamada herhangi bir tören ya da kutlama gerçekleştirilmezken, çocuğun saçını ilk kesen kişiye hediye verilmesi armağanlaşma geleneğine örnek teşkil edebilir. "Adana ve çevresinde çocuğun saçı ilk kez kesildiğinde saçı ilk kesen kişiye hediye alınır ve bu kişi de çocuğa hediye alır" (Başçetinçelik, 1998: 102). Saç kesme konusundaki geleneksel uygulamalara bakıldığında; saç kesilme zamanının batıl sayılabilecek bir inanışa dayandığını belirtmek mümkündür. Bu inanışa göre bir yaşına gelmeden çocuğun saçı kesilirse ömrü kısa olur.

2.7.7. Doğum Günü

Çocuğun ilk yaşının gelmesiyle birlikte yapılan kutlamalarda ev sahibi birçok yiyecek hazırlarken doğum gününe davet edilenler de çocuk için çeşitli hediyeler getirirler. Doğum günü kutlamasının öncelikli ikramı pastadır. Pastanın üzerine dikilen mumlar ise çocuğun yaşını belirtmektedir. Doğum gününde verilen hediyeler incelendiğinde bu hediyelerin hem çocuğa yönelik olması hem de yadigâr kalma özelliğini taşıyacak olmasının tercih edildiği belirtilebilir.

Sonuç olarak geçmişten bugüne gelmiş geleneksel kutlama ritüellerinin sadece

“kutlama” amacı ile şekillendiğini belirtmek mümkündür. Bu ritüeller günümüz koşullarıyla kıyaslandığında tüketimin çok mikro bir düzeyde gerçekleştiği, armağanlaşmanın yönünün sadece kutlamayı gerçekleştiren haneye yönelik olduğu ve armağan algısının ikramlıklardan ibaret olduğu ifade edilmelidir.

Annelik ve çocuk ekseninde gerçekleşen modern kutlama ver armağanlaşma pratiklerinde geleneksel uygulamaların yansımalarını görmek mümkündür. Çalışmanın bir sonraki kısmında modern kutlama ve armağanlaşma pratikleri detaylandırılacaktır.

2.8. Annelik ve Yeni Doğan Bebekle İlgili Ritüel, Kutlama ve Armağanlaşmaya ilişkin